<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title>&#xD6;yk&#xFC; Forumu En Son Ba&#x15F;l&#x131;klar</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/forum/755-oyku-forumu/</link><description>&#xD6;yk&#xFC; Forumu En Son Ba&#x15F;l&#x131;klar</description><language>tr</language><item><title>Al&#x131;nacak Dersler</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/264582-alinacak-dersler/</link><description><![CDATA[
<p><strong>İbret alınacak bir öykü</strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-size:12px;">Genç </span></strong><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">kız, el aynasında makyajını kontrol etti; “-Gayet iyi.” dedi. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">Güzelliğinden emindi. Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi. Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşları</span></span></strong><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">yla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. </span></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">...Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi.</span></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Alo… kızım, nasılsın?</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- İyiyim anne. Ne oldu? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Sana bir sürprizim var. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Sürpriz mi? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Evet. Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş…</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Eee kimmiş? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Kim olduğu sürpriz. Fakat onu, senin almanı istiyorum. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Ben mi? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen!? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Amaaan. Peki peki… Nasıl tanıyacağım? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">-Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim. O parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Tamam anne, tamam… </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum. Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Hemen darılma, tamam dedim ya… </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- O nasıl tamam demekse… Neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim. </span></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">Genç kız, izin alıp çıktı. Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını fark etti. Arkadaşlarıyla hep paralı, lüks eğlence yerlerine giderlerdi. Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti.</span></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">“-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam” diye düşündü. Köylü kadın çekinerek seslendi; </span></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Af edersin kızım, bir şey sorabilir miyim? “Kızım” diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Ne var, adres mi soracan! Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı; </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Hayır kızım, başka bir şey soracaktım. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister. </span></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü.</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">“-Nihayet.” diye düşündü. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu. Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü. Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü; </span></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla… </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">Fakat ağlamaya benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı? Kadın dayanamadı; </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim! </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Oooo… laf yapmayı da biliyormuş. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">-Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim. </span></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi. Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi. </span></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Merhaba kızım, Zeynep Teyzen nerde? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dilenmek için gelmiş biriymiş. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Allah Allah! Giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı. Genç kız bir an durakladı. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">-Küçük bir kız mı? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Evet. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Anne! Biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Kültürsüz değil ama zengin değil. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Köyden gelen kadına ne denir ki! </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Oh… iyi iyi, köylü kadınları karşılamaya beni gönderiyorsun. