Jump to content

Recommended Posts

MASALLAR ÜLKESİ-II. BAB

 

Bitbozanius, bu arada özellikle sol tandanslı filozoflar arasında oldukça yaygın olarak kullanılan "değişmeyen tek şey değişmenin kendisi" şeklindeki büyüleyici ifadede bulunduğunda diğer filozoflar utanarak başlarını eğdiler. Bu arada üstadın ağzından baldan damlalar akmaya devam ediyordu. Arada bir "Ben bilirim" dedikten ve tepkileri gülümseyerek karşıladıktan sonra "elimize çiçek alalım, silah değil" diyerek Neil Armstrong'un o meşhur malum sözlerine kadarki geçen dönem içerisinde tarihteki en önemli cümleyi söylediğinin elbette ki farkındaydı.

Bilge edasıyla asasına tutunarak ve yavaş yavaş çömelerek topluluğun birkaç basamak altındaki mermere oturdu. O çekik ve keskin gözlerini İon ve Korent tarzındaki sütunlarda gezdirerek gökyüzüne baktı. Diğer filozoflar merakla ağzından çıkacak özlü sözleri bekliyorlardı. "Evlatlarım" diyerek söze başladı. "Sakın bu sistemi değiştirmeye yeltenmeyin. Bunun için senatoda bir darbe yapmanız size bir yarar getirmez. Bu riske girmeyin. Kölelerinizle ve topraklarınızla mutlu yaşamaya ve tartışmaya devam edin. Jul Mafiaceaser'i kullanarak İmparatorluğa Sedatesanis'i getirmeyi düşündüğünüzü biliyorum. Buna sakın yeltenmeyin. Çünkü, ihtilaller kendi evlatlarını da yer ve yeni bir seçkinler kulübü yaratırsınız. Çünkü, doğa kanunu her zaman güçlüden yanadır. Üzülerek söylüyorum ki, zayıflar her zaman ezilmeye mahkûmdurlar. Bunu bana tarih öğretti. Sevgili arkadaşım Heredotos'un kaleme aldığı o tarih bana bunu göstermiştir." Ortalık bir anda sessizliğe gömüldü. Po Ovasından gelen rüzgâr mermerlerin üzerinde yankılanmaya başladı. Özellikle Sedatesanis'in kaşları çatıldı ve yüzü kıpkırmızı oldu. Sinirinden kaskatı kesilmişti. Herkes "bu sessizliği kim bozacak" diye birbirine bakarken tekrar asasına sarılan ve yavaş yavaş ayağa kalkan büyük bilge Bitbozanius yine şefkat ve tehdit kokan son sözlerini söyledi. "Ben bilirim... Siz bana sorun, ben cevaplarım. Cevap vermek sizin haddinize değil."

İhtiyar merdivenlerden aşağıya yine güvensiz adımlarla yavaş yavaş inerken bir Roma askeri acı haberi getirdi: İmparator Objektivisius tahttan indirilmişti.

 

Devamı var

Share this post


Link to post
Share on other sites

MASALLAR ÜLKESİ-III.BAB

 

Darbe ülkeye demokrasiyi yerleştirmek için gelmişti. Ya da en azından söylevlerde bu görünüyordu. Colosseum'daki son büyük filozoflar buluşmasından sonra üstatlar artık bir araya gelmiyordu nedense. Ortalıkta karanlık bir atmosfer vardı ve herkes yeni dönemin ne getireceğini tam olarak kestiremiyordu.

Yeni İmparator Cusei (Türk literatürüne Kuzey olarak girmiştir) filozofluğun eski saygınlığını kazanmasına büyük önem veriyordu. Bu yüzden, bir komisyon kurarak imparatorluk topraklarındaki binlerce filozofla ilgili soruşturma yaptırdı ve gerçek filozofların ortaya çıkarılmasını, diğerlerinin Platon ve Aristo okullarında uzun bir eğitimden geçirilmesini emretti.

Küçük bir Roma lejyonu, başlarında ünlü bir filozof avcısı olan Blackwhitetos olmak üzere Tiber Nehri kenarındaki küçük ahşap evin önüne geldi. Askerler içeriden Bitbozanius'u çıkardılar. Blackwhitetos saygıyla eğildi ve selam verdi. "Selam Bitbozanius, İmparator seni affetti. Yalnız bundan sonra sana sorulmadan cevap vermeyeceksin ve görüş beyan etmeyeceksin." Bitbozanius boynunu büktü ve uzun ak sakallarını okşadıktan sonra çekingen bir sesle: "Baş üstüne. Zaten ben konuşmuyordum ki!" dedi. Blackwhitetos gülümseyerek başını salladı ve lejyonla beraber oradan uzaklaştı.

Yakın zamana kadar diğer filozofların akıbetinin ne olduğuna dair Roma kaynaklarında fazla bir bilgi yoktu. Ta ki 2017 yılında Ankara'daki Avgustus Tapınağının altında yapılan detaylı kazılarda yeni bir yazıt bulunana kadar. Monumentum Ancyranum denilen o meşhur Avgustus'un politik emirlerinin bulunduğu yazıttan sonra ortaya çıkarılan bu yazıtta "Cyranodetia, Sedatesanis, Sevvaledes, Taniahydemus, Jul Mafiaceaser ve Sokrates'in Asia Minor (Küçük Asya) halklarını aydınlatmak amacıyla İmparator Cusei tarafından Eyalet Başkenti Ancrya'ya gönderildikleri ve bilgelikleriyle buradaki Galatyalıları meftun ve deruhte ettiklerini yazar.

 

-SON-

 

Saygılarımla.

Share this post


Link to post
Share on other sites

kuzey ; hayal gücünüzden dolayı sizi kutlamak lazım

 

ama yazdıklarınızadan en çok hoşuma giden

 

''elinde asasıyla uzun beyaz sakallı, çekik gözlü, sanki bin yıllık bir halıya bin yıldan beri bağdaş kurmuş bir çınar edasıyla "Filozoflar Filozofu" unvanlı Bitbozanius ''

 

evet bazı insanlar gerçekten kendini böyle zannediyor ;)

 

 

ama asılolan varki

 

GERÇEKLER!!!

 

 

 

 

''Bitbozanius boynunu büktü ve uzun ak sakallarını okşadıktan sonra çekingen bir sesle: "Baş üstüne. Zaten ben konuşmuyordum ki!" dedi

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dünyanın değişen ekonomik şartlarında aslında değişmeyen tek şey değişimin kendiliği ile birlikte at başı giden sömürü düzeni.....Birilerinin insanların emeklerinin hiçe sayıp elinden alıyor olması, üzerinde yaşadığımız şu dünyanın güçlüler tarafından parsellenmiş olması, tarih boyunca bu düzeni değiştirmek isteyen insanlarca tarih sayfalarının doldurulmasına neden olmuştur. Burada herkesin kendince bir duruşu vardır buna sonuna kadar her insanın saygılı olması da şarttır.

Buraya kadar hepimizin düşüncelerinin aynı doğrultuda olduğu ortadadır. Lakin insanoğlu hak ararken dahi başkalarının hakkına girmesin için insanlar tarafından umumi insanlık kurallarını içeren ortak bazı kaideler de gelişmiştir. Biz bunları destekliyoruz.

Yine şahsi kanaatimiz odur ki bir düşünceyi savunurken uyacağımız kurallar ile aramızdaki çizgi bizi anarşizmle ideolojisi ile varlık idesi arasında götürü ve getirir. Sol gurupların Kadıköy Çiçekleri umum harekatı bizce bu çizginin anarşizm tarafında kalan kendine mağlup oluş gösterisidir.

Yine bu ülkede iktidara gelmekte zorlanan ve görünen o ki gelemeyecek olan sol çizginin yine kendisini anarşizme sürükleyen en ehemmiyetli çıkışları ise DAĞA ÇIKIŞ Çizgisidir.

( Sol Terör örgütleri

TKP ,THKP/C , Birleşik Devrimci Güçler Bildirgesi ,Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO),Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) ,DHKP/C , TDP, TKP/ML-TıKKO )

 

Burada 6 sayfadır yazarken bir arkadaşın ben böyle bir örgüt bilmiyorum demesi ya yalancılık ya da cahilliktir. Biz bu örgütlein düşüncelerine sonuna kadar saygılıyız, lakin bu düşünceleri yol keserek, tren rayına bomba koyarak ya da nöbette askere kurşun sıkarak gerçekleştirmeye çalışmalarını doğru bulmuyoruz, doğru bulan varsa yol onun yoludur..

 

Adaletsizliğin, eşitsizliğin, emperyalizmin ve kötülüklerin tek alternatifi soldur gibi bir dolduruşla yazı yazan arkadaşları da zavallı kabul etmek zorundayız zira bu akılla değil duygularla kabul edilen bir boş savdır. Zira her ideoloji kendi görüşlerini tek doğru kabul eder İşte Tanrılar da burada oluşmaya başlar, bir parti lideri bir Şair ( bilhassa Türkiyede ) birilerinin Tanrısı olur da birileri bunu uzun yıllar anlayamaz bile..

