Jump to content
Johnydoe

Vitrin Önemli!

Recommended Posts

tek eliyle tutup küçük su şişesini, baş ve işaret parmaklarıyla çevirdi plastik kapağını, bir yudum aldıktan sonra yine açtığı gibi kapağını kapatıp masanın üzerine bıraktı.

-Vitrin önemli azizim... Şu etrafındaki insanlara baksana. Giydiklerinin renk uyumları, el ve yüz mimiklerindeki yapmacıklık... Sanki sokağa çıkmadan önce aynanın karşısında yapacakları hareketleri, söyleyecekleri sözçükleri prova etmişler gibi. Hazırlıklılar, hazırlıksız yakalanmaya karşı bile hazırlıklılar, şaşırma ünlemleri bile önceden çalışılmış. Baksana, cam kenarında, köşede ki masa. Evet kadın ve erkeğin karşılıklı oturdukları. Birazdan adam cebinden küçük siyah bir kutu çıkaracak ve kadın öyle şaşırmış gibi yapacak ki, etrafta ki herkes de, bu şaşkınlığa eşlik edip şaşıracaklar.

-Bunu nasıl bilebilirsin ki?
-Dedim ya vitrin önemli. Adam bu soğuk kış gününde ince beyaz gömlek, siyah üç düğmeli bir ceket ve ceketten daha kalın olmayan bir mont giymiş. Siyah makosen ayakkabıları yağmurda yürürken su çekecek deriyle kaplı ama umursamamış. Buraya gelmeden hemen önce bir berbere girip sakal ve saçlarını düzelttirmiş. Evet, bunu biliyorum çünkü, yanımızdan geçerlerken genelde ikinci sınıf berberlerde kullanılan traş losyonunun kokusunu aldım.
-İyi de belki ilk defa o kadınla dışarı çıkıyorlar. Bu yüzden de iyi giyinmiş ve traş olmuş olabilir. Yani ilk izlenim önemlidir.
-Yani vitrin diyorsun azizim... Biraz daha ayrıntıya girelim o zaman. İçeriye girdikleri andan, şu an oturdukları masanın yanına gelinceye dek, kadın yarım adım ön sağ tarafında yürüdü adamın ve adam sağ eliyle hafifçe beline dokunuyordu. İlk buluşmada böyle bir özgüvene sahip olacağını sanmıyorum. Şimdi de nasıl sanmıyorsun, adamı tanımıyorsun bile diyebilirsin. O kadar özgüvenli biri olsaydı, oturup konuşmaya başladıklarından beri her sessizlikte gözleri camdan dışarı dalıp gitmezdi. Ve düzenli olarak sağ elini pantalonunun sağ cebine götürüp üzerinden dokunuyor kabarıklığa.
-Adamın pantalon cebindeki kabarıklığa mı dikkat ettin sen? Neden birinin ceplerine dikkat edesin ki?
-Sanırım ayrıntıları görmeden duramıyorum. Bazen insanları incelememek için ağaçlara hayvanlara bakıyorum ama onların da ayrıntları yok mu? Her neyse kabarıklığımıza geri dönelim. Bu kabarıklık dar kumaş pantalonun cebinden bariz belli oluyor. Kadın da bunu farketmş olmalı. Yanımızdan geçerken sandalyeler yolu kapadığı için kadın ansızın durakladı. Adam bu duraksamayı beklemediği için kadına hafifçe çarptı. Kadın önce anlam veremedi, belki aklına muziplik geldi yüzü kızardı sonra adam sandalyesine otururken farkettirmeden adamım önüne baktı. Sırtında neyi hissettiğine emin olmak için.
-Kadın farkettirmeden bakamamış, en azından sen farketmişsin. Peki kadın anladı diyelim, neden az önce evden çıkmadan şaşırmanın bile provasını yapmış dedin, ya da onun gibi bir şey söyledin.
-Vitrin önemli azizim. Artık insanlar yaşarken, yalnız kaldıkları anlar ve diğer insanların yanındaki anlar diye iki farklı hayat yaşıyorlar. Başka insanların kendilerine nasıl baktıklarını, baktıklarında neler düşüneceklerini hesaplıyorlar. Bunu yaparlarken başkalarına nasıl baktıklarını ve onlar hakkında neler düşündüklerini baz alıyorlar. Mesela popülerlik, hangi model pantalon ya da renk modaysa bir kaç gün içinde bakıyorsun, sanki biri düğmeye basmış gibi, herkes o renk o model pantalonları giyiyor. Mesela gömlek ya da tişört giyiyorlar, ön taraflarını pantalon içine sokup diğer kısımları dışarıdan bırakıyorlar. Çünkü birileri bu görünüşün iyi olduğunu onlara söylüyor, onlar da itaat ediyorlar.