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. “Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım.” dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">-Ne istiyormuş? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım? Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı; </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Kızım, sen bebekken biz köydeydik. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Eee… </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri, atları, tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">-Evet, hatırladım. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Herhalde şimdi anlatacaksın… </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rûzgâr bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rûzgâr bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler her yeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu… </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Niçin ? </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">- Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:12px;"><span style="color:#808080;">Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. </span></span></strong></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">264582</guid><pubDate>Tue, 06 Mar 2012 17:32:55 +0000</pubDate></item><item><title>''M&#xFC;sl&#xFC;mana Haram'' &#xC7;e&#x15F;mesi</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/243422-muslumana-haram-cesmesi/</link><description><![CDATA[
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">  BUSU HELAL Mİ, HARAM MI?</span></span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;">Birhikaye var anlatılan, olaylara tepkisiz kalan, başına geçirilmiş her çuvalıkabullenen bizlere... Birokuyun bakalım bu su bize haram mı, yoksa helal mi? </span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Osmanlınınbaşkenti Bursa’da Müslüman bir kişi, eskilerin Yahudilik Çarşısı denilenbugünkü Arap Şükrü Sokağı’nın girişine bir çeşme yaptırır. Çeşmenin başına dabir kitabe yazdırtır:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Buçeşmenin suyu her kula helâl, Müslüman’a haram”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Osmanlınınbaşşehrinde bir çeşme ve bu çeşmenin başında da böylesi bir yazı…</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Çeşmedençok kitabede yazılanlar, kısa sürede yayılır bütün Bursa’ya. Bir dedikodu birdedikodu ki alır gider başını. Bursa’nın Müslüman ahalisi hop oturur hop kalkarbu nasıl fitnedir diye…</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Ahali,dayanamaz varır kadıya. Şikâyet üstüne şikâyet… Kadı, şikâyetler karşısındahayrat sahibi adamı yaka paça yakalatır; getirtir huzura. Vatandaş memnun.Mahkeme salonu dolar tıklım tıklım.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Kadı,sorar:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">“Bunasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette, sen kalkhayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a haram et! Olacak işmidir? Nasıl anlayıştır? Nasıl mantıktır? Nasıl izandır? Aklını mı yitirdin!</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Hayratsahibi adam, bozmaz istifini; gayet sakin:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">“Müsaadebuyurun” der. Sebebi vardır, delili vardır, ispatı vardır.”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Kadıhiddetlenir:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">“Nedelili, ne ispatı! Her şey apaçık ortada değil mi? Sen fitne çıkardın! Müslümanahalinin huzurunu kaçırdın! Nifak soktun topluma, vaciptir katlin!”, der. </span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Derdemesine de bir yandan da merak eder nedir delili? Nasıl olur bu kadar aleniyapılan işin delili? İspatı?</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Sorarhayrat sahibi adama:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">“Nedirgerekçen, delilin, ispatın, her neyse?”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Hayratsahibi adam:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">“BirSultan´a söylerim, başkasına diyemem”, diye cevap verince, yine karışırortalık. Dinleyenlerde homurdanmalar. Kadı kararsız…</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Sözbu ya, kulaktan kulağa ulaşır Sultan’a. Sultan öncesini de bildiği bu olaydandolayı zaten bir hayli kızgındır:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Tezelden getirilsin bu ****** huzuruma!”, diye emir verir.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Hayratsahibi adam yaka paça götürülür Sultan’ın huzuruna.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Sultan;esmer, orta boylu, geniş omuzlu, sol yanağında kapanmış bir yaranın izi olanşakakları kırlaşmış orta yaşlı bu adama hiddetle bakar:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Debakalım ne diyeceksen bre ******! Bu nasıl iştir ki, hem çeşme yaptırırsın hayırişlersin hem suyunu her kula helâl, bir tek Müslüman’a haram edersin”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Adam,kaldırır başını padişahın gözlerine bakar:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">“Sağlam delilim vardır Sultan’ım, lâkin ispat ister.”,der.