İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Bütün Eylemler

Bu akış otomatik olarak güncellenir

  1. Geçen saat

  2. Aurora Watching, Dog Sledding, Reindeer, Hot Springs and More!Join us for the greatest light show on earth on our Northern Lights Adventure in Alaska! Get a dose of local culture by day, and by night look for and photograph the Aurora Borealis. Our aurora guide provides the necessary wake up calls when the northern lights appear and helps you capture the perfect photo. Learn what life's really like in the interior of Alaska over a meal with local homesteaders, a walk with reindeer, and dogsledding with mushers. Try the sport of curling and relax in outdoor hot springs. Over the past three seasons, 99% of our guests have witnessed the Northern Lights during our Alaska: Northern Lights Adventure. While we cannot guarantee the appearance of this natural phenomenon on any specific departure, the likelihood of experiencing this breathtaking spectacle is exceptionally high. Website : https://www.gondwanaecotours.com/adventure-tours/northern-lights-tour-fairbanks-alaska/
  3. gondwanaecotours forumlara katıldı
  4. Bugün

  5. Amerika'da Ulusal Ruhun İki Vizyonu: MAGA ile MAKA Son on yılda hiçbir kültürel güç, siyasi sloganlar kadar Amerikan manzarasını bu kadar güçlü bir şekilde şekillendirmedi. Bu sloganlar kamuoyunun hayal kırıklığını özetliyor, karmaşık ideolojileri akılda kalıcı ifadelerle damıtıyor ve milyonlar için birleşme çağrısı görevi görüyor. Bunların en tanınmışlarından biri, muhafazakârlığı ve popülist siyaseti yeniden tanımlayan güçlü bir siyasi hareket olan MAGA (Make America Great Again — Amerika'yı Yeniden Büyük Yap). Yine de, keskin siyasi bölünmelerle genellikle kutuplaşmış bir ülkede, karşı hareketlerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Karşınızda MAKA (Make America Kind Again — Amerika'yı Yeniden Kibar Yap) — empatiyi, toplumu ve sosyal iyileşmeyi savunan tabandan gelen, duygu odaklı bir tepki. MAGA ve MAKA'yı yan yana incelemek, bir kelime oyunundan çok daha fazlasını ortaya koyuyor; güçlü bir ulusu gerçekten neyin tanımladığına dair derin felsefi bir tartışmanın altını çiziyor. 1. MAGA'yı Tanımlamak: Güç, Restorasyon ve Egemenlik MAGA kısaltması, derinden bir ulusal yeniden doğuş anlatısına dayanmaktadır. Genellikle güçlü yerel üretim, güvenli sınırlar, geleneksel kültürel normlar ve rakipsiz ekonomik hakimiyet ile karakterize edilen, Amerikan tarihinin algılanan altın çağına geri bakar ve bunun nasıl geri kazanılacağını sorar. Temel Odak Noktası: Ulusal egemenlik, ekonomik milliyetçilik, kuralsızlaştırma ve güçlü bir "Önce Amerika" dış politikası. Teşhis: Destekçiler; Amerika'nın küreselleşme, adaletsiz ticaret anlaşmaları, gözenekli sınırlar ve işçi sınıfından kopmuş bir siyasi düzen tarafından zayıflatıldığını savunuyor. Yöntem: Geleneksel siyasi normları altüst etmek, popülist enerjiden yararlanmak, korumacı tarifeler uygulamak ve iç çıkarları ilk sıraya koymak için güçlü bir yürütme liderliği ortaya koymak. Destekçileri için MAGA; güç, direnç ve hızlı küreselleşmenin geride bıraktığı topluluklara ekonomik ve kültürel canlılığı yeniden kazandırmakla ilgilidir. 2. MAKA'yı Tanımlamak: Empati, Bağlantı ve Kültürel İyileşme İfade yelpazesinin diğer ucunda MAKA (Make America Kind Again) yer alır. Bölücü söylemlere karşı büyük ölçüde tabandan gelen kültürel bir tepki olarak ortaya çıkan MAKA, merceği jeopolitik ve ekonomik güçten kişilerarası ilişkilere ve sivil nezakete çevirir. Temel Odak Noktası: Sosyal uyum, kapsayıcılık, aktif dinleme ve kamusal söylemdeki düşmanlığı azaltma. Teşhis: Destekçiler; Amerika'daki temel krizin yalnızca ekonomik veya yapısal olmadığını, aynı zamanda artan kutuplaşma, çevrimiçi düşmanlık ve siyasi bölünmeler arasındaki empati çöküşüyle beslenen ahlaki ve ilişkisel bir kriz olduğunu savunuyor. Yöntem: Toplum oluşturma, medeni diyalog, hayırseverlik girişimleri ve farklı bakış açılarının küçümseme yerine merakla karşılandığı bir kültürü teşvik etmek. Destekçileri için MAKA; bir ulusun gerçek sağlığının, en savunmasızlarına nasıl davrandığı, komşularına nasıl saygı duyduğu ve kültürel uçurumlardan nasıl köprü kurduğuyla ölçüldüğünün bir hatırlatmasıdır. 3. Temel Zıtlıklar: Güç ve Lütuf (Zarafet) Her iki hareket de Amerika'nın kritik bir kavşakta olduğu ve onarıma ihtiyaç duyduğu ortak öncülünü paylaşırken, yaklaşımları temelde farklılık gösterir: Özellik MAGA (Make America Great Again) MAKA (Make America Kind Again) Ana Saha Politika, siyaset, ekonomi ve kurumsal güç Kültür, toplum ilişkileri ve kişilerarası davranış Geçmişe Bakış Endüstriyel güce ve geleneksel kültürel istikrara duyulan nostalji Tarihsel adaletsizlikleri eleştiren; gelecekteki sistemik iyileşmeye odaklanan Ton ve Tarz Mücadeleci, popülist, iddialı ve tavizsiz Yumuşak dilli, onarıcı, toplum odaklı ve empatik Değişim Teorisi Liderleri, yasaları, sınırları ve ekonomik sistemleri değiştirmek Kalpleri değiştirmek, sosyal sıcaklığı düşürmek ve diyaloğu teşvik etmek Sonuç: İkisi Bir Arada Varlığını Sürdürebilir mi? İlk bakışta MAGA ve MAKA, biri siyasi mücadelenin sürtünmesi, diğeri ise uyum çağrısıyla tanımlanan ideolojik zıtlar gibi görünmektedir. Ancak her ikisi de aynı temel dürtüden kaynaklanmaktadır: Ülkeye duyulan derin bir ilgi ve onun yönü hakkında paylaşılan bir endişe. Nihayetinde Amerika, her zaman güç ile