İçeriğe atla
View in the app

A better way to browse. Learn more.

Tartışma ve Paylaşımların Merkezi - Türkçe Forum - Turkish Forum / Board / Blog

Ana ekranınızda anlık bildirimler, rozetler ve daha fazlasıyla tam ekran uygulama.

To install this app on iOS and iPadOS
  1. Tap the Share icon in Safari
  2. Scroll the menu and tap Add to Home Screen.
  3. Tap Add in the top-right corner.
To install this app on Android
  1. Tap the 3-dot menu (⋮) in the top-right corner of the browser.
  2. Tap Add to Home screen or Install app.
  3. Confirm by tapping Install.

Bu dünyada ‘Hayat Var’ mı ?

Featured Replies

Gönderi tarihi:

fft5mf144669.jpg

 

 

 

Bu dünyada ‘Hayat Var’ mı?..

Hayat Var’, 13 yaşinda bir kızın üzerine üzerine gelen hayatın öyküsünü anlatıyor.

 

Reha Erdem imzalı yapım, güzel kadrajları, rahatsız edici anları ve gerçekçi tavrıyla sezonun en iyi Türk filmi.

 

‘Hayat Var’ın başrolünde Elit İşcan var

 

Kartvizitinin bir yanına (ki en önemli yandır o) ‘auteur’ (yaratıcı) sıfatını yerleştirdiğimiz yönetmenlerin, dertlerinin ne

 

olduğunu kavramaya çalisirken, çogu kez önceki filmlerinden geride kalan ayak izlerini takip ederiz.

 

Kuşkusuz bir eleştirmen de, her yeni sınavda bahsi olunan yönetmenin filmlerine ilişkin, kendi yazdıklarına göz atar.

 

Dolayısıyla Reha Erdem ve son çalismasi ‘Hayat Var’ özelinde, hem yönetmenin, hem de kendi karaladıklarımın izini

 

takip etmek istiyorum, izninizle.

 

Üstadin (orta kuşak mensubudur ama yine de kaanatimce ‘üstat’ unvanını çoktan hak etmiştir kendileri) iki önceki

 

çalismasi ‘Korkuyorum Anne’nin minik karakteri Çetin, film boyunca sünnetçi amcalardan uzak durmaya çalisiyordu.

 

Bu, bana kalırsa bir erkeklik travmasından öte, aslında büyümemekle ilgili bir karardı.

 

Sünnet olmayacak, erkekliğe adım atmayacak ve hep çocuk kalmanın yollarını arayacaktı.

 

Sonraki adım olan ‘Beş Vakit’in iki küçük erkek kahramanı Ömer ve Yakup ise, Çetin’in aksine bir an önce büyümeye

 

çalisiyordu.

 

Ama onlar için de büyüme yolundaki en büyük engel babalarıydı. İkili, film boyunca bu engeli yıkmak için fırsat kolluyordu.

 

‘Hayat Var’ın kahramanı olan 13 yaşindaki Hayat’ın (dolayısıyla filme ismini de vermiş oluyor) ise önceki Erdem

 

karakterlerinin yanında tuhaf bir konumu var.

 

Büyümek istiyor, çünkü hayat sahnesinde bir an önce rol kapmanın ve kendi sesini duyurmanın peşinde; büyümek

 

istemiyor, çünkü, hayat çok zor ve tıpkı, önce salıncaktaki yerini, sonra da emziğini aldığı kardeşi kadar tasasız olmayı

 

ve ilgi görmeyi düşlüyor.

 

Öte yandan etrafı, onu büyütenler ve küçültenlerle çevrili... Peki ya şimdiki zaman ve şimdiki hali ?..

 

İşte onu, ‘o an’ın parçası olarak kabul eden tek kişi de taşralı bir çirak oluyor.

 

Reha Erdem, bir genç kızın büyüme hallerine, aslında ilk filmi ‘A Ay’da da değinmişti.

 

Yıllar sonra benzer bir meseleye tekrar göz atar gibi yaparken, bu kez baştan sona bir şiirselliğin peşinde koşan

 

(ki metinleri bile kimi şairlerden ‘borç’ alınmıştı ‘A Ay’ın) bir film yerine, yine yer yer şiirsellikler yakalayan

 

ama asıl olarak vahşi bir orman gibi algılanabilecek bir düzen içinde, masumiyetini kaybeden,

 

daha doğrusu kaybettirilen Hayat’ın öyküsünden pasajlar sunuyor.