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Sağlamdelil mi? Nedir delilin, neyi ispatlayacaksın?</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Müsaade ederseniz”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “ Yadediğin gibi sağlam değilse delilin, ya ispatlayamazsan!”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Ozaman vereceğiniz hükme kıldan incedir boynum, Sultanım”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Peki,göster delilini, ispatla bakayım!”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Sultan’ım,ispat için sizden arzım olacak, yerine getirilmesini isterim.”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Sultan,la havle çeker ya yine de: “peki, de bakayım!”,der.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Sultan’ımher hangi bir havradan rastgele bir hahamı sebepsiz, izahsız yaka paçatutuklatın.”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Dediğiyapılır adamın. Bir anda karışır ortalık… Azınlıklarda bir telaş, bir öfke kisormayın. Başta Museviler,</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">“Neoluyor, din adamımız ne yaptı ki tutuklanır. Bu ne zulümdür! Biz kefilizkendisine. Ne gerekirse söyleyin yapalım. O, masumdur; gerekirse kefaletöderiz…”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Toplantılar,gösteriler, mektup üstüne mektup… Ardı arkası kesilmez.Birhafta sonra hayrat sahibi adam çıkar Sultan’ın huzuruna:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">“Sultan’ım,hahamı artık bırakmak zamanıdır”, der ve haham bırakılır. Azınlıklar mutlu…Sultan’a teşekkürler, hediyeler…</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Hayratsahibi adam, Sultan’a:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Aynıtutuklatmayı herhangi bir kiliseden bir papaz için yaptırınız, Sultan’ım”, der.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Padişah,yine la havle çeker ya. Sonucu o da merak etmektedir. “Peki”, der.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Aynıişlem, aynı usulle bugünkü Karaağaç mahallesinde bulunan bir kilisenin papazıiçin de uygulanır. Papaz tutuklanarak atılır zindana.Tepkilerhad safhada. Galeyan gelir Bursa’daki azınlıklar. Bursa’da olduğu kadar civarşehirlerde de gösteriler yapılır. Hatta Bizans elçisi ile birlikte birkaçülkenin elçisi de girer devreye. Nasıl olur, sorgusuz sualsiz, suçsuz günahsızbiri hangi gerekçeyle içeri atılır, diye.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Doluncahaftası o da serbest bırakılır. Mutluluk ve sevinç gösterileri bir kat dahaartar. Teşekkürler, şükranlar… Levantenler, din adamlarına kavuşmanın mutluluğuile daha sıkı sarılırlar birbirlerine.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Padişah,çağırır hayrat sahibi zatı huzuruna: “tamam mı?” der.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Adam:“Sultan’ımson bir arzım var; sonra hüküm zamanıdır!”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Şimdinedir isteğin?”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Efendimbaşkentimiz Bursa’nın sevilen, sözü en çok dinlenilen, itimat edilen âliminialınız minberinden aynı şekilde”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Dediğiyapılır adamın. Ulu Caminin imamı, vaazının ortasında alınır sorgusuz sualsiz…Yaka paça götürülür, atılır zindana. Bir Allah”ın kulu çıkıp da tek bir kelametmez.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Neoluyor, ne yapıyorsunuz hiç olmasa vaazı bitene kadar bekleyeydiniz,” demez.Peşinden giden de olmaz, arayan, soran da… Bir hafta, geçer aradan: “Neredebizim imam?” diyen de çıkmaz, merak eden de…</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Ulucaminin bu âlim, sözü sohbeti dinlenir imamın yerine sıradan bir imam atanır.Halk halinden memnun… Memnun olmakla kalsa iyi âlim imamın ardından başlar birdedikodu:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Bizde onu adam gibi adam bellemiştik, hoca bellemiştik”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Kimbilir ne haltlar karıştırdı da tutuklandı…</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Vahvah! Acırım arkasından kıldığım namazlara…”</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">Sultan,seyreder, şaşkınlık ve üzüntü ile bütün bu olup biteni… Hayratsahibi adam, gelir huzura:</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> “Eybüyük Sultan’ım! İrade buyurunuz lütfen! Böylesi Müslümanlara su helâl edilirmi?</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;"> Sultansuskun, çağırır zindana attırdığı âlim imamı helalleşmek için.</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-family:'Comic Sans MS';"><span style="font-size:12px;"><span style="color:#8b0000;">...</span></span></span></strong></p>
<p> </p>
