Jump to content
Sign in to follow this  
Guest Bastet

'Vurma bana, vurma! İçimin oyuncakları kırılıyor'

Recommended Posts

Guest Bastet

Hakkari'de polisin otomatik tüfek dipçiğiyle dövdüğü 14 yaşındaki Seyfi Turan için 95 şair dizeleriyle bir köprü kurdu. Bir daha çocukların kafaları copla kırılmasın, çocukların kafalarında hayat kırılmasın diye...

 

izim-1%20semih%20poroy.hlarge.jpg

 

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda taş attığı gerekçesiyle Özel Harekat polisi tarafından dipçikle dövülerek ağır şekilde yaralanan 14 yaşındaki Seyfi Turan için 95 şair bir araya geldi. Şairler dipçiğe karşı, kalemleriyle, dizeleriyle tepki verdi. Sennur Sezer'in dediği gibi, şairler şiirin herşeye çare olduğuna inanıyor.

 

Seyfi Turan Şiiri, aralarında Necmiye Alpay’ın da bulunduğu çevirmenlerce, İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, Kürtçe ve Zazaca’ya çevriliyor. Çeviriler tamamlandığında tüm mağdur çocuklar yararına kitaplaşacak.

 

İlkokul birinci sınıftan terk Seyfi, kitapları okuyabilecek mi bilmiyoruz ama şairler Seyfi için birer kitap imzalayarak gönderecek. Ayrıca, şiire dize veren tüm şairler kendi kitaplarını ya da Seyfi'nin okuyabileceği bir başka kitabı ona imzalayarak ona bir kitaplık kuracaklar.

 

'Kafamızda hayat kırılmamıştı'

 

Şairler Seyfi Turan ve onun gibi şiddete uğrayan çocukların kırıklıklarını dizeleriyle onarmak için ikişer dizeyle ses verdi. İzmir'de yaşayan şair Fergun Özelli yüzün üzerinde şairle ilişki kurarak bu dizeleri biriktirdi.

 

VE ŞİİR, BİR KEZ DAHA İŞE YARASIN DİYE...

Seyfi Turan şiiriyle ilgili açıklamada, "Biz, doksan beş şair, geleceği kuracak olan kafası, taammüden saldırıya uğrayan on dört yaşındaki Seyfi Turan’ın varlığında, her türlü nefret ve şiddeti akıl dışı sertlikte yaşamak zorunda kalan çocuklara yirmi bir bölümlük bir şiir hediye ediyoruz..." deniliyor:

 

Bebek olmadan önce, henüz doğmamıştık.

 

Henüz doğmadığımız zamanda şiddet ve nefret kelimelerini öğrenmemiştik. Uyumamış, büyümemiştik. Kafamızda hayat kırılmamıştı. Herhangi bir “dipçik” kafamızı kırmamıştı. Kafamız bile yoktu. Bir çocuğun kafasını dipçikle kıran adamların kafası olduğunu ve bu kafanın içine şiddet ve nefretin nasıl dolduğunu bilmiyorduk.

 

Doğduk, bebek olduk.

 

Bebekler, yüzyıllardır ninni dinler ve ninni şiirdir.

 

En kıymetliden bilinir bebekler, isimleri itinayla verilir, masalla, taşla, ışıkla, efsaneyle; en fazla hayatla büyürler. Bebekler tıpkı şiirdir; az palazlandığında çocuk deriz onlara, çocuk.

 

Büyüdük, çocuk olduk.

 

Ve “kafaları dipçikle kırılan, otuz yıl içeri atılıp, “eğitim” ve “bali”yle hayatları karartılan çocuklar için birer ya da ikişer dizeyle bir şiir yazıyoruz; vicdanımız ve masumiyetimizi korumak için” diyerek yola çıktık.

 

izim-3%20semih%20poroy.standard.jpg

 

Biz, doksan beş şair, geleceği kuracak olan kafası taammüden saldırıya uğrayan on dört yaşındaki Seyfi Turan’ın varlığında, her türlü nefret ve şiddeti akıl dışı sertlikte yaşamak zorunda kalan çocuklara yirmi bir bölümlük bir şiir hediye ediyoruz bugün.

 

Bebekler ve çocuklar, o kanayan dünya çocukları, din, ırk, milliyet, düşünce ve üzerinde yaşadığı toprak farkı gözetilmeden bir daha şiddete maruz kalmasın diye.

 

Ve şiir, bir kez daha işe yarasın diye.

 

izim-2%20semih%20poroy.standard.jpg

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Bastet

SEYFİ TURAN ŞİİRİ

 

1.

 

usaré domaié vané, qezna isania

 

 

nenıka jü çeneké de henie kemeria (*)

 

 

diyarbakır’ın kayıp çocuğuyum

 

her şeyin tükendiği bir yerdeyim

 

taştan başka yok verecek bir şeyim

 

sevecekse elbet, kırık bir kemiğin hüznüyle sevecek kalbim...

 

vurma bana, vurma! içimin oyuncakları kırılıyor

 

ben, her ilkbaharın ilk günüyüm; gölgeler uzar yamaçlarımda

 

eskimiş okul önlüğümden bozulup dikilme siyah külotum

 

şu soruyla geçtim tarihten kurşunlar arasında

 

ölüm, bir halkın çocuğu olmanın tek mucizesi mi?

 

"her çocuk bir yüreğin penceresi" derdi anam

 

güneş batmaya başladığında ufukta

 

şimdi yürekleri kör kapılar gibi insanların

 

çocukları yiyorlar adım atarken sokağa

 

aklım erdiğinden beri içindeyim bu hüznün;

 

kabara şakırtısı, makineli tüfek sancısı, kan damlası

 

kuşlar geçiyor düşlerimden gökyüzü renginde

 

türkülerine yüz çevirip kalem kırıyor hâkimler

 

anne! ben buradayım; kalbimi çekiç yaptım da

 

düzeltemedim hayatımın eğri büğrü kaportasını

 

ezikliğini bana kusuyor ustam

 

üstüpü gibi harcıyor çocukluğumu

 

koltuk değneğimin sekişinden huylanan köpek

 

kadar bile değilim üstüme dikilmiş gözler için...

 

kapılar kapalı, duvarlar yüksek,

 

çocuk ömrüm zindan içinde

 

bir çınlama kalırsa kulaklarımda

 

hepinizin sağırlığındandır,

 

ölü bir nokta kalırsa gözlerimde

 

hepinizin körlüğünden.

