Zıplanacak içerik
  • Üye Ol
GeceKuşu

BÖCEKLERİN SEVİLMEDİĞİ KÖY...

Önerilen İletiler

**

 

Bu hikayede anlatılanlar, gerçeklikle çakışık kurgusal bir gerçeklikte yaşanmıştır.

*

the_all_seeing_eye_by_killingspr.jpg?w=590&h=442

 

 

Lanetli bir şafak vaktini izlerken insan, kör edici Güneş’i, tüttürüldüğünde kafa yapan herhangi bir maddenin dumanıyla bulandırıyor. Hayatta kalmak için gerçeği reddediyor. Kaçınılmaz olan aydınlanmadan korkuyor ve bu konuda çok da haklı.” Böyle dedirtti insan, böceğe.

 

Yaşam ve ölüm arasındaki geçiş formuyuz. Endişelenecek çok şeyimiz kalmadı. Olgunluğunu tamamlamak için her kadının yaşamak zorunda olduğu o bekaretin reddine benziyor, deneyimlediğimiz. Beyin, kendini savunmak için öğrendi. Öğrenmek, onu yok etti. Ölümü getiren hayatta kalma istenci. Cehaletten bilgeliğe yapılan o geçiş, masumiyetin yırtılışı, acı ve değişim. Her yükseliş, bir çöküşe; her barış, bir savaşa; her gelişim, bir yok oluşa ilerler. İnsan, öldüğü ana dek, ergenliğini tamamlamayacak.” diye devam etti böcek.

 

Biz burada böcekleri sevmeyiz.” dedi insan. Gözlüklerini çıkarttı. Dimdik baktı, salınan antenlere.

Gezinir durursunuz ortada, ya da sinersiniz bulduğunuz bir boşluğa. Sırtımızdan geçinirsiniz. Ve çekinmeden, istediğinizi yapabileceğinizi söylersiniz! Zerre kadar utanmadan, istediğiniz an ölmeye hakkınız olduğunu iddia edersiniz. İnanmazsınız şöyle dediğimizde: doğumunuza siz karar vermediniz, ölümünüze de veremezsiniz! Size izin vermeyiz.’ Savurur durursunuz antenlerinizi, bizim algılayamadığımızı algıladığınızı iddia edersiniz!

 

Haklısın.” dedi böcek. “Antenleri olmayanların üstüne gelmek, bizim suçumuz. Bu bir körden, siyahı seçmesini beklemek gibidir. Sağırlarla konuşulmaz, onlarla alay edilir!

 

Siz kimsiniz!” diye çıkıştı insan, “Kimsiniz, bizimle dalga geçeceksiniz! Büyüğüz biz, istersek, hepinizi ezeriz!

 

Ağırlıkça büyüksünüz.” dedi böcek, “Hepimizi ezersiniz. Kendinizi ezmekten acizken, ne işe yarar ki! Çirkin sözlerle konuşuyoruz diye bize böcek dersiniz. Oysa bizler, yalnızca gerçekçiyiz.”

 

Zararlısınız! Zehirliyorsunuz bizleri, pisliğiniz içimize akıyor.

 

Pisliğimiz her insana bulaşmaz, merak etme. Bizi doğa yetiştirdi, taşıdığımız, onun pisliği. Hepiniz üstün değilsiniz, onu taşıyacak denli!

 

Ayartıyorsunuz kimimizi. Ölüm saçıyor sözleriniz. Ölüm saçıyor, gerçek dedikleriniz. İnsanlara vahşet özgürlüğü getiren fikirlerle yayılıyorsunuz, evlerimizin, iş yerlerimizin altından geçen kanalizasyonlara.

 

Çok yaşamak istiyorsunuz diye, size saygı duymuyoruz. Ve aslında, vahşet özgürlüğünü ve kötülüğü biz yaratmadık. Biz yalnızca, onu belirli bir zümreden alıp, herkese dağıtıyoruz. İnsanlara ezilmek zorunda olmadıklarını, ama dilerlerse ezilebileceklerini söylüyoruz. Ezebileceklerini de söylüyoruz. Bütün sevap ve günahların kişisel olduğunu anlatıyoruz. Onlara sevap diye öğretilen her şeyin, kendi çıkarları namına günah işlemek olduğunu öğretiyoruz.

 

Siz böcekler, ne anlarsınız sevgiden, saygıdan, kardeşlikten? Ne anlarsınız arkadaşlıktan!

