Jump to content
Sign in to follow this  
Guest yersoy

şiirlerimden

Recommended Posts

Guest yersoy

ölümün gözü önünde

 

BİR

 

Özlemim senin ötendeki bende ve benim ötemdeki düşüncemde;

Yüreğimde tuttuğum balıklar kadar temizdi bakışlarım geçmişe boş avucumdan.

Ve iki satır için çekilen bunca eziyet iken parçayı geri almak,

Ne mümkün seni geri getirmek düştüğün o pis çukurdan kafamdaki.

Ellerin temizken yüzün gibi ve bedenin, sen bendesin – o çukurda aslında.

Bir yumak dolusu sıcaklık sandığın o soğukluğum - belki de yakınlığım,

Öyle yorgun ki kelimelerim;

Öyle yorgun ki ellerim;

Ne mümkün seni geri getirmek düştüğün o pis çukurdan kafamdaki.

Öyle yorgun ki düşlerim.

Öyle yorgunum ki…

Ne mümkün beni geri getirmek…

 

İKİ

 

Farklı bir gündü yaşadığım; komik acılarla kıvranan komik beyinlerin kıyısında

Gözlerinde tuttuğum balıklarım kadar ölüydü çevremdeki nefesler

Yürürken durduğum kaldırımların son taşında – belki köşeden çıkıverir diye

İki satır içindi gün ortası hayal ötesi umut kaçkını melankolik son tebessüm

-tuttuğum balıklarımı yüzdürmek için gözyaşımda-

Yeşili sevmeye çalışırken güneşi kızdırmış, affettirmek için ayı küstürmüş

yıldızlardan medet uman bir bilmeceydi manzaraya bakışım.

Çok iyi öğrenmiştim gün batımı sarısını

Ağlayan sularda tuttuğum balıklarımı salıverip yakamoza kuru bir gölde

Öyle yorgundu ki bakışlarım

Öyle yorgundu ki gitarım

Ne mümkün seni yine görebilmek adresini kaybettiğim kaldırımlarımda

Öyle yorgunum ki

Ne mümkün beni geri getirmek…

 

ÜÇ

 

Neden doğduğunu anlayamadığım şizofrenik bir güneşti şarkılarım akşamları

Bütün notalarım tamdı – eksiksiz bir ezgiydim komik suratların arasında oysa

Tuttuğum bütün balıklar ölüydü notalarımda

Ölümden korkan ölüler

korkacak başka şeyi olmayanlar ölümden korkarlar; unutulmasın…

Öyle yorgun ki gecelerim

Öyle yorgun ki dudaklarım

Ne mümkün güneşi doğurmak; saygı duyarım geceme

Ne mümkün geri getirmek uyandığını gördüğüm sabahı

Ne mümkün geri getirmek beni

Boş yastığın hala kirliyken; saygımdan kokuna.

Balıklarım çoktan ölmüşken

Ne mümkün sessizce ölmek: basitçe değil ağlayan cesetler gibi – çevremde

Seni düşünerek- ölümün gözü önünde…

 

 

 

Ulaşılmaza

 

Sözcük mü gerekli, yoksa bir nota mı?

Piyano tuşundan mı olsun,

yoksa gitarın en narin telinden mi?

Ya da sadece yürekten mi gelsin,

en derinden; ya da gözyaşı?

 

Hiç iç çektin mi? Bu kelime damlarken dudağından,

burnunun üstü yanıp, gözlerin dolarken...

Peşinden lanet okudun mu?

“Lanet olsun!” nedir bilir misin?

Hele de içi sensizlikle doluyken...

Keşke lanet okuyabileceğim bir kaderim olsaydı.

Keşke olsalardı...

Belki o zaman kabullenirdim sensizliğimi,

yüreğimin diğer yarısını bulduğumu sandığım o anın

aldatmacasını...

Bilir misin içindeki yağmuru dindirmeyi?

O, habire şimşekler çakarken ulaşılmaz için;

O, ıslatmak isterken ulaşılmazı;

Delice!

Söndürebilir misin o bebeğin tebessümünü ?