zarafet arasındaki gerilimle mücadele etmiştir. Bir ulusun büyüklüğünü yapısal güç, ekonomik hakimiyet ve egemen koruma yoluyla mı yoksa toplumsal şefkat, birlik ve kibarlık yoluyla mı elde edeceği, çağımızın belirleyici sorusu olmaya devam etmektedir. Belki de geleceğin nihai meydan okuması, gücün ve nezaketin birbirlerini nasıl besleyebileceğini bulmaktır. Soru şu: Siyasi sloganların kültürümüzü nasıl şekillendirdiği hakkında ne düşünüyorsun? Sence bir ülkenin her iki hareketin ilkelerini başarıyla harmanlaması mümkün mü? Benim cevabım: Siyasi sloganların ve bu tür hareketlerin toplumlar üzerindeki etkisini değerlendirirken, onların sadece birer seçim malzemesi değil, toplumsal psikolojinin birer aynası olduğunu düşünüyorum. Sloganlar, karmaşık ekonomik ve sosyal kaygıları akılda kalıcı, duygusal etki gücü yüksek etiketlere dönüştürerek insanları ortak bir paydada buluşturur. Ancak bu durum, toplumu kutuplaştırma ve "biz ve onlar" algısını derinleştirme riski de taşır. Yani sloganlar, kültürümüzü birleştirici bir umut kaynağı olabileceği gibi, derin ideolojik yarılmaların da tetikleyicisi olabilir. MAGA ve MAKA hareketlerinin ilkelerinin harmanlanması meselesine gelince; bunun teoride mümkün, pratikte ise oldukça zor ama bir o kadar gerekli olduğuna inanıyorum. Güç ve Şefkatin Dengesi: Bir ulusun ayakta kalabilmesi ve küresel rekabette var olabilmesi için ekonomik güce, hukukun üstünlüğüne ve güvenliğe (MAGA'nın odaklandığı unsurlar) ihtiyacı vardır. Ancak aynı ulusun iç huzuru ve sürdürülebilirliği de toplumsal bağlara, empatiye ve karşılıklı saygıya (MAKA'nın odaklandığı unsurlar) dayanır. Birbirini Tamamlama Potansiyeli: Sağlıklı ve güçlü bir toplum, aslında bu iki unsurun birleşiminden doğar. Güç, şefkatten yoksun olduğunda otoriterliğe ve acımasızlığa dönüşebilir; şefkat ise güçten ve caydırıcılıktan yoksun kaldığında sürdürülebilirliğini yitirebilir. Dolayısıyla, bu iki hareketin ilkelerini harmanlamak; güçlü bir liderlik ve ekonomik vizyonu, toplumsal kucaklaşma ve nezaket kültürüyle buluşturabilen yeni bir siyasi ve kültürel sentez gerektirir. Başka bir soru: Sizce bugün siyasi liderler bu iki zıt kutbu (güç ile merhameti) dengelemekte başarılı olabiliyor mu, yoksa bizi daha sert kutuplaşmalar mı bekliyor? Benim cevabım: Bugünkü siyasi iklimde, liderlerin bu iki kutbu (güç ile merhameti) dengeli bir şekilde harmanlamakta genellikle yetersiz kaldığını, aksine mevcut sistemin sert kutuplaşmaları besleyen bir dinamik üzerine kurulduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu durumun arkasında yatan temel nedenler ve geleceğe dair öngörülerim şunlar: Kutuplaşmanın Siyasi Getirisi: Günümüz siyasetinde öfke, korku ve "biz-onlar" söylemi, uzlaşıdan ve merhametten çok daha hızlı oy getiriyor. Liderler, tabanlarını konsolide etmek için sertliği ve gücü bir kalkan olarak kullanırken, empatiyi zayıflık olarak gösterme eğiliminde olabiliyorlar. Medya ve Algoritma Düzeni: Sosyal medya algoritmaları ve 24 saatlik haber döngüsü, ılımlı ve birleştirici sesleri arka plana iterken, en uç ve çatışmacı söylemleri öne çıkarıyor. Bu da liderlerin merhamet ve diyalog alanını daraltıyor. Gelecekte Bizi Ne Bekliyor?: Kısa vadede, ekonomik belirsizlikler ve küresel rekabet devam ettikçe daha sert kutuplaşmaların yaşanması maalesef daha muhtemel görünüyor. Ancak toplumlar bu sürekli çatışma halinden yoruldukça, tabandan gelen bir "normalleşme" ve "yeniden bağlanma" talebinin (MAKA benzeri hareketlerin) güç kazanması da kaçınılmaz bir tepki olarak doğuyor. Soru şu: Sence bu sert kutuplaşma döngüsünü kırmak ve siyasetçileri daha dengeli bir çizgiye çekmek hangi adımlarla mümkün olabilir? Benim cevabım: Siyasi kutuplaşma döngüsünü kırmak ve siyasetçileri daha dengeli, yapıcı bir çizgide buluşturmak kuşkusuz zorlu ama imkansız olmayan bir süreçtir. Bu değişimi tetikleyebilecek en etkili adımları şu şekilde sıralayabiliriz: Medya Okuryazarlığı ve Algoritma Reformu: Sosyal medya platformlarının öfkeyi ve kutuplaşmayı körükleyen algoritmik yapılarının şeffaflaştırılması ve denetlenmesi gerekir. Kullanıcıların yalnızca kendi dünya görüşlerini onaylayan "yankı odalarından" çıkıp farklı perspektiflerle karşılaşmasını sağlayacak dijital reformlar hayati önem taşır. Tabandan Gelen Sivil Diyalog: Değişim genellikle yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya başlar. Yerel düzeyde, farklı siyasi görüşlere sahip insanları bir araya getiren ortak projeler, mahalle meclisleri ve sivil toplum girişimleri, "öteki" algısını kırarak insani bağı yeniden kurar. Seçim ve Kurumsal Sistem Değişiklikleri: Mevcut iki kutuplu ya da sert rekabete dayalı seçim sistemleri (örneğin dar bölge çoğunluk sistemi yerine uzlaşmayı teşvik eden modeller), siyasetçileri sadece kendi radikal tabanına değil, toplumun geniş kesimlerine hitap etmeye zorlayacak şekilde yeniden tasarlanabilir. Eğitimde Eleştirel Düşünce ve Empati: Okullarda erken yaşlardan itibaren sadece akademik bilgi değil; eleştirel düşünce, argüman analizi, farklı fikirlere saygı duyma ve empati yetkinlikleri müfredatın temel bir parçası haline getirilmelidir. Sorumlu Medya ve Siyaset Dili: Medya kuruluşlarının ve kanaat önderlerinin çatışmacı dil yerine yapıcı çözüm önerilerini öne çıkaran bir yayın politikası benimsemesi, kamusal iklimin yumuşamasında çarpan etkisi yaratır. Kutuplaşma bir günde oluşmadığı gibi bir günde de ortadan