Jump to content

PABLO NERUDA'NIN ŞİİRLERİ..................


Recommended Posts

Muzaffer halk

 

Yüreğim bu kavganın içinde

Kazanacak halkım

Bütün halklar kazanacak bir bir.

Bu acılar ıslak bir mendil gibi

Kumlar arasından

Şehit duraklarından.

Çıkaracak her şeyi,

Şanlı günler yakındır çünkü

Kinler kusacak bir an

Ceza veren elle

 

 

Kızıl Bayrak/11 Temmuz 2004

Link to post
Share on other sites
  • 2 weeks later...

Adonis Gibi Angela

 

 

 

Bugün yattım masum genç bir kızın yanında

beyaz bir okyanusun kıyısında gibi,

korlu bir yıldızın

yavaş yörüngesinin ortasında gibi.

 

Sonsuz yeşil bakışından

aktı ışık kuru su gibi

berrak derin çemberlerinde

taze gücün.

 

İki alazlı ateş gibi göğüsleri

parladı dikelmiş olarak iki bölgede,

ve çifte bir akıntıda ulaştı ateş

büyük ışıklı ayaklarına.

 

Altın bir iklim olgunlaştı erkenden

bedeninin gündelik uzantılarına

ve doldurdu onu akın akın meyvelerle

ve gizli korla.

Link to post
Share on other sites

Ağaçların Dallarında Niçin Kalır Güz

 

Ağaçların dallarında niçin kalır güz

yapraklar düşene dek?

 

Ve nerede asar o

kendi sarı pantolonlarını?

 

Doğru mudur güzün beklemekte olduğu

olacak olan bir şeyi?

 

Belki bir yaprakta titreyecek

ya da evren uğrayacak geçerken?

 

Toprağın altında bir mıknatıs mı var,

güzün kardeşi olan bir mıknatıs?

 

Ne zaman emredilir toprağın altında

gülün önceden belirlenmişliği.

Link to post
Share on other sites

Ağıt

 

Yalnız başıma, ıssız yerlerde

ağlamak istiyorum ırmaklarca,

söndürülmek istiyorum, uyumak istiyorum,

uyumak senin hayli yaşlı mineralsi gecen gibi.

 

Neden düştü parıldayan anahtarlar

haydut ellerine? Ayağa kalk,

Ocllo, anatanrıça, bırak dinlensin gizliliğin

bu gecenin sonsuz yorgunluğunda

ve akıt öğüdünü damarlarıma.

Henüz dilemiyorum senden Yupanquierne'nin güneşini.

Uykuda konuşuyorum seninle, ülkeden ülkeye

bağırarak, Peru'lu anne,

sıradağların kasığı.

Nasıl sızdı hançer yığınları

senin kumul ülkenin içine?

Ellerinde kımıltısızca

duyumsuyorum metallerin yayılışını

yeraltı damarlarınca.

 

Senin köklerinden yaratıldım,

ne ki anlayamıyorum, toprak

sunmuyor bana hikmetini,

gördüğüm geceden başka bir şey değil

yıldız aydınlığı gök bölgeleri altında.

Hangi anlamsız yılan düşü

sürükledi kendini kankızılı o çizgiye?

Acının gözleri, kasvetli gelişme.

Nasıl geldin acaba bu kızgın rüzgâra,

neden, gazabın kayaları arasında

kaldırmadı havaya Capac

parıldayan balçıktan tiara'sını?

Bırak dayanayım acıya bayraklarının altında

ve gömeyim kendimi

bir daha parıldamayacak ölü kök gibi.

Katı gecenin altında, katı gecede

yeryüzüne inmek istiyorum

altın'ın ağzına erişmeye.

 

Yaymak istiyorum kendimi bu gecesel granitte.

 

Oraya umutsuz yazgımla erişmek istiyorum.

