İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Bütün Eylemler

Bu akış otomatik olarak güncellenir

  1. Geçen saat
  2. Trump ile bir gazeteci arasında yaşanan hararetli tartışma, Trump'ın öfkesini tamamen kaybetmesine ve gazeteciye acımasızca saldırmasına yol açtı: “Sen düşmansın!” Gergin bir sahnede Trump, gazeteciye bağırarak mikrofonunun derhal kapatılmasını istedi ve onu “kaba ve iğrenç” olarak nitelendirdi. CNN'in ondan utanması gerektiğini söyledi! Gazeteci doğrudan sorularla onu köşeye sıkıştırmaya çalışınca, Trump patladı ve eski taktiğine geri döndü: “Medya halkın düşmanıdır!” Şiddetli tartışma, Trump'ın kendisini eleştiren her soruya duyduğu öfkeyi ortaya koyuyor. “Medyaya karşı savaş” dönemi geri mi dönüyor?
  3. WEMBY AZ ÖNCE EFSANE BİR SÖZ SÖYLEDİ: "Deneyim eksikliği bizim için bir güç... çünkü imkansız olduğunu bilmediğimiz için, imkansız şeyleri başarabiliriz."
  4. Amerika da Fox News şu tweeti attı: Tabii bu propaganda da olabilir. Çünkü Trump için işler hiç iyi gitmiyor
  5. Normal sezonda karşılaştıkları maçın özeti: Spurs X Knicks
  6. Bugün
  7. Soda kutuları nasıl geri dönüştürülüyor... Soda Kutuları Alüminyum Rulolarına Dönüştürülüyor.
  8. ABD, İran füzelerini düşürdükten sonra yeni meşru müdafaa saldırıları düzenledi Amerikan askeri güçleri, İran'ın insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırısı girişimlerine yanıt olarak, Hürmüz Boğazı'na komşu bir İran adasına saldırılar düzenledi; bu olay, Başkan Trump'ın İran ile daha uzun vadeli bir anlaşma yapma çabalarını sürdürdüğü bir dönemde, iki ülke arasında yaşanan son çatışma oldu. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), Salı günü yaptığı bir açıklamada, sivil denizcileri hedef alan üç İran İHA'sını düşürdüğünü bildirdi. CENTCOM'a göre İran ayrıca, Basra Körfezi bölgesindeki ABD müttefiklerine balistik füzeler fırlattı; ancak bu füzelerin "hiçbiri hedeflerini vuramadı." Bu füzeler arasında, Bahreyn'e ateşlenen ancak hava savunma sistemleri tarafından düşürülen üç füze ile Kuveyt'e ulaşamadan "yolda irtifa kaybeden veya parçalanan" iki füze de bulunuyordu. Buna karşılık CENTCOM, İran'ın Keşm Adası'nda bulunan bir yer kontrol istasyonuna yönelik "meşru müdafaa saldırıları" gerçekleştirdiğini açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ise yaptığı açıklamada, kendi saldırılarının; CENTCOM'un Salı günü daha erken saatlerde, İran'a doğru seyreden bir petrol tankerinin makine dairesine füze ateşleyerek gemiyi etkisiz hale getirme girişimine bir yanıt niteliğinde olduğunu belirtti. IRGC, Bahreyn'de bulunan ABD Donanması 5. Filo Karargâhı'nı ve "Amerikalı Siyonist düşmana ait bir gemiyi" hedef aldığını ifade etti. İran ve ABD, 7 Nisan'da ateşkes ilan ederek üç aydır süren savaşın getirdiği doğrudan çatışmaların çoğuna son vermişti; ancak ABD güçleri ateşkesin hâlâ yürürlükte olduğunu belirtse de, taraflar arasında dönemsel çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. Askeri komutanlık açıklamasında, "CENTCOM güçleri, devam eden ateşkes süresince, İran'dan gelebilecek haksız saldırılara karşı savunma yapmak üzere teyakkuzda ve hazır beklemektedir," ifadelerine yer verdi. Kaynak: CBS News
  9. İnternet Sadece Bir 'Öfke Tuzağı' (Rage Bait) mı? Dijital Çağın Yeni Para Birimi: Öfke Günümüzde sosyal medya akışlarımızda birkaç dakika yukarı kaydırmak (scroll etmek) bile ruh halimizi değiştirmeye yetiyor. Yanlış bir bilgi, haksız bir tartışma, akıl dışı bir davranış sergileyen bir fenomen veya toplumun sinir uçlarına dokunan bir açıklama… Karşımıza çıkan bu içeriklerin ortak bir amacı var: Bizi deliler gibi öfkelendirmek. Peki, dijital dünya gerçekten kontrolden mi çıktı, yoksa internet artık tamamen "rage bait" yani öfke tuzağı üzerine kurulmuş devasa bir endüstriye mi dönüştü? Bu sorunun cevabı, modern internetin mimarisinde, insan psikolojisinde ve kapitalizmin yeni biçiminde gizli. 1. 'Rage Bait' Nedir ve Nasıl Çalışır? Rage bait, internet kullanıcılarında yoğun bir öfke, hayal kırıklığı, şok veya adaletsizlik hissi uyandırmak amacıyla bilerek ve isteyerek üretilen içeriklerdir. Bu içerikler bazen absürt bir yemek tarifi (örneğin, İtalyan makarnasını ketçapla haşlayan biri), bazen toplumu kutuplaştıran siyasi bir iddia, bazen de açıkça mantıksız bir fikir olabilir. Buradaki temel mekanizma şudur: İçeriğin amacı sizi bilgilendirmek veya eğlendirmek değil, sizin o içeriğe karşı tepki vermenizi (engagement) sağlamaktır. Altın Kural: Dijital dünyada "Etkileşim etkileşimdir." Algoritmalar sizin bir içeriğe severek mi, yoksa nefret ederek mi yorum yazdığınızı ayırt etmez. Sadece orada ne kadar süre kaldığınıza ve ne kadar parmak hareketi (yazma, paylaşma) harcadığınıza bakar. 2. Algoritmaların Karanlık Yakıtı: Negatif Duygular İnternetin sadece öfke tuzağından ibaret olup olmadığını anlamak için ekranın arkasındaki yapay zekayı ve algoritmaları incelemek gerekir. Sosyal medya platformlarının (TikTok, X, Instagram, YouTube) temel gelir modeli reklamlar üzerine kuruludur. Bir platformun daha fazla reklam geliri elde etmesi için, kullanıcıyı ekran başında daha uzun süre tutması gerekir. Yapılan psikolojik ve nörolojik araştırmalar, insan beyninin negatif uyaranlara karşı çok daha hassas olduğunu gösteriyor (Evrimsel psikolojide buna "olumsuzluk önyargısı" veya negativity bias denir). Mutluluk ve Huzur: Paylaşım isteği uyandırır ama tartışma yaratmaz. Beğenir ve geçersiniz. Öfke ve İnfial: Eyleme geçme dürtüsü yaratır. "Bu kadarı da olmaz!" diyerek yorum yazar, arkadaşınıza gönderir, alıntılayarak tepki gösterirsiniz. Algoritmalar bu zaafımızı çok iyi biliyor. Sizi ekranda tutmanın en ucuz ve en etkili yolu, sizi sinirlendirecek içerikleri önünüze sermektir. Dolayısıyla internet yapısal olarak öfkeyi ödüllendiren bir sisteme dönüşmüştür. 3. Öfke Tuzağı Türleri: Sadece "Kötü Yemek" Videolarından İbaret Değil Rage bait, dijital ekosistemin her katmanına sızmış durumdadır ve farklı maskeler takar: A. Yaşam Tarzı ve Ev Yapımı Videoları (Mutfak Terörü) Tezgaha devasa miktarda peynir döküp üzerine çiğ kıyma koyarak saçma sapan yemekler yapan ve bunu "harika bir tarif" gibi sunan videoları görmüşsünüzdür. Bu videoların sahipleri aptal değildir; sizin yorumlarda "Bu ne biçim yemek!", "İsraf ediyorsunuz!" yazacağınızı çok iyi bilirler. Milyonlarca izlenme bu şekilde yakalanır. B. Sensasyonel ve Kışkırtıcı Gazetecilik (Clickbait'in Evrimi) Geleneksel medya da bu furyadan geri kalamaz. Haber siteleri ve dijital gazeteler, sıradan bir olayı bile toplumun sinir uçlarına dokunacak şekilde, sansasyonel, kışkırtıcı ve manipülatif başlıklarla sunar. Amaç, okuyucunun habere tıklayıp altındaki yorum bölümünde kavga etmesini sağlamaktır. C. Kültür Savaşları ve Politik Kutuplaşma Siyaset, öfke tuzağının en organik yetiştiği alandır. Bir siyasetçinin veya fenomenin, toplumun bir kesimini açıkça aşağılayan ya da mantık sınırlarını zorlayan bir açıklaması, saatler içinde milyonlarca etkileşim alır. İki taraf da birbirine öfkelenirken, platform kasasını doldurur. 4. İnternet "Sadece" Bundan mı İbaret? Sorumuzun can alıcı noktasına gelelim: İnternet sadece bir öfke tuzağı mı? Kesin bir dille hayır. İnternet hâlâ insanlık tarihinin en büyük kütüphanesi, en muazzam bilgi paylaşım ağı ve küresel bir köy. Ancak sorun şu ki, organik, sakin, bilgilendirici ve yapıcı içerikler, öfke tuzaklarının yarattığı gürültünün altında eziliyor. İnterneti devasa bir şehre benzetebiliriz: Şehrin içinde harika kütüphaneler, sanat galerileri, üniversiteler ve sessiz parklar var (Eğitici videolar, bilimsel makaleler, forumlar, yardımlaşma ağları). Ancak şehrin ana meydanında, gelip geçene laf atan, kavga çıkaran ve bağırıp çağıran bir grup var. Algoritmalar, bizi sürekli bu kavgaların olduğu meydana doğru çekiştiriyor çünkü o meydanda reklam panoları dikili. Dolayısıyla internet sadece öfke tuzağı değildir; ama en çok öne çıkan, en çok görünür olan ve en çok para kazandıran kısmı maalesef öfke tuzağıdır. 5. Bu Tuzaktan Nasıl Kaçınırız? "Dijital Hijyen" İnternetin bizi sürekli manipüle etmesine ve ruh sağlığımızı bozmasına izin vermemek bizim elimizde. Bu mekanizmayı bozmanın yolu "etkileşim vermeyi kesmekten" geçiyor. Öfke Tuzağına Karşı Ne Yapmalı? Ne İşe Yarar? Yorum Yapmamak / Tartışmaya Girmemek Algoritmaya "Bu içerik benim ilgimi çekmedi" sinyali gönderir. "İlgilenmiyorum" Seçeneğini Kullanmak Akışınızı temizler ve yapay zekayı eğiter. Engellemek (Block) ve Sessize Almak Bilerek kışkırtıcı içerik üreten hesapların erişimini sıfırlar. Tıklamadan Önce 5 Saniye Düşünmek Duygusal tepki (öfke) yerine mantığı devreye sokar. Öfkenizi Satın Alıyorlar Sonuç olarak; internetin kendisi kötü bir teknoloji değil, ancak modern sosyal medya ekosistemi "öfkenin paraya tahvil edildiği" bir pazar yerine dönüşmüş durumda. Bir dahaki sefere ekrana bakarken sizi çok sinirlendiren, "Bu kadar da olmaz" dedirten bir içerikle karşılaştığınızda kendinize şu soruyu sorun: gerçekten dünyada kötü bir şey mi oldu, yoksa birileri benim öfkemi arkasına alarak reklam geliri mi elde etmeye çalışıyor?* Tuzaktan kurtulmanın ilk adımı, tuzağın farkına varmaktır.
