Jump to content
Sign in to follow this  
kaan_bebeto

Mevlana 'dan Sözler

Recommended Posts

 "Ne olursan ol gel" sözü Mevlana'ya ait olmadığının çok yerde ifade edildiğini duymuştum.

 

Bu tür yanlış ve yaygın başka bilgiler de var. Bir anket yapsanız, %98 şu cümlenin Kuran ayeti olduğunu onaylar: "Karşıma kul hakkı ile gelmeyin."

 

Halbuki Kuran'da böyle bir ayet yoktur. İnsanlar öyle inatçı ki, bu iddiayı söylüyorlar, uyarıyorum, yanlış bilgi veriyorsun, böyle bir ayet yoktur diyorum, "ha öyle mi, tamam" diyor. Aradan bir süre geçiyor, yine aynı iddia. Artık dile pelesenk olmuş. "Ben sana ne demiştim, göster bakayım şu ayeti, numarasını ver" diyorum. Yan çiziyor: "Ayet değilse hadistir!" laughing.gif 

 

Ya bu insanlar hayatta olmaz ya! Olurlarsa da "ben göremeyeceeem! Ben göremeyecem!tongue.png 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Elbette her ayağa bir ayakkabı,her sırta bir gömlek lazım ama ayakkabı darsa insan yalın ayak olmayı tercih eder... MEVLANA

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kazandıkça bölüşemiyorsan ELİNİ sorgula.
Konuştukça kırıcı oluyorsan DİLİNI sorgula.
Yürüdükçe menzilden çıkıyorsan YOLUNU sorgula.
Ömür geçtikçe yerinde sayıyorsan GÜNÜNÜ sorgula.
Sevildikçe vefasızlaşıyorsan GÖNLÜNÜ sorgula.
Hangi halde olursan ol SONUNU sorgula..

_Hz.Mevlana_

Share this post


Link to post
Share on other sites
"Potansiyelle doğdun.

İyilik ve güvenle doğdun. İdeal ve hayallerle doğdun. Azametle doğdun.

Kanatlarla doğdun. Sen sürünmek için yaratılmadın,
...
öyleyse yapma.Kanatların var. Onları kullanmayı öğren ve kanatlan. "

Mevlana

Share this post


Link to post
Share on other sites

Söz, anlaması için söze muhtaç olan kişiye söylenir.
Söz söylemeden anlayan kişiye söz söylemenin ne lüzumu var?
Gökler, yerler, anlayan kişiye hep sözdür.

Mevlana

Share this post


Link to post
Share on other sites
Aşk aranmaz,
Karşına çıkar.
Çıktığında da coşma demek olmaz.
Deniz kenarına git de, 'Ey deniz coşma, dalgalanma' de.
Deniz seni dinler mi?

Mevlâna
1781917_482368461868572_403461602_n.jpg?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bütün gönül darlığı, bu âleme gönül bağlamaktan gelir.
Gönül kuşu her dala yuva yapacak olsa, yuva yapacak yer kalmaz.
Gönlü öyle bir yere bağlayacaksın ki,
binlerce kıyamet kopsa sana yalnızlık derdi çökmesin..!

Hz Mevlana

Share this post


Link to post
Share on other sites

İyi dostu olanın, aynaya ihtiyacı yoktur.

- Mevlâna Celâleddin-i Rûmî

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşkta soru yoktur.
Sorarsın "Nerede" diye, ondan ayrı mısındır?
Sorarsın "nasıl", ondan farklı mısındır?
Sorarsın "neden", onun dışında mısın?
Sorarsın "niçin", yargılayacak kadar mesafeli misin?
Sorarsın "kim", görecek kadar ikilikte misin?
Bütün olduğunla, Bir olduğunla hangi soruyu sorabilirsin?
Soru varsa, AŞK'ta değilsin...
(Mesnevi)

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

İnsanlık yolu, hakîkat yolu belalarla dolu bir yoldur.
Fakat yol gösterenimiz aşk olduğu için bizim korkumuz yok!
Çünkü, aşk, bu yolda nasıl gideceğimizi bize öğretiyor.

