Jump to content
Sign in to follow this  
EmiLY_pandora

BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM

Recommended Posts

Olsun da Gör

 

O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör

Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör

Seyreyle gülü bülbülü

Çifter çifter aylar gökyüzünde

Her gece ayın on dördü

 

Kuşlar geçecek damların üstünden

Kuşlar konacak dallara

Kanat seslerini duyup uyanırlarsa

Gene kuşlarla uyusun çocuklar

Olanı biteni anlatma.

 

Hiç görmediğim şey bu

Kurdun gözü yılmış sürüden

Elmanın yarısı soğuk yarısı sıcak

Ağulu bitkilere dolanmış salkım

Güneşten yağmur boşanacak

 

Yetsin demir çağının beyliği

Yeni bir gün başlıyor demek

Yeryüzünde korkusuz yaşamak

İki milyar kişiye bir dünya

İki milyar kişiye iki milyar ekmek

 

Yazık olur bu düş yarı kalırsa

Barış günü insan hakkı yenirse

Köroğlu’nun sözü dinlenmelidir

Sivas ilinin Banaz köyünden

Pir Sultan Abdal dirilmelidir.

 

Ah günüm yetse görmeye seni

Seni övmeye gücüm yetse

Barış çağı altın çağ

Son ozanı ben olayım bu özlemin

Bu özlem bitse

 

O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör

Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör

Seyreyle deli ozanı

Baştan başa sevda batan başa tutku

Dili baldan tatlı.

 

 

Melih Cevdet Anday

Share this post


Link to post
Share on other sites

Adı Hüzündür, Yalnızlıktır.........

 

 

İşte böyledir hazan. “Güzeldir ama nazlıdır. Çirkindir ama sevimlidir. Solgundur ama sadedir. Üşütür ama sıcaktır. Sonbahar bir şiirle karşılar, bir denemeyle konuk edilir, bir masalla uğurlanır. Onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur, vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz”.

 

Artık çok sesliliğin ritmik sıkıntılarını, mevsimini yitirmiş güneşin omuzlarına yükleyip ufuklardan uğurlarken, telaşlı bulutlarla birlikte yalnızlık şarkıları söyleme vakti gelmiştir. Adı hazandır, hüzündür = yalnızlaştırır.

 

Hepimiz, göğünde yıldızı olmayan gecelerin sabahına zoraki tebessümler dağıtan kanatları kırılmış titrek bir hayatın çaresiz çocukları gibiyiz. Bir bağbozumunda daha özlemlerimizin arkasına gizlenip, kendi yalnızlığımızın kıyılarında soluklanarak içimizi ısıtacağımız hüzünlü mevsimlerin eşiğindeyiz. Sakın! sıcaklığını yaza teslim eden güneşin size sahte gülücükler dağıtan cilveli duruşuna aldanmayın. Bundan böyle, vaktini kuşanmış zamanın kollarında bitmek bilmez açmazlarınızı düşünürken, aralık duran pencerenizden teninize değen soğuk rüzgarlarla irkileceksiniz. Ve hazan yüzüne kapanan her pencereyle biraz daha kuşatacak yaşamınızı. Ne düşünmesi gerektiğini düşünen kararsız ruh halinizin boşlukta bıraktığı anlamsız izler, bakışlarınızla birlikte balkon demirlerinin aralıklarından sıyrılıp sararmış yapraklarla sokaklara saçılacak. Bekleyen de-beklenen de, gelen de-getiren de, giden de-götüren de yaşamınızın kuytu köşelerinde yankılanan cılız, ama zarif bir ses gibi en beklenmedik anda her köşe başında karşınıza çıkan sonbahar olacak.

