Lise'nin son günleryidi.
Tabi artık arkadaşlarla bir daha görüşemeyeceğiz.
Ben o zamanlar, sınıftaki her dakikamızı gözlemleyip yazıyageçiriyordum.
"Şu an Ali şunu söyledi,
Hoca şöyle azarladı...
Osman'da ona laf soktu..."
Çok heveslenmiştim ve bayağı bir yazı yazmıştım.
Adı da vardı kitabımın: "KameRoman"
Bir kaç ay önce tüm sayfalarını yaktım.
Yani yazdıktan tam olarak 7 yıl kadar sonra.
İnsanın anılarını yakması çok acı verici ve şu an üzüntüsünü yaşıyorum.
Çünkü benim lise hayatım inanılmaz eğlenceliydi.
Üniversite hayatımda öyle oldu gerçi.
Askerlik hayatımında geri kalır pek yanı yoktu.
Yüksek Lisans biraz daha sıkıcı, sanırım olgunlaştık, o yüzden...
Neyse;
KameRoman'ımın en güzel hikayelerinden birisini yazıcam.
Ogün, okula fotoğraf makinesi getirmiştik.
Ve anı olarak aklınıza gelebilecek her türlü şekilde fotoğraf çekiniyorduk.
Tabii ki ahlaka mugayyir durumlar değil...
Bir ara aramızdan birisi Osman'ı elimizde havaya kaldırıp çekmemizi söyledi.
Yaptık.
Osman'da asma kolona tutundu örümcek gibi.
Altında 5 tane adam onu tutuyor...
Ama komik olan bu değil aslında.
Ben fotoğrafı çekiyordum.
Ve şak...
Flaş patlar patlamaz tüm arkadaşlar,
Sanki taşıdıkları un çuvalıymış gibi ellerini çekiverdiler.
Lakin öyle anlaşarak bir çekme değildi bu.
Hiç bişey yokmuş gibi, doğal olarak oldu...
Birden.
Osman "Gümmm" diye yerde.
Herkes;
"Vallahi ben bırakmadım!" diye söyleniyordu.
Ama Sedat'ın yeminleri en inandırıcıydı tabi ki ve Osman ona dokunmadı.
Fotoğraflarda gördük ki daha sonra,
Asıl Sedat bırakmış Osman'ı yere.
Asıl tutan oymuş.
Bir de nasıl yeminler ediyor bir bilseniz.
Biz bile savunmuştuk "Bu adam doğru söylüyor" diye.
E yuh yani...
Fotoğraf yalan söylemez ki!



