<p><img src="http://www.turkish-media.com/forum/public/style_emoticons/default/excl.gif" alt="excl.gif" loading="lazy"><span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"><strong><span style="font-size:14px;"><span style="color:#006400;">Vee yedi yüz yıl geçer aradan... </span></span></strong></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></description><guid isPermaLink="false">243422</guid><pubDate>Fri, 12 Aug 2011 11:10:13 +0000</pubDate></item><item><title>Mark TWAIN</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/227087-mark-twain/</link><description><![CDATA[
<p>Olay,17.yüzyılda Oliver Cromwell zamanında geçmişti.Albay mayfair,İngiliz Commonwealth orduları kadrosunda kendi rütbesinde olanların en genciydi.Çok hareketli geçen askerlik hayatında daima başarılı olmuş ve herkesin hayranlığını kazanmıştı.Fakat şimdi başı dertteydi.</p>
<p>  Soğuk bir kış gecesiydi.Dışarının zifiri karanlığında şiddetli bir fırtına hüküm sürüyordu.Ev tam bir sessizliğe gömülmüştü.Albayla genç karısı başlarına gelen bu felaket karşısında ne diyeceklerini bilemiyorlardı.Kapı her an çalınabilirdi.Bu nokta aklına gelince genç kanı titremekten kendini alamadı.</p>
<p>  Sevimli bir kız çocukları vardı :Abby her gece uyumadan önce anne ve babasını öper öyle uyurdu.Şimdide odaya girmek üzereydi.</p>
<p>Albay söze başlayarak:</p>
<p>-Aman,lütfen gözyaşlarını sil.Abby'nin hatırı için mutlu görünmeye çalışalım.</p>
<p>-Elimden geleni yapacağım.</p>
<p>  Sırtında geceliğiyle,kıvırcık saçlı minyon tipli kızcağız odasına girip babasına doğru koşmaya başladı.Sonra derin bir sevgiyle öptü.</p>
<p>Daha sonra Abby babasından bir hikaye anlatmasını istedi.Ama bu seferki neşeli olmasın dedi.</p>
<p>Baba başladı.</p>
<p>-Bir zamanlar 3 albay vardı.Bu albaylar bir muharebede disiplin suçu işlemişler.Kaybedilmek üzere olan bir meydan savaşında düşmanı üzerlerine çekip,ana kuvvetlere geri çekilme imkanı sağlamak üzere hücum rolü oynamaları istendi.fakat onlar rol yapacaklarına vatan sevgisinin verdiği aşkla yalancı hücümu gerçek hücuma çevirdiler.Fırtına gibi hücum ederek düşmanı geri püskürttüler ve zafer kazandılar.Başkomutan olan Lord General bu subayların itaatsizliğine çok öfkelendi.Zafer kzanılmış olsa bile emre itaatsizlik etmişlerdi.Onları takdir etmekle birlikte emre itaatsizlikten Londraya çağırılarak cezalandırılmalarına karar verdi.</p>
<p>-o bahsettiğin komutan General Cromwell miydi baba?</p>
<p>-Evet kızım.</p>
<p>-Ben onu gördüm baba.Bir gün bizim evimizin önünden geçti.Yanındaki askerleri arasında o kadar haşmetli görünüyordu ki.At üstünde dimdik duruyordu.Halkın ondan korktuğu belliydi.Fakat ben hiç korkmadım.</p>
<p>-Seni gidi cesur kız seni!Gelelim hikayemize. O 3 albay yargılanıp ölüm cezasına çarptırıldılar.</p>
<p>-Neden baba?</p>
<p>-Komutanın ermine uymadıkları için kızım.</p>
<p>-ama savaşı kazanmışlar.</p>
<p>-Olsun kızım ne olursa olsun komutanın emrine uyacaksın.Savaşın kontrolünü onlar ellerinde tutuyorlar.</p>
<p>-Albaylar bu sabah evlerine vardılar.</p>
<p>-Küçük kız gözlerini iri iri açtı.</p>
<p>-Ne! Bu sahiden yaşanmış hikaye mi?</p>
<p>-Evet yavrum.</p>
<p>-Oh ne kadar güzel.Sahici olması bin defa daha iyi .Devam et baba,devam et!Ama anne,sevgili anneciğim sen niçin ağlıyorsun?</p>
<p>-Şey.. onların zavallı ailelerini düşünüyorum da onun için.Sen bana bakma yavrum.</p>
<p>-Anneciğim ağlamanı istemiyorum.Hem göreceksin her şey yolunda gidecek.Hikayeler daima güzel biter.O 3 albay.. sen onları tanıyor musun baba?</p>
<p>-Evet yavrum.</p>
<p>-Oh,ben de onları tanımak isterdim.Albayları çok seviyorum.Kendilerini öpmeme müsaade ederlermi acaba?</p>
<p>Cevap verirken Albayın sesi titriyordu.</p>
<p>-Onlardan bir tanesi müsaade eder sanıyorum.Haydi onun yerine beni öp.</p>
<p>-işte öptüm baba haydi anlat.</p>
<p>-Hakimler bu hükmü verirken kanunun icabını yerine getirmişlerdi.Ancak vicdanları aynı şeyi söylemiyordu.Hepsi de çok üzgündü.Bunun için lord generale giderek vazifelerini yaptıklarını ancak kendisinden bir ricada bulunmak istediklerini belirttiler.Üç albaydan ikisinin affını rica ediyorlardı.Ordu disiplinine örnek olmak üzere yalnız birinin kurşuna dizilmesini yeterli buluyorlardı.</p>
<p>-Hakimlerin sözleri Lord general üzerinde etkili oldu.</p>
<p>-Kura çekecekler.kazanan ikisi ölümden kurtulacak dedi.</p>
<p>-Kura çektilermi baba?</p>
<p>-Hayır kızım kura çekmeyi reddettiler.Dedilerki ölüm kurasını çekecek olan kendi iradesiyle kendi kendini ölüme mahkum etmiş olacak.Buda intihar yada ona yakın bişey.Kendilerinin asker olduğunu ölümden korkmadıklarını ancak hayatlarının böyle piyangoya bağlanmasını da doğru bulmadıklarını belirttiler.Yani kızım üçü de kurşuna dizilicekler.</p>
<p>Dışarıdan sesler gelmeye başladı.</p>
<p>-Lord general adına kağıyı açın!</p>
<p>Askerler tüfekleri omuzda içeri girip aynı hizada durdular.subayları albayı selamladı.küçük kız bu manzarayı sevimli gözlerle seyrediyordu.</p>
<p>Albay karısı ve kızıyla vedalaşırken gitmeye hazır olduğunu belirtti.Subay askerlere dönerek emir verdi."kaleye doğru ileri marş!".</p>
<p>-Oh,anne ne kadar güzeldi değil mi?</p>
<p>-Gel kollarıma gel benim talihsiz kızım.</p>