 

- dövmeyin beni amcalar, dövmeyin n'olur

 

duyulursa kırılır sonra içimdeki taze dal

 

parklar ötelerde kalmış ve okullar;

 

siz kötü çocuklar diyorlar, düşüyor bol kelepçe

 

oysa ben çocukluk ne hiç bilemedim,

 

bundan mıydı hiç de büyümedi ellerim

 

ruhum safirdi, incindi

 

utancı gördüm zorbanın sopasında

 

durdum azaltmak için ruhumdaki acıyı

 

güneş gören evlerin kapısında

 

karşımda hayal kalp, orman uğultusu, mezarlık çiçekleri

 

annem ardımdan yetim bir ağıt söylüyor durmadan

 

çocukluğumu buruşturup ödüyorum insanlığın yenilgisini

 

dünya filizkıran çöl, sokağımda kurt baharı.

 

insanı acısından bilirim vahşeti şiddetinden

 

başımdaki devletli yırtık

 

yargısız infazdan

 

faili meçhul cinayetten

 

ben kayıt dışı, ağır tahrik, öteki çocuk

 

muskalı eşiklerden geçtim eşiklerin sağ ayakla aşıldığı evlerden

 

nazara karşı dökülürken öğrendim kurşunu

 

cinayetler işledim oyuncak satan dükkanlarda; sapan taşım cebimdeydi

 

aklımın kuşunu salarken kafeslerinizden

 

ben miydim rüzgâr topacına gökkuşağını saran

 

ben miydim devletinizi bir çakılla bozan

 

değildim…

 

bir çocuğun düşüydüm de mor bir çocuğun

 

zor bir çocuğun üşümüş eliydim

 

tüysüz yüzüm tüzüklerinize küs

 

yanlışlıkla kalırım yoğun bakım yalnızlığımla

 

- bana vururken ellerini incitme yorgun amca

 

akşam çocuklarını nasıl seversin yoksa

 

her yer metal!

 

esiyor derin namlunun soluğu

 

bir taş çalmışım ölümden

 

nereye atayım ki onu

 

hey! toprak ana, devlet gözüyle gelmek istemezdim sana

 

törenler bayraklar istemezdin; alkışlar şaşaalar istemezdin

 

siyahlar paltolar istemezdin; gözlükler yaşlar istemezdin

 

balıklar sırtlarında taşıyorlar denizi, görmeliydin…

 

kanatlandı çığlık gök boşlukta

 

yırtıp bulutları sardım yarama

 

el dokuması bayramlık gömleğimi giymiştim

 

bilmediler; anamın ter kokusunu taşıyordu

 

dinmedi beyazların nefreti, tek renk tek tip

 

bu şehri çocuklar kuşatacak, üç kapı üç kilit

 

hangi elim kırık yalnız onlar biliyor

 

o çocuklar ki bir dakika itirafa davet edecek hepimizi.

 

yağmur yağmadı; yağmıyor… belki hiç yağmayacak

 

ölen lalenin acısı da büyüyecek benimle

 

vur diyen yürek durdukça bunların içinde

 

yaralanmış bir hayat yaşayacak giysilerimin içinde

 

yüzümü güneşe taşıyın kuşlar

 

gülüşüp oynuyordur orada çocuklar

 

yakılmış fenerler gibi

 

iri gözleri...

 

bir damla terle gözyaşından doğmuşlardı

 

avuçlarımda tuzları kaldı

 

kıpkırmızı bir gece çocukların kanından

 

örtünemem annemin anlattığı masalı

 

omzuma kırık bir kol biçildi, terzi kim?

 

morarmış bir çift göz kafama buyur ettim

 

kabuk benim toprağa, kanasa yara benim

 

çünkü beni panzerler ezdi, son nefesteyim

 

- devlet beni vur! büyüyorum,

 

ben tehlikeyim

 

hırsızların çaldığı dilimi çığlıklarla onardım

 

katillerin boşalttığı ruhumu alkışlarla

 

buradayım:

 

cevabın soruyu incittiği yerde

 

{ (*) çocukluk baharı derler, hazinesi insanın

 

bir kız çocuğunun tırnağında kaya kınası }

 

2.

 

leylekler getirmedi, kan yollarında bulduk seni

 

sonsuz kırın ortasında

 

kolları taşla kırılan filistinli gibi mahzun

 

ay bir hata duruyor orada

 

kaymak: bir zemindir de bir çocuğa

 

bir taş da o sektirir oyuna

 

bak!

 

çiçeklenir hem kıyıcığından

 

çocuklar taş’ın ritmini sekti

 

simidin camından neler olmaz ki

 

bütün ayakkabı boyacıları maça gider ellerindeki fırçalarla

 

seni kırdıkları yerden kararıyor dünyanın bütün sabahları

 

(o, hakkari'de bir çocuk)

 

kalktı yerinden annesine gider gibi

 

sarıldı koyunun memelerine annesinden emer gibi

 

kan, demirle yüzleştirildi.

 

sevincini taşıran çocuk

 

aktı bir deli suya.

 

bir daha hiç açmayacak o çiçek:

 

masumiyet

 

susarak kör edecek tarihin gözlerini

 

- öldürmek -bilmem neden, kadîm mesleğiniz miydi

 

tutamam elinizi yâ hû! öldürün ama yaralamayın bizi

 

3.

 

çünkü bilmezsiniz

 

kalbini unuttuğunuz o çocuklar

 

tarihin beyaz taylarıdır

 

şimdi bu çocuklar ölmemiş gibi yapsak

 

karga gak dememiş, tavşan dağa küsmemiş gibi

 

vurduğunuz her dipçikte

 

yerin dibine girdiniz

 

ne kahramandınız çocuklara

 

sizin aklınız hurda edilmiş

 

çocukların incinen yüzüne

 

neden sokuyorsunuz tüfeklerinizi DNA'lara

 

neden oynuyorsunuz seyfi'nin gen haritasıyla

 

bir dili kopararak mı var olacaksınız?

 

elbette taşa inanacaktır çocuklar

 

çocuklar bütün dillerle konuşur...

 

4.

 

tank paletleri ezip geçerken cesetleri

 

korkarak yürüyordu caddede bir çocuk

 

karıncanın birini ezeceğim

 

onun sevgilisini üzeceğim diye

 

sana bir şarkı gibi geldi nedense ölüm

 

neyi sevdin anlamadım; bak başımda onların elleri

 

her katil gibi onlar da biliyor artık kimsenin

 

kimsenin peşine düşmeyeceğini.

 

çocukların dövüldüğü bir medeniyet kuruluyor cehenneme

 

şeytan dahi utanıyor dağlıyor gözlerini kendi kendine

 

içlerinde aşk kalmamış onların, görülen sadece insan kılıfı

 

ruhları çekilip alınmış, buz ve barbarlık doldurulmuş yerine!

