Jump to content
Sign in to follow this  
Yayamaz Kayımca

AHMET TELLİ Şiirleri.....

Recommended Posts

Acıya Alışılmaz...........

 

Hangi çığlık bir çığ gibi yarıyorsa

gecenin gerilmiş karnını bu saatte

acı tükenip bitmiştir orada artık

çırılçıplaktır tarihin bu sayfası

 

Fiziğin armağan ettiği bu teller

keçeleştirirken cinsel organımı

haykırıyorum insan olduğumu

ve çatlatıyor alnımın en gergin teli

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ağulu Bir Hüzün

 

Beklenmedik bir anda terk edilmişsindir

Bütün sevdiklerince

Suçlamak istemesende hiç kimseyi

Üzünçle yanmakta yüzün

Adını bile koyamadığın bir boğunç dolmakta şimdi yüreğine

Ve usulca ağmaktadır gözlerinin peteğine ağulu bir hüzün...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Akbabalar Kelebekler

 

Yüreği ağzında bir çocuk

Gibi alırken kalemi elime

Beceriksiz, acemi ve olasıya

Yapayalnızım her defasında

 

Bu sonuncu olsun diyorum

Ömrümün eksiksiz tek şiiri

Yazılsın artık kırk yaşımın

Ve bir aşkın bittiği bu gece

 

Akbabalar bin yıl kelebekler

Bir mevsim yaşarlarmış ki aşk

Da kısa ömürlüdür, başlar

Gibi biter yaşanmışsa eğer

 

Yaşanan ne varsa hoşgörünün

Bir parçasıdır artık ama ben

Yine de yakabilirim bu gece

Bütün anılarımı bir şiir için

 

Sonra irkiliyorum, anılarım yoksa

Dostlarım da terkedilmiştir yangın

Sürüp dururken yurdumda ki o zaman

Kıymeti harbiyesi nedir bu şiirin

 

Sabaha karşı dilim paslı

Beynim keçeleşmiştir ve yangın

Yalnızlığıma sıçrarken üşüyor

Bütün sözcükler. Umut yoktur

 

Yüreğim diyorum, kekeme

Alıngan, serseri yüreğim

Sen nerden bilebilirsin

Bir şiirin nasıl yazıldığını

Share this post


Link to post
Share on other sites

Akşamı Geciktirebilirsin Belki

- Feride için

 

Gün batarken sula fesleğenleri

balkonun kokusu sokağa taşsın

sokaklar kayıp çocuklar gibi

hırçındır, ürkek ve biraz şaşkın

 

Sular bulutlanır sen susarsın

ve kent çıngıraklı bir yılan kadar

zehirlidir artık sevgilin mahpusken

üstelik kirli bir lekeye döner umutlar

 

Acılar katlanır mendil yerine

sarışınlaşırsın bu kaçıncı güz

ellerin üşür, çiy düşer çiçeklere

beklediğin mektuplar da gelmez

 

Bomboş sayfalara dönerken aklın

tecrit’teki kitabı fareler kemiriyor

ve düşlerin sonsuz bir boşluktayken

bir sigara yakıyorsun, tutuşuyor sular

 

Akşamı geciktirebilirsin belki

suladığın fesleğenlerle, kimbilir

ama vaktin ayırdındadır şimdi

kuşlar, çocuklar ve mahpuslar

 

Usulca inse de koldemirleri

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ana

-Öner' in anası için-

 

 

Kayıp duruyor bakışları

duvardaki resme ve kapıya

oğul mu beklediği, sevgili mi

 

Belli ki yaşıyorlar hala

uzun uzun yaşıyorlar belli ki

bırakıp gittikleri anılarıyla

Çıkıp gelirler bir gün belki

Üşümüştür çünkü toprağın

soğuk yalnızlığında birisi

 

Öteki arkasında parmaklığın

Share this post


Link to post
Share on other sites

Anısı Biz Olalım Bu Sokakların

 

Anisi biz olalım bu sokakların

öpüşmediğimiz tek saçak altı

hiçbir otobüs durağı kalmasın

Biz yürüyelim kent güzelleşsin

gurultusuz sözcükler bulalım

yeni sevinçlere benzeyen

 

Biz gelince bir yağmur baslar

yüzün çizilir buğulanan camlara

bir uzun karartma biter

akasyalar köpürür birdenbire

ve her avluda adınla anılan

çiçekler sulanır akşamüstleri

 