<p>Ertesi sabah bedbaht anne yataktan kalkamayacak durumdaydı.Yanında bulunan doktor ve hasta bakıcılara ara sıra fısıldaşıyorlardı.Abbynin odaya girmesine izin verilmiyordu.Abby dışarı çıkıp bir süre oynadı sonra kalede bulunan babası aklına geldi.Annesinin hastalığını ona haber veren olmamıştı.babasını çağırmaya gitti.</p>
<p>  Yaklaşık bir saat sonra askeri mahkeme üyeleri lord generalin huzuruna kabul ediliyorlardı.General yumruklarını masaya dayalı çatık bir çehre ile dimdik ayakta duruyordu.grubun sözcüsü;1Verdikleri karar konusunda yeniden düşünmelerini söyledik.Fakat piyango çekmemekte ısrar ediyorlar.</p>
<p>Cromwell'in kaşları çatıldı.fakat birşey söylemedi.bir süre düşündükten sonra:!üçü birden ölmemeli mademki kura çekmeye yanaşmıyorlar o halde onların adına başka biri çeksin.</p>
<p>-Onları buraya çağırın.şu yandaki odaya alın.yüzlerini duvara dönüp yan yana dursunlar.ellerini de arkalarında birleştirsinler.</p>
<p>Cromwell yalnız kalınca koltuğuna oturdu.Emrindeki adamlardan birini çağırıp,"git sokaktan geçen ilk küçük çocuğu alıp buraya getir.</p>
<p>Bu emri alarak dışarı çıkan adam bir süre sonra küçük bir kız çocuğuyla içeri girdi o Abbyydi.Küçük kız herkesin karşısında tir tir titrediği o muazzam şahsiyete doğru ilerleyip dizine tırmandı ve: </p>
<p>-Ben sizi tanıyorum dedi.Siz lord general siniz.Bizim evin önünden geçerken sizi görmüştüm.Siz beni tanıdınızmı o gün kırmızı elbisemi giymiştim hani ön tarafında mavi süsler olan elbisemi.Bunudamı hatırlamıyorsunuz?</p>
<p>-Dur bakalım biraz düşüneyim.Güzel kız üzülerek söyleyelim ki </p>
<p>Abby çıkışırcasına generalin sözünü kesti.</p>
<p>-Anladım hatırlamıyorsunuz.halbuki ben sizi hiç unutmadım.</p>
<p>-Sevgili küçüğüm gerçekten utandırdın beni.Fakat bundan sonra seni unutmayacağım.söz veriyorum.Şimdi beni affetmeni istiyorum.Bundan böyle seninle iki iyi dost olalım olur mu?</p>
<p>-olur.Bunu bende istiyorum.Sizi kolayca affedebilirim.Hava soğuk olduğu için babamın yaptığı gibi bana daha çok sarılmalısınız.</p>
<p>-Benim yeni küçük dostum,canının istediği gibi sarılabilirim sana.Biliyormusun sen bana benim küçük kızımı hatırlatıyorsun.Senin gibi sevimli tatlı güzel bir kızdı.Çok cana yakındı.Tıpkı şuanda senin yaptığın gibi kollarıma sığınık göğsüme yaslanırdı.</p>
<p>-onu çok çok,çok mu sevmiştin?</p>
<p>-Ah ah ne kadar sevdiğimi şöyle anlatayım o emrederdi ben itaat ederdim.</p>
<p>-Çok sevimli bir insansın sen.beni öper misin?</p>
<p>-Elbette.hem de binlerce teşekkür ederek.İşte bu öpücük senin için buda onun için.Biliyor musun benim gözümde artık sen onu temsil ediyorsun.Artık ne emredersen yerine getireceğim.</p>
<p>Küçük kız kendisine gösterilen bu iltifat karşısında çok memnun oldu.Sonra gittikçe yaklaşan düzenli ayak sesleri duyulmaya başlandı.</p>
<p>-Askerler askerler geliyor diye haykırdı.</p>
<p>Lord general:senden istediğim küçük bir iş var Abby.</p>
<p>Devlet başkanı Abby'e üç küçük yuvarlak marka verdi.Bunlardan ikisi beyaz biri parlak kırmızı renkteydi.Kırmızı olanı avucuna düşecek olana ölüm getirecekti.</p>
<p>-Oh,bu kırmızı ne kadar güzel benim için mi?</p>
<p>-Hayır sevgili çocuk.Başkaları için onlar.Orda ki perdenin ucunu kaldır.Ordan bakınca arkaları sana dönüp 3 adam gözüne çarpacak.Avuçlarından biri açık olarak ellerini arkalarında tutuyorlar.Bu üç yuvarlak markayı onların avuçlarına bırakıp gel.</p>
<p>Küçük peri kızı perdeyi açtıktan sonra odanın şeklini,put gibi hareketsiz duran askerleri ve arkası dönüp üç subayı seyretmek için birkaç saniye olduğu yerde durdu.Daha sonra yüzü sevinçle aydınlandı.Kendi kendine "A!.. onlardan biri babam.Onu arkadan da görsem tanırım.Engüzel markayı ona vereceğim diye söylendi.Sonra babasının koltuğu altında kadar yaklaşıp gülen yüzünü ona doğru kaldırarak.:"Baba baba!Aldığın şeye baksana onu sana verdim diye seslendi.</p>
<p>  Albay hediyeye bir göz attı.Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu.Yere çömelerek ümitsizlik içinde  sevgi ve şefkatle küçük celladını bağrına bastı.Bu hadisenin dehşeti karşısında askerler subaylar artık serbest kalmış iki albay hepsi bir an felç geçirmiş gibi donup kaldılar.Derin ve saygılı bir sessizlikten sonra muhafız mangasının subayı istemeyerek ileri doğru atıldı.Albayın omuzuna dokundu yumuşaklıkla:</p>
<p>-çok üzgünüm Albayım ama vazifemi yapmak zorundayım dedi.</p>
<p>-Ne vazifesi diye atıldı Abby</p>
<p>-Onu götürmek zorundayım</p>
<p>-Götürmek mi nereye?</p>
<p>-Şeye kalenin başka bir tarafına.</p>
<p>-Bunu yapamazsınız.Annem hasta ben onu eve götüreceğim.</p>
<p>-Sevgili kızım seninle gelemem onlarla gitmek zorundayım.</p>
<p>Küçük kız yere atlayarak şaşkınlıkla çevresine bakındı sonra muhafız mangası subayına doğru koşup önünde dimdik durdu.</p>
<p>-Sana annem hasta diyorum.Duymadıun mı ?Babamı bırak onu bırakmaya mecbursun diye bağırdı.</p>
<p>-Ah zavallı çocuk üzgünüm ama onu götürmem şart.</p>
<p>Abby yıldırım gibi odadan çıktı.Birkaç saniye sonra elinden yakaladığı devlet başkanı Cromwell i çeke çeke geri geldi.</p>
<p>-Bu askerleri durdurun lütfen dedi küçük kız.Annem hasta babama ihtiyacı var.Onlara bunu anlattım ama beni dinlemiyorlar.</p>
<p>-Babam mı dedin küçük?Bu adam senin baban mı?</p>