 

- eteğinden taşları göğe salma seyfo

 

başına düşer devlet-in

 

oyun sanma temelini mülkün

 

yıkılır sırtına senin

 

5.

 

böyle fal bakmadı avuçlarından hiçbir devlet çocukluğunun

 

geçmedi hiçbir çocukluktan bunca hasar manzara

 

biz kaç çocuktuk derdimizden dert taşırmış yüzümüz kerbela

 

sustuk susturulduk dört yanımız ağrılar içinde ağrıyla

 

- biz de çocuktuk. biz de çocuktuk.

 

bir zamanlar.

 

çocuklara dokunanlar

 

hiç çocuk olmadılar mı yoksa?

 

6.

 

öğretmenin vurduğu yerde gül biter diyen

 

tüfek dipçiğinden bahçe beklermiş (!)

 

ağlamayın lavanta kokulu anneler

 

en güzel çocuklarınız öldürülecektir...

 

7.

 

nereye istesek oraya gideriz

 

haritanın yırtılan yerine

 

havagazını ve pencereleri açar sevişiriz

 

yüreğinizin üşüyen dipnotlarından

 

bir damla sıcak kan düşer şiir defterimize

 

sussun kırmızı bültenler, kara bültenler, mahkeme ilâmları

 

ömrünün baharında çocuk konuşacak

 

öz toprağını suladığı göz pınarlarıyla

 

- azad yok azap var

 

biji azadî çocuklar

 

8.

 

çocuklar sabun sürer, sürer de tahtalara

 

kayarlar, kayarlardı yokuş aralarında

 

taşı taş üstünde kalmamış göç denklerinden fışkırıp

 

pet şişede suyla, kağıt mendil satarlardı trafik ışıklarında

 

menem aymaz öfkeymiş, dipçiğe yıkanmış ellerin

 

vurdu acısı yüreklere, boynundan bir çiçeğin

 

ağaçtan yonttuğum bir tüfeğim var. şükredin,

 

o gün yanımda değildi; erkekseniz şimdi gelin!

 

9.

 

yurdunu sev, yurdunu koru;

 

tüfenginin dipçiğini

 

eksik etme insanından..

 

.. böyle olunur devlet,

 

emret; yazsın bunu,

 

kafasına hem

 

defterine seyfi!

 

10.

 

yitik çocukluğun lüzumu yok,

 

size daha çok riya gerek

 

sen çirkin bir pinokyo’sun adam

 

ellerin çünkü ölümlere uzuyor

 

kan adam, küçük adam

 

bilmiyorsun, çocuklar illâki büyüyor

 

11.

 

her çocuk çokça doğudur her çocuk biraz diyarbakır

 

savaş, vahşet, zulüm her çocukta onmaz yaralar bırakır

 

kedere bıçak çekip jilet atarlar cehenneme

 

tinerle ovarak cesaretlerini

 

dudakları uçuklar uçurumların

 

uykulardan çalınırken çocuklar sabah sayımlarında

 

sarı gözlerinde tufan uyuyan çocuk

 

çöl ateşiyle dökülür (k)an'ın üstüne

 

bir dipçiğin izinde yürür yaralı geyikler kervanı

 

yükü işaretli, lanetli, kin(in) zehrinden süzme.

 

12.

 

büyüyünce

 

oyuncak bebek olmak istiyor kızım

 

hiç korkmasın, canı yanmasın diye

 

diyorum ki ona:

 

aklın hükmünün olmadığı bu pislik zamanı unut

 

taş atan çocuklara karış, kandil kokan gecelerde yürü

 

sonsuz dalgalarına boyun eğ denizin

 

uzaklaş rüzgârsız şehirlerden ateş yanan dağlara koş

 

nasılsa resimleyemezler hiçbir duvara zamanı

 

13.

 

tamam, devlet, ‘baba’dır bu coğrafyada; hem söver hem döver

 

ama, babalar babalıktan "sessizce çekilmesini bilmelidir abiler”

 

14.

 

güle dipçik vuran zihin

 

acaba hangi diptedir?

 

büyür dünyanın mavi gözleri; büyür

 

olur iki kızıl kan çanağı

 

ah! dipçik düşüyor hep diptekilerin payına

 

15.

 

çocuk daha insandır büyümemiştir henüz

 

evin yarasıdır

 

yüzümüzde gezdirdiğimiz dünyanın

 

selâmsız mezarı

 

taze iki yeşil zeytin gözleri

 

kararmasın hayatla

 

16.

 

büyük şairler

 

çocukların arasından çıkacak

 

çünkü sözcükler sınırlayamaz onları

 

duvarlar boş bir zorlama

 

onlar tamamlanmadığına inanırlar dünyanın

 

o yüzden çoğu keşiflerde

 

17.

 

aşk tanrı’nın prangalı yüreğidir

 

katillerin suratlarına acısını kusan,

 

tanrı’nın kanayan elidir,

 

çocuğun çepellenmiş zülfüne ağlayan.

 

vurulmuşluğun çocukluğuyla

 

şarkılarla gelir kelepçelenmiş öpücükler...

 

18.

 

acımasız kıyıcı oğlumuzun başını ezerken

 

aslında yurdumun geleceğidir elden giden

 

dayan ısırganım, dayan ebegümecim, dayan hardal otum, dayan!

 

yeniden kanamasın çocukların onulmaz yaraları!

 

eklenmiş dizelerin iğne deliklerinden

 

19.

 

kafamda çatlak mı var, ne derdin

 

belki koşuyordum çocukluğumun düzenine

 

gülü gül ile tartan kardeşlik baharını

 

haber eylemek için günlere ve güllere

 

o, ol(durul)mayan renklere

 

ol(durul)mamış biçimlere

 

ah! dil var, paramparça bir dil, o taşın içinde

 

20.

 

takılıverdi plak: … büyüklerimi saymak… büyüklerimi saymak…

 

büyüklerimi say… büyüklerimi… büyü…

 

dilsizlik taştı, esmerlik taştı, çocukluk taştı

 

hrant oldu, gazze'yle direndi şiir sözcüklerden taştı

 

gökkuşağında dondurma oldu, sucuklu sandviç koktu dünyaya

 

köyü yakılmış küçük bir kürt çocuğuna türkçe sarıldı

 

21.

 

gaçık denizlerin hürlüğünde,

 

sabah geliyor çocuklar,

 

sabaaah, kanaya kanaya!!