O ki, kucak açmışken ulaşılmaza,

çocukça beklerken çiçeğin rengini;

Seni!

Bilir misin derin olan zordur,

zor olan derin.

Öylesine derinki; belki imkansız! Boğulurken bulurum kendimi.

buz tutmuş tek damla yaş,

mor bir yürek,

ardından yitik bir soluk

ve işte gittin sonunda...

Bir bilsen boğazımdaki o düğümü,

“keşke” derken...

Lanet olsun keşke...!

Share this post


Link to post
Share on other sites
ölümün gözü önünde

 

BİR

 

Özlemim senin ötendeki bende ve benim ötemdeki düşüncemde;

Yüreğimde tuttuğum balıklar kadar temizdi bakışlarım geçmişe boş avucumdan.

Ve iki satır için çekilen bunca eziyet iken parçayı geri almak,

Ne mümkün seni geri getirmek düştüğün o pis çukurdan kafamdaki.

Ellerin temizken yüzün gibi ve bedenin, sen bendesin – o çukurda aslında.

Bir yumak dolusu sıcaklık sandığın o soğukluğum - belki de yakınlığım,

Öyle yorgun ki kelimelerim;

Öyle yorgun ki ellerim;

Ne mümkün seni geri getirmek düştüğün o pis çukurdan kafamdaki.

Öyle yorgun ki düşlerim.

Öyle yorgunum ki…

Ne mümkün beni geri getirmek…

 

İKİ

 

Farklı bir gündü yaşadığım; komik acılarla kıvranan komik beyinlerin kıyısında

Gözlerinde tuttuğum balıklarım kadar ölüydü çevremdeki nefesler

Yürürken durduğum kaldırımların son taşında – belki köşeden çıkıverir diye

İki satır içindi gün ortası hayal ötesi umut kaçkını melankolik son tebessüm

-tuttuğum balıklarımı yüzdürmek için gözyaşımda-

Yeşili sevmeye çalışırken güneşi kızdırmış, affettirmek için ayı küstürmüş

yıldızlardan medet uman bir bilmeceydi manzaraya bakışım.

Çok iyi öğrenmiştim gün batımı sarısını

Ağlayan sularda tuttuğum balıklarımı salıverip yakamoza kuru bir gölde

Öyle yorgundu ki bakışlarım

Öyle yorgundu ki gitarım

Ne mümkün seni yine görebilmek adresini kaybettiğim kaldırımlarımda

Öyle yorgunum ki

Ne mümkün beni geri getirmek…

 

ÜÇ

 

Neden doğduğunu anlayamadığım şizofrenik bir güneşti şarkılarım akşamları

Bütün notalarım tamdı – eksiksiz bir ezgiydim komik suratların arasında oysa

Tuttuğum bütün balıklar ölüydü notalarımda

Ölümden korkan ölüler

korkacak başka şeyi olmayanlar ölümden korkarlar; unutulmasın…

Öyle yorgun ki gecelerim

Öyle yorgun ki dudaklarım

Ne mümkün güneşi doğurmak; saygı duyarım geceme

Ne mümkün geri getirmek uyandığını gördüğüm sabahı

Ne mümkün geri getirmek beni

Boş yastığın hala kirliyken; saygımdan kokuna.

Balıklarım çoktan ölmüşken

Ne mümkün sessizce ölmek: basitçe değil ağlayan cesetler gibi – çevremde

Seni düşünerek- ölümün gözü önünde…

 

 

 

Ulaşılmaza

 

Sözcük mü gerekli, yoksa bir nota mı?

Piyano tuşundan mı olsun,

yoksa gitarın en narin telinden mi?

Ya da sadece yürekten mi gelsin,

en derinden; ya da gözyaşı?

 

Hiç iç çektin mi? Bu kelime damlarken dudağından,

burnunun üstü yanıp, gözlerin dolarken...

Peşinden lanet okudun mu?

“Lanet olsun!” nedir bilir misin?

Hele de içi sensizlikle doluyken...

Keşke lanet okuyabileceğim bir kaderim olsaydı.

Keşke olsalardı...

Belki o zaman kabullenirdim sensizliğimi,

yüreğimin diğer yarısını bulduğumu sandığım o anın

aldatmacasını...

