Jump to content

Recommended Posts

Yanıtlarımız....

 

1. Evvela Sol ideolojinin bu ülkede iktidara gelip gelmediğini hususunda muvafakata varmamız icap eder. Atatürk Cehapa'sı devrimin bir partisiydi. Devrim denilince sol devrim anlaşılmasın lütfen. Atatürk devrimi Sola rağmen bir devrimdir, Atatürk Emekçi zihniyeti bu ülkeye layık görmemiştir. İnönü cehapası şayet sol ise icraatı ortadadır. Yok sol değil aslında sağ ise yine icraatı ortadadır.

2. Daha önce belirttiğim gibi desapa sol değil devlet partisidir. Ama illa sol diyorsanız icraatı ortadadır.

3. Solcu örgütlere gelince bunların hiçbiri iktidara gelememiştir. Zaten iktidara gelmek değil mevcut düzeni devirmek istemektedirler o yüzden dağa çıkmışlardır. Dağda mücadele etmektedirler. Siz buna demokrasi diyorsanız buyurun sizin olsun.

4. Köklere gelince bu ülkede bu toprakların tarihinde solcu kimdir ? yoktur. sizde iade ettiniz sol 1960larda ortaya çıkmış. kökü o kadardır.

5. Sevgiyle kalın...

 

BİT

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yanıtlarımız....

 

1. Evvela Sol ideolojinin bu ülkede iktidara gelip gelmediğini hususunda muvafakata varmamız icap eder. Atatürk Cehapa'sı devrimin bir partisiydi. Devrim denilince sol devrim anlaşılmasın lütfen. Atatürk devrimi Sola rağmen bir devrimdir, Atatürk Emekçi zihniyeti bu ülkeye layık görmemiştir. İnönü cehapası şayet sol ise icraatı ortadadır. Yok sol değil aslında sağ ise yine icraatı ortadadır.

2. Daha önce belirttiğim gibi desapa sol değil devlet partisidir. Ama illa sol diyorsanız icraatı ortadadır.

3. Solcu örgütlere gelince bunların hiçbiri iktidara gelememiştir. Zaten iktidara gelmek değil mevcut düzeni devirmek istemektedirler o yüzden dağa çıkmışlardır. Dağda mücadele etmektedirler. Siz buna demokrasi diyorsanız buyurun sizin olsun.

4. Köklere gelince bu ülkede bu toprakların tarihinde solcu kimdir ? yoktur. sizde iade ettiniz sol 1960larda ortaya çıkmış. kökü o kadardır.

5. Sevgiyle kalın...

 

BİT

 

Genel anlamda söylebileceğim ve daha önce açıkladığım bu düşüncemin ne kadar anlamlı ve doğru olduğu ortadadır... tabii kolay değil 60 yıldır sağ iktidarların ve işbirlikçilerin insanların üzerinde bilinçlice yaptıkları psikolojik harbin sonuçlarıdır bunlar ve ne yazıkki Gerici, yobaz, karanlık ve ortaçağı karanlıkçılarının ekmeğine yağ sürmüştür... doğaldır tabiki böyle düşünmeniz ve böyle yaklaşmanız... O harp gerçekten meyvelerini çok verimli bir şekilde alıyor... Amaaaaa... Aydınlanma bir harakettir ve başladımı hiç bitmez... Ve bu haraket şimdilik yavaşlatılmış olabilir fakat hız kazanacağı kaçınılmazdır...

 

Ve Çoğumuz bilmez: 'demokratik' ile 'ideolojik' arasındaki farkı, en çok 'Sosyalist Sol' düşünmüş ve tartışmıştır; onu, ülkemizde buna, 'Soğuk Savaş' döneminin, 'gizli' totaliterliği mecbur ediyordu. 'Ülkemizde' diye altını çizişim, boşuna mı sanırsınız? 'demokrasi', 'Klasik Gelişme Şeması' na uygun toplumlarda, aksamadı, 'Soğuk Savaş'a rağmen, işleyebildi: Fransa'da, İtalya'da vb. sağcı olsun, solcu olsun, çeşitli 'ideolojiler' pekâlâ hayatta ve hâl-i faaliyette idiler. İşleyemediği, gelişmesi 'Klâsik Şema' ya uymayan, bizim gibi 'düzensiz' toplumlardır, besbelli Emperyalizm'in 'baskısıyla' , yozlaştıkları için! Sanırım 'farkı' , oyalanmadan, belirtmek gerekiyor: oluşması da, gelişmesi de, 'öylesini' gerektirdiği için; 'demokratik bir toplum' , çeşitli 'ideolojiler' in kaynaştığı, bir çelişkiler yumağıdır; bunların aralarındaki rekâbet, iktidar mücadelesinin -yasalar çerçevesi içinde- eşit koşullarda yürümesini sağlar; buna mukâbil, 'ideolojik bir toplum', 'ideolojiler' den herhangi birisinin, yasal ya da yasal olmayan yollardan, öbürlerini engellemesi, bastırması hatta haritadan silmesi anlamına gelir. Örnek mi, çok kolay: Nazizm, kapitalist ve ırkçı bir 'ideoloji' dir; Almanya' da III. Reich, bu 'ideoloji' yi egemen kılmıştı; başka bir 'ideoloji' yi, değil savunmak, adını anmak bile yasaktı. Çünkü 'ideolojik toplum', o ideolojinin 'iktidar'da olduğu 'demokratik bir toplum' değil; 'hâkimiyeti' ele geçirdiği, 'totaliter' bir toplumdur; 'hâkimiyet'i bir kere aldı mı, asla bırakmaz; 'halkın iradesi' umurunda bile değildir.

 

İyi de, görünüşte demokratik, hakikatte ise 'gizlice totaliter' bir 'ideolojik toplum' olamaz, oluşturulamaz mı? Çokuluslu Şirketler'in 'tekelci kapitalizm' aşamasında, gerçekleştirilmeye çalışılan, işte budur.

 

Yâni, nedir? 'Sanal' düzeyde, 'demokrasi'dir, ama...

Siyasi partiler, serbest seçim, parlamento, sendikalar, meslek kuruluşları vs. harıl harıl çalışıyor; Media, başına buyruk; herhangi bir yasal sınırlandırılmayla, karşı karşıya sayılamaz; Eğitim ve Öğretim alanında olduğu kadar, sanat ve edebiyat alanında da, herkesin, her şeyi yapabilmesi serbest! İşte bu 'demokratikliğin', 'sahici' olup olmadığının anlaşılabilmesi, için; sorulması gereken 'hayati' soru, bu noktada kıvrılıyor: serbest ama ''mümkün'' ? 'Mümkün' ama 'etkili' ve 'geçerli' olabiliyor mu?

 

Post/Modernizm'in 'ideolojik' toplumu, işte bu çerçevede, 'sinsice' oluşturuluyor; başka türlü söylersek, 'küreselleşmiş' ve 'özelleşmiş' 'Büyük Sermaye' ; -ufak ufaktan başlayarak, en büyüğüne kadar- yalnız Media' ya, ya da 'Öğretim ve Eğitim' alanına - 'ideolojik düzeyde' - egemen olmakla kalmıyor; aynı egemenliği, öteki 'demokratik' kitle örgütleri üzerinde de sağlıyor: evet, sendikalar da var, işçi konfederasyonları da, ama 'faaliyetleri' , odun kesicinin hınk deyicisi olmaktan öteye geçmez; ne 'etkili' dir, ne de 'geçerli' . 'Siyasi partiler' , sürüsüne berekettir, ama her biri asıl halk, yâni 'mazlumlar' ile, uzaktan yakından ilgisi ilişkisi olmayan; başka başka 'çıkar grupları' nın sözcüsüdür; liderleri ise, 'uluslararası sermaye' nin 'dayattığı' belgeler sistemi ile 'mutâbık' , bazı 'demirbaş' zevat! Bu takdirde, 'Demokrat Toplum' , havada kalmıyor mu?