Bir arkadaş evine uğrarız yoluştu

bir fincan kahve içeriz,isitir bizi

başını sessizce omzuma koyarsın

gulureyhan olur soluğun

Biz kalırız kuşlar donup gelir

her balkonda bir menekşe sesi

 

Belki yeniden güzelleştiririz

adları değiştirilen parkları

perdeleri hiç açılmayan evlerde

ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur

tanıdık sevinçlerle dolar yeniden

kendi sesini kemiren alanlar

 

Anisi biz olalım bu sokakların

ve hiç durmadan yağmur yağsın

biz gurultusuz sözcükler bulalım

sarmaşık fısıldaşsın yine

Gidersek birlikte gideriz

yeni sevinçler bulur hüzne benzeyen.....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aşk İse Donuk .....

 

 

Aşk donuklaşmış,

Pencereler yağmura hapsolmuş,

Uzaklardaki sesin, ya da yanıbaşımdaki sesin

Yağmuru bölüyor,

Belki beni çağırıyor, belki katı ruhumu,

Sarhoşluk bu olsa gerek,

Ya da okyanusun bibi gibi birşey,

Tek fark aşk donuklaşmış....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ayrılık Ayracı

 

 

 

Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun

Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın

Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi

Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu

Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor

Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

 

Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada

Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık

Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda

Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide

Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor

Ya da erteletiyorum biletimi son anda

 

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam

Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin

Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık

Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek

Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi

Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

 

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için

Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara

Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr

Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada

Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı

Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

 

Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor

Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde

Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu

Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa

Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın

Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bekle Beni

 

-Karlar tozarken bekle

Ortalık ağarırken bekle

Kimseler beklemezken bekle beni

-K.Simonov

 

I

Bekle beni küçüğüm

umudu karartmadan

sevinci yitirmeden bekle

döneceğim bir gün elbet

bekle beni

 

Bahar geldiğinde

kırlara çıkacaksın

dizboyu otlar üstünde

koş koşabildiğince

ve sakın yitirme neşeyi

 

Kırların sessizliğinde

yüreğinin sesini dinle

ve orada benim için

küçücük bir yer ayır

ve bekle beni küçüğüm

 

Doğa pervasızdır biraz

bakarsın en olmaz yerde

masmavi bir su fışkırır

ve suyun ışıldayan göğsünde

sevincin nilüferleri

 

Bahar şaşırtmasın seni

sırtüstü uzan bir gölgeye

suların, kuşların sesini dinle

ve bekle beni orada

döneceğim küçüğüm

 

II

Mapusane türküleri

hüzünlüdür biraz

belki her dinleyişinde

yüreğin burkulmakta

için sızlamaktadır

 

Ama acılara alışılmaz

birşeyler var değişecek

birşeyler var

değiştirmemiz gereken

önce acılardan başlanacak

 

Beş on yıl dediğin

pek kolay geçmeyebilir

üstelik bu savaş

bu kahredici kıyım

bitmeyebilir daha uzun süre

 

Ama sen sahip çıkarak

yaşama ve sevince

bekle beni küçüğüm

acılar bitecek bir gün

sevgiler çiçek açacak

 

Mapusane türküleri

hüzünlüyse de biraz

yüreğin burkulmasın

için sızlamasın sakın

ve bekle beni küçüğüm

 

III

Kış kıyamet bir gün

bakarsın çıkıp gelmişim

varsın azgınlaşsın tipi

ve uğuldayadursun

dışardaki rüzgâr

 

Sakın şaşırma küçüğüm

üşümüş bir serçe gibi

titremesin ellerin

apansız çıkıp geleceğim

kış kıyamet de olsa bir gün

 

Uğuldayan bu rüzgâr

bu delice yağan kar

ürkütmesin seni

direnmektir artık

bekleyişin öbür adı

 

Sen türküler söyle

ve gülümse küçüğüm

çünkü sesinin

ırmağıyla yeşerecek

hasretin bozkırları

 

Bekle beni küçüğüm

umudu karartmadan

sevinci yitirmeden bekle

döneceğim bir gün elbet

bekle beni küçüğüm....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir Hüzün Mevsiminden Çıkarken Kalbim

 

 

Ayrılıkların puslu aynasındadır

bekleyişlerin solgun yüzü

Bekleyişler ki demlenişidir sabrın

damıtır sessizliği ve üzüncü

damıtır gurbetin kavruk memesinden

ve emzirir

hasretin yanık yüzlü çoçuğunu

 

