Jump to content
Sign in to follow this  
içimdeki deniz

*dejavu*

Recommended Posts

Yüreğim sızladığı zaman

 

 

Yüreğim sızladığı zaman

Gece yarılarından sonra,şafaktan önce

Bilmediğim bir istasyondan,bilmediğim bir müzik geliyor kulağıma:

Uzak

vahşi

Karanlık...

Gece denizleri gibi bir müzik,

Batık gemilerli gece denizleri gibi bir müzik,

Çağırıyor,çağırıyor beni durmadan

Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

 

Yüreğim sızladığı zaman

Duvarları banka afişli çok eski bir şehrin Cumhuriyet Caddesi'nde iki tüfek bir kelepçe,

Tüfekler garip garip

Kelepçe garip...

Öyle beter

Öyle çamur

Bir yaprak döne yuvarlana,

Bir akarsu bata çıka...

Koşuyor koşuyor bir kadın kelepçenin ardından

Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

 

Yüreğim sızladığı zaman

Bir kara tank çıkıyor bir ağıttan,bir filmden,bir savaş romanından çıkıp yürüyor sevgilerin,özlemlerin üzerinden.

Aşkların,umutların,oyuncakların,küçük emeklerin,büyük kaygıların üzerinden geçip gidiyor.

 

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Share this post


Link to post
Share on other sites

BEN OLURSEM AKSAMUSTU OLURUM

 

Ben olursem aksamustu olurum

Sehre simsiyah bir kar yagar

Yollar kalbimle ortulur

Parmaklarimin arasindan

Gecenin geldigini gorurum

 

Ben olursem aksamustu olurum

Cocuklar sinemaya gider

Yuzumu bir cicege gomup

Aglamak gibi isterim

Derinden bir tren gecer

 

Ben olursem aksamustu olurum

Alip basimi gitmek isterim

Bir aksam bir kente girerim

Kayisi agaclari arasindan

Gidip denize bakarim

Bir tiyatro seyrederim

 

Ben olursem aksamustu olurum

Uzaktan bir bulut gecer

Karanlik bir cocukluk bulutu

Gercekustucu bir ressam

Dunyayi degistirmeye baslar

Kus sesleri, haykirislar

Denizin ve kirlarin

Rengi birbirine karisir

 

Sana bir siir getiririm

Sozler ruyamdan fiskirir

Dunya bolumlere ayrilir

Birinde bir pazar sabahi

Birinde bir gokyuzu

Birinde sararmis yapraklar

Birinde bir adam

Herseye yeniden baslar

 

Ataol BEHRAMOĞLU

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sustum...

 

 

 

Tam sevdamı haykıracaktım ki

O sana has an geldi...Sustum.

 

Tam sevdamın üstüne yüreğimi

Zaptetmeyip salacaktım ki

Ne yüreğim ne sevdam

Bende değil...Yine Sustum.

 

Dostlar “haydi tam sırası haykır” dediler

Düşündüm uzun süre..

Şimdi kendi rızamla...Sustum.

 

İbrahim Ethem Bingül

Share this post


Link to post
Share on other sites

Anladın mı?

 

Hicran destanını kendinden oku,

Mecnun'dan duyup da rivayet etme.

Aşkın Leyla'sını gördünse söyle.

Söz temsili bulup hikayet etme.

 

Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,

Senin aradığın zevk, sefa düğün.

Tutacağın işi önceden düşün;

Daha ilk adımda nedamet etme.

 

Sevdanın oduna pek güvenilmez,

Tutuşurşan eğer kolay sönülmez.

Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,

Canına kıymazsan seyahat etme.

 

İyi bak kabına, olmasın delik,

Boşuna taşırsın ,gider gündelik.

Anında olmalı, ettiğin iyilik,

Alem duysun diye, inayet etme.

 

Kabe'den maksadın varmaktır yara,

Kör gibi tapınma, kara duvara,

Hızır'ı ararsan kendinde ara,

Bulamadım gibi rezalet etme.

 

Muhabbet herkesin aklını çelmez,

Gönül viranesi kolay düzelmez.