-Dış görünüş konusunda bu söylediğine katılabilirim. Ama insanlar duygusal tepkiler verirken bu kadar programlı olamaz. Bunu kabul edemem. Çünkü duygular kontrol edilebiliyorsa artık duygu olmazlar ki!
-İzle ve gör o zaman. Bir kaç dakika içinde adam cebindeki küçük kutuyu çıkarıp kadına evlenme teklif edecek. Kadın çok şaşırıp, iki eliyle yüzünü kapatacak, yani yüzünün bir kısmını, çünkü kutunun içinden çıkan yüzüğü çok merak ediyor. Beğendiği takdir de kutuyu eline alıp hafifçe yan dönüp bizim de görebileceğimiz şekilde kendine yaklaştıracak. Eğer beğenmezse, kutuyu değil de içindeki yüzüğü parmaklarının arasına alıp masadan fazla kaldırmadan aşağıda tutup, ''ne diyeceğimi bilemiyorum, şu an çok mutlu ettin beni!'' gibi bir şeyler söyleyecek. Yüzüğün değeriyle sesinin tonunun şiddeti doğru orantılı olacak.
-Bu bahsettiğin duygusallık ya da sevgi değil ama. Gösteriş olacak. kaldı ki belki kabul etmeyecek kadın.
-Kadın bir süredir bekliyor bu anı
-Büyücü ya da falcı olduğunu düşünmeye başlıyorum artık. Hem bir dakika sen bu insanları tanıyor musun yoksa? daha önce de gördün değil mi? Şimdi bana hava atmak için anlatıyorsun bunları.
-İkimiz buraya oturduğumuzdan beri kaç defa telefonunu eline alıp kontrol ettin?
-Ne demek şimdi bu?
-Basit bir soru sordum. hemcinslerini sen de tanıyor olmalısın. yani kendini tanıyabilen, tanıdığım ender kadınlardan birisin. Sadece soruma cevap ver.
-Ben nereden bileyim belki bir kaç defa bakmışımdır.
-Neden baktın?
-Mesaj falan var mı diye. neden bakayım ki başka?
-Kimden mesaj bekliyorsun?
-Kimseden mesaj beklediğim yok!
-Sakin ol, seni yargılamıyorum. sadece kadınlar değil erkeklerde bunu yapıyor. hem merak etme sana karşı duygusal bir his beslemiyorum. Sadece iki eski arkadaş gibi konuşuyoruz.
-Konu nasıl bana geldi?
-Eğer biz arkadaş olmasaydık, duygusal veya çıkarsal birbirimizden beklentimiz olsaydı telefonlarımızla bu kadar ilgili olmazdık. En azından dikkatimizi dağıtmak için kullanma yoluna gitmezdik değil mi?
-Yani?
-yanisi şu, geldiğimizden beri telefonunu yaklaşık sekiz defa kontrol ettin. Belki mesajlara baktın, belki sosyal medya hesaplarını kontrol ettin belki sadece saatine baktın. Masaya oturduğumuz anda çantandan çıkarıp masaya ilk telefonunu koydun. Ama bu buluşmamız farklı bir buluşma olsaydı, yani dikkatinin dağılmaması gerekseydi, o telefon çantadan çıkmazdı... Evet o kadar belli etmeseydin dönüp bakarken iyiydi ama neyse. kadının telefonu hala çantasında. Yani telefonundan ne mesaj gelirse gelsin şu andan daha önemli değil onun için. Giydiklerinin, yaptığı makyajın, hareketlerinin ayrıntısıyla boğmadan seni kısaca bir kadın için telefonundan daha önemli anların sayısı öyle az ki...
-Çok fazla polisiye roman okuyorsun değil mi?
-Bir dakika... İşler ilginçleşmeye başlayacak.
-Ne oldu?
-Adam iki oldu yere bakıp inceledi.
-belki yerde bir şey görmüştür.
-Hayır.
-Çıldırtma işte söyle ne geldi yine aklına.
-oturduğu yerden kalkıp, kadının yanına gidip bir dizini yere koyup evlenme teklifini öyle yapacak. Tam da kadının hoşuna gideceği türden. Akıllı adammış, işini şansa bırakmak istemiyor.
-Oldu olacak keman çalan birini de tutsaymış.
-Sen bunu nasıl anladın?
-Neyi nasıl anladım?
-Keman?
-Anladığım bir şey yok dalga geçiyorum sen anlamıyorsun!
-Normal de müzisyenlerin çoktan sahneye çıkmış olması gerekiyordu. Demek bunun için gecikmişler.
-Sanırım sen dalga geçiyorsun benimle!
-Hayır, izle şimdi başlıyor...