Mevlana, Divan-ı Kebir

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

"Doğru ile yanlışın ötesinde bir yer daha var orada buluşalım" 

Mevlana

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Haydi ben bensiz geleyim, 
sen sensiz gel.

Mevlana

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Hüseyin

ALIN SİZE  AŞK(İLAHİ DEYİP GÜNAHA GİRMEKTEN ALLAH'A SIĞINIRIM!!!)ALLAH KİMSEYİ BU SAPKINLARIN TUZAĞINA DÜŞÜRMESİN!!!

 

 

Mevlana ve Mesnevi Üzerine Yapılan Tartışmalar

 

Arif Çifci

Prof. Dr. Mikail Bayram'ın "Tarihin Işığında Nasreddin Hoca ve Ahi Evren" kitabı Mevlana ve Mesnevi konusunda yapılmış en son araştırmalardan birisi olarak yayınlandı. Her ne kadar kitabın konusu Nasreddin Hoca ve Ahi Evren'in aynı kişiler olduğu iddiası üzerine kurulmuş olsa da asıl bizim dikkatimizi çeken husus Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılışından hemen sonra Ahiler ve Türkmenler'le Mevlana ve Moğollar'ın nasıl karşı karşıya geldikleri üzerinde durulmasıdır. Moğolların Anadolu'yu işgali sırasında Mevlana ve çevresi Moğollar'la birleşerek Ahiler'e ve Türkmenler'e karşı savaşıyor, onlara karşı Mesnevi'sinde küçük düşürücü, alay edici, yerici hikayelere yer veriyor.

Mevlana Şems-i Tebrizi ile görüşmesinden sonra (1245-1265) yani 20 yılda Mesnevi'yi yazmıştır. Mesnevi'nin yazılış amacı siyasidir. O dönem Moğol zulmünü kabul etmeyen Ahiler ve Türkmenler hem Mevlana ve Mevleviler'e hem de onlarla birlikte hareket eden Moğollar'a karşı savaş açmışlardır.

Mevlana Celaleddin-i Rumî Mesnevi'sinde hikaye ve mesellerle dini, tasavvufi, felsefi görüş ve düşüncelerini anlatırken bir yandan da devrinde cereyan eden sosyal, siyasi ve kültürel olaylara değinmekte, siyasi muhaliflerle mücadele etmektedir. Moğol yanlısı Mevleviler'in karşısında yer alan Türkmenler şunlardır: Ahi Evren, Hacı Bektaş, Baba İlyas, Fahreddin-i Râzi'nin talebeleri Sadruddin-i Konevi ve son Abbasi Halifesi'nin oğlu ez-Zahir Billah gibi devlet ileri gelenleridir.

Mevlana Mesnevi'yi yazarken genellikle siyasi muhaliflerini yermek için örnek hikayeler şeklinde görüşlerini belirtmiştir. Fakat daha sonraları Anadolu'da Moğollar'la birlikte idareyi ele geçirince Mesnevi'deki direk hedef aldığı kişileri kamufle ederek Mesnevi'yi değiştirmiştir (s. 25). Böylece Mevlana'nın hücumlarına hedef olan şahıs ve kişilerin kimlikleri unutularak Mesnevi yazıldığı döneme hitap eden bir eser olmaktan çıkartıldı, çağlara hitap eden hikmetli sözler olarak algılanmaya başlandı. Örnek olarak "Kötü Huylu Debbağın (Dericinin) Hikayesi"nde Mevlana; Ahi Evren ve Sadreddin Konevi'yi işaret ederek onlarla alay etmiş ve onları kötülemiştir.

Mevlana'nın oğlu Alaüddin Çelebi babasının Moğollar'la işbirliği yapmasına karşı çıkarak Ahi Evren'le beraber Kırşehir'e gitmişlerdir. Kırşehir'de Ahiler Moğollar'a karşı isyan edince Moğollar'ın idarecisi Nureddin Coca Mevlana'nın oğlunu öldürtmüştür.