Alemden çekinme bir zarar gelmez,

Sen kendi kendine hıyanet etme.

 

Şen şatır gönlüne hicran dolmasın,

Gençliğin gülşeni gamla solmasın.

Neyzen gibi aklın yarda olmasın,

Özründen çok büyük kabahat etme.

 

 

Neyzen teyfik

Share this post


Link to post
Share on other sites

BİTTİ O SEVDA..

 

Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların

Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti

İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz birşey

Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği

Kaybetti kumarda gözlerim

Kaybetti kumarda gözleri.

 

Bir kuru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki

Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden

Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine

Yani her soluk alıp verişimizde bizim

Bir mekik gibi kalbin

Bir mekiki gibi kalbim

İşleyip durdu bu yitikliği yeniden.

 

Ne kaldı

Farkinda mısın bilmem

Gündüzler..

Gündüzler biraz azaldı.

 

EDİP CANSEVER

Share this post


Link to post
Share on other sites

KAPTAN

 

Kaptan, senin deniz dediğine

burada yalnızlık deriz.

Güverte dediğine

aşk ihtimali,

yelken dediğine gökyüzü.

 

Biz küçüktük,

sen demir alıyordun.

Şehirle liman eskiydi,

yeniden sevilirdi.

Sen bekleyenler isterdin,

beklemek,

 

taktığın lakabımızdı bizim.

 

Sonun kalmak olurdu,

 

biliyorduk.

Yürüsen deniz arkandan gelir.

Analarımız yaşlandı

birer dakika arayla,

kız kardeşlerimizi hep sensiz evlendirdik.

Deniz vardı aramızda,

o aynı kaldıkça

değişmezsin sanıyorduk,

biz daha yaşlanmayız.

 

Kaptan,

 

senin deniz dediğine

burada yalnızlık deriz.

Güverte dediğine

biz aşk ihtimali,

yelken dediğine

acı bekleyiş.

Yazık,

keşke sevecek kadar

 

tanıyabilsek,

tanıyacak kadar

görebilseydik seni...

 

 

Tuna Kiremitçi

Share this post


Link to post
Share on other sites

SANA KALAN SAZ

 

Sana

Yaralarımdan çiçekler

İlk yardım geceleri birazda

Ve yangında kurtarılması imkansız acılar bırakıyorum

 

Seni özümün gizinde saklıyorum

Bütün aşklarımın izlerini sayıklayarak

Ve aldatarak tüm sevdiklerimi

 

Sana

Cinayetimin ipuçlarını bırakıyorum

Vasiyeti olmayan ölüler ülkesinden

(Türkülerin sırtındaki muamma!)

Yazık bir nakarat bırakıyorum sana

 

"Ben sana gülüm demem gülün ömrü az olur"

 

Öç biter

Biter şarkı

Yaz olur :clover:

 

YILMAZ ERDOĞAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

ALKOL İKİNDİSİ

 

Biz ne zaman içsek,

Köfte geç gelir

Ve oturur muhabbetin terkisine

Çıplak bir efkar sözcüğü

 

Biz ne zaman içsek,

Sabah akar meycinin cebine

Günde kaç kez öpüşür ki akrep ile yelkovan

Biz ne zaman içsek,

İç değilizdir aslında.

Dışımızda bronz bir akşam sözcüğü,

Çırıl bir efkar sözcüğü

Delikanlı kıvamında sevda değilse de

Tabansız sevişmelerdeki el değmemiş pişmanlık

Biz ne zaman içsek,

iç değilizdir aslında.

 

Bu alkol ikindisi şiirle

Şimdi burda açılsaydın

Adımın baş harfi gibi

Belki ağustos kokardı ağustos

Sen,

Fikrini ipotek etmiş kiralık sevdalara

Senine boyuna sevilmiş sen

Yalanı sevdasından büyük sen

Bir bil-sen.

 

Biz ne zaman içsek seni düşünüyoruz

Genzimizde göl gözyaşları

Biz ne zaman içsek,

İç değilizdir aslında.

 

Dışımızda bronz bir İzmir akşamı... :clover:

 

YILMAZ ERDOĞAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

GÜLÜŞÜN

 

 

Gülüşünde bir mana var,

Saklayamazsın.