Bilir misin içindeki yağmuru dindirmeyi?

O, habire şimşekler çakarken ulaşılmaz için;

O, ıslatmak isterken ulaşılmazı;

Delice!

Söndürebilir misin o bebeğin tebessümünü ?

O ki, kucak açmışken ulaşılmaza,

çocukça beklerken çiçeğin rengini;

Seni!

Bilir misin derin olan zordur,

zor olan derin.

Öylesine derinki; belki imkansız! Boğulurken bulurum kendimi.

buz tutmuş tek damla yaş,

mor bir yürek,

ardından yitik bir soluk

ve işte gittin sonunda...

Bir bilsen boğazımdaki o düğümü,

“keşke” derken...

Lanet olsun keşke...!

 

Ben izlemeye devam ediyorum. Sizde yazmaya degil mi? :P

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest yersoy
Ben izlemeye devam ediyorum. Sizde yazmaya degil mi? :P

 

Yazmaya devam etmiyorum da yazdıklarımdan koyalım bakalım sayfaya :)

 

 

Kolay bir gülüştü, iken, zor bir gözyaşı olacak

düşüşlerin perdenin arka yüzünden, gökyüzünden.

Nasılda belirirdi hayaletlerin arasında suretin,

boş ve boş iki kelimeydi beklenmedik umut.

Ne zordu çıkarmak seni derinlerden içimde,

yok ve yok olan varlığın, var olan yokluğundu sissiz.

Berraktı resmin akan suyun aksinde kuru bir nehrin,

kimleri, ne sandalları taşımışken geçmişe,

an oldu kolay bir gülüştü, olmayan anlarda zor bir gözyaşı.

Şimdi artık aksinde zamanın – ve acımasızlığının ötesinde

Zor olan bir gülüş ve ardında kolay gözyaşları oldun hayaletinle birlikte.

Hiç tanımamışken resmini, zor bir merasimdir tenindeki terim.

Oysa bilen olmasın diye rengini çiçeğimin, hep dikeni vardı gerçek zamanda

ve hep bir özlemi vardı, olmayan zamanların fısıltısıydı.

Hep bir komediydi samimiyetler - sağlam maskelerdi;

takanlar bile bilmedi kolaylığını zor sanılan görüntülerinin çıplaklığını.

Haykırarak gülüşüm ondandır maskeli dostlara - bir küçük fiske…

Haykırarak gülüşüm ondandır notalarına – sakın bırakma…

Hepsi kolay, kolay da

anlaması zordu bu dakikayı, boş ver zaten o da geçti.

23.01.04 03:42

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest yersoy

Kanıyor hala yaraların

Yitmek bilmedi nefesin

Oysaki hayaletini bile öldürdüm

Hala sıcak esmer tenin...

16.11.2003

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest yersoy

Tam istediğiniz gibidir,

Çürük bir ceset kokusudur o.

Dökülür çürüdüğü yerden

ki çürüktür kökünden...

Garip bir hüzündür,

Soğuk bakışlar ardındadır, kansız,

İşte tam istediğiniz gibidir o.

Kördür dudakları, elleri,

kirlidir donuk gözbebekleri,

Ve aynada aksi yoktur

ya da aksinde anlam...

Ve tek düze bir notadır duyulmayan.

Artık sizin gibidir o!

Sizin istediğiniz gibi...

************************

************************

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,

Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..

Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,

Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,

Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,

Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,

Çok acıttığında anladım..

Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,

Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,

Yüreğini elime koyduğunda anladım..

''Sana ihtiyacım var, gel! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,

Sana ''git'' dediğimde anladım..

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,

Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,

Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..

Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman

olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,

Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,

Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,

Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..

Sevgi emekmiş,

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

 

Can YüceL

Share this post


Link to post
Share on other sites

sıırlere nedense bı kanım ısınmadı.nedenını de bılmıyorum.okumaktan yazmaktan hoslanmıyorum(senın sıırlerınde bahsetmıyorum vampıır yanlıs anlama :))

 

ama yınede sıırın ıcın tesekkurler Vampırr... :)

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.