 

İşleyişi şöyledir: 'hedef' in 'saptırılması' nda, bir yandan Media'nın ağırlığı, öte yandan Eğitim ve Öğretim'in ağırlığı; önemli rol oynar; siyasi partilerin, sade suya tirit programları, işçi sendikalarının, 'hadımlaştırılması' ; öğrenci, kadın ve öteki 'sivil toplum kuruluşları' nın, 'kadın hakları' na, 'çevreseverliğe', 'cinsel devrim' e kaydırılması, bunu tamamlar; öyle ki, başlıca işlevi, toplumsal/sınıfsal diyalektiği, gündemde tutarak; toplumun, insanca ve hakça bir düzene kavuşmasını, sağlamak olan 'Solcular'; toplumun geleceğini bir yana bırakıvermiş, doğanın geleceğiyle uğraşıyor; ilki, ikincisini içermezmiş gibi! Şimdi, soru şu: ülkemizde, 'Ortanın Solu' ndan, 'Aşırı Sol' a çeşitli siyasi grup ve kuruluşların, son on yıldır; 'Nükleer Enerji'ye Hayır', 'Doğa'mızı Temiz Tutalım' dan başka, kapsamlı ve ayrıntılı, bir siyasal/sosyal 'faaliyet' programı sunabildiğine tanık oldunuz mu? Niyetlenen belki olmuştur ama, 'esamisi' okunmaz: çünkü 'Sistem' 'Media'yı, 'Eğitim'i ve 'Öğretim'i; ayrıca siyasal ve sosyal, 'sivil toplum' kuruluşlarını, öyle usturupla 'siyasal'dan 'doğasal'a kaydırmış; daha da kötüsü, 'tüketim toplumu'nun karşısında olması gereken , o 'sözde' solcu ve toplumcu aydınları, öylesine 'enayi tüketici'ye dönüştürmüştür ki, olay handiyse 'ümitsiz vak'a'dır.

 

O kadar 'dönek', neden ve nereden 'türedi' sanıyorsunuz?

'Çoban köpekleri ve üzerindeki bitler gibi aptal...'

 

Oysa, -bırakın solcuları,- her yurttaşın 'birinci vazifesi' ; 'demokratik' olması gereken 'Cumhuriyet' in, 'ideolojik' -ve gizlice 'totaliter' - bir 'rejime' dönüştürülmesine, karşı çıkmak değil midir? İşte burada, Nâzım' ın o unutulmaz 'Ellerinize ve Yalana Dair' başlıklı şiiri, Do majör bir konçerto gibi uğuldayarak devreye giriyor: ne yoğun, ne aydınlık, ne acı bir şiirdir; hepsi uzundur, bilmiyorsanız, mutlaka bulup okumalısınız; buraya sadece finalini aktarıyorum; bizim şimdi yazdıklarımızı, o 1949'da söylemiş.

 

''...insanlarım, ah benim insanlarım / antenler yalan söylüyorsa / yalan söylüyorsa rotatifler / kitaplar yalan söylüyorsa / duvarda afiş, sütunda ilân, yalan söylüyorsa / beyaz perdede yalan söylüyorsa, çıplak baldırları kızların / dua yalan söylüyorsa / ninni yalan söylüyorsa / meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa / yalan söylüyorsa, umutsuz günlerin gecelerinde, ay ışığı / ses yalan söylüyorsa / söz yalan söylüyorsa / ellerinizden başka her şey / herkes yalan söylüyorsa / elleriniz balçık gibi itaatli / elleriniz karanlık gibi kör / elleriniz çoban köpekleri ve üzerindeki bitler gibi aptal olsun / elleriniz isyan etmesin diyedir / ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız / bu ölümlü / bu yaşanası dünyada / bu bezirgân saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir...'' (Nâzım Hikmet Bütün Eserleri, Cilt 1, S.396, Narodna Prosteva Yayınevi, 1967, Sofya.)

 

Bu devran da birgün bitecek kimsenin kuşkusu olmasın... Atatür bir aydınlanma haraketidir ve bu aydınlanma haraketi giderek hiz kazanacağından zerre kadar da şüphemiz yok... Buna tanrılaştırma deyin ne derseniz deyin ama biz buna yürekten bağlıyız ve bağlı da kalacağız. Çünkü biz bu devrime inanıyor ve bu devrimi de çok seviyoruz...

Saygalarımla...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sorularımıza yanıt alabilsek keş ki !!!!

 

Bakın yineliyorum, bugün sol devrim için dağa çıkmış devlette çatışmaya girmiş kişileri onaylıyorsanız konuşacak, tartışacak hiçbirşey kalmamamıştır....

Yok bu iş böyle olmaz bu arkadaşlar çeşitli kişiler ve sol emperyalist, sömürücü devlet tarafından zamanında kandırılmış gençlerdir diyorsanız o zaman başka oturu konuşuruz. Ülkem adına terörizmi tartışmaya gerek duymuyorum, zira terör terördür, teröristte terörist.

Sevgilerle..

 

BİT

Share this post


Link to post
Share on other sites

Günlerdir boşuna çırpınıp duruyorsunuz Bozan Beye laf yetiştireceğim diye. Bir defa ben onu anlayabiliyorum; cevaplarınız ne olursa olsun, muhatap alınma zevkini tatmin ediyor. Yani, onun için ikna olup olmama önemli değil. Bu, çocuklukta yaşanmamışlıktan, ciddiye alınmamışlıktan gelen bir karakter yapısıyla alakalı.

Mafya Bey, size gelince. Adamın avatarına laf atıyorsun. Ama, senin adının da "sol"la bağdaşır bir tarafı yok. Siz de çelişkiler içerisindesiniz.

Dr. Sokrates'e! Sizin de görünümüzle ideoloji arasında çatışma var. Hemen o resmi değiştirin ve parkalı bir fotoğrafınızı koyun lütfen!

Şevval Hanım'a! Mamak'taki hangi gariban kadına sabahleyin zeytin alsın yavrularına diye 10 milyon TL çıkarıp verdiniz?!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sorularımıza yanıt alabilsek keş ki !!!!

 

Bakın yineliyorum, bugün sol devrim için dağa çıkmış devlette çatışmaya girmiş kişileri onaylıyorsanız konuşacak, tartışacak hiçbirşey kalmamamıştır....

Yok bu iş böyle olmaz bu arkadaşlar çeşitli kişiler ve sol emperyalist, sömürücü devlet tarafından zamanında kandırılmış gençlerdir diyorsanız o zaman başka oturu konuşuruz. Ülkem adına terörizmi tartışmaya gerek duymuyorum, zira terör terördür, teröristte terörist.

Sevgilerle..

 

BİT

 

Terörü tabiki tasvip etmiyorum...

Fakat sizden bir ricam var Lütfen yazılarımı okuyun ve onların üzerinde tartışalım... Örneğin bir önceki yazımı okumadan küçük, klişe edilmiş laflar ile ve yazıyı kendinize göre sürekli persenk yaparak biryerlere çekmeye çalışmayın... Biz size yabancı değiliz çünkü 60 yıldır esamenizi iliklerinize kadar öğrendik... Lütfen ama artık bizi anlayın Yabancı olan sizlersiniz... Son olarak rica etsem bir önceki yazımı eleştirebilirmisiniz ya da en azından düşüncelerinizi persenk yapmadan belirtebilirmisiniz...

Saygılarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sevgili arkadaşlar bilhassa sokrat_s tasvip etmediğiniz terörün hani benim de bahsettiğim devrim için dağa çıkan sol ideolojili örgütlerin adını yazabilir misiniz ?

 

saygılarımla..

 

BİT

Share this post


Link to post
Share on other sites

Günlerdir boşuna çırpınıp duruyorsunuz Bozan Beye laf yetiştireceğim diye. Bir defa ben onu anlayabiliyorum; cevaplarınız ne olursa olsun, muhatap alınma zevkini tatmin ediyor. Yani, onun için ikna olup olmama önemli değil. Bu, çocuklukta yaşanmamışlıktan, ciddiye alınmamışlıktan gelen bir karakter yapısıyla alakalı.

Mafya Bey, size gelince. Adamın avatarına laf atıyorsun. Ama, senin adının da "sol"la bağdaşır bir tarafı yok. Siz de çelişkiler içerisindesiniz.

Dr. Sokrates'e! Sizin de görünümüzle ideoloji arasında çatışma var. Hemen o resmi değiştirin ve parkalı bir fotoğrafınızı koyun lütfen!

Şevval Hanım'a! Mamak'taki hangi gariban kadına sabahleyin zeytin alsın yavrularına diye 10 milyon TL çıkarıp verdiniz?!

 

 

 

Vay yeni bir bakış açısı helallll

 

 

 

Parka giyince ne kadar solcu oluyor insanlar yapmayın bunları allah aşkına.Olayları saptırmayın iyice.