Sarılışında ne düşler,

Ne düşükler,

Sakınamazsın.

 

Aynı yolları,

Kimsesiz mekanları,

Birlikte özleme hasreti...

Yalnızlığımın dert ortağı gastrit...

 

Gülüşünde bir mana var,

Saklayamazsın.

 

Bütün iç savaşlarda,

Rehin alındı bu yürek

Kandıramazsın.

 

Hangi çekilişin

Büyük ikramiyesi bu,

En uzak sevişmelerin

Yeni yetme utancı.

Lakin aşk,

Biraz da utanmaktır yaşamaktan,

Sakınamazsın...

Yeni yetmelik işine gelince:

O zaten hepimizin gizli öznesi

Türkçede var.

Bazı dillerde yok.

 

Gülüşünde bir mana var,

Saklayamazsın.

Kime niyet kime felaket bu aşk,

Anlayamazsın.

 

Ödümüz patlıyor acı çekmekten

Oysa;

Biraz da acıdır,

Aşkın mayası.

Kaçınamazsın.

 

Gülüşündeki manayı saklayamazsın.

Tutunacak yerimiz yok,

Resmi tutanaklarda.

 

Gülüşünde bin yıllık hasret var,

Saklayamazsın.

..........................

Bu yazık karşılaşmanın

Alnımıza çakılıyor anafikri:

 

Aşka cesaretimiz yoksa

Başka zaman görüşürüz!

 

YILMAZ ERDOĞAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

BeNiMLe eVLeNiR MiSiN?

 

Sen ki o,

tanimadigim kadin

sevgilim olur musun?

Bak günes kendini belli etti,

usulca tepeden

bizi izliyor.

Bulutlar etrafinda

beyaz bir gelinlik

aska çagiriyor.

Sen ki o,

tanimadigin kadin

benimle evlenir misin?

Kutsayalim semada bu aski,

melekler sahidimiz olsun

bulutlar gelinllik,

yildizlar duvagin.

Bu da sana hediyem olsun

beyaz bir mendil

uzerinde el yazim

benimle evlenir misin? .

Sen ki o,

hic tatmadigim tatli mehtabim

hayatin kuru dallarina

tutundum zoraki

nasirlasti ellerim,

utanarak tutuyorum

o nadide elleririi

ve prangalarini koparttim yüregimin,

tek bir söz ile yanina geldim.

Bir hayal de olsa anlattiklarim,

gel bu hayali bozmayalim

ben bu hayalleri içimde yasattim.

Bak aylardan subat,

takvim yapraklari ondörtte

bozma su hayalimi

'evet' de...

 

Osman Yılmaz

Share this post


Link to post
Share on other sites

Murathan Mungan'dan:

 

"Bir yıl daha bitiyor Düşlerim, tasarılarım, yarım kalmış onca şey

Her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden

Bana mı öyle geliyor, Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman İnsan yaşlanırken?

Kırdım mı, incittim mi birilerini?

Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.

Yeniden düşünmeliyim Dostluklarımı, ilişkilerimi

Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı?

Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?

Borçlarımı ödedim mi?

Doğru seçtim mi soruların fiillerini?

Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış, giysilerim ütülü, odam düzenli mi?

Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?

Geri verdim mi aldıklarımı?

Ovmalı gümüşleri, bakırları;

cila geçmeli ahşaplarıma Ovmalı umutları Saklı tutmalı gelecek inancını,

eksik etmemeli ağzımızdan Hançer kıvamındaki o karamizah tadını

(....) Zamanı düşünüyorum, koyuluyorum Anlamını yitiriyor "şimdiki zamanın" boş yüceliği,

tarihin unutkan sayfalarındaki mürekkep lekeleri

İşimin başına dönüyorum

İçimde ıssız bir gönül erinci Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum

"İçtenliğin" ya da " dünya görüşünün" kirletmediği

Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum.... "

Nice mutlu Yıllara..

 

 

nice mutlu yıllara içimdeki denizim :)

Share this post


Link to post
Share on other sites

SİZ HİÇ KUŞLARLA KONUŞTUNUZ MU?