<p>-Elbette babam.her zamanda babamdı.öyle olmasaydı onu o kadar çok sevmeseydim o güzel kırmızı yuvarlağı kendisine verirmiydim?</p>
<p>devlet başkanının çehresi allak bullak oldu sarsıntı geçirir gibi bir ifadeyle "Tanrım bana yardı met"Dünyada bir insanın yapabileceği en gaddarca hareketi yapmış bulunuyorum.Ve artık hiçbir çare yok.Ne yapabilirim ki?</p>
<p>-Babamı serbest bırakmaları için o askerlere emir verebilirsin.Ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.bir yandanda "haydi söyle onlara babamı bıraksınlar sen bana ne istersen emredebilirsin demiştin.işte şimdi ilk defa senden birey istediğim halde yapmıyorsun diye söyleniyordu.</p>
<p>Lord general elini küçük kızın başına koyarak,"hiç düşünmeden sana söylediğim o sözlerden dolayı tanrıya şükürler olsun.Ve ey kurtarıcı çocuk!sende ondan aldığın ilhamla şu anda unuttuğum sözümü bana hatırlatıyorsun."diyerek subaya döndü:</p>
<p>-Çocuğun emrine itaat et!O benim,adıma konuşuyor.Albay affedilmiştir.Onu serbest bırakınız! diye emretti.</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">227087</guid><pubDate>Wed, 23 Feb 2011 19:03:10 +0000</pubDate></item><item><title>R&#xFC;yalar,&#xF6;d&#xFC;ller ve cezalar</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/197923-ruyalaroduller-ve-cezalar/</link><description><![CDATA[
<p><strong><span style="color:#8b0000;">Rüyalar,ödüller ve cezalar…</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#8b0000;"> </span></strong></p>
<p> </p>
<p><a href="http://bp1.blogger.com/_zkl5ABe6Vn0/Rm0EPihIqKI/AAAAAAAAAB8/xTFdUgHIP0s/s1600-h/braun_hogenberg_I_51_b2.JPG" rel="external nofollow"><img src="http://bp1.blogger.com/_zkl5ABe6Vn0/Rm0EPihIqKI/AAAAAAAAAB8/xTFdUgHIP0s/s200/braun_hogenberg_I_51_b2.JPG" alt="braun_hogenberg_I_51_b2.JPG" loading="lazy"></a></p>
<p> </p>
<p>14 Nisan 1453…Constantinopolis….</p>
<p> </p>
<p>Kan ter içinde uyanan Antonio rüyasını krala anlatmak zorundaydı….Ama nasıl bahsedecekti…Bu rüya onu kellesinden edebilirdi….</p>
<p> </p>
<p>Antonio ile Costa ikiz kardeştiler….İmparatorluğun kahinleri ve rüya yorumcuları…Ama başkalarının rüyalarından ziyade kendi gördükleri rüyaları yorumlarlardı…Bugüne kadar hiç yanılmamışlardı…Antonio uyandığında rüyasını once Costa’ya anlattı…İkiz kardeşi aynı rüyayı gördüğünü ama anlatmayı düşünmediğini söylemişti…Oysa durum çok karışıktı…Anlatmasalar bile olay gerçekleştikten sonra niye bahsetmedikleri için gene öldürüleceklerdi…Tanrı katından verilmiş bir hediye bu sefer sonları olmak üzereydi….</p>
<p> </p>
<p>Antonio cüppesini giyip Aya Sofya’ya gitti…Bir mum yakıp kilise içerisinde derin düşüncelere daldı…Nasıl bahsedecekti bu rüyadan…İsa’nın koruması altında olan bir Türk’ün ,Constantinopolis’i devireceğini nasıl anlatacaktı İmparatora…..</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://bp2.blogger.com/_zkl5ABe6Vn0/RnKBjihIqMI/AAAAAAAAACM/dEAyUgXvzmw/s1600-h/Copy+of+fatih.jpg" rel="external nofollow"><img src="http://bp2.blogger.com/_zkl5ABe6Vn0/RnKBjihIqMI/AAAAAAAAACM/dEAyUgXvzmw/s200/Copy+of+fatih.jpg" alt="Copy+of+fatih.jpg" loading="lazy"></a> </p>
<p> </p>
<p>"Constantinopolisin surlarında bir delik açılır ve içeri arkasında kırmızı bir bulutla beraber beyaz atı üzerindeki Sultan II.Mehmet girer…Atı şaha kalkar…O sırada atının göğsündeki simgeyi gören herkes diz çöker…Kılıçlarını indirir…Papaz gelir ve haç çıkartır….Çünkü atın göğsündeki simge,gökyüzünü gösteren bir Hz.İsa ikonasıdır.’’</p>
<p> </p>
<p>Antonio rüyasında bunları görmüştü…Ve son zamanlarda gördüğü rüyalar üzerine bir yorum yapması gerekiyordu İmparator’a….Ayasofya’dan çıktı ve evine doğru ilerledi…Haberci kapısında bekliyordu…Rüya yorumlarını ne zaman ileteceğini sormuştu….Antonio cevap veremedi..En yakın zamanda vereceğini söyledi…Ama elini çabuk tutsa belki de hazırlıklar yapılabilirdi..Belki de Constantinopolis düşmezdi..Hz.İsa resmi belki de Constantinopolis leyhine bir işaretti…</p>
<p> </p>
<p>İmparator’un huzurunda eğilirken bugünün sonunun hiç hayırlı olmayacağını geçiriyordu içinden…Ayağa kalktı ve anlatmaya başladı….İkiz kardeşi Costa’da yanındaydı…Ama anlatacak birşeyi var mıydı belli değildi…İmparator Antonio’nun bir sıkıntısı olduğunu anladı ve ona artık kehanetleri açıklamasını söyledi..Antonio derin bir nefes aldı ve ayrıntılara hiç girmeden ”Constantinopolis düşecek” dedi….İçinde bu rüyanın Constantinopolis leyhine olmasına dair olan o küçük umut ,İmparator karşısında tükenmişti…Tüm Constantinopolis devlet adamları bu tek cümleden sonra sessizliğe büründüler…Sonra hepsi birden konuşmaya başladı..Antonio kulaklarını kapamış,dizlerinin üzerine çökmüş,dişlerini sıkıyordu….</p>
<p> </p>
<p>İmparator kılıcının kabzasıyla yere vurdu ve sessizlik gene hakim oldu…Ardından Antonio’ya bu fikre nasıl vardığını sordu….Antonio rüyasını bir bir anlattı…İşte o sırada Antonio’nun sonunu getirecek karar verilmişti…Tüm din liderleri ,Hz.İsa’nın bir müslümanın yanında nasıl yer alacağını sormaya ve tartışmaya başladılar…Aralarında bir tanesi rüyaya inanmadığını söyledi ve bunun cezasının da ölüm olduğunu….</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">197923</guid><pubDate>Mon, 12 Apr 2010 21:39:35 +0000</pubDate></item><item><title>Jack london to build a fire ate&#x15F; yakmak</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/190134-jack-london-to-build-a-fire-ates-yakmak/</link><description><![CDATA[