  10. Tüketim Çılgınlığının Görünmez Bedeli: Paketleme Kültürü, Tek Kullanımlıklar ve Ambalaj Atıkları Kıyameti Yirmi birinci yüzyılın modern şehir hayatı, bireye eşsiz bir özgürlük alanı sunarken, beraberinde insanlık tarihinin en büyük çevre krizlerinden birini de getirdi: Yalnızlaşan bireyin yarattığı devasa atık dağı. "Doğanın en büyük düşmanı paketler ve kutulardır" önermesi, bugün her zamankinden daha çarpıcı bir gerçekliğe işaret ediyor. Özellikle kent hayatında tek başına yaşayan bireylerin sayısındaki artış, lojistik ve e-ticaret sektörünün büyümesiyle birleştiğinde; evlerimize giren karton kutular, naylon poşetler, straforlar ve plastik ambalajlar geometrik bir hızla çoğalıyor. Bu tablonun üzerine bir de "kullan-at" (tek kullanımlık) ürünlerin getirdiği pratiklik tuzağı eklendiğinde, doğa geri dönüşü olmayan bir ekolojik yıkımla karşı karşıya kalıyor. İlk bölümde, tek başına yaşama kültürünün tüketim alışkanlıklarını nasıl dönüştürdüğünü, ambalaj sanayisinin gezegen üzerindeki tahribatını ve tek kullanımlık ürünlerin yarattığı mikroplastik krizini sosyolojik, ekonomik ve ekolojik boyutlarıyla ele alacağız. 1. Modern Sosyoloji ve "Tek Yaşama" Kültürünün Ekolojik Maliyeti Geleneksel aile yapısından çekirdek aileye, oradan da "tek kişilik hanelere" geçiş, modernizmin ve bireyselleşmenin en belirgin sonucudur. Bugün dünya genelinde, özellikle metropollerde milyonlarca insan evini hiç kimseyle paylaşmadan, tek başına yaşıyor. İlk bakışta sadece sosyolojik bir değişim gibi görünen bu durum, aslında hane başına düşen karbon ayak izini ve atık miktarını radikal bir şekilde artırıyor. Dört kişilik bir aile tek bir buzdolabı, tek bir çamaşır makinesi kullanırken ve akşam yemeği için tek bir tencere kaynatırken; dört ayrı tek kişilik hane dört katı enerji, dört katı eşya ve en önemlisi dört katı ambalaj tüketiyor. Porsiyon Küçülmesi, Ambalaj Büyümesi: Tek başına yaşayan bir birey, gıda israfını önlemek adına marketten büyük boy ürünler almak yerine, tek porsiyonluk ürünleri tercih ediyor. Örneğin; 1 kilogramlık bir pirinç tek bir plastik pakette sunulurken, tek kişilik 250'şer gramlık dört ayrı paket, dört kat daha fazla plastik atık anlamına geliyor. E-Ticaret ve Eve Servis Bağımlılığı: Tek başına yaşayanların zaman kısıtı, yemek pişirme motivasyonunun düşüklüğü veya pratiklik arayışı, onları online alışverişe ve hazır yemek platformlarına yönlendiriyor. Tek bir porsiyon kahve veya bir adet sandviç bile eve devasa bir karton kutu, plastik poşet, alüminyum folyo, plastik çatal-bıçak seti ve ıslak mendil kombinasyonuyla ulaşıyor. Sonuç olarak, bireysel özgürlük alanı genişlerken, bu özgürlüğün lojistik faturası doğrudan doğaya kesiliyor. 2. "Paketler ve Kutular": E-Ticaretin Görünmez Ambalaj Dağı Pandemi dönemiyle birlikte küresel bir alışkanlığa dönüşen ve bir daha asla geriye sarmayan e-ticaret çılgınlığı, evlerimizi adeta birer ambalaj ayrıştırma tesisine çevirdi. Sipariş edilen küçücük bir ruj veya bir adet kitap, taşınma esnasında zarar görmemesi adına katlarca havalı naylona (patpat) sarılıyor, plastik dolgu malzemeleriyle destekleniyor ve kendi boyutunun beş katı bir karton kutuya konuluyor. Ambalaj sektörünün doğaya verdiği zararlar birkaç ana başlıkta özetlenebilir: Ormansızlaşma ve Su Tüketimi: Karton ve kağıt ambalajlar organik ve "çevre dostu" gibi pazarlansa da, bu kutuların üretimi için her yıl milyonlarca ağaç kesiliyor. Dahası, kağıt ve karton üretimi, endüstriyel olarak en çok su ve enerji tüketen, kimyasal atık üreten sektörlerin başında geliyor. Geri Dönüşüm İllüzyonu: Tüketiciler olarak kapımızın önüne yığılan kartonları geri dönüşüm kutusuna attığımızda vicdanımızı rahatlatıyoruz. Ancak gerçek şu ki; küresel ölçekte üretilen plastik ambalajların %10'undan daha azı, kağıt/karton atıkların ise ancak belirli bir kısmı nitelikli olarak geri dönüştürülebiliyor. Üzerine yağ, gıda kalıntısı veya kimyasal bulaşmış ambalajlar geri dönüştürülemiyor ve doğrudan katı atık depolama sahalarına ya da okyanuslara gidiyor. 3. Tek Kullanımlık Ürünler: Gezegeni Boğan "Pratiklik" Tuzağı Paket ve kutu krizinin üzerine binen en büyük çarpan yetkisi, şüphesiz "tek kullanımlık" (disposable) ürün mimarisidir. Plastik pipetler, kahve bardakları, plastik kapaklar, karton görünümlü aslında içi polietilen kaplı sıcak içecek bardakları, tek kullanımlık tıraş bıçakları, makyaj temizleme pamukları ve ıslak mendiller... İnsanoğlunun sadece 10-15 dakika kullanıp çöpe attığı bir plastik bardağın doğada tamamen çözünmesi 450 ila 500 yıl sürüyor. Bu, üretilen ilk plastik bardağın hala doğada bir yerlerde varlığını sürdürdüğü anlamına geliyor. 4. Döngüsel Ekonomi ve Bireysel Çözümler: Bu Gidişatı Nasıl Durdurabiliriz? Bu ekolojik kriz karşısında ne tek başına yaşayan bireyleri suçlayarak bir yere varabiliriz ne de modern hayatın getirdiği e-ticaret konforundan tamamen vazgeçilmesini bekleyebiliriz. Çözüm, hem sistemik bir endüstriyel dönüşümde hem de radikal bireysel farkındalıkta yatıyor. Çözüm Alanı Endüstriyel / Kurumsal Seviye Bireysel Seviye (Tek Yaşayanlar İçin) Ambalaj Yönetimi Depozitolu ve çok kullanımlık kargo kutularına geçiş yapılması. Kargo kutularını atmayıp evde depolama/yeniden gönderme için saklamak. Tüketim Alışkanlığı Restoranların ve marketlerin zorunlu olmadıkça plastik servis koymaması. Sipariş verirken "Tek kullanımlık ürün istemiyorum" seçeneğini işaretlemek. Gıda ve Alışveriş Ambalajsız, dökme (balk) ürün satan eco-friendly market zincirlerinin yaygınlaşması. Pazardan veya açık reyonlardan kendi bez torbası ve saklama kabıyla alışveriş yapmak. Yaşam Tarzı Geri dönüşüm altyapısının yerel yönetimlerce modernize edilmesi. Evde kompost yapmak, termos ve matara kullanımını hayatın merkezine koymak. Gezegeni Paketinden Çıkarmak Tek yaşamanın getirdiği bağımsızlık ve konfor, arkasında devasa bir ambalaj mezarlığı bırakmamalıdır. Doğanın en büyük düşmanı haline gelen paketler, kutular ve tek kullanımlık ürünler, insanlığın "kullan ve at, arkana bakma" felsefesinin somutlaşmış halidir. Oysa doğada "atık" diye bir kavram yoktur; her bitiş bir başlangıçtır, her dökülen yaprak toprağa besindir. İnsanoğlu olarak doğanın bu döngüsel zekasını acilen kendi lojistik ve tüketim sistemlerimize entegre etmek zorundayız. Evimize giren her kutunun, açtığımız her paketin arkasındaki su, ağaç ve karbon maliyetini idrak ettiğimizde ve "pratiklik" adına geleceğimizi çöpe atmaktan vazgeçtiğimizde, gezegeni içine düştüğü bu ambalaj kıyametinden kurtarabiliriz. Unutmamalıyız ki; tek başımıza yaşıyor olabiliriz, ama bu gezegende hep birlikteyiz. *************************************** Ambalaj Kıyametinden Çıkış Reçetesi: Döngüsel Ekonomi, Sıfır Atık Mimarisi ve Geleceğin Tüketim Modelleri Tek kişilik hanelerin artışı, e-ticaret lojistiği ve kullan-at kültürünün birleşimiyle ortaya çıkan "ambalaj krizi", modern dünyanın en büyük ekolojik çıkmazlarından biridir. Sorunun büyüklüğü ve karmaşıklığı, çözümün de sadece "bireysel tüketimi azaltmak" gibi iyi niyetli ama yetersiz kalmaya mahkum yaklaşımlarla çözülemeyeceğini gösteriyor. Doğayı boğan bu paket, kutu ve tek kullanımlık ürün yığınından kurtulmak; endüstriyel tasarımın, ticaret hukukunun, lojistik sistemlerin ve bireysel alışkanlıkların kökten ve eş zamanlı olarak yeniden yapılandırılmasını gerektirir. Bu yazıda, ambalaj atıkları krizinin ortadan kaldırılması için uygulanması gereken yapısal çözümleri, makro (endüstriyel ve yasal) ve mikro (bireysel ve toplumsal) boyutlarıyla, somut küresel modeller üzerinden ele alacağız. 