Alaüddin'in cenazesi Konya'ya getirilmiş fakat bütün ısrarlara rağmen Mevlana oğlunun cenaze namazını kılmamıştır.1

Mevlana "Kel Papağan Hikayesinde Fahreddin Razi'yi hedef göstererek akıl yürütme ve kıyas metodunu karşı çıkmıştır.2

Türkmenlerle Mevleviler in Tasavvuf Konusundaki İhtilafları

Bildiğimiz gibi Ahiler ve Türkmenler'in din anlayışı İslam öncesi samanlığının ve göçebe hayatının getirdiği yaşam biçiminin de etkisiyle şifahi bir kültür oluşturuyordu. Halk eklektik bir şekilde karma karışık kültürlerden oluşan bir din anlayışına sahipti. Bu din anlayışı kitabi olmaktan ziyade sözlü geleneğe dayanıyordu. Şeyhlerin ve tekkelerin kontrolünde içerisinde İslam'ın birkaç ritüellerinin yanında bir sürü Şamanizm ve Budizm kalıntılarını da bünyesinde barındırıyordu. Yunus Emre, Hacı Bektaş, Ahi Evren, Tapduk Emre ve Ahmet Yesevi'lerin getirdiği hurafelerle karışık bir din anlayışı o günkü şartların da etkisiyle maalesef halkın dini dünyasını oluşturuyordu. Türkmenler dışa dönük bir tasavvuf anlayışını benimsemişlerdir. Buna seyri süluki afaki de denir. Mevleviler ise içe dönük bir tasavvuf anlayışından hareketle seyri süluki enfüsi şeklinde bir anlayışla Türkmenler'den metodik olarak farklı düşünmektedirler. Kısacası birisi halkın yani avamın tasavvufu olurken diğeri de, ki bunlar Mevlana ve çevresidir, entelektüel havasın tasavvuf anlayışıdır. Türkmenler'in tasavvuf anlayışını Türkler'in İslam öncesi dinleri etkilerken, Mevlana ve çevresinde ise İran'ın İslam öncesi dinlerinin etkisi hakimdir. Aslında burada Türk kültürü ve İran kültürü çatışmaktadır. Her iki grup da konumlarını meşrulaştırırken dini ve tasavvufi anlayışlarını halk üzerindeki hakimiyetlerinin devamı için kullanmışlardır. Temelde bu iki grubun sahip oldukları din anlayışları kitabi olmaktan ziyade hurafelerle karışmış kültür İslamıdır. Net bir din anlayışı değildir. Ahiler ve Türkmenler kadın erkek karışık bir şekilde zikir ayinleri yaparken hem kadınlara hem de genç oğlanlara ilgi duymaları şeklinde dedikodular Mevleviler tarafından ileri sürülürken eserlerinde kendilerini savunmak zorunda kalmışlardır.3

Mikail Bayram'ın "Halk bu şekilde İslam'ı daha kolay anlıyordu" şeklindeki kanaatine katılmak mümkün değildir. Hayali menkıbelerle üretilen ibahiyecilikle suçlanan bu tasavvuf meşrebli din anlayışını Türkmenler'in yapısına uygundur diyerek onaylamak gerçek Kur'ani bir anlayışla bağdaşmaz. Bu görüşüne katılmadığımızı belirtmek isteriz.

Şemsi Tebrizi ve Mevlana'nın Tasavvufi Görüşleri

Mevlana, Şemsi Tebrizi'den önce babası Baha Veled ve Seyyid Burhaneddin Muhakkik'in öğrencisiydi. Daha sonra bir Kalenderi şeyhi olan Şemsi Tebrizi Mevlana'yı etkileyerek onun gerçek kimliğinin oluşmasını sağladı. Konya halkı ve Türkmenler Şems'e suikast düzenleyerek onu öldürdüler. (1247)

