Jump to content
Sign in to follow this  
AsiMeLek

NURİ CAN ( Şiirleri )

Recommended Posts

Oy Maral Maral

 

Oy Maral Maral

Gözlerin gözlerimde hangi denizler mavisi

hangi ayın vurgunuydu mavi gecelerde ah nazlı maral

umudun adresi var mı?

sevgiye nereden gidilir

yitirdim adresini dostluğun, vefanın, aşkın

bul beni

her adımda ateşlere basıyorum

körler ülkesinde körüm

ben yaşamın adını sen koydum

senin adını sevda

düşmüşüm

tut elimden kaldır beni

alıp sevdalara götür

 

sesin

çağlayan bir ırmağın türküsüydü

karlı dağlarda oy maral maral

gülün boyun büküşüydü hasret bahçelerinde

ben gönlümü yalnızca sana sakladım yıllar boyu

sev beni

sev beni ateşler içinde de olsa

düşmüşüm kaldır beni

yüreğine yaslanayım

üçler, beşler, yediler, kırklar aşkına

 

ah nazlı maral

canevimde büyüyen hasretimi yasladımda yıllara

uzak, çok uzak bir yıldızda kaldı düşlediğim dünya

sonra

uzun bir kar yağdı yollara üşüdüm

duman oldu

tufan oldu ömrüm

 

içimde dinmeyen fırtınalar

gece karası öfkeler kaldı yüreğimde

ve ihanetlerin açtığı çukurlar

hesabını kimselere soramadığım

 

üstümde kar yangını

başımda gam

gönlüm rüzgarlara vurgun

yollar duman

ateşler içinde dolanır kanım, yüreğim

sarıl bana üşüyorum

sarıl bana düşüyorum

 

Zaman

kör karanlık ve acımasız

yıldızlara dönder yüzümü oy maral

lekesiz sabahlara

güneşe dönder yüzümü

şimdi soğuk bir kutup dünya

iliklerime dek üşüyorum

kar altında kalbim

şimdi dağların doruklarında gözlerim üşüyor

gözlerimin anadolusunda kirpiklerim

mühür vuruldu yaralarıma oy maral maral

 

sarıl boynuma

sıcak dostluğun ısıtır beni ancak

hilesiz sevgin

bunca yıldır gönlümü yalnızca sana sakladım

sev beni

üçler, beşler aşkına sev

 

öyle uzak durma

gel

acılar uçurum

acılar uçurum

tut beni

düşüyorum

ısıt beni

üşüyorum

gel

yürek çatlağı bir ezgiye sar beni

gül yaprağı bir sevgiye

sar ki, ölem

 

saksısında sevgiler büyüttüğüm kalbimin

yarasında nehirler fışkırıyor şimdi

her nereye baksam akşam, kararıp kalıyor düşlerim

ben bu acıların hesabını kime sorayım ah maral

kendimi anlatacak kadar vaktimde yok

 

aşka ve toprağa ahtımız var oy maral maral

şiir serpin üstüme su yerine

sevgi serpin

üşüyorum

gel

yürek çatlağı bir ezgiye sar beni

gül yaprağı bir sevgiye

sar ki, ölem

gümbür gümbür bir yürek

nasıl düşermiş toprağa görsün dünya alem

 

elveda nazlı çiçek, elveda *zeyran

sana su veremem, koklayamam bir daha

okşayamam yapraklarını

bağışla

 

derin bir ah gibi

sevdalar içinde tutuşan

upuzun nehirler alsın beni ah maral

tutmaya gücüm yetmiyor artık

kalbimdeki soluğu

 

turnamın göğsü yaralı

turnamın kanadı kırık

taşıyamaz gurbeti kanatlarında

 

bitmeyen bir hüznün kıskacında

yaralı ezgilere tutsak kaldım

paramparça kaldım ortasında karanlığın

geçen trenler de almıyor beni

 

içimde tarifsiz kederler büyüyor

toz toz oldum buralarda duman duman

gel görki, kan çanağı gözlerim

sesim gelmiyor ah maral maral

 

(*zeyran)(teyran) munzur dağlarında bir koy ve o koyda yetişen bir çiçek

Nuri CAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seher Yeli

 

Çekip gittin

çiçeklerin döllendiği bir mevsim.

bir daha

dönmedin geri...

 

yarısı sende kaldı kalbimin

yarısı bende ezgili...

 

ah! Seher yeli...

 

 

bir bulut gibi

nehirler gibi

akıp gitti saçların elimden

bir yanım yaslı hazanda kaldı

bir yanım deli boranda

savrulup gitti ömrümün gazeli...

 

gülüşün bir çiçekti

güğümlenirdi içimde her bahar

gittin

hayallerimde gitti

kar yağdı kirpiklerime

umutlarıma ağrılar birikti

 

gittin

güz geldi

yitirdi sevincini ağaçlar

ardında sarı yapraklar ve hüzün kaldı

bulutlar arasında kaybolan ay gibi

yitirdim seni

denizler suskun

maviler küs

gökyüzü yaralı şimdi

gittin

deprem olur her gece denizlerde

başını taşlara vurur dalgalar

 

gittin

göçüp gitti ardından

gönlümün kuşları uzak diyarlara

bir yanı aşk acısı kıyılarımın bir yanı özlem

şimdi yokluğundur içime yağan her gece suların ötesinde

 

şimdi su gibi yudum yudum

şimdi hava gibi nefes nefes

seni özlerim karşı kıyılarda...

Nuri CAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sır Çiçeğim

 

Nar çiçeğim

Kar çiçeğim

yüreğimi çaldın

nasıl vazgeçeyim

 

Güneşle beslediğim

Sevgiyle süslediğim

Onca umut sanaydı

Onca özlem sana

Nar çiçeğim

Kar çiçeğim

 

Gelir diye düşlediğim

Yüreğime işlediğim

Bunca şiir sendin

Bunca resim sen

Kır çiçeğim

Sır ciçeğim

 

İnce bir yay kaşların

Baygın bir ay bakışların

Saplanır şu sineme

Öldürür beni

Naz çiçeğim

Yaz çiçeğim

 

Kervan geçmez

Kuş uçmaz

Kanadım değdi sevdaya

Zulüm aşka yakışmaz

Göz çiçeğim

Güz çiçeğim

 

Hasrete gül yükledim

Mecnunum çöl bekledim

Yıllar geçti tükendi ömür

Ölüm geldi gelmedin

Mor çiçeğim

Kor çiçeğim

Nuri CAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk Pınarı

 

Aşkın Pınarları

pırıl pırıl akmalı sevdiğim

pırıl pırıl

duru gözelerden

temiz sözlerden

yalan olmalı

 

su gibi yudum yudum

hava gibi nefes nefes

yayılıp seherlerden

gönüllere dolmalı

 

aşkın çiçekleri

duygu duygu açmalı sevdiğim

duygu duygu

yeşil baharlardan

temiz arzulardan

şehvet kokmamalı

 

her yağmur yağıdığında

düşmeli içine tane tane

aşkla çarpmalı kalpler

 

rüzgar gibi nefes nefes

toprak gibi yağmur yağmur

sevgi kokmalı

serilmeli gönül kırlarına her bahar

 

bir rüzgara açmalı kalbini insan

bir de dağlara

akıp giden bir ırmak gibi

bir su saflığında olmalı aşk

her bahar

sonsuz sevgi sunaklarında

kana kana içmeli

 

yüreklere şiir, dudaklara mühür

ölümsüzlüğün adı olmalı aşk

 