 

Bu foruma yazı yazan her arkadaşı işte bu terörü lanetlemeye çağırıyorum zira hepsi bizim çocuklarımız kimse ölmesin.... Açık terörü lanetlemeyen Pekaka taraftarları gibi yapılacaksa o başlıklarda yazışmayı bitirdiğimiz gibi bu başlıkta yazmayı da bitirmekten başka yol kalmıyor. Zira terörün savunusu üzerine tartışmayı kabul etmek masum insanlara kurşun atmakla eşdeğerdir...

 

Elimize sevgi çiçekleri alalım, silah değil.... Sevgiyle kal.

 

BİT

Bozan

İhtiyar

Teşkilatı

 

 

 

BOZ AN RUMUZLU ZAT

 

Bakıyorum yine aynı teraneler, yine aynı saplantı, yine aynı hastalık, yine aynı ***********.

Yazısının başlangıcı, içeriği ve bitişi arasında büyük bir anlamsızlık, birbiriyle tamamen zıt düşünce ve savların derin çelişkileri, yine demagoji yine çamur atma, yine karalama, yine iftira, yine gerçekleri çarpıtma ve saptırma aynı GÖBELS ci manüplasyon çabası.

 

Kendi saplantılı tabiri ile Solu yani tüm devrimcileri işey yaramaz zararlı insanlar ve terörist olarak görme saplantı ve yanılgısı yine had safhaya ulaşmış.

Burada kapitalist oligarşik sisteme sert muhalefetiyle tanınan, düzenin yasadışı saydığı bazı Parti veya örgütlerin adını sayarak, mevcut kapitalist düzenin statükosu tarafından, bu parti veya örgütlerin yasadışı yada "terör" ilan edilişlerinden adeta nemalanarak-faydalanarak ve sırtını statükocu çizgiye dayayıp, bütün sosyalistleri, devrimcileri, demokratları terörist diye karalayan, hatta daha da ileri giderek Kemalistlere bile bu zihniyetle saldıran bu ilkel, bu bağnaz zihniyetin bakış açısı, bana tıpkı ABD nin anti-sosyalist düşmanlık yayma propagandasını ve özellikle de McCartney ci faşizan barbar zihniyeti çağrıştırdı.

 

Sen oraya sol örgütlerin adını yazarken, ülkede pek çok faili mechulün altında imzası olan, binlerce insanımızı katleden, binlerce evi köyü yakan-yıkan, tel ile insanları kuyularda boğan, sizin o gerici yobazları, şeriatçıları, senin HİZBULLAHI, İBDA-C, TALİBAN, FETULLAHÇI TARİKATÇILARI, IRKÇI-KAFATASÇI TİT , ETKO yu, Nizami Alemleri, Nizami Ceditleri bilmem ne ocaklarının, mafyacı, çeteci, susurlukçuları, kontra-gerillacı ve onların onca cinayetlerini, onca bu ülkeye verdikleri zararı, bu halka çektirdikleri acıları, sanırım atlamış yada aklamışsın, görmemezlikten gelme ikiyüzlülüğünü göstermişsin.

 

Bak BOZ AN rumuzlu zat !

Biz hayata senin gibi saplantılı (solcu düşmanı) faşizan hezeyandan bakmıyoruz.

Benim için sağdan veya soldan daha önemli şey, ezenlerin ve ezilenlerin olduğu bu dünyada kişinin sınıfsal tarafıdır.

. Önce İNSAN ve her İNSAN için ayrım yapmadan, İNSAN onuruna yakışır bir yaşam talebimiz ve mücadele nedenimizdir.

VE BİZ DİYORUZ Kİ;

--------------------------

AMACI HER NE OLURSA OLSUN,

HER KİMDEN GELİRSE GELSİN,

İNSANA VE İNSAN YAŞAMINA KASTETMEYE YÖNELMİŞ,

HİÇ BİR AMAÇ VE MÜCADELE KUTSAL VE İNSANİ DEĞİLDİR.

HER TÜRLÜ,

KİNİ,

NEFRETİ,

DÜŞMANLIĞI,

TERÖRÜ,

SAVAŞI,

SÖMÜRÜYÜ,

İŞGALİ

İŞKENCEYİ,

TECAVÜZÜ

İnsana aykırı ve kabul edilemez buluyor, TÜMÜYLE REDDEDİYORUZ.

EN TEMEL HAK YAŞAMA HAKKIDIR. HERKESİN BİR BAŞKASININ ÖNCELİKLE YAŞAM HAKKINA, SONRA DÜŞÜNCE VE İNANÇLARINA SAYGI DUYMASI,

EN BAŞTA İNSANLIK GEREĞİDİR.

-------------------------

VE YİNE DİYORUZ Kİ;

Kula kulluğun olmadığı, kimsenin kimseye el açmadığı, çocukların açlıktan ve hastalıktan ölmediği, savaşsız, sömürüsüz, terörsüz, şiddetsiz, işkencesiz, tecavüzsüz, kansız, gözyaşısız, bir toplum ve Dünya için,

Hep birlikte SEVGİ, SAYGI, DOSTLUK, BARIŞ, KARDEŞLİK çemberinin etrafında birleşmeye,

Hak ve taleplerimiz için,

Eşit ve adaletli demokratik bir yönetim için, ,

İşimiz, ekmeğimiz, emeğimiz, geleceğimiz için,

Ülkemizin bağımsızlığı ve aydınlık yarınlar için,

Kısacası, İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİR HAYAT ve,

İNSANCA YAŞAM KOŞULLARI için BİRLİKTE, EL ELE MÜCADELEYE.

 

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ.

Share this post


Link to post
Share on other sites

bozan can bozan sana ve seningibi düşünüb seningibi yaşayanlara selam.T.T.KVE Y

 

BOZ AN RUMUZLU ZAT

 

Bakıyorum yine aynı teraneler, yine aynı saplantı, yine aynı hastalık, yine aynı ***********.

Yazısının başlangıcı, içeriği ve bitişi arasında büyük bir anlamsızlık, birbiriyle tamamen zıt düşünce ve savların derin çelişkileri, yine demagoji yine çamur atma, yine karalama, yine iftira, yine gerçekleri çarpıtma ve saptırma aynı GÖBELS ci manüplasyon çabası.

 

Kendi saplantılı tabiri ile Solu yani tüm devrimcileri işey yaramaz zararlı insanlar ve terörist olarak görme saplantı ve yanılgısı yine had safhaya ulaşmış.

Burada kapitalist oligarşik sisteme sert muhalefetiyle tanınan, düzenin yasadışı saydığı bazı Parti veya örgütlerin adını sayarak, mevcut kapitalist düzenin statükosu tarafından, bu parti veya örgütlerin yasadışı yada "terör" ilan edilişlerinden adeta nemalanarak-faydalanarak ve sırtını statükocu çizgiye dayayıp, bütün sosyalistleri, devrimcileri, demokratları terörist diye karalayan, hatta daha da ileri giderek Kemalistlere bile bu zihniyetle saldıran bu ilkel, bu bağnaz zihniyetin bakış açısı, bana tıpkı ABD nin anti-sosyalist düşmanlık yayma propagandasını ve özellikle de McCartney ci faşizan barbar zihniyeti çağrıştırdı.

 

Sen oraya sol örgütlerin adını yazarken, ülkede pek çok faili mechulün altında imzası olan, binlerce insanımızı katleden, binlerce evi köyü yakan-yıkan, tel ile insanları kuyularda boğan, sizin o gerici yobazları, şeriatçıları, senin HİZBULLAHI, İBDA-C, TALİBAN, FETULLAHÇI TARİKATÇILARI, IRKÇI-KAFATASÇI TİT , ETKO yu, Nizami Alemleri, Nizami Ceditleri bilmem ne ocaklarının, mafyacı, çeteci, susurlukçuları, kontra-gerillacı ve onların onca cinayetlerini, onca bu ülkeye verdikleri zararı, bu halka çektirdikleri acıları, sanırım atlamış yada aklamışsın, görmemezlikten gelme ikiyüzlülüğünü göstermişsin.

 

Bak BOZ AN rumuzlu zat !

Biz hayata senin gibi saplantılı (solcu düşmanı) faşizan hezeyandan bakmıyoruz.

Benim için sağdan veya soldan daha önemli şey, ezenlerin ve ezilenlerin olduğu bu dünyada kişinin sınıfsal tarafıdır.

. Önce İNSAN ve her İNSAN için ayrım yapmadan, İNSAN onuruna yakışır bir yaşam talebimiz ve mücadele nedenimizdir.

VE BİZ DİYORUZ Kİ;

--------------------------

AMACI HER NE OLURSA OLSUN,

HER KİMDEN GELİRSE GELSİN,

İNSANA VE İNSAN YAŞAMINA KASTETMEYE YÖNELMİŞ,

HİÇ BİR AMAÇ VE MÜCADELE KUTSAL VE İNSANİ DEĞİLDİR.

