Zıplanacak içerik
TANİA HAYDE

GÜNÜN ŞİİRİ

Önerilen İletiler

YENİ BİR SAYFADA SANA BAKMAK

 

Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla

Uçak örneğin uçurtma mesela

Altınakonabilir bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için

Sallanan bir masa

Veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa

Bir ömür üzerine

 

Bir beyaz kağıda herşey yazılabilir

Senin dışında

Güzelliğine benzetme bulmak zor

Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan herşeyden

Bir gülden, bir ilk bir sonbahardan sor

Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin

Ve benim bilinci nasırlı bahçıvan çaresizliğim

Anlarım bitkiden filan ama anlatamam

Toprağın güneşle kavuşmasını

Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

 

Sen bana ışık ver yeter bende filiz çok

Köklerin içimde gizlidir,

Gelen, giden arayan, soran dere budak yok

Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan

Kusura bakma sevgilim

Heybemde sana benzeyecek kadar güzel birşey yok...yok!

 

Uzun bir yoldan gelen, tedariksiz katıksız bir yolcuyum

Yaralı yarasız sevdalardan geçtim

Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu

Herşeyi anlattım olan olmayan, acıtan sancıtan

Bilsem kisana varmak içindi bütün mola sancıları,

Daha hızlı koşardım, severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine

Sana bakmak suya bakmaktı

Sana bakmak, bir mucizeyi anlamaktı

 

Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır

Aşk sorgusunda şahanem, yalnız kelepçeler sanıktır

Ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar

Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar baçıvanlar değil tüccarlar

Sen öyle gçz, sen öyle toprak ve güneş ortaklığı

Sen içimde cennet kayganlığı iken,

Sana şiir yazmak ahmaklıktı...

 

Bir tek söz kalır dişlerimin arasında

Ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar

Verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim

Ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz,

Yazdığım bütün şiirler sanabaşlayan bir kitap için önsöz

 

Sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır

Herşey olmaya hazır

Sana bakmak, suya bakmaktır

Gördüğün suretten utanmak

Sana bakmak,

Bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır

Sana bakmak,

Allaha inanmaktır

 

Yılmaz Erdoğan

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Aklım Çıkıyor

 

İçmeden resmine bakamıyorum

Kırılırsın diye aklım çıkıyor

İçince karşına çıkamıyorum

Darılırsın diye aklım çıkıyor...

 

Korkarım derdimi sana dökerken

Utanır gözümden yaşlar akarken

Uzunca yazamam belki okurken

Yorulursun diye aklım çıkıyor....

 

Yakasız gömleği giysem eğnime

Biricik resmini koysam koynuma

Nezaman geçirsem ipi boynuma

Sarılırsın diye aklım çıkıyor.....

 

Her beden bir candan sorumlu sanma

Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...!

Benim bir kurşunluk işim var amma!

Vurulursun diye aklım çıkıyor....

 

Cemal Safi

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Kendine Benim İçin Gül Ver

 

(Sensizlikle flört etmeyi sen değil, sensizlik bilir;

sesi ses, sessizliği sensizlik bilir…)

 

Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin

ellerinden tut!

Çok ağrımış kendinin, siyah

ve ayaz kendinin.

Hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver...

 

Bak, Palandöken dağlarında karlar erimiş,

teknelerle kol kola bir bahar sulara inmiş;

dağlar için, sular için bana bir gül ver.

Bir gül ver söküldüğüm günler için

-ve önce kendinin ellerinden tut.-

 

Kendimin ellerinden tutunca,

içimden nehirler gibi akmak geliyor;

yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor.

Geberesiye içip salaş meyhanelerde,

buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor…

 

Tutunca kendimin ellerinden,

pusulasız gemilerde yatmak;

yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda

sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor…

 

Sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden,

ömrümün içinden akmak geliyor...

 

(Sessizlik sensizliği ezbere bilir;

sensizlik her şeyi bilir...)

 

Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin

ellerinden tut;

sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin

ellerinden...

 

Bak, yıllarım sırılsıklam/ yağmurlar giymiş,

günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş;

dağlar için, sular için bana bir gül ver.

Avuttuğum düşler için bana bir gül.