 

Bu saydıklarınızı siz yapın 10 milyon verip zeytin almayla giyim tarzıyla yok nicklerle solda olmanın yada o ideolojiyi taşımanın ne gibi bir anlamı var tek tip insan modeli yaratılmasına karşıyken herkese parkamı giydiricez offf neler tartışıyoruz :online2long:

Share this post


Link to post
Share on other sites

Eğlenceli olmaya başladı doğrusu.

 

1. Sol bu ülkede iktidara gelememiş ve gelemeyecektir de, zira sol kendi zatı ile kaim değildir. SOl hep başkalrının yokluğu üzerine kurulmuş bir söylemler manzumesidir. Bu zaten romantizmi kabul ile ortaya dökülmüştü.

2. Sol bu ülkede halktan kopuktur ve yukarıdaki yazılardan anlaşılan kopuk kalmaya devam edecektir.

3. Sol kendini emperyalizmin tek alternatifi görme zehabına kapıladursun, Lakin sol bir alternatif değildir aslında sol yalnızca bir 'değildir'. Zira Solun tutamağı kuru bir edebiyattır İfade ettiğim gibi 'emekçi, Amerika kahrolsun, yaşasın işçi bayramı vesaire'

 

Şimdi bunları bir kenara bırakıyorum ve yineliyorum, Solun bu ülkeye somut katkısı ne olmuştur, Kadıköydeki çiçekleri ezmekten başka.

 

BİT

Bozan

İhtiyar

Teşkilatı

 

 

MERHABA ARKADAŞLAR.

 

Tarafımdan açılan ve Türkiyede SOLCULUK kavramı iredeleyip, aynı zamanda daha geniş sınıfsal bir perspektifi tanımlayan ve daha insani bir yaklaşım olan "EMEKÇİLERİN BİRLİĞİNİ" gündeme getiren bu konubaşlığının, ne yazık ki, bazı art niyetli kişilerce amacından ve özündan saptırıldığına üzülerek tanık oluyorum.

Bu kişilerin kim olduğunu ve amaçlarını açıkça teşhir etmek gerekir diye düşünüyorum..

Konuya yazdığı yazılardan anlaşıldığı üzere, BOZAN rumuzlu ZAT ın, burada ki amacı tamamen başka.

 

Bu çok bilmiş edasındaki kişinin, herhangi bir düşünceyi tartışmak, bilgi-birikimini ortaya koyup, fikir yarıştırmak gibi bir amacının olduğunu hiç sanmıyorum.

 

Bu nedenle kendisinin onca içi boş, kof, anlamsız demogojik söylemlerini, GÖBELS’i bile kıskandıracak provokatörce tavırlarını, artık dikkate bile almayacağım. Size de öneririm.

 

Aklınca polemikler yaratarak sürekli gündemde kalmak ve kendi tabiri ile kendine bir hayran kitlesi FUN CLUP oluşturmakmış ;)))

 

Fun clup dedikleri ise, medyanın yarattığı şu POPÇU-TOPÇU NAYLON STARLAR ın peşine HAYRAN (!) diye takılan bilinçsiz insanların oluşturduğu cahil ve yozlaşmış topluluklar.

 

Dikkat ettiyseniz bu adam tartışmanın başından sonuna tek aynı bildik karşı devrimci teraneleri tekrarlayıp durmuştur. Ürettiği ve orataya koyduğu herhangi bir somut fikir yoktur.

 

SENİN "EZİLEN KADIKÖYÜN ÇİÇEKLERİ" DEMOGOJİN

 

Kadıköyün çiçeklerine bu kadar duyarlı olan bu arkadaş, neden binlerce gencin işkence tezgahlarından geçirilişine ERDAL EREN gibi 17 yaşında ki bir fidana hunharca kıyılışına, üstelikte yaşı büyütülerek asılışına yüreği sızlamamıştır. 17 yaşında ki gencecik bir insan, Kadıköyün çiçeklerinden daha mı değersiz ve önemsizdir.

İkidebir, kan üzerinden siyasi rant sağlayan o gerici-ırkçı-şoven partilerin yaptığı gibi, şehitleri kullanması ise bir başka çirkinliktir. Bu ülkede akan kardeş kanının en çoğunu, 60 lardan buyana CIA nin anti-sosyalist düşmanlık üzerine örgütlediği, neredeyse devrimcilerin kanını içen, sizin gerici ve ırkçı kafatasçı güruh akıtmıştır. Elbeteki Tuncelide ölenlerin hepsi bizim emekçi halkımızın çocuklarıdır. Senin kapitalis efendilerinin-patronlarının çocukları zaten ya askerden kaçmış, yada boğazdaki kendi yalılarının karşısında yapmışlardır askerliklerini.

 

AŞIRMA SÖZCÜKLERLE DEMOGOJİK ŞOV YAPIYORSUN.

 

Oradan buradan duyduğu fakat henüz anlamını bile çözemediği sözcükleri kullanarak türettiği devrik, kuralsız ve anlamsız cümlelerinden anlaşıldığı üzere herhangi bir bilim dalına ilişkin, ne bir bilgi birikimi ne de yaşam tecrübesi mevcut değildir. Anlaşıldığı üzere, sosyalist terminolojiden aşırıp-arakladığı birkaç tane felsefik terimin üzerine, o bildik gerici-ırkçı argümanlardan ekleyip, kendince burada demegojik şov yapmaktadır. Yarattığı polemiklerle ve statükonun da dilinden düşürmediği o bildik basmakalıp demogojik söylemler ile kendini sürekli gündemde tutmak ve sadece narşist egosunu tatmin etmek için burada canhıraş bir çaba sarf etmektedir.

Ben bunun her hangi bir düşünce yapısının yada yaşam felsefesinin var olduğuna da inanmıyorum.

 

ELEŞTİRİ ADINA DEVRİMCİ DEĞERLERE SAYGISIZCA SALDIRIYORSUN

 

Bu adam solu eleştirmek görüntüsünün altında, devrimci değerlere pervasızca ve saygısızca saldırmaktan başka, çamur ve iftira atmaktan, gerici ve ırkçı güruhun klişe argümanlarıyla karalama amaçlı provokatörce sözlerinden başka, bir tane bile somut düşünce veyahut somut alternatif üretebilmiş midir?

 

EVET BOZAN RUMUZLU DEMOGOJİ USTASI ŞAHIS !

 

KENDİNCE DEMOGOJİK SÖYLEMLERLE VE SAYGISIZCA BİR USLÜPLA SALDIRIP,

SOLU VE SOLCULARI ELEŞTİRİYORSUN.

 

ÖYLE BOL KESEDEN ATMAK OLMAZ. İŞİN KOLAYINA KAÇIP ELEŞTİRİ YAPMAK YETMEZ,

 

YANINA ALTERNATİFİNİ DE KOYACAKSIN.

 

PEKİ SEN NEYİ SAVUNUYORSUN? HANGİ DÜŞÜNCEYİ, HANGİ FELSEFEYİ ÖNERİYORSUN?

 

BAK BENDE BİR DEVRİMCİ OLARAK “SOLCULUK” KAVRAMINI ELEŞTİRİYORUM. AMA YANINA KENDİ ALTERNETİFİMİ KOYUYORUM.

 

Toplumun her kesiminden, her coğrafik bölgesinden, her ırktan, her etnik kökenden, her dinden ve her mezhepten, işçisiyle memuruyla, köylüsüyle, çiftçisiyle küçük üretici ve esnafıyla tüm emekçi halkın birliğini savunuyor ve öneriyorum.

Kısacası SOLUN BİRLİĞİ yerine EMEKÇİLERİN BİRLİĞİ diyorum. TAM BAĞIMSIZ VE GERÇEKTEN DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE DİYORUM.

 

-EMPERYALİZME UŞAKLIK VE İŞBİRLİKÇİLİK YAPMAYAN, DIŞ VE İÇ SİYASETTE ULUSAL BAĞIMSIZLIĞI SAVUNUYORUM ,

 

-LAİK, SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİNİNİ, SÖZDE DEĞİL GERÇEK ANLAMDA BİR DEMOKRASİYİ SAVUNUYORUM

 

-ÜRETİME VE İSTİHDAMA DAYALI, KAYITALTINA ALINMIŞ ULUSAL BİR EKONOMİK KALKINMA MODELİNİ SAVUNUYORUM,

 

-SADECE SERMAYE SINIFININ KARINA ODAKLANMA OLAN “KAR MARJINI”

DEĞİL, İNSANA HİZMETİ AMAÇ EDİNEN “HİZMET MARJINI” SAVUNUYORUM.