 

('Los conquistadores'den - 'Canto General'

Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy)

Link to post
Share on other sites

Ailelerdeki Melankoli

 

İçindeki bir kulak ve bir resimle

saklıyorum mavi bir şişeyi:

gece mecbur ettiğinde baykuşun tüyünü,

kısık sesli kiraz ağacı yolduğunda kendi dudaklarını

ve deniz esintisi çoklukla

delik deşik ettiği kabuklarla tehdit ettiğinde,

bilirim bulunur batmış büyük yayılmalar,

külçelerce kuvars,

balçık,

mavi sular bir vuruşa,

onca sessizlikten, yenilgiden ve kâfur ağacından,

kaybolmuş eşyalardan, madalyalardan,

okşayışlardan, paraşütlerden, öpüşlerden

çok sayıda damarlar.

 

Tek bir günün adımları var yalnızca öbürüne doğru,

yalnız bir şişe denizlerde yolcu,

ve güllerin vardığı bir yemek odası,

bir yemek odası, terk edilmiş

bir diken gibi: konuşuyorum

ezilmiş bir kadeh hakkında, bir perde hakkında,

taşları sökerek akan bir ırmağın çağladığı

ıssız bir odada bulunan derinlik hakkında, bu bir evdir

yağmurun temelleri üzerinde duran,

olmazsa olmaz pencereleriyle ve kayıtsız şartsız sadık

yaban şarabıyla iki katlı bir ev.

 

Gidiyorum akşamlar boyunca, ve dönüyorum eve

kirle ve ölümle dopdolu,

getirerek beraberimde toprağı ve köklerini

ve cesedin buğdayla, metallerle, devrilmiş fillerle

birlikte uyuduğu toprağın sınırsız karnını.

 

Fakat her şeyden önce korku dolu,

korku dolu ve ıssız bir yemek odası var

kırılmış yağdanlıklarıyla

ve akıyor sirke masaların altından,

ve durdurulmuş bir ay ışığı,

karanlık bir şey, ve arıyorum

bir karşılaştırmayı kendimde:

belki denizle çevrilmiş bir dükkândır bu

ve hırpanî paçavralar damlıyor tuzlu sudan.

Yalnızca ıssız bir yemek odası var

ve etrafında sonsuz genişlikler,

suyun altına konulan fabrikalar,

sadece benim bildiğim enlemler,

çünkü hüzünlüyüm ben ve yolculuktayım

ve tanıyorum toprağı ve hüzünlüyüm.

Link to post
Share on other sites

Akışkan Kaymak

 

Acayip, garip aristokratlar

Amerika’mızda, yakın zamanlarda

alçıyla kaplanmış memeli hayvanlar, kısır

genç adamlar, kibirli budalalar,

kötülük dolu toprak ağaları, Kulüp’te

aşırı içkinin kahramanları,

banka ve borsa soyguncuları,

ahmaklar, züppeler, pısırıklar,

kaygan aslanları elçiliklerin,

solgun asil kızlar,

et yiyen çiçekler, kokulandırılmış

haydut mağaralarının zürriyeti,

kan emen tırmanıcı sarmaşık,

gübre ve ter,

boğan sarmaşıklar,

feodal boa yılanlarından zincir

 

Stepler titrerken

Bolívar’ın ya da

O’Higgins’in dörtnallarıyla (yoksul askerler,

acı görmüş halk, yalın ayaklı kahramanlar) ,

oluşturdunuz sizler yolu

kral için, papaz çukuru için,

bayraklarımıza karşı ihanet için,

ve halkın korkusuz

rüzgârı salladığında mızraklarını

ve bıraktığında anayurdu kollarımıza,

ortaya çıktınız sizler ve çevrimlediniz toprağı,

ölçüp ayırdınız çitleri, yığdınız

toprağı ve ruhları, bölüştürdünüz

polise ve tekellere.

 

Döndü halk evine savaşlardan,

yitti aşağıda madenlerde, kıvrımların

siyah derinliklerinde,

düştü taşlı pulluk izlerine,

kirli fabrikaları çalıştırmaya başladı,

üredi kiralık kışlalarda,

diğer acıklı yaratıklarla birlikte

tıka basa doldu meskenlerde.