Bir

gül

pusulasız gemiler, sökülmüş günler için...

 

(Ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım;

sen kendinin ellerinden tut

ve kendine benim için bir gül ver.)

 

Kendine

bir

gül(ü) ver

 

Yılmaz ODABAŞI

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

KİBRİT ÇAKIYORSUN KARANLIKTA

 

Kibrit çakıyorsun karanlıkta

badem çiçeklerini görmek için

Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift

sarnıç gemisi gözlerin

Bir iş açacaksın sen başımıza

yangın mı olur artık, bahar mı?

 

CAN YÜCEL

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

BENİ KÖR KUYULARDA

 

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın..

 

Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın..

 

Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;

 

Beni bensiz bıraktın..

 

Beni sensiz bıraktın.

 

 

ü.Yaşar Oğuzcan

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Ayrılık

 

İki rayı gibiyiz

Bir tren yolunun

Yakın olması

Neyi değiştirir

Son istasyonun

 

sunay akın

 

İKİ BIÇAK

 

İki bıçak seç kendine

Biri yaralamak için

Biri öldürmek

Pusu kur gözlerinin

Karanlık gölgesine

Biri sevmek için

Biri ihanet

İki yürek seç kendine

Biri yaşamak için

Biri gizlenmek

Bir korkak, bir kaçak, bir firar

Kaç kişisin sen sevdiğim, çocuk

İçimdeki bıçak bir kere daha dönüyor

Olduğu yerde

Kalırsan sel basar yataklarımı

Gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde

Kimi zamanlar olur sevgilim

İki bıçak bile yetmez bir tek ölüme

 

MURATHAN MUNGAN

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir MohiCaN

son zamanlarda dinlediğim tek şiir

 

YAĞDIKÇA...

 

Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,

Kavim göçlerinden bu yana ağlayan

Ve durmadan

Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler

Çalan, çaldıran, yakalatan

Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

 

Şehre bir yağmur yağdı

Ben ağladım

 

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan

Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses

Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır

Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü

yerlerinden

Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk

sipariş edildi yeniden

 

Bir şehre yağmur yağdı

Ben ağladım

 

Kim daha çok yalan söndürdü çay

bardaklarında

Hangisi talandı demli öpücüklerin

Ve buğularda yitirilen kimin adıydı

Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu

Soyulur muydu kabuğu hayatın

Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

 

Yağmur şehre bir yağdı

Ben ağladım

 

Ben ençok seni götürdüm giderken

Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları

Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı

Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası

Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi

Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

 

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı

Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı

Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

 

Ben...

Yağmur...

Ağladım...

 

YILMAZ ERDOĞAN

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!

 

 

 

Aşksız ve paramparçaydı yaşam

bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

 

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları

aşk ile sevmek bir güzelliği

ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.

işte yüzünde badem çiçekleri

saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.

senmisin seni sevdiğim o kavga,

sen o kavganın güzelliğimisin yoksa...

 

Bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bin kez budadılar körpe dallarımızı

bin kez kırdılar.

yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler

yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

 

..........

..........

 

 

 

Adnan Yücel

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir alaTurka

'Her şey sende gizli`

 

Yerin seni çektiği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..

Kalbinin attığı kadar canlısın

 

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

Sevdiklerin kadar iyisin

Nefret ettiklerin kadar kötü..

Ne renk olursa olsun kaşın gözün

Karşındakinin gördüğüdür rengin..

 

Yasadıklarını kar sayma:

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna ne kadar yaşarsan yaşa,

Sevdiğin kadardır ömrün..

 

Gülebildiğin kadar mutlusun üzülme bil ki ağladığın

Kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.

 

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

 

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

 

Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettigin kadar güzelsin...

İşte budur Hayat!

 

İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

 

Çiçek sulandığı kadar güzeldir

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli

Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin...'