 

Gelen hazandır, hüzündür = yalnızlaştırır. Serseri kaldırımlarda hayatlarının gölgesine basmadan yürüyen telaşlı insanlar, heyecanlı bulutların beklenmeyen gürültülerinden ürkerek üzerlerine boşalttığı yağmurdan süratle kaçarken, kalplerini bile yormadan düşüncelerinizi çiğneyecekler. Cümlelerinizin canı yanacak, yaşamlarınızın kenarını göz yaşlarınız ıslatacak!. Yine de, düşüncelerinizle aşık olduğunuzu, düşüncelerinizle ,

ağladığınızı, düşüncelerinizle mest olduğunuzu, düşüncelerinizle yıkıldığınızı, düşüncelerinizle yalnızlaştığınızı hazandan başka kimseler bilmeyecek. Hayatınız kendine küsse bile kimse size yeni bir hayat hediye etmeyecek. Ama, kıyıda-köşede kalan siyah beyaz fotoğraflarımıza bakıp geçmişteki taze hayatlarımızı özlemek en çok bu mevsimde yakışacak bizlere. Ve hepimiz, önümüzde duran fotoğraf karesine yaşamını bırakarak dönemeyeceği diyarlara göç edenlerin bugün aramızda olmayışını, karşı parktaki ağaçlardan topraklara savrulan yapraklarla anımsayacağız. Belki de bu, gidenleri son görüşümüz. Ve gidecek olan kendimize, geride kalacak son bakışımız. Bir sonraki sonbahara bizsiz kavuşacak dostlarımızla baktığımız son fotoğraf karesi. Kim bilir, belki de bu SON VEDA

 

Sonbahar, üzerinde ayak izlerinizi belli etmeden sessizce yürüdüğünüz mevsimin adıdır. Hangi kapıyı çalmaya yeltenseniz hüzün kapı aralıklarından size bakıp yalnızlığı yanınıza yoldaş edecektir. Ve siz, başını iki elinin arasına alıp güneşin batışını üşüyerek izleyen insanların sımsıcak özlemler büyütmesi gibi umutla bakacaksınız hayata. Bütün yolları ölümle kesişen yaşamların otobüs camlarına başlarını yaslayıp uzun uzun hayaller kurması gibi anlık bir yansımayla geçecek günleriniz. Hayallerinizin sınırsızlığına yetişemeden son durağa varacaksınız. Ve yaşamınız, iki damla gözyaşıyla topraklara savrulacak!. Eninde sonunda her şey, yitiğini arayan sahipsiz aşklar gibi güz olup, solgun renkleriyle sessizliğe bürünecek. Sakın! olan-biten her şey için güz geçimlerini, bağbozumlarını ve kaybettiğiniz masum yüreklerinizi suçlamayın. Sonbaharın bunca telaşı, çekip gidenlerin ardından kılcal damarlarında aşk dolaşmayan ve konuşacak sözü olmayan adamların elinde hayatlarımızın adresi belirsiz mektuplar gibi ortalarda kalmaması içindir

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEN SENİN EN ÇOK

 

Ben senin en çok sesini sevdim

Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi

Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren

Bana her zaman dost, her zaman sevgili

 

Ben senin en çok ellerini sevdim

Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak

Nice güzellikler gördüm yeryüzünde

En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

 

Ben senin en çok gözlerini sevdim

Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil

Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar

Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

 

Ben senin en çok gülüşünü sevdim

Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran

Unutturur bana birden acıları, güçlükleri

Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

 

Ben senin en çok davranışlarını sevdim

Güçsüze merhametini, zalime direnişini

Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında

Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

 

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim

Tüm çocuklara kanat geren anneliğini

Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada

Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

 

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim

Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni

Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim

Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Uçun Kuşlar

 

insandır suda akan yaprakta yeşil gülde kırmızı

zorlu bir dal gibi eğleniriz de fırtınalarla

ince bir sızı birdenbire kırar kollarımızı

ve bir akşam kuşlar gibi elimizden uçup giden mutluluk

bir sabah ebemkuşaklarının altından dörtnala gelir

yaşayalım çocuklar

her şey bizimdir

bir giysi örtüsünde buldum ben bu yedi satırı

bozkırda yüzükoyun bir hitit kasabası

yedi satır yedi bülbül yavrusu

vurmuşlar anasını da kalmış yavrusu

bir sürgün şair yazmış vaktin birinde

bir genç kız işlemiş onu örtüye

yedi renk ipek iplik, yedi bülbül yavrusu

ak örtüde yedi satır, gökkuşağı iğrisi

bu yalnızlık bu sürgün, insan olmak acısı

aldım yedi yavrucuğu koydum buraya

yaşıyor mu bilmiyorum o sürgün şair

yaşıyorsa bilsin diye o sürgün şair

bir gün çıkıp gelsin diye o sürgün şair

‘uçun kuşlar’

‘uçun kuşlar’

koydum adını

 

bir giysi örtüsünde yedi bülbül yavrusu

yedi satır, yedi renk, gökkuşağı iğrisi

 

 

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gittin...