HER TÜRLÜ,

KİNİ,

NEFRETİ,

DÜŞMANLIĞI,

TERÖRÜ,

SAVAŞI,

SÖMÜRÜYÜ,

İŞGALİ

İŞKENCEYİ,

TECAVÜZÜ

İnsana aykırı ve kabul edilemez buluyor, TÜMÜYLE REDDEDİYORUZ.

EN TEMEL HAK YAŞAMA HAKKIDIR. HERKESİN BİR BAŞKASININ ÖNCELİKLE YAŞAM HAKKINA, SONRA DÜŞÜNCE VE İNANÇLARINA SAYGI DUYMASI,

EN BAŞTA İNSANLIK GEREĞİDİR.

-------------------------

VE YİNE DİYORUZ Kİ;

Kula kulluğun olmadığı, kimsenin kimseye el açmadığı, çocukların açlıktan ve hastalıktan ölmediği, savaşsız, sömürüsüz, terörsüz, şiddetsiz, işkencesiz, tecavüzsüz, kansız, gözyaşısız, bir toplum ve Dünya için,

Hep birlikte SEVGİ, SAYGI, DOSTLUK, BARIŞ, KARDEŞLİK çemberinin etrafında birleşmeye,

Hak ve taleplerimiz için,

Eşit ve adaletli demokratik bir yönetim için, ,

İşimiz, ekmeğimiz, emeğimiz, geleceğimiz için,

Ülkemizin bağımsızlığı ve aydınlık yarınlar için,

Kısacası, İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİR HAYAT ve,

İNSANCA YAŞAM KOŞULLARI için BİRLİKTE, EL ELE MÜCADELEYE.

 

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ.

Share this post


Link to post
Share on other sites

SE DATSAN sizi okurken öğrencilik yıllarım aklıma geldi humanist bir anlayış eşitlik doğruluk dürüstlük ki bunlar insanlık değerleri solcular sadece kendileri için ister ler bu değerleri tıbkı sizin yaptığınız gibi BOZAN şu örgütler insanlarımızı öldürüyor diyor. Bu sizcede malum ... Siz şu örgütlerde diyerek başlıyor diyerlerinin olumsuzluklarına birsürü güzel sözden sonra hakaretlri araya sıkıştırıyorsunuz. bozanın eleştirilerine cevap havada kalıyor.DHKPC TKPML ,TİKKO ,DEV GENÇ DEV YOL Bunların faydalı bir işinden bahsede bilirmisiniz siz sormadan.siz sormadan ben söyleyeyim butarz örgütlen melerin tamamına karşı olmak gerekir. (ibda c hizblla ) sol örgüt olursa olur diyerleri olursa olmaz sakat bir anlayıştır.İşgüzarlık ve riyakarlık budur güzel ülkemizde sol malesef bunun üzerine kurulmuştur. bütün dünyanın solcuları önce ülkem der bizim solcuların birkısmı mao bikısmı lenin der böyle tezatlık larla dolu bir sol gördüm ben.

Share this post


Link to post
Share on other sites

SE DATSAN sizi okurken öğrencilik yıllarım aklıma geldi humanist bir anlayış eşitlik doğruluk dürüstlük ki bunlar insanlık değerleri solcular sadece kendileri için ister ler bu değerleri tıbkı sizin yaptığınız gibi BOZAN şu örgütler insanlarımızı öldürüyor diyor. Bu sizcede malum ... Siz şu örgütlerde diyerek başlıyor diyerlerinin olumsuzluklarına birsürü güzel sözden sonra hakaretlri araya sıkıştırıyorsunuz. bozanın eleştirilerine cevap havada kalıyor.DHKPC TKPML ,TİKKO ,DEV GENÇ DEV YOL Bunların faydalı bir işinden bahsede bilirmisiniz siz sormadan.siz sormadan ben söyleyeyim butarz örgütlen melerin tamamına karşı olmak gerekir. (ibda c hizblla ) sol örgüt olursa olur diyerleri olursa olmaz sakat bir anlayıştır.İşgüzarlık ve riyakarlık budur güzel ülkemizde sol malesef bunun üzerine kurulmuştur. bütün dünyanın solcuları önce ülkem der bizim solcuların birkısmı mao bikısmı lenin der böyle tezatlık larla dolu bir sol gördüm ben.

 

YAĞIZ

Kusura bakma ama neleri eleştirip, neyi savunduğun pek anlaşılır değil arkadaş.

Birde birbiriyle o kadar çelişkilei sözler ve kavramları kullanmış ki, ne demek istediğin artık tahminlere kalıyor. Tabir yerindeyse "sapla samanı" birbirine katmışsın.

Yanlız anlaşılır kadarıyla sende de diğer hjastalıklı zihniyet gibi aynı saplantılı "sol düşmanlığının" izlerine rastlamak mümkün. Solculuk kavramını ben kabül etmediğimi daha konu başlığını açarken ortaya koymuştum. Benim yazdığım konu başlığını öncelikle dikkatle okumanı tavsiye ederim. Eğer idrak ve anlayışın yerindeyse benim temel tözümün, solculuk değil, "EMEKÇİLERİN ve EZİLENLERİN BİRLİĞİ" olduğunu keşfedebilirsin.

Bu toplumun her kesiminden insanının, hiçbir ırksal, etnik, bölgesel, dinsel, mezhepsel ayrım gözetmeden, ülkenin hatta Dünyanın tüm ezilenlerinin, mazlumlarının, işçi ve emekçilerinin İNSANCA YAŞAMA mücadelesi için birlikte olması ve örgütlenmesidir.

İşgüzarlığı riyakarlığı yapanlar, işte bu ülkenin halkına sırtını dönmüş yüzünü ABD, İMF, DB,ab gibi emperyalistlerine çevirip TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB,TİSK, gibi patron örgütlerin hizmetinde olanlardır. Yine riyakarlık yapanlar, bu ülkenin halkı açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, geleceksizliğin pençesinde kıvranırken, asgari ücretliler sefalet ücretine mahküm edilirken, tüm bu olanları görmemezlikten gelip, ülkeyi 50 yıldır yöneten sermaye iktidarlarına KUYRUKÇULUK yapanlardır. Tüm bu açlık yoksulluk işsizlik ve ülkemizin sömürülerek yerli yabancı vurgunculara peşkeş çekilmesine sesi soluğu çıkmayanlar, hala solcu diye tabir ettikleri bu ülkenin ezilen, işçi-emekçi insanlarına, devrimcilerine kin, nefret ve düşmanlıkla hareket edip, "solcular bu ülkeye ne fayda sağlamış" saçmalığı ile saldırıyorlar. Sizin kapitalistlerin bu ülkeye sağladığı fayda(!) işte bu kadardır!

AÇLIK, YOKSULLUK, YOLSUZLUK, İŞSİZLİK, EĞİTİMSİZLİK,GELECEKSİZLİK, EŞİTSİZLİK, ADALETSİZLİK, HAKSIZLIK, HORTUMCULUK, VURGUNCULUK, PEŞKEŞ, RÜŞVET, HAKSIZ VE ÇARPIK KADROLAŞMA KALPAZANLIK, SAHTEKARLIK, HAYALİ İHRACAT, VERGİ KAÇAKÇILIĞI, MAFYACILIK, ÇETECİLİK,KAYITDIŞI EKONOMİ, KAYITDIŞI İSTİHDAM, TÜYÜ BİTMEMİŞİN HAKKININ YENİLMESİ, YOKSULUN, FAKİRİN EZİLMESİ, ÇİFTÇİLİĞİN KÖYLÜLÜĞÜN TARIMIN BİTİRİLMESİ, İŞÇİNİN ÇALIŞANIN EMEĞİNİN SÖMÜRÜLMESİ vb.......

 

İŞTE SİZİN SAĞ DİYE TABİR ETTİĞİNİZ O SERMAYE-KAPİTALİST İKTİDARLARIN ÜLKEYE KATTIĞI- SAĞLADIĞI ŞEYLER.

EĞER SİZCE TÜM BUNLAR ÜLKEYE FAYDA İSE, ALIN SİZİN OLSUN.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Radikal veya liberal bütün eğilimleriyle Türkiye’de sol hareket, toplumsal-siyasal yaşamdaki ağırlığı ve prestij bakımından bugün son 40 yılın en etkisiz ve itibarsız dönemini yaşıyor.

 

Siyasal bir körlükle gerçeğe gözlerini kapatarak kendilerini avutmayı sürdürenler hala var belki ama, devrimcisiyle de liberaliyle de sol bugün Türkiye’de “marjinalleşmiş” durumda. Öyle ki, devletin resmi belgelerinde bile, ciddi bir tehlike ve tehdit olarak görülmüyor artık.

Üstelik sistemin ve rejimin derin bir kriz içerisinde debelendiği, sınıf çelişkileri ve toplumsal kutuplaşmanın keskinleştiği, orta sınıflar içerisinde dahi çıkışsızlık duygusu ve alternatif arayışlarının arttığı bir tarihsel kesitte yaşanıyor bu olgu.