..................

-Bazen senin bu çok bilmiş tavırlarından nefret ediyorum! Adamın yaptığı sürprizi bozmuş kadar oldun. neyse ki kadın duymadı söylediklerini. Sayende herkes şaşırıp alkışlarken ben yapmacık buldum tüm tiyatral sahneyi. Ama dediğin gibi kadın yüzüğü çok beğendi, beğenilmeyecek gibi değilmiş hani. Herkes gibi ben de gördüm o ne kadar büyük taştı öyle!
-Vitrin önemli azizim, demiştim...
-Ama anlamadığım bir şey var. Dediğin gibi hepimiz diğerlerinin yanında oynuyorsak, yani önceden çalışıp, sonradan gösteriye çıkıyorsak,bu iki insan evlendikten sonra da böyle mi yapacaklar? yani başbaşa kaldıklarında, yine birbirlerine oynayacaklar mı? Bu insanlar aile kuracak, çocuk yapıp onları büyütecekler, insan nasıl hayatı boyunca rol yapabilir ki? Bunu aklım almıyor.
-Birbirlerine karşı da oynayacaklar. Onlara öğretildiği gibi, çocuklarına öğretecekler oynamayı. Hatta öyle uyuşturacaklar ki kendilerini, oynamadan nasıl yaşanır unutacaklar. Bu yüzden mümkün olduğunca yalnız kalmayacaklar. Yalnız kaldıklarında ne yapacaklarını bilmiyorlar. Yalnız kaldıklarında, bu oyunculuktan yorulanlar depresyona girecekler, şizofren olacaklar. Akıl sağlıkları bozulacak. Bunun farkına vardıkça kendilerinden uzaklaşıp yarattıkları sanal dünyanın esiri olacaklar.
-Ama bu yaşamak değil ki! Ne giyeceğimize, ne yiyeceğimize, ne okuyacağımıza neye inanacağımıza biz karar vermeliyiz. Yoksa biz olmayız ki!
-Sen, gerçekten sen olduğunu mu sanıyorsun?
-Konuyu yine bana getireceksin yani?
-hayır bu da basit bir soru. Sen, gerçekten sen misin? üzerine giydiğin kıyafeti sen mi seçtin? çalıştığın işi, yaşadığın ülkeyi, inandığın tanrıyı sen mi seçtin? Yoksa sana sunulanı alıp kabul mu ettin?
-Bak, yaşadığım ülke konusunda haklı olabilirsin, hadi diyelim ki iş konusunda da haklısın ama kıyafetim benim seçimim, yakışmamış mı?
-ben de bundan bahsediyorum. Sen seçtin ama, bu seçimi yaparken yakıştırma baskısı altındaydın. O kıyafetin içinde çok rahat değilsin, giydiğin topuklu ayakkabı, yanımdayken boyunun boyuma uygun olmasını sağlasa da akşam eve döndüğünde ayak bileklerin ve tabanların ağrıyacak. Yakışma kaygın olmasaydı yine de böyle giyinir miydin?
-O ağrıyı çekmeyi seçtim belki!
-Uzun boylu görünmenin bir önemi olmadığına ikna edebilseydim seni, bir yine de o ağrıyı seçer miydin?
-....Yani, ben de o kadın ve adam gibi oyunun bir parçası mıyım?
-Bu o kadar da kötü bir şey değil aslında. Mesela şu an güzel görünüyorsun, fotoğrafını sosyal medya hesabına yükleyip beğeni ve yorum alabilirsin. Bu şekilde mutlu olabilirsin. Bu mutluluk için değer sanırım. O kadın aldığı evlenme teklifinden çok,, az önce çantasından çıkarıp telefonuyla fotoğrafını çektiği yüzüğe aldığı övgülere bakıyor şu an ve parmağını ekranda her hareket ettirdiğinde yüzündeki gülümseme daha da büyüyor. Bunu asla küçümseyemem. Vitrin önemli, o vitrini önemli yapan sergilediklerindir. Artık herkes vitrinde gösterecekleriyle var oluyor bu hayatta...