 

 

Can Yücel

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

YIKILMA SAKIN

 

Kötü şey uzakta olmak

Dostlarından, sevdiğin kadından

Yasaklanmak bütün yaşantılara

Seni tamamlayan, arındıran

Kapatıldığın dört duvar arasında

Sağlıklı, genç bir adam olarak

 

Neler gelmez ki insanın aklına

Sevinçli, özgür günlere dair

Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta

Onunla ilk kez öpüştüğün şehir

Acı, zehir zemberek bir hüzün

Kalbinden gırtlağına doğru yükselir

 

Görüyorsun işte küçük adamları

Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana

Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına

Kimisi düpedüz halk düşmanı

Diren öyleyse, diren, yılma

Yürüt daha bir inatla kavganı

 

Babeuf'u hatırla, Nazım Hikmet'i

Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda

Hatırla Danko'nun tutuşan kalbini

Karanlıkları yırtmak arzusuyla

Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa

Düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri

 

Kötü şey uzakta olmak

Dostlarından, sevdiğin kadından

Yasaklanmak bütün yaşantılara

Seni tamamlayan, arındıran

Ama bir devrimciyi haklı kılan

Biraz da acılardır unutma

 

Yıkılma sakın geçerken günler

Yaralayarak gençliğini

Onurlu, güzel geleceklerin

Biziz habercileri düşün ki

Ve halkın bağrında bir inci gibi

Büyüyüp gelişmektedir zafer.

 

ATAOL BEHRAMOĞLU

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Beni Anlamayışına

 

Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın

Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını

Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını

Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık

Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın

 

Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına

Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar

Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına

Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar

Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar

Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu

Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu

Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi

Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi

Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde

Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde

Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın

O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

 

Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere

Her gece ışığını ruhumdan alacaksın

Aldanma gururunu okşayan çiçeklere

En güzel güllerini ruhumla alacaksın

 

Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden

Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi

İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden

Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi

 

Sen hala anlamadın sevginin en hasını

Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını

O, coşkun bir denizin sularına yürürken

Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını

Gittiği her iklime sevdanı götürürken

Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını

 

Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk

Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık

Görmedin bir arslanın can çekişen resmini

Yalnızlık kitabında okumadın ismini

Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların

Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların

Karanlık köşelerde acı acı gülmedin

Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin

O Celali uykudan uyanmadın, uyanma

Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma

 

Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine

Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm

Feryadı kayaları parçalayan sesine

Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm

Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına

Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini

Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne

Dudağında kuruyup dağılan sözlerini

Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi

Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi

Karalar bağlamadın beni anlayamazsın

O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

 

Nurullah Genç

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Teşekkürler kalbim sana...

 

 

Gençliğimin dalları hep ikindiyi gösteren durmuş bir

yelkovan gibiydi o yıllarda yani erken ölümü ve içinde

altın tozlarıyla ağır ağır yaz boyunca yaprakları tirse

yeşili ve kışın yoktu bilemezsin o küçük saatin karnında

sapsarı bir çark ne işe yarar tıpkı kimi sözcükler gibi

önce anlaşılmayan ve bir zaman gelir döner başlatır

bir şiiri

 

İşte öyle bir şarkıydı

 

Her gün içimde yaşayan yalnız bir japonun küçük bir

alanda kırmızı kasım yapraklarını büyüttüğü paris'te

tuvaletlerinde bile çeyrek le monde sayfaları kullanılan

çünkü kalındır kağıdı banyolarla dolu ve sartre'in

çocukluk anılarıyla bir otelde lahmacun cumhuriyetinin

üç uyruğuyla eski bir rus plağını ilk kez dinlerken

bu şarkı çantama düşürmüş olmalı

geleceğin ormanını

 

Sağol yüreğim çünkü o ezgi

 

bakır bir safakta uçarken saatlerce altımda "güneşte

sararmış kemik ve kil ve külle örtülü" ortaasya kentleri

ve parti çizgisinde lacivert giysilerle adamlar büyük

bir gökyüzü gemisinin lombozlarından alkol denizinde

yüzen dağlara bakar bakar donuk gözlerle

içimde bir sıkıntı ne istediğimi bilmiyorum görünmüyor

ekimin kayıp ülkesi düşünürken habersiz savurduğumuz

beyaz bir bulutta

 

seni taşıyordu

 

Bağlı kaldı

 

içimdeki japonun da içinde kapkara bir koç o yüzden

dolanır durur düşleyerek tanyeri ülkesini ve bekler ne

zaman ışıtacak beyaz duvardaki tüy sarmaşığı seher

yıldızı bekler kil çadırlarda göçer denklerine sıkışmış

kara bir çekirge gibi umutsuz bir yarını ve atlara eğer

örgütleyen kolan durmadan dağılır gider gene de iner

mahmuz kan içinde bir hint horozunun gözlerine kararır

ortalık nerede başaklar ve yanılmıyorsam tıpkı

böyle bir zamanda yüreğin kanatları bir tele çarpar

 

eski bir şarkıyla

 

Çark döner

tamamlar şiirimizi.