 

bu sabah,

 

eli kalem tutan bir sabah

 

benzemiyor hiç başka sabahlara

 

 

 

diyarbakır’ın kayıp çocuğuyum

 

her şeyin tükendiği bir yerdeyim

 

taştan başka yok verecek bir şeyim

 

sevecekse elbet, kırık bir kemiğin hüznüyle sevecek kalbim...

 

vurma bana, vurma! içimin oyuncakları kırılıyor

 

ben, her ilkbaharın ilk günüyüm; gölgeler uzar yamaçlarımda

 

eskimiş okul önlüğümden bozulup dikilme siyah külotum

 

şu soruyla geçtim tarihten kurşunlar arasında

 

ölüm, bir halkın çocuğu olmanın tek mucizesi mi?

 

"her çocuk bir yüreğin penceresi" derdi anam

 

güneş batmaya başladığında ufukta

 

şimdi yürekleri kör kapılar gibi insanların

 

çocukları yiyorlar adım atarken sokağa

 

aklım erdiğinden beri içindeyim bu hüznün;

 

kabara şakırtısı, makineli tüfek sancısı, kan damlası

 

kuşlar geçiyor düşlerimden gökyüzü renginde

 

türkülerine yüz çevirip kalem kırıyor hâkimler

 

anne! ben buradayım; kalbimi çekiç yaptım da

 

düzeltemedim hayatımın eğri büğrü kaportasını

 

ezikliğini bana kusuyor ustam

 

üstüpü gibi harcıyor çocukluğumu

 

koltuk değneğimin sekişinden huylanan köpek

 

kadar bile değilim üstüme dikilmiş gözler için...

 

kapılar kapalı, duvarlar yüksek,

 

çocuk ömrüm zindan içinde

 

bir çınlama kalırsa kulaklarımda

 

hepinizin sağırlığındandır,

 

ölü bir nokta kalırsa gözlerimde

 

hepinizin körlüğünden.

 

- dövmeyin beni amcalar, dövmeyin n'olur

 

duyulursa kırılır sonra içimdeki taze dal

 

parklar ötelerde kalmış ve okullar;

 

siz kötü çocuklar diyorlar, düşüyor bol kelepçe

 

oysa ben çocukluk ne hiç bilemedim,

 

bundan mıydı hiç de büyümedi ellerim

 

ruhum safirdi, incindi

 

utancı gördüm zorbanın sopasında

 

durdum azaltmak için ruhumdaki acıyı

 

güneş gören evlerin kapısında

 

karşımda hayal kalp, orman uğultusu, mezarlık çiçekleri

 

annem ardımdan yetim bir ağıt söylüyor durmadan

 

çocukluğumu buruşturup ödüyorum insanlığın yenilgisini

 

dünya filizkıran çöl, sokağımda kurt baharı.

 

insanı acısından bilirim vahşeti şiddetinden

 

başımdaki devletli yırtık

 

yargısız infazdan

 

faili meçhul cinayetten

 

ben kayıt dışı, ağır tahrik, öteki çocuk

 

muskalı eşiklerden geçtim eşiklerin sağ ayakla aşıldığı evlerden

 

nazara karşı dökülürken öğrendim kurşunu

 

cinayetler işledim oyuncak satan dükkanlarda; sapan taşım cebimdeydi

 

aklımın kuşunu salarken kafeslerinizden

 

ben miydim rüzgâr topacına gökkuşağını saran

 

ben miydim devletinizi bir çakılla bozan

 

değildim…

 

bir çocuğun düşüydüm de mor bir çocuğun

 

zor bir çocuğun üşümüş eliydim

 

tüysüz yüzüm tüzüklerinize küs

 

yanlışlıkla kalırım yoğun bakım yalnızlığımla

 

- bana vururken ellerini incitme yorgun amca

 

akşam çocuklarını nasıl seversin yoksa

 

her yer metal!

 

esiyor derin namlunun soluğu

 

bir taş çalmışım ölümden

 

nereye atayım ki onu

 

hey! toprak ana, devlet gözüyle gelmek istemezdim sana

 

törenler bayraklar istemezdin; alkışlar şaşaalar istemezdin

 

siyahlar paltolar istemezdin; gözlükler yaşlar istemezdin

 

balıklar sırtlarında taşıyorlar denizi, görmeliydin…

 

kanatlandı çığlık gök boşlukta

 

yırtıp bulutları sardım yarama

 

el dokuması bayramlık gömleğimi giymiştim

 

bilmediler; anamın ter kokusunu taşıyordu

 

dinmedi beyazların nefreti, tek renk tek tip

 

bu şehri çocuklar kuşatacak, üç kapı üç kilit

 

hangi elim kırık yalnız onlar biliyor

 

o çocuklar ki bir dakika itirafa davet edecek hepimizi.

 

yağmur yağmadı; yağmıyor… belki hiç yağmayacak

 

ölen lalenin acısı da büyüyecek benimle

 

vur diyen yürek durdukça bunların içinde

 

yaralanmış bir hayat yaşayacak giysilerimin içinde

 

yüzümü güneşe taşıyın kuşlar

 

gülüşüp oynuyordur orada çocuklar

 

yakılmış fenerler gibi

 

iri gözleri...

 

bir damla terle gözyaşından doğmuşlardı

 

avuçlarımda tuzları kaldı

 

kıpkırmızı bir gece çocukların kanından

 

örtünemem annemin anlattığı masalı

 

omzuma kırık bir kol biçildi, terzi kim?

 

morarmış bir çift göz kafama buyur ettim

 

kabuk benim toprağa, kanasa yara benim

 

çünkü beni panzerler ezdi, son nefesteyim

 

- devlet beni vur! büyüyorum,

 

ben tehlikeyim

 

hırsızların çaldığı dilimi çığlıklarla onardım

 

katillerin boşalttığı ruhumu alkışlarla

 

buradayım:

 

cevabın soruyu incittiği yerde

 

{ (*) çocukluk baharı derler, hazinesi insanın

 

bir kız çocuğunun tırnağında kaya kınası }

 

2.

 

leylekler getirmedi, kan yollarında bulduk seni

 

sonsuz kırın ortasında

 

kolları taşla kırılan filistinli gibi mahzun

 

ay bir hata duruyor orada

 

kaymak: bir zemindir de bir çocuğa

 

bir taş da o sektirir oyuna

 

bak!

 

çiçeklenir hem kıyıcığından

 

çocuklar taş’ın ritmini sekti

 

simidin camından neler olmaz ki

 

bütün ayakkabı boyacıları maça gider ellerindeki fırçalarla

 

seni kırdıkları yerden kararıyor dünyanın bütün sabahları

 

(o, hakkari'de bir çocuk)

 

kalktı yerinden annesine gider gibi

 

sarıldı koyunun memelerine annesinden emer gibi

 

kan, demirle yüzleştirildi.