Kaynaklar Şemsi Tebrizi'nin Hululiye mezhebinden olduğunu söylüyor. Hululiye'nin ilk büyük etkili şahsı Hüseyin b. Mansur el Hallac'dır. Hallac'a göre Allah varlıklara ve insana hulul etmektedir. Enel Hak (yani ben Allah'ım) sözünü de bu felsefeye inandığı için söylemiş ve şeriat uleması tarafından din dışı kabul edilerek idam edilmiştir. Aynı şekilde Beyazıd Bestami de "Cübbemin içinde Allah'tan gayrı nesne yoktur" derken Allah'ın varlıkların ve insanın suretine girdiği inancına dayanmaktadır. Hristiyanlar da Hz. İsa'ya Allah'ın hulul ettiğini düşünerek onu ilah konumuna yükseltmişlerdir. Hallaç ve Beyazıd Bestami gibi mutasavvıflarda bu kanaattedirler.4

Ayrıca Ahmet Eflaki'nin anlattığına göre Şems, Kimya Hatun adlı bir cariye ile Mevlana tarafından nikahlanır. Bir gün Mevlana Şems'in ziyaretine gider, içeri girince Kimya Hatun'la sevişmekte olduğunu görür. Hemen dışarı çıkar. Biraz bekledikten sonra içeri girer. Yanında kimseyi göremez. Bunun üzerine Mevlana, Şems'e yanındakinin nereye gittiğini sorar. Şems şöyle cevap verir: "O senin gördüğün Cenab-ı Allah idi. Cenab-ı Allah'ın ne kadar sevgili bir kuluyum ki Kimya Hatun suretinde bana geldi."5 der.

Şemsi Tebrizi bu hulul akidesiyle Mevlana'yı etkilemiştir. Muhammed İkbal de bunu belirtmektedir. Mesnevi'nin Mukaddime'sindeki "Ney Mesnevisi" de buna örnektir.

Mesnevi'de Beyazıd-ı Bestami ile ilgili bir olay anlatılmaktadır. Örnekler hayret vericidir. Beyazıd-ı Bestami hacca giderken bir adama rastlar. Adam ona nereye gittiğini sorar. Adam zamanın kutbu olarak tanıtılır. Hacca gittiğini söyleyince o kutup da ona: "Kabe bir bina olarak inşa edildiğinden beri Allah oraya bir defa olsun girmedi. Fakat benim kalbim olalıdan beri oradan hiç çıkmadı. O yolda harcayacağın parayı bana ver, yedi defa benim etrafımda dön, bu hacdan daha efdal olur. Allah benden ayrı değil. Beni görmek Allah'ı görmektir. Bana hizmet Allah'a kulluktur." der.6

Mikail Bayram, Ahiler'in ve Türkmenler'in Mevlana'nın hulul akidesine karşı olduğunu belirtir. Onlardan farklı düşündüğünü anlatır. Aslında aralarında fazla bir farklılık yoktur. Her iki grup da aynı düşünceyi farklı metodlarla izah etmektedir. Burada da Mikail Bayram'ın görüşlerine katılmadığımı belirtmeliyim. Kavga aynı muharref din anlayışından kaynaklanan ve tasavvufla kendini savunan Türk kültürüyle, idareye hakim olmak isteyen Iran kültürünün müdavimlerinin saltanat kavgasıdır. Bu kavgada din adına ileri sürülen görüşler şamanist, budist, eski İran kültürünün izlerini taşıyan bulanık bir kültürdür.

Sonuç

27.04.2002 tarihli "Ceviz Kabuğu" programına telefonla katılan Mikail Bayram çok önemli bir konuya dikkatimizi çekerek olayı değerlendiriyor. Oradan aynen aktaralım: "Mevlana'yı bugün reklam eden, Mevlana'yı anlatan bizim yerli ulema değildir. Mevlana'yı Avrupalılar lanse ediyorlar. Çünkü Mevlana'nın felsefesinde emperyalizme yatkın insan yetiştirme Mevlana'nın hedefidir. O dönemde Moğollar Moğol emperyalizmine yatkın insan tipi yetiştiriyordu. Dolayısıyla Mevlana'nın felsefesi bu yönüyle Anadolu insanını Batı emperyalizmine yatkın hale getirme çalışmalarıdır. Bunu Nicolson iyi biliyor, bunu Anna Masalla iyi biliyor, Annamary Schimmel gayet iyi biliyor. Dolayısıyla Avrupalıların Mevlana'ya sahip çıkmaları Anadolu'yu sömürgeleştirme felsefesinin bir uzantısıdır."

