Jump to content
Sign in to follow this  
asterix

BEN ÖLÜRSEM

Recommended Posts

BEN ÖLÜRSEM

AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Şehre simsiyah bir kar yağar

Yollar kalbimle örtülür

Parmaklarımın arasından

Gecenin geldiğini görürüm

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Çocuklar sinemaya gider

Yüzümü bir çiçeğe gömüp

Ağlamak gibi isterim

Derinden bir tren geçer

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Alıp başımı gitmek isterim

Bir akşam bir kente girerim

Kayısı ağaçları arasından

Gidip denize bakarım

Bir tiyatro seyrederim

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Uzaktan bir bulut geçer

Karanlık bir çocukluk bulutu

Gerçeküstücü bir ressam

Dünyayı değiştirmeye başlar

Kuş sesleri, haykırışlar

Denizin ve kırların

Rengi birbirine karışır

 

Sana bir şiir getiririm

Sözler rüyamdan fışkırır

Dünya bölümlere ayrılır

Birinde bir pazar sabahı

Birinde bir gökyüzü

Birinde sararmış yapraklar

Birinde bir adam

Her şeye yeniden başlar

 

 

Ataol Behramoğlu sayfası açılmışmıydı bilmiyorum

Umarım gözden kaçırmamışımdır...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

Nedir Ki :clover:

 

İsim nedir ki

Bulutlara yazılır geçer

 

Yüzüm nedir ki

Akar suya çizilir geçer

 

Ömür nedir ki

Kurulur bozulur geçer

 

Sevda nedir ki

Dokunursun süzülür geçer

 

Şiir nedir ki

Sezilir geçer

 

İnsan nedir ki

Bir şeylere sevinir üzülür geçer :clover:

 

Ataol Behramoğlu

Share this post


Link to post
Share on other sites

YAŞADIKLARIMDAN

ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

 

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın her şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

 

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya

 

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

 

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Hem de bütün benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

 

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

 

Ve kederi de yaşamalısın namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın bütün dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

 

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

 

 

Ataol Behramoğlu...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİR GÜN MUTLAKA..

 

Bugün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra

Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz

Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş

Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel,

düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!

Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam!

Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda,

sandviç yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz.

Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl bitebilir bir bombayla,

nasıl kazanabilir o kirli adamlar

Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü temiz bir gömlek giyiyorum

Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu hân-ı yağma

Ama yorgunum, şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli bir pardesü

Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir kitapları

Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum öbür ucundaki ırmakları

Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda

Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum istasyona

Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya

İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su

Ne yapsam... ne yapsam... her yerde bir hüzün tortusu

Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma

Ben de çocuktum, sevgilerim olacaktı elbette

Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl ölebilir,

nasıl unutulur insan

Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl tarlalar

Ne yapsam... ne yapsam... Dekart oluyorum sonradan...

Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş

Çankaya'ya

Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara

Bir çocuk bakıyor pencereden, hülyalı kocaman gözlü nefis bir çocuk

Lermontov'un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi bakıyor sonra

Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum,

kuş sesleri geliyor kulağıma

Ben mütevazı bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni

Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına

Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına,

yüzünün oynamasına

Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama

İlençleniyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal almaya

İlençleniyorum o laf kalabalıklarını, kurumuş yürekleri, bireyin kurtuluşunu filan

İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan

Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan

Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün izliyor arkadan

Yüreğim ipesapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek kısaca

Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum sağda solda

Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak kanatlarından merakla

Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların olduğu alanlara

Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının sonbaharı anlatan şiiri

Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa

Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden sokaklara fırlamaya

Kendimi atmak bir uçurumdan balıklama

Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm filmlerden mi ne

Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya

Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla

Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o yollar geliyor aklıma

Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun gibi tombul ve sıcak elleri

Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir filim sinemada, şehirde yeni bir kız,

kahvede yeni bir garson

O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda...

Şimdi ne var hüzünlenecek bunda, nedir bu çatlatan yüreğimi bu telaş

Sanki yarın ölecek gibiyim, birazdan polisler gelecek ya da

Gelip alacaklar kitaplarımı, daktilomu, bu şiiri, sevgilimin fotoğrafını duvarda

Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder misiniz karakola

Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları

Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor Vietnam'da

Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya

Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz!

Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislâm!

Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! bunu söyleyeceğiz bin defa!

Sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla

Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda

Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla

Yürüyeceğiz çoğala çoğala...