1. Makro Çözümler: Endüstriyel Dönüşüm ve "Beşikten Beşiğe" Tasarım Mevcut doğrusal ekonomi modeli "al, yap, kullan, at" prensibine dayanır. Ambalaj krizinin temel çözümü, bu modeli sistemin girdilerinin asla atığa dönüşmediği Döngüsel Ekonomi (Circular Economy) yapısına evirmektir. A. Cradle-to-Cradle (Beşikten Beşiğe) Ambalaj Tasarımı Ambalajların tasarımı, ürün daha fabrikada üretilmeden önce "gelecekteki atık" kimliğinden arındırılmalıdır. Biyolojik Besin Olarak Ambalaj: Plastik ve türevleri yerine, tamamen toprağa karıştığında gübreye dönüşebilen mantar miselyumu (mycelium), deniz yosunu ekstraktları veya tarımsal atıklardan üretilen ambalaj teknolojileri yaygınlaştırılmalıdır. Bu malzemeler doğaya terk edildiğinde haftalar içinde kompostlaşarak toprağı besler. Teknik Besin Olarak Ambalaj: Eğer plastik kullanımı zorunluysa (örneğin medikal ürünlerde veya belirli gıda koruma zincirlerinde), bu plastikler asla "karma" (multilyaer) malzemelerden yapılmamalıdır. Kağıt ile plastiğin iç içe geçtiği (kahve bardakları gibi) malzemelerin geri dönüşümü neredeyse imkansızdır. Endüstri, %100 tek tip ve kalitesi düşmeden sonsuz kez dönüştürülebilen (monomalzeme) tasarımlara zorunlu kılınmalıdır. B. Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (EPR) ve Yasal Yaptırımlar Hukuki düzenlemeler, bir ürünün ambalajının doğada yarattığı tahribatın mali maliyetini üreticiye yüklemelidir. Kirleten Öder İlkesi: Şirketler, piyasaya sürdükleri ambalaj miktarı ve ambalajın geri dönüştürülebilirlik zorluk derecesine göre vergilendirilmelidir. Geri dönüştürülmesi imkansız bir siyah plastik kap üreten firma, tamamen çözülebilir bir karton kullanan firmadan kat kat fazla vergi ödemelidir. Bu durum, piyasa mekanizmasını kendiliğinden yeşil tasarıma zorlayacaktır. Zorunlu Depozito İade Sistemleri (DRS): Özellikle içecek ve gıda sektöründe, tüketicinin ambalajı sisteme geri vermesini sağlayan, otomatlar ve finansal teşviklerle desteklenen ulusal depozito sistemleri tüm dünyada bağlayıcı hale getirilmelidir. 2. Lojistik ve E-Ticaret Sektöründe Devrim: Akıllı Dağıtım Sistemleri Tek başına yaşayan bireylerin evlerine giren kutu sayısını artıran en büyük faktör olan e-ticaret, lojistik süreçlerini radikal bir şekilde değiştirmek zorundadır. Mevcut Doğrusal Kargo Akışı: [Ürün] ➔ [Tek Kullanımlık Karton/Plastik] ➔ [Ev] ➔ [Çöp/Doğa] Geleceğin Döngüsel Lojistik Akışı: [Ürün] ➔ [Standardize Akıllı Kutu] ➔ [Ev] ➔ [Kurye/Otomat Tarafından Geri Alım] ➔ [Sterilizasyon ve Yeniden Kullanım] Döngüsel Kargo Kutuları: E-ticaret devleri, tek kullanımlık karton kutular yerine, dayanıklı polipropilenden yapılmış, katlanabilir ve en az 100 kez kullanılabilen standardize kargo çantalarına ve kutularına geçmelidir. Kurye ürünü teslim ettiğinde, tüketici ürünü içinden alıp kutuyu kuryeye iade etmeli veya mahalledeki akıllı kargo otomatlarına bırakmalıdır. Konsolide (Birleştirilmiş) Teslimat: Tek başına yaşayanların farklı günlerde verdiği siparişler, yapay zeka algoritmalarıyla optimize edilerek tek bir günde ve tek bir büyük ambalaj içinde teslim edilmelidir. "Aynı gün teslimat" çılgınlığının yarattığı mikro-ambalajlama eğilimi, karbon vergileriyle törpülenmelidir. 3. Mikro Çözümler: Alışveriş Altyapısının Değişmesi ve "Ambalajsız" Şehirler Tüketicinin çevre dostu davranabilmesi için, şehir altyapısının ve perakende sektörünün bu tercihi kolaylaştırması gerekir. Bireysel çaba, sistem elverişli olmadığında sürdürülemez. Refill (Yeniden Dolum) İstasyonları: Süpermarketlerde deterjan, şampuan, zeytinyağı, bakliyat ve kuruyemiş gibi ürünler için devasa dolum üniteleri kurulmalıdır. Tüketici (özellikle tek yaşayanlar ihtiyaçları kadar miktarı) evinden getirdiği kavanoz veya kalıcı şişelere doldurarak satın almalıdır. Bu, hem "porsiyon küçüldükçe ambalajın büyümesi" sorununu çözer hem de ürünü ambalaj maliyetinden arındırarak ucuzlatır. Kullan-At Ürünlerin Yasaklanması ve Alternatifleri: Plastik çatal, bıçak, pipet, strafor köpük tabaklar ve plastik poşetler tamamen yasaklanmalıdır. Kafelerde termos kullananlara indirim yapılması, kendi kabıyla yemek siparişi veren tüketicilere sadakat puanları tanımlanması gibi ekonomik ödüllendirme mekanizmaları hayata geçirilmelidir. 4. Toplumsal Paradigmada Değişim: "Pratiklik" Mitinin Yıkılması Çözümün psikolojik ve kültürel ayağı, modern insanın zihnine kazınan "Zamanım yok, öyleyse kullanıp atmalıyım" paradigmasının yıkılmasıdır. Tek başına yaşamak, doğadan bağımsız yaşamak anlamına gelmez. "Ekolojik Yalnızlık" Bilinci: Tek başına yaşayan bireyler, evsel atık yönetimini bir hobi ve vatandaşlık görevi olarak yeniden tanımlamalıdır. Evde organik atıkları komposta dönüştüren küçük mutfak ünitelerinin (Bokashi kompostu gibi) kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Mutfak Kültürünün Yeniden Kazanılması: Hazır yemek platformlarının ambalaj teröründen kaçmanın en kesin yolu, yerel ve ambalajsız malzemelerle evde yemek pişirme alışkanlığının (haftalık toplu yemek hazırlama - meal prep) geri kazanılmasıdır. Bu hem bireysel sağlığı korur hem de eve giren günlük plastik konteyner sayısını sıfıra indirir. Atıksız Bir Gelecek Mümkün Mü? Doğanın en büyük düşmanı haline gelen ambalaj ve kutu kuşatmasını kırmak, insanlığın konfor algısını yeniden müzakere etmesini gerektiriyor. Çözüm; kimyagerlerin laboratuvarlarda geliştirdiği biyobozunur malzemelerden, parlamentoların çıkaracağı sert yasalara, e-ticaret şirketlerinin lojistik devriminden, tek başına yaşayan bir bireyin kargo siparişi verirken sergilediği reflekslere kadar uzanan bütünsel bir senkronizasyon gerektirir. Gezegenimizi ambalajından çıkarmak ve onu nefes alabilir hale getirmek lüks bir çevreci aktivizm değil, modern şehirlinin hayatta kalma mücadelesidir. Tüketim zincirinin her halkası sorumluluk üstlendiğinde, kutuların ardına gizlenmiş bu çevre felaketini durdurmak ve doğayla uyumlu, ambalajsız bir yaşam mimarisi inşa etmek kesinlikle mümkündür.
  11. "Şans getirmesi için göbeğimi okşamak ister misin?" 🤣😅🤪 Guillermo (Ünlü Komedyen Jimmy Kimmel'a çalışıyor) ve Wemby, NBA Finalleri 1. Maç Medya Günü'nde birlikte eğlenceli bir an paylaşıyor.