çilesini

acısını

hasretini de çekmeli insan

gerektiğinde ölmeli aşk için

 

bir güle

bir gelinciğe

bir de aşk üstüne yeminler etmeli

 

 

Nuri Can

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk Ve İpekböceği

 

Aşk

Yüreklere şiir, dudaklara mühür

ölümsüzlüğün adıdır aşk

 

Aşk

rüzgara asılmış

deniz kokulu bir gecedir belki

saçlarını tarayan bir deniz kızının

mehtabı öpen bakışlarında.

sahil boylarında sabah olurken

 

aşk

göğsüne sığındığımız

sımsıcak bir yürektir belki

soluğunu soluğumuza kardığımız

içimize sevgi taşıyan her bahar

gecenin kollarında martılar uyurken

 

aşk

üç bin üç yüz altmış beş yıl

bir ipek böceği sabrı ile dut yaprağına

gökkuşağı rengi güzelliğinde

sevgi çiçeği dokumaktır.

ve yollara düşüp bir seher vakti

bakire bir sümbül kokusuyla yıkayıp tenini

bir kumru saflığıyla sevdiğine vermektir kalbini.

bir ırmağın nazlı akışında sabahı beklerken

 

Aşk

ay ışığında soyunan

karbeyaz bir kadının tenidir belki

belki bir ceylan yavrusudur yüreğimizde

yaslanıp uykulu gözlerine

öyle nazlı, öyle ürkek

dağ doruklarında gezdiren bakışlarını.

akşamın kollarında düşler kurarken

 

aşk

yıldızların gökyüzüne gülümsemesidir

altında her gece gelip geçtiğimiz

denizler dalgalanırken

ve kanatlanırken duygular martı uçuşlarında

konup bir tomurcuğun kızıl dudaklarına

gönlünün duasını adamaktır geceye

ılık bir düş vakti

şairler mehtabın gözlerine şiirler okurken

 

Aşk

ölümsüzlüğün adıdır belki

tutkulu yüreklerde..

damardaki kanın

Dudataki tadın

güneşe aya ve gökyüzüne ışıkla yazılan

kalplere hançerle kazılan

yaşamın kaynağı

sonsuzluğun en güzel hikayesidir AŞK..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu Hasret Sen misin?

 

Güz düşünce düşlere

gözlerin gözlerime düşünce

biraz çağla getir

avuçlarında biraz gök ve yıldız

en güzel çiçekler açınca gülüşün

 

de bana gün gözlüm

de bana güvercin gülüşlüm

yanağına gül düşürdüğüm

de bana

bu yaşam, bu çile, bu kahır, bu hasret ne ki

kirli, *****, rezil yaşamlara bedel

 

karanlğı çiçeklendirir mi umut ?

yağmur yağdırır mı bulutlar ?

de bana

uyanınca sabahları

kanadı kırık bir kuş gibi

kim uçar dağlara dağlara

 

bıkılmış bir acının gölgelerinde

bir avuç mavi getir

meneviş rengi bir uyku

en kızılkorunda gecelerin

güneş tomurcuklu

düş dökerken yastıklara bir kız

 

sen ki, şiir yüreklimsin benim

defne dalım, gül edalımsım

unutma seni sevdiğimi

 

bilki aklım dağlardadır her gece

gözüm yollarda, gönlüm sende

bakıp bakıp gökyüzüne

bir haber beklerim kuş kanatlarında

 

bilirim

güz düşmüş yolları beklemek zor

meri kekliğim

bahardalım, kınalım, sevdalım

yollarına gözlerimi ektiğim

 

gözlerini ırmaklara vurma

savurma saçlarını rüzgarlara

uzak değil sesin

ellerin uzak değil

gökleri yumruklayan ellerin

 

bu sonsuz bekleyiş sen misin?

bu nar çiçeği, bu kardelen, bu güntomurcuğu

bu suskun çığlık, bu açan gül, bu derin çukur

iki damla gözyaşı, iki damla hasret çiçeği

tuğla tuğla yüreğime ördüğüm sabır

tel örgülere bölüştüğüm, bir hıçkırık gibi

bu hasret sen misin?

her gün

bir kucak güneş gibi hücreme dolan

Nuri CAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gitme Sevdamsın

 

 

Isıtan ışığımsın,inadına sevdam,

bitmeyen kavgamsın

gitme gönlümün güneşi

bir bozkır ıssızlığı gibi

bu şehrin karanlık sokaklarında

bırakıp beni gitme

gitme közüm, gitme korum, gitme gözüm...

 

Gidersen

bütün duvarlar yıkılır üstüme

kimsesizleri ağlar gözlerimde bu şehrin

hüzün sarar sokakları her gece

hicran yağar göklerden yağmur yerine...

gitme gece gözlüm, gitme bahar yüzlüm

gitme öksüzüm

 

Ellerin yağmur sıcağı senin

gözlerin düğün çiçeği

dudağın gelincik

bakışın ay

vurup ömrümün göçmen kuşlarını

hançerleyip kalbimi gitme

gitme ışığım, gitme sevdam, gitme kavgam...

 

Gitme sevdamsın

gidersen duman olur ağarım sokaklara

incecik bir yağmur olur yağarım

uyku tutmaz geceleri

uzak yıldızlara takılır kalır gözlerim

kaybolup giderim bu kalabalık şehirde

gitme delikızım, gitme yürek sızım, canyıldızım

 

Gitme gönlümün nazlısı

bakışlarımı bir boşluğa ilmikleyip

sonsuz kederimle başbaşa bırakıp gitme

gitme çöl olur, gitme ölüm olur

bir yaprak gibi kurur gider ömrüm rüzgarda

aysız, güneşsiz kalırım, susuz, havasız

gitme ölürüm

gitme

 

Gitme gece gözlüm, gitme öksüzüm

gidersen bu şehir sensiz kalır

seni ararım bütün duraklarda

bütün sokaklarda seni ağlarım

gitme anılara kar yağar

gitme dört mevsim ayaz olur

dört mevsim sonbahar

gitme ey yar

ağlatma beni sevda kapılarında

eğme boynumu

üşürüm, donarım her gece sokaklarda

 

Gitme yüreğimin sızısı

gitme alnımın yazısı, gönlümün nazlısı

gitme duman olur, tufan olur, ah olur

kuşlarda çekip gider bu şehirde

ne güneş doğar, ne sabah olur

her saniye bir can verir ömrüm

ölürüm sevda kapılarında

ölürüm gitme

gitme

 

 

Nuri CAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Rüyalarım Sende Kaldı

 

İçimde bir şeyler eriyip gidiyor her gece

sancılı ve sessiz

akıp gidiyor bilmediğim yolculuklara

suskularla örüyor alnımı zaman

ah aldığını geri vermiyor yıllar

 

umutlar kırılıyor iç çekişlerimde

düş bahçelerimde çiçekler üşüyor

yıkılıyor yıllarca kurduğum hayaller

yedi kat yerin altında kaldı haykırılarım

ah sesimi kimse duymuyor

 

yoruldum yıllarca kendimi taşımaktan

bir serseri gibi yaşamaktan

içimde tutsak kaldı geçen günler

dönüp bakamam geriye

rüyalarım sende kaldı

hayallerim sende

ümitlerim sende

yüreğim sende kaldı

ah adresini kimse bilmiyor

 

bir sonbahardı alıp gitti gemiler seni

kaldım avuntusuz öyle bir başıma

yanlızlığım sende kaldı, sensizliğim sende

sende kaldı baharım, sabahım sende kaldı

bir de martılarım kaldı çığlık çığlığa

ah şimdi hiç bir gemi almıyor beni

 

bir yanım ellerin parmakların

bir yanım gözlerin dudakların

rüyalarım sende kaldı

ümitlerim sende

yüreğim sende

aklım sende

ben sende kaldım

ah adresini kimse bilmiyor

Share this post


Link to post
Share on other sites

Varsın Neyler Elem Üflesin

 

