İçeriğe atla


Fotoğraf

GÜNÜN ŞİİRİ


Bu başlığa 669 cevap verilmiş

#1 TANİA HAYDE

TANİA HAYDE

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.392 İleti

Gönderi Tarihi: 13 Aralık 2005 - 12:11

YENİ BİR SAYFADA SANA BAKMAK

Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin uçurtma mesela
Altınakonabilir bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için
Sallanan bir masa
Veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa
Bir ömür üzerine

Bir beyaz kağıda herşey yazılabilir
Senin dışında
Güzelliğine benzetme bulmak zor
Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan herşeyden
Bir gülden, bir ilk bir sonbahardan sor
Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
Ve benim bilinci nasırlı bahçıvan çaresizliğim
Anlarım bitkiden filan ama anlatamam
Toprağın güneşle kavuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

Sen bana ışık ver yeter bende filiz çok
Köklerin içimde gizlidir,
Gelen, giden arayan, soran dere budak yok
Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar güzel birşey yok...yok!

Uzun bir yoldan gelen, tedariksiz katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Herşeyi anlattım olan olmayan, acıtan sancıtan
Bilsem kisana varmak içindi bütün mola sancıları,
Daha hızlı koşardım, severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine
Sana bakmak suya bakmaktı
Sana bakmak, bir mucizeyi anlamaktı

Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem, yalnız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar baçıvanlar değil tüccarlar
Sen öyle gçz, sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen içimde cennet kayganlığı iken,
Sana şiir yazmak ahmaklıktı...

Bir tek söz kalır dişlerimin arasında
Ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar
Verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz,
Yazdığım bütün şiirler sanabaşlayan bir kitap için önsöz

Sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır
Herşey olmaya hazır
Sana bakmak, suya bakmaktır
Gördüğün suretten utanmak
Sana bakmak,
Bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır
Sana bakmak,
Allaha inanmaktır

Yılmaz Erdoğan

Kimse tek başına bir ada değildir.
Herkes bir bütünün parçasıdır...
O yüzden çanlar kimin icin çalıyor diye sorma...
Çünkü çanlar biraz da senin icin çaliyor


Kadınca Forum


#2 ERBAY

ERBAY

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 12.099 İleti

Gönderi Tarihi: 13 Aralık 2005 - 13:21

Aklım Çıkıyor

İçmeden resmine bakamıyorum
Kırılırsın diye aklım çıkıyor
İçince karşına çıkamıyorum
Darılırsın diye aklım çıkıyor...

Korkarım derdimi sana dökerken
Utanır gözümden yaşlar akarken
Uzunca yazamam belki okurken
Yorulursun diye aklım çıkıyor....

Yakasız gömleği giysem eğnime
Biricik resmini koysam koynuma
Nezaman geçirsem ipi boynuma
Sarılırsın diye aklım çıkıyor.....

Her beden bir candan sorumlu sanma
Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...!
Benim bir kurşunluk işim var amma!
Vurulursun diye aklım çıkıyor....

Cemal Safi
Sevgilim...Yeşil eriğim benim...Ben içine hapsolmuş çekirdeğinim senin...

#3 mizyal

mizyal

    Uzman Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 2.890 İleti

Gönderi Tarihi: 13 Aralık 2005 - 13:25

Kendine Benim İçin Gül Ver

(Sensizlikle flört etmeyi sen değil, sensizlik bilir;
sesi ses, sessizliği sensizlik bilir…)

Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tut!
Çok ağrımış kendinin, siyah
ve ayaz kendinin.
Hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver...

Bak, Palandöken dağlarında karlar erimiş,
teknelerle kol kola bir bahar sulara inmiş;
dağlar için, sular için bana bir gül ver.
Bir gül ver söküldüğüm günler için
-ve önce kendinin ellerinden tut.-

Kendimin ellerinden tutunca,
içimden nehirler gibi akmak geliyor;
yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor.
Geberesiye içip salaş meyhanelerde,
buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor…

Tutunca kendimin ellerinden,
pusulasız gemilerde yatmak;
yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda
sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor…

Sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden,
ömrümün içinden akmak geliyor...