  12. YAPAY ZEKANIN 8 KADEMELİ KIYAMET CETVELİ: Sen Hangi Basamaktasın, Köle mi Yoksa Efendi mi? Yapay zeka benimseme durumunuzu anlamanıza yardımcı olacak bir rehber, örnek sorular ve ne zaman bir üst seviyeye geçmeye hazır olduğunuzu nasıl anlayacağınız Tek bir viral gönderi bile, yapay zekayı tamamen yanlış kullandığınızı hissetmenize neden olabilir. Birisi paralel olarak 12 Claude Code oturumu yürütüyor. Başka birinin ajanı uyurken e-postaları yanıtlıyor. Bu arada, siz hala ChatGPT ile tartışıyorsunuz. Ama asıl mesele şu: Her ileri düzey kullanıcıya ayak uydurmak önemli değil. Yapay zekadan değer bulmanın en iyi yolu, onu işinize uygun bir şekilde kullanmak ve halihazırda elde ettiğinizden daha fazlasını elde edip edemeyeceğinizi düzenli olarak kontrol etmektir. (Bunu müşteri sunumlarında göstermek için Steve Yegge'nin onlarca kodlama ajanını yönlendirme hakkındaki "Gas Town" yazısını kullanıyordum, ancak deneyimimle tam olarak uyuşmuyordu ve değiştirmem gerekti.) Bu rehber, temel chatbot kullanımından tam ajan orkestrasyonuna kadar yapay zeka benimsemenin sekiz seviyesini haritalandırıyor. Her yeni seviyede, işinizin daha büyük bir kısmını yapay zekaya devrediyor ve ona daha fazla güveniyorsunuz. Aşağıdaki bölümler, her seviyenin pratikte nasıl çalıştığını, örnek komutlarla birlikte açıklıyor; böylece mevcut ihtiyaçlarınıza ve iş akışlarınıza hangi seviyelerin uyduğunu, her aşamada nelerin mümkün olduğunu ve bir sonrakine ne zaman geçmeniz gerektiğini anlayabilirsiniz. Seviye Şirketteki Rolü İnsan-Yapay Zekâ İlişkisi 1—Sohbet Robotu Stajyer Siz sorarsınız, o bildiğini anlatır. Sürekli başında durmanız gerekir. 2—Yardımcı Pilot Kıdemli Uzman Dosyalarınızın içindedir. "Şu veriyi analiz et" dersiniz, yanınızda eşlik eder. 3—Ajan Operasyon Sorumlusu İş planı yapar ama hata yapmamak için her adımda dönüp onayınızı ister. 4—Otopilot Güvenilir Delege İşi teslim alır, bitirir ve önünüze sadece raporu koyar. 5—İş Akışları Fabrika Müdürü Birden fazla aracın ve ajanın kusursuz bir üretim bandı gibi çalışmasını sağlar. 6—Asistan Gizli Yönetici Siz uyurken arkada mailleri okur, fırsatları sezer ve emir almadan harekete geçer. 7—Çoklu Ajan Genel Müdür Farklı departmanlardaki (pazarlama, yazılım, finans) yapay zekaları aynı anda koordine eder. 8—Orkestratör Holding CEO'su Siz sadece hedefi söylersiniz ($\text{Hedef: Ciro artışı}$), o kendi alt kadrosunu kurar, işe alım yapar ve yönetir. Daha yüksek bir seviye mutlaka daha iyi anlamına gelmez. Tanıdığım en gelişmiş yapay zeka kullanıcıları, önlerindeki özel zorluğa göre çalışmak için en iyi seviyeyi belirleyerek aynı anda birkaç seviyede çalışıyorlar. Bir görev için doğru seviye genellikle, yapay zekanın müdahale olmadan iyi bir iş yapacağına ne kadar güvendiğinize ve hata yapması durumunda bunun ne kadar büyük bir sorun olacağına bağlıdır. Yüksek riskli görevler için, yapay zekayı denetleyebilmek için daha düşük bir seviyede kalmalı veya daha az insan gözetimiyle daha yüksek bir seviyede aynı kaliteyi elde etmek için gerekli zamanı, mühendislik kaynaklarını ve jetonları yatırmaya hazır olmalısınız. Konuştuğum ve yapay zekayı benimsemekte zorlanan çoğu insanın geçerli sebepleri var: Ya yaptıkları iş için çıktı kalitesi çok düşük ya da elde edilmesi çok pahalı. Bir üst seviyeye güvenli bir şekilde geçmek; çaba ve deneme yanılma süreçleri —ya da model yetkinliğinde kayda değer bir sıçrama— gerektirir. Görevlerinizin büyük bir kısmı için en uygun seviye eşleşmesi, aynı zamanda üstlendiğiniz role de bağlı olabilir. Genel bir ifadeyle, bilgi çalışanları için şu anki ideal nokta, 1. ve 4. Seviyeler arasında bir yerdedir. Mühendisler ise çoğunlukla 5. ila 8. Seviyeler arasında konumlanırlar; bunun bir nedeni de, daha yeni ve henüz tam anlamıyla oturmamış sistemleri —henüz herkesin kullanımına hazır hale gelmeden önce— işlevsel kılan o destekleyici altyapıyı inşa edebilme yetkinlikleridir. Bu 8 seviyeli hiyerarşi, yapay zekanın sadece teknik olarak ne kadar geliştiğini değil, insanla olan iş ortaklığının doğasının nasıl değiştiğini gösterir. Sistemi daha net, pratik örneklerle ve teknik arka planıyla ele alalım: Seviye 1: Sohbet Robotu (Chatbot) — "Sor-Cevaplasın" Yapay zekanın en temel, reaktif (tepki veren) formudur. Belleği sadece o anki sohbet penceresiyle sınırlıdır. Nasıl Çalışır: Siz bir komut (prompt) girersiniz, o da mevcut dil modelinin (LLM) bilgisine dayanarak bir metin, kod veya görsel üretir. İş bitince bağ kopar. Örnek: Gemini veya Claude'a girip "Bana mobilya satış teknikleri üzerine 5 maddelik bir strateji yaz" demek. Sınırı: Sizin bağlamınızı, dosyalarınızı veya şirketinizi tanımaz. Her seferinde baştan anlatmanız gerekir. Seviye 2: Yardımcı Pilot (Copilot) — "Birlikte Çalışalım" Yapay zekâ artık tarayıcınızın dışına çıkıp, doğrudan üretim yaptığınız yazılımların içine entegre olur. Sizin bağlamınızı (açık olan dosyayı, yazdığınız kodu) gerçek zamanlı okur. Nasıl Çalışır: Yazılımın içinde gömülüdür. Siz bir şeyler yazarken ne yapmak istediğinizi tahmin eder, tamamlar veya hataları düzeltir. Örnek: Cursor veya GitHub Copilot ile kod yazarken bir sonraki satırı tahmin etmesi; Excel içinde "Bu tablodaki ciro düşüşünün nedenini yan sütunda açıkla" demek. Sınırı: Sadece içinde bulunduğu dosya veya ekranda aktiftir. Kendi başına gidip bilgisayarda başka bir programı açamaz. Seviye 3: Ajan (Agent) — "Plan Yapayım ama Onayla" Yapay zekâ artık sadece metin üretmez; araç kullanma yeteneği (Tool Use) kazanır. İnternette arama yapabilir, veri tabanına erişebilir veya dosya indirebilir. Ancak inisiyatifi sınırlıdır. Nasıl Çalışır: Büyük bir görevi alt görevlere böler. İlk adımı atar, sonucu alır ve bir sonraki adıma geçmeden önce durup size sorar. Örnek: "Bana rakip web sitelerinin SEO analizini çıkar" dersiniz. Ajan siteleri tarar, anahtar kelimeleri bulur ve "Verileri buldum, şimdi bunları Excel'e aktarıyorum, onaylıyor musunuz?" diye sorar. Sınırı: Güvenlik bariyerleri yüksektir; insan onayı (Human-in-the-loop) olmadan kritik bir karar alamaz. Seviye 4: Otopilot (Autopilot) — "Ben Halledip Geleyim" İnsan onay mekanizmasının ortadan kalktığı, yapay zekanın görevi uçtan uca tek başına yürüttüğü aşamadır. Hata yaptığında kendi kodunu veya çıktısını kendi kendine düzeltebilir (Self-correction). Nasıl Çalışır: Siz hedefi verirsiniz. Yapay zekâ onlarca adımı arka arkaya, kimseye sormadan yürütür. Süreç bittiğinde size sadece bitmiş ürünü sunar. Örnek: Claude Code veya Lovable kullanarak, "Bana şu özelliklere sahip bir e-ticaret sitesi kur" dersiniz. Otopilot kodu yazar, test eder, hataları düzeltir, sunucuya yükler ve size sadece sitenin linkini verir. Sınırı: Tek bir büyük görev üzerinde çalışır. Şirketin diğer departmanlarıyla veya diğer iş süreçleriyle entegre değildir. Seviye 5: İş Akışları (Workflows) — "Fabrika Bandı" Tek bir ajanın yetmeyeceği, çıktının profesyonel bir endüstriyel standarda ulaşması için birden fazla aşamanın ardışık olarak bağlandığı sistemlerdir. Nasıl Çalışır: Bir ajanın çıktısı, diğer ajanın girdisi olur. Kalite kontrol (QA) mekanizmaları devreye girer. Örnek: Bir makale üretim bandı kurarsınız: Ajan A: Trend konuları araştırır. Ajan B: Taslak metni yazar. Ajan C: Metni SEO kurallarına göre optimize eder. Ajan D: İmla ve üslup kontrolü yapıp yayına alır. Sınırı: Sistem ne kadar kusursuz olsa da önceden tanımlanmış bir "ray" üzerinde gitmek zorundadır. Beklenmedik bir kriz anında rotayı değiştiremez. Seviye 6: Asistan (Managed/Proactive Agents) — "Siz Söylemeden Ben Yaptım" Bu seviyede yapay zekâ "tetiklenmeyi" (prompt beklemeyi) bırakır. Arka planda sürekli çalışır durumdadır (Deamon/Background process) ve çevre faktörlerini izler. Nasıl Çalışır: E-postalarınızı, web sitenizin trafiğini veya piyasayı 7/24 izler. Olağan dışı bir durum veya bir fırsat gördüğünde komut beklemeksizin aksiyon alır. Örnek: Web portalınızdaki sunucu trafiği aniden düşerse, asistan durumu sezer, Google görünürlüğünü kontrol eder, teknik hatayı bulur, düzeltir ve sabah size: "Gece SEO'da bir kırılma saptadım, sorunu çözdüm, bilginiz olsun" diye rapor atar. Seviye 7: Çoklu Ajan (Multi-Agent Systems) — "Yatay Departmanlaşma" Farklı uzmanlık alanlarına sahip ajanların bir ağ (network) halinde birbiriyle haberleştiği, tartıştığı ve ortak bir hedef için iş birliği yaptığı ekosistemdir. Nasıl Çalışır: Ajanlar sadece insanla değil, kendi aralarında "Mesajlaşma Protokolleri" ile konuşurlar. Yazılım ajanı, pazarlama ajanından aldığı verilere göre sitenin tasarımını günceller. Örnek: Bir dijital medya şirketi düşünün. İçerik üreten, reklam bütçesini yöneten, kullanıcı yorumlarını moderte eden ve SEO'yu optimize eden 4 farklı uzun soluklu ajan, haftalık hedeflere ulaşmak için senkronize çalışır. Seviye 8: Orkestratör (Orchestrator) — "CEO Yapay Zekâ" Zirve noktasıdır. Sizin muhatap olduğunuz tek bir "Yönetici Ajan" (Master Agent) vardır. Siz ona sadece vizyonu veya nihai hedefi söylersiniz; o hedefi gerçekleştirmek için alt kadroları kendisi yaratır. Nasıl Çalışır: Dinamik bir yönetim sergiler. Eğer projede bir yazılım açığı varsa, anında gidip bir "Yazılım Güvenliği Ajanı" klonlar, onu işe koşar, işi bitince o ajanı kapatır. Kaynak dağıtımını ve bütçeyi kendisi yönetir. Örnek: Orkestratöre dersiniz ki: "Avrupa pazarına açılmak istiyorum, bana orada ayda 10 bin Euro ciro getirecek bir dijital platform kur ve büyüt." Orkestratör pazar araştırması yapar, alt ajan ekiplerini kurar, reklamları optimize eder, bütçeyi yönetir ve hiyerarşiyi tepeden kontrol eder. İnsanın Değişen Rolü Bu süreçte insan "İşçi" konumundan (Seviye 1-2), "Mimar/Sistem Tasarımcısı" konumuna (Seviye 4-5) ve nihayetinde sadece onay veren veya vizyon belirleyen bir "Yatırımcı/Yönetim Kurulu Başkanı" (Seviye 7-8) konumuna geçer.
