İçeriğe atla


Fotoğraf

BİLİMKURGUDA GÖRMEZDEN GELİNENLER


Bu başlığa hiç cevap verilmemiş

#1 sedat sencan

sedat sencan

    Genç Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPip
  • 224 İleti

Gönderi Tarihi: 02 Haziran 2007 - 13:06

Bilimkurgu konulu film ve romanlarda bazı şeyleri görmezden gelebiliriz.
Ancak bilim ve bilimsel mantık değerlendirmeleri ne dereceye kadar ihmal edilmelidir?
Elbette bunun bir toleransı olmalıdır.
Sanırım bu ölçü, bilimkurgu kavramının içinde vardır.
Bilime dayalı hayalgücü olarak tarif ettiğimizde kıstas kendiliğinden oluşur.
Yazar ve film yapımcılarının karşılaştıkları zorluklardan birisi uzaydaki mesafelerdir.
Bir gezegenden diğerine olan uzaklık yüzlerce ışık yılı kadarsa yolculuk nasıl yapılacaktır?
Bugünkü bilgilerimize göre ışık hızından daha hızlı gitmek olanaksızdır.
Örneğin İ.Asimov bu sorun için ‘sıçramak’ eylemini kullanır.
Uzay gemisi boşluktaki bir noktadan diğerine bir anda gidiverir.
Romanlarının bazı bölümlerinde birşeyler açıklar.
Ama elbette bunlar günümüz bilimi ile ilgili değildir.
Solucan deliği gibi teorik görüşleri kullananlar da var.
Bazı yazarlar ise uzay yolculuğunu hiç ele almaz bile.Sadece gemi bir yerden diğerine gider.
Zamanda yolculuk olayı da çok tartışma yaratmıştır.
En önemli husus,roman kahramanının kendi kendisiyle karşılaşma ihtimalidir.
Geçmişten geleceğe veya gelecekten geçmişe giden kişi ,karşısındaki kendisi ile başbaşadır.
Birbirleri ile konuşmaları mümkün müdür?
Örneğin gelecekteki kişiliği,geçmişteki kişiliğine tavsiyelerde bulunabilir mi?
Eğer silahlı iseler birbirlerini vurabilirler mi?
İ.Asimov Evrenin Çanları adlı romanında bu konuyu etraflıca ele almıştır.
Zaman yolculuğundaki bir diğer açmaz ise yaşanmış olayların yok sayılmasıdır.
Yönetmen Robert Zemeckis’in Geleceğe Dönüş filmini izlemişsinizdir.
Filmin kahramanı Marty, 1985 yılında yaşayan genç bir delikanlıdır.
Bir bilimadamının otomobil içine yerleştirilmiş zaman makinesi ile 1950 yılına gider.
Gittiği yer, henüz doğmamış olduğu kendi kasabasıdır.
Yaptığı bir kaza ile müstakbel anne ve babasının tanışmasına engel olur.
Bundan sonraki tüm çabası,bu tanışmayı yeniden düzenlemektir.
Bu arada yanında 1985 yılında çekilmiş bir aile fotoğrafı vardır.
Müstakbel anne-babasının tanışması geciktikçe bu fotoğraftaki kişi görüntüleri silinmeye başlar.
Yani bu tanışma gerçekleşmezse kendisi de yok olacak ve hiç yaşamamış hale gelecekti.
Robert Zemeckis,aynı zamanda senaryo yazarlarından biridir.
Şimdi,Marty’in tanışma işini başaramadığını düşünelim.
Kendisinin yaşadığı yıllar ne olacaktı?
Kardeşleri ile birlikte etkilediği bir çok olay nasıl silinecekti?
Örneğin Marty’in okul dönemindeki sınavlarda yazdığı cevap kağıtları kaybolacak mıydı?
Kavga ederken birisinin kolunu kesip koparmış ise,o kişi şimdi sağlam mı olacaktı?
Bunun gibi binlerce soru sorabiliriz.
Şöyle bir şey söylenebilir:
Başka bir seçenek olamazdı.Yani Marty bu tanışmayı sağlamıştı.
Aksi ihtimalin gerçekleşmesi zaten mantık dışıdır.
Ama ben de diyorum ki,aksi ihtimal vardı.
Zira, Robert Zemeckis’in bizzat kendisi o görüntüleri silinen fotoğrafa senaryoda yer vermişti.