-Yemin ederim yarım saat içinde ruhumu kararttın. Tam bir paranoyaksın sen! İnsanlarla bu kadar uğraşacağına biraz kendinle ilgilensen hiç böyle dertlerin olmayacak biliyorsun değil mi?
-ben kimseyle uğraşmıyorum ki, içime batıyorlar sadece. Bu yapmacıklık, bu sahte yüzler, ışıl ışıl, göz alan vitrinler, dikkatimi dağıtıyor. elimde değil demiştim ya, sadece anlamaya çalışıyorum. insanlar nasıl beceriyorlar bunu...
-Neyi nasıl beceriyorlar?
-gece, yataklarına uzandıklarında, uykuya dalmadan hemen önce, gün boyu yaşadıklarından etkilenmeden, aldıkları etkileşimlerle kendilerini nasıl uyuşturup mutlu olabiliyorlar, ya da mutsuz olup bunalıma giriyorlar. Anlayamıyorum. başka vitrinleri inceleyip gün boyu, uyumadan önce nasıl oluyorda, kendilerini değil de, diğerlerinin nasıl göründüğüyle beyinlerini meşgul ediyorlar.Başkalarının sözleri, başkalarının hareketleri, kendisinin nasıl göründüğü, beğeni sayıları, beğenilmeme sayıları, hep bir açlık, doyumsuzluk... evlenip bir başkasıyla yatıyorlar ya da evlenmeden de başkasıyla yatıyorlar ama akılları hep vitrinlerde, bitmek bilmeyen beklentiler içinde... mesela yarın ne giyeceklerini düşünüyorlar, bunu düşünürken uyuya kalıyorlar biliyor musun! nasıl yapabiliyorlar bunu. Bazen yolda yürürken onbeş onaltı yaşında kızlar görüyorum, ellerinde telefonlarla dudaklarını büzüp fotoğraflarını çekiyorlar. Bunu onlara yaptıran dürtüyü merak ediyorum mesela. daha on yedi yaşına gelmemiş bir erkek çocuğunun sakal bırakıp, maço tavırlarla etrafındaki insanlara davranmasının nedenini merak ediyorum. daha ehliyeti bile yokken babasının arabasını alıp kullanırken kendini videoya çekip paylaşmasını sağlayan o dürtü nedir? inancı gereği erkeklerden sakınmak için örtünen bir kadının, makyaj yapmasının nedenini merak ediyorum, o makyajı yaparken ona iyi hissettiren dürtüyü... kime güzel görünmek istiyor? bu mantığı bu inancı anlamak istiyorum. asgari ücretle hayatını sürdüren insanların binlerce lira vererek, borclanarak aldıkları telefonu ceplerinde taşırlarken ne hissettiğini ya da hissetmediğini bilmek istiyorum. Kendini dine adadığını söyleyen insanların, başka insanlara yardım etmek yerine nasıl zengin olduklarını ya da zenginleri savunduklarını anlamak istiyorum mesela... şu vitrin meselesi var ya hani, sürekli önemli deyip duruyorum. Vitrini bu kadar önemli kılan iradeyi anlamak istiyorum. beni rahatsız eden bu...
-afedersin, bir mesaj gelmişti de ona bakıyordum son söylediklerini tam anlayamadım. neyse, benim kalkmam gerekiyor. Yine görüşelim olur mu? arayı uzatmayalım bu kadar...

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.