  13. Dün
  14. Freedom 250 konser kadrosu dağılınca Trump öfkelendi. Bir rapora göre Donald Trump, Freedom 250 konserlerinin şimdiden fiyaskoyla sonuçlanması karşısında o kadar öfkeli ki, sorumluların kovulmasını istiyor. Beyaz Saray'dan bir kaynak Daily Mail'e verdiği demeçte, 79 yaşındaki Başkan'ın; 25 Haziran ile 10 Temmuz tarihleri arasında Washington D.C.'deki National Mall'da, Amerika'nın 250. kuruluş yıldönümünü kutlamak amacıyla düzenlenecek gösterilerden, "Z-sınıfı" (üçüncü sınıf) ünlülerin birer birer çekilmesiyle düştüğü zor durum nedeniyle küplere bindiğini belirtti. Gösteriler için pek çok müzik sanatçısının adı duyurulmuş olsa da, Commodores, Morris Day, Poison grubunun solisti Bret Michaels, Young MC ve ana sanatçı Martina McBride dahil olmak üzere neredeyse hepsi, etkinliğin Trump'a sadık kişilerce organize edilen siyasi bir faaliyet olduğu gerçeği gizlenerek, kendilerine tarafsız bir etkinlik olduğu izleniminin verildiğini ve bu şekilde kandırıldıklarını öne sürerek sahne almayacaklarını açıkladılar. Konserlerle ilgili durum o kadar kötü bir hal almıştı ki Trump, etkinliği "iptal etmekle" ve bunun yerine bu ayın sonlarında D.C.'de alelacele organize edilecek bir mitingde bizzat kendisinin ana konuşmacı olarak sahneye çıkmasıyla tehdit etti. Beyaz Saray'dan bir iç kaynak Daily Mail'e yaptığı açıklamada, "Jason Aldean ve Nicki Minaj gibi gerçek ünlülerin kendisine destek verdiği bir dünyada, Z-sınıfı ünlülerin Başkan'ı bu şekilde zor durumda bırakmasına göz yummak; sadece utanç verici değil, aynı zamanda ağır bir ihmaldir ve yakında kovulmalar yaşanacaktır," ifadelerini kullandı. "Orada tam anlamıyla bir 'kendi kendini vuran birlik' (kaos ve suçlama sarmalı) durumu yaşanıyor. Bazı sanatçılarla, duyurular yapılmadan önce sözleşmelerle ilgili bağlayıcı anlaşmalar bile henüz tamamlanmamıştı." 80'lerin ünlü playback (dudak senkronizasyonu) pop ikilisi Milli Vanilli'nin hayatta kalan üyesi Fab Morvan, etkinlikten çekileceğini doğrulayan son sanatçı oldu. Morvan Pazartesi günü CNN'e verdiği demeçte, "Hafta boyunca yaşananlar tam bir sirk gösterisine dönüştü. Ve ben böyle bir şey için anlaşma yapmamıştım," dedi. "Siyasetle işim olmaz. Dolayısıyla bu haberi ilk kez buradan duyuyorsunuz: Ben bu kutlamaya katılmayacağım." Morvan ayrıca, etkinlikte sahne alacak isimlerin duyurulmasından sadece birkaç saat sonra rapçi Young MC'nin etkinlikten çekilmesiyle endişelerinin ilk kez su yüzüne çıktığını; Young MC'nin de çekilme gerekçesi olarak, "sanatçılara gösterilerin herhangi bir siyasi bağlantısı olduğu konusunda hiçbir bilgi verilmediğini" öne sürdüğünü sözlerine ekledi. Freedom 250 etkinliklerinin planlama sürecine hakim bir kaynak ise, sanatçıların aslında sahne alma niyetlerinin hiç olmadığını ve Trump'ı zor durumda bırakmak amacıyla etkinlikten çekildiklerini duyurduklarını öne sürmeye çalışarak durumu kurtarmaya çabaladı. Daily Mail’e konuşan kaynak, “Yıllardır gündemden düşmüş durumdalar; benim teorim şu ki, tek istedikleri o ‘15 dakikalık şöhret’ paylarını almaktı. Bu, tamamen bir reklam gösterisiydi,” dedi. Aynı kaynak, “Paramızı geri alacağız. Onları sahne almaya zorlayabilirdik —zaten ödemelerini yaptık, sözleşme altındalar— ama buna değmez,” diye ekledi. Trump, Truth Social platformundaki o kendine has çıkışlarından birinde, etkinlikten çekilen sanatçıların “yıldıklarını” (yips) öne sürdü; hatta etkinliğin ana sanatçısı olarak kendisinin sahneye çıkabileceğini, zira “zirvedeki Elvis’ten bile çok daha büyük kitlelere hitap ettiğini —üstelik bunu gitar kullanmadan başardığını—” iddia etti. Mar-a-Lago’da daha önce defalarca sahne almış olan Vanilla Ice, Flo Rida ve C+C Music Factory; Freedom 250 konserlerinin orijinal programından geriye kalan ve hâlâ sahne alması beklenen tek isimler olarak göze çarpıyor. Kaynak: TDB
  15. Yarı Final İlk Maçında Beşiktaş GAİN, Bahçeşehir Koleji'ni devirdi: Seride avantajı kaptı! Beşiktaş GAİN, Basketbol Süper Ligi yarı final serisi ilk maçında kendi evinde ağırladığı Bahçeşehir Koleji'nin 82-79 mağlup etti.
  16. Mustafa Ceceli - Aşk İçin Gelmişiz (Somuncu Baba Aşkın Sırrı film müziği)
  17. Silinen bir kayıt, Melania ve Trump'ın tanışmasına dair alternatif bir anlatı sunuyor Alternatif tanışma anlatısı: Amanda Ungaro, silinen bir kayıtta, Melania Trump'ı Donald Trump ile Jeffrey Epstein'ın tanıştırdığını öne sürmüş; bu iddia, hem Melania'nın hem de Paolo Zampolli'nin anlatılarından farklılık göstermiştir. Hukuki anlaşmazlık sürüyor: Bir yargıcın Wolff'un ilk "anti-SLAPP" (stratejik dava) başvurusunu reddetmesine rağmen, Melania Trump ve Michael Wolff, Wolff'un Epstein ile ilgili yorumları üzerinden devam eden bir hukuki çatışma içinde bulunuyorlar. Paris'teki yaşam anıları: Victoria Silvstedt, Melania'nın Paris'te genç bir modelken sürdürdüğü; işine odaklı, disiplinli ve Sophia Loren'den ilham alan sessiz yaşam tarzını tarif etti. Melania Trump ve Victoria Silvstedt'in Paris gece hayatından uzak durması Paris'te birlikte yaşadıkları dönemde Melania Trump ve Victoria Silvstedt, şehrin hareketli gece hayatından uzak durmayı tercih ettiler. Bunun yerine, modellik çalışmalarına ve fiziksel formlarını korumaya odaklandılar. Paolo Zampolli, Melania Trump ve Donald Trump'ı 1998'de New York'taki bir partide kendisinin tanıştırdığını iddia ediyor Paolo Zampolli, 1998 yılında New York'ta düzenlenen bir partide Melania Trump'ı Donald Trump ile tanıştıran kişinin kendisi olduğunu belirtmiştir. Bu anlatı; Jeffrey Epstein'ın adının geçtiği Amanda Ungaro'nun iddiasından ve Melania Trump'ın olaylara dair kendi versiyonundan farklılık arz etmektedir. Melania Trump'ın, Epstein'ın sosyal çevresiyle ilgili yorumlar nedeniyle Michael Wolff ile yaşadığı hukuki anlaşmazlık Melania Trump, kendisini Jeffrey Epstein'ın sosyal çevresiyle ilişkilendiren yorumları nedeniyle yazar Michael Wolff ile hukuki bir anlaşmazlık yaşamaktadır. Melania'nın hukuk ekibi, söz konusu yorumların müvekkillerinin itibarına ve mali durumuna zarar verdiğini savunmaktadır. Michael Wolff ise yaptığı açıklamaların, ifade özgürlüğü kapsamında koruma altına alınmış birer görüş niteliğinde olduğunu iddia etmektedir. Michael Wolff'un eyalet ve federal düzeydeki hukuki yolları kullanma niyeti "Anti-SLAPP" davasının reddedilmesinin ardından Michael Wolff, hem eyalet hem de federal mahkemeler nezdinde ek hukuki girişimlerde bulunabileceğini ima etmiştir. Bu durum, Melania Trump ile yaşanan hukuki anlaşmazlığın başka yasal kanallar üzerinden de devam etme ihtimalinin yüksek olduğunu göstermektedir. Kaynak: MSN
  18. Söylenti bu ya..! Bugün bütün sosyal medya bunu konuşuyor. Panathinaikos'un, bir EuroLeague başantrenörü için eşi benzeri görülmemiş, devasa bir sözleşmeyle Zeljko Obradovic'i geri getirmek adına tüm kozlarını oynadığı bildiriliyor.