 

Dibe vurana dek battı halk şaraba,

terk edildi, vampirlerden

ve bitlerden bir ordu tarafından

saldırıldı, kuşatıldı

duvarlarla ve devriye polislerle,

ekmeksiz, müziksiz, yollarda

sersem yalnızlığın içinde

Orfeus bırakmaz herhalde oraya

ruhu için bir gitarı,

bir şeritle ve umutsuzlukla

kendisini sarmalamış

ve köylüklerin üzerinden yoksulluğun kuşu gibi

şarkı söyleyecek bir gitarı.

Link to post
Share on other sites

Ağır Ölüm

 

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

 

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

 

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

 

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

 

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

 

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

 

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

 

 

Pablo Neruda

Çeviren: İsmail Aksoy

 

 

Çevirenin notu: Şiirin son tümcesini, Rimbaud’nun “A’laurore, armes d’une ardente patience nous entrerons aux splendid villes” (“Şafak kızıllığında, ateşli bir sabırla silâhlanmış olarak gireceğiz o muhteşem kentlere”) dizesinden esinlenerek yazmıştır Neruda.

Link to post
Share on other sites
  • 2 months later...

Asma Çubuğu Ve Rüzgar

 

Bir şarkıcıyım ben,

Avrupa'nın bağlarında dolaştım;

Gezindim rüzgarlar altında.

Asya'nın rüzgarı altında.

Yaşamlar içinde en iyisi

Yaşam bile,

Dünyanın tadı;

Ak pak barış bile;

Avareydi

Devşirdim

Evet devşirdim.

 

Başka toprakların

En iyisi

Yüceltti şarkısını dudağımda;

Bağların ortasında

Barışın ve rüzgarın özgürlüğü!

 

İnsanlar nefret ediyor gibiydiler

Birbirleriyle.

Yine de aynı gece

Birbirlerinin üzerlerini

Örtüyorlardı.

Bizi uyandıran

Tek ışık

Dünyanın ışığıydı bu!

Evlerine girdim,

Yemek yiyorlardı masalarında;

Fabrikadan çıkmıştılar,

Gülüşüp ya da ağlaşıyorlardı.

Ve de

Hepsi birbirine benziyordu.

Ve hepsi de

Gözlerini ışığa çeviriyorlardı

Yollarını arıyordu hepsi de.

 

Hepsinin bir ağzı vardı

Türkü çağırıyorlardı,

Türkü çağırıyorlardı

İlkbahara dönük!

 

Hepsi.

 

İşte rüzgarda

Bağ çubuklarının arasında

En iyi insanları devşirdim

Şimdiyse dinlemeniz gerek beni

 

Pablo Neruda

Link to post
Share on other sites

Aşk

 

Bunca gün, ah, bunca gün

görmeyi seni böyle kırılgan, böyle yakın,

nasıl öderim, neyle öderim?

 

Uyandı kana susamış

ilkbaharı koruların,

çıkıyor tilkiler inlerinden

çiylerini içiyor yılanlar,

ve ben gidiyorum seninle yapraklarda

çamlar ve sessizlik arasında,

sorarark kendime nasıl, ne zaman

ödeyeceğim diye şu bahtımı

 

Bütün gördüklerim içinde

yalnız sensin hep görmek istediğim

dokunduğum her şey içinde

senin tenindir hep dokunmak istediğim:

seviyorum senin portakal kahkahanı

hoşlanıyorum uykudaki görüntünden

 

Ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiceğim

bilmiyorum nasıl sever başkaları

eskiden nasıl severlerdi,

yaşıyorum, bakarak, severek seni,

aşk tabiatımdır benim

 

Her ikindi daha da hoşuma gidiyorsun.

 

Nerde o? Hep bunu soruyorum

kaybolduğunda gözlerin

Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum,

yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi

geliyorsun sen, bir esintisin

şeftali ağaçlarından uçan.

 

Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil

o kadar neden var ki, o kadar az,

böyle olmalı aşk

kuşatan, genel

üzgün, müthiş,

bayraklarda donanmış, yaslı,

yıldızlar gibi çiçek açan,

bir öpüş kadar ölçüsüz.