Ben arkandan sadece baktım.

Oysa söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...

’’gidersen, iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.

Gidersen, sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak.

Gidersen, karanlığa mahkum edeceksin günlerimi.

O karanlıkta yolumu kaybedeceğim...’’ diyecektim sana.

Konuşamadım...

 

Gittin...

gidişini görmemek için gözlerimi kapattım.

Öğlesine acıdı ki içim, tutup koparsalardı kolumu,

bacağımı bu kadar acı duymazdım.

Acım yaş olup akmalıydı gözümden.

Ağlayamadım...

 

Gittin...

gidişini önlemek için tutmalıydım ellerinden.

Ellerim değilmiydi her dokunuşunda seni ürperten?!

ürperirdin yine biliyorum.

Bir kez dokunsam, bir kes tutsam ellerini,

gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.

Tutamadım...

 

Gittin...

bir yıkım gibiydi gidişin.

Sen adım, adım uzaklaşırken benden çöküp kaldı bedenim olduğu yerde.

Nice terk edişlere dayanan bu yürek bu kes yenilmişti.

Bu kadar zayıf değildim ben, kalkmalıydım.

Kalkamadım...

 

Gittin...

oysa ben geldiğin gün gideceğini biliyordum.

Hazırdım gidişine.

Kaçak zamanları yaşıyorduk.

Zaman bitecek ve sen gidecektin.

Bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden devam edecektim.

Edemedim...

Başlayamadım...

 

Gittin...

bir şey söyledin mi giderken?

‘KAL’ dememi istedin mi?

Son bir kez ‘ SENİ SEVİYORUM ’ dedin mi?

‘BEKLE BENİ DÖNECEĞİM’ dedin mi?

Beynim öylesine uğulduyordu ki...

Duyamadım...

 

Gittin...

Nereye gittiğin önemli değildi.

Binlerce kilometre uzaklarda dahi olsan,

iki metre ötemde de fark etmiyordu.

Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.

Kurtulmalıydım senden,

bu yokluğun duygusundan kurtulmalıydım.

Kurtulamadım...

 

Gittin...

unutulanların arasına katılmalıydın.

Anıları bir sandığa koyup hayatı

bir yerinden yakalamalıydım.

Bu aşk noktalanmalıydı,

bu sevdadan vazgeçmeliydim.

Yapamadım...

Share this post


Link to post
Share on other sites

KiMSe...

 

 

zamanı yıllarla tartanlar

yanılırlar

hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle

hatta çoğu zaman kendiyle bile

yaşanır, içini tohuma bırakır

geçer gider

geçmez sandıkların bile

 

hiçbir geçen tartılmaz kalanla

neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan

kimse kimse kimse

sahi kimse

ya da hiç kimse

söylediklerimden çok

sustuklarım

seçtiklerimden çok

reddedilmek için

ne kadar varsam

o kadar kimseyim kendime

 

güç kötü bir şey

kaderken de

kaldıramazken de

güç kötü bir şey

güçlüyken de

güçsüzken de

kaldığın yerden devam etmenin karanlığı

benzemiyor hiçbir çaresizliğe

kimin kaldığı yer var ki dünyada

kaldım sandığın yer

bizden geçendir çoğunlukla

içimizi parçalaya çoğalta

hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla

bütün iş birinin dediği gibi,

yavaşça acele etmek aslında

 

ölene kadar yavaşla işte

ölene kadar yavaşla

ne başkalaştırırsan o kadarsın

başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma

 

çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez

bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca

bir bakıma hiçbir yerdeyiz

bir bakıma yalnızca buradayız

var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız

ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız

reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları

sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda

oysa biz buradayız

halsiz, kanıtsız

yılların neyi tarttığını bile bilmeden

kendi gücümüzün altında azala azala

 

kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil

hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,

tamamlanmamış haritasında

define ve varlık

geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar

bir gün birbirini bulmanın umuduyla

 

gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek

kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman

hayat yanlışlarla kısalır

başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan

bir diğeri olarak çıkarız

gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız

içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile

bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir

bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir

hep öyle oldu bende

hep saklı kaldı içimdeki anahtar

ve hep aynı kilitte kırıldı

 

fikirler de zamanla değişir

kırıldıkları yerde

kırıldıkları yer her şeyi değiştirir

 

zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile

sonra başka bir başlangıcın kapısında

aynı korkularla kalakalırız

daha önce de söylemiştim:

kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine

her şiirin gizi başka bir şiirle

açıklar kendini

demiştim ya, hep öyle oldu bende

böyle katlandım kimsesizliğe

o birini ararken bile biliyordum

hiç kimse hiç kimse hiç kimse

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hüzün içerdim gözlerinden

Beraber bakmayı çözebilseydik

Her anında olsaydım yüreğinde ...

 

Biliyorsun, sen;

Ne zaman kalsan bir başına,

Adımların bana dönüyor

O zaman özlüyor gözlerin beni

Damlıyor gözlerin

Bilirsin, herşeyim senin oluyor o anlarda,

Biliyorsun bir ben başa çıkıyorum

Seni hayattan alıkoyan saatlerle..

 

Benim sende oluşum

Yalnızlığına delil

Bilirsin, ben de biliyorum

Bu beni çağırmalarında

Sadece kendinelik var:

Hani benim yapamadığım..

Ben ne zaman yalnız kalsam

Ben ne zaman sana acıksam

Elim varmaz..

Hep sanadır acıkmalarım

İştahsız ama derin

Sana susamak ister acılarım.

Öğrendim ki;

Bir yanı vardır insanın, atamadığı içinden,

Biri vardır, onunla olmaz..

Öğrendim ki;

Ona şiirler yazmayı sever insan

Onsuz kalıp, ona susamaktır aşkı veren

Susadıkça, yazdıkça..

Yazarsa varolurmuş nice insan

 

İyi ki yalnızlığın var,

Buna ait delillerin ve iç dökülesi şiirler,

İyi ki yoksun..

Share this post


Link to post
Share on other sites

gönlümle baş başa düşündüm demin;

artık bir sihirsiz nefes gibisin.

şimdi tâ içinde bomboş kalbimin

akisleri sönen bir ses gibisin.

 

mâziye karışıp sevda yeminim,

bir anda unuttum seni, eminim

kalbimde kalbine yok bile kinim

bence artık sen de herkes gibisin

 

gözlerim gözünde aşkı seçmiyor

onlardan kalbime sevda geçmiyor

ben yordum ruhumu biraz da sen yor

çünkü bence şimdi herkes gibisin

 

yolunu beklerken daha dün gece

kaçıyorum bugün senden gizlice

kalbime baktım da işte iyice

anladım ki sen de herkes gibisin

 

büsbütün unuttum seni eminim

maziye karıştı şimdi yeminim

kalbimde senin için yok bile kinim

bence sen de şimdi herkes gibisin.

 

 

Nazım Hikmet güzel söylemiş "Bence artık sen de herkes gibisin" ....

Share this post


Link to post
Share on other sites

ESKİ ZAMAN AŞIĞI

 

 

 

Ben, eski zaman aşığıyım.

 

Sevda çeker, düşünürüm, ağlarım

 

Bazen; tilki kadar kurnaz , bazen akılsız

 

Bazen; çocuk gibiyim, bacak kadarım

 

Herkes aşık olur, sevdalanır...

 

Bir yolu var gönül çekmenin de.

 

Benim ki; sevda değil ateşten gömlek.

 

Bir kar düşmüş, ışıl ışıl yanar içimde

 

Ama ben eski zaman aşığıyım.

 

Sevmek kadar katlanmak da gelir elimden.

 

Gece hayalimde gündüz fikrimde

 

Ela gözlü o yar çıkmaz gönülden.