 

sevincini taşıran çocuk

 

aktı bir deli suya.

 

bir daha hiç açmayacak o çiçek:

 

masumiyet

 

susarak kör edecek tarihin gözlerini

 

- öldürmek -bilmem neden, kadîm mesleğiniz miydi

 

tutamam elinizi yâ hû! öldürün ama yaralamayın bizi

 

3.

 

çünkü bilmezsiniz

 

kalbini unuttuğunuz o çocuklar

 

tarihin beyaz taylarıdır

 

şimdi bu çocuklar ölmemiş gibi yapsak

 

karga gak dememiş, tavşan dağa küsmemiş gibi

 

vurduğunuz her dipçikte

 

yerin dibine girdiniz

 

ne kahramandınız çocuklara

 

sizin aklınız hurda edilmiş

 

çocukların incinen yüzüne

 

neden sokuyorsunuz tüfeklerinizi DNA'lara

 

neden oynuyorsunuz seyfi'nin gen haritasıyla

 

bir dili kopararak mı var olacaksınız?

 

elbette taşa inanacaktır çocuklar

 

çocuklar bütün dillerle konuşur...

 

4.

 

tank paletleri ezip geçerken cesetleri

 

korkarak yürüyordu caddede bir çocuk

 

karıncanın birini ezeceğim

 

onun sevgilisini üzeceğim diye

 

sana bir şarkı gibi geldi nedense ölüm

 

neyi sevdin anlamadım; bak başımda onların elleri

 

her katil gibi onlar da biliyor artık kimsenin

 

kimsenin peşine düşmeyeceğini.

 

çocukların dövüldüğü bir medeniyet kuruluyor cehenneme

 

şeytan dahi utanıyor dağlıyor gözlerini kendi kendine

 

içlerinde aşk kalmamış onların, görülen sadece insan kılıfı

 

ruhları çekilip alınmış, buz ve barbarlık doldurulmuş yerine!

 

- eteğinden taşları göğe salma seyfo

 

başına düşer devlet-in

 

oyun sanma temelini mülkün

 

yıkılır sırtına senin

 

5.

 

böyle fal bakmadı avuçlarından hiçbir devlet çocukluğunun

 

geçmedi hiçbir çocukluktan bunca hasar manzara

 

biz kaç çocuktuk derdimizden dert taşırmış yüzümüz kerbela

 

sustuk susturulduk dört yanımız ağrılar içinde ağrıyla

 

- biz de çocuktuk. biz de çocuktuk.

 

bir zamanlar.

 

çocuklara dokunanlar

 

hiç çocuk olmadılar mı yoksa?

 

6.

 

öğretmenin vurduğu yerde gül biter diyen

 

tüfek dipçiğinden bahçe beklermiş (!)

 

ağlamayın lavanta kokulu anneler

 

en güzel çocuklarınız öldürülecektir...

 

7.

 

nereye istesek oraya gideriz

 

haritanın yırtılan yerine

 

havagazını ve pencereleri açar sevişiriz

 

yüreğinizin üşüyen dipnotlarından

 

bir damla sıcak kan düşer şiir defterimize

 

sussun kırmızı bültenler, kara bültenler, mahkeme ilâmları

 

ömrünün baharında çocuk konuşacak

 

öz toprağını suladığı göz pınarlarıyla

 

- azad yok azap var

 

biji azadî çocuklar

 

8.

 

çocuklar sabun sürer, sürer de tahtalara

 

kayarlar, kayarlardı yokuş aralarında

 

taşı taş üstünde kalmamış göç denklerinden fışkırıp

 

pet şişede suyla, kağıt mendil satarlardı trafik ışıklarında

 

menem aymaz öfkeymiş, dipçiğe yıkanmış ellerin

 

vurdu acısı yüreklere, boynundan bir çiçeğin

 

ağaçtan yonttuğum bir tüfeğim var. şükredin,

 

o gün yanımda değildi; erkekseniz şimdi gelin!

 

9.

 

yurdunu sev, yurdunu koru;

 

tüfenginin dipçiğini

 

eksik etme insanından..

 

.. böyle olunur devlet,

 

emret; yazsın bunu,

 

kafasına hem

 

defterine seyfi!

 

10.

 

yitik çocukluğun lüzumu yok,

 

size daha çok riya gerek

 

sen çirkin bir pinokyo’sun adam

 

ellerin çünkü ölümlere uzuyor

 

kan adam, küçük adam

 

bilmiyorsun, çocuklar illâki büyüyor

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Bastet

ŞİİRİN DEVAMI:

 

 

11.

 

her çocuk çokça doğudur her çocuk biraz diyarbakır

 

savaş, vahşet, zulüm her çocukta onmaz yaralar bırakır

 

kedere bıçak çekip jilet atarlar cehenneme

 

tinerle ovarak cesaretlerini

 

dudakları uçuklar uçurumların

 

uykulardan çalınırken çocuklar sabah sayımlarında

 

sarı gözlerinde tufan uyuyan çocuk

 

çöl ateşiyle dökülür (k)an'ın üstüne

 

bir dipçiğin izinde yürür yaralı geyikler kervanı

 

yükü işaretli, lanetli, kin(in) zehrinden süzme.

 

12.

 

büyüyünce

 

oyuncak bebek olmak istiyor kızım

 

hiç korkmasın, canı yanmasın diye

 

diyorum ki ona:

 

aklın hükmünün olmadığı bu pislik zamanı unut

 

taş atan çocuklara karış, kandil kokan gecelerde yürü

 

sonsuz dalgalarına boyun eğ denizin

 

uzaklaş rüzgârsız şehirlerden ateş yanan dağlara koş

 

nasılsa resimleyemezler hiçbir duvara zamanı

 

13.

 

tamam, devlet, ‘baba’dır bu coğrafyada; hem söver hem döver

 

ama, babalar babalıktan "sessizce çekilmesini bilmelidir abiler”

 

14.

 

güle dipçik vuran zihin

 

acaba hangi diptedir?

 

büyür dünyanın mavi gözleri; büyür

 

olur iki kızıl kan çanağı

 

ah! dipçik düşüyor hep diptekilerin payına

 

15.

 

çocuk daha insandır büyümemiştir henüz

 

evin yarasıdır

 

yüzümüzde gezdirdiğimiz dünyanın

 

selâmsız mezarı

 

taze iki yeşil zeytin gözleri

 

kararmasın hayatla

 

16.