<p>Arkadaşlar jack london un ateş yakmak(to build a fire) adlı eserinde geçen 'the man sat up in the snow for a moment and struggled for calmness. Then he pulled on his mittens, by means of his teeth, and got upon his feet. He glanced down at first in order to assume himself that he was really standing up, for the absence of sensation in his feet left him unrelated to the earth. ..diye başlayan o sayfanın bana çevirisi lazım çok acil ama</p>
<p>yardımlarınızı bekliyorum...hiç bir yerde bulamadım... <img src="https://www.turkish-media.com/forum/uploads/emoticons/yeni_sad.gif" alt=":(" data-emoticon="" srcset="https://www.turkish-media.com/forum/uploads/emoticons/sad@2x.png 2x" width="40" height="40" loading="lazy"></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">190134</guid><pubDate>Tue, 19 Jan 2010 12:41:34 +0000</pubDate></item><item><title>&#xC7;a&#x11F;lar&#x131;n K&#xFC;l&#xFC; ve Sonsuz Ate&#x15F;</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/186113-caglarin-kulu-ve-sonsuz-ates/</link><description><![CDATA[
<p><strong>Çağların Külü ve Sonsuz Ateş</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1</strong></p>
<p><strong>milattan önce 116 sonbaharı</strong></p>
<p> </p>
<p>Gece oldu,Güneş'in kentinde yaşam durdu.Zeytin ve defne ağaçları arasında dimdik duran büyük tapınağın etrafına yayılmış evlerde lambalar söndürüldü.Ay doğdu ve ışıkları,gecenin sessizliğinde tanrıların sunaklarını bekleyen uzak Lübnan bayırlarının sarp yamaçlarındaki burçlara kibir ve azametle bakan despotlar gibi dik mermer sütunların üzerine döküldü.</p>
<p> </p>
<p>Uyuyanların ruhlarıyla sonsuzluğun düşlerini birleştiren,sessizliğin büyüsüyle dolu bu saatte,rahip Hiram'ın oğlu Nasan,elinde bir lamba ile gelip Astarte'nin tapınağına girdi.Titreyen elleriyle bütün lambaları yaktı.Buhurları tutuşturdu.Mürrü ve günnük kokuları yükselip,tanrıçanın heykelini,insan kalbini kuşatan dileklerin yamasına benzeyen hoş bir perde ile sardı.Sonra Nasan,fildişi ve altın kaplamalı sunağın önünde eğildi,inci gibi gözyaşlarını dökerek ellerini yukarı doğru kaldırdı.İnsafsız bir korkunun kestiği kısık sesiyle,acı acı yutkunarak şöyle dedi:</p>
<p> </p>
<p>-Merhamet ey yüce Astarte.Merhamet ey aşk ve güzellik tanrıçası.Bana acı ve ruhumun senin dileğinle seçtiği sevgilinin üzerinden ölümün elini kaldır...Doktorların ilaçları ve tozları bitti.Rahiplerin ve falcıların okumaları boşa gitti ve bana yardımcı olmak için senin kutsal adından başka bir şey kalmadı.</p>
<p> </p>
<p>Yalvarmalarıma cevap ver,parçalanan kalbime ve inleyen duygularıma bak.Ruhumun yarısını yanı başımda sağ bırak ki,senin aşkının sırlarıyla sevinelim,senin yüce sırlarını açıklayan gençliğin güzelliğiyle mutlu olalım.</p>
<p> </p>
<p>Sana içimin derinliklerinden sesleniyorum ey kutsal Astarte!Bu karanlık gecenin arkasında senin şefkatine sığınıyorum,beni duy,ömrünü sunağının hizmetine adayan rahip Hiram'ın oğlu,kulun Nasan'ım ben.Genç kızlardan birini sevmiş,onu kendime yoldaş edinmiştim.</p>
<p> </p>
<p>Fakat cinlerin perileri onun narin vücuduna bilinmeyen bir hastalığın ateşini üflediler.Sonra onu büyülü mağaralarına götürmesi için ölümlerin habercisini gönderdiler.Ölüm habercisi şu anda onun başucunda aç bir kaplan gibi uluyup üzerine kara kanatlarını örterek,onu hile ile kaburga kemiklerinin arasından çekip almak için sert pençelerini uzatmış,pusuda beklemekte.</p>
<p> </p>
<p>Bunun için boynumu büküp sana geldim.Bana merhamet et ve onu daha hayatının baharını yaşamamış bir çiçek,ergenliğin sevinciyle ötmemiş bir kuş olarak bırak.Onu ölümün elinden al ki,seni yücelten şarkılarla sevinerek,adına ateşler yakıp sunağına kurbanlar adayalım.Şarap ve yağ keselerini eski şarap ve güzel kokulu yağlarla doldurarak,heykelini gül ve yaseminlerle örtüp,önünde buhurlar ve güzel kokulu ut yakalım.Kurtar bizi ey mucizelerin tanrıçası ve bırak sevgi ölümü yensin,sen ki ölüm ve sevginin tanrıçasısın.</p>
<p> </p>
<p>İçinin ateşi gözyaşı olup akarken,inlemeleri göğe yükseliyordu.Bir dakika sustu.Sonra dönüp şöyle dedi:</p>
<p>-Ah..!Düşlerim paramparça oldu ey kutsal Astarte!Son nefesim tükendi,kalbim içimde öldü ve gözlerimde yaşlar tutuşup alevlendi.Artık beni merhametinle dirilt ve sevgilimi bana bırak.</p>
<p>O sırada hizmetçilerinden biri tapınağa girdi,yavaşça ona yaklaşıp kulağına şu sözleri fısıldadı:</p>
<p>-Gözlerini açtı efendim,etrafına bakındı,ancak sizi göremeyince çırpına çırpına size seslendi,ben de sizi çağırayım diye geldim.</p>
<p> </p>