kalkmaz; ancak seçmenlerin uzlaşmaz dilden duyduğu yorgunluk ve yeni alternatif arayışları, bu dönüşümün en büyük motoru olacaktır. Soru şu: Sence bu adımlar arasında bireysel olarak günlük hayatımızda ilk atabileceğimiz en pratik adım hangisi olmalıdır? Benim cevabım: Bireysel olarak günlük hayatımızda atabileceğimiz en pratik ve etkili ilk adım, çevremizdeki insanlarla (özellikle farklı düşündüğümüz kişilerle) iletişim kurarken "ikna etmeyi" bırakıp "anlamaya çalışmayı" seçmektir. Bunu hayata geçirmek için pratik olarak şunları yapabiliriz: Aktif Dinleme: Karşımızdaki kişi konuşurken, kendi savunmamızı veya vereceğimiz karşı argümanı zihnimizde hazırlamak yerine, gerçekten ne hissettiğini ve neden öyle düşündüğünü anlamak için dinlemek. İnsanı Fikirden Ayırmak: Bir fikre veya siyasi görüşe katılmasak bile, o görüşe sahip kişinin insani değerini, niyetini veya yaşam tecrübesini peşinen kötülemeden yaklaşmak. "Öteki" Etiketini Kaldırmak: Günlük sohbetlerde veya sosyal medyada genel geçer etiketler ("şunlar", "bunlar") kullanmak yerine, meseleleri somut olaylar üzerinden konuşmak. Kutuplaşma en çok bireyler arası bağların kopmasıyla beslenir. Bu bağı günlük hayatta küçük bir merak ve saygı adımıyla yeniden kurmak, yukarıdan beklenen büyük değişimlerin en sağlam temelini oluşturur. Kaynak: Me
  6. Lady Gaga ve Michael Polansky'nin bebeği kız; ismi belli oldu TMZ'nin edindiği bilgilere göre, Lady Gaga ve Michael Polansky'nin bebeği Rose adında bir kız çocuğu. TMZ'nin ulaştığı doğum belgesine göre Rose Bean Polansky, 9 Haziran'da saat 23.19'da Los Angeles'taki Cedars-Sinai Tıp Merkezi'nde dünyaya geldi. Rose Bean isminin kökeni tam olarak bilinmiyor; ancak Gaga'nın sırtında, "A Star is Born" (Bir Yıldız Doğuyor) filmindeki "La Vie En Rose" performansının anısına yaptırdığı büyük bir gül dövmesi bulunuyor. İkinci isim olan "Bean" ise, Gaga'nın hit şarkısı "Born This Way"e ilham kaynağı olan şarkıcı ve aktivist Carl Bean'den esinlenilmiş olabilir. Bebeğin doğumunu, ünlülerin doğum doktoru olarak bilinen Dr. Robert Katz gerçekleştirdi; kendisi aynı zamanda Ciara ve Russell Wilson çiftinin kızları Sienna'nın doğumunda da görev almıştı. Daha önce de haberini yaptığımız üzere, Gaga kısa süre önce Kuzey Kaliforniya'da Polansky ve bir arkadaşıyla yürüyüş yaparken kızını göğsüne bastırırken görüntülenmişti. Çift, gözlerden uzak bir şekilde ailece vakit geçiriyor. Gizlice evlendiklerine dair çıkan haberlere rağmen, Gaga ve Polansky henüz evlenmedi; çiftin nişanlılık süreci devam ediyor. Konuya doğrudan vakıf kaynaklar, bu ayın başlarında bize, yakın aile üyelerinin çifti birlikte gördüğünü ve evlenmediklerini bildiklerini aktarmıştı. Gaga ve Polansky 2024 yılında nişanlanmıştı. Mart ayında Gaga, "yakında" evlenmeyi planladıklarını söylemişti. Kaynak: TMZ
  7. ŞOK GERÇEK: Vücudumuz Yavaş Yavaş Değil, Bu İki Kritik Dönemde "Çöküyor"! Doğum günlerinde pastamıza eklediğimiz mumlar, zamanın sessiz ve istikrarlı bir şekilde ilerlediğini düşündürür. Saniye saniye, yıl yıl yaşlandığımıza inanırız. Ancak bilim insanları, tıpkı Albert Einstein’ın zaman algısını sarstığı gibi, yaşlanma hakkındaki bu yaygın inancımızın da yanıltıcı bir algıdan ibaret olduğunu kanıtladı. Nature Aging dergisinde yayımlanan çığır açıcı yeni bir araştırma, insan vücudunun istikrarlı bir şekilde yaşlanmadığını; aksine, yaşamın iki belirgin döneminde ani ve hızlandırılmış sıçramalarla yıprandığını ortaya koydu. Araştırmanın Arkasındaki Güç: Yapay Zeka ve 25.000 Organ Görüntüsü San Diego’daki Sanford Burnham Prebys Tıbbi Keşif Enstitüsü ve Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) araştırmacıları, insan vücudundaki yaşlanma haritasını çıkarabilmek için devasa bir projeye imza attı. Genetik çeşitlilikleri incelemek için NIH’nin Genotip-Doku İfadesi Projesi verilerinden yararlanıldı. Yaşları 21 ile 70 arasında değişen yaklaşık 1.000 vefat etmiş donörden alınan 40 farklı dokuya ait 25.000 biyopsi görüntüsü incelendi. Araştırmacılar, dokuların yapısal özelliklerini çıkarmak ve moleküler değişimleri haritalandırmak için "Patoloji Temelli Yapısal Yaşlanma Hızı" (PathStAR) adını verdikleri özel bir derin öğrenme (yapay zeka) modeli geliştirdiler. Modelin en çarpıcı özelliği, kronolojik yaşa dair herhangi bir eğitime ihtiyaç duymadan, klinik görüntülerdeki yapısal yaşlanma değişimlerini kusursuz bir şekilde takip edebilmesiydi. Vücut Ne Zaman ve Nasıl Yaşlanıyor? Araştırmanın sonuçları, vücuttaki doku ve organların çoğunun "iki aşamalı yaşlanma" (bifazik yaşlanma) sürecine tabi olduğunu gösterdi. Her ne kadar farklı organlar kendine has zaman çizelgelerine sahip olsa da, iki ana dönem vücudun yıkımında kritik rol oynuyor: 30’lu Yaşlar: Örneğin damar sistemi, erken yaşlarda hızlı bir yaşlanma evresinden geçiyor (30-39 yaş aralığı). 50’li Yaşlar: Rahim ve vajina gibi dokular ise 50'li yaşların başlarında ani bir yaşlanma hızı gösteriyor. İlk incelemelerin yapıldığı yumurtalıklarda ise bu kritik eşiklerin 35-40 ve 55-60 yaş aralıkları olduğu belirlendi. Tüm bu farklı dokuların ortak noktası ise, bu hızlanma dönemlerinde enflamasyonla (iltihaplanma) ilişkili genlerde benzer bir temel artış göstermeleri oldu. Diğer Araştırmalarla Uyumlu mu? Bu bulgular, Stanford Üniversitesi'nin Ağustos 2024'te cilt dokusu üzerinde yaptığı ve hızlı yaşlanmanın 40'lı yaşların ortaları ile 60'lı yaşların başlarında gerçekleştiğini öne süren çalışmayla büyük ölçüde örtüşüyor. Her ne kadar o çalışmadaki bazı moleküler yöntemler tartışma konusu olsa da, iki aşamalı yaşlanma teorisi gün geçtikçe daha fazla kanıt kazanıyor. Bu Keşif Ne Anlama Geliyor? Bilim insanlarının bu çalışmadaki temel hedefi, gelecekte yaşlanma karşıtı (anti-aging) tedavilerin geliştirilmesine rehberlik edecek bir "yapısal yaşlanma atlası" oluşturmak. Zamanı tamamen durdurmak henüz mümkün olmasa da, vücudumuzun bu kritik eşiklerde moleküler düzeyde nasıl değiştiğini anlamak; ilerleyen yıllarda daha sağlıklı, dinç ve kaliteli bir yaşam sürmemiz için yepyeni kapılar aralıyor. Kaynak: NW