 

Pablo Neruda

Link to post
Share on other sites

Bayraklar Nasıl Doğar

 

Bayraklarımız her zaman böyle doğmuştur.

Halk işlemiştir onları

Tüm sevgisiyle

Onun parçalarını dikmiştir

Bütün yoksulluğuyla

Ve yıldızı çivilemiştir

Canı gönülden

Gökte ya da gömlekte vatanın yıldızı için

Bir mavi kesmiştir

Ve damla damla

Kırmızı doğmuştur

 

Pablo Neruda

Link to post
Share on other sites

Bio Bio

 

Ama niçin benimle konuşmuyorsun artık

Boi Bio?

Ben söylüyorum şimdi

Senin diyeceklerini

Oysa ben konuşmayı

Senden öğrendim

Yağmur ve yaprakla karışık

Gece türkülerini

Senden öğrendim, Bio Bio

 

Kimse bakmazdı bana çocukken

Günün doğuşunu senden öğrendim

Zorla toprağa gömülmüş gücün

Durgun çanlar gibi sessizliğini

Senden öğrendim, Bio Bio

 

Senden öğrendim evreni

Oysa sakız yaprakları

Kırık oklar,

Kırık, hüzünlü oklar

Bin yılda öğrettiler onu bana

 

Ama seni gördüm, Bio Bio

Kendini usulca denize bırakışını gördüm

Paramparça ağzını, göğüslerini

Kanlı bir öykü anlatarak

Büyük ve çiçekli

Gördüm seni, Bio Bio.

 

Pablo Neruda

Link to post
Share on other sites

Atlar

 

Pencereden atları gördüm.

 

Berlin'deydim, kıştı. Işık

Işıksızdı, gökyüzü yoktu gökyüzünde.

 

Havanın aklığı ıslak bir ekmek gibi.

 

Ve penceremden boş bir sirk

Kışın dişleriyle kemirilmiş.

 

Ansızın bir adamın yedeğinde

On at göründe sislerin içinden

Çıkarken titremediler, ateş gibi,

O saate kadar bomboş olan

Evreni doldurdular gözlerimde. Görkemli, yangınlı

Uzun bacaklı on tanrı gibiydiler,

Yeleleri tuzun düşlerini andırıyordu.

 

Portakaldan ve evrenlerdendi sağrıları.

 

Baldı derileri, amber, yangın.

 

Boyunları gururun taşlarından

Oyulmuş kulelerdi,

Ve kızgın gözlerine güçlü bir dirim

Eğilmişti bir tutuklu gibi.

 

Ve orada, sessizlikte, ortasında

Günün, kirli ve dağınık kışın

Haşarı atlar kan,

Uyum ve yaşamın kışkırtıcı gömüleriydiler.

 

Baktım, baktım ve yeniden yaşadım:

Kaynağın, altın dansın, gökyüzünün,

Güzellikte yaşayan ateşin

Orada olduğunu bilmeden.

 

O kapanık Berlin kışını unuttum.

 

Ama atların ışığını unutmam.

 

Pablo Neruda

Link to post
Share on other sites

Bir Bir Sayayım Onları

 

Bu akşam onlardan söz etmeliyim bir bir

Bu akşam, bu yerde anıma geliniz

 

Manuel Antonio Lopez

Kardaş

 

Lizboa Calderon

Diğerleri hayınlık ettiler biz yolumuza devam ediyoruz

 

Alejandro Gutieerrez

Seninle düşen bayrak

Ayağa kalkıyor

Bütün yeryüzünde

 

Cesar Tapia

Bu bayraklar üstünde yüreğin

Bu gün Plaza'da çırpınıyor

 

Filomeno Chavez,

Elini asla sıkmadım, ama elin burada

Bu ölümün öldüremediği temiz bir eldir

 

Ramona Parra

Genç parıldayan yıldız

Ramona Parra

Kahraman kadın

Ramona Parra kanlı çiçek

Dostumuz, ey yiğit yürek

Örnek çocuk, altın gerilla

Adına bu savaşı izleyeceğimize yemin olsun

Yayılan kanın her yanda çiçekler gibi açsın

 

Pablo Neruda

Link to post
Share on other sites
  • 3 months later...