Varsın neyler elem üflesin

sazlar vedâ

kemanlar cefâ

alevden bir kor olsun

yaksın sinemi ayrılık

beklerim ben

ey gönlümün nakışı

kalbimin atışı

beklerim ben

 

Hadi git

varsın hazan olsun

dökülsün yapraklar

devrilsin çam ağaçları

bastırıp göğsüme acılarımı

bağrımı ateşlere verip

beklerim ben

varsın bir ömre bedel olsun aşk

ey gönlümün telaşı

gözümün ışığı yar

 

Git

varsın uçsun hüzün kuşları

mor kelebekler

sığırcık kuşları

beklerim ben

ey içimin hasreti

göğsümün ateşi yar

 

Varsın yokuşa sürsün hayat

gün karanlığa

rüzgar esmesin

bahar gelmesin

varsın küssün dünyaya yüreğim.

gözlerimde ay

ellerimde yıldızlar

deli bir buluta yükleyip sevdamı

beklerim ben

ey bağrımın taşı

gözümün yaşı yar

 

Git

boynu bükük çiçekler gibi

eğip başımı önüme

hep ağlayayım

varsın bahçeler gazel döksün

kokmasın gül

çöle dönsün nevbahar

ey gözümün ışığı ey yar

 

varsın neyler elem üflesin

sazlar vedâ

kemanlar cefâ

alevden bir kor olsun

yaksın sinemi geda

beklerim ben

ey gönlümün nakışı

kalbimin atışı

beklerim ben

 

Yeterki gelmesin ecel

dağ devrilmesin

beklerim ben

unutulmuş istasyonların

trenlerinde taşınan

kimselerin el sallamadığı

kimselerin karşılamadığı

yalnızlarımla...

 

 

 

Nuri CAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Toplan Gidiyoruz Ey Kalbim

 

Haydi toplan akşam oldu

vakit doldu

toplan gidiyoruz ey kalbim

kırkikindi yağmurlarına kalamam

kaldıramam bunca ağrıyı, ihaneti

biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana

bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm

sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden

bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı

çekip gidiyorum buralardan

içimdeki cesetleri çiğneyerek

kalbimdeki mahşere

 

bak akşam

vakit tamam

duruldu işte bulanık denizler

dürüp ömrümün defterini

toplan gidiyoruz ey kalbim

 

yorgunum

bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta

sevgisi iğdiş edilmiş tarihlere koma beni ey kalbim

bak güz yağmurları iniyor acılar ve ihanetler üstüne

çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim

kimsesiz bir kış ortasında

ne gülen gözleri ısıtıyor artık çocukların

ne de sevdalı bakışları yeniyetme aşıkların

 

bütün dinlerden kovuldum

bütün ülkelerden

bütün yüreklerden kovuldum

(*)”Aliye gülümsesem Muaviye öldürür beni”

hangi tanrıya sığınsam yaramın merhemi yok

 

biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana

bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm

sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden

yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı

sevdalı bir kuş yükleyip kanatlarına acılarımı

alıp gitsin beni buralardan

 

hamuru çürümüş dostluğun, vefanın, aşkın

vefasız mevsimlere bırakma beni ey kalbim

ağlatma beni sevda kapılarında

***** kapılarında eğme boynumu

kurşunlar sıkılsada canevime

çiğnetme yoksulluğumu ayaklar altında

bırak başım dik, içim ezik kalsın

onurlulara mahsus bir makamda ağırla beni

satılmışlığın, alçaklığın, ihanetin ortasında koma

 

biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara

bu sevda sığmaz

bakmayın gözlerime

nasıl saklarım yüreğimdeki incinmişlikleri

kınalı bir kelebek konunca saçlarıma

 

ah! Benim de hayallerim vardı

baharlarım vardı, yazlarım vardı

kuşlar göçüp gitti yüreğimden

gökyüzüm yaralı kaldı

bir isyan giydirip gözlerime

dipsiz uçurumlara yuvarladım umutlarımı

 

aşk diyordum talan oldu, yalan oldu ömrüm

tınısı kırık bir keman sızısıyım artık

yok gideceğim başka bir liman

bak duruldu işte bulanık denizler

haydi toplan vakit tamam

toplan gidiyoruz ey kalbim

boşalsın ince duygularımın sırtındaki yük

 

paranın sevgiye ihanetini gördüm

insanın önünde diz çöküp ibadetini

dünler harabe yarınlar umut değil

hüznün neresinden dönsem, kırgınım

 

öpmeye uzandığım bütün dudaklar frengili

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ey Hayat Kucakla Beni

 

Kalbimin kırıklarını toplayıp avuçlarıma

çekip gitsem bu şehirden

anılar incinir mi?

üşür mü? dalında bir yaz çiçeği

 

ve bilir mi?

bir sevgiye karşılık yüreğini kanatanı

bin ilmik atanı usuna

çekilen her tetiğe karşılık

 

kirpiklerinde

baharını saklayan yaşlı bir çocuğum ben

düşlerin yağmurunda ıslanmış gül izi

ağlamak istediğim her sahilde bir martı ölür

bir şiir vurur kıyılara gücenik

değip geçer ellerime ihanetin rüzgarları

 

içimin ırmakları kurudu bütün yapraklar soluk

hüzün kokuyor çiçeğim

hangi yağmurları müjdelersen müjdele

yeşermez bir daha yangının düştüğü yer

aşk da küstü

kim dinler kalbimin kırık sesini artık

 

ceylanların

vurulduğu bir dağbaşı ıssızlığıyım işte

gelinciklerin ürperdiği şafak

gülücükler kuruturum durmadan güz dudaklarında

giden dönmedi terketti bütün mevsimler

bir korkunç acıya düştümki

sırtımda kırk paslı bıçak kırkyerinden kanayan

 

avcılar vurdu küçücük serçe kuşlarımı

acılar tünedi sevincin tüneğine

gidenler gelmedi terketti bütün mevsimler

bir tek gül kalmadı ömrümün bozkırında

şimdi yalnızlığın en tenha kışındayım

kirpiklerimde yıldızlar saklasamda

bedenime buzdan rüzgarlar esiyor her gece

 

testisi kırık yorgun bir yolcuyum

hiç bir şey avutmuyor artık

kirpiklerimde yağmurlar duman duman

uçsuz bucaksız bir uçurum kıyısında kaldım

 

üşüyorum

ey hayat kucakla beni

mavikanatlarının altına al

sığınıp kalayım bir sevginin sıcak iklimine

Share this post


Link to post
Share on other sites

Boynumda Kendi Ellerim

 

Gözlerim çocukları yoksul bir ülke şimdi

içimin kızıllığınca gül ve yangın

dalında unutulmuş bir üzüm tanesiyim belki

belki bir söğüt dalının efil efil titreyen yaprağıyım

uzak bir iklimde esip geçen rüzgarlara ağıt yakan

 

bir gün çözüp bakışlarımı tel tel kirpiklerimden

elif elif ağlayan gümüş saçlı bir anneye bağışlayacağım

son kez ağlayacağım belki düşerken sevdanın eşiğine

varsın bağışlamasın beni hayat ki,

ay uzak tepelerin ardına çekilsin

çarpa çarpa dövsün kıyılarımı acılar

yarasına figan düşsün kırlangıçların

eriyip gitsin hüzünlü bakışlarımda ne varsa

yokluğuma kahırlanmayacaksa bu kent

ah! çekmeyecekse ardımda kalan anılar

 