Akreple yelkovan arasında süren yarış artık ilgilendirmiyor beni.

>Çoktandır duvarlarımda takvim de eskitmedim... Zaman, en çok sahip

>olduğum; ancak, bir

>o kadar da sahiplenmekten nefret ettiğim tek sermayem.

>Dünyam, herkesin dünyası kadar geniş de değil.

>Ben bu küçük odayı bilirim, bu küçük oda da

>beni. Bir de, benimle birlikte bu garip mahkumiyeti paylaşan

>muhabbet kuşum...

>

>Siz hiç kuşlarla konuştunuz mu? Ben ürkütmekten korkarak, pencereme

>konan,

>küçük serçelerle konuşurum. Uzak yerlere, içimdeki hasreti

>gönderirim

>onlarla. Aslında, bilirim uzak yerlere gidecek dermanları

>olmadığını... Ama;

>ya giderse diye de, içimdeki hasreti onlara anlatmadan edemem.

>

>Artık serçelerde konmaz oldu pencereme. Şimdileri muhabbet kuşumla

>dertleşir oldum. Vakitsiz kaybedince eşini, aynı kaderi paylaşır

>olduk.

>Öyle mahzun boyun büküşü, öyle içli seslenişi var ki, bilirim beni

>anladığını.

>

>Bir saksı begonyam vardı.

>Yeşil yaprakları arasında pembe çiçekler açardı. Kuşlara

>anlatamadıklarımı ona anlatırdım.

>Bazen, pembe pembe gülümsediği, bazen de,

>sarı sarı hüzünlendiği olurdu.

>O da vefasız çıktı.

>Belki de dayanamadı anlattıklarıma.

>

>Bir sabah, küçük saksısında kurumuş buldum. Gerçekten vefasızlık

>begonyada mıydı, yoksa begonyayı kurutan kaderimde mi?

>

>Sabahın ilk ışıklarından, gecenin koyu karanlığına kadar, karşı

>evlerin ruhsuz duvarlarını seyrederim. Bir de benim kadar yalnızlık

>çeken komşu

>bahçedeki elma ağacını.

>Bütün dünya aynı noktada donar kalır.

>Rüzgarlar da esmese, sadece silik bir tablodur seyrettiğim.

>Renklerin değişmesi için,

>mevsimlerin merhametine sığınmış olmak ne acı.

>Ve küçük bir pencereden küçük bir dünyayı yaşamak...

>Kimi zaman uzak bir yerdeki kalabalıkların anlaşılmaz uğultuları

>dolar odamın yalnızlığına. Duvarlarımda, eskiden yankılanan küçük

>kahkahalar ve sevda dolu şarkılar, yerlerini

>anlamını bilmediğim uğultulara bırakır. Koridorlardan çekilen ayak

>sesleri, parkeler üzerindeki sıcaklığı bile yanında alıp götürmüştür

>çoktan.

>Eşyaların üzerlerine sinen mutlu dokunuşlar, duvarlar arasında

>büyüyen çatlaklarda kaybolmuştur.

>

>Siz hiç kuşlarla konuştunuz mu?

>Geceler ağır bir yük gibi omuzlarınıza

>çöktüğünde, yalnızlığın girdabında boğulmamak için, bir kuşun

>kanadına yazdınız mı en içli sevda şiirlerini?

>

>Kendi gözyaşlarnızı, bir kupaya doldurup, yalnızlığın can çekiştiren

>acılarına inat, bir hayalin şerefine

>kadeh kaldırdınız mı?

>Yıldızların bile göz kırpmaktan çekindiği, ayaz bir

>gecede, avuçlarınızda geçmiş yıllardan kalma dost bir sıcaklıkta

>ısındınız mı?

>Siz hiç yüreğinizde sevda taşıdınız mı?

>

>Yağmurlar ıslatır camlarını penceremin.

>Bir eski şarkıda can bulur umutlarım.

>Geçmişin tatlı hatıraları ıslanır geceler boyu.