 

Sesi güzel Fener taraftarı

Etrafındaki herkesin kaybetme aşamasına geldiği ya da bu aşamayı çoktan geçtiği bir noktada Hayat, olup bitenleri

 

anlamaya ve kendine de bu düzen içinde bir rol seçmeye çabaliyor.

 

Ayrılmış bir aile yapısı içinde baba, kendini ‘balıkçı’ olarak tanımlıyor ama asıl geçimini kayığıyla Boğaz’dan geçen

 

yüksek tonajlı gemilerin personeline fahişe ayarlayarak sağlıyor.

 

fft22mf144299.jpg

 

Yatalak dede ise son derece aksi bir karakter ve etrafa kan kusturuyor.

 

Anne ise, baba askerdeyken kararını bir başka ‘devlet kurumu’ndan yana kullanmış, bir polise gönül vermiş ve nihayetinde

yeniden evlenip ikinci bir çocuk doğurmuştur.

 

Yakın çevrede oturan tuhaf bir teyzenin (ki ismi Kamile) zaman zaman kol kanat gerdiği Hayat, okulda da çikissizdir.

 

Uyumsuzluğu, arkadaşlarının ‘eşek şakaları’, kopya çekmeler derken ögretmeni ve müdürü de onu dışlayanlar arasına

 

katılmış durumdadır.

 

Bu noktada ona ilginç bir yardım eli uzanıyor: ‘Sesi güzel’ bir ‘Fenerbahçe taraftarı’... Okul yolunun üzerindeki bir atölyede

çalisir, bağrıyanık türküler söyler ve en önemlisi ‘İstanbullu’ değildir.

 

Belki de Hayat biraz da bu özelligiyle ona güvenir, çünkü dedesi, yattığı yerden verdiği ‘hayat dersleri’nin birinde,

 

bu şehirde hep dışardan gelenlerin zengin olduğunu, kendileri gibi bilmemkaç kuşak İstanbulluların ise süründüğünden

 

bahsetmiştir.

 

Gönderi tarihi:

fft22mf144297.jpg

 

 

 

Fikret’in ‘Sis’ini hatırlarken

 

 

‘Hayat Var’, enfes iskele görüntüleriyle açılıyor ama güzellik sadece o noktada kalmıyor, son derece estetik kadrajlar,

 

bütün bir film boyunca sürüyor. Lakin bunca ‘görüntüsel’ güzelliğe inat, film çok da ‘güzel’ şeyler anlatmıyor.

 

Karamsar, acımasız, gerçekçi ve sert bir dünyanın tasvirine soyunuyor.

 

Bu noktada insan şunu da düşünüyor elbet, ‘A Ay’ın çekildigi zamanla, ‘Hayat Var’ın çekildigi zaman arasında,

 

dünyanın daha da kötüye gittiği muhakkak.

 

Bu filmleri çeken yönetmenin de, bu gidişata yönelik öfkesi, hikâyesine yansımış.

 

Reha Erdem, filmde reji ve senaryonun yanında ‘ses tasarımı’nı da üstlenmis. Bu da sanki, ruh ve vicdanındaki öfkenin,

 

seslere de yansımasına, Hayat’ın üzerine üzerine gelen ‘hayat’ın acımasızlığının ve ‘........, bir anlamda somuta

 

dönüşmesine vesile olmuş.

 

12193.jpg

 

Hindinin ‘glu glu’su, uçakların gürültüsü, babanın hediye olarak getirdiği oyuncağın kâbus ötesi ‘cıngılı’, yüksek tonajlı

 

gemilerin düdük sesleri, sirenler vs., aslında çogu kez bir su kenarı yerleşmesinde geçen öykünün, huzur veren

 

görüntülerini bozan başlıca unsurlar. Öte yandan Hayat’ın, zaman zaman ‘hırıltılarına’ başvurarak bir dil geliştirmesi

 

ve etrafıyla böylesi bir yöntemle iletişim kurmaya çalismasi da, bence senaryonun en zekice buluşlarından biri olmuş

 

(Yönetmenin Altyazı dergisindeki söyleşisinden ögreniyoruz ki, Alman ZDF kanalında kendisiyle konuşan bir muhabir,

 

Hayat’ı yaralı bir hayvana benzetmiş.

 

Bu tasvire biraz da bu hırıltıların neden olduğu kanısındayım).