Ah! ey yarasında nehirler fışkıran kalbim

susuyorum işte acılara akan bir sesle

hayat ki, ateşten bir ip boynumda

koynumda buzdan bir top

ne zaman doğrulsam dokuz yerimden vururlar beni

 

biliyorum her susuşun ardında bir yalnızlık var

bir özlem, bir kahır var

bilinsin ki, bir yanı yangındır susuşlarımın, bir yanı ölüm

aşkın kor ateşlerinde sınanmış bir semenderim ben

her gece kalbimin ortasında bir çöl çiçeği açar adı Leyla

bir yanı Yusuf’tur acılarımın bir yanı Züleyha

yolları beklemekten yorgun, yıllara gözyaşı dökmekten

 

hüzünlü yüzüm, aykırı sakalımla

ondandır dünyanın orta yerinde kederli bir dağ gibi duruşum

siyahlar giyinişim, saçlarımı taramayışım

bir yaban gülü gibi ıssızda ağlayışım

bir derviş gibi yakışım kalbimi, boynumu büküp bakışım

ondandır

bunca incinmişliğim ondan

kemirirken içimi utangaç ulalar heyulasında geçmişim

 

susuyorum ki, acıma kimseler merhamet etmesin

çünkü hep sevgilerden aldım suların derin akışını

ve nakışını yüreği elmas bir kızın dantelinden söktüm

biliyorum yangınlar kentinde kıvılcımlar

bir sevdadır gül yaprağına konmuş

bütün yıldızlar sırtını dönmüş bana, ayda küs

hayat bu işte ey kalbim bir varmış bir yokmuş

 

varsın kirpiklerimden acı dökülsün

yüreğimde büyüttüğüm kır menekşeleri için

son bir damla su istiyorum senden ey kalbim allah aşkına

bu çölleri sen yarattın iflah olmaz ömrüme

senden aldım bu kadar sevmeyi, özlemeyi, kahrolmayı

şimdi boynumda kendi ellerim bağışlama beni

tükenmiş ümitlere yeni vahalar gerekmiyor çünkü

 

her bahar kuşlar kanat çırpınca özgürlüklere

sesler gelince karlı dağların ardından türkü ırmaklarında

ve ben uzanıp durduğumda yatağıma ince bir su gibi ıssız

sorun kalbime özlemek nedir, acı nedir, hüzün nedir

yasaksa aşk titreyen yüreklerin deltasında

varsın kurusun güller, sular kararsın, kumlar yansın

bir çöl akşamıyım artık

bıçak keskinliğinde yakınmadan esip geçiyor düşlerim

 

savunmasızım, sus ey kalbim intizarın sende kalsın

gizle, vuslatı arzulayan bir kor ol yan kalbim, kimse bilmesin

 

bütün çığlıklarını kuşansın gelsin ölüm

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sustum!

 

Sustum!

Ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...

yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime

kimse duymuyor...

sustum

sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir

yaraları yalayan rüzgar

sokaklarında kahrolduğum şehir

gözlerim konuşuyor yalnız!

 

sustum!

bin ah sürüp dudaklarıma

ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

sustu benimle deniz,

sustu deli dalgalar, sustu martılar...

umutlarımı sarıp rüzgarlara

uzaklara savuruyorum her gece

yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne

kimse görmüyor...

 

saçı ağarmış hayaller

nemli kirpiklerle

bulutlandığında gözlerim

gökte şimşek olup çakıyorum

kimse görmüyor...

 

Sustum!

tuz basıp yaralarıma!

sustum

içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi

yaslanıp yalnızlığın duvarına

gül döküp kalabalıklara

kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece

kimse bilmiyor...

 

sustum!

sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak

acılar konuşuyor şimdi yalnız

yaralı gönlümün sızıları konuşuyor

tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir

atıyorum uçurumlardan

kimse görmüyor

 

sustum!

saçlarını kokluyorum rüzgarların

dudaklarından öpüyorum hayatı

içimde incecik bir sevgi ürperiyor

sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme

gelmiyor beklediğim bahar

yaralar merhem tutmuyor

gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara

mendil silmiyor

yağmur dinmiyor

sevdiğim bilmiyor

 

sustum

sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman

sustum

yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata

kimse duymuyor

 

sustum!

İçimdeki dalgalar kabardıkça volkanlar gibi

sustum

sustu dudaklarım, sustu gözyaşlarım

sustu gözlerimdeki şiir

gönlümdeki nehir

bulutlar haykırdı isyanımı

şimşekler haykırdı

sadece ben duydum

sadece ben

 

ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat

kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi

yaralar merhem tutmuyor

geceler avutmuyor

ben sustum

acılarım konuşuyor yalnız

 

ben sustum!

susmuyor yüreğimi kavuran kasırga

pencereme vuran yağmur damlaları

susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar

gelmiyor bahar

kuşlar sevinmiyor

yıldızlar küs

ay üzgün

güneş doğmuyor

acılar dinmiyor

içimde binlerce şiir kanıyor her gece

kimse bilmiyor

 

sustum!

sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,

sustu hayat

sustu zaman

acılar konuşuyor yalnız

acılarım konuşuyor

kimse duymuyor...

duymuyor...

duymu...

duy...

 

Nuri CAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Elini Vermiyor Hayat!

 

Yerde kıvranan kalbimin üstünde dansediyor acılar

koparıp göğsümden yerlere fırlattığım kalbimin

kimse dönüp bakmıyor

görmüyor ateşler içinde kıvrandığını kalbimin

eğilip almıyor ateşler içinde

yanıyor kalbim!

kalbim ahhh!!!

 

Yaprakları acılı rüzgarlada ürperen

yorgun bir dağ lalesiyim bir yol başında

yaralı ceylanların gözlerinde inliyor bedenim

ruhum bir cellâtınki kadar soğuk ve tedirgin

kirli bir hayatın karanlık odalarında

mil çekiliyor gözlerime

kör oluyorum!

dost bildiklerim hançerini saplıyor göğsüme

yaralanıyor canevim

kan damlıyor her yerimden

yüreğimden

ellerimden

gözlerimden

dudaklarımdan...

ahhh!!!

 

Zifir karası gecelerin acısı zaptediyor ruhumu

kalbimin en ince sızısından vuruyor hayat

ne güneş ısıtıyor üşüyen anılarımı artık

ne de insanlardan kaçıp sığındığım tenhalar

çıkmaz sokaklarda yitirdim yolumu, şaşkınım

şimdi yüreğim çırpınan yaralı bir kuş gibi çaresiz

kış kadar soğuk bedenim şimdi

param parça her yerim

bir ihanet sisinde yitirdim herşeyimi

yıldızlar göz kırpmıyor , ay küs

sisli geçen her gecenin ardından yağmuru bekliyorum

 

Ah!!! Diyorum,

keşke bende duygusuz yaşamayı becerebilseydim

yalanlar sıralayabilseydim, yalanların ardından

aç çocukların gözlerine bakıp utanmasaydım

yanmasaydım bu kadar dünyanın acısına

gözlerime perde çekip, unutabilseydim her olup biteni

ihanetlere incitmeseydim yüreğimi bu kadar

 

Ey ömrüm ödedim borcunu acıların, azad eyle beni

anladımki söz geçmiyor yüreğe tufandan sonra

bağışlamıyor hayat yüreğiyle oynayanı

el yordamıyla yürüyorum şimdi yürüdüğüm yerde

yalanlardan örülmüş bir duvarın kenarından tutunarak,

onurlulara mahsus acılı taşlara yürüyorum...

bir sümüklüböceğin kabuğunu sürüklediği çaresizlikle

sürüklüyorum bölük pörçük hayatımı ardımdan.