 

Tarihin ironisine bakın ki, “marjinallik” suçlamasını bir zamanlar devrimci radikal güçlere karşı bir küçümseme ve saldırı vesilesi yapan ÖDP ve EMEP gibi liberaller de aynı pejmürde haldeler. 12 Eylül sonrası birinci tasfiyecilik dalgasının başını çeken bu liberal dönekler takımı, bugün inkarın da inkarını yaşıyorlar ama nafile.

 

Devrimci sol güçler açısından ise işin asıl acı ve sarsıcı olması gereken tarafı, bu sonucun asıl olarak solun kendisinden kaynaklı olması. 12 Eylül döneminden farklı olarak sol bugün, burjuvazi ve gericiliğin çok yönlü saldırılarının kendisini aşan sonuçlarından dolayı değil, bundan da önce ve asıl üzerinde durulması gereken nokta olarak kendi akıl almaz hatalarının, aymazlık ölçüsündeki dargörüşlülüğünün, siyaset yapma tarzından örgütlenme ve mücadele biçimlerine kadar her konuda esiri haline geldiği tutuculuğun... fakat asıl olarak ‘sol’ kimliğini ve kişiliğini kaybetmesinin sonucu kendi kendini “marjinalleştirdi”.

 

Turkiye’de sol hareket, her şeyden önce, kendisini başkalarından ‘farklı’ kılan ve ‘sol’ yapan sosyalizm idealini ve sosyalist idealizmini kaybetti. Bu kimlik ve kişilik kaybı, kapitalist sistemde ve ona bağlı olarak ülkedeki ‘değişimi’ görememekle de birleşerek başka bozulmaları da beraberinde getirdi.

 

Bu ülkede sol artık etkili bir muhalefet dahi olamayacak ölçüde ‘iktidarsızlaştı’; ‘yenilenmenin öncüsü’ olmaktan çıkarak ‘tutuculaştı’; ‘dünyayı değiştirme’ iddiasına uygun bir enerjinin sahibi ve temsilcisi olmaktan çıkarak kendini dahi değiştiremeyecek ölçüde ‘mecalsizleşti’; toplumdan en başta da asli sosyal tabanını oluşturan işçi sınıfı ve geniş emekçi yığınlardan koparak ‘cemaatleşti’, daha da kötüsü kimi bölükleri, kimi yönleri ve kimi özellikleriyle düpedüz ‘lumpenleşti’.

 

Devrimci hareket asıl kan kaybını ‘90’lı yılların başlarından itibaren yaşadı. Hareketin sosyal dokusu, siyaset anlayışı ve kültürü asıl olarak bu yıllardan sonra deforme ve dejenere oldu. Hareketin son 40 yıllık tarihinin hiçbir döneminde rastlanmayan akıl almaz tutumlar ve politikalara, “devrimcilik” adına bu yıllarda tanık olundu. Devrimciliğin doğasına olduğu kadar etik değerlerine de taban tabana zıt yöntemler ve uygulamalar, bulaşıcı bir hastalık gibi bu yıllarda yayıldı. Ve bunlar her ne kadar devrimci hareketin sadece bazı bileşenlerine ait, tekil veya istisnai örnekler olsalar dahi toplum tarafından faturası hareketin geneline kesildi; çünkü oportünist bir siniklik ve sinizmle hareket eden diğerleri tarafından da bunlara karşı net ve ilkeli bir tavır alınmadı.

 

Geçmişte maddi güç bakımından en cılız olduğu dönemlerde dahi bu ülkede sol’un sayısal gücünün kat kat üzerinde bir manevi-entelektüel ağırlığı ve saygınlığı vardı. Sol bugün asıl bu manevi otorite ve saygınlığını yitirmiş durumda. ) Yani sorun salt maddi bir güç olamama, devrimci literatürdeki yerleşik tanımıyla ‘kitlesellik’ sorunu, bu noktada yaşanan bir yetersizlik ve tıkanma sorunu değil.

 

Gerçi bu da bir vakıa ve sol hareketin bugünkü etkisizliğinin temel bileşenlerinden biri. Fakat toplumsal-siyasal yaşamda ağırlığını hissettiren bağımsız ‘politik bir güç’ olabilmenin zorunlu gereklerinden biri olarak bu konudaki zayıflık dahi, tartıştığımız olgu açısından neden değil bir sonuç. Arayış halindeki bir toplumun ezilen emekçi yığınlarının bile görüş alanı içerisine giremeyen, eskiden beri sol hareketin tabanını oluşturan toplumsal kesimlerin dahi saygı ve güvenini kaybetmiş bir hareketin, kitlelerle büyük ölçeklerde, yaygın ve kalıcı bağlar kurabilmesi de elbette olanaksızdır.

 

Kaldı ki devrimci açıdan siyasette ‘güç olmak’, salt kafa sayısının azlığı veya çokluğuna bağlı bir ‘nicelik’ sorunu değil, ondan da önce bir ‘nitelik’ sorunudur. Devrimci bakış açısıyla siyaset, Lenin’in benzetmesiyle “Aritmetikten çok cebire benzer”. Sayıların önüne gelen bir eksi, görünüşteki büyüklükleri bile değersizleştirir. Peşinden sürükleyebildiği güçler itibariyle de hali ortada olan devrimci hareketin asıl kaybı, gücünün önüne kendi elleriyle çektiği bu eksiden kaynaklıdır.

Türkiye devrimci hareketi bugün içinde bulunduğu etkisiz ve itibarsız durumdan çıkabilmek için, önce kendini aldatmaktan vazgeçerek gerçeği kabullenme cesaretini göstermeli; sonra da hiçbir kaçamağa başvurmadan bu sonucu doğuran nedenleri doğru tespit ederek bunların üzerine gitme konusunda daha büyük bir cesaret sergilemelidir.

Aksi bir tutumda ısrar da sürdürülebilir elbette. Fakat bunun sonucu, politik-tarihsel bakımdan sancılı bir tükeniş ve silinip gitmekten başka bir şey olamaz. Bu arada büyük fedakarlıklar ve acılar pahasına yaratılıp yaşatılmaya çalışılan devrimci değerler ve güçlerin sorumsuzca harcanmasının tarihsel sorumluluğu da büyümüş olur.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yaklaşımızını duyarlı buluyorum ve yanıtlıyorum bütün soruları, işte çözümün adımları.....

 

DÜŞÜNCEN; Dünyanın değişen ekonomik şartlarında aslında değişmeyen tek şey değişimin kendiliği ile birlikte at başı giden sömürü düzeni.....Birilerinin insanların emeklerinin hiçe sayıp elinden alıyor olması, üzerinde yaşadığımız şu dünyanın güçlüler tarafından parsellenmiş olması, tarih boyunca bu düzeni değiştirmek isteyen insanlarca tarih sayfalarının doldurulmasına neden olmuştur. Burada herkesin kendince bir duruşu vardır buna sonuna kadar her insanın saygılı olması da şarttır.

GÖRÜŞÜM;_______(Hakikaten mükkemmel bir konuya değinmişsiniz sayın bozan ve tüm kalbimla buradaki düşüncenizin altına bende imzamı atıyorum fakat bugüne kadar ki olan mesajlarınızda sömürü düzenine karşı gelen sağ mı? sol mu olmuştur, İnsanların emeklerini içe sayanlara ve elinden alanlara karşı mücalede de sağ mı? yer almıştır sol mu?, üzerinde yaşadığımız bu dünyanın güçlür tarafından parsellenmiş olmasına sağ mı? karşı çıkmaktadır sol mu?. Tam bu noktada size şu soruyu sormam gerekiyor... DURUŞUNUZU NET AÇIKLAYABİLİRMİSİNİZ?...)

 

Buradan görülen ; Durşumuz sorulanmış, yanıtlayalım.. Hiç kimseye ve hiçbir görüşe köle olmadan, sağ olsun sol olsun buna bakmadan bütün dünyanın bütün çocukları ve çiçekleri için sevgiyle yaşamak....

 

DÜŞÜNCEN; Buraya kadar hepimizin düşüncelerinin aynı doğrultuda olduğu ortadadır. Lakin insanoğlu hak ararken dahi başkalarının hakkına girmesin için insanlar tarafından umumi insanlık kurallarını içeren ortak bazı kaideler de gelişmiştir. Biz bunları destekliyoruz.

GÖRÜŞÜM;._______ (Sayın bozan BU KURALLAR NELERDİR AÇABİLİRMİSİNİZ?9

 

Buradan görülen ; İnsan öldürmemek ( bu konuda tavrımız çok açık olmalı, yani ben özgürlük için dağa çıkar adam keserim dersek o zaman herkes dağa çıkıp adam kesme yarışına girer bunun adı terördür ve en az şeytan kadar lanetlidir. ) İnsanların hakkına tecavüz etmemek, kişileri öncelikle insan olduğu için sevmek, kılığına kıyafetine bakmadan onu hoşgörmek gibi.....

DÜŞÜNCEN; Yine şahsi kanaatimiz odur ki bir düşünceyi savunurken uyacağımız kurallar ile aramızdaki çizgi bizi anarşizmle ideolojisi ile varlık idesi arasında götürü ve getirir. Sol gurupların Kadıköy Çiçekleri umum harekatı bizce bu çizginin anarşizm tarafında kalan kendine mağlup oluş gösterisidir.