AĞIT

 

 

Nehirler gibi,

 

Ağlamak istiyorum,

 

Garip bir başıma ben;

 

Kaygılar almalı beni,

 

Dalıp gitmeliyim,

 

Eski maden gecelerin gibi.

 

Neden,

 

Pırıl pırıl anahtarlar,

 

Neden harami elinde?

 

Kalksana Oello ana,

 

Aç sırrını,

 

Bu bitmez gecenin

 

Yorgunluğuna;

 

Akıl ver damarlarına,

 

Senin olsun,

 

Yupanqui’ler güneşi

 

Uyku hali konuşurum

 

Seninle,

 

Toprak toprağa.

 

Sıradağların;

 

Döl yatağı;

 

Sen ey Perulu ana,

 

Nasıl oldu nasıl oldu da

 

Saplandı,

 

Bu hançerler çığı,

 

Senin gebe kumluğuna?

 

Ellerin içindeyim,

 

Kıpırdamam,

 

Duyuyorum:

 

Madenler yayılıyorlar,

 

Yeraltı boğazlarına.

 

Köklerinden olmuşum,

 

Ben, senin;

 

Bilmem neden,

 

Toprak vermez bilgeliğini

 

Bana.

 

Geceden gayrı,

 

Gördüğüm yok;

 

Yıldızlı topraklar,

 

Altında.

 

Bu uyduruk,

 

Bu cinli hayal da ne?

 

Sürünür gider,

 

Ta kızıl bir çizgiye?

 

Yasın gözleri,

 

Bitki, kapkara.

 

Nasıl vardın,

 

Bu acı rüzgara;

 

Nasıl oldu, nasıl oldu da,

 

Öfke taşları arasından,

 

Kopak;

 

Kaldırmadı kil tacını,

 

O gözler kamaştıran?

 

Yanayım kara bahtıma,

 

Çadırlar altında, bırak!

 

Kararmış ölü bir kök gibi,

 

Ko batıp gideyim!

 

Bu bitmez zalim gecede,

 

Yerin dibine ineceğim, ben;

 

Bir altın ağza kadar.

 

Gecenin taşına uzanmalıyım.

 

Burada ölmeliyim, derdimle.

 

 

 

Pablo NERUDA

Link to post
Share on other sites

ANLATALIM

 

Hani ya leylaklar,

Diyeceksiniz?

Hani ya diyeceksiniz,

Gelincikler bürünmüş,

Metafizik?

Kuşlarla,boşluklarla elenmiş,

Kelime yağmuru;

Hani ya diyeceksiniz?

Al buyur:

Bir mahallesinde yaşıyordum,

Madrid’in:

Çanlı,çalar saatli,ağaçlı.

Kocaman,

Meşin bir okyanus gibi,

Uzaktan görünürdü Kastil’in

Kuru çehresi.

Çiçekler Evi’ydi,

Evimin adı.

Itırlar fışkırırdı,

Köşe bucak.

Güzel evdi bu

Köpekleri,bebeleriyle.

Raoul,hatırında mı?

Ya senin,Raphael?

Sen Federico,

Hatırında mı?

Sen,yer altında yatan,

Hatırladın mı,

Balkonlu evimi?

Haziran güneşi hani,

Çiçekler basardı ağzına,

Orda...

 

Kardeş,kardeş,

Ateşli seslerden ibaretti,

Her şey;

Mallardaki tuzdan,

Çırpınan ekmek yığınından,

İbaretti her şey;

Donuk bir hokka gibi duran,

Heykeliyle;

Arguülles’deki mahallemin,

Çarşıları...

Yağ akardı kaşıklara,

Caddeleri doldururdu,

El ayak sesleri,derin..

Metreler, litreler,

Kıvıl kıvıl hayat;

İstif istif balık yığınları,

Çatılar:

Yorgun çan kulelerinin,

Yüceldiği;

Soğuk güneşle kaynaşan,

Çatılar..

Patateslerdeki,

Narin ve taşkın fildişi beyazlık;

Yumak yumak dalgası,

Domateslerin:

Tıngır mıngır,haydi denize...