  8. Reagan döneminde atanan yargıç, Trump'ın Adalet Bakanlığı'na Epstein dosyaları için son tarih belirledi Federal bir yargıç, Trump yönetimine, Jeffrey Epstein ile ilgili kalan dosyaları açıklaması için yeni bir son tarih belirledi ve talimata uyulmaya devam edilmemesinin nihayetinde mahkemeye itaatsizlik (contempt of court) işlemlerine yol açabileceği uyarısında bulundu. Cumhuriyetçi Başkan Ronald Reagan tarafından atanan ABD Bölge Yargıcı Emmet Sullivan, Çarşamba günü yayınladığı kararda, Adalet Bakanlığı'nın Epstein ile ilgili kayıtlardaki bilgilerin gizlenmesi (redaksiyon) ve saklanması konularındaki önceki mahkeme emirlerine yeterince uymadığını belirtti. Yargıç; Başsavcı Todd Blanche ve Adalet Bakanlığı'na, hüküm giymiş cinsel suçlu Epstein ile ilgili tartışmalı kayıtları sunmaları veya verdiği emirlerin neden "açık ve net" olmadığını açıklamaları için 24 Eylül'e kadar süre tanıdı. Yargıç, hükümetin çeşitli belge kategorilerine ilişkin argümanlarını reddetti ve hükümetin bir tezini "dayanaksız" olarak nitelendirdi. Sullivan kararında, "Davalı, idari zorlukların kendisini yasal yükümlülüğünü yerine getirmekten muaf tuttuğu yönündeki iddiası için herhangi bir hukuki dayanak göstermemiştir," ifadelerini kullandı. "Ayrıca, Kongre'nin 30 Ocak 2026 tarihli mektuba sessiz kalmasının EFTA'da (Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası) örtülü bir değişiklik işlevi gördüğü yönündeki iddiası için de herhangi bir dayanak sunmamıştır." Sullivan, bu aşamada Blanche hakkında "mahkemeye itaatsizlik" kararı verilmesinin "erken olacağını" belirtti; zira böyle bir kararın verilebilmesi için davalının "açık ve net" bir emri ihlal etmiş olması gerekmektedir. Bu nedenle yargıç, emrin herhangi bir kısmının belirsiz olması durumunda mahkemeden açıklama talep etmesi için Başsavcı'ya 21 Eylül'e kadar süre verdi. Dava, Adalet Bakanlığı'nın bilgileri usulsüz bir şekilde gizleyerek veya üzerini kapatarak (redaksiyon uygulayarak) Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası'nı ihlal ettiğini öne süren avukat ve bağımsız gazeteci Katie Phang tarafından açılmıştı. Redaksiyon (Bilgi Gizleme) Konusundaki Anlaşmazlık Davadaki temel meselelerden biri, hükümetin bilgi gizleme veya üzerini kapatma konusundaki gerekçeleriyle ilgilidir. Başsavcı Yardımcısı Stanley Woodward, mağdurların isimlerini ve kişisel olarak tanımlanabilir diğer bilgileri içermesi nedeniyle bazı bilgilerin gizlenebileceğini savundu. Adalet Bakanlığı, mağdurları ve özel şahısları korumanın, kayıtlardaki materyallerin gizlenmesinin veya üzerinin kapatılmasının nedenleri arasında yer aldığını öne sürdü. Ancak mahkeme, Blanche'a, üzeri kapatılan bazı isimlerin mağdurlara ait olduğu yönündeki hükümet beyanlarını kanıtlaması talimatını verdi. Mahkeme emrinde özellikle EFTA01187999, EFTA02504630 ve EFTA01022356 numaralı dosyalarda yer alan yazışmalar işaret edildi. Sullivan ayrıca, hükümetin ilk aşama bir incelemeci tarafından değerlendirilmesinin pratik olmadığını öne sürdüğü, elle yazılmış FBI görüşme notlarının ve yabancı dildeki materyallerin açıklanmasına karar verdi. Sullivan kararında, "Mahkeme, belirli FD-302 raporlarına dayanak oluşturan elle yazılmış FBI notlarının, daktilo edilmiş raporlarla 'büyük ölçüde benzer' ve dolayısıyla bunların birer kopyası (tekrarı) niteliğinde olduğu gerekçesiyle usulüne uygun olarak gizlendiği yönündeki davalı iddiasını reddetmektedir," ifadelerine yer verdi. Adalet Bakanlığı, yabancı dildeki bir belgenin bilgi ifşa gereklilikleri kapsamına girip girmediğinin ilk aşama bir incelemeci tarafından kolayca tespit edilemeyeceğini savunmuştu. Mahkeme bu gerekçeyi reddetti. Phang, anlaşmazlığın mahkeme sürecinde özellikle ele alınan belgelerin ötesine geçtiğini ve Adalet Bakanlığı tarafından "tekrar" veya "kapsam dışı" (ilgili değil) olarak sınıflandırılan milyonlarca ek kaydın bulunduğunu öne sürdü. Kongre Baskısı Bu hukuki anlaşmazlık, Epstein ile ilgili kayıtların daha fazla açıklanmasına yönelik Kongre'deki ayrı bir girişimle eş zamanlı olarak yaşanıyor. Kentucky'li Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Thomas Massie, Adalet Bakanlığı'nın milyonlarca belgeyi gizlediğini savunarak, hükümetin bu dosyalara yönelik tutumuna itiraz etmek için yeni yollar oluşturmayı amaçlayan bir yasa tasarısı sundu. Massie ayrıca, Epstein ile bağlantılı oldukları iddiasıyla soruşturulmaları gerektiğini söylediği 14 kişinin ismini kamuoyuna açıkladı. Massie tarafından isimlerinin zikredilmesi, Epstein ile ilgili kayıtlarda yer almaları veya Epstein ile ilişki içinde bulunmaları tek başına bir suç teşkil etmemektedir; nitekim listedeki bazı kişiler herhangi bir usulsüzlük yaptıklarını reddetmiş veya haklarında Epstein ile ilgili bir suçlamada bulunulmamıştır. Kongre'deki