 

BAK BUNLAR BENİM ALTERNATİFLERİM.

 

PEKİ YA SEN ?

SENİN POLEMİK VE DEMOGOJİ DIŞINDA, ÜRETEBİLDİĞİN HERHANGİ BİR DÜŞÜNCE VAR MIDIR?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Günlerdir boşuna çırpınıp duruyorsunuz Bozan Beye laf yetiştireceğim diye. Bir defa ben onu anlayabiliyorum; cevaplarınız ne olursa olsun, muhatap alınma zevkini tatmin ediyor. Yani, onun için ikna olup olmama önemli değil. Bu, çocuklukta yaşanmamışlıktan, ciddiye alınmamışlıktan gelen bir karakter yapısıyla alakalı.

Mafya Bey, size gelince. Adamın avatarına laf atıyorsun. Ama, senin adının da "sol"la bağdaşır bir tarafı yok. Siz de çelişkiler içerisindesiniz.

Dr. Sokrates'e! Sizin de görünümüzle ideoloji arasında çatışma var. Hemen o resmi değiştirin ve parkalı bir fotoğrafınızı koyun lütfen!

Şevval Hanım'a! Mamak'taki hangi gariban kadına sabahleyin zeytin alsın yavrularına diye 10 milyon TL çıkarıp verdiniz?!

 

 

Sayın Kuzey...

 

Bahsedilen aydınlanma haraketidir...

Parka falan bunu anlayamadım...

 

Ve benim aydınlanma anlaşım ise; ''Aydınlanma'' yı sözcük olarak ilk defa Alman sanatçı Daniel Chodowiecki (1726-1801), bakır üzerine işlediği, karanlığı aydınlatan Güneş'i simgeleyen gravüre, ''Aufklaerung (Aydınlanma)'' adını vererek kullanmış ve ''Mantığın yüceliğinin ufukta yükselen Güneş'ten başka simgesi olamaz'' demiştir. İzleyen yılların Avrupası'nda akıl, özgürlük ve mutluluktan her söz edildiğinde ya da bilimsel tartışma ortamlarında ''Aydınlanma'' , karanlık düşüncelilere karşı savaşı utkuya ulaştıran güç kaynağı olmuştur. O dönemin ünlü düşünürlerinden C. M. Wieland (1733-1813), ''Gözlerimiz için ışık ne anlama geliyorsa, düşünceler için de aydınlanma eş anlamdadır'' demiştir. Aydınlanma çağının ışıklı ortamında, tüm Avrupa ülkelerinde, düşünce, sanat ve bilim alanlarında dönemlerinin yıldızları olarak nitelenen değerler yetişmiş, tabular yıkılarak her konu ussal eleştirinin süzgecinden geçirilip evrendeki gerçek konumumuz belirlenmiş olduğudur...

Sevgi ve saygılarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites

İdeolojik saplantı, kirli oyunlar ve barış savaşçıları...

 

1. Fan kılap deyü bir tabirim yoktur lakin siz iftiraya devam edin. böyle daha da komik oluyorsunuz...

2. Bu ülkede solu sen eleştirince eleştiri oluyor da biz eleştirince neden olmuyor, bu nasıl fikir demokrasisi anlayışı.

3. Biraz önce sordum sokrat_s'nin de tasvip etmediği terör örgütlerinin adı nedir lütfen söyleyelim.

 

Devam edeceğim lakin işim çıktı. yeniden görüşmek üzere..

 

BİT

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sevgili arkadaşlar bilhassa sokrat_s tasvip etmediğiniz terörün hani benim de bahsettiğim devrim için dağa çıkan sol ideolojili örgütlerin adını yazabilir misiniz ?

 

saygılarımla..

 

BİT

 

Hakikaten insan şaşırıyor...

Hangi sol dağdadır Sayın bozan...

Beni mazur görün ama inanın bilmiyorum...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sokrat, nazik cevabın için teşekkürler. Biraz latife olarak al söylediklerimi. Görüntün fazla "Akdeniz akşamları" kaçmış konuya. O yüzden... Bu, bence de önemli değil.

 

SedatSan, uzun yazında "DEMAGOJİ" kelimesini 4 defa ve hem de büyük harflerle "DEMOGOJİ" şeklinde yazmışsın. Göze batıyor.

 

Düşünsel, edebî ve manzum eser yazan herkesin bir imla kılavuzu bulundurmasında yarar var diye düşünüyorum naçizane.

Share this post


Link to post
Share on other sites

İdeolojik saplantı, kirli oyunlar ve barış savaşçıları...

 

1. Fan kılap deyü bir tabirim yoktur lakin siz iftiraya devam edin. böyle daha da komik oluyorsunuz...

2. Bu ülkede solu sen eleştirince eleştiri oluyor da biz eleştirince neden olmuyor, bu nasıl fikir demokrasisi anlayışı.

3. Biraz önce sordum sokrat_s'nin de tasvip etmediği terör örgütlerinin adı nedir lütfen söyleyelim.

 

Devam edeceğim lakin işim çıktı. yeniden görüşmek üzere..

 

BİT

 

Ne o bozulmuş gibi bir halin var. Yoksa iddia ve sorularıma verecek cevap bulamadın mı?

 

Saplantıdan bahsetmiş ama sen saplantının alasını sergilemişsin.

Kan üzerinden siyaset yapan, şehitleri kullanmaktan bile utanmayan şu meşhur gerici-ırkçı-şoven-kafatasçı güruhun, kulak,burun keserek ve ağzından kan akıtarak tekrarladığı, SOLCU=TERÖRİST şeklinde ki o hezeyanını hastaliklı ve saplantılı zihniyeti defalarca tekrarlamışsın. Şayet senin bu hastalıklı zihniyetinden hareket edilecek olursa, en büyük terörist olan ABD nin işbirlikçileri olarak, asıl terörist ve vatan haini sen ve senin zihniyetinin taa kendisidir.

Şimdiye kadar elinden gelen tüm çirkeflikleri yapıp devrimci değerlere yapmadığın saygısızlık etmediğin hakaret kalmamayan sen ideolojik de olsa, herhangi bir düşünceye bile sahip değilsin ki.

Senin asıl saplantın ve hastalığın psikolojik.

Bir arkadaşın da teşhis ettiği gibi, "aykırı görünerek önemsenmek, böylece kaile alınmak", gösterişe dayalı özsever-narşizminin egosunu tatmin ediyordu, öyle değil mi?

İşte sen sırf bu yüzden buradasın.

Evet senin olmasa da benim bir ideolojim var. EMEKÇİLERİN BİRLİĞİ ve İNSANIN İNSANCA YAŞAMASI uğrunda mücadele. Pekçok insanın ekonomi ve politikaya ilişkin, yani yaşama dair öyle yada böyle herhangi bir düşüncesi vardır.

Oysa senin hiçbir felsefen ortaya koyabileceğin hiçbir düşünsel alternatifin yok.

Varsa benim önce ki ve bu yazımda ki iddilarıma, tek tek ve cümle cümle cevap verirsin.

 

Senin buradaki varlığın, felsefik sözckleri araklayarak bilmiş gözükmek, gerici-ırkçı demogojik söylemlerle, kendine bir hayran kitlesi oluşturarak, sadece psikolojik açlığına (özsever-nasşizminin görkemci egosuna) sağlayacağın doyumdur.

 

Not:Konuyu bu noktaya getiren sen, azacağın her yazıya, gereken cevabı da alacaksın.

Share this post


Link to post
Share on other sites

BlackWhite, sola göre çok fazla okyanusötesi bir ismin var. Haklı olabilirsin. Ben, biraz düşünceler ile yaşam tarzının uyuşması taraftarıyım. Tabiî, mümkün olduğu kadar.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tavsiye ve eleştiriniz için eşekkür ederim sayın kuzey.

Oysa ben "demogoji" sözcüğünü doğru bir şekilde yazdığımı düşünüyorum. Ancak büyük harf konusunda sanırım haklısınız.

Saygılarımla

Sedat.

Share this post


Link to post
Share on other sites

BlackWhite, sola göre çok fazla okyanusötesi bir ismin var. Haklı olabilirsin. Ben, biraz düşünceler ile yaşam tarzının uyuşması taraftarıyım. Tabiî, mümkün olduğu kadar.

 

 

 

O halde islama inanan insanlarda türbana girdimi yırtınmıyalım ne dersin he???