  19. Dikkat, Sağlık Takıntısı Sizi Hasta Edebilir: Gizli Tehlike 'Ortoreksiya'! 'Ortoreksiya' giderek daha yaygınlaşıyor. İşte bu konuda bilmeniz gerekenler. Ortoreksiya (veya tam adıyla Orthorexia Nervosa) nedir? (Tıklayın Öğrenin) Moda diyetler, neredeyse her şeyin "proteinle zenginleştirilmesi" ve her türlü biyometrik veriyi izleyen yeni giyilebilir teknolojiler derken; sağlık takıntısı çılgınlığının içine kapılıp gitmek hiç de zor değil. Üstelik, internette ve sosyal medyada dolaşan onca bilgi arasında; sağlığınız —özellikle de beslenme düzeniniz— söz konusu olduğunda, neye ihtiyacınız olup neye olmadığını ayırt etmek güçleşebiliyor. Sosyal medyanın dört bir yanı; insanların belirli gıdaları "kötü" veya "yapay bileşenler içeren" şeklinde etiketlediği videolarla dolu; bu videolar da toplumun "sağlıklı beslenme" konusundaki aşırı düşkünlüğünü körüklemekten başka bir işe yaramıyor. Sağlıklı beslenmekte —ki bu, genel iyilik halinizi güçlendirmenin harika bir yoludur— hiçbir sakınca olmasa da, sağlıklı beslenmenin aşabileceği kritik bir sınır mevcuttur. Bu konuya aşırı odaklanmak, toplumda giderek yaygınlaşan bir rahatsızlık olan ve "ortoreksiya" adıyla bilinen bir duruma dönüşebilir; bazı araştırmalar ise bu durumun ortaya çıkmasında sosyal medya baskısının büyük payı olduğunu öne sürmektedir. Ruh sağlığı tanıları için hazırlanan resmi el kitabı olan DSM-5'te ortoreksiyaya rastlamanız mümkün değildir; ancak iki diyetisyen, HuffPost'a verdikleri demeçte, bu durumun er ya da geç resmi bir tanı olarak kabul edilmesini beklediklerini ifade ettiler. Philadelphia'da anne sağlığı ve beslenmesi üzerine çalışan diyetisyen Beth Auguste, "Bu, 'subklinik' (henüz klinik tanı ölçütlerini tam karşılamayan) düzeyde bir yeme bozukluğudur; yani henüz resmi bir klinik tanı koduna sahip olmasa da, yeme bozuklukları alanında çalışan uzmanlar ve topluluklar nezdinde yaygın bir şekilde kabul görmektedir," açıklamasında bulundu. Auguste sözlerine şöyle devam etti: "[Ortoreksiya] genel hatlarıyla; sağlıklı beslenme konusundaki aşırı meşguliyet ve gıdaların 'saflığı' üzerine kurulan takıntılı bir saplantı olarak tanımlanabilir." OnPoint Nutrition bünyesinde görev yapan kayıtlı diyetisyen Beth Heise ise, "Bu durum; kişinin, beslenmenin 'doğru' veya 'sağlıklı' yolu olarak algıladığı biçime yönelik duyduğu takıntılı bir saplantıdan ibarettir," şeklinde ekleme yaptı. Pek çok insan sağlıklı gıdalar tüketmekten keyif aldığı veya kolesterol ve kan şekeri gibi belirli sağlık göstergelerini kontrol altında tutmak amacıyla bu yolu seçtiği için; sağlıklı bir beslenme düzeninin sınırları içinde kalıp kalmadığını, yoksa tehlikeli bir noktaya doğru sürüklenip sürüklenmediğini ayırt etmek oldukça zor olabilir. "Bu durumu fark etmek o kadar zordur ki, kimi zaman profesyonellerin bile gözünden kaçabilir; uzmanlar bile kendi kendilerine şu soruyu sormaktan kendilerini alamazlar: 'Acaba bu kişi gerçekten sadece son derece sağlıklı beslenen biri mi, yoksa durumu artık bir yeme bozukluğunun sınırlarında mı geziniyor?'" Auguste bunu not etti. Aşağıda Auguste ve Heise; ortoreksiya sınırlarına giriyor olabileceğinize işaret eden belirtileri ve yeme alışkanlıklarınız konusunda endişeleniyorsanız neler yapmanız gerektiğini paylaşıyorlar. Yiyecekler konusunda (bir alerjiye veya doktor tavsiyesine dayanmayan) aşırı kısıtlamalarınız var. Auguste, “[Ortoreksiya] kendini, anoreksiyanın ortaya çıkış biçimlerinden bazılarına benzer şekillerde gösterebilir; örneğin kısıtlayıcı olabilir — belirli yiyecek gruplarını tüketmemek, yediğiniz yiyecekler ve bunların kaynağı üzerinde tam kontrole sahip olmadığınızda yoğun kaygı hissetmek gibi,” dedi. Heise, yiyecek alımınızla ilgili katı kurallar koyarken kendinizi yakalayabileceğinizi ekledi. Örneğin, kendinize sadece esmer pirinç yiyebileceğinizi ve beyaz pirinç konusunda asla istisna yapamayacağınızı söylemeniz gibi. Heise, “Bu durum, genellikle başlangıçta olduğu gibi ‘sağlıklı beslenme’ ile ilgili olmaktan çıkıp; yiyeceklerin saflığına, ‘temiz beslenmeye’ veya ‘doğru beslenmeye’ yönelik sağlıksız bir takıntıya dönüşüyor,” dedi. Sosyal hayatınızı sekteye uğratıyor. Auguste, “İşin sınırı aştığı nokta, günlük yaşam aktivitelerinize müdahale etmeye başladığı andır,” dedi. Eğer yiyecekler konusundaki stresiniz sosyal etkileşimlerinize engel oluyorsa — örneğin, yemek durumu hakkında emin olamadığınız için sosyal planları geri çeviriyorsanız — bu durum endişe kaynağı olabilir. Auguste, “Dünya içinde sosyal bir birey olarak, rahatça yaşama yetinizi etkilediği noktada; bu, üzerine gitmeniz gereken bir sorun haline gelmiş demektir,” diye ekledi. Heise, “Sonuçta bu durum, sağlıklı beslenmeyi önemseyen sıradan bir insanın yaklaşımından ziyade; neredeyse kişiliğinizin bir parçası haline gelecek kadar bu konuya takıntılı bir şekilde odaklanmaya dönüşüyor,” dedi. İçerik listelerini analiz ederek çok fazla zaman harcıyorsunuz. Özellikle bir alerjiniz varsa veya ulaşmaya çalıştığınız belirli bir beslenme hedefiniz bulunuyorsa, yiyeceklerin içerik listelerini ve besin değerleri etiketlerini zaman zaman kontrol etmek normaldir. Ancak Heise'nin belirttiğine göre, ortoreksiya (sağlıklı beslenme takıntısı) sorunu yaşayan kişiler, kendilerini "takıntılı bir şekilde, sürekli olarak tüm içerikleri analiz ederken" bulabilirler. Heise, bu durumun; yemek planlamaya veya yiyeceklerinize giren her bir malzemenin besin değerlerini araştırmaya saatlerce zaman ayırma noktasına dönüşebileceğini ifade etti. Beslenme kurallarınızı çiğnediğinizde kaygı veya suçluluk hissediyorsunuz. Heise, "Bence sınır noktası, [sağlıklı beslenme] konusunu sürekli olarak düşündüğünüzü hissetmeye başladığınız andır," dedi. Heise, "Eğer kaygı duyduğunuzu hissediyorsanız... bir şey yeme konusunda gerginlik yaşıyorsanız... ve bu hissi çoğu zaman yaşıyorsanız; bu durum, konuyu belki de gereğinden fazla düşündüğünüze dair bir işaret olabilir," diye ekledi. Heise ayrıca, beslenme kurallarınızdan herhangi birini çiğnedikten sonra suçluluk hissetmeniz durumunda da aynı değerlendirmenin geçerli olduğunu belirtti. Auguste, yemekle ilgili düşüncelerinizin zihinsel sağlığınızı herhangi bir şekilde olumsuz etkilediğini düşünüyorsanız, bir uzmanla konuşmayı değerlendirmeniz gerektiğini ifade etti. Auguste ayrıca, bu durumun fiziksel sağlığınızı da olumsuz etkilemesi halinde, bunun kesinlikle bir "kırmızı bayrak" (ciddi bir uyarı işareti) olduğunu söyledi. Eğer bu tanımlar size uyuyorsa, işte yapmanız gerekenler: Bir diyetisyen veya ruh sağlığı uzmanından alacağınız destekle, sağlıklı beslenme çabanızın sadece sağlıklı beslenmekten mi ibaret olduğunu —yoksa altında başka bir sorunun mu yattığını— belirleyebilirsiniz. Auguste, "[Bu durumun sizin için bir sorun teşkil edip etmediğini] anlamanıza yardımcı olabilecek; yeme bozuklukları alanında uzmanlaşmış bir diyetisyen veya terapist gibi bir uzmanla konuşmak gerçekten çok önemlidir," dedi. Auguste, diyetisyenlerin genellikle sağlık sigortası kapsamında hizmet verdiğini ve ister belirli endişeleriniz olsun ister olmasın, beslenme düzeninizde doğru yolda ilerlediğinizden emin olmanız konusunda size yardımcı olabileceklerini belirtti. Heise, "Doğru desteği aldığınız takdirde ortoreksiyadan kesinlikle kurtulabilirsiniz," dedi ve ekledi: "Bu nedenle, bu tür hisleri yaşamaya başladığınız anda, durum hayatınızı kontrol altına alan bir takıntıya dönüşmeden önce, mümkün olan en kısa sürede gerekli adımları atın." Sağlıklı beslenme, ömür boyu süren bir süreçtir ve kusursuz olması gerekmez. Yediklerinize gelince; beslenme ihtiyaçlarınızın, partnerinizinkinden, komşunuzunkinden ve en sevdiğiniz sosyal medya fenomenininkinden farklı olması muhtemeldir. Bu nedenle Heise, sosyal medyadaki beslenme trendlerine veya bir arkadaşınızın öve öve bitiremediği bir diyete çok fazla itibar etmemeniz gerektiğini belirtti. En son çıkan yemek trendine takılıp kalmak yerine, gerçekçi hedeflere odaklanın; Heise bu durumu şöyle açıkladı: “Yani, bir yiyeceğin ‘temiz’ olup olmadığına değil, öğünlerinizde çeşitliliğin olup olmadığına odaklanın. Farklı türde yiyecekler tüketiyor musunuz? Çeşitli besin öğelerini alıyor musunuz? Çünkü gerçek beslenme tam da bu noktada devreye girer.” Auguste, yeme alışkanlıkları söz konusu olduğunda, "ya hep ya hiç" zihniyetinden vazgeçmenin önemli olduğunu; bu zihniyetin, tek bir diyeti takip etmeye veya kilo vermek uğruna katı bir plana bağlı kalmaya dair kuralları da kapsadığını ifade etti. Auguste, “Bunu yapan pek çok hastam var; ancak her zaman, yani %100 oranında kusursuz olmayı sürdürmek mümkün değildir,” diye ekledi. Auguste, bu kişiler diyetten