girişim ile Sullivan'ın baktığı dava birbirinden ayrı süreçlerdir. Massie'nin önerdiği yasa tasarısı herhangi bir kişinin suç işleyip işlemediğini belirlemeyi amaçlamazken, Sullivan'ın davası mevcut ifşa gerekliliklerine ve mahkeme emirlerine uyulması konusuyla ilgilidir. Adalet Bakanlığı Üzerindeki İncelemeler Artıyor Bu gelişmeler, Adalet Bakanlığı'nın Epstein kayıtlarını ele alış biçimine yönelik aylardır süren incelemelerin ardından yaşanıyor. Bakanlık; mağdurları korumak ve yasal kısıtlamalara uymak amacıyla bazı materyallerin sansürlenmesi veya gizli tutulması gerektiğini savunurken, aynı zamanda milyonlarca sayfalık belgeyi, videoları ve görüntüleri kamuoyuna açıkladı. Aralarında yasa yapıcılar ve gazetecilerin de bulunduğu eleştirmenler, söz konusu sansürlerin kapsamına ve hükümetin bazı kayıtları "tekrar eden" veya "taleple ilgisiz" olarak nitelendirmesine itiraz etmeye devam ediyor. Bu anlaşmazlık siyasi arenaya da sıçradı. Gazeteci Tara Palmeri; Cumhuriyetçi Kongre adayı Robert Burke'e Epstein dosyalarıyla ilgili sorular yönelttikten sonra basın kartının iptal edildiğini ve Dallas'taki Cumhuriyetçi Ulusal Komite (RNC) 2026 ara dönem kongresinden uzaklaştırıldığını belirtti. Palmeri, RNC'nin kendisine ihlal ettiği herhangi bir kuralı belirtmediğini ifade etti. O dönemdeki haberlerde, RNC'nin olaya ilişkin kamuoyuna bir açıklama yapmadığı görülüyordu. Newsweek, konuyla ilgili görüş almak üzere Palmeri ve RNC ile e-posta yoluyla iletişime geçti. Söz konusu olay federal dava sürecinden ayrı olsa da, hükümetin Epstein kayıtlarını ele alış biçimine yönelik kamuoyu ve siyaset dünyasındaki ilginin devam ettiğini gözler önüne seriyor. Şimdilik, bir sonraki resmi dönüm noktası 24 Eylül tarihi. Adalet Bakanlığı'nın Yargıç Sullivan'ın emrine uyması halinde, acil bir "mahkemeye itaatsizlik" sorunu ortaya çıkmayabilir. Ancak uyulmaması durumunda yargıç, olası bir hukuki yaptırım süreci (sivil itaatsizlik davası gibi) dahil olmak üzere ilave tedbirlerin değerlendirilebileceğini işaret etti. Kaynak: NW
  9. Dün

  10. ALZHEİMER’IN (DEMANS) ŞİFRESİ ÇÖZÜLDÜ MÜ? Beyindeki “Kayıp Halka” Bulundu, Hafıza Kaybı Tersine Çevrilebilir! Giriş: Alzheimer'ın Çözülemeyen Gizemi Alzheimer hastalığı, onlarca yıldır tıp dünyasının en büyük bulmacalarından biri olmaya devam ediyor. Hastalığın temelinde amiloid plakları ve tau yumakları adı verilen anormal protein kümelerinin olduğu biliniyor. Ancak bu zararlı kümelerin sinir hücrelerini aşırı aktif hale getirdiği, hücrelerin birbirleriyle olan bağlantılarını kopardığı ve hafızayı silen o yıkıcı sürece tam olarak nasıl yol açtığı büyük bir soru işaretiydi. Güney Kore’deki Temel Bilimler Enstitüsü (Institute of Basic Science) tarafından yürütülen çığır açıcı yeni bir araştırma, bu sorunun yanıtını vererek ERBB4 adı verilen bir reseptör proteinin "kayıp halka" olabileceğini ortaya koydu. 1. Yeni Keşif: ERBB4 Proteini Neden Kritik? Normal ve sağlıklı bir beyinde ERBB4 reseptörü, temel olarak sinyalleri baskılayan ve beyin aktivitesini yavaşlatan (yani adeta bir fren mekanizması görevi gören) nöronlarda bulunur. Ancak araştırmacılar, Alzheimer hastalarının beyinlerinde durumun çok farklı olduğunu keşfetti: Yanlış Hücrelerde Konumlanma: Alzheimer sürecinde ERBB4 reseptörleri, beyin aktivitesini tetiklemekle sorumlu olan "eksitatör nöron" (uyarıcı nöron) adı verilen sinir hücrelerinde anormal bir şekilde aktif hale geliyor. İnsan Beyninde Doğrulandı: Hayvan deneylerinin yanı sıra, yaklaşık 450 kişinin ölüm sonrası beyin dokuları incelendiğinde de Alzheimer hastalarının uyarıcı nöronlarında ERBB4 ifadesinin (ekspresyonunun) belirgin şekilde arttığı görüldü. 2. Beyin İçi Zincirleme Reaksiyon Nasıl İşliyor? Uyarıcı nöronlardaki bu anormal ERBB4 aktivitesi, beyinde adeta domino etkisi yaratarak bir dizi sorunu aynı anda tetikliyor: Temizlik Mekanizması Bozuluyor: Sağlıklı beyinlerde sinir hücrelerini destekleyen ve istenmeyen bağlantıları ortadan kaldıran astrosit ve mikroglia adlı bağışıklık/destek hücreleri bulunur. Alzheimer sürecinde bu hücreler, sağlıklı sinir bağlantılarını yanlışlıkla ve aşırı sayı yok etmeye başlar. Denge Altüst Oluyor: Beyindeki glial hücreler, nöronal aktiviteyi hızlandıran ve durduran sinyaller arasındaki hassas dengeyi bozar. Bilişsel Gerileme Başlıyor: Bu tehlikeli dengesizlik, hastada henüz belirgin bunama belirtileri (kliniğe yansıyan semptomlar) ortaya çıkmadan çok daha önce başlar. 3. Umut Vadeden Müdahale: Hafıza Geri Getirilebilir mi? Araştırmacılar, bu keşfin sadece bir teşhis değil, aynı zamanda çok güçlü bir tedavi hedefi sunduğunu kanıtladı. Gen Düzenleme Teknolojisi: Bilim insanları, anıların oluşumunda kilit rol oynayan beyin bölgesi hipokampustaki uyarıcı nöronlardan ERBB4 reseptörlerini ortadan kaldırmak için gen düzenleme teknolojisinden yararlandı. Elde Edilen Çarpıcı Sonuçlar: Aşırı aktif sinir hücreleri yatıştırıldı ve beyindeki aşırı aktivite normalleştirildi. Astrosit ve mikroglia hücrelerinin zararlı tepkiselliği azaldı. Beyindeki plak birikimi gerileme gösterdi. Fareler, bellek ve uzamsal biliş testlerinde çok daha başarılı performans sergiledi. Tersine Kanıt (Simülasyon): Başka açılardan tamamen sağlıklı olan farelerde az sayıda uyarıcı nöron üzerinde ERBB4 suni olarak aktive edildiğinde ise, bu hayvanlarda doğrudan aşırı beyin aktivitesi ve bilişsel bozukluklar geliştiği gözlemlendi. Sonuç Bu kapsamlı araştırma, Alzheimer hastalığının sadece nöronlara zarar vermekle kalmayıp, bazı nöronları doğrudan anormal ve yıkıcı bir duruma sürüklediğini kanıtlıyor. Uyarıcı nöronlardaki anormal ERBB4 aktivitesini hedef alan bu yeni yaklaşım, gelecekte Alzheimer ve benzeri nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde çığır açabilecek güçlü bir umut ışığı sunuyor. Kaynak: TI