 

 

Onat Kutlar

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir şevval

bulvar iti...

 

 

ne zaman sevmek desem bir tedirgin bulvar iti gecede

biraz müzik biraz içki ve çok çok resim

kim sarmalar bu bebeği

kimler taşır bu ölüyü belirsizliğe

nerelerde kalır gözüm, nerelerden döner sesim

bu ne biçim hayvan ki beslenir acılardan

tohum atar kuşaklara kan göllerinde

bu ne biçim oyun ki bu gizlenir gölgesine gerçeğin

mutluluklar aranır ateş çemberlerinde

 

bir umarsız bulvar iti vitrin ışıklarında

anladım ki birdenbire kopmuşum toprağımdan

kopmuşum masallara süt emziren akşamlarımdan

köklerim orda sızlar yapraklarım bulvarda

resim diye duvarlarda müzik diye ıslıklarda

o çıldırtan deniz orda balıklar tablalarda

özlemek orda kalmış özlemi sevmek burada

Ferhat ' sa mendil açmış dileniyor güven park' ta

 

taradım bütün sözlükleri aşka yer yoktu

bir kaygılı bulvar iti karanlık çıkmazlarda

koşuyordu masallarda, koşuyordu imgelerde

başka yer yoktu

başımdaki ağrı sendin sesimdeki kuşku sen

ne düşünsem dört boyuttu ne ağrısam dört boyut

kopmak belki bir ülkeydi tutkular eski zindan

herkes kendi bukağısının tutkulu demircisi

 

bu evleri biz mi yaptık bu yolları biz mi çizdik

ölümlerden biz mi kaçtık biz mi düştük ölümlere

senleştirip giriyorum koynuna gecelerin

senleştirip açıyorum gözlerimi sabaha

bir şey eksik biliyorum bir şey artık sen değil

şafak diye söken sendin sendin gülen penceremde

çayımdaki bahçe sendin içkimdeki bulut sen

içimdeki kuş sürüsü çabamdaki arılardın

nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun

sen sahi niçin yoktun

 

senleştirip biniyordum külüstür taşıtlara

senleştirip okşuyordum osmanlı sokakları

kan bulaşmış caddeleri ölülerdi alanları

tepelenmiş çiçekleri kanatılmış mavileri

senleştirip seviyordum bütün çirkinlikleri

telefonlar sensin diye koşturuyordum

kanıyordum

sensin diye karanlık çağrılara

susuyordum senleştirip kahpelikleri

nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun

sen sahi niçin yoktun

 

duruyordum seni sanıp yangın çığlıklarına

yaşamak belki buydu belki de öbür yüzü

unutmaktı belki güzel aramaktı belki sevmek

"belki" deki varsıllıktı "kesin" deki yoksulluktu

yitirmek buydu belki yakalamak belki bu

bu kafesi biz süsledik biz aldandık bu süslere

içimdeki sızı sendin yüzümdeki merak sen

gitmelerden beklediğim kalmalardan korktuğum

nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun

sen sahi niçin yoktun

 

iki bulvar itiyiz biz renklere dolaşmışız

ağzımızda ölüm tadı tüylerimiz kanlı çamur

ikimiz iki yandan bir koca yalnızlığı

bir amansız şaşkınlığı ikimiz iki yandan

dolaştırıp duruyoruz eski zamanlar gibi

müzelik bir inanmanın ören kapılarında

 