 

Bu ne aymazlık tır ya bu ne çelişkidir giyim kuşamla solun ne alakası var yada isimle cisimle siz ve sizin gibiler yüzünden işte durumlar bu hale geliyor.Özgürlükten bahset bahset sonrada sen tek tip insan modeli yaratmaya çalış ne diyebilirimki bravoo .Düşünsenize bütün solcular parka giyiyor yada islamcıların hepsi cübbeyle geziyor tabiki ben denizimin giydiği parkayı o cübbeden ayrırım o ayrı :)

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dünya küreselleşmenin yıkıcı etkisi ile şekilleniyor. Sermayenin sınırsız hareketliliğini ifade eden küreselleşme çağında, sermaye fiili ve ideolojik olarak yaşamın bütün gözeneklerinde tahakküm kuruyor. Küreselleşme ile dünya kaos ortamına sürükleniyor; ülkeler, bölgeler, şehirler, mahalleler arasındaki eşitsizlikler gün geçtikçe artıyor. Yoksulluk, açlık ve işsizlik yaygınlaşıyor. Şiddet günlük yaşamın her noktasında boy gösteriyor. ABD Ortadoğu'yu kan gölüne çevirdi, işgal derinleşerek devam ediyor. Uygulanan neo-liberal politikalar dünyayı bir karabasana sürüklüyor. İdeolojilerin sonu, kapitalizmin sonsuzluğunun ilan edildiği dönemde, egemenlerin tüm dünyaya sunduğu refah, demokrasi ve özgürlük vaadini; yoksulluk, savaş, işsizlik ve açlık yalanlıyor. Türkiye'de dünyada yaşanan bu sürece uyum yasaları ile eklemleniyor.

 

Türkiye'nin politik yönelimlerinden, çalışanların ücretlerine kadar her şey IMF, Dünya Bankası ve AB ile kurulan ilişkiler çerçevesinde belirleniyor. Ekonomik istikrar, büyüme, enflasyonun tek haneli rakamlara inmesi gibi sürekli gündemde olan gelişmeler halkın yaşamına yansımıyor. Hükümet kamu çalışanları ile yaptığı toplu görüşmelerde sefalet ücretinde ısrar ediyor. IMF'ye verilen sözlerin dışına çıkılamayacağı ifade ediliyor. 2005-2006 yılı özelleştirmeler yılı olacak diyen siyasal iktidar, Türkiye'nin en önemli kamusal varlıklarını 'parayı veren düdüğü çalar' aymazlığı ile satıyor. Bütün bu politikalar Türkiye'de yaşanan dönüşümün yönünü gösteriyor.

 

böyle bir ortamda nasıl sosyalizmden bahsedilemez nasıl sosyalizm yok denir

 

böyle bir ortamda biz ne diyoruz;

 

Sermayenin çıkarları için yürütülmeye çalışılan bu değişim projesine karşı emek güçleriyle, emekten yana bir seçeneği hayata geçirmek için mücadele ediyoruz. Asıl olan işte budur.

 

biz neler istiyoruz;

 

Kamu hizmetlerinin paralı hale getirilmesi uygulamaları terk edilmelidir.

Eğitim, sağlık gibi en temel insan hakkı olan hizmetler herkes için ulaşılabilir, nitelikli ve parasız olmalıdır.

Ülkemizin kaynaklarını, kamusal ve toplumsal hizmetleri ticarileştirerek küresel sermayeye birer kar alanı olarak açan bütün uluslararası anlaşmalar iptal edilmelidir.

Ranta, faize, borç ödemelerine odaklanan değil, halkın ihtiyaçlarını gözeten bir bütçe düzenlenmelidir.

Özelleştirmeler durdurulmalıdır. Özelleştirilen kurumların satışı iptal edilmelidir.

Finans kapitalin hareketliliğine bırakılmış ekonomik gelişme yerine, üretime ve yatırıma dayalı ekonomik model hayata geçirilmelidir.

Asgari ücret yoksulluk sınırının üzerine çekilmelidir.

İşsizleri güvence altına alacak sosyal uygulamalar hayata geçirilmelidir.

Kamu çalışanlarının sözleşmeli personel uygulaması ile güvencesizleştirilmesi, sefalet ücretine mahkum edilmesi uygulamaları terk edilmelidir.

Çalışma yaşamında cinsiyet ayrımcılığı önlenmelidir

Emeklilerin açlık sınırında olan maaşları insanca yaşanacak düzeye çıkarılmalıdır.

 

Biz Eşit, Parasız, Demokratik, Bilimsel Eğitim İstiyoruz!

Biz üretimden ve sanayileşmeden hızla uzaklaştırılan ülkemizin, yeniden üretim, yatırım, istihdam ve hakça bölüşüm temelinde politikalara döndürülmesini istiyoruz.

Biz toplumsal eşitsizliğin her düzeyde yaygınlaşmış olmasına karşı, adalet ve eşitlik istiyoruz.

Biz kültürel kimliklerin baskı altında tutularak yok sayılmasına, her düzeyde milliyetçiliğin kışkırtılmasına, şiddetin çözüm yolu olarak sunulmasına karşı, Kürt sorunun kardeşlik temelinde çözümünden yana taraf olduğumuzu ifade ediyor, barış içinde bir arada yaşama istiyoruz.

Biz, Türkiye'nin IMF ve diğer uluslararası kurumlar eliyle yönetilmesine karşı, halkın her düzeyde yönetimi katılmasını, ülke yönetiminde halkın söz, yetki ve karar sahibi olmasını savunuyoruz. AB ile pazarlıklar arasına sıkışmış bir demokratik açılımı istemiyoruz.

 

Biz dün olduğu gibi bugün de, dünyada ve ülkemizde yaşananlara seyirci kalmamalıyız. Savaşa karşı barışı, eşitsizliğe karşı adaleti, şiddete karşı kardeşliği, sömürüye karşı emeği savunmaya, başka bir Türkiye ve başka bir dünya mücadelesinde onurlu ve dik yürüyüşümüzü sürdürmeliyiz.

 

Emek ve demokrasi güçlerine düşen, sermayenin yarattığı işsizliğin, yoksulluğun, savaşın, sömürünün dünyasına karşı, emekten, barıştan, adaletten, özgürlükten yana başka bir Türkiye'yi ve başka bir dünyayı kurmaktır. Gelecek ona sahip çıkan ellerle şekillenecektir. Başka bir dünya yaratma umudu ve inancı; bizim ellerimizde başka bir dünyanın kurucu iradesine dönüşebilir.

 

Sermayenin yaşama tüm gücüyle saldırdığı, emperyalistlerin dünyayı savaşla sınadığı bu dönemde bize düşen bir olmaktır, umudu diri tutmaktır, kavgada birlikte olmaktır. Sen yoksan bir eksiğiz.

 

"Kurtuluş yok tek başına, Ya hep beraber, ya hiçbirimiz"

Share this post


Link to post
Share on other sites

Arkadaşlar görüyorum ki Türk Milleti olarak hala ilerleyememişiz....siz ne solundan ne sağından bahsediyorsunuz?Sağ-sol tartışmaları bundan 20-25 yıl önce idi,artık sağ-sol yok Türk-kürt war..!

Türk-kürt bitecek a-b başlayacak.........

we bizler hala olduğumuz yerde sayıyor olacağız, dewir sağ-sol dewri değil, dewir ekonomi dewri!

-siz paradan haber werin(Para war huzur war!!!!!)

"İnsanlar karşılaştıkları tehlikeyi ortadan kaldırmak için herhangi bir cewap bulmak istemiyorlar.Tüm istedikleri, tüm aradıkları bağırmak için bir bahanedir."

okudunuz mu bilmiyorum ama sizlere tavsiyem "Ayn Rand" dan 'yaşamak istiyorum' we

'kapitalizm;bilinmeyen ideal'kitaplarını okumanız.....

"karanlığa küfredeceğine bir mum da sen yak....."

Share this post


Link to post
Share on other sites

PARADAN SÖZ AÇILMIŞKEN.

 

ÜLKEMİZE GELEN KISA VADELİ SPEKÜLATİF SERMAYEYE

YANİ SICAK PARAYA ŞÖYLE BİR DEĞİNELİM.

 

Piyasalar ufak yollu yoklandı.

 

Aman Tanrım neler oluyordu?

 

Ekonomi yeniden derin krizlerin içersine mi yuvarlanıyordu?