 

Reha Erdem, geçmişinde bize hep başka bir İstanbul’dan pasajlar sunmuştu.

 

‘Kaç Para Kaç’ta da, ‘Korkuyorum Anne’de de... ‘Hayat Var’, kuşkusuz Boğaz sahneleri itibarıyla bildik İstanbul

 

siluetinden kaçamıyor, yine de ‘Yeditepeli şehir’ film boyunca sadece fonda kendini hatırlatıyor.

 

Yani sözün özü İstanbul, bir Reha Erdem filminde yine bambaşka perspektifleriyle karşimıza geliyor.

 

Lakin beni kişisel olarak filmde en çok muhteşem ‘sisli’ sahneler vurdu. Bu noktada bir ‘Mekteb-i Sultani’li olarak Erdem,

 

Tevfik Fikret’in ‘Sis’ine ve “Örtün, evet ey felâket sahnesi...

 

Örtün artık ey şehir; örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!” dizelerine bir gönderme yapmış diye yazsam,

 

yönetmenin bizatihi kendisi, “İşte tipik bir eleştirmen uydurması (!),” der mi acep ?

 

 

fft22mf144307.jpg

 

Hayat budur işte

 

Oyunculuklara gelince; Hayat, hayatın ağırlığını kaldırmakta zorlansa da onu canlandıran Elit İşcan, koca bir filmin

 

yükünü, bu gencecik yaşinda kaldırmayı başarıyor.

 

Umarım sinemamız ona büyüdükçe, kendisini daha da büyütecek doğru rolleri sunar.

 

Erdal Beşikçioğlu da, kendi kuşağının kaybedeni babada, mükemmele yakın bir performans sunuyor.

 

Levend Yılmaz ise ‘Dede’de gayet iyi ama sanki bazı sahnelerde ‘biraz’ abartmış gibi. Keza Erhan Tekin ‘taşralı çirak’ta,

 

Handan Karaadam da Kamile hanımda, başarılı takım oyununun parçası olmayı başarıyor.

 

Serdar Akar’ın ‘Barda’sındaki tacizciler ‘layık oldukları’ -ve kamuoyu hissiyatına uygun bir- şekilde cezalandırılıyordu.

 

Bu filmin ‘en belirgin tacizcisi’ konumundaki bakkalın ise sadece aynası kırılıyor, yani ucuz kurtuluyor.

 

Hangisi daha gerçekçi, hangisi bizi tatmin ediyor, bilemiyorum. Üstelik gerçek hayat, iki türden örnegini de barındırıyor.

 

Ama ‘Hayat Var’ın sinemamız adına ‘Lolita’ figürüyle en ‘derin’ hesaplaşan film olarak tarihe kalacağı kanısındayım.

 

Sonuç olarak mükemmel kadrajları, rahatsız ediciliğiyle olağanüstüleşen ses tasarımı ve özellikle Boğaz’da, devasa

 

gemiler arasında slalom yapılarak çekildigini sandığım sahneleriyle

 

‘Hayat Var’, 2009’un bence yerli sinema cephesindeki en iyi filmi.

 

Yoruma açık finali ve arabeski yeniden hatırlamamızı (Orhan Gencebay ve Mine Koşan’a saygılar..) sağlayan enfes

 

soundtrack’i de cabası...

 

 

 

Yönetmen : Reha Erdem

 

Senaryo : Reha Erdem

 

Görüntü Yönetmeni : Florent Herry

 

Oyuncular: Erdal Beşikçioğlu , Elit İşcan , Levend Yılmaz

 

fft22mf144296.jpg

Katılın Görüşlerinizi Paylaşın

Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Hesabınız varsa, hesabınızla gönderi paylaşmak için ŞİMDİ OTURUM AÇIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.

Misafir
Maalesef göndermek istediğiniz içerik izin vermediğimiz terimler içeriyor. Aşağıda belirginleştirdiğimiz terimleri lütfen tekrar düzenleyerek gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.

Account

Navigation

Tarayıcı push bildirimlerini yapılandırın

Chrome (Android)
  1. Adres çubuğunun yanındaki kilit simgesine dokunun.
  2. İzinler → Bildirimler seçeneğine dokunun.
  3. Tercihinizi ayarlayın.
Chrome (Desktop)
  1. Adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın.
  2. Site ayarları seçeneğini seçin.
  3. Bildirimler seçeneğini bulun ve tercihinizi ayarlayın.