Bütün bunlar,

Tutuşuyorlardı,

Bir sabah;

Közler,

İnsanları dağlayarak,

Topraktan çıktılar,

Bir sabah;

Nah bu anda ateş,

Nah,bu anda barut,

Bu anda kan.

Bebekleri öldürmek için,

Göğün yücesinden geldiler,

Göğün:

Uçakları, Magriplileriyle,

Haydutlar;

Yüzükleri, kurumlu avratlarıyla,

Haydutlar;

Kara keşişleri, dualarıyla,

Haydutlar;

Ve,

Çocuk kanları,caddelerden,

Aktı tıpış tıpış,

Çocuksu çocuksu.

Çakallar,

Çakalların tiksineceği

Çakallar!

Taşlar,

Dalar dikenlerin dişlerken

Tu diyeceği taşlar!

Engerekler,

Engereklerin kin güdeceği

Engerekler!

Sizleri,

Gurur ve bıçaklardan bir dalgayla,

Boğmak için;

Önünüzde gördüm İspanya’nın,

Kıyamet kanını.

Generaller,

Gelin de,

Yıkılmış evimi görün.

Görün,

Yaralı İspanya’yı.

Her göçük evden,

Bir ateş metal çıkar ama,

Çiçek yerine.

Her yarasından,

İspanya’nın;

Doğar İspanya.

Her ölmüş bebekten,

Çıkar, bir mavzer:

Gözleri de var,gözleri.

Mermiler doğar,

Her cürümden;

Mermiler ki gün ola

Kalbinizde yeri.

Neden diyorsunuz şiirlerin,

Söz açmaz, düşten yapraktan;

Doğduğun yerin,

Yüce volkanlarından?

Gel de gör:

Caddeler kan-revan.

Gel de gör:

Caddeler kan-revan.

Gel de gör:

Caddeler kan-revan.

 

 

Pablo NERUDA

 

Çeviren : Enver GÖKÇE

Link to post
Share on other sites

Buğday Türküsü

 

 

Halkım ben, parmakla sayılmayan

Sesimde pırıl pırıl bir güç var

Karanlıkta boy atmaya

Sessizliği aşmaya yarayan

 

Ölü, yiğit, gölge ve buz ne varsa

Tohuma dururlar yeniden

Ve halk, toprağa gömülü

Tohuma durur bir yerde

Buğday nasıl filizini sürer de

Çıkarsa toprağın üstüne

Güzelim kırmızı elleriyle

Sessizliği burgu gibi deler de

 

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.

 

 

Pablo Neruda

Link to post
Share on other sites

Denizkızı ile Sarhoşlar Masalı

 

 

 

Bütün herifler içerdeydi

 

Girdiğinde o çırılçıplak

 

Herifler içiyordu, ona tükürmeye başladılar

 

Daha yeni çıkmıştı nehirden, bir şey anlamıyordu

 

Yolunu yitirmiş bir denizkızıydı

 

Küfürler aktı parıldayan teninde

 

Açık saçık sözler yağdırdılar altın memelerine

 

Ağlamadı çünkü bilmiyordu ağlamayı

 

Çıplaktı çünkü bilmiyordu giysileri

 

Dağladılar gövdesini sigaralar, yanık mantarlarla

 

Yerde yuvarladılar kahkahalar atarak

 

Konuşmadı çünkü bilmiyordu konuşmayı

 

Uzak bir aşkın rengindeydi gözleri

 

Kolları ikiz safirlerdi

 

Dudakları titriyordu mercan ışığında

 

Sonunda çekip gitti

 

Güçbelâ girdiği nehirde tertemiz oldu yine

 

Yağmurda beyaz bir taş gibi pırıl pırıl

 

Yüzdü bakmadan arkasına

 

Yüzdü hiçliğe, yüzdü ölümüne.

 

 

 

Pablo Neruda

 

Şiiri Dilimize Kazandıran: Erdal Alova.

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.
Примечание: Ваше сообщение будет проверено модератором перед отправкой.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.