(Sessizlik sensizliği ezbere bilir;
sensizlik her şeyi bilir...)

Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tut;
sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin
ellerinden...

Bak, yıllarım sırılsıklam/ yağmurlar giymiş,
günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş;
dağlar için, sular için bana bir gül ver.
Avuttuğum düşler için bana bir gül.
Bir
gül
pusulasız gemiler, sökülmüş günler için...

(Ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım;
sen kendinin ellerinden tut
ve kendine benim için bir gül ver.)

Kendine
bir
gül(ü) ver

Yılmaz ODABAŞI

#4 karçiçeği_m

karçiçeği_m

    Uzman Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.432 İleti

Gönderi Tarihi: 13 Aralık 2005 - 19:15

KİBRİT ÇAKIYORSUN KARANLIKTA

Kibrit çakıyorsun karanlıkta
badem çiçeklerini görmek için
Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift
sarnıç gemisi gözlerin
Bir iş açacaksın sen başımıza
yangın mı olur artık, bahar mı?

CAN YÜCEL

#5 heath_fnd

heath_fnd

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 19 İleti

Gönderi Tarihi: 13 Aralık 2005 - 19:29

BENİ KÖR KUYULARDA

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın..

Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın..

Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;

Beni bensiz bıraktın..

Beni sensiz bıraktın.


ü.Yaşar Oğuzcan

#6 seREnaDE

seREnaDE

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.276 İleti

Gönderi Tarihi: 13 Aralık 2005 - 20:40

Ayrılık

İki rayı gibiyiz
Bir tren yolunun
Yakın olması
Neyi değiştirir
Son istasyonun


sunay akın

İKİ BIÇAK

İki bıçak seç kendine
Biri yaralamak için
Biri öldürmek
Pusu kur gözlerinin
Karanlık gölgesine
Biri sevmek için
Biri ihanet
İki yürek seç kendine
Biri yaşamak için
Biri gizlenmek
Bir korkak, bir kaçak, bir firar
Kaç kişisin sen sevdiğim, çocuk
İçimdeki bıçak bir kere daha dönüyor
Olduğu yerde
Kalırsan sel basar yataklarımı
Gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde
Kimi zamanlar olur sevgilim
İki bıçak bile yetmez bir tek ölüme

MURATHAN MUNGAN
[color=#CC33CC]

#7 Misafir_MohiCaN_*

Misafir_MohiCaN_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 13 Aralık 2005 - 21:32

son zamanlarda dinlediğim tek şiir

YAĞDIKÇA...

Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

Şehre bir yağmur yağdı
Ben ağladım

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü
yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
sipariş edildi yeniden

Bir şehre yağmur yağdı
Ben ağladım

Kim daha çok yalan söndürdü çay
bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım

Ben ençok seni götürdüm giderken
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım...

YILMAZ ERDOĞAN

#8 ERBAY

ERBAY

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 12.099 İleti

Gönderi Tarihi: 13 Aralık 2005 - 22:19

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!



Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
senmisin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliğimisin yoksa...

Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

..........
..........



Adnan Yücel
Sevgilim...Yeşil eriğim benim...Ben içine hapsolmuş çekirdeğinim senin...

#9 Misafir_alaTurka_*

Misafir_alaTurka_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 13 Aralık 2005 - 23:15

'Her şey sende gizli`

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yasadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..

Gülebildiğin kadar mutlusun üzülme bil ki ağladığın
Kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettigin kadar güzelsin...
İşte budur Hayat!

İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...'