 

Ey kalbe saplanan hançer

ey ciğere işlenen kurşun

bu yürek artık ağlamamalı,

yanmamalı acılara bu kadar

ağır geliyor onurlu bir ömrün çekilen yükü

bir yanım deniz, bir yanım uçurum, bir yanım ateş

yalnız bir yolcuyum meçhule giden dümensiz bir gemide

gözlerimde kaç bin yıllık ah!

yüzme bilmediğini bile bile denize atıyorum kalbimi

alıp götürsün diye upuzun yanlızlıklara dalgalar

 

Yorgun bir dağ lalesinin hazin hikayesi hayatım

yaşama sevincimi yıllar önce

çiçekleri çiğnenen bir bahçede yitirdim

ağrılar içindeyim şimdi ah! mavi kuş

yorgunum, bitkinim, dargınım!

elini vermiyor hayat!

bir uçurum kenarında

ha düştüm düşeceğim

 

her gece bir yıldız kayıyor gözlerimden

yüreğimden bir dilek sönüyor her gece

bu yüzden hep yetimdir bir yanım

bir yanım aşka ve acıya ayarlı

 

enkaz oldum, toz oldum, duman oldum

(*)"ben bu kahrı çeke çeke yoruldum"

kara bir dumanla boğuluyorum şimdi

şimdi kara gecelerin kör kelebeği gözlerim

karanlıklar içindeyim dipsiz bir kuyuda

dolunay

bulutların arkasından

bakar

bakar

darılır...

 

ben

dolunaya

bakar

bakar

utanırım...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sonsuz Ve Yalnız

 

 

Trenler gelip geçiyor

usumun uzayan raylarında lanetli

ağır bir ağrıyı taşıyor bedenime yıllar

kalbimin sızısında gam

dilimin yakarışında ürperiyor yapraklar.

usul usul yağmurlarda gözlerim

ellerim fırtınalarda kopmuş dal

dillerim lal

bitkinim.. ve yurtsuz

‘uy hawar’

 

yaralıyım

bakışlarımda yavrusu vurulmuş bir ceylan inliyor

melanet yağmurları iniyor üzerime

suların buz kestiği yerdeyim

rüzgarın acı kestiği yerde

yüreğine tutunduğum bunu bilmiyor.

dalları tutuşmuş bir ormanda

sevgilime yazdığım bütün dizeleri yakıyorum şimdi

bütün umutları terkediyorum bir bahardan ödünç aldığım

gençliğim yarım kalmış bir şiir değil miydi zaten?

ve kanayan bir kalem değil miydi kalbim?

bırak ömrümün bütün dallarını silkelesin hayat

 

… uy hawar

bu günde gelmedi beklediğim bahar

gülmedi karabahtım

kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar

uçup gitti kuşlar çoktan.

nereye saklanır içimdeki incinmişlikler

inince gözlerimde ince bir sızı

ve süzülünce yanağımda bu gam müziği

 

…uy havvar güz geldi

solan çiçeklerime su bekledim

yanan yüreğime kar

düşmedi bir damla yağmur

gelmedi beklediğim bahar

kirpiklerim yaralı yolcuları gözlerimin

sesim uçurumlara düşmüş çığlık

nereye uçsunki,

kalbimdeki kuşun kanadı kırık.

 

son trende kalktı boşaldı istasyonlar

kimsenin gelmediği yerdeyim

acıların bitmediği yerde

güz geldi, gelmedi beklediğim tren

yoruldum bunca ağrıyı taşımaktan

sevgiye tanımlar aramaktan

bir serseri gibi yaşamaktan yoruldum

yoruldu yüreğim, beynim, dilim, ellerim, gözlerim

 

… uy hawar

bu günde doğmadı güneş

dağlar erimedi

gelmedi beklediğim bahar

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sol Yanım Güvercin

 

Benim ömrüm kimsesiz bir çığlık

kırık bir figan akarsularda sesim

çağlayanlara vurur yankısı

 

mavisi yağmalanmış bir gökyüzüyüm

karanlığın ortasında

kendi içinde taşıyan aydınlığını

 

örselenmiş çocuk gözleriyim

ömrümün deltasında yapayalnız

sol yanim guvercin uçurumları emzirir

sağ yanım karanlık kakülleri kan

 

ah! kalbim

ah! duyarlı yanım

ortak oynanan bir oyunmu hayat

herkesin kendisini oynadığı

yalnız bir tragedyayım ben

maskesiz seyircisiz

her gece uykuya yatmış bir dağ gibi kederli

 

kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim

silahsızım kuşları vurulmuş bir gökyüzünde

bir kar çölü ıssızlığıyım, durgun bir göl suyu sessizliği

her gece bir ateşdağına tırmanıyorum

bir kahır dağına

hiç bir yol çıkmıyor umuda

kalbimi iki buzdağının arasına koyup uyuyorum

bir başka bahara açmak için çiçeklerimi

 

denizi olanlar mavi gözlüdür belki

ben kavruk bir çöl gibi yangınım

bir doğulu kadar esmer ve tedirgin

aşiretlerin terkettiği örenlere benziyor

kaygılardaki yüzüm

yollar kar, dağlar karanfil

göz göz oldu yaralarım bağlayamam

 

gel yürek sıcağı bir ezgiyle ört üstümü

‘ örtki ölim’

 

*’Erzurum ağzı’

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gecede Keman Hıçkırıkları

 

Akşam olmakta

uzak dağların ardında trenler geçmektedir şimdi

gözlerimde mavi gecelerin yıldızları

yüreğimde özlemin ince sızıları

yorgun güvercinlerin kanat çırpınışlarında soluğum

bakakalırım her akşam öyle dalgın, dargın ve ıraklardan ırak

yalnızlığımdır damlayan karanlığın kirpik uçlarında her gece

her sabah bir çocuktur içimde alıp başını gider uzak dağların doruklarına

yıllar var ki tek bir çiçek açmadı gönül bahçemde

kabr-i hanemde tek bir yolcu geçmedi

çöl oldu gülüstanım

şiiristanım, düşistanım

 

oysa hep yolculuklardı sakladığım kendime, keşifsiz denizlerdi

yıllarca bir ayrılığı biriktirdim deltalarda, bir yalnızlığı

kendimden kaçıp kaçıp kurtulmak isteyen bir gemiydim belki

belki bir deliydim herkesin akıllı olduğu bir dünyada

oysa yıllar varki tek bir gemi gecmedi denizlerimde

göğümde tek bir martı uçmadı

yaşlı ve yalnız bir ağaç gibi sürgün kaldım yüreğimin içinde

bilirimki, her akşam gözlerimde akıp giden o çağıltı

avuçlarımda taşıdığın ateşle sudur

uzak dağların ardında kalan menekşe gözlü bir kızın kokusudur

her dizede yüreğime kanayan sözcüklerle yazılan

 

akşam olmakta

uzak dağların ardında trenler geçmektedir şimdi

yüzümde sınırları çizilmemiş bir hüznün camları parçalanıyor

depremler başlıyor her gece, şehirler çöküyor içimdeki çukura

ve her sabah yeniden yüreğimde sızılarla uyanır bir dağçiçeği

bakarım öyle uzaklara kanayan gülüşlerle, kırık düşlerle

ki, metropol duvarlara yapıştırılmış

boynu bükük bir resim karesi gibiyim sanki

hüzünlü yüzüm aykırı sakalımla

 