 

Yoksa birileri uyarı mı yapıyor, ya da tokadı açıp kaçıyor muydu?

 

Sıcak para lafları ortalığı kapladı.

 

Lafı döndürüp döndürüp gerçeği söylememenin, kulağı tersten göstermenin bilinen yöntemi.

 

Nasıl ki, dayağa dayak dememek için orantısız güç kullanımı lafı uyduruldu, sıcak para denilen şey de spekülatif yabancı sermayenin inceltilmiş adı oluyor.

 

Spekülatif sermaye serseri mayın gibi dünyanın dört bir tarafını dolanıyor, sömürüyor, vuruyor, daha kârlı vurgunlar bulduğunda başka taraflara kaçıyor.

 

Kaçarken de arkasında viran olmuş çöküntü yığını bırakarak.

 

Devlet kâğıdı alıyorlar, borsada oynuyorlar, döviz kurlarını yönetiyorlar ve nihayetinde kaçınılmaz olarak ülke yönetiminde perde arkasında söz sahibi oluyorlar.

 

Şunu şöyle yap, yoksa paraları çekeriz.

 

Kredi notunuzu indiririz.

 

Çok kafamızı kızdırırsanız hükümetler düşürürüz.

 

Bu yasayı çıkartmazsan, şu şu işletmeleri devretmezsen, gümrükleri indirmez, ithalatın önündeki engelleri yok etmezsen, arkadan dolanıp bindiririz.

 

Ya da bunların hiçbirine gerek kalmayabilir, kapitalist ekonomi kendi içersindeki bunalım ve sıkıntıların sonucunda ister istemez bu yola girebilir.

 

Sen yabancı sermayenin elinde oyuncak olmuşsan, kaderini dolara, Euro’ya bağlamışsan olacağı budur.

 

Kaderin artık başkalarının oyuncağıdır.

 

Türkiye’de 37 milyar dolarlık “sıcak paradan” yani spekülatif sermayenin varlığından söz ediliyor.

 

Düşünün vurguncu sermaye öyle denetimsiz ki, ne kadar olduğu bile kesin olarak bilinemiyor!

 

Ne yaptıkları sorulamıyor.

 

İşçinin üç beş yüz YTL’lik maaşının neredeyse yarısını vergiye kesen, ekmekten sudan KDV alan devlet bu paradan bir kuruş vergi alamıyor.

 

 

ABD’de faiz 2,5’ken bu memleket devlet kâğıdı satıp aynı dolara birkaç katı faiz ödüyor.

 

Üstelik devlet kâğıtlarındaki faiz garanti kapsamındadır, vergi dışıdır.

 

Sonunda gelinen noktaya bakalım.

 

2002 yılında yıllık döviz açığı 1,5 milyar dolar. 2003 yılında 8 milyar dolar. 2004 yılının ilk 11 ayında döviz açığı 12,7 milyar dolar.

 

Bugün gelinen noktada cari açık 16,2 milyar doları geçmiş.

 

Dolara endekslenmiş bir ekonominin geleceğini kim belirler?

 

Yarın ABD Merkez Bankası faizleri yükselttiğinde o para Türkiye’den gider.

 

Türkiye borçları döndürebilmek için faizleri yükseltip kısa vadeli para arar. Borçlar bir anda kendini katlar, memleket dönülmez ufkun batağına boğazına kadar batar.

 

Faizler yükselince borsalar gümler. Dolar kıymete biner.

 

Herkes nakit paraya hücum eder.

 

Eder ama, para gitmiştir.

 

Kaçınılmaz son kendini gösterecektir.

 

Bankalar patlar. Sayısız işletme kapılarına satılık levhasını asar.

 

Son yaşananlara bakınca; vurguncu ortalığı ufak yollu yoklamıştır.

 

Mesajlarını ilgili yerlere yollamıştır.

 

Bağımlılığın sonu şudur:

 

Türkiye dolara bir etki yapamaz.

 

Ama dolara, Euro’ya bağımlılık Türkiye ekonomisini sallar.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dünyanın değişen ekonomik şartlarında aslında değişmeyen tek şey değişimin kendiliği ile birlikte at başı giden sömürü düzeni.....Birilerinin insanların emeklerinin hiçe sayıp elinden alıyor olması, üzerinde yaşadığımız şu dünyanın güçlüler tarafından parsellenmiş olması, tarih boyunca bu düzeni değiştirmek isteyen insanlarca tarih sayfalarının doldurulmasına neden olmuştur. Burada herkesin kendince bir duruşu vardır buna sonuna kadar her insanın saygılı olması da şarttır.

Buraya kadar hepimizin düşüncelerinin aynı doğrultuda olduğu ortadadır. Lakin insanoğlu hak ararken dahi başkalarının hakkına girmesin için insanlar tarafından umumi insanlık kurallarını içeren ortak bazı kaideler de gelişmiştir. Biz bunları destekliyoruz.

Yine şahsi kanaatimiz odur ki bir düşünceyi savunurken uyacağımız kurallar ile aramızdaki çizgi bizi anarşizmle ideolojisi ile varlık idesi arasında götürü ve getirir. Sol gurupların Kadıköy Çiçekleri umum harekatı bizce bu çizginin anarşizm tarafında kalan kendine mağlup oluş gösterisidir.

Yine bu ülkede iktidara gelmekte zorlanan ve görünen o ki gelemeyecek olan sol çizginin yine kendisini anarşizme sürükleyen en ehemmiyetli çıkışları ise DAĞA ÇIKIŞ Çizgisidir.

( Sol Terör örgütleri

TKP ,THKP/C , Birleşik Devrimci Güçler Bildirgesi ,Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO),Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) ,DHKP/C , TDP, TKP/ML-TıKKO )

 

Burada 6 sayfadır yazarken bir arkadaşın ben böyle bir örgüt bilmiyorum demesi ya yalancılık ya da cahilliktir. Biz bu örgütlein düşüncelerine sonuna kadar saygılıyız, lakin bu düşünceleri yol keserek, tren rayına bomba koyarak ya da nöbette askere kurşun sıkarak gerçekleştirmeye çalışmalarını doğru bulmuyoruz, doğru bulan varsa yol onun yoludur..

 

Adaletsizliğin, eşitsizliğin, emperyalizmin ve kötülüklerin tek alternatifi soldur gibi bir dolduruşla yazı yazan arkadaşları da zavallı kabul etmek zorundayız zira bu akılla değil duygularla kabul edilen bir boş savdır. Zira her ideoloji kendi görüşlerini tek doğru kabul eder İşte Tanrılar da burada oluşmaya başlar, bir parti lideri bir Şair ( bilhassa Türkiyede ) birilerinin Tanrısı olur da birileri bunu uzun yıllar anlayamaz bile..

 

Bu foruma yazı yazan her arkadaşı işte bu terörü lanetlemeye çağırıyorum zira hepsi bizim çocuklarımız kimse ölmesin.... Açık terörü lanetlemeyen Pekaka taraftarları gibi yapılacaksa o başlıklarda yazışmayı bitirdiğimiz gibi bu başlıkta yazmayı da bitirmekten başka yol kalmıyor. Zira terörün savunusu üzerine tartışmayı kabul etmek masum insanlara kurşun atmakla eşdeğerdir...

 

Elimize sevgi çiçekleri alalım, silah değil.... Sevgiyle kal.

 

BİT

Bozan

İhtiyar

Teşkilatı

Share this post


Link to post
Share on other sites

DÜŞÜNCEN; Dünyanın değişen ekonomik şartlarında aslında değişmeyen tek şey değişimin kendiliği ile birlikte at başı giden sömürü düzeni.....Birilerinin insanların emeklerinin hiçe sayıp elinden alıyor olması, üzerinde yaşadığımız şu dünyanın güçlüler tarafından parsellenmiş olması, tarih boyunca bu düzeni değiştirmek isteyen insanlarca tarih sayfalarının doldurulmasına neden olmuştur. Burada herkesin kendince bir duruşu vardır buna sonuna kadar her insanın saygılı olması da şarttır.

GÖRÜŞÜM;_______(Hakikaten mükkemmel bir konuya değinmişsiniz sayın bozan ve tüm kalbimla buradaki düşüncenizin altına bende imzamı atıyorum fakat bugüne kadar ki olan mesajlarınızda sömürü düzenine karşı gelen sağ mı? sol mu olmuştur, İnsanların emeklerini içe sayanlara ve elinden alanlara karşı mücalede de sağ mı? yer almıştır sol mu?, üzerinde yaşadığımız bu dünyanın güçlür tarafından parsellenmiş olmasına sağ mı? karşı çıkmaktadır sol mu?. Tam bu noktada size şu soruyu sormam gerekiyor... DURUŞUNUZU NET AÇIKLAYABİLİRMİSİNİZ?...)