Can Yücel

#10 karçiçeği_m

karçiçeği_m

    Uzman Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.432 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Aralık 2005 - 14:00

YIKILMA SAKIN

Kötü şey uzakta olmak
Dostlarından, sevdiğin kadından
Yasaklanmak bütün yaşantılara
Seni tamamlayan, arındıran
Kapatıldığın dört duvar arasında
Sağlıklı, genç bir adam olarak

Neler gelmez ki insanın aklına
Sevinçli, özgür günlere dair
Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta
Onunla ilk kez öpüştüğün şehir
Acı, zehir zemberek bir hüzün
Kalbinden gırtlağına doğru yükselir

Görüyorsun işte küçük adamları
Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana
Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına
Kimisi düpedüz halk düşmanı
Diren öyleyse, diren, yılma
Yürüt daha bir inatla kavganı

Babeuf'u hatırla, Nazım Hikmet'i
Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda
Hatırla Danko'nun tutuşan kalbini
Karanlıkları yırtmak arzusuyla
Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa
Düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri

Kötü şey uzakta olmak
Dostlarından, sevdiğin kadından
Yasaklanmak bütün yaşantılara
Seni tamamlayan, arındıran
Ama bir devrimciyi haklı kılan
Biraz da acılardır unutma

Yıkılma sakın geçerken günler
Yaralayarak gençliğini
Onurlu, güzel geleceklerin
Biziz habercileri düşün ki
Ve halkın bağrında bir inci gibi
Büyüyüp gelişmektedir zafer.

ATAOL BEHRAMOĞLU

#11 ERBAY

ERBAY

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 12.099 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Aralık 2005 - 14:13

Beni Anlamayışına

Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın
Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık
Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın

Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına
Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar
Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına
Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar
Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar
Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu
Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi
Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde
Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere
Her gece ışığını ruhumdan alacaksın
Aldanma gururunu okşayan çiçeklere
En güzel güllerini ruhumla alacaksın

Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden
Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi
İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden
Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi

Sen hala anlamadın sevginin en hasını
Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını
O, coşkun bir denizin sularına yürürken
Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını
Gittiği her iklime sevdanı götürürken
Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını

Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
Yalnızlık kitabında okumadın ismini
Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
Karanlık köşelerde acı acı gülmedin
Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
O Celali uykudan uyanmadın, uyanma
Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma

Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine
Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm
Feryadı kayaları parçalayan sesine
Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm
Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına
Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini
Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne
Dudağında kuruyup dağılan sözlerini
Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi
Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi
Karalar bağlamadın beni anlayamazsın
O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

Nurullah Genç
Sevgilim...Yeşil eriğim benim...Ben içine hapsolmuş çekirdeğinim senin...

#12 karçiçeği_m

karçiçeği_m

    Uzman Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.432 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Aralık 2005 - 22:28

Teşekkürler kalbim sana...


Gençliğimin dalları hep ikindiyi gösteren durmuş bir
yelkovan gibiydi o yıllarda yani erken ölümü ve içinde
altın tozlarıyla ağır ağır yaz boyunca yaprakları tirse
yeşili ve kışın yoktu bilemezsin o küçük saatin karnında
sapsarı bir çark ne işe yarar tıpkı kimi sözcükler gibi
önce anlaşılmayan ve bir zaman gelir döner başlatır
bir şiiri

İşte öyle bir şarkıydı

Her gün içimde yaşayan yalnız bir japonun küçük bir
alanda kırmızı kasım yapraklarını büyüttüğü paris'te
tuvaletlerinde bile çeyrek le monde sayfaları kullanılan
çünkü kalındır kağıdı banyolarla dolu ve sartre'in
çocukluk anılarıyla bir otelde lahmacun cumhuriyetinin
üç uyruğuyla eski bir rus plağını ilk kez dinlerken
bu şarkı çantama düşürmüş olmalı
geleceğin ormanını

Sağol yüreğim çünkü o ezgi

bakır bir safakta uçarken saatlerce altımda "güneşte
sararmış kemik ve kil ve külle örtülü" ortaasya kentleri
ve parti çizgisinde lacivert giysilerle adamlar büyük
bir gökyüzü gemisinin lombozlarından alkol denizinde
yüzen dağlara bakar bakar donuk gözlerle
içimde bir sıkıntı ne istediğimi bilmiyorum görünmüyor
ekimin kayıp ülkesi düşünürken habersiz savurduğumuz
beyaz bir bulutta

seni taşıyordu

Bağlı kaldı

içimdeki japonun da içinde kapkara bir koç o yüzden
dolanır durur düşleyerek tanyeri ülkesini ve bekler ne
zaman ışıtacak beyaz duvardaki tüy sarmaşığı seher
yıldızı bekler kil çadırlarda göçer denklerine sıkışmış
kara bir çekirge gibi umutsuz bir yarını ve atlara eğer
örgütleyen kolan durmadan dağılır gider gene de iner
mahmuz kan içinde bir hint horozunun gözlerine kararır
ortalık nerede başaklar ve yanılmıyorsam tıpkı
böyle bir zamanda yüreğin kanatları bir tele çarpar

eski bir şarkıyla

Çark döner
tamamlar şiirimizi.