Akşam olmakta

uzak dağların ardında trenler geçmektedir şimdi

gecede keman hıçkırıkları, başımda gam

belki analar ağlamaktadır uzak bir kentte

yittik çocuklar, yorgun babalar ve yüreklerinde ezikliği çaresizliğin

belki herkes bir yarayı sarmaktadır kendi içinde kimbilir

kimsesiz bir ölümü karanlığında

 

yıllar varki, ayrılıklar yaralı bir nehir gibi akmaktadır içime

rüzgarlar eserken alnımın sahillerinden, uzak denizlere savrulur düşlerim

kirlenir mavi gülüşlerim, yaralanır martılar, havada asit ve kir kalır

simsiyah bir bulut gölgeler yüzümü her gece, gecelerki, yaslandığım tek sığınak

 

akşam olmakta yine

ey geceden gelip geceye giden trenler

bir gün yanlış saatlerin gözlerimde buluştuğu bir noktada

bir damla su gibi düşünce hayatın uçurumundan

son isyanını çekince yüreğim, alıp götür beni buralardan

insanın uğramadığı uzak kıyılara

bir derviş gibi ıssızda yanmak için, kendi içimde sarmak için yaramı ...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kendine Sakla Yaralarını

 

Bir gül yaprağı gibi yaşam ayaklar altında

nereye baksan hüzün konar gözlerine

yıllardır ki ırmağı yaralı canevinin

akıp gider sancıyarak mevsimlere

çekilir bir köşeye seyredersin sessizce

sessizlik ki, içine gömdüğün o derin çığlık

 

ay küs, kayıp iz sürdüğün samanyolu

güneş de doğmuyor yüreğine artık

yüz üstü bırakıp gitti gecelerde yıldızlar

ah! nereye baksan tül kanaması ince sızılar

kör karanlıklardasın ey kalbim

uçurumlar kadar derin ve yalnız

 

günahkârsın ey kalbim, günahkar

bütün mevsimleri sevmekten suçlusun

bütün insanları sevmekten

sevmelerin ki, kıyametten beter

anlaki affetmiyor hayat

bir elinde ölüm fermanı

bir elinde aşk

aşk ki, ürktüğün mavi bir kuş

üşür durur pencerende her sabah

 

vuruldun, vuruldun işte ey kalbim

sevda bir yana düştü, hüzün bir yana

hayatın keyfi kendine, efkârı sana kaldı

 

ay kanaması

ince bir ışığın kavşağında

üşüyen bir serçe titremesi şimdi

yaralı yalnızlığın

incitir durur bakışlarındaki ince hüznü

öyle kırılgan öyle ürkek

 

sen ki, kocaman sevdaların büyüsü

dikbaşlı yamaçların örtüsüydün

dayan haydi yıkılmamalısın

ömürsüzde olsa bir gelinciğin sevinci

savrulup gitsede uçurumdan uçuruma

yine de ısıtabilir yaprağını bir avuç mavi

bir sarmaşık ısrarıyla tutunup yaşama.

aldırma yürü,

kendine sakla gece karası hüznünü

kendine sakla yaralarını ey kalbim

kimse bilmesin....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yorgun Yolcu

 

 

Eskil sokaklarında anıların

dolaşıyorum, öksüz bir çocuk gibi

yüreğimde kırık bir dal sızısı

ve soluk ürpertisi bir yaprağın

 

bir dost izi arıyorum, kirlenmemiş bir bakış

çocukluğumun ince sızısından kalma

alıp götürmek için uzak bir kıyıya

 

uzak dağ doruklarına bakıyorum

daha uyanmamış sabah, bahar ve yaz uyanmamış

ah… güz yağmurları iniyor, acılar ve ihanetler üstüne

çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim

kimsesiz bir kış sokağında

 

ah! gülen gözleri menekşelerin, munzur bakışlı ceren

geçtiğim tüm kıyılara kırık gözyaşlarımı bırakıyorum

ince duygularımı

toplasam avuçlarım kanar

 

baharlara geç kalmış, yorgun ve yaralı bir yolcuyum

heybemde türküleri unutulmuş bir şafağın yalnızlığı

hüznün ıslattığı kirpiklerimde bütün yağmurların adı gözyaşı,

 

dalgalarını dalgınlığında saklayıp

acılarını içine gömen bir denizim ben

yüreğime gecenin hıçkırıklarını

ve hüznün ince ezgilerini toplayıp

geçtiğim bütün kıyılara gözyaşı yağdırıyorum

 

uzak diyarlara hasret taşıyan göçmen bir kuşum ben

durmadan acılara ayrılıklara vurup kanatlarımı

şiirler topluyorum kirpikleri kırık bir gecenin teninde

 

sevdalı bir ırmak ol, gözleri mavili bir kuş

alıp götür beni insanın ayak basmadığı kıyılara

melamet yağmurları yağmadan üzerime

yoksa boğulur giderim hayatın bu sığ sularında

 

ben ki herkese gül sunan, gül bağışlayan

herkesten gül isteyen sevdalı bir çocuğum

erken vurulmuş gençliğine ağıt yakıp

bırakıp gönlünü bir çiğdem ile dağ arasında

durmadan üşürüm hayatın bu kirli sahnesinde

 

ey sevdamın nar çiçeği, ey iki gözü iki damla hasret çiçeğim

say ki günahsız bir çocuğum daha

ümitlerden uzak, hayallerden uzak nasıl yaşarım

 

gönlümü hangi seherlere bırakıp giderim sen yoksan

uçsuz bucaksız bir uçurumun kıyısında

sen yoksan bilki hayat yok benim için

dünya yok, sevda, dostluk, umut yok

boğulur giderim hayatın kirli sularında

 

şimdi yorgunum her akşam

her sabah dağlara bakıp seni aramaktan

Share this post


Link to post
Share on other sites

İhanetler kuyusu bu kuyu ahhh! Züleyha

 

Her aynada bir yüz unuttum

her kıyıda bir göz

bastırdıkça yanan yüreğimin üstüne ellerimi

iIiklerime dek ürperdim

sıcak bir cehennem oldu dünya

anladım ki hiç bir mevsimde yeşermiyor acı

ve hiç bir acıyı alıp götürmüyor ırmaklar

 

Gözleri öksüz bir çocuk gibi yaşıyorum şimdi

yedi kat yerin dibine düştü hayallerim

sevinçlerim uzak bir kıyıda rehin kaldı

sevdalarım dalgalı bir denizde...

hüzün kokuyor şimdi öptüğüm bütün maviler

ihanetler kuyusu bu kuyu ahhh! Züleyha

dikenli teller yırttı yüreğimi

hergün böyle paramparça acılarla boğuşmaktayım

kör karanlıklardayım sesimi kimse duymuyor

 

Azad eyle beni ey gözleri öksüzüm

ihanetine uğradığım dünyanın,

bütün kapılarını kapadım üstüme...

Yusuf’ gibi kuyulardayım

esir kaldı zindanlarda yüreğim.

ihanetler kuyusu bu kuyu ahhh! Züleyha

ihanetler kuyusu bu kuyu...

biliyorum bu kadar inmemeliydim derine

güvenmemeliydim bu kadar insana.

kervan geçmez, kuş uçmaz bir kıyıda...