Sen ey sabrın ve üzüncün dervişi

başını zamanın göğsüne koy

ve dinle yalnızlığın iç çekişlerini

Yalnızlıklar ki suskun bir akşam üstüdür

usulca örtülecektir gecenin sessiz tülünü

ve düşecektir ince bir rüzgarla

hüznün harmaniyesi

 

Ey yenilgilerin bezgin kuşu

 

suskunun sarı sıcağındasın bunca zaman

bataklıklardan sızan sinsi ve pis

bir kokudur içinde tortulaşan kuşku

Ve bulutsu bir ağırlığın yüküdür

gittikçe ağırlaşan

gittikçe yüreğini zonklatan

 

Sen ki şafağın göğü müsün

imbikle göğsünde göğün sütünü

ve emzir sönmekte olan yıldızları

sonra başını solgun bir demet gibi hasretin kuru dallarına koy

dinle köpüklü kıyıların çağlayanını

imbatın serin elidir yüzünü okşayan

 

Güneşi kopar dalından ellerine al

ve durmadan canını yakan sözü

bitir şiirin kalbine

akıt artık umudun billur ırmağını

kavruk çölüne yüzümün

ve bir sevda gibi yanaş

hayatın kıyılarına

 

Yoksa ey kalbim

tel bile olamazsın şiirin sazına...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bu Kent Öldürüldü Diyorlar

 

 

Bu kent öldürüldü diyorlar

kurşuna dizildi bir geceyarısı

 

Hayaletler geziniyormuş şimdi

sokak aralarında ve caddelerde

baykuş tüneği olmmuş alanlar

ve yarasalar uçuşuyormuş

 

Silah ve esrar kaçakçıları

altın çağını yaşarlarken

artıyormuş bir yandan da

kumarhaneler, meyhaneler

 

Borsa oyunları, hileli iflaslar

birbirini kovalayıp dururken

nasıl çıkmışsa pek bilinmiyor

yaygınmış şimdilerde rus ruleti

 

İntiharların sayısı bilinmiyor

çoğalıp duruyormuş fahişeler

ve artık bunların hiçbiri

olay bile sayılmıyormuş şimdi

 

Bu kent öldürüldü diyorlar

bahar gelmez artık buraya

Share this post


Link to post
Share on other sites

Çocuksun Sen-I

 

 

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen

Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu

Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen

Kum taneleri var ya onlardan birindeyim

Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor

Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

 

Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

 

Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun

Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum

Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup

Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

 

Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar

Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa

Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun

Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların

Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar

Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

 

Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

 

Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit

Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık

Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık

Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

 

Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak

Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin

Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun

Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada

Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

 

Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

Share this post


Link to post
Share on other sites

Çocuksun Sen-II

 

 

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm

Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ

Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı

Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar

Dursam ölürüm paramparça olur dünya

 

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm

 

Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir

Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna

Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için

Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak

(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu

Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)

 

Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor

Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri

Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda

Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum

Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım

Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

 

Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

 

Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer

Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle

Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum

Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken

Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde

Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su

 

Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç

Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı

(Soluğunun elma kokması bundandı belki)

Bir elma kokusuna tutundum düşerken

Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı

Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

 

Çocuksun sen, çocuğumsun

Share this post


Link to post
Share on other sites

Deli Kuş

 

Deli kuş bilir misin nedir

türküler kadar sevdalanmak

duyabilmek yüreğinde

bir depremin uğultusunu

 

Suya düşen bir karanfilse yüreğin

bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm

vursun seni o taştan bu taşa

o çağlayandan bu çağlayana sürüklesin

 

Kavgadan uzak kalmışsan

sevdadan da uzaksın demektir

devinmez yüreğinin mağması

çatlamaz sabrın kara taşı unutma

Share this post


Link to post
Share on other sites

Eski Bir Hüzünle

 

Günlerdir eski bir hüzünle çıkıyorum voltaya

(kötüye işaret bu, üstelik yalnızlığa sığınıyorum)

Unutup gitmişim ezberimdeki bütün şiirleri

bulutlara bakıyorum uzun uzun, yalnız bulutlara

 

O uzak kasaba akşamları düşerken aklıma

tecrit’teki yine bir türkü tutturuyor

Ey kalbim sana denk düşüyor bütün bu acılar

acılar tek ve mutlak olan bir şeyi anlatıyor

 