Onat Kutlar

#13 Misafir_şevval_*

Misafir_şevval_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 14 Aralık 2005 - 23:18

bulvar iti...


ne zaman sevmek desem bir tedirgin bulvar iti gecede
biraz müzik biraz içki ve çok çok resim
kim sarmalar bu bebeği
kimler taşır bu ölüyü belirsizliğe
nerelerde kalır gözüm, nerelerden döner sesim
bu ne biçim hayvan ki beslenir acılardan
tohum atar kuşaklara kan göllerinde
bu ne biçim oyun ki bu gizlenir gölgesine gerçeğin
mutluluklar aranır ateş çemberlerinde

bir umarsız bulvar iti vitrin ışıklarında
anladım ki birdenbire kopmuşum toprağımdan
kopmuşum masallara süt emziren akşamlarımdan
köklerim orda sızlar yapraklarım bulvarda
resim diye duvarlarda müzik diye ıslıklarda
o çıldırtan deniz orda balıklar tablalarda
özlemek orda kalmış özlemi sevmek burada
Ferhat ' sa mendil açmış dileniyor güven park' ta

taradım bütün sözlükleri aşka yer yoktu
bir kaygılı bulvar iti karanlık çıkmazlarda
koşuyordu masallarda, koşuyordu imgelerde
başka yer yoktu
başımdaki ağrı sendin sesimdeki kuşku sen
ne düşünsem dört boyuttu ne ağrısam dört boyut
kopmak belki bir ülkeydi tutkular eski zindan
herkes kendi bukağısının tutkulu demircisi

bu evleri biz mi yaptık bu yolları biz mi çizdik
ölümlerden biz mi kaçtık biz mi düştük ölümlere
senleştirip giriyorum koynuna gecelerin
senleştirip açıyorum gözlerimi sabaha
bir şey eksik biliyorum bir şey artık sen değil
şafak diye söken sendin sendin gülen penceremde
çayımdaki bahçe sendin içkimdeki bulut sen
içimdeki kuş sürüsü çabamdaki arılardın
nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun
sen sahi niçin yoktun

senleştirip biniyordum külüstür taşıtlara
senleştirip okşuyordum osmanlı sokakları
kan bulaşmış caddeleri ölülerdi alanları
tepelenmiş çiçekleri kanatılmış mavileri
senleştirip seviyordum bütün çirkinlikleri
telefonlar sensin diye koşturuyordum
kanıyordum
sensin diye karanlık çağrılara
susuyordum senleştirip kahpelikleri
nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun
sen sahi niçin yoktun

duruyordum seni sanıp yangın çığlıklarına
yaşamak belki buydu belki de öbür yüzü
unutmaktı belki güzel aramaktı belki sevmek
"belki" deki varsıllıktı "kesin" deki yoksulluktu
yitirmek buydu belki yakalamak belki bu
bu kafesi biz süsledik biz aldandık bu süslere
içimdeki sızı sendin yüzümdeki merak sen
gitmelerden beklediğim kalmalardan korktuğum
nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun
sen sahi niçin yoktun

iki bulvar itiyiz biz renklere dolaşmışız
ağzımızda ölüm tadı tüylerimiz kanlı çamur
ikimiz iki yandan bir koca yalnızlığı
bir amansız şaşkınlığı ikimiz iki yandan
dolaştırıp duruyoruz eski zamanlar gibi
müzelik bir inanmanın ören kapılarında