 

Biz, düşmanlarla dostları birbirinden ayrı tutmayız. Nasıl ki, hayat ölümün bir çeşidiyse, düşmanlık da dostluğun, beraberlik de yalnızlığın çeşitleridir. Sevgi, saygı, arkadaşlık dedikleriniz, kuyu kazmanın farklı biçimleri. Hayat dediğiniz, ölümün şekil değiştirmiş hali.

 

Siz! Siz! Ah! Siz!

Evet, biz?

Siz. Ne anlarsınız yaşamaktan? Ne anlarsınız ondan tat almaktan? Ha? Cevap ver bana böcek, cevap ver!

Hayat, ölü maddenin, ölümü hissetmesi olarak da yorumlanabilir.

Bu sözler, size yaşam bahşeden annelerinize büyük saygısızlık!

Var olmama huzurumuzu elimizden almak büyük gaddarlık.”

Nasıl bir tutarsınız ölümü hayatla, farkında değil misin yaşadığının, yaşadığımızın?

Yaşamak, yaşadığınızın sanılması, ve/veya yaşadığınızı sanmaktır.

 

Siz de mutlu değilsiniz halinizden, düşündüklerinizden. Yine de çekinmiyorsunuz, hastalığınızı bulaştırmaktan, ilerletmekten! Hem yanıyor canınız, hem acı veriyorsunuz! Zor değil istediğimiz, sökün antenlerinizi, bizimle olun!

 

İnsanları sivri dilleri olduğu için suçlamayın. Sivri şeyler batar, bu bir basınç olayıdır. Canı yanan, acı verir, bu bir seçim değil, etki-tepkidir. Antenlerimizi, yani bize acı veren hayati parçalarımızı ise biz üretmedik.

 

Ne de olsa, bu kaybedeceğiniz bir savaş. Siz tanrısızlar iyi bilin, melekler bizimle beraber!

Melekler, askerleri güçlü olanların yanındadır.

 

Biliyoruz intihar yanlısı sözlerle bağırdığınızı. Biliyoruz ölmeyi arzuladığınızı. Ama sakın yapmayın. Sizi biz katledeceğiz!

İntihar, ölme isteğinden değil, acıdan kurtulma isteğinden kaynaklanır. Buyrun, öldürün bizi, işimiz kolaylaşır.”

 

O halde, size dünyayı zindan ederiz!

Dünya, hali hazırda bir zindan. Biz nefretle ve kötülükle beslenen şeytanlarız. Bizi bize karşı savaşarak yıldıramazsınız.

 

Biz insanları iyileştiriyoruz, siz onları zehirliyorsunuz. Ve bizden üstün görüyorsunuz kendinizi.

Modern psikoloji, insanları direnir hale getirmek üzerine kuruludur. Direnmek, ağrı kesici gibidir. Ağrılarınızı hafifletir, ama onları tedavi etmez.”

 

Kahrolun!”

Anlaşılan, ‘Kahrol!’ demiş Tanrı, en başta, ‘Ol!” değil.”

Tanrı da nefret ediyor sizden!

Hayır, siz nefret ediyorsunuz bizden. Ve Tanrı sanıyorsunuz kendinizi. ‘Sizi korkmaktan koruyoruz.’ bahanesiyle, korku salıyorsunuz, başka insanların içine.

 

Hoşuna gidiyor değil mi, böyle konuşmak? Sevilmemek, dışlanmak? Bir mazoşiste uygundur ancak, farklının linç kurbanı olacağı yerde, farklı olmaya çalışmak.

Normal olmaya çalışmaktan vazgeçtiğim günden beri, anormal olmaya çalışmakla suçlanıyorum. Olay bundan ibaret.

 

Şeytan!” diye bağırdı insan.

Ve şeytanlar, ilkel primatlardan evrimleşti.” diye yanıtladı böcek.

 

O anda insan, büyük bir gururla, akıl edebileceği en başarılı karşılığı vererek ezdi böceği.

Böcek doğadan beslenmişti. Ondan yemiş, ondan içmiş, ondan gelmiş ve ona karışmıştı.

 

Bir zamanlar insan olan böceğin kanında dolaşan zehir, doğadan gelmişti ve yalın ayağından bedenine karıştı, onu ezen insanın. Yok etmek istediğini kendine kattı insan, bilmeden, her zaman yaptığı gibi. Böcekler, tükenmişler, çirkinler, kötüler, katiller, tecavüzcüler ve her çeşitten şeytan, gerçekliğin kendisini insana enjekte etmek amacıyla kullandığı şırıngalar, kendisini tanıtmak amacıyla yayın yaptığı kanallardır. Bilince ulaşan insan, bilincin kendisini yok etmesinden kaçamayacak. Gerçeklerle ittifak kursa da, gerçeklere karşı savaş verse de.

 

Mert Demir

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.