 

Oktay Rıfat

Share this post


Link to post
Share on other sites

Savrulan külleri ömrümüzün

 

Bir kızın kocaman gözlerinde gördüm

bulutların dağlara sessizce çöküşünü

Çocuksu susuşları gördüm, kırılan sevinci

Ve kalbimi puslu yamaçlardaki pusulara saldım

çobanlar çoktan inmişlerdi ovaya

bense yapayalnız bir ağaçtım doruklarda

 

Harelenen sularda bir yanık kokusu

ve uzun boyunlu bir kızın gülümseyişi

Işık zamana bağlı zamansa onun

kocaman gözleridir artık

Anladım tarih de yazılmaz

bir aşkın sayfalarına düşmüyorsa gün

 

Yalnızdım, yapraklarım dökülmüştü bir bir

deryalara savrulup çöllere düşmüştü

Bir duman tütüyor yine hangi kent yandı

hangi sokakta vuruldu sevgilim

Bir demet menekşe bir avuç toprak

burkulan bir yürek miyim hep

 

Sesimde bir yanma bir kekrelik

uzayıp giden bir çöl yalnızlığı

Gazeteleri okumuyorum başım dönüyor

sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey

her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor

gidip de gelmemek üzere bütün yüzler

 

Puslu yamaçlarda bir çakal gölgesi

bir dağ suskunluğu yürüyor kentlere

yenilen biz miyiz yoksa aşklar mı

bir kızın kocaman gözlerinde görüyorum

savrulan küllerini ömrümüzün

Bu kenti ayrılıklar yıkacak birgün biliyorum

 

Ölümden şikâyeti yok ölüp gidenlerin

ama bir kızın kocaman gözlerinde yangınlar çıkıyor

Acılar dehşetli kinlendiriyor beni

Kabarıp duruyor içimde, kabarıp duran bir okyanus

yurdumu arıyorum batık bir tekne değilim

yurdumu arıyorum kızgın küller ortasında

 

 

Ahmet Telli

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ne tuhaf!

Yazdıklarımız bazen kadermiş gibi yazgısı oluyor yaşayacaklarımızın!

 

Bu garipsenen tesadüfü ilk keşfedişim,yıllardır yazdıklarımın bir başka yazıcının yazdıkarıyla çakışmasına denk gelir.Ki ;o günden sonra yazılanlar bir bir yaşanmaya başlanmıştı ,garipsenmişliğin acı veren sayfasında...

 

Böylesi bir şaşkınlğın yaşananlara düşen gerçekliğinde acı içinde duvarlara çarparken ruhum,"neden? neden! "sorusu tüm şiddetiyle inletiyordu hem içimi hem dışımı...

 

Sorulan ve cevapsız kalan tek sorunun gölgesinde binlercesi doğuyordu her gece...ve her gece...

 

Sonra bir gece ,inlemekten yorgun düşen ruhumun bir anlık boşluğunu fırsat bilen kulağım ,radyodan gelen sese takıldı uzun süre...Tanıdık ve sevilmiş bir sesle şiir şiir konuşurken her gece ,araya yabancı bir sesin girdiğini çok geç farkettiğinde ruhta o sese takıldı birden...

 

Cezmi Ersöz'ün sesiydi aradaki konuk sesi ve tüm dikkatimle sese yöneldiğim ana denk gelen ilk cümle :

 

-"Bazen üç dört yıl önce yazdığım şeyleri yaşarken buluyorum kendimi !"ifadesiydi.

 

Yine şaşkındım ,yine tuhaf haller durağındaydım...Yaşadıklarımızda hep tek ve yalnız olduğumuzu düşünürüz ya bazen ,öylesi bir yalnızlığımın işgal edilişine biraz bozulmuş ,biraz da rahatlamıştım aslında...

 

Bir tek ben değilmişim yazdıklarını yıllar sonra kader yazgısı gibi yaşarken bulan...Ve bir tek o değilmiş hayatıma bir mucize gibi yazılanlarla doğan...