anlamamak elde değil anlamaksa soykırım
uçup uçup düşmek kalır inanmaklardan
kelebekler konuyor yaşlı salyangozlara
ölülerin gölgesinde diriler güneşleniyor
yakın artık gemileri köprüleri atın artık
kim ne derse desin vazgeçin onarımdan

ne seçilen renklerdeyiz ne gidilen yerlerde
danışıklı göz yaşları yapmacık mutluluklar
soykırımsal bir çoğalma solucanımsı bir esleme
bir yanımız doğum evi bir yanımız hirosima
iki bulvar itiyiz biz koşulların kölesiyiz
zincir sesi duydukça sızlar bileklerimiz

bir kenti tanır gibi tanıdım seni ancak
etine değdi etim, otuz altı onda yedi, çok değil
elini buldu elim, otuz altı onda yedi, çok değil
öptüm seni, otuz altı onda yedi, dudaklarından
bir kenti yaşar gibi yaşadım seni ancak
yaşamadım kendimi

ellerin ellerimdeydi ellerin yoktu
gözlerin gözlerimdeydi gözlerin yoktu
iki portre gibi yan yanaydık albümde
uykunda sevmiştin haberin yoktu
bir kaçağı tanır gibi tanıdım seni ancak
tanımadım kendimi

şarkılarda buldum seni yitirdim
yılgılarda buldum seni yitirdim
resimler bir türlü konuşmuyordu
fotoğraflar kaçıyordu ben yaklaştıkça
bir yalanı anlar gibi anladım seni ancak
anlamadım kendimi

evin de mi yoktu senin sokağında mı
adresini silip silip yazıyorlardı
düşlerin türkçe miydi hotantoca mı
çince mi arıyordun eskimoca mı
herkeste mi arıyordun ne arıyordun
neden öyle gülüp gülüp yaslanıyordun
bir yüzünü buluyordum öbür yüzün yok
bir çizgini buluyordum öbür çizgin yok
ol görüp gelmiyordu adın fırçama
düş müydün düşüncemi anlamıyordum
uzattıkça ellerimi dağılıp gidiyordun
kendimden korkuyordum yoksa yok muydum

binlerce göz binlerce yüz binlerce biçim
aradığım yerde yoktun sormadığım yerde var
etimdeki acı sendin kanımdaki kuşku sen
nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun


sen sahi niçin yoktun?
sen sahi niçin yoktun?


HASAN HÜSEYİN :clover:

#14 TANİA HAYDE

TANİA HAYDE

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.392 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Aralık 2005 - 23:18

DOSTA DÜŞMANA KARŞI


Zindanlardan taşa taşa kar beni
Mamak’lardan metris’lerden sor beni
Diyarbekre kanla bastım mührümü
Ceset ceset kefen kefen sar beni
Bu türkü mor dağların emanetidir
Firari mahpuslara bir avuç su
Bir türkü dilimi içerdekine
Çeyiz sandıgına oyalı yazma
Memeye süt
Ve baharın toprağa bereketidir
Sığmaz dört duvarın yanına, dikenli tele
Cesur mermidir, mavzer yatağında bu
Önü kıtlık kıran, zemheri
Ardı ateş külü, kızılcık
Ve menekşedir
Bir teli asuri vurur, bir keldani
Ve yeşile çalar her mevsim
Petrol mavisini
Kan kızılını
Kavruk dudakların tuzunda tadı
Fırat’ı
Dijle’yi vurur
Heyy bre
Şahin gagasında
Can suretidir
Kara saçlım
Gül benizlim
Sevdiğim
Bu türkü
Mor dağların emanetidir
Gün kar yanığı yüze vuranda
Debreşir gökçe yürek
Kasketi keder gömleği kan
Sevdası bir uçurumdur
Gözleri kor tanesi gözleri hançer
Gözleri cesarettir
Krizantem çiçegidir emegi gülüm
Elleri cesur vede hünerli
Mor dağların ardında
Üç koca destan üç koca dünya
Üç denklem
Üç şifre üç atom çekirdeği ve
Bir çakmak bir kıvılcım birde dinamit
Gün kar yanığı yüze vuranda
Mor dağların türküsü gelir
Onlar güneşin bağrında ateş
Yer yüzünde bir taze çiçektiler
Namluda namusun fişengi
İsyanda yürek kara düşte
Bembeyaz gerçektiler
Ben yılların sevdası
Nazlım
Sabır kıyısında
Kin köpüğü
Al almada
Başaklarda
Gül dudaklarda hasret