GÖRÜŞÜM._______(Bu saplantınızı dikkate almıyorum çünkü konunun özü ve açıklanması açısından duygusal persenkten öte gitmeyen bir yöntem olarak görüyorum...)

 

Buradan görülen ; Saplantıyı kabul etmiyorum vakıa ortadadır... Çiçek ezmek bir cinayetir.. Buyurun bu çiçekleri ezenleri de kınayalım ( Onlar bizim arkadaşlarımız da olsa ). Zira iki yanlış bir doğru etmez..

DÜŞÜNCEN; Yine bu ülkede iktidara gelmekte zorlanan ve görünen o ki gelemeyecek olan sol çizginin yine kendisini anarşizme sürükleyen en ehemmiyetli çıkışları ise DAĞA ÇIKIŞ Çizgisidir.

( Sol Terör örgütleri TKP ,THKP/C , Birleşik Devrimci Güçler Bildirgesi ,Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO),Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) ,DHKP/C , TDP, TKP/ML-TıKKO )

GÖRÜŞÜM;_______e hadi tüm bu söl örgütlerde dağda ve mücadele ediyor ve anarşizt bir politika izliyor ve ülkeyi zayıflatıyorlar diyelim peki o zaman yukarıda belirtiğiniz "Dünyanın değişen ekonomik şartlarında aslında değişmeyen tek şey değişimin kendiliği ile birlikte at başı giden sömürü düzeni.....Birilerinin insanların emeklerinin hiçe sayıp elinden alıyor olması, üzerinde yaşadığımız şu dünyanın güçlüler tarafından parsellenmiş olması, tarih boyunca bu düzeni değiştirmek isteyen insanlarca tarih sayfalarının doldurulmasına neden olmuştur. Burada herkesin kendince bir duruşu vardır buna sonuna kadar her insanın saygılı olması da şarttır." şeklindeki düşünceniz neyin nesi?...

 

Buradan görülen ; Bu görüşümüz bizim kendimizce tarihi bir okuyuşumuzdur... İnsanların canını alarak hak dağıtılmaz bu Devletle Terör arasındaki ince çizgidir. Bunun neresindesiniz ?...

 

DÜŞÜNCEN;Burada 6 sayfadır yazarken bir arkadaşın ben böyle bir örgüt bilmiyorum demesi ya yalancılık ya da cahilliktir.

GÖRÜŞÜM;_______(Şahsen bu bugün bir bölücü örgüt dışında Ülkemizde dağda silahlı mücadele yapan bir örgüt gerçekten bilmiyordum ama sayenizde öğrendim çok teşekkür ederim...)

 

Buradan görülen ; Önemli değil bilmediğimiz ne kadar çok şey var...

 

DÜŞÜNCEN;Biz bu örgütlein düşüncelerine sonuna kadar saygılıyız, lakin bu düşünceleri yol keserek, tren rayına bomba koyarak ya da nöbette askere kurşun sıkarak gerçekleştirmeye çalışmalarını doğru bulmuyoruz, doğru bulan varsa yol onun yoludur...

GÖRÜŞÜM;_______(Kesinlikle bu tür yöntemleri şehsen bende doğru bulmuyor ve şiddetle kınıyorum)

 

Buradan görülen ; Yukarıda adı mestur teşkilatların sıradan işleridir, gazete sayfalarında çok küçük haberler olarak geçer zira bomba koyan adamla gazetede köşe koyan adam çoğun aynıdır....

 

DÜŞÜNCEN; Adaletsizliğin, eşitsizliğin, emperyalizmin ve kötülüklerin tek alternatifi soldur gibi bir dolduruşla yazı yazan arkadaşları da zavallı kabul etmek zorundayız zira bu akılla değil duygularla kabul edilen bir boş savdır. Zira her ideoloji kendi görüşlerini tek doğru kabul eder İşte Tanrılar da burada oluşmaya başlar, bir parti lideri bir Şair ( bilhassa Türkiyede ) birilerinin Tanrısı olur da birileri bunu uzun yıllar anlayamaz bile...

GÖRÜŞÜM;_______(Sizi çok iyi anlıyorum sayın bozan fakat ALTERNATİFİNİZ VE POLİTİK ÇÖZÜMÜNÜZ NEDİR VE EN AZINDAN BU ÇÖZÜMÜ YAKALAYABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ BİR PARTİ HALEN MEVCUTMU?)

 

Buradan görülen ; Poitik bir çözümün nihai bir netice getirmediğine son iki yüz elli yıldır gördük. Bu ülkede malesef kanunlar değişince ruhların da değişeceği zehabına kapılan bir sürü siyasi bir çok değişim önerisi ile iktidara geldi lakin değişen zaman geçtikçe bu tepeden inme adamların adları ve sayıları oldu. Bu mühimdir.... Bu mana da evvela düğümü tespit etmek düşüncesini destekliyorum, çözümü bundan sonra düşünmenin daha manalı olduğu izahtan varestir. Partilere gelince bu topluma parti öncelikli ( CEHAPA, APA), siyasi lider öncelikli( İnönü, Menderes, Tayyip, Doğu abi ), şair öncelikli ( Nazım Ran), sinemacı öncelikli ( Y. Güney ) çözümler hiçbir şey katmamıştır, inanmıyorum.. Bu da mühimdir.

 

DÜŞÜNCEN;Bu foruma yazı yazan her arkadaşı işte bu terörü lanetlemeye çağırıyorum zira hepsi bizim çocuklarımız kimse ölmesin.... Açık terörü lanetlemeyen Pekaka taraftarları gibi yapılacaksa o başlıklarda yazışmayı bitirdiğimiz gibi bu başlıkta yazmayı da bitirmekten başka yol kalmıyor. Zira terörün savunusu üzerine tartışmayı kabul etmek masum insanlara kurşun atmakla eşdeğerdir...

GÖRÜŞÜM;_______Terörün her türlüsünü şiddetle bizler de lanetliyoruz sayın bozan....

 

Buradan görülen ; Dikkatinizi çektimi bilmem, terörün hertürlüsü lanetlenmedi henüz bu forumda. Zira forumdaki dostlarımız yalnızca kendi karşıtı olan güruhun terörünü bildi, gerisi ya da kendisi hep halkların ezgisi, özgürlüğün mücadelesi ilan edildi. Bu düşündürücüdür ve de mühim..

DÜŞÜNCEN;Elimize sevgi çiçekleri alalım, silah değil.... Sevgiyle kal.

GÖRÜŞÜM;_______(Hiç şüpheniz olmasın sayın bozan Ellerimizde sevgi çiçekleri var ve hepsinin de adı sevgi... Sizden ricam lütfen yukarıda ki sorularımı, anlamak istediklerimi ve açıklama taleplerimi kabul edip bizleri aydınlatırsan kendimi mutlu kılacağım... Sevgi ve saygılarımla...)

 

Buradan görülen ; böylece bir açıklamnın daha sonuna geldik, saygı ve sevgilerle..

 

BİT

Bozan

İhtiyar

Teşkilatı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yaklaşımızını duyarlı buluyorum ve yanıtlıyorum bütün soruları, işte çözümün adımları.....

 

.

 

.

 

.

 

Buradan görülen ; böylece bir açıklamnın daha sonuna geldik, saygı ve sevgilerle..

 

BİT

Bozan

İhtiyar

Teşkilatı

 

 

Sayın bozan,

Öncelikle sizden anlamak istediklerime ve açıklama taleplerime tatminkar olmasada duyarlılık gösterip yanıtlamaya çalışmanıza çok teşekkür ederim...

Düşüncelerinize göre;

İdeolejik kölelikten kurtulmak gerektiğini; Ne sağ ve Ne sol bağımsız bir Türkiye için yapılabilecek birçok yolun olduğunu ifade etmeye çalışıyorsunuz... (Hakikaten günümüzde oldukça düşünülen ve katılım sağlanılabilme ortamlarını hızlandıran bu slogan bütünleştirici bir yol olarak görülmeye devam ediyor ve edeceğe de benziyor.)

Diğer bir temel düşünceniz de de insanların düşüncelerinden ötürü öldürülmemeleri ve terör haline alabilece her türlü düşüncelerden toplumun arındırılması gerektiği üzerinde başından beri karşı duruşunuşu muhafaza ediyorsunuz... Bu tabiki benimde dileğim; İnsanlar düşüncelerini ve ideolojilerini demokratik bir ortamda ortaya dökebilmeli, tartışabilmeli ve mutlaka ülke menfaati için çözüm üretebilmeli ve koşullar her ne olursa olsun topyekün bir uzlaşma ve kalkınma modeli çerçevesinde katılımcı bir bütünlük sağlanabilirliği insanlarımıza mutlaka ama mutlaka aşılamalıyız. Kaldı ki bu başarılamadığı sürece ne toplumsalcılıktan, ne halkçılıktan, ne bütünlükten, ne birliktelikten ve ne de toplumsal barış ve uzlaşıdan söz edilebilir. Üstelik bunun için Ülkemiz politikalarının öncelikleri ve acil kalıcı cözüm üretebileceği kadroları oluşturmanın kaçınılmazlığı ortadadır... Yıllardır Sağ çözüm sağ da arıyorsa ve bunu şiddetli bir bencillikle uygulamaya ve dayatmaya çalışıyorsa orada demokrasiden, orada uzlaşmadan ve orada kalıcı bir barıştan söz edilemiz...