>Ben, yağmuru hep pencerenin gerisinden seyrederim. İçimde,

>kaldırımların ıslaklığında yansıyan ay ışıltıları gülümser.

>Bir sokak lambasının altında sarhoş narasını dinlemek isterim.

>

>Bir sokak kedisiyle dost olmak, bir garibin akşam

>yemeğinden bir lokma tatmak isterim.

>Yurtları ellerinden zorla alınmış mülteci çocukların muşamba

>çadırlarında ay ışığı olmak isterim.

>

>Boşlukta kalan ellerim, manasız savaş meydanlarında atılan mermileri

>yakalasın

>isterim. Yakalasın da, çocuklar tatmasın

>yalnızlığı isterim.

>Siz hiç içinizde umut taşıdınız mı?

>

>Ben çoktan yitirdim zamanı. Geçmiş günlerde kaybettiklerime

>ağlamıyorum,

>gelecek günlere de ulaşacak hayallerim yok. Zamansız bir hayatın en

>ortalık yerindeyim.

>Gözlerimde şekillere mana verecek ışık,

>dizlerimde beni taşıyacak güç kalmadı.

>Bir pencere boyundaki dünyamda, bir muhabbet kuşum var, bir de;

>içimde hiç eksilmeyen sevdam.

>

>Siz yalnızlığın vampir gibi ruhunuzdaki

>güzellikleri emmeye başladığında

>içinizdeki sevdaya sığındınız mı?

>

>Siz, hiç kuşlarla konuştunuz mu?

>Mahzun boyun büküşlerinde, yarınlara uzanan

>bir umut arayıp, sessiz çığlıklarında

>yalnızlığınızı boğmaya çalıştınız mı?

>Geceler ağır bir yorgan gibi sarar etrafınızı.

>Sesler çekilir, şekiller silinir.

>

>Duvarlara sinmiş eski kahkahalar çınlar sofalarda. Defalarca

>seyretmek zorunda bırakıldığınız siyah beyaz bir filmi yeniden

>seyreder gibi

>geçmişinizi yeniden yaşamaya başlarsınız. Gözyaşlarınız bilmem

>kaçıncı kez ıslatır yastığınızı.

>

>Sıkıca sarıldığınız yorganınız, bir ısırgan otu

>merhametsizliğinde yakar bedeninizi.

>Hıçkırıklarınız, yalnızlığınızın koyu

>karanlığında boğulur.

>Bir dostun sıcacık elini arayan elleriniz,

>çaresizlikle dökülür yanlarınıza.

>Sadece dualarınız kalır dudağınızda.

>

>İçinizde, hep gelecek yarınlara ertelediğiniz umudunuz körelmeye

>başladığında; varlığınızın, kendinize bile yük olmaya başladığını

>düşünürsünüz.

>En zorlu fırtınalarda sığınacak bir limanınız olsun

>istersiniz. O zaman; içinizde hiç eksilmeyen

>sevdanız sahiplenir sizi.

>

>Siz, hiç sevdanızı kuşlara anlattınız mı?

>

>Gün doğumu saatlerde yeni umutlara açarsınız gözlerinizi.Ya bir

>postacının hiç alışık olmadığınız vuruşlarıdır beklediğiniz, ya da;

>eski bir dostun,

>sokaktan geçerken şöyle ayak üstü uğrama ihtimali.

>

>Saatin, zamanı her aşındırdığında, umudunuz, umutsuzca ertelenmeye

>başlar. Kendi gönlünüzce,

>sıralamaya başladığınız ihtimallerin arkasına sığınmaya

>çalışırsınız.

>

>Unutulmuş olma ihtimali hiç geçmese de aklınızdan, içinizdeki garip

>ürperti bedeninizi sarsar.

>Sararmaya yüz tutmuş mektupların solgun satırlarında mutluluk

>ararsınız.

>İkram etme hevesiyle hep elinizin altında

>bulundurduğunuz sigaranın dumanında huzur ararsınız.

>

>O en umutsuz anınızda kafesinde ötmeye başlayan muhabbet kuşu,

>umudun hiç bitmemesi gerektiğini

>fısıldar.

>Onun tatlı şakımalarında yeniden umut

>yüklenirsiniz.