Söyle türkünü sen
Erinme nazlı bacım
Ağlamadan
Karalara bağlamadan
Kına gecelerinin sevincinde
Lurke’de Goven’de
Temirağa’da

ORHAN KOTAN

Kimse tek başına bir ada değildir.
Herkes bir bütünün parçasıdır...
O yüzden çanlar kimin icin çalıyor diye sorma...
Çünkü çanlar biraz da senin icin çaliyor


Kadınca Forum


#15 TANİA HAYDE

TANİA HAYDE

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.392 İleti

Gönderi Tarihi: 15 Aralık 2005 - 10:32

Özletiyor Seni Bu Yağmurlar / Ahmet Telli

Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle

Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün

Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

Tarih de kekemeleşiyor bazan
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini

Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir

Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan

Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun

Kimse tek başına bir ada değildir.
Herkes bir bütünün parçasıdır...
O yüzden çanlar kimin icin çalıyor diye sorma...
Çünkü çanlar biraz da senin icin çaliyor


Kadınca Forum


#16 karçiçeği_m

karçiçeği_m

    Uzman Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.432 İleti

Gönderi Tarihi: 15 Aralık 2005 - 11:40

Bir Aşk Yarası

'beni yalnızlığımda vurdular o gece
kalbimi suyla oydular gece vakti
öldüğümü bile söylemediler...'-A.Erhan-
ben şu kısa boylu hayatta
uzun boylu kederlerle acırım
yorar şu telaş, şu karmaşa
bir sığınak aranırken şu uğultuda
bir aşk gelir bir yara
bir yara...bir yara daha!

eski bir aşk
yeni bir ayrılıktır her zaman
bunu kuşlar sorar yıldızlar da anlatır
kimse bilmez he canım
bir yara bir ömrü hergün nasıl kanatır...

ben seni hep ayrılıkla anmışım
titreyen ellerimle günlerin buğusuna
adını...hep adını yazmışım
bir aşk gelmiş bir yara
bir yara...bir yara daha!

eski bir aşk
yeni bir ayrılıktır her zaman
bunu kuşlar sorar yıldızlar da anlatır
kimse bilmez he canım
bir yara bir ömrü her gün nasıl kanatır...

Yılmaz Odabaşı

#17 ERBAY

ERBAY

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 12.099 İleti

Gönderi Tarihi: 15 Aralık 2005 - 13:39

BİR GÜN ANLARSIN

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek neymiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu ****** dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersinde aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz
Ama yorgun
Ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek neymiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

Bir Gün Seni Sevdiğimi Anlarsın...

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
Sevgilim...Yeşil eriğim benim...Ben içine hapsolmuş çekirdeğinim senin...

#18 Misafir_alaTurka_*

Misafir_alaTurka_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 15 Aralık 2005 - 14:20

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!



Nazım Hikmet Ran

#19 made in turkey!

made in turkey!