anlamamak elde değil anlamaksa soykırım

uçup uçup düşmek kalır inanmaklardan

kelebekler konuyor yaşlı salyangozlara

ölülerin gölgesinde diriler güneşleniyor

yakın artık gemileri köprüleri atın artık

kim ne derse desin vazgeçin onarımdan

 

ne seçilen renklerdeyiz ne gidilen yerlerde

danışıklı göz yaşları yapmacık mutluluklar

soykırımsal bir çoğalma solucanımsı bir esleme

bir yanımız doğum evi bir yanımız hirosima

iki bulvar itiyiz biz koşulların kölesiyiz

zincir sesi duydukça sızlar bileklerimiz

 

bir kenti tanır gibi tanıdım seni ancak

etine değdi etim, otuz altı onda yedi, çok değil

elini buldu elim, otuz altı onda yedi, çok değil

öptüm seni, otuz altı onda yedi, dudaklarından

bir kenti yaşar gibi yaşadım seni ancak

yaşamadım kendimi

 

ellerin ellerimdeydi ellerin yoktu

gözlerin gözlerimdeydi gözlerin yoktu

iki portre gibi yan yanaydık albümde

uykunda sevmiştin haberin yoktu

bir kaçağı tanır gibi tanıdım seni ancak

tanımadım kendimi

 

şarkılarda buldum seni yitirdim

yılgılarda buldum seni yitirdim

resimler bir türlü konuşmuyordu

fotoğraflar kaçıyordu ben yaklaştıkça

bir yalanı anlar gibi anladım seni ancak

anlamadım kendimi

 

evin de mi yoktu senin sokağında mı

adresini silip silip yazıyorlardı

düşlerin türkçe miydi hotantoca mı

çince mi arıyordun eskimoca mı

herkeste mi arıyordun ne arıyordun

neden öyle gülüp gülüp yaslanıyordun

bir yüzünü buluyordum öbür yüzün yok

bir çizgini buluyordum öbür çizgin yok

ol görüp gelmiyordu adın fırçama

düş müydün düşüncemi anlamıyordum

uzattıkça ellerimi dağılıp gidiyordun

kendimden korkuyordum yoksa yok muydum

 

binlerce göz binlerce yüz binlerce biçim

aradığım yerde yoktun sormadığım yerde var

etimdeki acı sendin kanımdaki kuşku sen

nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun

 

 

sen sahi niçin yoktun?

sen sahi niçin yoktun?

 

 

HASAN HÜSEYİN :clover:

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

DOSTA DÜŞMANA KARŞI

 

 

Zindanlardan taşa taşa kar beni

Mamak’lardan metris’lerden sor beni

Diyarbekre kanla bastım mührümü

Ceset ceset kefen kefen sar beni

Bu türkü mor dağların emanetidir

Firari mahpuslara bir avuç su

Bir türkü dilimi içerdekine

Çeyiz sandıgına oyalı yazma

Memeye süt

Ve baharın toprağa bereketidir

Sığmaz dört duvarın yanına, dikenli tele

Cesur mermidir, mavzer yatağında bu

Önü kıtlık kıran, zemheri

Ardı ateş külü, kızılcık

Ve menekşedir

Bir teli asuri vurur, bir keldani

Ve yeşile çalar her mevsim

Petrol mavisini

Kan kızılını

Kavruk dudakların tuzunda tadı

Fırat’ı

Dijle’yi vurur

Heyy bre

Şahin gagasında

Can suretidir

Kara saçlım

Gül benizlim

Sevdiğim

Bu türkü

Mor dağların emanetidir

Gün kar yanığı yüze vuranda

Debreşir gökçe yürek

Kasketi keder gömleği kan

Sevdası bir uçurumdur

Gözleri kor tanesi gözleri hançer

Gözleri cesarettir

Krizantem çiçegidir emegi gülüm

Elleri cesur vede hünerli

Mor dağların ardında

Üç koca destan üç koca dünya

Üç denklem

Üç şifre üç atom çekirdeği ve

Bir çakmak bir kıvılcım birde dinamit

Gün kar yanığı yüze vuranda

Mor dağların türküsü gelir

Onlar güneşin bağrında ateş

Yer yüzünde bir taze çiçektiler

Namluda namusun fişengi

İsyanda yürek kara düşte

Bembeyaz gerçektiler

Ben yılların sevdası

Nazlım

Sabır kıyısında

Kin köpüğü

Al almada

Başaklarda

Gül dudaklarda hasret

 