 

büyük şairler

 

çocukların arasından çıkacak

 

çünkü sözcükler sınırlayamaz onları

 

duvarlar boş bir zorlama

 

onlar tamamlanmadığına inanırlar dünyanın

 

o yüzden çoğu keşiflerde

 

17.

 

aşk tanrı’nın prangalı yüreğidir

 

katillerin suratlarına acısını kusan,

 

tanrı’nın kanayan elidir,

 

çocuğun çepellenmiş zülfüne ağlayan.

 

vurulmuşluğun çocukluğuyla

 

şarkılarla gelir kelepçelenmiş öpücükler...

 

18.

 

acımasız kıyıcı oğlumuzun başını ezerken

 

aslında yurdumun geleceğidir elden giden

 

dayan ısırganım, dayan ebegümecim, dayan hardal otum, dayan!

 

yeniden kanamasın çocukların onulmaz yaraları!

 

eklenmiş dizelerin iğne deliklerinden

 

19.

 

kafamda çatlak mı var, ne derdin

 

belki koşuyordum çocukluğumun düzenine

 

gülü gül ile tartan kardeşlik baharını

 

haber eylemek için günlere ve güllere

 

o, ol(durul)mayan renklere

 

ol(durul)mamış biçimlere

 

ah! dil var, paramparça bir dil, o taşın içinde

 

20.

 

takılıverdi plak: … büyüklerimi saymak… büyüklerimi saymak…

 

büyüklerimi say… büyüklerimi… büyü…

 

dilsizlik taştı, esmerlik taştı, çocukluk taştı

 

hrant oldu, gazze'yle direndi şiir sözcüklerden taştı

 

gökkuşağında dondurma oldu, sucuklu sandviç koktu dünyaya

 

köyü yakılmış küçük bir kürt çocuğuna türkçe sarıldı

 

21.

 

gaçık denizlerin hürlüğünde,

 

sabah geliyor çocuklar,

 

sabaaah, kanaya kanaya!!

 

bu sabah,

 

eli kalem tutan bir sabah

 

benzemiyor hiç başka sabahlara

 

 

 

diyarbakır’ın kayıp çocuğuyum

 

her şeyin tükendiği bir yerdeyim

 

taştan başka yok verecek bir şeyim

 

sevecekse elbet, kırık bir kemiğin hüznüyle sevecek kalbim...

 

vurma bana, vurma! içimin oyuncakları kırılıyor

 

ben, her ilkbaharın ilk günüyüm; gölgeler uzar yamaçlarımda

 

eskimiş okul önlüğümden bozulup dikilme siyah külotum

 

şu soruyla geçtim tarihten kurşunlar arasında

 

ölüm, bir halkın çocuğu olmanın tek mucizesi mi?

 

"her çocuk bir yüreğin penceresi" derdi anam

 

güneş batmaya başladığında ufukta

 

şimdi yürekleri kör kapılar gibi insanların

 

çocukları yiyorlar adım atarken sokağa

 

aklım erdiğinden beri içindeyim bu hüznün;

 

kabara şakırtısı, makineli tüfek sancısı, kan damlası

 

kuşlar geçiyor düşlerimden gökyüzü renginde

 

türkülerine yüz çevirip kalem kırıyor hâkimler

 

anne! ben buradayım; kalbimi çekiç yaptım da

 

düzeltemedim hayatımın eğri büğrü kaportasını

 

ezikliğini bana kusuyor ustam

 

üstüpü gibi harcıyor çocukluğumu

 

koltuk değneğimin sekişinden huylanan köpek

 

kadar bile değilim üstüme dikilmiş gözler için...

 

kapılar kapalı, duvarlar yüksek,

 

çocuk ömrüm zindan içinde

 

bir çınlama kalırsa kulaklarımda

 

hepinizin sağırlığındandır,

 

ölü bir nokta kalırsa gözlerimde

 

hepinizin körlüğünden.

 

- dövmeyin beni amcalar, dövmeyin n'olur

 

duyulursa kırılır sonra içimdeki taze dal

 

parklar ötelerde kalmış ve okullar;

 

siz kötü çocuklar diyorlar, düşüyor bol kelepçe

 

oysa ben çocukluk ne hiç bilemedim,

 

bundan mıydı hiç de büyümedi ellerim

 

ruhum safirdi, incindi

 

utancı gördüm zorbanın sopasında

 

durdum azaltmak için ruhumdaki acıyı

 

güneş gören evlerin kapısında

 

karşımda hayal kalp, orman uğultusu, mezarlık çiçekleri

 

annem ardımdan yetim bir ağıt söylüyor durmadan

 

çocukluğumu buruşturup ödüyorum insanlığın yenilgisini

 

dünya filizkıran çöl, sokağımda kurt baharı.

 

insanı acısından bilirim vahşeti şiddetinden

 

başımdaki devletli yırtık

 

yargısız infazdan

 

faili meçhul cinayetten

 

ben kayıt dışı, ağır tahrik, öteki çocuk

 

muskalı eşiklerden geçtim eşiklerin sağ ayakla aşıldığı evlerden

 

nazara karşı dökülürken öğrendim kurşunu

 

cinayetler işledim oyuncak satan dükkanlarda; sapan taşım cebimdeydi

 

aklımın kuşunu salarken kafeslerinizden

 

ben miydim rüzgâr topacına gökkuşağını saran

 

ben miydim devletinizi bir çakılla bozan

 

değildim…

 

bir çocuğun düşüydüm de mor bir çocuğun

 

zor bir çocuğun üşümüş eliydim

 

tüysüz yüzüm tüzüklerinize küs

 

yanlışlıkla kalırım yoğun bakım yalnızlığımla

 

- bana vururken ellerini incitme yorgun amca

 

akşam çocuklarını nasıl seversin yoksa

 

her yer metal!

 

esiyor derin namlunun soluğu

 

bir taş çalmışım ölümden

 

nereye atayım ki onu

 

hey! toprak ana, devlet gözüyle gelmek istemezdim sana

 

törenler bayraklar istemezdin; alkışlar şaşaalar istemezdin

 

siyahlar paltolar istemezdin; gözlükler yaşlar istemezdin

 

balıklar sırtlarında taşıyorlar denizi, görmeliydin…

 

kanatlandı çığlık gök boşlukta

 

yırtıp bulutları sardım yarama

 

el dokuması bayramlık gömleğimi giymiştim

 

bilmediler; anamın ter kokusunu taşıyordu

 

dinmedi beyazların nefreti, tek renk tek tip

 

bu şehri çocuklar kuşatacak, üç kapı üç kilit

 

hangi elim kırık yalnız onlar biliyor

 

o çocuklar ki bir dakika itirafa davet edecek hepimizi.