  11. Yemen'de bulunan kalıntılar, Suudi Arabistan'ın ilk Çin yapımı füzesini ateşlediğini gösteriyor Yemenli yetkililer ve silah uzmanları, Yemen'de bulunan kalıntıların, Suudi Arabistan'ın çatışma ortamında ilk kez Çin yapımı bir balistik füze ateşlediğine işaret ettiğini belirtti. Bu hamlenin, krallığın Husi rakiplerine elinde başka silahlar da olduğu mesajını vermeyi amaçladığı düşünülüyor. Dongfeng 15 füzesinin kullanıldığının doğrulanması halinde bu, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki Husi militanlarla yıllardır süren savaşında balistik füze kullandığı ilk olay olacak. Bu durum ayrıca, Pekin'in uzun süredir reddettiği, Çin'in Orta Doğu'ya füze satışı konusuna da yeni bir ışık tutacak. Füzenin Yemen'de herhangi bir hedefi vurup vurmadığı hemen belirlenemedi. Bulunan kalıntılar yalnızca füze gövdesinden ibaretti; savaş başlığı uçuş sırasında gövdeden ayrılarak hedefe doğru daha uzağa ilerliyor. Suudi Arabistan, son haftalarda Husi militanlarla çatışmaların tırmanmasıyla birlikte düzenli hava saldırıları gerçekleştirmek için jet uçaklarını kullanıyor. Londra merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nden (IISS) araştırmacı Sascha Bruchmann, "Suudiler, stratejik denklemi dengelemeye çalışmak amacıyla daha önce göstermedikleri bir kartı ortaya koyuyorlar," dedi. Çin Dışişleri Bakanlığı ve Suudi Arabistan hükümeti, konuyla ilgili yorum taleplerine hemen yanıt vermedi. Pazartesi günü sosyal medyada dolaşıma giren ve kalıntıları gösteren videolarda, bir füze gövdesinin etrafında toplanmış Yemenliler görülüyor; cep telefonu ışıkları füzenin kanatçıklarını, motorunu ve seri numarasını aydınlatıyor. Füzenin yan tarafında kalın ve siyah harflerle "DF-15A" ibaresi yer alıyor. The Wall Street Journal videoların gerçekliğini hemen doğrulayamadı ancak bölge uzmanları görüntülerin gerçekçi göründüğünü ifade etti. Uzmanlar, füzenin Çin tarafından tasarlanan kısa menzilli ve katı yakıtlı bir balistik füze olan DF-15A modeli olduğunu belirtti. Uzmanlar, füzenin sabit kanatçıkları ve yönlendirme motorları gibi ayırt edici özelliklerinin, Çin devlet televizyonunda daha önce bu silahın kullanıldığı tatbikatlara dair yayınlanan görüntülerle uyuştuğuna dikkat çekti. Bir Husi yetkilisi ve Yemen'de Husilerin muhalif kanadından bir yetkili, füzeyi Suudi Arabistan'ın ateşlediğini söyledi. Bir Suudi yetkili, krallığın füzeyi ateşlediği bilgisini yalanlamadı. Husilerin elinde Dongfeng-15 füzeleri bulunmadığını söyledi; ancak konuyla ilgili ayrıntı vermekten kaçındı. Bu füzenin kullanılması, Suudi Arabistan ekonomisinin Orta Doğu'da giderek yayılan çatışmalar nedeniyle baskı altında olduğu bir döneme denk geldi. Husiler kısa süre önce, bölgeden petrol sevkiyatı için hayati önem taşıyan bir su yolu olan Babülmendep Boğazı boyunca bazı bölgeleri ele geçirdi. Hürmüz Boğazı ise ABD ile İran arasındaki çatışma nedeniyle aylardır büyük ölçüde kapalı durumda. Suudi Arabistan ayrıca geçen hafta, insansız hava aracı (İHA) saldırılarına hedef olan kritik bir boru hattını kapatmak zorunda kalmıştı. Söz konusu füzenin kullanılması, yalnızca Husilere değil, İran'a da bir mesaj niteliği taşıyabilir. Bir DF-15A füzesi, İran'ın güney kıyılarına ulaşabilecek menzile sahiptir. Ancak böyle bir mesaj vermek, Suudiler açısından riskler de barındıracaktır. ABD merkezli bir düşünce kuruluşu olan Dış Politika Araştırma Enstitüsü'nde (FPRI) uzman olarak görev yapan Sam Lair, "Suudilerin yerinde olsam, İranlılarla bir balistik füze çatışması başlatmaktan endişe duyardım; çünkü bu durum sadece Amerikan üslerini değil, ülkenin tüm füze altyapısını da riske atardı," dedi. Çin yapımı bir füzeye ait kalıntıların ortaya çıkması, Pekin'in Orta Doğu'daki silah satışlarına dair perdeyi de aralayacaktır. Çin, 1980'lerde M-9 olarak da bilinen DF-15A füzelerinin Suriye'ye satışını gündeme almıştı. Ancak Pekin, ABD'nin yürüttüğü kamuoyu baskısı kampanyası sonucunda bu satıştan vazgeçmiş görünüyordu. ABD, Suudi Arabistan'ı uzun süredir Çin füzelerinin bir alıcısı olarak tanımlamaktadır. Suudi Arabistan, 1980'lerin sonlarında orta menzilli Dongfeng-3A füzelerini satın almak üzere Çin ile tahmini 3 milyar dolarlık bir anlaşma yapmıştı. O dönemde ABD, krallığa silah satışını durdurmayı değerlendirmiş; ancak Soğuk Savaş'ın sona ermekte olduğu bir süreçte nüfuzunu kaybetme endişesiyle bundan vazgeçmişti. Çin yapımı füzeler, en az bir Suudi askeri geçit töreninde (2014 yılında) görülmüştü. Analistler, uydu görüntülerinin Suudi Arabistan'ın bu füzelerin bakım ve üretimine yönelik tesislerini genişlettiğini gösterdiğini belirtiyor. Journal, 2021 yılında, Çin ordusunun yaklaşık 2018'den bu yana Suudi Arabistan'a çok sayıda kullanıma hazır Dongfeng füzesi sevk ettiğini bildirmişti. Çin ayrıca aynı dönemde, Suudi Arabistan'a karşı bir baskı aracı olarak yıllardır Husileri destekleyen İran'a da füze bileşenleri ve yakıtı satmıştır. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), Çin'i; Pakistan, Sırbistan ve Tayland gibi başlıca müşterileriyle dünyanın en büyük beşinci silah ihracatçısı olarak konumlandırıyor. Enstitüye göre, toplam satışların %12'sini Suudi Arabistan'ın oluşturduğu ABD, dünyanın en büyük silah ihracatçısı olma konumunu koruyor. Kaynak: R