Söyle türkünü sen

Erinme nazlı bacım

Ağlamadan

Karalara bağlamadan

Kına gecelerinin sevincinde

Lurke’de Goven’de

Temirağa’da

 

ORHAN KOTAN

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Özletiyor Seni Bu Yağmurlar / Ahmet Telli

 

Burada yağmur yağıyor

Aralıksız yağıyor günlerdir

Ama sen yine de şemsiyeni

Almadan gel ilk otobüsle

 

Buğulanan camlara usulca

Yüzünü çiziyorum ki yüzün

Bir yağmur damlası olup

Düşüyor yapraklarına gülün

 

Güller de bozamıyor bu uzun

Karanlık sessizliğini kentin

Anılarını yitiriyor sokaklar

Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

 

Tarih de kekemeleşiyor bazan

Ki o zaman aşktır tek bilici

Aşksa yürümek gibi bir şey

Duyabilmek kuşların gelişini

 

Anısı bizsek eğer bu kentin

Unuttuğu türküler bizsek

Acıyı rehin bırakıp bir güle

Anımsatmalıyız bunları bir bir

 

Sonra yürümeliyiz seninle

Sokaklara caddelere çıkmalıyız

Belki bir aşktır bu kentin

Belleğini geri getirecek olan

 

Burada yağmur yağıyor ama sen

Şemsiyeni almadan gel yine de

Özletiyor bu çılgın sağanak seni

Sırılsıklam özletiyor biliyor musun

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Bir Aşk Yarası

 

'beni yalnızlığımda vurdular o gece

kalbimi suyla oydular gece vakti

öldüğümü bile söylemediler...'-A.Erhan-

ben şu kısa boylu hayatta

uzun boylu kederlerle acırım

yorar şu telaş, şu karmaşa

bir sığınak aranırken şu uğultuda

bir aşk gelir bir yara

bir yara...bir yara daha!

 

eski bir aşk

yeni bir ayrılıktır her zaman

bunu kuşlar sorar yıldızlar da anlatır

kimse bilmez he canım

bir yara bir ömrü hergün nasıl kanatır...

 

ben seni hep ayrılıkla anmışım

titreyen ellerimle günlerin buğusuna

adını...hep adını yazmışım

bir aşk gelmiş bir yara

bir yara...bir yara daha!

 

eski bir aşk

yeni bir ayrılıktır her zaman

bunu kuşlar sorar yıldızlar da anlatır

kimse bilmez he canım

bir yara bir ömrü her gün nasıl kanatır...

 

Yılmaz Odabaşı

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

BİR GÜN ANLARSIN

 

Uykuların kaçar geceleri

Bir türlü sabah olmayı bilmez

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar, ne yastık

Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın

Onun unutamadığın hayali

Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine

Sevmek neymiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin

Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için

Vurursun başını soğuk taş duvarlara

Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın

Duyarsın

Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın

Sevmek neymiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin

Niçin yaratıldığını

Bu ********* dünyaya neden geldiğini

Uzun uzun seyredersinde aynalarda güzelliğini

Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın

Dolar gözlerin için burkulur

Sevmek neymiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın sevilen dudakların

Sevilen gözlerin erişilmezliğini

O hiç beklenmeyen saat geldi mi

Düşer saçların önüne ama bembeyaz

Uzanır gökyüzüne ellerin

Ama çaresiz

Ama yorgun

Ama bitkin

Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın

Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı

Sevmek neymiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın hayal kurmayı

Beklemeyi

Ümit etmeyi

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi

Lanet edersin yaşadığına

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın

O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

 

Bir Gün Seni Sevdiğimi Anlarsın...

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir alaTurka

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

 

Akrep gibisin kardeşim,

korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim,

serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,

midye gibi kapalı, rahat.

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.

Bir değil,

beş değil,

yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,

gocuklu celep kaldırınca sopasını

sürüye katılıverirsin hemen

ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,

hani şu derya içre olup

deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.