 

Azad eyle beni ey gözleri öksüzüm

sonbahar da geçip gitti, kar yağıyor işte

ellerim üşüyor, yüreğim üşüyor.

bırakıp burda beni çaresiz,

son kervanda geçip gitti ey gönül!..

vurdukça vur başını taşlara şimdi…

 

Bir şiir var yüreğimde ihanet etmeyen

bir de sen gözleri öksüzüm

ağrıdıkça yüreğimi saran,

koruyan beni, soluyan...

ağladıkça ağlayan...

 

 

varsın acıyla bitsin bu masalın son cümlesi

yeter ki yüreğimde hep bir şiir olsun

korusun beni, sarsın, solusun beni...

 

Nuri CAN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dar Vakitler

 

Dar Vakitlerdeyim

bir uçurum kenarında

çığlığın yarayla buluştuğu yerdeyim

tut beni ey hayat, düştüm düşeceğim

yoruldum hüzünler arası gidip gelmekten

siyah sakalımda ak acılar biriktirmekten

geçtiğim bütün yollar kördüğüm.

 

Uzak dağlara esen rüzgarın kimsesizliğidir ömrüm

ömrüm ki bir tutam düş, bir top ateş

çığlık çığlık nehirlere gömdüğüm her gece.

 

Bilirim zamansız vurdu beni zaman

her gece ağrılar içinde uykusuz, yorgun, viran

avareyim, divaneyim, kırgınım

bir yıkıntı gibi yaşıyorum yaşadığım yerde

kendi kendime küs, kendi sesime dargın

bilirim dostu yok yalnızlığın

yalnızlık ki, düğümlenmiş bir ip boğazımda

bir varmış bir yokmuş gibi hayat işte ey ömrüm

 

Güvenerek tuttuğum her elin hançeri saplandı yüreğime

bu yüzden her gün kanarım böyle kirlenmiş bu şehirde

adımlarım yıldız arar her gece kayıp yollarda

dar vakitlerdeyim ey ömrüm

 

Bir uçurum kenarında içime tutunmuş kalmışım

tutunduğum dal incecik, kırıldı kırılacak

sonbahar rüzgarları esiyor gönül şehrimde

bu yıl kış erken gelecek hayatıma belki

çiçeği açmadan dağlarımın solacak

ecel erken gelecek, acı da, hüzün de

 

Ah! nice bal sunduklarım

zehir verdiler karşılığında

acının ve ateşin üstündeyim ey hayat

bir yanım ateş, bir yanım uçurum

ne yana dönsem ihanetler kesmiş yolumu

ihanetler ki, bir ok gibi yüreğime saplı

 

ah ben ki, hayatın kara sevdalısı ey ölüm

hep bir sevda uğruna ölmek istedim, ölürsemde

karanfilin kırmızısına, menekşenin moruna

özgürlük ve kardeşlik için

yoksullara ekmek

çocuklara umut olmak için

ölmek istedim...

...

Ömrümün yaz vaktindeyim ey hayat

bu mevsimde sevmek

en çok bana yakışır

ölmek de...

ya da başka bir kapıdan girmek hayata yeniden ...

 

Nuri Can

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sevdasına Yandığım Hayat

 

Kalabalık kentler ürkütür yüreğimi

uğultular doldurur beynimi yürüdükçe

tüm gözlerden incinmiş bir bakış sızar istasyonlara

kirli vagonlarda taşınan ince bir hüzün gibi

ki, hep aynı yerimi burkan

 

bu yüzü kirli şehirde

kimse kimseyi sevmiyor

bilmiyor avuçları kar çiçeği kokan

bir çocuğun saçlarına dokunmayı

şiirler okumayı bir alacaşafağa

 

kaç kez ittiysem uçuruma yüreğimi

bir çift göz gördüm deltalarda

yalvaran bir ses

kırıldı içimde yıllarca gizlediğim ayna

kalbime batıyor şimdi kırıkları

nehirler boyu kanıyorum

ateşler boyu yanıyorum

alın götürün beni buralardan allah aşkına

 

nereye baksam denizi duman

neye dokunsam ah

hüznün acıyla öpüştüğü bir kıyıda kaldım

yok gidemem başka bir liman

anla

al bu acıları koy bir yana

 

kör bir sevdanın imgeminde

bir yanı Mecnun’dur çöllerimin bir yanı Leyla

bir yanı Yusuf’tur zindanımın bir yanı Züleyha

yorgunum her akşam yollara bakıp ağlamaktan

 

nereye baksam güz bahçeleri

nereye gitsem üstüme devrilir gök

kime nasıl anlatırım sancıyan yanlarımı, kim anlar beni

hasretin bin çeşidiyle delik deşik yüreğim

kimsem de kalmadı artık halime ağlayacak

böyle boynu bükük duruşum ondan

ondan bir yanım hep vurgun, hep yetim, hep kırgın

ömrüm oy

ömrüm oyy

 

şiir cıvıltıları oysa gönül ormanımda

yıldız ışıltıları

uzanıpda tutamıyorum

hüznün en karanlık sularında boğuldu sevinçlerim

 

unutulmuş bir sokak ortasında

düş denizlerine bırakıyorum soluğumu

ellerim üşüyor, yüreğim, gözlerim üşüyor

dönüp bakmıyor kimse, bölüşmüyor sevinçlerini benimle

uzak bir kıyıda kalıyor hayallerim

bütün iskeleler yıkılıyor

bütün iskeleler yıkılıyor

hiç bir gemi almıyor beni

bir damla gözyaşı olup akıyor yüreğim avuçlarıma

yüreğim ki, deliboran, delipoyraz, kızılkan

 

hasretim kızıl alev bir güldür yangınlara

koparıp göğsümden ateşlere atıyorum

hiç kimse çekip almıyor kalbimi ateşler içinde

kanıyor en katı yerinde gece, yanıyor yüreğim

yüreğim alev topu

yüreğim kanrevan

yüreğim nar

yüreğim ateş

yüreğim ah!

 

tutunduğum dal kırık

sokulduğum kucak çiçek açmıyor

aldırmıyor çığlıklarıma sevdasına yandığım hayat

acının ve ateşin burgacında

ince bir sızı gibi geçip gidiyor ömrüm

 

nasıl katlanacaksa kalbim bunca ağrıya

ömrüm oy

ömrüm oy

gülüm oy

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hangi Kıyıya Sığınsam Ölürüm

 

Saçlarıma beyaz çiçekler bırakarak

geçip gitti mevsimler

yorgun kanatlarında göçmen kuşların

 

ağaçlar yapraksız kaldı

çoçuklar uçurtmasız, kuşlar şarkısız

kapattı tüm kapılarını kalbime bahar

şimdi ben hangi dala konayım

şiirimin kanadı kırık

 

diyorumki, bir gün

sevdamı yüreğime yüklesem

alıp gölgemi yanıma, dağ deniz çekip gitsem

her evin kapısına bir demet şiir bırakarak

ve yıkarak eğreti duvarlarını vefasızlığın

 

hoşça kal soğuk odam, kalbimin dilsiz yanı

artık hiç bir metropole sığmıyor adım

aşklar yalancı, sokaklar ince bir hüzün

bu şehirde kimse kimseyi sevmiyor artık

kimse kimseyi özlemiyor

ölüm soluklu günlere güz oldu acım

yanlızım, üstelik parasızım

dalımda gurbet türküleri bir de kırık sazım

 

denizler dalgasız, ağrılar sargısız şimdi

bir sevda kaldı yüreğimde avunmasız

bir de dalıp dalıp giden gözlerim

gecenin sayfalarında savunmasız

bir yanı kahır kıyılarımın, bir yanı cehennem

 

acıyan yüreğimi alıp yanıma

yaşlı gözlerimi ve düş kırığı bakışlarımı

cebimde eski bir kimlik, içimde yaralı ırmaklar

hüzünlü yüzüm aykırı sakalımla

dönüp arkamı çekip gidiyorum bu şehirden

 

hoşça kal güz çiçeğim, kalbimin sarsık yanı

soğuk odam, dilsiz yanım

artık hiç bir sevince yakışmıyor yüzüm

kimim kimsemde yok üstelik, öksüzüm

bu duyarlı, bu aykırı, bu yaralı yanımla

hangi kıyıya sığınsam ölürüm...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ey Dedim Sustum