 

 

Soru: Hocam 15 Nisan 2011 tarihli görüntülü cevabınızda Bayezid-i Bestami’nin hacca giderken yolda bir şeyhe rastladığını, o şeyhin Bayezid’e “ne işin var Kâbe’de? Gel benim etrafımda yedi kere dön, daha iyi. Allah Kâbe’yi kurduğundan beri oraya bir kez bile gitmedi ama benim vücudumdan bir an bile olsa ayrılmadı” dediğini söylediniz. Nerede geçiyor bu anlattığınız şey? Kaynağını belirtir misiniz?

Cevap: 

Bayezid-i Bestami’nin hacca giderken yolda bir şeyh/pir ile karşılaşması ve Kâbe yerine o şeyhin etrafında yedi kere tavaf etmesi, Mevlana’nın Mesnevi adlı kitabında geçmektedir. Mevlana, bu hikâyeyi anlattıktan sonra Bayezid-i Bestami’nin orada hakikati anladığını, bundan dolayı derecesinin arttığını ve artık son noktaya ulaştığını söylemiştir!

Mesnevi’de geçen bu hikayeyi aşağıya alıntılıyoruz:

 

Bir şeyhin Bayezid’e “Kâbe benim; benim çevremde tavaf et” demesi

2210: Ümmetin şeyhi Bayezid Hac ve Umre için Mekke’ye doğru koşuyordu

İlk defa gittiği şehirlerde değerli kişileri soruşturup arardı. (…)

2215: (…)

Bayezid, yolculukta zamanının Hızır’ı olan bir kimseyi bulmak için çok arardı.

 

2220: Boyca hilâl gibi bir şeyh gördü; Onda erlerin gücünü ve sözünü gördü.

Gözü kör ama gönlü güneş gibiydi; rüyasında Hindistan’ı görmüş bir fil gibiydi.

Gözü kapalı uyumuş kişi yüz neşe görür de, gözünü açınca görmezse şaşılacak şey!

Rüyada nice şaşılacak şey aydınlanır; gönül uykuda pencere olur.

Uyanık olan ve hoş rüya gören kişi, âriftir; -ayak- toprağını gözüne sür.

 

2225: Önünde oturdu. Durumunu sordu; onu yoksul ve aile sahibi buldu.

-Şeyh- “Ey Bayezid! Niyetin nereye! Gurbet dengini nereye götüreceksin?” dedi.

-Bayezid- “Erken vakitte Kâbe’ye niyetim var” dedi. -Şeyh- “Peki! Yol azığı olarak neyin var?” dedi.

-Bayezid- “İki yüz gümüş dirhemim var; işte elbisemin köşesine sıkıca bağlı” dedi.

-Şeyh- dedi: “Benim çevremde yedi defa tavaf et; bunu hac tavafından daha iyi say.

 

2230: Ey cömert! O dirhemleri önüme koy; bil ki hac yaptın muradın gerçekleşti.

Umre yaptın, baki ömrü elde ettin; temizlendin, Safa’da koştun

Canının gördüğü Hakk’ın hakkı için; Hak, beni kendi evine üstün tutmuştur.

Kâbe onun lütuf evi ise de tabiatım (vücudum) onun sır evidir.

O evi yaptığından beri, ona gitmedi. Bu eve ise o Hay/diri Hakk’tan başkası girmedi.

 

2235: Madem beni gördün, Hakk’ı gördün; sadakat Kâbe’sinin çevresini döndün.

Bana hizmet, Allah’a itaat ve şükürdür; sanma ki Hakk, benden ayrıdır.

Gözünü iyice aç, bana bak; böylece insanda Hakk’ın nurunu göreceksin.”