Yağmur kuşları geçiyor avludan sürü sürü

dalların hışırtısını duyuyorum, üşütüyor beni

Ötede, kentin üstünde bir şimşek çakıyor birden

suretin yansıyor göğe ve her yağmur damlasına

 

Uzak bir anı oluyor her şey, silikleşiyor

ve alnım ateşler içinde, bir tutabilsen

unutup gitmişim bütün türküleri artık

(kötüye işaret bu, üstelik yalnız sana sığınıyorum)

 

Kısa süren hastalıklar vardır ya, işte öyle

geçip gidiyor akşama doğru hüzün bulutu

resmini asıyorum ranzamın başucuna yine

ve bir türkü tutturuyorum günün son çayında

-Teslim olmayalım halilim kurşun atalım!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gidersen Yıkılır Bu Kent

 

Gidersen yıkılır bu kent, kuşlarda gider

Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında

Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki

Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar

Biz mi yanlızdık, durmadan yağmur yağardı

Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken

 

Gidersen kim sular fesleğenleri

Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

 

Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu

Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor

Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun

Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına

Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor

Birde seni ekliyorum susuşlarıma

 

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları

Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar

Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar

Adını bilmediğimiz doslar kalır yalnız

Yüreğimize alırız onları, ısıtırız

Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

 

Gidersen kar yağar avuçlarıma

Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

 

Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında

Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler

Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde

Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri

Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak

Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

 

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman

Sis ve intihar çöküyor bütün birhanelere

Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun

İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim

Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın

Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

 

Gidersen yıkılır bu kent kuşlarda ölür

Bir tufan olurum sustuğun her yerde

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gitmek

 

Bu vadideki karanlığı

ve büyük soğuğu düşün

B. Brecht

 

Gitmek. Bir hançeri inceltip

Okyanusa daldırmak isteği

Ya da düşebilmek atlasların

Dışına ki ey kalbim

Yalnızsın bu yolculukta da

 

Gitmek. O kaos duygusu, aklın

Sarsıntılarla yorgun düşüşü

Bilincin kamaşması belki de.

Rehin bırakılacak bir şey yok

Unuttuklarından başka.

 

Gitmek. Bir büyü gibi saran

Ağrılar yumağı, kışkırtılmış

Düşlerdir ki sen şimdi

Esirgeme kendini kalbim

Kederin o derin yalnızlığından

Share this post


Link to post
Share on other sites

Göç

 

Göç oldu bir acıdan öbür acıya

oysa sağrısı kurumamıştı atımızın

daha dün sürüp gelmiştik buralara

bugün göründü yine yolların ucu

 

Devrildi kıl çadırlar seher vakti

usulca uyandırıldı çocuklar

ve kadınlar bohçası çözülmemiş

bir keder gibi gibi düştüler yola

 

Turnalar gitti biz gittik

bitmedi peşimizdeki nal sesleri

nerde konaklasak tedirgindik

kuruyordu ırmaklar ve göller

 

Bir yangın gibi taşıyıp durduk

kederi ve acıyı göğsümüzde

yer gök duman içindeydi sanki

genzimizi yakıyordu ayrılıklar

 

Zulüm bırakmadı peşimizi hiç

biz gittik o buldu izimizi

konar göçer olduk yedi iklimde

tanığımızdır dağlar taşlar

 

Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı

gözlerimizin yorgun sularında

yaşamak bir inat oldu artık

yaşamak bir direnme oldu zulme

 

Ve işte devrildi yine kıl çadırlar

göç başladı bir acıdan bin acıya

Geride akşamın küllenen ateşi

ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gün Kararmasın Geldiğinde

 

Güz yakmadan gülün pembesini

avuçlarımda o, sokul yanıma

gülüşünle ısınsın bedenim

ve dudaklarımda acılaşan ıslık

adınla çiçeklensin

 

Serçeler göçe dayanmaz bilirsin

ne özleyen bir bakış kalır

ne de sımsıcaklığın

sular donar yürek üşür

sende kalır seni yakan

 

Uçurumlar açılır yollarında

buharlaşır çiy damlaları

Terli bir kısrak gibi gel kapıma

savrulsun saçların

yastığım kekik koksun

 

Uzağı yakın et

pembeleşsin çarşafın

ölüm kapımın tokmağında

ayrılığı iyi bilirim

ferhat olmıyayım dağlarda

 

Ey gülün pembesi ile

bir gülümseyişi paylaşan

kar yağıyor yatağıma

avuçlarım kutuplara döndü

gün kararmasın geldiğinde

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.