Bu bağlamda tespit etmeye çalıştığım şu noktaların da altını çizmekte yarar görüyorum çünkü ülkemiz sürecinden geçen birkaç ülkeye baktığımızda birçok olumsuzluk, acı ve toplumsal eyezan yaşadıklarını görebiliriz.

Örneğin; Türkiye, bugünkü görüntüsüyle 1950'li, 1960'lı yılların İtalya'sını andırıyor. Katolik İtalya da 1970'li yılların ortalarına kadar Avrupa'nın en ''dini bütün'' ülkesi, ama aynı zamanda da kıtanın en çok hırsız, soyguncu, yankesici, dızdızcı, karmanyolacı, kapkaççı barındıran ülkesiydi. Yoksul güneyden varsıl kuzeye akan aç kitleler, toplumun en alt katmanlarında hızla filizlenen yasadışı örgütlenmeleri besliyordu. Burada siyasal partilerden bürokrasiye, finans kurumlarından büyük sanayi kuruluşlarına kadar sızmış, giderek kontrolü eline geçiren, kapitalizmle özdeşleşmiş ''mafya'' örgütlenmesinden söz etmiyorum.

İtalyan seçmenler çok uzun yıllar Katolikliği ülke sorunlarına çözüm getirecek bir ''toplum projesi'' olarak değerlendirdiler. Bu nedenle İtalya'yı 1940'lı yılların sonundan başlayarak kırk yıldan fazla Hıristiyan Demokrat Parti yönetti; İtalya, bu partinin iktidarında bir hırsızlar cennetine dönüştü ve sonunda partinin bizzat kendisi mafyalaşarak siyaset sahnesinden silindi. Bugün İtalya her şeye rağmen ayakta ise bunu ülkede aynı dönemlerde büyük bir siyasal güç olarak var olan İtalyan Komünist Partisi'ne ve bu partinin siyasal görüşlerini paylaşan güçlü sendikalara borçludur.

Türkiye'de de İslamı siyasal, ekonomik, sosyal sorunlara çözüm getirecek bir ''proje'' olarak görüp seçimini ''dini bütün'' bir yönetimden yana yapan seçmen kitleleri fena halde yanıldılar, bugün derin bir pişmanlık içindeler, ama son pişmanlık fayda vermiyor. Ne var ki duydukları pişmanlığa karşın büyük çoğunluğun yaşadığı acılardan geleceğe yönelik dersler çıkardığını söylemek de zor. Onlar şimdi başka ''sağ'' partilere yöneliyorlar, umutlarını, dini bütünlüklerini milliyetçi söylemlerle süsleyen öbür ''sağ'' yapılanmalara kayıyorlar. ''Sağ'' ı ''sağ'' ın seçeneği olarak görme yanılgısı içindeler.

Türkiye ''sol'' u sağ güçler karşısında ülkenin ve toplumun yazgısını belirleyecek ölçüde güçlü bir seçenek oluşturamıyor. Özellikle sosyal demokratlar ''bela'' nın kapitalizmin şaşmaz yasalarından, özünden, emek-sermaye çelişkisinden kaynaklandığını göremiyorlar. Klasik ''burjuva- muhalefet'' yöntemleriyle kendilerine iktidar yolunu açabileceklerini düşünüyorlar, dolayısıyla yanılıyorlar. ''İdeolojiler öldü'' , ''Sağ-sol arasındaki sınırlar kalktı'' türünden burjuva safsatalarını paylaşır, acıklı bir görüntü sergiliyorlar.

''Birleşin!'' , birleşemiyorlar, ''Bir araya gelin!'' , gelemiyorlar, o zaman da hayata hırsızlar, uğursuzlar egemen oluyor. Her toplum layık olduğu yönetimle yönetilir, sözü pek de yanlış değil galiba sayın bozan ne dersiniz...

Share this post


Link to post
Share on other sites

TÜRKİYEDE SOLCULUK KONUBAŞLIĞIYLA İLGİLİ SON SÖZ.

------------------------------------------------------------------------------------------------

 

SOLCULUK ÜZERİNE YANILSAMALAR İLE KASITLI TÜRLÜ ÇARPITMALARA KARŞI,

VURGULANMASI GEREKEN GERÇEKLİK VE AMAÇLANAN BİLİNÇ.

 

Ülkemiz halkı, yıllardır ülkeyi yöneten hakim kapitalist sermaye sınıfının, iktidarlarını kendi iktidarı sanmış, onların türlü aldatmacaları-yalanları ve istismarları ile avutulmuş, oyalanmış ve daima sömürülmüştür.

 

İşçi sınıfı ve emekçiler, çok uzun zamanlardan günümüze, din, mezhep, siyasi görüş, milliyet, bölge, meslek grubu gibi ölçütlerle bölünmüş ve birbirlerine karşı kışkırtılmış, çatıştırılmış ve düşman edilmeye çalışılmıştır.

 

İŞÇİ VE EMEKÇİLER,

 

SAĞCI-SOLCU, DOĞULU-BATILI, ALEVİ-SÜNNİ, TÜRK-KÜRT, LAİK-ANTİ-LAİK ŞEKLİNDE, SAÇMA VE SUNİ BÖLÜNMELER İLE BİRBİRİNDEN YALITILMIŞ, BİRBİRLERİNE KARŞITLAŞTIRILMIŞ VE ÇATIŞTIRILMIŞLARDIR.

 

Çünkü, ülkeyi yöneten hakim erk olan kapitalist-sermaye sınıfı, emekçi halkın, etnik köken, din ve mezhepsel farklılıklarını-ayrılıklarını kullanarak onların, aynı amaçlar (SAVAŞSIZ SÖMÜRÜSÜZ, İNSANCA BİR YAŞAM) etrafında birleşmesini, yek vücut olarak, işi, ekmeği, emeği, geleceği, özgürlüğü ve demokratik hakları için birlikte mücadele etmesini engellemek için, türlü entrikalar ve sinsi yöntemler kullanmıştır.

 

Şöyle bir düşünürsek, ülkemizde sefalet çizgisinde yaşamaya mahküm edilen asgari ücretliler eğer örgütlenerek birleşip, kararlı ve ortak bir mücadele yürütselerdi, bu insanlık ayıbı asgari ücrete, böyle gülünç bir zam yapılabilir miydi?

 

Şayet bu örnekte olduğu gibi, alt gelir grupları-emekçiler, ortak sorunlar, ortak haklar ve talepler etrafında birleşseydi, işçi sınıfı bilinciyle ortak mücadele etseydi, ülkemizde başta gelir dağılımındaki çarpıklık-adaletsizlik olmak üzere, hayatın hemen hemen her alanındaki, bunca haksızlık, adaletsizlik, çarpıklık ve hukuk dışılık bu boyutlarda olmayacaktı.

 

Yine ortak sorunlar, talepler ve haklar etrafında birleşmiş, toplumsal sorunlara karşı duyarlı, toplumsal sorumluluğu ile hareket eden halk kitleri, ülkeyi yöneten erkin her türlü, haksızlığının, adaletsizliğinin, hukuksuzluğunun, usulsüzlüğünün, yolsuzluğunun da hesabını sorma bilincini edinecek, böylelikle ülke yönetimine gerçek anlamında tesir edecek ve söz sahibi olacaktı.

Share this post


Link to post
Share on other sites

İstikrar ve sol

Terör ve sol

 

Aslında bu biraz da sol idenin kendi yapısından kaynaklanıyor; istikrarsızlık kuralı... Buna göre dünyaya kötüler hakimdir.. Burada sol bir parça kötümser ideye yaklaşır.. Pesimizm ya da bedbinlik solu burada kıskıvrak yakalar, sonrası malumdur mazlum edebiyatı; Ezilmiş halklar, otoriteye karşı başkaldırış, bir de bu yücelenir kimilerince zira sol bir karşı duruştur, yani sol bir duruş değildir, bir antitezdir. Kaynağını mevcut kötü durumdan alır. Sol istikrarda yoktur hiç olmamaıştır, istikrarsızlıkta prlar durum düzelince kendiliğinden yok olur, bu yüzden sol da dönek ( kendi ifadeleridir ben yakıştırmıyorum, bu konudaki başlığa bakılabilir ) çok olur.

 

Sol otoriteye karşı olduğundan naşi statükoyu değiştirme çabasındadır işte tam burada anarşizmle flört başlar bu flörtün çocukları radikal soldur ya da dağcı sol hani vardır ya 'dağlara gel dağlara'. yani sol şehrin değil dağın idesidir. bu ülkede hep böyle olagelmiştir. Dağ solculuğunun savunusu iletilerde bu alenen görülebilir. Bu manada insan canına kıymak gibi bir suç sol için yol gereği kırılan şişelerden ibarettir. Burada sol halkları birbirleriyle kardeşlerken bazılarını da diğer tarafa gönderiveriir ki bu da sola göre onun ahmaklığı ve kaderidir...