  12. Rusya, Trump tarafından imzalanması halinde yeni ABD yaptırımlarının Ukrayna barış anlaşmasını zorlaştıracağını belirtiyor Kremlin Perşembe günü yaptığı açıklamada, Rusya'ya yönelik yeni ABD yaptırımlarının Ukrayna'da bir barış anlaşmasına varılmasını zorlaştıracağını ifade etti. ABD Temsilciler Meclisi Çarşamba günü, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı nedeniyle bu ülke üzerindeki ekonomik baskıyı artırmayı amaçlayan kapsamlı bir yaptırım paketini kabul etti ve tasarıyı yasalaşması için Başkan Donald Trump'a gönderdi. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov gazetecilere verdiği demeçte, "Elbette bu belgenin ilerleyişini yakından takip ediyoruz. Bu, dostça olmayan eylemler kategorisine giriyor ve kuşkusuz ABD tarafından uygulanacak her türlü ek yaptırım, Ukrayna'da barışçıl bir çözüm bulma çabalarını kesinlikle sekteye uğratacaktır," dedi. ABD'nin arabuluculuğunda yürütülen ve 4,5 yıldır süren Ukrayna savaşını sona erdirme çabaları aylardır durma noktasındaydı; ancak Başkan Donald Trump, süreci yeniden canlandırmak amacıyla bu ayın başlarında Moskova ve Kiev'e iki özel temsilci gönderdi. ABD yaptırım tasarısı, Moskova'yı Ukrayna savaşını finanse etmekte kullandığı gelirlerden mahrum bırakmak amacıyla Rusya'nın enerji ve savunma sektörlerinin yanı sıra, mevcut yaptırımları baypas eden tankerlerden oluşan "gölge filosunu" da hedef alıyor. Tasarı ayrıca Trump'a; Çin, Hindistan ve diğer ülkelerin Rus petrol ve gazına olan bağımlılıklarını azaltmaları amacıyla bu ülkelere %100'e varan gümrük vergileri uygulama yetkisi veriyor. Hindistan, Rus petrolü alımı nedeniyle gümrük vergisi getirmeyi öngören yeni tedbirlerin ikili ilişkileri etkileyebileceği konusunda Washington'ı uyardı. Kaynak: R
  13. Carney, Kanada'nın Avrupa Birliği'nin ilk ortak üyesi olması yönündeki öneriyi benimsiyor Kanada Başbakanı Mark Carney Perşembe günü, ülkesinin Avrupa Birliği'nin ilk ortak üyesi olma ihtimalini memnuniyetle karşıladı. Carney, Avrupa ile kurulacak daha yakın bağların amacının; hiçbir ülkenin Kanada'nın piyasalarını kontrol edememesini, egemenliğine zarar verememesini veya özgürlüklerini baltalayamamasını sağlamak olduğunu belirtti. Bu açıklamalar, ABD Başkanı Donald Trump'ın söz konusu düzenlemenin "hasmane bir eylem" olabileceğini öne sürmesi ve niyetlerin dostça olmadığına kanaat getirmesi halinde Avrupa'ya ağır gümrük vergileri uygulama tehdidinde bulunmasının ardından geldi. Avrupa ile Kanada arasındaki iş birliğini defalarca öven bir konuşma yapan Carney, Avrupa Parlamentosu'na, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Çarşamba günü açıkladığı öneriyi desteklediğini ifade etti. "Ortak üyelik" statüsünün henüz tanımlanmamış olduğunu kabul eden Carney, önerisinin ana hatlarını şöyle çizdi: Her iki tarafı da ekonomik ve jeopolitik baskılara karşı daha az savunmasız kılmak amacıyla ticaret, savunma, kritik mineraller, yapay zeka, enerji, uzay, araştırma ve finansal hizmetler alanlarında daha derin bir Kanada-Avrupa entegrasyonu. Carney, "Büyük güçlere rakip olacak —sadece daha iyi bir üsluba sahip— üçüncü bir blok oluşturmayı önermiyorum," dedi ve ekledi: "Başkalarına tahakküm etmek için güç peşinde değiliz." Carney, asıl hedefin Kanada'nın dayanıklılığını artırmak olduğunu; böylece hiçbir ülkenin Kanada'nın piyasalarını kontrol edemeyeceğini, egemenliğini zayıflatamayacağını veya tercihlerine müdahale edemeyeceğini vurguladı. Başbakan, toplantı salonuna girdiğinde coşkulu bir şekilde karşılandı; birçok milletvekili elini sıkmak ve selfie çektirmek için yanına geldi. Konuşmasının ardından ise ayakta alkışlandı. Hatta bir milletvekili, Kanada hokey takımı forması giymişti. Kanada, nesiller boyunca ekonomisini Amerika Birleşik Devletleri ile entegrasyon üzerine kurmuştu. Trump'ın gümrük vergileri, ekonomik taviz talepleri ve Kanada'yı 51. eyalet yapma konusundaki tekrarlayan söylemleri, Ottawa'yı ABD'ye olan bağımlılığını azaltmaya ve Avrupa ile çok daha derin bir ekonomik, güvenlik ve siyasi ilişki arayışına girmeye itti. Avrupa, Kanada'ya yeni bir yol sunuyor Von der Leyen, Kanada'nın AB'nin ilk ortak üyesi olmasını önerdi; bu, bloğun mevcut anlaşmalarında yer almayan ve sıfırdan oluşturulması gerekecek bir statü. Von der Leyen, Avrupa'nın Kanada ile ilişkilerini "mümkün olan en üst düzeye" taşımak istediğini belirtti. Avrupa Parlamentosu salonunda ön sırada oturan Carney, milletvekilleri öneriyi ayakta alkışlarken başını sallayarak onayladı ve von der Leyen'e sarılmak üzere ayağa kalktı. Von der Leyen, Kanada ve AB'nin mevcut serbest ticaret anlaşmasının ötesine geçerek "ortak refah ve ekonomik güvenlik alanı"nı kapsayan bir "Gelecek İçin İttifak" oluşturmaları gerektiğini söyledi. Carney, tarafların önerilen yeni ilişkiyi daha ayrıntılı ele almalarının beklendiği Kanada-AB zirvesi kapsamında 29-30 Ekim tarihlerinde Montreal'de AB liderlerini ağırlayacak. İhracatının yaklaşık %70'ini ABD'ye yapan Kanada, bu durum nedeniyle Trump'ın gümrük vergilerine karşı oldukça savunmasız bir konumda bulunuyor. Ottawa yönetimi misilleme yoluna gitti ve Carney'nin Kanada'nın egemenliğini tehdit ettiğini belirttiği