Ve bu dünyada, bu zulüm

senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahat senin,

- demeğe de dilim varmıyor ama -

kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

 

 

Nazım Hikmet Ran

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

MONA LİSA

 

Saçların başak kokusu, menekşede hüzün

 

Gündüzün ışığı parlar, atılan her düğümde

 

Sarıyordu etrafını nihavent sözün

 

Düşüncem utandı, seni düşündüğümde

 

 

 

Ortasında bir şamdan üstü mumlarla dolu

 

Bir masa hayal etmiştim seninle

 

Koklamak saçının tellerini nurla dolu

 

Boğum boğum istedim, sevginle

 

 

 

Masanın bir ucunda sen, bir ucunda ben ve aşk

 

Tutsaydım ellerini yanarken gece

 

Sonra seni düşledim aylak, başıboş

 

Sordum kendime bir sürü silik bilmece

 

 

 

Bir abide şeffafllığıyla duruşun

 

Uzaklardan bir ezginin dizelerini sundu

 

Kayboldu gerçekler, gerçek oluşun

 

Gözlerim seni yoksundu

 

 

 

Mona Lisa, dün gece yoktun

 

Ondan önceki gecede, tüm gecelerde

 

Yüreğimde bu acıyı bil ki sen soktun

 

Yüreğim sensizken kim bilir nerde

 

 

 

Mona Lisa duvarlarda isminin

 

Aynalarda gülüşünün kıvrımları var

 

Sen yokken beynimde gölge resmin

 

Sen varken gölgem resmini arar

 

 

 

Ancak tuhaftı gölgenin ardından bakmak

 

Başak endamının girmesiyle bu hal

 

Peşinde her zaman bir gölge olmak

 

Seni böyle düşlemek korkulu masal

 

 

 

Mona Lisa yıldızsın gecelerin yıldızı

 

Samanyolunun bütün ayrıntılarısın

 

Geçmişten izler taşıyabilir bu sızı

 

Seni sevdim çünkü sen yürek zarısın

 

 

 

Dağların soğukluğunu ne olur taşıma

 

Minicik bir kıpırtı, tüylerim diken diken

 

Sevemem derken tam da, niçin çıktın karşıma

 

Vakit bana geç belki, kime erken

 

 

 

Düşle gerçeğin seni bulutlara taşımasını

 

Durma artık öyle maverar gibi

 

Düşle, duruduramadığım geçen zamanı

 

Düşle; aşkı, sevgiyi tıpkı Vera gibi

 

 

 

Mona Lisa , nazlı gözlerinin

 

Buğulu katmerlerini üzerime akset

 

Ellerine dokunduğumda, soğuk ellerimin

 

Sıcak kalbimden geldiğini hisset

 

 

 

Senin uyuttuğun saatler, aşk gövdende

 

Sonsuzca mırıldanırken ben, yad kaldım

 

Uçurumların ufukta yürüdüğünde

 

Bizde yürüyelim uçuruma, adım adım.

 

 

 

 

 

.................................

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

bugün burda ikinci şiirim ama bunu yazmasam olmazdı.

 

''Sevgili annem, babam ve kardeşlerim ;

….

Zavallı ve çaresiz biriymişim gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.

Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.

 

selamlar…

 

Oğlunuz Erdal”

 

 

 

 

 

ERDAL EREN'e

 

 

 

Onlar 78 Şafağının atlıları;

Onlar bir çiçek gibi arı, taze ve renkliydiler.

İnsan olmaktı suçları ve insanları sevmek.

Baskısız, sömürüsüz, özgür bir dünya istediler.

Özgürlüğün doyumsuz tohumları gibi düştüler toprağa. Bire bin verdi başakları.

Kaldırın yattığınız yerden başınızı kaldırın.

Bakın !

 

Bıraktığınız yerde yürüyor yoldaşlarınız…

Kim demiş ölüm var diye bize ?