 

yağmur yağmadı; yağmıyor… belki hiç yağmayacak

 

ölen lalenin acısı da büyüyecek benimle

 

vur diyen yürek durdukça bunların içinde

 

yaralanmış bir hayat yaşayacak giysilerimin içinde

 

yüzümü güneşe taşıyın kuşlar

 

gülüşüp oynuyordur orada çocuklar

 

yakılmış fenerler gibi

 

iri gözleri...

 

bir damla terle gözyaşından doğmuşlardı

 

avuçlarımda tuzları kaldı

 

kıpkırmızı bir gece çocukların kanından

 

örtünemem annemin anlattığı masalı

 

omzuma kırık bir kol biçildi, terzi kim?

 

morarmış bir çift göz kafama buyur ettim

 

kabuk benim toprağa, kanasa yara benim

 

çünkü beni panzerler ezdi, son nefesteyim

 

- devlet beni vur! büyüyorum,

 

ben tehlikeyim

 

hırsızların çaldığı dilimi çığlıklarla onardım

 

katillerin boşalttığı ruhumu alkışlarla

 

buradayım:

 

cevabın soruyu incittiği yerde

 

{ (*) çocukluk baharı derler, hazinesi insanın

 

bir kız çocuğunun tırnağında kaya kınası }

 

2.

 

leylekler getirmedi, kan yollarında bulduk seni

 

sonsuz kırın ortasında

 

kolları taşla kırılan filistinli gibi mahzun

 

ay bir hata duruyor orada

 

kaymak: bir zemindir de bir çocuğa

 

bir taş da o sektirir oyuna

 

bak!

 

çiçeklenir hem kıyıcığından

 

çocuklar taş’ın ritmini sekti

 

simidin camından neler olmaz ki

 

bütün ayakkabı boyacıları maça gider ellerindeki fırçalarla

 

seni kırdıkları yerden kararıyor dünyanın bütün sabahları

 

(o, hakkari'de bir çocuk)

 

kalktı yerinden annesine gider gibi

 

sarıldı koyunun memelerine annesinden emer gibi

 

kan, demirle yüzleştirildi.

 

sevincini taşıran çocuk

 

aktı bir deli suya.

 

bir daha hiç açmayacak o çiçek:

 

masumiyet

 

susarak kör edecek tarihin gözlerini

 

- öldürmek -bilmem neden, kadîm mesleğiniz miydi

 

tutamam elinizi yâ hû! öldürün ama yaralamayın bizi

 

3.

 

çünkü bilmezsiniz

 

kalbini unuttuğunuz o çocuklar

 

tarihin beyaz taylarıdır

 

şimdi bu çocuklar ölmemiş gibi yapsak

 

karga gak dememiş, tavşan dağa küsmemiş gibi

 

vurduğunuz her dipçikte

 

yerin dibine girdiniz

 

ne kahramandınız çocuklara

 

sizin aklınız hurda edilmiş

 

çocukların incinen yüzüne

 

neden sokuyorsunuz tüfeklerinizi DNA'lara

 

neden oynuyorsunuz seyfi'nin gen haritasıyla

 

bir dili kopararak mı var olacaksınız?

 

elbette taşa inanacaktır çocuklar

 

çocuklar bütün dillerle konuşur...

 

4.

 

tank paletleri ezip geçerken cesetleri

 

korkarak yürüyordu caddede bir çocuk

 

karıncanın birini ezeceğim

 

onun sevgilisini üzeceğim diye

 

sana bir şarkı gibi geldi nedense ölüm

 

neyi sevdin anlamadım; bak başımda onların elleri

 

her katil gibi onlar da biliyor artık kimsenin

 

kimsenin peşine düşmeyeceğini.

 

çocukların dövüldüğü bir medeniyet kuruluyor cehenneme

 

şeytan dahi utanıyor dağlıyor gözlerini kendi kendine

 

içlerinde aşk kalmamış onların, görülen sadece insan kılıfı

 

ruhları çekilip alınmış, buz ve barbarlık doldurulmuş yerine!

 

- eteğinden taşları göğe salma seyfo

 

başına düşer devlet-in

 

oyun sanma temelini mülkün

 

yıkılır sırtına senin

 

5.

 

böyle fal bakmadı avuçlarından hiçbir devlet çocukluğunun

 

geçmedi hiçbir çocukluktan bunca hasar manzara

 

biz kaç çocuktuk derdimizden dert taşırmış yüzümüz kerbela

 

sustuk susturulduk dört yanımız ağrılar içinde ağrıyla

 

- biz de çocuktuk. biz de çocuktuk.

 

bir zamanlar.

 

çocuklara dokunanlar

 

hiç çocuk olmadılar mı yoksa?

 

6.

 

öğretmenin vurduğu yerde gül biter diyen

 

tüfek dipçiğinden bahçe beklermiş (!)

 

ağlamayın lavanta kokulu anneler

 

en güzel çocuklarınız öldürülecektir...

 

7.

 

nereye istesek oraya gideriz

 

haritanın yırtılan yerine

 

havagazını ve pencereleri açar sevişiriz

 

yüreğinizin üşüyen dipnotlarından

 

bir damla sıcak kan düşer şiir defterimize

 

sussun kırmızı bültenler, kara bültenler, mahkeme ilâmları

 

ömrünün baharında çocuk konuşacak

 

öz toprağını suladığı göz pınarlarıyla

 

- azad yok azap var

 

biji azadî çocuklar

 

8.

 

çocuklar sabun sürer, sürer de tahtalara

 

kayarlar, kayarlardı yokuş aralarında

 

taşı taş üstünde kalmamış göç denklerinden fışkırıp

 

pet şişede suyla, kağıt mendil satarlardı trafik ışıklarında

 

menem aymaz öfkeymiş, dipçiğe yıkanmış ellerin

 

vurdu acısı yüreklere, boynundan bir çiçeğin

 

ağaçtan yonttuğum bir tüfeğim var. şükredin,

 

o gün yanımda değildi; erkekseniz şimdi gelin!

 

9.

 

yurdunu sev, yurdunu koru;

 

tüfenginin dipçiğini

 

eksik etme insanından..

 

.. böyle olunur devlet,

 

emret; yazsın bunu,

 

kafasına hem

 

defterine seyfi!

 

10.