Bayezid, bu nükteleri anladı; altın halka gibi kulağına taktı.

Ondan dolayı Bayezid’in derecesi arttı; Sonra ulaşan, son noktaya vardı.

 

KAYNAK: Mevlana Celâleddîn Rûmî, Mesnevî, Hazırlayan: Adnan Karaismailoğlu, Yeni Şafak Kültür Hizmeti, İstanbul, 2004, c: 1, s: 234-235.

Mevlana’nın anlattığı bu hikâyenin İslam’la uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını, Kur'an ı hayatında bir defa okumuş her insan kolaylıkla anlar...

 

Cilt 4     ALLAH’TAN VAHİY ALIYORUM   (1850-1855. Beyitler Sf. 151 (2245. Beyit sf.178 Ayrıca bknz. Sf. 326)

1850. O padişah, Ebulhasan’ın ihsanına, kıskanmasına ait ne gibi huylar söylediyse aynen zuhur etti.
   Çünkü onun önünde giden levhimahfuz’dur... neden mahfuzdur o levh? Hatadan!
   Bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya... Tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, Tanrı vahyidir!
   Sofiler, bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir.
   Sen istersen onu gönül vahyi farzet... Gönül zaten onun nazargâhıdır... Gönül, ona agâh olunca nasıl hata eder?

1855. Ey mümin, sen, Tanrı nuruyla bakar, görürsün... hatadan, yanılmadan eminsin!

Zengin bir adam vardı. Bu adamın da zühre yanaklı, ay yüzlü, gümüş bedenli bir kızı vardı.
Kız, kendini bildi, babası onu kocaya verdi. Fakat kocası kızın dengi değildi.
Kavun, karpuz oldu, sulandı mı yarmazsan telef olur gider.
Babası da kızın baştan çıkmasından korktu da onun için onu, dengi olmayan birisine verdi.

3720. Kızına dedi ki: Kendini kocandan koru, sakın gebe kalma.
Ne yapayım? Bu yoksula seni vermek zorunda kaldım. Bu adamı garip say, garipte vefa olmaz.
Ansızın her şeyi bırakır, kaçıp gider. Çocuğu, başına dert olur kalır.
Kız dedi ki: Babacığım, dediğini tutarım, öğüdün pek doğru, kabulüm.
Babası, her iki üç günde bir kere kızına aman ha sakın diye öğüt veriyordu.

3725. Derken kız, birdenbire gebe kalıverdi; ikisi de gençti.
Kız, bunu babasından gizledi. Çocuk, karnında beş, yahut altı aylık oldu.
Artık iyiden iyiye belli oldu.
Babası dedi ki: Bu ne? Ben sana ondan kendini koru demedim mi?
Öğütlerim, yelmiydi ki hiç sana tesir etmedi?
Kız, baba dedi, nasıl tahammül edeyim? Erkekle kadın, şüphe yok ki ateşle pamuk.

3730. Pamuk, ateşten nasıl çekinebilir? Yahut da ateş nasıl olur da pamuğu yakmaz, çekinir?
Babası dedi ki: A kızım, ben sana onun yanına gitme demedim. Yalnız menisinden kendini koru dedim.
Tam zevk anında onun beli gelirken kendini çekmeliydin.
Kız, peki, beli ne vakit gelecek, ben ne bileyim? Bu, pek gizli bir şey, anlaşılmaz ki dedi.

Babası, gözleri süzüldü mü anla ki beli geliyor deyince,

3735.  Kız dedi: Onun gözü süzülünceye kadar benim bu iki gözüm de kör oluyor a baba!
Her bayağı akıl, hırs ve öfke zamanı, yerinde durmaz ki!

Cilt 5   KABAK HİKAYESİ   (1335-1420. Beyitler 112-118.sf)
Bir Hanımefendi,Bir Hizmetçi ve Bir Eşek...İhtirasın acı sonuçları...

 
Bir halayık (hizmetci)  şehvetin çokluğundan, hırsının fazlalığından bir eşeği kendisine alıştırmıştı.
O eşek, kendisine yakınlaşmayı adet edinmiş, insana yakın olmayı öğrenmişti.

