Zıplanacak içerik
  • Üye Ol
editor

DEĞİŞMEK

Önerilen İletiler

DEĞİŞMEK

 

Yönetim sistemleri, din, siyasi partiler, eğitim kurumları, ticaret şirketleri her “organik” kuruluş gibi zamanla değişir. İngilizcede “change or die” (değiş, yoksa öl) sözü değişmenin (değişebilmenin) önemini vurgular.

 

Değişmek, bazen sistem-içi güçlerin etkisiyle, bazen de sistem-dışı güçlerinin zorlamasıyla gerçekleşir. Bir sistemin kendini “kendi içinden” değiştirmesi en rahat ve en pürüzsüz bir yol olduğu, genelde inanılan bir savdır, fakat bunun da bazı istisnaları vardır. Hristiyan Reformcuları, Luther ve Calvin gibi örneğin, sistemin içinden olmasına rağmen, Reform hareketi uzun yıllar tutmuş ve çok kanlı olmuştur. Neyse, sayılmayacak kadar çok olan kuruluşların neden ve nasıl değiştikleri sorusunu başkalarına bırakıp, yönetim sistemleriyle ilgili bazı düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Yönetim sistemlerin hemen hepsi, dış güçlerin zoruyla oluşturulmuştur. Fransız devrimi, Amerika’nın özgürlüğü ve Bolşeviklerin Rusya’da yönetimi ele geçirmeleri bunun bazı örnekleridir. Bir ülkeyi yönetecek sistem kurulduktan sonra, o sistemin yaşaması sistemin nasıl değiştiğine bağlıdır. Değişik fikirlere yer veren ve demokratik prensiplere dayanan yönetimlerin en iyiye doğru değiştiklerine inanan biriyim. Tarihte yerini alan otoriter Yugoslavya’ya karşın, demokratik Çekoslavakya örnek verilebilir.

 

Demokratik ve çok sesli sistemlerde, değişmenin “hangi sesin“ doğrultusunda olacağı önemli bir konudur. Amerika’da örneğin, komunizmden nefret etmeyi bir vatan borcu sayan Cumhutiyetçilerin başkanı Nixon, Çinle ilişkileri normalleştirmiştir. Solcu Demokratların aynı şeyi yapmalarına dünyada izin vermeyecek sağcılar, kendilerinden birinin bu işi yapmasına seslerini çıkartmamışlardır. Aynı şekilde, solcu Clinton, Amerika’nın sosyal güvence sistemini, sağcıların istediği şekilde, değiştirmiştir.

 

Son Türkiye seçimlerinde Türkiyedeydim. Cumhuriyet ve laiklik elden gidiyor ve ülke ikiye bölünüyor sloganları atıp halkı korkutma dışında diyecek birşeyleri olmadıklarını gösteren muhalefet karşısında AKP büyük başarı gösterip, tekrar yalnız başına iktidara geldi. Yaklaşık beş yıl önce AKP iktidarı kazanınca çok korkmuş ve ben de Cumhuriyet ve laiklik elden gidiyor diye üzülmüştüm. Fakat 22 temmuz seçimlerinden sonra Amerika’da sağcı Nixon‘un ile solcu Clinton’un yaptıklarını hatırlayayıp, AKP’nin başarısının Türkiye için yararlı olacağına karar verdim.

 

Türkiye’ye laik bir demokrasinin oturması için, ezici çoğunluğu dindar olan ülkede, dindar kesimin de laikliği ve demokrasiyi benimsemesi bir şarttır. Eğer AKP ikinci döneminde, liderinin söz verdiği gibi, demokratik ilkelere sadık kalırsa, Türkiye tam demokrasi yönünde dev adım atmış olacaktır. AKP’nin tabanında şeriatı getirmek istiyenlerin olduğunu ve Türkiyenin gelecek 4-5 yıl içinde tehlikeli bir yola girdiğini biliyorum. Fakat böyle bir riski almak zorunda olduğumuzu da anlıyor, ve kötü düşünmemin tam aksine, Türkiye’nin İran gibi olacağına artık inanmıyorum. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin, AKP tarafından benimsenip güçlendilirileceği herkesin hoşuna gitmeyebilir, fakat bence Türkiye önemli bir şans yakalamıştır ve bizleri geleceğe güvenle baktıracak bir değişim içine sokmuştur.

 

Türkiye’deki son seçimler, önemli ve sevinecek bir başka değişiklikte getirmiştir. Hem MHP’li ve hem de DTP’li Kürt kökenli milletvekillerin mecliste olmaları çok seslilik açısından önemli bir gelişmedir. Bence bu Türkiye’nin bütünlüğü açsından son yıllarda elde edilen en büyük başarıdır. Değişik fikirlerin aynı çatı altında açıkça konuşulmasının, son yıllarda ortaya çıkan güvensizliği ve korkuyu yok edeceğine inanıyorum.

 

Bu sefer Türkiye’den çok iyimser olarak döndüm. Birkaç ay önce Amerika’nın meşhur New York Times gazetesi, Türkiye’deki sağcı AKP’nin Atatürk’ün reformlarını gerçekleştimede, Atatürk’ün kurduğu partinin bile önüne geçtiğini yazmışmış. Bu düşünceyi okuyucuların taktirine bırakırken, CHP’nin “değiş veya öl” deyimine bir örnek olup olmayacağını merak ediyorum.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir Marcus

Sayın Editör yazınızın tamamını benimsiyor.Ve teşekkür ediyorum.Gözlem ve algılama yeteneğinizinde hakkını vermek istiyorum...