koptuklarında kendilerini başarısız hissedip pes ettiklerini dile getirdi. “Bence ortoreksiya (sağlıklı beslenme takıntısı) sorunu yaşayan kişiler için işin en zor yanı şudur: O %100’lük mükemmeliyetçilikten vazgeçmekten korkarsınız; eğer o kontrolü elden bırakırsanız, tekrar o ‘hiçlik’ durumuna, yani tamamen boşluğa düşeceğinizden endişe edersiniz,” dedi. Auguste ayrıca, orta yolu bulmanın ve kendinize mükemmel olmak zorunda olmadığınızı hatırlatmanın büyük önem taşıdığını vurguladı. “Kendinize, ‘Genellikle sağlıklı beslenirim,’ diyebilirsiniz. İlla da ‘Her zaman sağlıklı beslenirim,’ demek zorunda değilsiniz,” diye konuştu. Auguste, “her zaman” gibi kesin ifadeler kullandığınızda, “başarısızlık ve kendini yargılama kavramlarını da işin içine dahil etmiş olursunuz,” uyarısında bulundu. O tuzlu atıştırmalığı veya tatlı ikramı tüketmek ise gayet normaldir ve kesinlikle bir başarısızlık değildir. Auguste sözlerini şöyle tamamladı: “Kendinize o ‘orta yolu’ bulma şansını tanıdığınız, yani bir şeyi ‘her zaman’ değil de sadece ‘genellikle’ yaptığınız o dengeyi yakalama pratiğini ne kadar çok yaparsanız, bence o kadar iyi olur.” Tüm bu süreç üzerinde çalışırken, kendinize karşı şefkatli olun. Toplum, yiyecek seçimleri konusunda kendimize karşı hoşgörülü olmamızı pek de kolaylaştırmıyor. Heise, “Yeme eylemi —ve genel anlamda sağlıklı beslenme— aslında ömür boyu süren bir yolculuktur. Bu, kurallar bütününden ibaret ya da ‘bir kez yapıp bitirilen’ bir şey değildir; aksine, hayatınız boyunca içinde olduğunuz bir süreçtir,” dedi. Yaşınız ilerledikçe beslenme ihtiyaçlarınız değişebileceği gibi, yemek tercihlerinizi de değişebilir. Heise, “Arada sırada yaptığınız ve belki de o kadar isabetli olmadığını düşündüğünüz birkaç seçim, aslında o kadar da büyük bir etki yaratmayacaktır. Asıl önemli olan, hayatınız boyunca vücudunuzun ihtiyaç duyduğu şeyleri ona sağlamaya odaklanmaktır,” diye ekledi. Kaynak: HuffP
  20. Amerika da ESPN FC kanalı Türk Milli Takımının Dünya Kupasına Uğurlanmasını Bir Tweetle bütün Amerika'ya ve dünyaya duyurdu İnanılmaz bir uğurlama Dünya Kupası serüveninin başlangıcı olan bu özel günde, takım otobüsü havaalanına doğru ilerlerken Türkiye'yi karşılayan konvoy VE THY onlarda katıldı
  21. BÖYLESİ GÖRÜLMEDİ! Trump’tan Memurlara Özel Hat: Ama Bana Bu İsimle Hitap EDECEKSİNİZ! Trump, federal çalışanlarına kendisine soru sormaları için özel bir numara verdi ama bunun yerine ona bu isimle hitap etmelerini zorunlu kıldı Donald Trump, azalan onay oranlarına karşı koymak için yeni bir plan geliştirdi ve herkesin yapması gereken tek şey akıllı telefon mesajında "gönder" tuşuna basmak. Başkanın ekibi, "sahte haber" kaynaklarından gelen olumsuz haberlerle mücadele etmek için aralıksız çalışıyor, ancak en iyi çabaları bile yeterli olmuyor. Geleneksel televizyon ağları, haber platformları ve yayınlar anlatıyı kontrol ediyor ve Trump yönetimini savunma pozisyonunda bırakıyor. Sonuç olarak, 79 yaşındaki başkan ve iletişim ekipleri düzenli olarak Truth Social'da yayın yapmak zorunda kalıyor. Platformu, Trump'ın başarılarıyla övünen ve en çok sevilen başkan olduğu iddialarıyla mirasını yücelten gönderiler paylaşıyor. Amerika'nın 250. yıldönümü kutlamalarından biri olan "Büyük Amerikan Eyalet Fuarı"ndan sanatçıların çekilmesine yanıt olarak da aynı mesajı verdi. 30 Mayıs'ta Trump, "Bir numaralı ilgi odağı... Ülkemizi herkesten çok seven ve bazılarına göre tarihin en büyük başkanı (en iyisi!) olan adamı, Donald J. Trump'ı getirmeyi düşünüyorum." diye yazdı. Mayıs ayındaki paylaşım çılgınlığı sırasında kendisini defalarca "tüm zamanların en iyisi" olarak nitelendirdi. Bu duygu, ikinci başkanlığı boyunca defalarca tekrarlandı. Trump, elbette, özellikle övgü Kabine toplantılarının dışında gerçekleştiğinde, başkalarının onu takdir etmesinden zevk alıyor. Ronald Reagan'ın ekonomi danışmanı Arthur Laffer'e, "Donald Trump, tartışmasız tarihin en büyük başkanıdır" dediği için teşekkür etti. Trump, bu övgüyü "böylesine bilge bir adamdan gelen böyle bir onur" olarak nitelendirdi. Personeli, Beyaz Saray uygulaması sayesinde bu övgülerin yakında başkalarından da geleceğini umuyor olabilir. Mart ayında kullanıma sunulan bu girişim, "Beyaz Saray, tam da cebinizde" sloganıyla tanıtıldı. Apple App Store verilerine göre, Mayıs ayı ortasında yayınlanan en son güncelleme ile uygulamaya içi anketler ve canlı oylama özellikleri eklendi. Uygulama, Android kullanıcıları için Google Play üzerinden de erişilebilir durumda. Government Executive dergisi, federal kurumların, tüm çalışanların iş telefonlarına bu uygulamayı yüklemeleri konusunda zorunlu tutulduğunu bildirdi. Manşetlere tepki gösteren bir X kullanıcısı, "Trump, ulusal güvenliğimizi ihlal ederken telefonlarımızı kişisel bir propaganda aracı gibi kullanıyor. Ahlaksızca ve tehlikeli!" şeklinde tweet attı. İkinci bir şüpheci kullanıcı ise, "Evet, Beyaz Saray uygulamasını indirmeyin. Tam bir gizlilik kâbusu; sizi sürekli gözetliyor. App Store'un inceleme sürecini nasıl geçtiğine şaşırdım; ama tabii Tim Cook, Trump'ın yeni seyahat arkadaşı, o yüzden bu durum pek de şaşırtıcı değil," uyarısında bulundu. Uygulama; doğrudan haberler, gerçek zamanlı güncellemeler, canlı etkinlikler ve Trump'ın günlük programı gibi —zaten başka mecralarda da erişilebilen— özellikler vaat ediyor. Ancak asıl cazibe noktası, Trump'a doğrudan erişim imkânı sunması. Kullanıcıların yapması gereken tek şey, önceden hazırlanmış bir mesajı kullanarak 45470 numarasına SMS göndermek. Gazeteci Aaron Parnas'ın sosyal medyada paylaştığı ekran görüntülerine göre, mesaj metni kısmında "Gelmiş Geçmiş En Harika Başkan!" ifadesi otomatik olarak beliriyor. Eleştirmenler, Beyaz Saray'ın başkana şeffaf ve "daha önce eşi benzeri görülmemiş" bir erişim sağlama iddiasıyla giriştiği bu çabayı alaycı bir dille karşıladı. Trump; "Benimle dalga mı geçiyorsunuz????" ve "Bu da neyin nesi böyle?????" gibi yorumlarla tiye alındı. Başka iki kullanıcı ise, "Bu durum tam bir hastalıklı zihniyet ürünü," yorumunu yaptı ve ekledi: "Büyük beyaz üstünlüğü şovu (Freedom 250) elinin altından kayıp giderken, egosunu tatmin edecek böyle bir desteğe ihtiyacı var." Bir kullanıcı alaycı bir tavırla, "Görünüşe göre Trump yönetimindeki Beyaz Saray iyice çaresizleşiyor," dedi. Bir diğeri ise, "Bir şeyi ne kadar çok söylerse söylesin veya her yere yazarsa yazsın, bu onu ASLA gerçek kılmaz... Gerçeği tarih ortaya çıkaracaktır," notunu düştü. Daha sert komplo teorileri de ortaya atıldı. Bir muhalif, "Muhtemelen çalışanları gözetlemek amacıyla kullanılacak. Bu noktadan sonra beni hiçbir şey şaşırtmaz," dedi. Bir başka kullanıcı ise, Trump'ın uygulamayı onaylarken neler söylemiş olabileceğine dair bir teori ortaya attı ve şu ifadeleri yazdı: "'Beni övmeyen herkesin isimlerini toplayın.'" Bazı kullanıcılar ise, bilgisayar korsanlarının uygulamayı sabote etmenin bir yolunu bulmasını umuyor. Daily Beast'teki bir habere yorum yapan bir kişi, "Birisi bunu 'Gelmiş Geçmiş En İğrenç Başkan!' veya 'Korkunç Bir Örnek!' olarak değiştirebilse harika olurdu" diye yazdı. İkinci bir okuyucu ise, "Tamam, o zaman o gelen kutusunu, Sevgili Lider'e 'Biz Halkın GERÇEKTEN nasıl hissettiğini' renkli bir şekilde anlatan SMS mesajlarıyla dolduracak bir çözüm kodlayacak birine ihtiyacımız var" diye önerdi. Trump'ın iddia edilen gizlilik ihlali, yürütme yetkisini genişletme biçiminin bir örneği. Beyaz Saray'daki değişiklikler hiç bitmeyecek gibi görünüyor ve Trump ipleri elinde tutuyor. Bu ay Güney Çimliği'nde bir UFC dövüşü düzenlenecek. Kafesli ringin yapımı çoktan başladı. Raporlar, başkomutanın, tercih ettiği boy-kilo standartlarına uyan, kusursuz görünümlü askerlerle dolu bir izleyici kitlesi istediğini iddia ediyor. Şovmen geçmişi sürekli olarak yeniden ortaya çıkıyor. Kaynak: ABS