1335. O hilebaz halayığın bir kabağı vardı. Eşek kendisine ölçülü yaklaşsın diye kabağı, eşeğin aletine takardı.
Yakınlaşma zamanında aletin yarısı girsin diye bu işi yapmaktaydı.
Çünkü, eşeğin aleti tamamı ile girse rahmi de parçalanırdı, damarları da.
Eşek boyuna zayıflayıp durmaktaydı. Eşeğin sahibi olan kadın da neden bu eşek böyle zayıflıyor, neden böyle kıl gibi inceliyor deyip dururdu. Fakat işin ne olduğunu anlamakta acizdi.
Nalbantlara illeti nedir, neden zayıflamakta diye gösterdiyse de,

1340. Onda hiçbir illet görünmedi, kimse bunun iç yüzünü haber veremedi.
Kadın bu işin aslını adamakıllı araştırmaya başladı. Her an eşeğin haline dikkat etmekte, neden böyle zayıfladığını bulmaya çalışmaktaydı.
İnsanın adamakıllı çalışmaya kul olması gerekir. Çünkü her şeyi iyice arayan nihayet bulur.
Eşeğin haline dikkat edip dururken bir de ne görsün? O halayık eşeğin altına yatmıyor mu?
Bunu kapının yarığından gördü bu hale pek şaştı.

1345. Eşek, erkekler kadınlara nasıl yakınlaşırsa aynen onun gibi halayığa yakınlaşmış, işini becermekteydi.
Kadın hasede düştü. Dedi ki, bu eşek, benim eşeğim, nasıl olur bu iş? Bu işin bana olması lazım ben işe daha ehlim.
Eşek işi öğrenmiş, alışmış. Adeta sofra yayılmış, mum da yanmış.
Görmemezlikten gelip ahırın kapısını vurdu. A kız ne vakte dek ahırı süpürüp duracaksın? dedi.
Bu sözü işi gizlemek için söylüyor, ben geldim kapıyı aç diyordu.

1350. Sustu, halayığa hiçbir şey söylemedi. Bu işe tamah ettiği için işi gizledi. Halayık bütün fesat aletlerini gizleyip kapıyı açtı.
Yüzünü ekşitip gözlerini yaşartarak dudaklarını oynatmaya başladı, güya oruçluyum demek istiyordu.
Eline sapı yıpranmış bir süpürge aldı, develerin yatması için ahırı süpürüyor göründü.
Elinde süpürge kapıyı açınca kadın, dudak altından seni usta seni, dedi.

1355. Yüzünü ekşittin, eline süpürgeyi aldın, iyi. Fakat yemeden içmeden kesilmiş eşeğin hali ne?
İşi yarıda kalmış, öfkeli, aleti oynayıp durmada. Gözleri kapıda seni beklemede.
Bunu dudağı altından söyledi, halayıktan gizledi. Onu suçsuz gibi ululayıp,
Dedi ki: Tez çarşafını başına al. Filan eve git benden selam söyle.
Şunu söyle, böyle yap, şöyle et. Neyse ben kadınların masallarını kısa kesiyorum.

1360. Maksat neyse sen onun hülasasını al. O işi görmezlikten gelen kadın onu yola vurunca,
Zaten şehvetten sarhoş olmuştu, hemen kapıyı kapadı, oh dedi.
Yalnız kaldım, bağıra, bağıra şükredeyim. Artık erkeklerin gah tam, gah yarım yamalak yakınlaşmasından kurtuldum.
Kadının keçileri, sanki bini bulmuştu, öyle neşelendi. Eşeğin şehvet ateşiyle kararsız bir hale düştü.
Hatta ne keçisi? O yakınlaşma kadını keçi haline getirdi. Ahmağı keçi haline getirmeye, hor hakir bir hale sokmaya şaşılmaz ki!