Kardeş kardeş atan bu yürekler bizim…

Selam Olsun sizlere…

Selam olsun…

And olsun…

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Hayal Bana Yakın Yar Bana Uzak

Hayal bana yakın yar bana uzak

Sevdası başıma dolanır gitmez

Aşkına düşeli yar bana uzak

Yüz bin öğüt versen biri kar etmez

Senin aşkın beni kıldı urusvay

Düşmüşüm peşinde koşarım hay hay

Kabul et kapında beni de kul say

Dost yoluna ölür aşık ar etmez

Ey beni bu derde giriftar eden

Eski muhabbeti kaldırdın neden

Gönül ister kavuşmayı ölmeden

Gül olmasa bülbül ah u zar etmez

Beni yakan yansın aşkın narına

Gönül düştü bir zalimin toruna

Bakmaz mısın bu VEYSEL'in zarına

Ah çeker ağlarım yar elim yetmez.

 

Aşık Veysel

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Dar Dünya

 

Yüreğim gövdeme sığmıyor

Gövdem odama

Odam evime sığmıyor

Evim dünyaya

Dünyam evrene sığmıyor

Patlayacağım

 

Acımın acısından susmuşum

Ki suskunluğum göklere sığmıyor

Böyle bir acıyı kimlere nasıl

anlatacağım

Gönül dar geliyor sevgime

kafam beynime

Ah şakaklarım

çatlayacağım

 

Anladım artık anladım

Kimselere anlatamayacağım

 

Aziz NESİN

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Bakışın

 

 

bana işte öyle bakışın var ya

kahverengi kahverengi akışın

kendini gözlerinle sunuşun

öpüşün var ya hani

öpüş susuşun

sevişin var ya öyle

sınırsız teslim oluşun

bakıp bakıp gözlerimde ölüşün

bilmezsin

nasıl yolunur

nasır tutmuş yüreğim

neyim varsa

bırakırım

fırtınana

talan olur

bu kentin yasemen akşamlarında

kendini bir ince sızı bırakıp

beni alır

beni alır

gidersin

kalırım

çaresiz/ıssızlığında

öyle kolları kopuk

öyle yaralı...

bana işte öyle bakışın var ya

her şeyin silindiği

gözlerinle beni öyle sarışın

gövdeme kendini giydirişin

seni soluyuşum senin içinde

yağmalanıp tükenişim derinlerinde

yitişim...

yitişim

koskoca bir kentin sana dönüştüğünde

sokakların orta yerinde sensiz

öyle kolları kopuk

öyle yaralı...

sendendir bu lacivert gecelerde

denizin masmavi dile gelmesi

yıldızların sağnak sağnak inivermesi

dilim lâ'l kesilir gözlerinde.

susar ellerim

bana kendini giydirip

sonra da böyle öksüz bırakma

yalım mavim

nazlı yarim

yanışım

bir tür çiçek açıştı gözlerinde

sürüklenir sürüklenir giderim

yavri yavri

bu kadar insafsız akma...

 

 

Adnan Durmaz

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

ARKADAŞ DÖKÜMÜ

Evvela dişlerimiz döküldü

Sonra saçlarımız

Arkasından birer birer arkadaşlarımız

Şu canım dünyanın orta yerinde

Yalnız başına yapayalnız

Kırılmış kolumuz, kanadımız

Tatlı canımızdan usanmışız

 

Bir şüphedir sarmış yüreğimizi

Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi

Bir şüphedir demir atmış ciğerimize

Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi

Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun

Bir çalım bir kurum hepimizde

Nereden inceyse oradan kopsun

 

Bu canım dünyanın orta yerinde

Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize

Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar

İşte: Hamsiler sürü sürü

Arılar bölük bölük geçer

Leylekler tabur tabur

 

Ya bizler? Eşref-i mahlukat! ..

Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz

 

Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur

Bizler sürü sepet

Yalnız birbirimizi öldürmüşüz

 

 

 

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Solma odalarında şimdi böyle

Kimden bu yorgunluklar, darlıklar

Ve senin ağzın masalları çoğaltıyor

Bilirsin gidenle gider

Boğazın yırtılırcasına bağırdığın sır

Nasıl ömrüne büyürse çocuk

 

Söyleme

Çizsen bile beni atamazsın derine

 

 

BETÜL TARIMAN

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoticons maximum are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.