  22. Gözden kaçan bu iPhone ayarı insanları endişelendiriyor. İşte güvenlik uzmanlarının yapmanızı istediği şey. İnternet genelindeki insanlar, fark etmemiş olabileceğiniz bir iPhone ayarıyla bağlantılı potansiyel güvenlik riskleri konusunda alarm veriyor. Ve siber güvenlik uzmanları, bu konuya bir göz atmanın yerinde olacağını düşünüyor. Bu yılın başlarında, TikTok ve Instagram'daki çeşitli sosyal medya kullanıcıları, iPhone'larındaki AirPlay ayarları konusunda başkalarını uyarmak amacıyla interneti kullandı. Viral olan bir TikTok paylaşımı, iPhone kullanıcılarını AirPlay ayarlarının "Otomatik" olarak ayarlanmadığından emin olmaları konusunda uyardı. Bu ayara bir iPhone üzerinden şu yolu izleyerek erişilebilir: Ayarlar > Genel > AirPlay ve Continuity > AirPlay'i Otomatik Olarak. "AirPlay'i Otomatik Olarak" başlığı altında Apple, iPhone kullanıcılarına "Asla", "Sor" veya "Otomatik" seçenekleri arasından tercih yapma imkanı sunuyor. Viral paylaşım, ayarın "Otomatik" olarak seçili olmasının, kullanıcıları, telefonlarındaki tüm bilgilere "saniyeler içinde" erişme yeteneğine sahip bilgisayar korsanlarına karşı daha savunmasız hale getirdiğini iddia etti — tabii korsanın telefonu, kullanıcının telefonunun hemen yanındaysa. Birçok kişi, söz konusu ayar hakkındaki endişelerini dile getirerek TikTok paylaşımına yanıt verdi; bazıları ise AirPlay ayarlarının farkında olmadan "Otomatik" konumuna getirildiğini belirtti. Apple, konuyla ilgili yorum talebine hemen yanıt vermedi. Güvenlik danışmanlık şirketi Secure Ideas'ın CEO'su Kevin Tackett, HuffPost'a verdiği demeçte, "AirPlay'i Otomatik Olarak" ayarıyla ilgili endişeler bağlamında, "her türlü 'ek' bağlantı imkanının bir risk teşkil ettiğini" belirtmenin önemli olduğunu söyledi. Tackett, "Dolayısıyla evet; bu ayarın, ihtiyacınız olmadığı halde açık tutulması, kapalı tutulmasına kıyasla daha büyük bir sorundur," dedi. Ancak Tackett, bir bilgisayar korsanının, sırf AirPlay ayarı açık olduğu için bir iPhone kullanıcısının tüm bilgilerini kolayca çalabileceği yönündeki ifadelerin "abartılı" olduğunu belirtti. Tackett, "Geçen yıl ortaya çıkan 'Airborne' açığı gibi, daha ileri düzeyde istismar yöntemleriyle erişim sağlamaya olanak tanıyan bazı güvenlik kusurları geçmişte yaşanmıştır; ancak yalnızca ayarın açık olması, saldırgana bu düzeyde bir erişim yetkisi vermez," ifadelerini kullandı. Tackett, araştırmacıların geçen yıl Apple ve AirPlay destekli cihazlarda keşfettiği bir dizi hata ve güvenlik açığına atıfta bulunuyordu. Apple, geçen Nisan ayında Wired'a yaptığı açıklamada, bu sorunları gidermek ve güvenlik güncellemelerini yayınlamak amacıyla araştırmacılarla iş birliği yaptığını belirtmişti. Parameter Security CEO'su Dave Chronister, HuffPost'a verdiği demeçte, Apple ve AirPlay cihazlarındaki güvenlik açıklarının geçen yıl giderilmiş olmasına rağmen, bu endişelerin, "otomatik bağlantıların —her ne kadar kullanışlı olsalar da— neden çok kötü bir fikir olabileceğini" gözler önüne serdiğini ifade etti. Chronister, "Bir hacker olarak ben bu durumdan faydalanmak isteseydim, AirPlay yayını yapan bir cihaz kurabilirdim. Eğer savunmasız bir sistem bu ağa bağlanırsa, ben istismar kodunu gönderebilirim; böylece herhangi bir kullanıcı etkileşimi olmaksızın, o kişinin cihazı ele geçirilmiş olur," dedi. "Güvenlik açığının niteliğine bağlı olarak, bu durum bana cihazdaki neredeyse her şeye erişim imkanı da tanıyabilir. AirPlay bağlantılarını 'aynı ağdan' veya 'herkesten' kabul edecek şekilde ayarlanmış olan her cihaz risk altında olabilir." İşte uzmanların, iPhone'unuzdaki bazı bağlantı ayarlarıyla ilgili olarak yapmanızı önerdiği şeyler: Öncelikle, yazılım güncellemelerinin iPhone'unuzla ilgili güvenlik endişelerinde nasıl bir rol oynadığını anlamak önemlidir. Chronister, çoğu güncellemenin —geçen yılki AirPlay güvenlik açıkları örneğinde olduğu gibi— güvenlik sorunlarını giderdiğini; ancak iOS güncellemelerinin, bazı ayarları otomatik olarak "Otomatik" konumuna getirebileceğini vurguladı. Chronister, AirPlay'in bir "ağ protokolü" olduğunu ve "solucan" (worm) olarak bilinen bir güvenlik zafiyetine karşı savunmasız kalabileceğini açıkladı. Chronister, "Aynı güncelleme, sizi AirBorne güvenlik açıklarına karşı koruma altına alıp yamalamış olsa da; artık AirPlay içinde gelecekte yeni bir 'solucan' keşfedilmesi durumunda, cihazınızı savunmasız bırakacak bir zemin hazırlamış oluyor," dedi. "Böylece, otomatik moda ayarlanmış olan tüm sistemler, gelecekteki olası istismar girişimlerine karşı özellikle savunmasız bir hale geliyor." Sözlerine şunları da ekledi: "Ayarların ve hizmetlerin otomatik olarak etkinleştirilmesinin, çoğu işletim sistemi üreticisinin yeni özellikleri sergilemek amacıyla başvurduğu bir yöntem olduğunu anlamak önemlidir. Bu durum, işlevsellik ile güvenlik arasında süregelen o klasik mücadelenin bir yansımasıdır." Tackett, Apple'ın yıllardır yayınladığı güncellemelerin, "cihaz yapılandırmalarını, kullanıcının kendi belirlediği ayarlara kıyasla çok daha az güvenli olan varsayılan ayarlara geri döndürdüğünü" belirtti. Tackett'e göre, siber güvenlik camiasındaki uzmanlar, kullanıcıları her yazılım güncellemesinden sonra telefonlarının gizlilik ve güvenlik ayarlarını mutlaka kontrol etmeleri gerektiği konusunda uzun süredir uyarıyorlar. Chronister, "Elbette biz de, Apple ve diğer cihaz üreticilerine seslenerek bu uygulamaya bir son vermeleri gerektiğini ısrarla dile getiriyoruz," dedi. “Bu yapılandırmaları sıfırlamanın güvenlik açısından hiçbir mantığı yoktur. Apple ve diğerlerinin bunu yapmasındaki tek neden, yeni özelliklere yönelik destek süreçlerini kolaylaştırmaktır.” Tackett, genel olarak, ihtiyaç duymadığınız her türlü ayarı kapatmanın en iyisi olduğunu belirtti. “Bağlantı türü ne olursa olsun, bağlantı kurmak belli bir düzeyde tehlikelidir,” dedi. “Bu yüzden, eğer kullanmıyorsanız kapatın. Eğer kullanıyorsanız, yalnızca ihtiyaç duyduğunuz kısımları etkinleştirin.” AirPlay söz konusu olduğunda ise Tackett, bu özelliği kullanmak istiyorsanız ayarı “Sor” konumuna getirmenizi öneriyor. “Bu sayede özellik elinizin altında olur; ancak bu yöntem, varsayılan ayarlara kıyasla daha güvenlidir,” dedi. Chronister, telefonunuzun bağlantı ayarlarını düzenli olarak kontrol etmenin iyi bir uygulama olduğu tavsiyesinde bulunuyor. “Eğer AirPlay gibi bir protokol kullanmıyorsanız, bunu kapatın. Bluetooth ve WiFi içinse, bağlandığınız ağları ve cihazları tanıdığınızdan ve bunlara güvendiğinizden emin olun,” dedi. Kaynak: HuffP
  23. Trump, İran savaşı'nın ekonomik etkisini umursamadığını söylüyor; ancak bir analist, Amerikalıların akaryakıt pompalarında 40 milyar dolar fazladan ödeme yaptığını ve maliyetlerin daha da artabileceğini belirtiyor. Trump’ın ‘Umursamıyorum’ Tutumu X platformundaki bir paylaşımında De Haan, İran hükümetiyle yürütülen görüşmelerin ortasında Trump’ın müzakere taktiklerini eleştirdi. De Haan, “Bu ‘umursamıyorum’ tutumu, benzin fiyatlarında tüm zamanların yeni rekorlarının kırılma ihtimalini artıracak, azaltmayacaktır,” dedi. Bunun yanı sıra De Haan, halkın akaryakıt pompalarında ödediği ek maliyetleri de detaylandırdı. De Haan, “40 MİLYAR DOLAR; ABD’nin 1 Mart’ta İran’a saldırmasından bu yana, benzin alan Amerikalı tüketicilerin katlandığı kümülatif ek maliyet miktarıdır,” ifadelerini kullandı. De Haan ayrıca, Amerikalıların savaşın başlamasından bu yana en yüksek ek maliyet tutarı olan 608 milyon doları 20 Mayıs tarihinde ödediklerini ekledi. “Bugün ise bu toplam tutara 488 milyon dolar daha eklendi.” Amerikan Otomobil Birliği’nin (AAA) verilerine göre, ulusal ortalama benzin fiyatı Salı günü 4,290 $/galon seviyesine geriledi. Dizel yakıtın ulusal ortalama fiyatı ise Salı günü 5,432 $/galon civarındaydı; bu rakam, Pazartesi günkü 5,448 $/galonluk ortalamanın hafifçe altındaydı. Ham petrol cephesinde ise, West Texas Intermediate (WTI) petrolünün varil fiyatı, haberin yazıldığı sırada %1,43’lük bir düşüşle 90,84 dolara geriledi. Brent ham petrolünün varil fiyatı ise yine haberin kaleme alındığı sırada %1,37’lik bir düşüşle 93,68 dolar seviyesinde kaydedildi. Bununla birlikte, WTI ham petrolünü endeks olarak takip eden bir Borsa Yatırım Fonu (ETF) olan United States Oil Fund (USO), Pazartesi günü piyasa kapanışında %4,97’lik bir artışla 135,50 seviyesine yükseldi. Gavin Newsom, Trump’ı Eleştiriyor California Valisi Gavin Newsom (Demokrat), artan akaryakıt maliyetleri nedeniyle Trump’ı eleştirdi. Newsom; Trump’ı küresel enerji krizine yol açmakla ve İran savaşına ilişkin aldığı kararların, ABD’de benzin fiyatlarının fırlamasına neden olmakla suçladı. Newsom’a bu konuda, daha önce de Başkan Trump’ı eleştirmiş olan Senatör Elizabeth Warren (Demokrat-Massachusetts) destek verdi. Warren, Amerikalıların akaryakıt pompalarında 800 milyon dolarlık ek maliyet yüküyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, Başkan’ın petrol yöneticilerinin servet biriktirmesine ve İran savaşından kâr elde etmesine olanak sağladığını ifade etmişti. İran Savaşı Güncellemeleri Trump, İran ile müzakerelerin durdurulması durumunda buna "hiç aldırış etmeyeceğini" söyledi. Ayrıca, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile görüştüğünü ve kendisinden birliklerini geri çekmesini istediğini; bunun yanı sıra, İsrail birliklerinin hedef alınmasını engellemek amacıyla Hizbullah üyeleriyle de görüşmeler gerçekleştirdiğini ifade etti. Kaynak: Benzinga

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.