1365. Şehvet isteği, gönlü sağır ve kör yaptı mı eşeği bile Yusuf gibi nurdan meydana gelmiş bir ateş parçası gösterir.
Nice ateşten sarhoş olmuşlar vardır ki ateş ararlar, kendilerini de mutlak nur sanırlar.
Yalnız Tanrı kulu böyle değildir. yahut da Tanrı birisini çeker çevirir de yola getirir, yaprağı döndürür bu da başka!
Böyle olan o ateş hayali bilir, o hayalin yolda eğreti olduğunu anlar.
Hırs çirkinleri güzel gösterir. Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur.

1370. Şehvet yüz binlerce iyi adı kötüye çıkarmıştır. Yüz binlerce akıllı, fikirli adamı şaşkın bir hale getirmiştir.
Bir eşeği bile Mısır Yusuf’u gibi güzel gösterdikten sonra o çıfıt, bir Yusuf’u nasıl gösterir?

Pisliği afsunu ile sana bal göstermede, iş inada bindi mi balı nasıl gösterir? Bir düşün artık.
Şehvet yemeden olur, az ye. Yahut bir kadın nikahla da kötülükten kaç.
Yedin içtin mi şehvet, seni harama çeker. Ele gireni elbet harcetmek gerektir.

1375. Şu halde nikah Lâhavle okumaya benzer. Oku, yani bir kadın nikahla da şehvet, seni belaya düşürmesin.
Madem ki, yemeye içmeye hırsın var, çabuk bir kadın al evlen. Yoksa bil ki kedi gelir yağlı kuyruğu kapar.
Sıçrayan eşeğin sırtına taş yükü vur, o kaçmadan, sıçramadan önce sırtına yükü yükle.
Ateşin ne yaptığını bilmezsin, savul oradan. Bu çeşit bilginle ateşin çevresinde dönüp dolaşma.
Ateşe çömleği koyup çorba pişirmeyi bilmiyorsan bil ki ne çömlek kalır, ne çorba.

1380. Su hazır olmalı, ahçılığı da bilmelisin ki o tenceredeki çorba, dökülmeden, bozulmadan pişsin.
Demircilik sanatını bilmiyorsan demirci ocağından geçerken sakalını bıyığını yakarsın.
Kadın kapıyı kapadı, sevine, sevine eşeği kendisine çekti, cezasını da tattı ya! Eşeği çeke, çeke ahırın ortasına getirdi. O erkek eşeğin altına yattı.
O ***** de muradına ermek üzere halayığın yattığını gördüğü sekiye yatmıştı.

1385. Eşek ayağını kaldırıp aletini daldırdı. Eşeğin aletinden kadının içine bir ateştir düştü.
Alışmış eşek kadına abandı, aletini ta hayalarına kadar sokar sokmaz kadın da geberdi.
Eşeğin aletinin hızından ciğeri parçalandı, damarları koptu birbirinden ayrıldı. Soluk bile alamadan derhal can verdi. Seki bir yana düştü o bir yana.
Ahırın içi kanla doldu, kadın baş aşağı yıkıldı, öldü. Kötü bir ölüm, kadının canını aldı.

1390. Kötü ölüm, yüzlerce rezillikle gelip çattı babacığım. Sen hiç eşeğin aletinden şehit olmuş insan gördün mü?
Kuran’dan rezillikle azap edilmeyi duy da böyle kepazelikle can verme.
Bil ki bu hayvan nefis bir erkek eşektir. Onun altına düşmekse ondan daha kötü ve ayıp bir şeydir.
Nefis yolunda benlikle ölürsen bil ki hakikatte sen de o kadın gibisin.
Tanrı, nefsimize eşek sureti vermiştir. Çünkü suretler, huylara uygundur.

Cilt 5  BİR SULTANIN BİR CARİYEYE DÜŞKÜNLÜĞÜ CARİYENİN YOLDA KÖLEYLE EVDE SULTANLA MACERALARI..

ARTIK KALANINI YAZMAYA GEREK VAR MI??MİDESİ GENİŞ OLANLARIN YOLU AÇIK OLSUN....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ne tükenmez hazinesin sen ey dil ve ne devasız bir dert!


Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî


Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.