>Bütün beklentileriniz, bilinmeyen bir zamana ertelenir.

>

>Siz, hiç ertelenmiş umutlarda mutluluk aradınız mı?

>Siz, hiç kuşlarla konuştunuz mu?

Share this post


Link to post
Share on other sites

YASEMİN'E....

 

Yasemin

 

Günaydın ey nazlı beyaz

Kokusu bir şehire bedel çiçek.

Bir bahçe kapısına sarılmışsın,

Bazen bir korkuluğa.

Yalnız değilsin hep.

Seni,belkide bu yüzden

Çok seviyorum.

Sarılıyorsun,paylaşıyorsun,

Küsmüyorsun.

Nazlısın dedik ya;

Bazen el değmeden

Yere düşüyorsun.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ezgili Yürek

 

 

Hangi taşı kaldırsam

Anamla babam

Hangi dala uzansam

Hısım akrabam

Ne güzel bir dünya bu

İyi ki geldim

Süt dolu bir torbayla

Şöylece çıkageldim

Kime elimi verdimse

Döndürüp yüzümü baktımsa

Kısmet kapıyı ç aldı

Kör pınara su geldi

Ben şakıyıp durdukça öyle

Gülün kokusu geldi

Bebesi olmayana

Bunalıp da kalmışa

Acılarla yüklü

Dargın yüreklere

Yetiştim geldim

İyi ki geldim.

 

 

Ruhi Su

Share this post


Link to post
Share on other sites

"Insanlarin birbirini tanimasi icin en iyi zaman, ayrilmalarina en

yakin zamandir", der Dostoyevski...

 

Veda acisi, kabugunu soyar insanin; yildizini kaziyip cirilciplak

ortaya serer. Birlikteligin örttügü tüm kusurlari ayrilik sergiler.

Bir ayrilik arifesinde helallesilir ve o an hakiki tabiatlariyla

yüzlesilir. "Ölene kadar" diye söz verilmistir, ama "ölüm yolunda"

baska tercihler belirmistir. Kararsiz prensesin vicdani azap cekerken

7 cücelerin somurtkani "aklini basina" al diye fisildar kulagina;

haytasi ise "kalbinin sesini" dinle diye cekistirir eteginden. Hep

hayran

bakan gözlere, hatalar takilmaya baslar. "Ama"yla biter alelade iltifat

cümleleri: "Sen iyi bir insansin, ama arkadaslarin kötü", "Seni

seviyorum, ama bu iliskide mutlu degilim", "Ben baska türlü bir

beraberlik düslemistim" vs..vs.. Sonra gelsin uykusuz geceler...

bir türlü karar verememeler... ruhen gidip gelmeler... "Hele biraz daha

zaman gecsin" diye nikah ertelemeler...

 

Birlikteymis gibi yaparken,sevecek baska yüzler, yüzecek baska denizler

kollamalar.. "Aslinda bütün bunlar bizim iyiligimiz icin"e kendini

kandirmalar.

Sonrasi hep ayni: Bekleyenin "Hani sonbaharda bulusacaktik. Hazan geldi

gecti,

sen gelmez oldun" sizlanmalari... Bekleyenin "Geliyorum az kaldi"

oyalamalari...

Bittigini bile bile isi uzatmalar; söyleyemedikce hepten bataga

saplanmalar...

Terke makul bir gerekce ararken hepten carsafa dolanmalar...

Veda konusmasinda süslü iltifat cümlelerinin arasina, o cümleleri

hiclestiren

mayinlar serpistirmeler...

Üzgün görünmeler... bagis dilenmeler... "...ama kacinilmazdi"

demeler...

 

"Sözünden caydin" yakinmalarini "Sen de eski sen degilsin. Degismissin"

diye gögüslemeler...

....asıl kendinin degistigini bilmezden gelmeler... Ve son sahne: Terk

edenin o mahcup "Yapamiyorum, dayanamiyorum..her seyi denedim.."

itirafina karsilik terk edilenin kirik calimi: "ugurlar olsun! Ben yoluma

devam ediyorum".