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 8.982 İleti

Gönderi Tarihi: 15 Aralık 2005 - 16:13

MONA LİSA

Saçların başak kokusu, menekşede hüzün

Gündüzün ışığı parlar, atılan her düğümde

Sarıyordu etrafını nihavent sözün

Düşüncem utandı, seni düşündüğümde



Ortasında bir şamdan üstü mumlarla dolu

Bir masa hayal etmiştim seninle

Koklamak saçının tellerini nurla dolu

Boğum boğum istedim, sevginle



Masanın bir ucunda sen, bir ucunda ben ve aşk

Tutsaydım ellerini yanarken gece

Sonra seni düşledim aylak, başıboş

Sordum kendime bir sürü silik bilmece



Bir abide şeffafllığıyla duruşun

Uzaklardan bir ezginin dizelerini sundu

Kayboldu gerçekler, gerçek oluşun

Gözlerim seni yoksundu



Mona Lisa, dün gece yoktun

Ondan önceki gecede, tüm gecelerde

Yüreğimde bu acıyı bil ki sen soktun

Yüreğim sensizken kim bilir nerde



Mona Lisa duvarlarda isminin

Aynalarda gülüşünün kıvrımları var

Sen yokken beynimde gölge resmin

Sen varken gölgem resmini arar



Ancak tuhaftı gölgenin ardından bakmak

Başak endamının girmesiyle bu hal

Peşinde her zaman bir gölge olmak

Seni böyle düşlemek korkulu masal



Mona Lisa yıldızsın gecelerin yıldızı

Samanyolunun bütün ayrıntılarısın

Geçmişten izler taşıyabilir bu sızı

Seni sevdim çünkü sen yürek zarısın



Dağların soğukluğunu ne olur taşıma

Minicik bir kıpırtı, tüylerim diken diken

Sevemem derken tam da, niçin çıktın karşıma

Vakit bana geç belki, kime erken



Düşle gerçeğin seni bulutlara taşımasını

Durma artık öyle maverar gibi

Düşle, duruduramadığım geçen zamanı

Düşle; aşkı, sevgiyi tıpkı Vera gibi



Mona Lisa , nazlı gözlerinin

Buğulu katmerlerini üzerime akset

Ellerine dokunduğumda, soğuk ellerimin

Sıcak kalbimden geldiğini hisset



Senin uyuttuğun saatler, aşk gövdende

Sonsuzca mırıldanırken ben, yad kaldım

Uçurumların ufukta yürüdüğünde

Bizde yürüyelim uçuruma, adım adım.





.................................

Ah oluyoRum....

Of oluyoruM....

Ve susuYorum....

Oysa hayKırabilsem...

Işık yumağı bir pınar olur soLuğum....


#20 TANİA HAYDE

TANİA HAYDE

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.392 İleti

Gönderi Tarihi: 15 Aralık 2005 - 19:21

bugün burda ikinci şiirim ama bunu yazmasam olmazdı.

''Sevgili annem, babam ve kardeşlerim ;
….
Zavallı ve çaresiz biriymişim gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.
Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.

selamlar…

Oğlunuz Erdal”





ERDAL EREN'e



Onlar 78 Şafağının atlıları;
Onlar bir çiçek gibi arı, taze ve renkliydiler.
İnsan olmaktı suçları ve insanları sevmek.
Baskısız, sömürüsüz, özgür bir dünya istediler.
Özgürlüğün doyumsuz tohumları gibi düştüler toprağa. Bire bin verdi başakları.
Kaldırın yattığınız yerden başınızı kaldırın.
Bakın !

Bıraktığınız yerde yürüyor yoldaşlarınız…
Kim demiş ölüm var diye bize ?
Kardeş kardeş atan bu yürekler bizim…
Selam Olsun sizlere…
Selam olsun…
And olsun…

Kimse tek başına bir ada değildir.
Herkes bir bütünün parçasıdır...
O yüzden çanlar kimin icin çalıyor diye sorma...
Çünkü çanlar biraz da senin icin çaliyor


Kadınca Forum


#21 karçiçeği_m

karçiçeği_m

    Uzman Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.432 İleti

Gönderi Tarihi: 16 Aralık 2005 - 17:01

Hayal Bana Yakın Yar Bana Uzak
Hayal bana yakın yar bana uzak
Sevdası başıma dolanır gitmez
Aşkına düşeli yar bana uzak
Yüz bin öğüt versen biri kar etmez
Senin aşkın beni kıldı urusvay
Düşmüşüm peşinde koşarım hay hay
Kabul et kapında beni de kul say
Dost yoluna ölür aşık ar etmez
Ey beni bu derde giriftar eden
Eski muhabbeti kaldırdın neden
Gönül ister kavuşmayı ölmeden
Gül olmasa bülbül ah u zar etmez
Beni yakan yansın aşkın narına
Gönül düştü bir zalimin toruna
Bakmaz mısın bu VEYSEL'in zarına
Ah çeker ağlarım yar elim yetmez.