 

Onlarcası ve binlercesi olabilme ihtimalini düşündürttü, o dinletinin arasına giren konuk sesi...Ve bir anda hayatımın en kutsal anını yaşadığımı düşündüren karşılaşma ,sıradan ve herkesçe yaşanabilen basit bir rastlantıya dönüştü içimde...

 

O günden sonra yazmaktan korktuğum kadar korkmadım hiçbirşeyden ve yazdıklarıma yazgıma yön verircesine yeniden yön vermeden yazmayacağım dedim iç içe söyleşmelerimde...

 

 

Kimbilir belki acı yazdıkça çoğaldı içimde ,belki yağmur ben istediğim için yağdı hiç dinmeden...Ve belki umutsuz düşleri en başından ben seçmiştim tutkuyu körüklercesine!...

 

Kimbilir belki de yaşayabileceğim en güzel anların katili oldu kalemim ,kendimin dahi sezemediği mürekkep renkli bir neşterle!...

 

Bu yüzden ....Sırf bu yüzden mürekkebimin rengini değiştirme zamanı geldi işte...

Kırmızı ve siyah sonsuza dek silinmeli yazgı gibi yazılacaklardan ve mavi ve beyaz ve yeşil akmalı kelimeler umut umut bakarken...

 

 

....

İşte bu yüzden inanırım sana..

Ben gelmeden biriktirmişsindir beni ellerinde ...Yıllar ve yıllar öncesinde!....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yak Sevdanın Çırasını

 

 

Ne hüzünler kurtarır seni

ne çeyiz sandığının ceviz gölgesi

ve ne de acının ses duvarındaki

yorgun ve bıkkın bekleyişler

 

Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını

düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar

hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır

verecektir en olgun meyvelerini mutlaka

yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü

 

Yak sevdanın çırasını türkülerle

barajını yıkan bir ırmak gibi katıl hayata

hüznün isyana dönsün artık

bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu

evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya

 

 

Ahmet Telli

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kavuşursak Biteriz Biz

 

 

 

Kavuşursak biteriz biz,

Biz mutlu sonlar katiliyiz.

Kavuşursak biteriz biz.

Sevgiyle bakan gözleri kör ederiz.

Herkesin bildiği bir aşk,

Herkesin attığı bir imza

Herkes gibi değiliz biz.

Belki biraz serseri,

Belki biraz deliyiz,

Ama kavuşursak biteriz biz.

Pervane böceğinin mum alevine sevdası

Ateş böceğinin susuzluğuyuz biz

Yanar ama su içmeyiz

Etrafında döner, ateşle dansederiz.

Bize kimseden zarar gelmez,

Biz zararı ancak kendi kendimize veririz.

Severiz, özleriz, aşktan ölsek kimseye söylemeyiz.

Biz artık biz değiliz.

Ruhlar kavuşur ve konuşur gökyüzünde bir yerde

Ama bedenen kavuşursak biteriz biz.

Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz.

Onu bilir, onu söyleriz,

Kavuşursak biteriz biz.

İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz,

Dokunursak kanar ellerimiz.

Kimselere söylemez gizli gizli severiz

Ama kavuşursak biteriz biz.

Bir kor var içimizde yanan,

Onu küllendiremeyiz.

Görüşemeyiz, konuşamayız ve sevişemeyiz.

Bir aşk var bizi biz yapan,

Kavuşursak biteriz biz.

Biz herkes gibi değiliz.

İstadeğimiz zaman gelip,

İstediğimizde gidemeyiz.

Kahve içip, gülüp, konuşup, başbaşa yemek yiyemeyiz.

Ne bir filmdeki mutlu son,

Ne de göz yumulacak bir kaçamak değiliz biz.

Sadece özlemle severiz,

Ve kavuşursak biteriz biz.

Sevda iki kişinin birbirine aşkı değil artık.

Artık her aşk her ağızda sakız.

Biz birbirimize aslında her aşıktan daha yakınız.

Belki ayrı şehirlerdeyiz,

Ama her gece aynı mehtapta buluşur,

Yağmur yağarsa, çıkar,

Aynı yağmurun altında ıslanırız.

Bu aşkı ancak biz biliriz.