 

Ihanetler hep böyledir: ilki, bir yenisine gebedir; ikincisi daha az

aci verir. Ondan sonra dur durak yoktur: Güvenilmez asik, sevdikce kiran,

gezdikce ardinda bir kirik kalpler mezarligi birakan bir dervise döner.

Artik acilara hapsolmustur: Bulusmak istedikce ayrilacak, birlesmeye

calistikca parcalanacak, sonunda terk ettiklerinin "ah"i tutup, terk

edildiginde, mukadder yalnizligina kapanacaktir.

 

CAN DÜNDAR

 

 

herşeyi denemiştim. :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ

 

Seninle hiç İstanbul'da olamadık

Göremedi İstanbul ikimizi...

 

Ne Emirgan'da bir semaver tüketebildik

Ne Aşiyan'da hüzün...

Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti

Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti...

Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara'da

Bir güvertede seni

Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim..

Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim

 

Şöyle bir elimi atıp ta omzuna

Kolun belimde

Yürüyemedim seninle Beyoğlu'nda

Bir sinema yada tiyatro koltuğunda

Parmak uclarıma değmedi dudakların

Pasajda Arjintinleri çekip

Nevizade'de bir iki tek atamadık

Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık

 

Seninle İstanbul'da olamadık

Duyamadı İstanbul sesimizi

Sahaflar'da yorulup ta kitaplara bakmaktan

Çınaraltı'nda mola veremedik

Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı'nın

Tadına varamadık bir öğlen rakısının

Yada Sultanahmet'te bir müzeyi gezip

Dostlara uğrayamadık

Gülhane'den uzanıp Sarayburnu'na

İntiharı düşünemedik enine boyuna

Ne Laleli'den geçebildik sevgilim

Ne kendimizden

Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde

Aglayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde

Eski İstanbul'da gezdiremedim seni

Yemiş'te Asmaaltında

Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi

Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi

 

Seninle hiç İstanbul'da olamadık

Saramadı İstanbul hiç bizi

Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle

Trenlere binemedik

Bırak bütününü bu koca kentin

Sadece bir tek semtin

İçinde bile olamadık

İstanbul hiç doymadı bize bitanemmm

Bizde O'na doyamadık... :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

ya ben seni çok seviyorum yaa valla kız içimdeki deniz :D

nasıl da yalnızlıgına dönünce mutlu oluyorsun :)

ben deliyim galiba :unsure:

ama artık umrum değil

ben çok mutluyum içimin ta derinliklerindeki denizim hem de çok :)

tekrar merhaba yalnızlığım

gerçi ben hep yalnızmışım

aşıkkende terkederkende terkedilirkende

mazhar ın şarkısı bana itaf edilsin :)

 

YALNIZLIK ÖMÜR BOYU :clover:

Share this post


Link to post
Share on other sites

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

 

 

Akrep gibisin kardeşim,

korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim,

serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,

midye gibi kapalı, rahat.

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.

Bir değil,

beş değil,

yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,

gocuklu celep kaldırınca sopasını

sürüye katılıverirsin hemen

ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,

hani şu derya içre olup

deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.

Ve bu dünyada, bu zulüm

senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahat senin,

— demeğe de dilim varmıyor ama —

kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

 

NAZIM HİKMET RAN

1947

Share this post


Link to post
Share on other sites

Midye incisinden çıkmış

Deniz yıldızı aydınlatıyor deniz yolunu,

Gövdesi oldum düşüncemin

İlk kez yıldızlar arasında yol,

Dimdik duracağım zaman içinde

Ve ilaç bulmak niyetiyle

Beni ararsa eğer eğilenler

işte o zaman dile gelecek

Unutulmuş bir çağ

Ve unutulmuş bir ulus

Yola koyulacak

Unutulmuş yollardan

Ve kendi izlerini arayacak

Bulamazsa eğer

Kuş olacak

Türkülerde yaşatacak varlığını

Güneş yok olursa eğer

Derinliklerinde inip yeryüzünün

Toprraktan çıkaracak güneşi

Yıldızı yıldızda bulacak

Yalnız.

 

 

radovan pavlovski

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.