 

Ezcümle sol bir parça pesimist bir parça anarşist bir karşı durumdan ibarettir bu ülkede ...Geri kalan solu zaten sol bile sol kabul etmez.

 

BİT

Bozan

İhtiyar

Teşkilatı

Share this post


Link to post
Share on other sites

Satılmışlık ve Sağ

İkiyüzlülük ve Sağ

Piyasacılık ve Sağ Ahlak

 

Bu ülke belki de tarihin kendisine yüklediği bir yük gibi

sağ politikaları ve ideolojiyi bir kambur gibi sırtında taşımaktan

mazoşistçe bir zevk alır.

Doğru bir tesbittir bu ülkenin mümbit ve bereketli topraklarından

sağ ideolog, sağ politikacı, olmadı sağ propagandacı, hatip, hiç olmadı

taraftar ve en çok da haydi dendiğinde neyi ne için yaptığından yoksun,

idrak noksanı güruhlar fışkırır.

Hem de koşullar gerçekte tam tersini gerektirse bile. Ancak koşullar ne derece

nesneldir işte bu sorgulanır.

Şüphesiz bu hamur bir günde böyle şekillendirilmemiştir.

Sol un içinde bulunduğu durumu, onu aşağılamak için bulunmaz bir fırsat

olarak algılayıp, aşağılama niyetlerini bu sözde masumane "fikir"lerin arkasına saklayan

düşüncenin bu çelişkiyi irdelemesini beklemiyoruz. Çünkü irdelemek, araştırmak

açıkçası onların işi de değildir ve hiç olmamıştır.

Bu hamur böyle yoğurulmuştur çünkü bu ülkenin okullarından, televizyonlarından,

gazetelerinden, politika kürsülerinden, ordunun eğitim birliklerinden, camilerinden

yıllar yıllar boyu bu halkın üzerine hamaset kusulur, milliyetçilik kusulur ve vatanına

milletine bağlılığın kusursuz doğruluğuna iman etmiş kitleler yaratılır.

Bu bağlamda sağcı olmak kolaydır,

Kolaydır çünkü; ne evreni, ne inancı, ne de hayatı sorgulamak gibi bir gereklilik yoktur

bunun yerine bayrağın vatanın geçmişin ve dinin kutsallığı ve dokunulmazlığı üzerine tabular vardır.

O kutsallıklardır ki her türlü rezillik, ahlaksızlık, hırsızlık ve zulüm bunların ardında işlenir.

Ağızlarını vatan millet bayrak ezan ile açanlar, yıllar boyu "vatanlarını" ABD ile aynı yatağa

sokmaktan rahatsızlık duymazlar, sol düşünceden rahatsız oldukları kadar.

Piyasanın insanların önüne koyduğu hedeflerden, yaşama koşullarından da rahatsızlık duymazlar

Bu ülkenin "Türk" genç kızları piyasanın hedeflerine ulaşmak için piyasaya düşmüşken

piyasayı sorgulamak vatanı milleti sorgulamak demektir onlar için.

Biz onların vatanseverliğini de milliyetçiliğini de çok iyi biliriz.

Onlar Yankee ler için genelevleri boyayanlardır. Tam da kendilerine yakıştığı üzre...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Satılmışlık ve Sağ

İkiyüzlülük ve Sağ

Piyasacılık ve Sağ Ahlak

 

Bu bağlamda sağcı olmak kolaydır,

Kolaydır çünkü; ne evreni, ne inancı, ne de hayatı sorgulamak gibi bir gereklilik yoktur

bunun yerine bayrağın vatanın geçmişin ve dinin kutsallığı ve dokunulmazlığı üzerine tabular vardır.

O kutsallıklardır ki her türlü rezillik, ahlaksızlık, hırsızlık ve zulüm bunların ardında işlenir.

Ağızlarını vatan millet bayrak ezan ile açanlar, yıllar boyu "vatanlarını" ABD ile aynı yatağa

sokmaktan rahatsızlık duymazlar, sol düşünceden rahatsız oldukları kadar.

Piyasanın insanların önüne koyduğu hedeflerden, yaşama koşullarından da rahatsızlık duymazlar

Bu ülkenin "Türk" genç kızları piyasanın hedeflerine ulaşmak için piyasaya düşmüşken

piyasayı sorgulamak vatanı milleti sorgulamak demektir onlar için.

Biz onların vatanseverliğini de milliyetçiliğini de çok iyi biliriz.

Onlar Yankee ler için genelevleri boyayanlardır. Tam da kendilerine yakıştığı üzre...

 

Katılmamak mümkün değil asterix tebrikler...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

demokratik değerlerimize ,geleneklerimize, özgürlüklerimize kim sahip çıkıyor söylermisiniz sizin gibilermi?

 

bu ülkenin tüm altınlarını bozduran bu toprakları emperyalistlere peşkeş çeken kimler ?bunuda söyleyin

 

insanları dinlerine, dillerine ,renklerine göre ayıranlar kimler?

 

üniversitelere satırlarla , bıçaklarla girenler kimler?

 

her türlü haklarını koruma ve hak alma mücadelesine devletin güvenlik güçlerinden önce pervasızca

 

saldıranlar kimler?

 

parti binalarında solcu öğrencileri kaçırıp işkenceden geçirenler kimler?

 

siz o engin bilgilerinizle az da bizi bu konularda aydınlatın olmazmı ?

 

sizin sol düşmanlığınız bizi daha fazla sevdalandırır bu ülkenin bizim gibilere ne kadar çok ihtiyacı olduğu

 

gereksinimini bize bir kez daha hatırlatır :)

 

hakkınız bu anlamda ödenmez :)

Share this post


Link to post
Share on other sites

DEVRİM KARŞITLIĞI VE EMEK DÜŞMANLIĞI PROPAGANDASI

 

Sınıflı toplumlarda, egemen sınıfın en temel görevi, mevcut toplumsal yapının “değişmeyeceği”, “değiştirilemeyeceği” fikrini yaymaktır. Köleci toplumda köle sahipleri, feodal toplumda büyük toprak ağaları ve aristokratlar, toplumsal koşulların elverdiği tüm araçlarla bu fikri yaymaya çalıştılar. Düzenlerinin sürmesinin tek yolunun, omuzlarına bindikleri ezilenlerin “Böyle gelmiş böyle gider” demesi olduğunu biliyorlardı.

 

Ama “böyle gitmedi”. Tarihin en kanlı despotları, en vahşi köle tüccarları, sömürülenlerin alınteriyle yaratılmış zevk-ü sefa içinde yaşayan imparatorları, devrilip gittiler.

Kapitalistler de, “atalarının” yaptığını yapmaya devam ediyor: Burjuvazi, elindeki devasa propaganda imkanlarıyla, televizyonları ve radyoları ve gazeteleriyle, devraldığı onbin yıllık aynı mesajı veriyor işçilere ve emekçilere: Değişmez, boşuna uğraşma!

 

Devrimciler, “değiştirme yeteneği” olan işçi sınıfı ve emekçiler arasındaki günlük faaliyetleri içinde, bu mesajın yankılarıyla sık sık karşılaşırlar. Dünyanın her köşesinde, her gün okullarda, işyerlerinde veya yoksul evlerinde yapılan binlerce, onbinlerce sohbette söz, zaman zaman “insan doğası”na gelir.

Nedir insan doğası? Egemenlere bakarsanız o “sabit”tir, tarihin başından sonuna dek aynı kalmıştır, öyle kalacaktır.

Savaşmak, insanın doğasında vardır mesela; sömürünün kaynağı olarak gösterilen hırs ve bencillik de öyle.

Irkçılık, eski çağlardan beri hiç değişmez, hep olacaktır. Kadınlar ezilir ve ezilecektir, çünkü kaderleri budur!

 

Egemen sınıflar, hiçbir şeyin değişmeyeceği mesajını yerleştirmek için bugünlerde en çok medyayı ve bilimi kullanmaktalar. Sırf bu amaca hizmet eden, “genetik determinizm” diye bir “bilimsel” akım dahi var! Onlara göre herşey genlerimizde kodlanmıştır ve genler, “kaderimize” hükmeder.

 

Amerikan Time dergisinin bir kapağında, “Neyi Neden Yapıyoruz?” denilmiş mesela. Dergi, genlerin “kiliseye, şirketlere ve ulusa bağlılığı” açıkladığını ileri sürüyor. Bir başka sermaye dergisi olan Business Week, “Serbest Piyasanın Genetik Savunusu” diye bir kapak çıkarmış. Aynen şöyle deniliyor: “Ekonominin itici gücü kişisel çıkardır, çünkü bu, her bireyin genlerine kazınmıştır... Sosyobiyolojiye göre bireyler, sosyalist toplumlara tıkıştırılırsa devasa bir verimlilik kaybı yaşanır...