 

 

Yürüdüm

yüreğimin yollarına sererek hıçkırıklarımı

yağmur yağmur tomurcuklara yağdı gözyaşlarım

en içli sevdalarla beslerken yüreğimi

duygularımı aşkın denizine düşürdüm

acılarki zemheri kadar karlı, bir yol gibi uzun

kimseler görmesin diye

gözlerimde sel sel taşan yalnızlığı

kimseler duymasın diye sesimi

ışık sızmayan bir bodrumun karanlığına gömdüm yüzümü

ey dedim sustum

hey dedim sustum

ah dedim sustum

vay dedim sustum

unutsun yollar beni

unutsun güvercinim

 

öldüm

kirletilmiş gökyüzüne savurarak hayallerimi

yükleyip cesedimi yüreğimin ağrılarına

kayboldum korkunç uğultusunda rüzgarların

acının sevinçle kucaklaşacağı zamanlara saklamak için gözyaşlarımı

bir yıldızın karanlığa gözkırptığı gecelere bıraktım anılarımı

dertlerimi denizlere saldım ki; alıp götürsün uzak bir kıyıya gemiler

 

Ey hayat kırgınım sana

hüznüm yırtık gömlek gibi duruyor her gün sırtımda

kırılgan bakışlarımda hüzün sızıyor aynalara her gece

ne kimselere anlatacak bir öyküm var, mutlulukla başlayan

ne de bir sevinç, gözlerimde bahar yeşili umutlar taşıyan

suların ötesinde bir çiçek büker boynunu her akşam adı gül

kokusu gül, rengi gül, gözyaşı gül, iki gözü iki çeşme

mutsuz, avuntusuz ve suskun

 

dudağında yitirdim şarkılarımı, şiirlerimi o aşkın

ey dedim sustum

hey dedim sustum

ah dedim sustum

vay dedim sustum

unutsun yollar beni

unutsun güvercinim

 

ey gecelerinde kahrolduğum hayat

sokaklarında sırılsıklam ıslandığım şehir

artık bu yerlere sığamıyorum

gökyüzünde katar katar turnalar göçüyor sılama

turnalar gidiyor ben kalıyorum

uyku tutmuyor geceleri

yitik düşlerimin gölgesine sığınıyorum

gölgeler gidiyor ben kalıyorum

bilki göçmen hiç bir kuş uçamaz kanatları kırıksa

 

hasretim ince bir yoldur yangınlara

kırıldı kendime saklaya saklaya içimdeki gül

tut ellerimden ikigözüm alıp beni sevinçlere götür

vefasız dünyanın ihaneti bitirdi beni

ardına saklanacak gölgemde yok

 

sevinçler dağıtırken acılar toplayan bir çardak kuşuyum şimdi

şimdi ömrüm, saçlarım kadar karlı ve puslu

hüzünlü bir ırmaktır şimdi yanaklarımda yüreğime akan

bilki artık hiç bir şey avutmuyor beni

şefkatine sığındığım sıcak bir kucak bile

ezilmiş gelinciklerin çığlığında gizledim sesimi ve gözyaşımı

kırların ürperişi gibi dökülüyor dudağımda sözcükler

hıçkırıklar boğazıma tıkanıp kalıyor her defasında

her defasında dudağımda binlerce şiir kanıyor

binlerce şiir yanıyor içimde her defasında

 

ah yaralı güvercinim

içime vurma kanatlarını

ya topla git yaralı kanatlarını içimden

ya gittiğin yere benide götür...

 

kimse aldırmıyor artık sevdalara ah gönül

duygular mı köreldi? biz mi yetimiz ah!

acının ve aşkın kesiştiği yerde

avcıların sarp kayalara sürdüğü iki ceylan gibi kaldık

tutup kime anlatsak acıyan yanlarımızı

yaralarımız ağıt olur uçar gökyüzünün boşluğuna

 

yüreğimin içini sevgi ile doldurup yakmak geçiyor içimden

ve savurmak küllerini her sabah seher yellerine

kurtulmak için prangalardan

bilirimki, yaşamak saralı bir sancıdır sancıyan yaralara

ey dedim sustum

hey dedim sustum

ah dedim sustum

vay dedim sustum

unutsun yollar beni

unutsun güvercinim

 

ah yaralı güvercinim

yüreğimin ince sızısı benim

gidiyorum işte

hep üşüdüğüm bu hayat sahnesınde

gözlerimde iki yetimlik ah

gidiyorum

yolculuklara hüzün rengi veren şiirlerle

kan rengi şarkılar bırakıyorum kalanlara

gölgemde yok arkasına saklanayım

 

sayki ben hiç ağlamadım, gülmedim

hiç ateşe tutmadım yüreğimi

tatmadım sevgiyi, acıyı, ihaneti

sayki ben hiç doğmadım, yaşamadım, ölmedim

 

yokum artık yokumsayın beni

ölmüş gibi değil, hiç doğmamış gibi

Share this post


Link to post
Share on other sites

Suz-i Nağme

 

Kar yağdı dağlara ah ömrüm sana ne desem

ne söylesem zülf-i yare ey gönül

bülbüle figan düştü, bağlara hazan-ı gam

giryan eden gül-i zare ne desem

ne söylesem zülf-i yare ey gönül

 

bir zamanlar çıkıp yücelerde seyr-i seyran eylerdin

dört mevsim aleme suz-i nağme söylerdin

elifi solmuş bir gül şimdi hasret pare pare

gitti giden ömür geri gelmez ne çare

 

aşkı endam kızıl bir alev olup yakmasaydın bu canı

bir ahım bile yeterdi yakmak için ol cihanı

benki, gözleri yetim bir dervişim şimdi ey yar

her doğrulduğumda yedi yerimden vururlar beni

bu yüzdendir karalar giyerim, küserim yıldızlara

yüreğimden bir gül düşürürüm sulara her akşam

her gece bir can-ı canan veririm toprağa

kör olur gözlerim nereye baksam

 

kar yağdı dağlara ömrün ah sana ne desem

ne söylesem zülf-i yare ey gönül

bağlara gazel düştü, bülbüle feryad-ı ah

giryan eden gül-i zare ne desem

ne söylesem zülf-i yare ey gönül

 

ben ki, aşkın yollarında yönünü yitirmiş seyyah

dağlara yazar giderim derdimi her sabah

gitti giden ömür geri gelmez eyvah

kar yağdı dağlara ömrüm sana ne desem

ne söylesem zülf-i yare ey gönül

yaramı bağrıma basar giderim

 

hasret ki dudağımda bir alev gül pare pare

gitti giden ömür geri gelmez ne çare

ne dost kaldı hanede ne de can-ı canan

yan şimdi ey gönül, dermansız derdine yan

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.