Aşık Veysel

#22 ERBAY

ERBAY

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 12.099 İleti

Gönderi Tarihi: 16 Aralık 2005 - 23:04

Dar Dünya

Yüreğim gövdeme sığmıyor
Gövdem odama
Odam evime sığmıyor
Evim dünyaya
Dünyam evrene sığmıyor
Patlayacağım

Acımın acısından susmuşum
Ki suskunluğum göklere sığmıyor
Böyle bir acıyı kimlere nasıl
anlatacağım
Gönül dar geliyor sevgime
kafam beynime
Ah şakaklarım
çatlayacağım

Anladım artık anladım
Kimselere anlatamayacağım

Aziz NESİN
Sevgilim...Yeşil eriğim benim...Ben içine hapsolmuş çekirdeğinim senin...

#23 karçiçeği_m

karçiçeği_m

    Uzman Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.432 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Aralık 2005 - 11:49

Bakışın


bana işte öyle bakışın var ya
kahverengi kahverengi akışın
kendini gözlerinle sunuşun
öpüşün var ya hani
öpüş susuşun
sevişin var ya öyle
sınırsız teslim oluşun
bakıp bakıp gözlerimde ölüşün
bilmezsin
nasıl yolunur
nasır tutmuş yüreğim
neyim varsa
bırakırım
fırtınana
talan olur
bu kentin yasemen akşamlarında
kendini bir ince sızı bırakıp
beni alır
beni alır
gidersin
kalırım
çaresiz/ıssızlığında
öyle kolları kopuk
öyle yaralı...
bana işte öyle bakışın var ya
her şeyin silindiği
gözlerinle beni öyle sarışın
gövdeme kendini giydirişin
seni soluyuşum senin içinde
yağmalanıp tükenişim derinlerinde
yitişim...
yitişim
koskoca bir kentin sana dönüştüğünde
sokakların orta yerinde sensiz
öyle kolları kopuk
öyle yaralı...
sendendir bu lacivert gecelerde
denizin masmavi dile gelmesi
yıldızların sağnak sağnak inivermesi
dilim lâ'l kesilir gözlerinde.
susar ellerim
bana kendini giydirip
sonra da böyle öksüz bırakma
yalım mavim
nazlı yarim
yanışım
bir tür çiçek açıştı gözlerinde
sürüklenir sürüklenir giderim
yavri yavri
bu kadar insafsız akma...


Adnan Durmaz

#24 focal

focal

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.710 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Aralık 2005 - 12:28

ARKADAŞ DÖKÜMÜ
Evvela dişlerimiz döküldü
Sonra saçlarımız
Arkasından birer birer arkadaşlarımız
Şu canım dünyanın orta yerinde
Yalnız başına yapayalnız
Kırılmış kolumuz, kanadımız
Tatlı canımızdan usanmışız

Bir şüphedir sarmış yüreğimizi
Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
Bir şüphedir demir atmış ciğerimize
Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
Bir çalım bir kurum hepimizde
Nereden inceyse oradan kopsun

Bu canım dünyanın orta yerinde
Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize
Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar
İşte: Hamsiler sürü sürü
Arılar bölük bölük geçer
Leylekler tabur tabur

Ya bizler? Eşref-i mahlukat! ..
Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz

Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur
Bizler sürü sepet
Yalnız birbirimizi öldürmüşüz



Bedri Rahmi Eyüboğlu

#25 TANİA HAYDE

TANİA HAYDE

    Kıdemli Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 1.392 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Aralık 2005 - 17:26

Solma odalarında şimdi böyle
Kimden bu yorgunluklar, darlıklar
Ve senin ağzın masalları çoğaltıyor
Bilirsin gidenle gider
Boğazın yırtılırcasına bağırdığın sır
Nasıl ömrüne büyürse çocuk

Söyleme
Çizsen bile beni atamazsın derine


BETÜL TARIMAN

Kimse tek başına bir ada değildir.
Herkes bir bütünün parçasıdır...
O yüzden çanlar kimin icin çalıyor diye sorma...
Çünkü çanlar biraz da senin icin çaliyor


Kadınca Forum




Cevap ekle