Şiirleri güvercinlerin kulağına fısıldar,

Mektupları suya yazarız.

Biz belki ayrıyız,

Ama her gün aynı geceyi sabahlarız.

Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz.

Onu bilir onu söyleriz.

Kavuşursak biteriz biz.

.

 

Uğur Arslan

Share this post


Link to post
Share on other sites

SENİ BENDE UNUTTUN

Bir akşamüstü bir rüzgâr yapıştı belime, içtik beraber.

Sarhoşluk daha çok acıtır dedi, gözleri yaşararak.

Önce inanmadım.

Sonra kudurdu, kudurdu.

Başım döndü, bağırdım...

 

"Sen, giderken gülüm izlerini silmeyi unuttun.

Sen, giderken bitanem, bende bıraktıklarını almayı unuttun.

Sen, giderken aşkım, sen hâlâ bendeydin.

 

Çalan bir müzik parçasının sözlerinde unuttun kendini.

Bir ağustos akşamında unuttun beni ve seni.

Süzülen damlaların sıcaklığında,

Sensiz bir gecenin sabahındaki hıçkırıklarda unuttun seni.

Terasda içilen bir bardak çayda

ya da bir bardak birada unuttun.

Bir mangal ateşinin sonrasında, yanmış közlerde unuttun.

Beyoğlu'nun o güzel sokaklarında,

O ıssız kalabalıkda unuttun kendini.

Söylenen yalanlarda, 'iyi ki varsın'larda unuttun seni ve beni.

Geceleri baktığımız o yıldızlarda unuttun bizi.

 

Bir daha birlikde çıkamayacağımız Yeniköydeki

çay bahcesinde, Papatya'da unuttun bizi.

Adını bir türlü koyamadığın

gelecekdeki güzel günlerimizde unuttun.

Beraber yakılan sigaralarda unuttun bizi.

Sen giderken bitanem,

SENİ BENDE UNUTTUN !!!."

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Şehre simsiyah bir kar yağar

Yollar kalbimle örtülür

Parmaklarımın arasından

Gecenin geldiğini görürüm

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Çocuklar sinemaya gider

Yüzümü bir çiçeğe gömüp

Ağlamak gibi isterim

Derinden bir tren geçer

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Alıp başımı gitmek isterim

Bir akam bir kente girerim

Kayısı ağaçları arasından

Gidip denize bakarım

Bir tiyatro seyrederim

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Uzaktan bir bulut geçer

Karanlık bir çocukluk bulutu

Gerçeküstü bir ressam

Dünyayı değiştirmeye başlar

Kuş sesleri, haykırışlar

Denizin ve kırların

Rengi birdenbire karışır

 

Sana bir şiir getiririm

Sözler rüyamdan fışkırır

Dünya bölümlere ayrılır

Birinde bir pazar sabahı

Birinde sararmış yapraklar

Birinde bir adam

Her şeye yeniden başlar

 

ATAOL BEHRAMOĞLU

Share this post


Link to post
Share on other sites

YAĞMUR ÇİÇEKLERİ

 

 

sararıp yaşayamamaktı gençliğimi

ve ritimli sevda acılarını

uğurla artık

kırgınlığıyla büyüttüğün serseriliğimi

 

gözlerinde göremediğin esirlerdi

haykırışları içinde gülüm

düşlediğin yaralardı

ve korkup sevmekten kaçtığın

acını hazmedip içimde

yorulmasıydı

sonra mı

akşamdan yeni reklam aşifleri başlıyor

soğumaya kalıyor akşamdan çayım

göremedim

gül bahçesi yağmur sevecenliği içinde

gözlerinde açan

küçük yağmur çiçeklerini

koşup koşup yorulmaktı

biliyorum

aseton kokulu gençlimin ilk adımlarından

 

yol üstü aşırı kambur halimizden olsa gerek

yitirmişiz ilk ayrılıkların

çaresiz maskesini

tepe taklak

şımarıklığı bu intizar geç saatin ve yoruluyorum artık

ömrümün delikanlı işçiliği içinde geçen

saatlerinden..