talepleri reddetti. Avrupa ise farklı bir yol izleyerek misilleme yapmaktan kaçındı ve AB'den ABD'ye yapılan çoğu ihracata uygulanan %15'e varan gümrük vergilerini kabul etti. Carney 'orta ölçekli güçleri' harekete geçirdi Carney, orta ölçekli güçleri bu tür ekonomik baskılara direnmeye defalarca çağırdı. Ocak ayında Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda, ülkelerin baskın bir güçle tek başlarına müzakere etmeleri durumunda "zayıf bir konumdan müzakere etmiş olduklarını ve sunulanı kabul etmek zorunda kaldıklarını" belirterek uyarılarda bulunmuştu. Trump, ertesi gün ona sert tepki gösterdi. Kanada'nın AB nezdindeki müstakbel büyükelçisi Jonathan Wilkinson Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Kanada'nın tam AB üyeliği arayışında olmadığını, çünkü bunun egemenliğin bir kısmından feragat etmeyi gerektireceğini söyledi. Bunun yerine Ottawa, Kanada'nın bağımsızlığını artırırken Avrupa ile "mümkün olduğunca yakınlaşmayı" hedefliyor. Ortak üyeliğin tam olarak ne anlama geleceği ise henüz müzakere aşamasında. Kanada şimdiden önemli bir adım attı. Ülke bu yıl, AB'nin 150 milyar avro (173 milyar dolar) değerindeki SAFE savunma tedarik programına katılan ilk Avrupa dışı ülke oldu; böylece Avrupa savunma harcamalarını artırırken Kanadalı şirketlere de ortak tedarik süreçlerine erişim imkanı sağlandı. Taraflar ayrıca enerji, kritik mineraller, yapay zeka ve dijital ticaret konularında daha yakın iş birliğini görüştüler. Montreal'deki McGill Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Daniel Béland, "Trump yönetiminin politikaları ve söylemleri, hem Kanada'yı hem de AB'yi açıkça güçlü bir ABD liderliğinin olmadığı bir dünyayı hayal etmeye ve buna göre hareket etmeye zorluyor," dedi. Toronto Üniversitesi'nden emekli profesör Nelson Wiseman, Carney'nin Trump ile olan ilişkileri yönetme biçiminin, Avrupalıların bu Kanadalı lidere olan ilgisini artırdığını ifade etti. Wiseman, "Carney'nin Trump ile ilişkilerdeki dirayeti Avrupa'nın dikkatini çekti," dedi. Washington izliyor olacak Wiseman, Avrupalıların Kanada'yı, sahip olduğu köklü ekonomik ve siyasi bağlar nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri'ni özellikle iyi anlayan bir ülke olarak gördüklerini belirtti. Wiseman'a göre, Carney'nin Washington'ın taleplerini hemen kabul etmek yerine Trump'a karşı durma konusundaki istekliliği, bu algıyı daha da güçlendirdi. Béland, Carney'nin Perşembe günü yapacağı konuşmada Trump'ın ismini anmaktan kaçınabileceğini, ancak ortaya koyduğu genel argümanın hedefinin kim olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmayacağını ifade etti. Béland, "Carney, Avrupa'nın ötesinde, Beyaz Saray da dahil olmak üzere tüm dünyanın kendisini izliyor olacağının farkında," dedi. Kaynak: AP
  14. Matt Anderson için milli takım sezonu sona erdi Bir sonraki maçına Fenerbahçe forması ile çıkacak
  15. Bulgaristan'ın Dünya Birincisi Polonya'yı yendiği maçın sonu
  16. İspanya genelinde 2 yıllık FSD Supervised (Gözetimli FSD) test süreci 460.000 km boyunca her türlü duruma tanık olduk
  17. Özür diliyor. Bence o EGO'su yüksekler özür dilemeli Semih Oktay: "Camiamızdan özür diliyoruz. Arkasına sığınmak için söylemiyorum ana sorumluluk taşıyan 5 oyuncumuzu kullanmadık Bizim çalışma programımızı çok olumsuz etkiledi Yine de biz Türkiye milli takımı olarak böyle bir oyun ortaya koymamalıydık"
  18. İlk günden bu yana aynı heyecanla çalışıyor, 120 bin Togg’a ulaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu yolculukta kullanıcılarımızın güveni, heyecanı, gururu ve çok daha fazlası var. Her geçen gün büyüyen ailemize gönülden teşekkürlerimizle Her Yerde Togg, Milyonlarca Gurur
  19. Zero Dark Twenty-Nine Editörün uyarısı: Eğer Demokratlar kazanırsa; Trump'ın savaşını durduracak, Trump'ın benzin ve gıda fiyatlarını düşürecek, Trump'ın ICE'sine (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) gem vuracak, Trump'ın balo salonu işini ve Amerika'yı yağmalamasını engelleyecek ve Trump'ın Epstein sınıfını korumasının önüne geçecekler. Hmm, sanırım buna razı olabilirim.
  20. Zlatan Ibrahimović, Arda Güler'i sürekli oyundan alması nedeniyle José Mourinho'yu eleştirdi ve bunu haksız bir muamele olarak nitelendirdi: "José Mourinho sanki FIFA oynadığını sanıyor; ama bir video oyununda bile tüm takımı sırtlayan oyuncuyu oyundan çıkarmazsınız. Arda Güler sahaya çıkıyor, oyuna hükmediyor, üst üste 'Maçın Oyuncusu' seçiliyor; peki ödülü ne oluyor? 60. dakikada yedek kulübesine gönderilmek. Bu, saygısızca bir tutum. José, sırf Vini'yi kızdırmaktan korktuğu için en iyi oyuncusunu oyundan alıyor. Büyük egolarla siyaset yapmak uğruna genç bir dâhiyi feda ediyor. Zlatan siyaset yapmaz, Zlatan futbol oynar. Eğer papağanı mutlu etmek için aslanı yedek kulübesine hapsederseniz, ormanı kaybedersiniz. Mourinho futboldan ziyade siyaseti tercih etmeye devam ederse, onu Real Madrid kovmayacak; bizzat futbolun kendisi onu kovacaktır."
  21. Pete Buttigieg Neredeyse iki yıl süren ekonomik başarısızlık ve tutulmayan sözlerin ardından, JD Vance’in ara seçimlere sayılı günler kala sunduğu argüman şu: "Bize bir şans daha verin." Amerikan halkının buna bir kez daha katlanmaya tahammülü yok; iyi haber şu ki, buna mecbur da değiliz.
  22. Gerçekten çok şeker: Ve videodaki yazıda şöyle diyor Doğru kişiyle evlendiğimi biliyordum....

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.