 

Biyoekonomistler ise, bireyleri, genlerinde kodlanmış olandan daha az rekabetçi ve daha az bencil olmaya zorlayan devlet programlarının başarısızlığa mahkûm olduğunu söyler.” Playboy dergisi de, bir sayısında “erkeklerin kadınlarını aldatmasının” genlere bağlı olduğunu anlatmış uzun uzun! (International Socialist Review, Temmuz 2002)

 

Bilim kisvesine bürünmüş bu gerici, kaderci fikirlerde gerçek aramayın, bulamazsınız. Gerçek, insanoğlunun bir milyon yıldır bu dünyada yürümekte olduğudur. Ve mesela savaş, son 10 bin yıla ait bir olgudur. Yani okyanusun içinde bir damla! Antropolog R. Brian Ferguson şöyle diyor: “Savaş, ancak belli tarihsel gelişmelerin sonucu olarak insan toplumunun bir özelliği haline gelmiştir: Kalıcı yerleşimlerin kurulması, servet birikimi ve kendi çıkarlarına, kendi düşmanlıklarına sahip bir elit kesimin, bir sosyal hiyerarşinin ortaya çıkması.”

 

Bir milyon yıllık tarihimizden, on bin yılı çıkarın. Geriye, savaşsız geçen 990 bin yıl kalır. Bu durumda, savaşın “insanın doğası” olduğunu söylemek mümkün müdür?

Sorunu, işçi sınıfının ve değişimin ideolojisi olan Marksizm çözer: İnsanların düşünce ve davranışları, yaşamakta oldukları sosyal ve tarihsel koşullara bağlıdır. İnsan, nasıl yaşarsa öyle düşünür.

Mayıs 2002’de yitirdiğimiz, halkın bilimcisi Stephen Jay Gould, şöyle diyor: “İnsan beyninin olağanüstü esnekliğinin saldırgan veya barışçıl, egemen veya boyun eğen, bencil veya cömert olmamıza izin verdiğini biliyorken, neden saldırganlık veya bencillikle ilgili belli genlerin önemi olsun ki? Şiddet, cinsiyetçilik ve genel olarak ‘kötülük’ biyolojiktir, evet, çünkü olası davranışlar yelpazesinin bir altkümesini oluşturmaktadırlar. Ama barışçıllık, eşitlik ve nezaket de en az onlar kadar biyolojiktir: Eğer bunların filizlenmesine olanak tanıyan toplumsal yapılar yaratabilirsek, bunların etkisinin arttığını göreceğiz.”

 

“İyilik” ve “kötülüğe” dair bu saptama, aslında ezilenlerin bilincinde çoktan yer etmiştir; binlerce yıl öncesinden günümüze dek devrimcilerin, başkaldıranların, direnenlerin, Spartaküslerin, Bedreddinlerin, Kawaların, Denizlerin ve Metinlerin bugün bile işçilerin-emekçilerin, devrimcilerin, aydın insanların ve emekçi halkımızın kolektif bilincinde capcanlı olmalarının sebebi, tam da budur.

 

Onbin yıldır, fesadı bitirmek için yürüyoruz. Attığımız her adım, insanın insan olma savaşımında kazandığı yeni bir zaferdir. Öyleyse, yürüyelim...

Share this post


Link to post
Share on other sites

bu ülkede gerçek anlamda solculuk yok! sadece sağ karşıtllığı yapan kesim var o kadar! olsaydı bugünlere gelmezdik zate!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir yorum,

 

Solcuya baak, solcuya baak

 

 

 

 

Gelmiş geçmiş en sıkı solculardan bilinen, daha doğrusu öyle pazarlanan merhum Yunus Nadi'nin ve onun oğlu merhum Nadir Nadi'nin, yani Cumhuriyet Gazetesi'nin, savaş yıllarında Nazi Almanyası'nı destekledikleri söylenirdi de inanmazdık...

 

Sonra, merhum Nadir Nadi'nin 'bütün dünya Alman gerçeğini kabul etmek zorundadır' cümlesini kullanan bir yazısını kim alıntıladı da bir romanının başına 'epigraf' olarak koydu? Daha sonra aynı gazeteye köşe yazarı olmuş merhum Attila İlhan!

 

Yunus Nadi'nin diğer oğlu merhum Doğan Nadi'nin Amerikalı eşi merhume Mary Nadi'nin savaş yıllarında Amerikan gizli servisinde çalıştığını, CIA örgütünün ilk şekli olan OSS'in ajanı olduğunu kim yazdı? Aynı gazetede genel yayın müdürlüğü yapmış, çok şükür henüz merhum olmayan Hasan Cemal.

 

Uyy ne mutlu size bu yaman solculuk ile...

 

Geçenlerde CHP adlı partinin işçi haklarını savunmadığını, Sosyalist Enternasyonal'den çekilmesi gerektiğini anlatıyorduk... Geliniz, gene merhum Nadir Nadi'nin 18 Ocak 1951 günü, DP iktidara geldikten sekiz ay sonra Cumhuriyet'te yayınladığı başyazıyı birlikte okuyalım, bazı satırların altını çizerek:

 

 

* * *

 

 

(...) öğrendiğimize göre Demokrat Parti hükümeti ücretli hafta tatillerine dair bir kanun tasarısını Büyük Millet Meclisi'ne getirmek üzeredir (...) o vaid, yaşadığımız şartlar pek de hesaba katılmadan biraz acele varılmış bir karardır.

 

(...) Şimdi biz, (...) kimsenin akıl etmediği yahud henüz göze alamadığı ücretli hafta tatillerini yurdumuzda ihdas edersek durum ne olacaktır? Müsaadenizle arz edeyim, durum şu olacaktır: Pazarları çalışmak zaten kanunla yasaktır. Bir işçiye çalışmadığı pazar günü için para vermek, onun gündeliğine yüzde on beş nisbetinde bir zam yapmak, binaenaleyh istihsal edilen nesnenin maliyetini muayyen bir nisbette arttırmak demektir.

 

(...) halbuki 14 Mayıs'tan önce Halk Partisi'nin bol keseden vaat ettiği ve Demokrat Parti'nin de fazla düşünmeden kabul ettiği ücretli pazar tatilleri, dediğimiz gibi pratik hiçbir sosyal faydası olmayacak bir zamdan ibarettir. İşçi vatandaşlarım bu gerçeği kabul etmekte her halde güçlük çekmeyeceklerdir. İyi niyetinden şüphe etmediğim Menderes hükümetinin bu dava üzerinde biraz daha dikkatle durmasını ve ele aldığı konuyu milli menfaatlerimiz hesabına işe yarar bir şekilde geliştirmesini görmek isterdim.

 

 

* * *

 

 

Evet, 'sağcı' Menderes yönetimi, işçiye ücretli pazar tatili getiriyor, solcu Nadir Bey buna karşı çıkıyor!

 

Demek DP iktidara geldiğinde 'karşı devrim' başlamış, bazı arkadaşlar öyle diyorlar.

 

Gene o yazının yayınlandığı yıl, 1951 yılı, Adnan Menderes bir de 'Atatürk'ü Koruma Kanunu' çıkarıyor ve karşı devrim başlıyor...

 

Cumhuriyet Gazetesi savaş yıllarında Almanya'yı destekliyor ve bu devrimcilik oluyor.

 

CHP yönetimi gene aynı dönemde Varlık Vergisi salıyor, Yahudi vatandaşların belini kırıyor ve bu devrimcilik oluyor.

 

Grev hakkı yok, örgütlenmek yasak, bu devrimcilik. Türk-İş Konfederasyonu ancak 1952 yılında, Menderes devrinde kuruluyor, o karşı devrim.

 

CHP yönetimi sosyalist partileri kapatıyor, bu devrim. İki kere hem de, yirmi yıl arayla, devrimin iki aşaması.

 

Savaştan sonra ilk kez bir Amerikan gemisi, Missouri zırhlısı İstanbul'a geliyor, Abanoz Sokağı genelevleri Amerikalı denizcilerin yararlanmaları için baştan aşağı badana ediliyor, bu da devrim.

 

1946 seçimleri 'gizli oy, açık tasnif' ilkesine göre değil, tam tersine 'açık oy, gizli tasnif' ilkesine göre yapılıyor, oy verme işlemi sırasında seçim sandıklarının başında üniformalı jandarma bekliyor, devrim.

 

Nazım Hikmet ve Kemal Tahir, işlemedikleri bir suçtan dolayı on iki yıl hapis yatıyorlar, devrim.

 

Onları bağışlayan, salıveren Adnan Menderes oluyor, karşı devrim.

 

1968 yılında 'milli bakiye seçim sistemi' Demirel'le anlaşmalı olarak kaldırılıp Türkiye İşçi Partisi'nin bir daha meclise girebilmesi önleniyor, devrim.

 

12 Mart döneminin faşist dikta yönetimlerine bakan, hatta başbakan verilerek destek olunuyor, devrim.

 

Gençler bilmezler ama biz yutmayız. Artistlik yapma, devrimini al da git.

 

engin ardıç.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.