 

DÜŞÜNCEN; Buraya kadar hepimizin düşüncelerinin aynı doğrultuda olduğu ortadadır. Lakin insanoğlu hak ararken dahi başkalarının hakkına girmesin için insanlar tarafından umumi insanlık kurallarını içeren ortak bazı kaideler de gelişmiştir. Biz bunları destekliyoruz.

GÖRÜŞÜM;._______ (Sayın bozan BU KURALLAR NELERDİR AÇABİLİRMİSİNİZ?9

 

DÜŞÜNCEN; Yine şahsi kanaatimiz odur ki bir düşünceyi savunurken uyacağımız kurallar ile aramızdaki çizgi bizi anarşizmle ideolojisi ile varlık idesi arasında götürü ve getirir. Sol gurupların Kadıköy Çiçekleri umum harekatı bizce bu çizginin anarşizm tarafında kalan kendine mağlup oluş gösterisidir.

GÖRÜŞÜM._______(Bu saplantınızı dikkate almıyorum çünkü konunun özü ve açıklanması açısından duygusal persenkten öte gitmeyen bir yöntem olarak görüyorum...)

 

DÜŞÜNCEN; Yine bu ülkede iktidara gelmekte zorlanan ve görünen o ki gelemeyecek olan sol çizginin yine kendisini anarşizme sürükleyen en ehemmiyetli çıkışları ise DAĞA ÇIKIŞ Çizgisidir.

( Sol Terör örgütleri TKP ,THKP/C , Birleşik Devrimci Güçler Bildirgesi ,Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO),Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) ,DHKP/C , TDP, TKP/ML-TıKKO )

GÖRÜŞÜM;_______e hadi tüm bu söl örgütlerde dağda ve mücadele ediyor ve anarşizt bir politika izliyor ve ülkeyi zayıflatıyorlar diyelim peki o zaman yukarıda belirtiğiniz "Dünyanın değişen ekonomik şartlarında aslında değişmeyen tek şey değişimin kendiliği ile birlikte at başı giden sömürü düzeni.....Birilerinin insanların emeklerinin hiçe sayıp elinden alıyor olması, üzerinde yaşadığımız şu dünyanın güçlüler tarafından parsellenmiş olması, tarih boyunca bu düzeni değiştirmek isteyen insanlarca tarih sayfalarının doldurulmasına neden olmuştur. Burada herkesin kendince bir duruşu vardır buna sonuna kadar her insanın saygılı olması da şarttır." şeklindeki düşünceniz neyin nesi?...

 

DÜŞÜNCEN;Burada 6 sayfadır yazarken bir arkadaşın ben böyle bir örgüt bilmiyorum demesi ya yalancılık ya da cahilliktir.

GÖRÜŞÜM;_______(Şahsen bu bugün bir bölücü örgüt dışında Ülkemizde dağda silahlı mücadele yapan bir örgüt gerçekten bilmiyordum ama sayenizde öğrendim çok teşekkür ederim...)

 

DÜŞÜNCEN;Biz bu örgütlein düşüncelerine sonuna kadar saygılıyız, lakin bu düşünceleri yol keserek, tren rayına bomba koyarak ya da nöbette askere kurşun sıkarak gerçekleştirmeye çalışmalarını doğru bulmuyoruz, doğru bulan varsa yol onun yoludur...

GÖRÜŞÜM;_______(Kesinlikle bu tür yöntemleri şehsen bende doğru bulmuyor ve şiddetle kınıyorum)

 

DÜŞÜNCEN; Adaletsizliğin, eşitsizliğin, emperyalizmin ve kötülüklerin tek alternatifi soldur gibi bir dolduruşla yazı yazan arkadaşları da zavallı kabul etmek zorundayız zira bu akılla değil duygularla kabul edilen bir boş savdır. Zira her ideoloji kendi görüşlerini tek doğru kabul eder İşte Tanrılar da burada oluşmaya başlar, bir parti lideri bir Şair ( bilhassa Türkiyede ) birilerinin Tanrısı olur da birileri bunu uzun yıllar anlayamaz bile...

GÖRÜŞÜM;_______(Sizi çok iyi anlıyorum sayın bozan fakat ALTERNATİFİNİZ VE POLİTİK ÇÖZÜMÜNÜZ NEDİR VE EN AZINDAN BU ÇÖZÜMÜ YAKALAYABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ BİR PARTİ HALEN MEVCUTMU?)

 

DÜŞÜNCEN;Bu foruma yazı yazan her arkadaşı işte bu terörü lanetlemeye çağırıyorum zira hepsi bizim çocuklarımız kimse ölmesin.... Açık terörü lanetlemeyen Pekaka taraftarları gibi yapılacaksa o başlıklarda yazışmayı bitirdiğimiz gibi bu başlıkta yazmayı da bitirmekten başka yol kalmıyor. Zira terörün savunusu üzerine tartışmayı kabul etmek masum insanlara kurşun atmakla eşdeğerdir...

GÖRÜŞÜM;_______Terörün her türlüsünü şiddetle bizler de lanetliyoruz sayın bozan....

 

DÜŞÜNCEN;Elimize sevgi çiçekleri alalım, silah değil.... Sevgiyle kal.

GÖRÜŞÜM;_______(Hiç şüpheniz olmasın sayın bozan Ellerimizde sevgi çiçekleri var ve hepsinin de adı sevgi... Sizden ricam lütfen yukarıda ki sorularımı, anlamak istediklerimi ve açıklama taleplerimi kabul edip bizleri aydınlatırsan kendimi mutlu kılacağım... Sevgi ve saygılarımla...)

 

OBJEKTİVİST

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

Dünyanın değişen ekonomik şartlarında aslında değişmeyen tek şey değişimin kendiliği ile birlikte at başı giden sömürü düzeni.....Birilerinin insanların emeklerinin hiçe sayıp elinden alıyor olması, üzerinde yaşadığımız şu dünyanın güçlüler tarafından parsellenmiş olması, tarih boyunca bu düzeni değiştirmek isteyen insanlarca tarih sayfalarının doldurulmasına neden olmuştur. Burada herkesin kendince bir duruşu vardır buna sonuna kadar her insanın saygılı olması da şarttır.

Buraya kadar hepimizin düşüncelerinin aynı doğrultuda olduğu ortadadır. Lakin insanoğlu hak ararken dahi başkalarının hakkına girmesin için insanlar tarafından umumi insanlık kurallarını içeren ortak bazı kaideler de gelişmiştir. Biz bunları destekliyoruz.

Yine şahsi kanaatimiz odur ki bir düşünceyi savunurken uyacağımız kurallar ile aramızdaki çizgi bizi anarşizmle ideolojisi ile varlık idesi arasında götürü ve getirir. Sol gurupların Kadıköy Çiçekleri umum harekatı bizce bu çizginin anarşizm tarafında kalan kendine mağlup oluş gösterisidir.

Yine bu ülkede iktidara gelmekte zorlanan ve görünen o ki gelemeyecek olan sol çizginin yine kendisini anarşizme sürükleyen en ehemmiyetli çıkışları ise DAĞA ÇIKIŞ Çizgisidir.

( Sol Terör örgütleri

TKP ,THKP/C , Birleşik Devrimci Güçler Bildirgesi ,Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO),Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) ,DHKP/C , TDP, TKP/ML-TıKKO )

 

Burada 6 sayfadır yazarken bir arkadaşın ben böyle bir örgüt bilmiyorum demesi ya yalancılık ya da cahilliktir. Biz bu örgütlein düşüncelerine sonuna kadar saygılıyız, lakin bu düşünceleri yol keserek, tren rayına bomba koyarak ya da nöbette askere kurşun sıkarak gerçekleştirmeye çalışmalarını doğru bulmuyoruz, doğru bulan varsa yol onun yoludur..

 

Adaletsizliğin, eşitsizliğin, emperyalizmin ve kötülüklerin tek alternatifi soldur gibi bir dolduruşla yazı yazan arkadaşları da zavallı kabul etmek zorundayız zira bu akılla değil duygularla kabul edilen bir boş savdır. Zira her ideoloji kendi görüşlerini tek doğru kabul eder İşte Tanrılar da burada oluşmaya başlar, bir parti lideri bir Şair ( bilhassa Türkiyede ) birilerinin Tanrısı olur da birileri bunu uzun yıllar anlayamaz bile..