 

MEHMET FERİK

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÖZLEM DALGALARI CAN EVİMDE

 

 

 

DÖRT MEVSİMİN ÖTESİNDE YEDİ İKLİMİ

YEDİVEREN GÜLLERİNİN YEDİ İSMİNİ

UNUTTUM,

SENİ UNUTAMIYORUM

 

BRONZ SICAKLIĞINA MUHTAÇ RUHUMUN

İÇİNE İÇİNE KARLAR YAĞIYOR

ÖZLEM DALGALARI CAN EVİME VURUYOR

 

BAGÜR GÜNLERİNDE BİR UZAKLIK VAR

MİHRAP DAĞI RÜYALARIMIN TEPESİ

SEBENOBA’DA BİR HEYELAN GİBİ

MİRCÂN YAYLASINDAN BOŞALAN KÜHEYLAN GİBİ

UNUTULMUŞ, KAYBOLMUŞ HATIRALAR

VE DÖNMEDİ H^LÂ HABERCİ KUŞLAR.

 

HANGİ ÜLKENİN HANGİ İKLİMİN

KAÇINCI ZAMAN DİLİMİNDESİN

ANCAK SEVGİN ERİTİR ÇAĞIN GERİLMİŞ DÜĞÜMÜNÜ

GEL İÇİMDE KUDURAN BU DENİZ DİNSİN

GÜZEL GÖZLERİNDE RUHUM ERİSİN.

 

Naci Gümüş

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÇADIR KUŞAĞI

 

 

İstersem gülümserim,

kolay ne var bundan.

Ama karanlığı kalacak gözlerimde

mezar çiçeklerinin,

bir yaşlı selvinin karanlığı kalacak,

alt üst olmuş yurdumun köylerinde,

acı sessizlikle kuşatılmış yurdumun köylerinde,

yıkıntılar arasında güçbelâ ayakta duran

bir yaşlı selvinin.

 

Hangi halkı parçalamıştır tarih,

parçaladığı kadar benim halkımı?

Halkım benim oldu toprağımdan,

saçıldı dört bir yana halkım benim.

Daldı yurdum uykuya

iççekişleri arasında ufkun.

Bense burdayım,

gözlerim kapkara, zifir gibi,

çadırların karanlığını taşır gözlerim.

Çocuk dudakları değil bu dudaklar artık,

analarını çağıran dudaklar değil,

döndüler kuru bir ekmeğe,

çağırmazlar hiç kimseyi.

 

Siz orda barıştan dem vurun hâlâ,

ben burda durayım köksüz.

Ben burda boşluğa asılmış bir tavan.

Çadırlarda büyüyen bir kuşağım ben,

ben, çadırlarda çoğalan.

Bir daha kulak verin,

bir daha dinleyin beni:

Büyüyen ve çoğalan bir kuşağım

ben kara çadırlarda.

Kalsın sizin ekmeğiniz sofranızda.

Uyuyayım ben burda aç ve susuz.

 

Ama tarih dört açsın gözünü

bizim çadır kuşağına.

 

SALİM JABRAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

YAĞMUR KUŞLARI

 

Bahardı

Göğerdi dallarımız

Irmak boylarına yürüdük

İçimizde parıltılı güneşler

Önümüzde düşlerimiz

Adlarımızın ilk harfleri

Agaç kabuklarında

 

Bir yağmur başladı ansızın

Kaçmak ne mümkün

Suçlusu bizdik bu baskının

Gökte çılgın bulutlar

Sırılsıklam yürüdüğümüz yollarda

Telaşlı ayak izlerimiz

 

Yüzünde damlacıklar

Büyülü bir düşle aralanmış kirpiklerin

Bir agaç kovuğunda

Tüte tüte sokulduğun göğsüm

Nasılda çocuk bu ilk yangınında

 

Bulanan sularla geliyor ırmak

Yalnızlığımızın üstüne

Köprüleri aştı aşacak

 

Islak saçların yapışmış tenine

Öpsem yangınım bulaşacak

 

Bu “delikanlı bahar”

Anlıyor bizi

Ve gökleri kırbaçlıyor

Yağsın diye bu yağmur

Sonsuza kadar

 

HÜSEYİN YURTTAŞ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.