İncelenmesi gereken diğer bir konu ise farklı dünyalardaki farklı canlıların yapısal benzerliğidir.
Herşeyden önce dünya dışı yaşam formları biyolojik olarak hep insanlara benzerler.
İstisna olan eserler elbette var,burada genel eğilimi yansıtmaya çalışıyorum.
Aynı şekilde oralardaki hayvan ve bitkiler de yerküremizdekiler gibidir.
Nekadar farklı dizayn edilseler bile hayatsal fonksiyonları bizlerle aynıdır.
Oysa uçsuz bucaksız evrende varolacak diğer canlıların bizlerden çok farklı olması daha büyük ihtimaldir.
R.Scott’un Yaratık filmi bir hayli ilgi çekmişti.
Uzak bir gezegende keşif yapan birkaç kişinin başına gelen olaylarla ilgiliydi.
Ekip inceleme yaparken bir bitkiden fırlayan ve ne olduğu anlaşılmayan bir şey birisinin vucuduna giriyor.
Bir şey ,o kişinin içinde beslenip büyüyor,sonra onun içinden çıkıyordu.
Artık geminin içinde Yaratık dedikleri canavara benzer biri vardı.
Benim aklım şu insan içinde beslenme olayına takılmıştı.
Beslenme olayı biyolojik bir olgudur.
Canlılar başka bir canlıdan enerji ve protein dediğimiz yapısal elemanlar alırlar.
Bu işin doğrudan veya dolaylı olması farketmez.
Ben,bitkideki enerjiyi ve yapısal elemanları ya doğrudan doğruya bitkiden alırım.
Veya o bitkiyi yemiş olan herhangi bir hayvanı yiyerek dolaylı olarak alırım.
Burada önemli bir ayrıntı var.
Benimle besin olarak tükettiğim canlılar birbirimizle aynı maddeleri taşıyoruz.
Ben sadece kendimin üretemediği bazı maddeleri ondan sağlıyorum.
Ayrıca tüm bitki ve hayvanların temel yapıtaşları yerküremizin şartlarına uygun olarak oluşmuştur.
Besin çevrimi,üzerinde yaşadığımız dünyanın olgusudur.
Başka bir gezegendeki bir bitki veya hayvanı oluşturan yapısal elemanlar niye dünyamızdakine benzesin?
Oradaki ile bu dünyadaki canlılar arasında uyum olabilir mi?
Aslında çok daha belirgin bir konu daha var.
Başka bir gezegendeki canlıları hangi kıstasla bitki ve hayvan olarak ayırabiliyoruz?
Dünyamızda bile böyle bir tasnif yapmakta zorlandığımız canlılar vardır.
Ortam şartlarının benzerliği de ayrı bir konudur.
Pekçok film ve romanda rastlamışızdır.
Yabancı bir gezegene inen bir dünyalı hiç zorluk çekmeden rahatça hareket eder.
Yerçekimi,atmosfer basıncı hatta soluduğu hava bile problem teşkil etmez.
Yerkürede ciğerlerimize çektiğimiz oksijen oranı çok önemlidir.
Başka gezegen bir tarafa bu dünyada bile en ufak dengesizlik çok tehlikelidir.
Birçok eserde dünya dışı sosyal kurumlar ve canlı davranışları titizlikle ele alınmaz.
Krallık ve imparatorluk gibi devlet organizasyonları dünyamıza özgüdür.
Geçmiş dönemlerin sosyo-ekonomik şartlarına göre oluşmuşlardı.
Bugün için tarihe ait kavramlardır.
Oysa bu tip örgütlenmelerin dünya dışı gezegenlere karbon kopya gibi uygulandığını görüyoruz.
Hatta milyonlarca yıl sonra bile bu kurumları aynen bulabiliriz.
Yanısıra lord,kont,dük ve benzeri ünvanları da duyuyoruz.
Öyle ki başka bir formasyondaki diğer canlıların ortamında bile bu sosyal kurumlar yer alır.
Hatta insandışı canlılardaki gelenek ve görenekler de aynı insanlarınki gibidir.
Sonuç olarak bilimkurgu elbette hayal gücüdür.Bazı hataları görmezden gelmeliyiz.
Aksi halde sanat olamaz.
Ama kelimenin içerdiği gibi gene de bilimle olan ilişkisini koparmamalıdır.
SEDAT SENCAN



Cevap ekle