 

Bu foruma yazı yazan her arkadaşı işte bu terörü lanetlemeye çağırıyorum zira hepsi bizim çocuklarımız kimse ölmesin.... Açık terörü lanetlemeyen Pekaka taraftarları gibi yapılacaksa o başlıklarda yazışmayı bitirdiğimiz gibi bu başlıkta yazmayı da bitirmekten başka yol kalmıyor. Zira terörün savunusu üzerine tartışmayı kabul etmek masum insanlara kurşun atmakla eşdeğerdir...

 

Elimize sevgi çiçekleri alalım, silah değil.... Sevgiyle kal.

 

BİT

Bozan

İhtiyar

Teşkilatı

 

siz kürt sorununu tartışırken de gene bu tavrı koydunuz

 

yüksek askeri şuranız ve siz kınama platformu kurup bizden bunu istediniz

 

buna bakış açımız ve tavrımız bu topiclerde de mevcuttur

 

benim tarafımdan da bu tartışmaya katılacak birşey olduğunu sanmıyorum artık

 

çünkü buraya yazan bütün arkadaşlar bu konu özelinde yazılarını yazdılar ama siz gene art niyetli

 

tavrınızdan hiç ödün vermediniz

 

vede şaşırıyorum size bu sizin elinizde çiçek tutan halinizmi walla inanın çiçeksiz halinizi merak eder olduk

 

ne diyelim biz sizi her yerde her platformda elimize satır almadan dinlemeye çalışıyoruz

 

ama sizlerin elindeki satırlar inanın hiç düşmüyor sürekli bir av peşindesiniz

 

ve bu sayfaya yazan bütün arkadaşlara sevgiyle ........

 

 

......

Şiirler doğacak kıvamda yine

duygular yeniden yağacak kıvamda.

ve yürek,

imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.

ey herşey bitti diyenler

korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.

ne kırlarda direnen çiçekler

ne kentlerde devleşen öfkeler

henüz elveda demediler.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Share this post


Link to post
Share on other sites

MASALLAR ÜLKESİ-I. BAB

Bundan yıllar, yüzyıllar önce bir saadet ülkesi varmış. Uzun zamandır savaş yüzü görmeyen bu ülkede bu rahatlıktan dolayı filozof sayısında bir hayli artış olmuş. Hatta, öyle bir hale gelmiş ki filozof enflasyonu almış başını gitmiş ve filozoflar düşüncelerini sadece birbirlerine aktarır hale gelmişler. Bu, onlar için hayli üzücü bir durummuş; çünkü, artık saadet ülkesinde halk eskisi gibi, patriciler-plebler ya da alt kast-üst kast, köylü-asker-işçi-yöneten-yönetilen şeklinde ayrılmaktan ziyade çırak filozof-kalfa filozof-usta filozof şeklinde ayrılmaya başlamış. İşte bu lale devri imparatorluğundaki en büyük sıkıntı buymuş.

Filozoflar aralarında bu sistemi tartışır hale gelmişler. Ülkenin başkenti Sahtesolpolis'teki büyük tartışma mekânlarından birisinde yine her zaman olduğu gibi tartışmak üzere bir araya gelen usta filozoflar hararetli bir şekilde yeni bir statü arayışını sorgulamaya başlamışlar. Usta filozoflar Sedatesanis, Cyranodetia, Sevvaledetes, Jul Mafiaceaser, Taniahydemus, Sokrates saatler süren konuşmaların ardından yorgun ve bitap düşüp Colosseum'un basamaklarında ümitsiz bir sükut içerisinde beklerlerken, elinde asasıyla uzun beyaz sakallı, çekik gözlü, sanki bin yıllık bir halıya bin yıldan beri bağdaş kurmuş bir çınar edasıyla "Filozoflar Filozofu" unvanlı Bitbozanius aşağı merdivenlerde belirmiş. Yavaş ve güvensiz adımlarla basamakları çıkarken sürekli mırıldanıyormuş. Sedatesanis yerinden doğrulmuş ve "arkadaşlar, bakın, üstad geliyor; ama, neler söylüyor öyle" demiş. Hepsi kulak kabartmış büyük filozofun ne dediğini duyabilmek için. Sevvaledetes alaysıl bir gülümsemeyle "İhtiyar yine sistem arayışımıza kızıyor olmalı" deyince Cyronodetia'nın kahkahaları tiyatroda yankılanmış. Üstat yaklaşınca mırıltıları daha bir anlaşılır oldu. "Ben bilirim... Ben bilirim... Ben bilirim..." şeklindeki sözleri diğer üstatlar arasında gülüşmelere neden oldu ve Taniahydemus'un "Hayır, sen bilmezsin, biz biliriz" cevabıyla ihtiyar altıncı basamakta durdu. Kendisine cevap verilmesinden doğan memnuniyetiyle o tatlı gülümsemesi belirdi. Bu arada, güneşin şavkı dişlerine vurdu ve ortalığı bir aydınlık kapladı. Kafasını iki yana sallayarak cevap verdi.

 

Devamı var.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest şevval

MASALLAR ÜLKESİ-I. BAB

Bundan yıllar, yüzyıllar önce bir saadet ülkesi varmış. Uzun zamandır savaş yüzü görmeyen bu ülkede bu rahatlıktan dolayı filozof sayısında bir hayli artış olmuş. Hatta, öyle bir hale gelmiş ki filozof enflasyonu almış başını gitmiş ve filozoflar düşüncelerini sadece birbirlerine aktarır hale gelmişler. Bu, onlar için hayli üzücü bir durummuş; çünkü, artık saadet ülkesinde halk eskisi gibi, patriciler-plebler ya da alt kast-üst kast, köylü-asker-işçi-yöneten-yönetilen şeklinde ayrılmaktan ziyade çırak filozof-kalfa filozof-usta filozof şeklinde ayrılmaya başlamış. İşte bu lale devri imparatorluğundaki en büyük sıkıntı buymuş.

Filozoflar aralarında bu sistemi tartışır hale gelmişler. Ülkenin başkenti Sahtesolpolis'teki büyük tartışma mekânlarından birisinde yine her zaman olduğu gibi tartışmak üzere bir araya gelen usta filozoflar hararetli bir şekilde yeni bir statü arayışını sorgulamaya başlamışlar. Usta filozoflar Sedatesanis, Cyranodetia, Sevvaledetes, Jul Mafiaceaser, Taniahydemus, Sokrates saatler süren konuşmaların ardından yorgun ve bitap düşüp Colosseum'un basamaklarında ümitsiz bir sükut içerisinde beklerlerken, elinde asasıyla uzun beyaz sakallı, çekik gözlü, sanki bin yıllık bir halıya bin yıldan beri bağdaş kurmuş bir çınar edasıyla "Filozoflar Filozofu" unvanlı Bitbozanius aşağı merdivenlerde belirmiş. Yavaş ve güvensiz adımlarla basamakları çıkarken sürekli mırıldanıyormuş. Sedatesanis yerinden doğrulmuş ve "arkadaşlar, bakın, üstad geliyor; ama, neler söylüyor öyle" demiş. Hepsi kulak kabartmış büyük filozofun ne dediğini duyabilmek için. Sevvaledetes alaysıl bir gülümsemeyle "İhtiyar yine sistem arayışımıza kızıyor olmalı" deyince Cyronodetia'nın kahkahaları tiyatroda yankılanmış. Üstat yaklaşınca mırıltıları daha bir anlaşılır oldu. "Ben bilirim... Ben bilirim... Ben bilirim..." şeklindeki sözleri diğer üstatlar arasında gülüşmelere neden oldu ve Taniahydemus'un "Hayır, sen bilmezsin, biz biliriz" cevabıyla ihtiyar altıncı basamakta durdu. Kendisine cevap verilmesinden doğan memnuniyetiyle o tatlı gülümsemesi belirdi. Bu arada, güneşin şavkı dişlerine vurdu ve ortalığı bir aydınlık kapladı. Kafasını iki yana sallayarak cevap verdi.

 

Devamı var.

 

hocam ne diyim bilmem :)

 

edebi diliniz oldukça kuvvetliymiş

 

 

saygılar

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You are posting as a guest. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...

Important Information

By using this site, you agree to our Terms of Use.