 

yitik çocukluğun lüzumu yok,

 

size daha çok riya gerek

 

sen çirkin bir pinokyo’sun adam

 

ellerin çünkü ölümlere uzuyor

 

kan adam, küçük adam

 

bilmiyorsun, çocuklar illâki büyüyor

 

11.

 

her çocuk çokça doğudur her çocuk biraz diyarbakır

 

savaş, vahşet, zulüm her çocukta onmaz yaralar bırakır

 

kedere bıçak çekip jilet atarlar cehenneme

 

tinerle ovarak cesaretlerini

 

dudakları uçuklar uçurumların

 

uykulardan çalınırken çocuklar sabah sayımlarında

 

sarı gözlerinde tufan uyuyan çocuk

 

çöl ateşiyle dökülür (k)an'ın üstüne

 

bir dipçiğin izinde yürür yaralı geyikler kervanı

 

yükü işaretli, lanetli, kin(in) zehrinden süzme.

 

12.

 

büyüyünce

 

oyuncak bebek olmak istiyor kızım

 

hiç korkmasın, canı yanmasın diye

 

diyorum ki ona:

 

aklın hükmünün olmadığı bu pislik zamanı unut

 

taş atan çocuklara karış, kandil kokan gecelerde yürü

 

sonsuz dalgalarına boyun eğ denizin

 

uzaklaş rüzgârsız şehirlerden ateş yanan dağlara koş

 

nasılsa resimleyemezler hiçbir duvara zamanı

 

13.

 

tamam, devlet, ‘baba’dır bu coğrafyada; hem söver hem döver

 

ama, babalar babalıktan "sessizce çekilmesini bilmelidir abiler”

 

14.

 

güle dipçik vuran zihin

 

acaba hangi diptedir?

 

büyür dünyanın mavi gözleri; büyür

 

olur iki kızıl kan çanağı

 

ah! dipçik düşüyor hep diptekilerin payına

 

15.

 

çocuk daha insandır büyümemiştir henüz

 

evin yarasıdır

 

yüzümüzde gezdirdiğimiz dünyanın

 

selâmsız mezarı

 

taze iki yeşil zeytin gözleri

 

kararmasın hayatla

 

16.

 

büyük şairler

 

çocukların arasından çıkacak

 

çünkü sözcükler sınırlayamaz onları

 

duvarlar boş bir zorlama

 

onlar tamamlanmadığına inanırlar dünyanın

 

o yüzden çoğu keşiflerde

 

17.

 

aşk tanrı’nın prangalı yüreğidir

 

katillerin suratlarına acısını kusan,

 

tanrı’nın kanayan elidir,

 

çocuğun çepellenmiş zülfüne ağlayan.

 

vurulmuşluğun çocukluğuyla

 

şarkılarla gelir kelepçelenmiş öpücükler...

 

18.

 

acımasız kıyıcı oğlumuzun başını ezerken

 

aslında yurdumun geleceğidir elden giden

 

dayan ısırganım, dayan ebegümecim, dayan hardal otum, dayan!

 

yeniden kanamasın çocukların onulmaz yaraları!

 

eklenmiş dizelerin iğne deliklerinden

 

19.

 

kafamda çatlak mı var, ne derdin

 

belki koşuyordum çocukluğumun düzenine

 

gülü gül ile tartan kardeşlik baharını

 

haber eylemek için günlere ve güllere

 

o, ol(durul)mayan renklere

 

ol(durul)mamış biçimlere

 

ah! dil var, paramparça bir dil, o taşın içinde

 

20.

 

takılıverdi plak: … büyüklerimi saymak… büyüklerimi saymak…

 

büyüklerimi say… büyüklerimi… büyü…

 

dilsizlik taştı, esmerlik taştı, çocukluk taştı

 

hrant oldu, gazze'yle direndi şiir sözcüklerden taştı

 

gökkuşağında dondurma oldu, sucuklu sandviç koktu dünyaya

 

köyü yakılmış küçük bir kürt çocuğuna türkçe sarıldı

 

21.

 

gaçık denizlerin hürlüğünde,

 

sabah geliyor çocuklar,

 

sabaaah, kanaya kanaya!!

 

bu sabah,

 

eli kalem tutan bir sabah

 

benzemiyor hiç başka sabahlara

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Bastet

ŞİİRE KATILAN 95 ŞAİR:

 

A. Ertan Mısırlı, A.Hicri İzgören, Abdülkadir Budak, Ahmet Ada, Ahmet Günbaş, Ali Haydar Çakta, Altay Ömer Erdoğan, Arif Damar, Asuman Susam, Aydın Şimşek, Ayhan Altay, Aziz Kemal Hızıroğlu, Betül Tarıman, Bilsen Başaran, Bülent Güldal, Celal Çimen, Cem Mehmet Eren, Cezmi Ersöz, Danyal Nacarlı, Dinçer Sezgin, Emin Kaya, Engin Turgut, Enver Ercan, Ercan Y.Yılmaz, Eren Aysan, Erol Büyükmeriç, Fadıl Öztürk, Fatin Hazinedar, Fergun Özelli, Fuat Çiftçi, Gonca Özmen, Gökben Derviş, Gül Acemi, Gülsüm Cengiz, Gültekin Emre, Hakan Cem, Halide Yıldırım, Halil İbrahim Özbay, Haydar Ergülen, Hayrettin Geçkin , Hayri K. Yetik, Hüseyin Alemdar, Hüseyin Hatipoğlu, Hüseyin Peker, Hüseyin Şahin, İhsan Topçu, İlhan Tülman, İsmail Mert Başat, Kemal Varol, Kenan Yücel, Küçük İskender, M. Sadık Kırımlı, Mahmut Temizyürek, Mehmet Atilla, Mehmet Çetin, Mehmet Sarsmaz, Metin Cengiz, Metin Kaygalak, Murat Koçak, Mustafa Ergin Kılıç, Muzaffer Kale, Namık Kuyumcu, Nesimi Aday, Neşe Yaşin, Nevzat Çelik, Oğuzhan Akay, Onur Akyıl, Onur Caymaz, Orhan Alkaya, Önder Kızılkaya, Özgün E. Bulut, Özkan Kula, Özlem Sezer, Perihan Baykal, Rahmi Emeç, Raif Özben, Roni Margulies, Sabahattin Kurtoğlu, Seçil Özcan, Selami Karabulut, Selim Temo, Sennur Sezer, Serap Erdoğan, Serkan Engin, Seyhan Erözçelik, Sina Akyol, Sinan Özdemir, Şehmus Ay, Tarık Günersel, Veysel Çolak, Veysi Erdoğan, Yusuf Alper, Yücel Kayıran, Yücelay Sal, Zeynep Uzunbay

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.