 

ATAOL BEHRAMOĞLU

 

 

 

 

Kolay Gelsin

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Kadını Beklemek

 

Bir kadının bana gelecek olması, bir rüzgarı geçerek

Bir şarkıyı geçerek, saçlarının uçuşunda

Bir kadının bana gelecek olması, bir ömür geçecek

 

Aşkın buruk tadında, buluşması iki yalnızlığın

Bir akşamı geçecek

 

Belki de dağılan sesleri hüznün ve akşamın

belki de

Bir kadını geçecek

 

Bir kadını bekliyorum

Eteklerini ve saçlarını uçurarak gelecek…

 

 

Ataol Behramoğlu |

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk iki kişiliktir

 

 

Değişir rüzgarın yönü

Solar ansızın yapraklar;

Şaşırır yolunu denizde gemi

Boşuna bir liman arar;

Gülüşü bir yabancının

Çalmıştır senden sevdiğini;

İçinde biriken zehir

Sadece kendini öldürecektir;

Ölümdür yaşanan tek başına

Aşk iki kişiliktir.

 

Bir anı bile kalmamıştır

Geceler boyu sevişmelerden;

Binlerce yıl uzaklardadır

Binlerce kez dokunduğun ten;

Yazabileceğin şiirler

Çoktan yazılıp bitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Avutamaz olur artık

Seni bildiğin şarkılar;

Boşanır keder zincirlerinden

Sular tersin tersin akar;

Bir hançer gibi çeksen de sevgini

Onu ancak öldürmeye yarar:

Uçarı kuşu sevdanın

Alıp başını gitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Yitik bir ezgisin sadece,

Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.

Düşlerinde bir çocuk hıçkırır

Gece camlara sürtünürken;

Çünkü hiç bir kelebek

Tek başına yaşayamaz sevdasını,

Severken hiçbir böcek

Hiç bir kuş yalnız değildir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

 

Ataol Behramoğlu

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÇOK SEVDİM BİR ZAMANLAR

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Alıp başımı gitmeyi yollar boyunca

Seyretmek bir bozkır akşamını camından bir otobüsün

Masal şehirlerini geçerken hızla

 

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Ürpertili, sımsıcak tenini kadınların

Salmak serin sulara gövdemi

Düşüp gitmek ardına şiirin ve aşkın

 

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Varolduğumu düşünmeyi, ürpererek...

Karanlık bir odada küçük bir çocuk gibi

Yağmurdan ve yalnızlıktan ürkek

 

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Düşüncemi geniş ve sonsuz olanla birleştirmeyi

Hırçın ve ele geçmezce atılgan

Uysal ve usulcacık benim olan şeyi...

 

Çok sevdim birzamanlar, seviyorum yine de

Ve hep seveceğim beynim ve tenim varoldukça bu dünyada

Pırıl pırıl olanı, her zaman bir güz diriliğinde

Değişmez ve değişken olanı sonsuzca...

Share this post


Link to post
Share on other sites

YIKILMA SAKIN

 

Kötü şey uzakta olmak

Dostlarından, sevdiğin kadından

Yasaklanmak bütün yaşantılara

Seni tamamlayan, arındıran

Kapatıldığın dört duvar arasında

Sağlıklı, genç bir adam olarak

 

Neler gelmez ki insanın aklına

Sevinçli, özgür günlere dair

Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta

Onunla ilk kez öpüştüğün şehir

Acı, zehir zemberek bir hüzün

Kalbinden gırtlağına doğru yükselir

 

Görüyorsun işte küçük adamları

Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana

Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına

Kimisi düpedüz halk düşmanı

Diren öyleyse, diren, yılma

Yürüt daha bir inatla kavganı

 

Babeuf'u hatırla, Nazım Hikmet'i

Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda

Hatırla Danko'nun tutuşan kalbini

Karanlıkları yırtmak arzusuyla

Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa

Düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri

 

Kötü şey uzakta olmak

Dostlarından, sevdiğin kadından

Yasaklanmak bütün yaşantılara

Seni tamamlayan, arındıran

Ama bir devrimciyi haklı kılan

Biraz da acılardır unutma

 

Yıkılma sakın geçerken günler

Yaralayarak gençliğini

Onurlu, güzel geleceklerin

Biziz habercileri düşün ki

Ve halkın bağrında bir inci gibi

Büyüyüp gelişmektedir zafer.

 

ATAOL BEHRAMOĞLU

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.