Bütün yazılarınız güzel ama sanırım en güzeli bu oldu benim için.... :clover:

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir demirefe

Çok faydalandım, ötesinde benzerini düşündüğüm ve formatımı bir adım daha ileri taşımaya yardımcı olmaya katkısı olan güzel bir yazı, teşekkürler...

 

Hatta bir eklemede bulunabilirim, 1950 de çeşitli karşılıklı hatalar ve inatlaşmalarla gerçekleşemeyen halk-devlet kaynaşmasını bir kez daha denemek için bir fırsat. Bu deneyimle er geç tekrar yüz yüze gelecektik ve zamanı şimdiymiş. Bu zamanlamaya ard arda başarısız iktidarlar neden oldu.

 

Demek ki her ortamı olgunlaştıran bir koşullar dizisi var ve bu yeni fırsatı toplum olarak iyi değerlendiririz umarım, aynı inatlaşmalar ve "çoğunluk bende, sana ne? Yaptığım zaman olmuş olur!" efelenmeleri yaşanmaz. Sanmıyorum zaten. Bu kadar basiretsiz bir AKP yönetimi tasavvur etmiyorum. Kürtçe eğitim ve başörtüsü konusundaki yoklamaları zemin arama olarak algılıyorum. Kürtçe eğitim hakkı olursa Lazca, Boşnakça, Çerkezce, Abazca, Tatarca da gerekeceğinin ve üniversiteye başörtüsü ile girilebilirse tesbihle, takkeyle, sarıkla da girilebileceğini değerlendirecekler ve birileri bunları söyleyecektir her halde...

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir CYRANO
Yönetim sistemlerin hemen hepsi, dış güçlerin zoruyla oluşturulmuştur. Fransız devrimi, Amerika’nın özgürlüğü ve Bolşeviklerin Rusya’da yönetimi ele geçirmeleri bunun bazı örnekleridir. Bir ülkeyi yönetecek sistem kurulduktan sonra, o sistemin yaşaması sistemin nasıl değiştiğine bağlıdır. Değişik fikirlere yer veren ve demokratik prensiplere dayanan yönetimlerin en iyiye doğru değiştiklerine inanan biriyim. Tarihte yerini alan otoriter Yugoslavya’ya karşın, demokratik Çekoslavakya örnek verilebilir.

 

Ben Fransız ihtilali ve bolşevik ihtilalinin nasıl dış güçlerin zoruyla olduğ kısmını anlamadım. Artı yugoslavya ve çekoslovakya yanlış bir kıyaslama. Birbirleriyle tarih boyunca savaşmamış iki slav boyu olan çekler ve slovakların bir arada yaşadığı bir ülkenin şartları ile. Tarih boyunca hep birbirleriyle savaşmış on küsür etnik grubun hassas dengelerle bir arada yaşadığı bir ülkenin şartları farklıdır. İki devleti yönetme kolaylığı ve imkanlarıda. O "otoriter yugoslavya" nın dağılmasından sonra olanlarıda biliyoruz değilmi. Kelimenin tam anlamıyla tüm etnik grupların birbirinin boğazına sarıldığı bir hal ve halen sarılmakta olduğu. Sanırım şimdi onlar "otoriter yugoslavya" yı mumla arıyorlardır. Zira benim konuştuğum yugoslavya Türkleride, sırplarıda, hırvatlarıda Tito'yu büyük bir sevgiyle anıyorlar. Ve onun ölümünün sonun başlangıcı olduğunu düşünüyorlar.

 

Demokratik ve çok sesli sistemlerde, değişmenin “hangi sesin“ doğrultusunda olacağı önemli bir konudur. Amerika’da örneğin, komunizmden nefret etmeyi bir vatan borcu sayan Cumhutiyetçilerin başkanı Nixon, Çinle ilişkileri normalleştirmiştir. Solcu Demokratların aynı şeyi yapmalarına dünyada izin vermeyecek sağcılar, kendilerinden birinin bu işi yapmasına seslerini çıkartmamışlardır.

 

Nixon Çinle ilişkilerini normalleştirmiştir. Ancak bu bir değişim veya gelişim değil. Sovyetler Birliği ile Çin birbirleriyle sınır noktalarında silahlı çatışmaya girecek kadar düşman olmuş ve birbirlerinin aleyhine olan her türlü faaliyeti destekler hale gelmişlerdir. Ve Çin "Düşmanımın düşmanı dostumdur" dış politika anlayışına sahip bir ülkedir. Sovyetler korkusuyla yatıp Sovyetler korkusuyla kalkan ABD'nin hiçbir zaman sosyalizmi uygulamamış olan. Ve aynı zamanda Sovyetlere düşman olan bir ülkeyle ilişkilerini normalleştirmesinden Amerikan sağcıları neden rahatsız olsun. Eğer Amerika sovyetler veya Küba ile ilişkilerini normalleştirseydi işte o zaman o lidere gösterilen reaksiyonu referans alabilirdik.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.