<p>Nasan hemen kalktı ve hızla yürüdü,hizmetçi de onu takip ediyordu.Saraya varıp hastanın odasına girdi,narin ellerini ellerine alıp sanki onun hasta bedenine kendi yaşamından yeni bir yaşam üflemek istercesine dudaklarını defalarca öperek yatağının başucunda eğildi.Sevgilisi,ipek yastıklar arasında gömülmüş yüzünü ona çevirdi ve gözkapaklarını araladı.Dudaklarında,latif bedenindeki yaşamın son kalıntısı,veda etmekte olan ruhundan son ışık,durmaya doğru hızla koşan kalbinin acı vuruşlarıyla bezeli bir tebessüm hayali belirdi.Ve yoksul,aç bir çocuğun nefesini andıran kesik sesiyle şöyle dedi:</p>
<p> </p>
<p>-Tanrılar beni çağırdı ey ruhumun güveyi.Ve beni senden ayırmak üzere ölüm geldi,sakın korkma,çünkü tanrıların dilekleri kutsal,ölümün arzuları adildir.Ben şimdi gidiyorum,aşk ve gençlik kadehleri dolu olarak elimizde,yaşamın pek çok güzel anı hala önümüzde uzanmakta.Ben ruhların sahnesine gidiyorum sevgilim ve bu aleme tekrar döneceğim,çünkü yüce Astarte aşkın hazlarını ve gençliğin zevklerini tatmadan önce sonsuzluğa göçen aşıkların ruhlarını bu yaşama geri döndürüyor.Tekrar buluşacağız ey Nasan.Ve nergisin kadehlerinden sabah çigini birlikte içeceğiz ve güneşin ışıklarına tarla serçeleriyle birlikte sevineceğiz.Görüşmek üzere ey sevgilim.</p>
<p> </p>
<p>Sesi alçaldı ve dudakları şafağın meltemiyle titreyen solgun papatyalar gibi son bir titreyişle kapandı.Nasan ona sarıldı ve boynunu gözyaşlarıyla ıslattı.Dudaklarında donup kalan ölümün soğukluğunu hissedince korkunç bir çığlık atarak elbisesini parçaladı ve sevgilisinin soğuk bedenine kapandı.Acı çeken ruhu,yaşamın çırpıntılarıyla ölümün cehennemi arasında gidip geliyordu.</p>
<p> </p>
<p>Bu gecenin sessizliğinde uyuyanların gözkapakları titredi.Yörenin kadınları ve ruhları ürken çocuklar korkuyla uyandılar.Çünkü Astarte rahibi Hiram'ın sarayının dört bir yanından yükselen acı feryatlar,ağlamalar ve çığlıklar karanlığı yırtıyordu.</p>
<p>Sabah olduğunda insanlar,kederi nedeniyle teselli edip avutmak üzere Nasan'a geldiler,fakat onu bulamadılar.</p>
<p> </p>
<p>Günler sonra doğudan bir kervan geldi ve kervanbaşı Nasan'ı çok uzak diyarlarda ceylan sürüleriyle birlikte başıboş ve derbeder bir halde dolaşırken gördüğünü söyledi.</p>
<p> </p>
<p>Zamanın gizli adımları asırların eserlerini sile sile gelip geçti.Tanrılar güneş ülkesinden ayrıldı ve onların yerini,yıkmak ve tahrip etmekten zevk duyan öfkeli tanrılar aldı.Güneş şehrinin şarafatlı heykelleri yerle bir oldu,güzel sarayları yıkıldı,yemyeşil bahçeleri kurudu,verimli tarlaları çoraklaştı ve bu bölgede sadece o debdebeli geçmişin yankılandığı ilahileri hayal meyal hatırlatan mahzun edici eski kalıntılardan başka bir şey kalmadı.</p>
<p> </p>
<p>Fakat geçen zaman,insanın eserlerini toza katsa da,düşlerini yok edip duygularını zayıflatamaz.</p>
<p>Çünkü düşler ve duygular,akşam vaktindeki güneşe,sabah olduğu andaki aya benzerler.Ve bazen kaybolup bazen de yatışarak,ölümsüz ve sonsuz ruh durduğu sürece yaşarlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>2</strong></p>
<p><strong>İSA'NIN GELİŞİNDEN SONRAKİ</strong></p>
<p><strong>1890 ilkbaharı</strong></p>
<p> </p>
<p>Hava karardı,gün akşama döndü,güneş ışıktan pelerinini Baalbek ovalarının üzerinden kaldırdı.Arkasında sürüsüyle çoban Ali el-Huseyni,tapınağın harabelerine geldi.Savaş meydanında terkedilmiş bir asker iskeletinin doğa şartları karşısında dağılmış kaburga kemiklerine benzeyen sütunların arasında oturdu.Kavalının ezgileriyle kendilerini güvende hisseden koyunları etrafına çöktü.</p>
<p> </p>
<p>Gece yarısı olup,gökyüzü karanlığın rahmine yarının tohumlarını serptiğinde,yıkık sütunların arasında sessiz bir ürpertiyle oynaşan hayallerle kendinden geçen Ali'nin gözkapakları uykuya yenildi.Başı omzuna düştü,ince bir sisin gölün yüzeyini öpüşü gibi gelen uyku bütün duyularına işlemişti.</p>
<p>Dünyevi benliğini unutup, insan yasa ve öğretilerinin ötesindeki düşlerle dolu gizli manevi benliği ile buluştuğunda gözlerinin önünde daire daire genişleyen rüya alemine daldı.</p>
<p> </p>
<p>Önünde esrar perdeleri açıldı ve ruhu hızla yokluğa doğru koşan zamanın kortejinden ayrıldı ve birbiri ardınca dizilmiş düşünceler ve birbiriyle yarışan fikirlerin önünde tek başına durdu.Ve yaşamı boyunca ilk kez,gençliğini esir alan ruhsal açlığının sebeplerini anladı yahut anlar gibiydi.Yaşamın tatlılığıyla acılığını birleştiren bir açlık,özlemin ahları ile yetkinliğin sükunetini bir araya getiren bir susuzluk,bütün dünya nimetlerinin yok edemediği,yaşamın akışlarının yönünü değiştiremediği bir arzuydu bu.Yaşamında ilk kez,Ali el-Huseyni,tapınağın harabelerinin uyandırdığı garip bir duygu hissetti:Buhurdanlardan yükselen tütsüleri anımsatan,bir çalgının tellerine dokunurken hissedilen ince ve büyülü bir duygu;"hiçlikten" yahut "her şeyden" fışkırıp çıkan,yavaş yavaş büyüyüp manevi bütünlüğünü kaplayan ve ruhunu,lütfu ile ağırlaşan bir aşk,acılığı ile azap veren ve sertliği ile hoş gelen bir sızı ile dolduran bir duygu.</p>
<p> </p>
<p>Uyku ile dolu bir dakikalık zaman diliminin aralıklarından,ulusların bir tek temiz sudan gelmesi gibi nesillerin görüntüsünün canlandığı bir dakikalık zaman diliminden doğan bir duygu.</p>
<p> </p>
<p>Yıkık tapınağa doğru baktı.Uykunun yerini ruhsal bir uyanıklık almış,darmadağın olan sunağın kalıntıları görünmüş,yerde uzanmış sütunların yerleriyle yıkılmaya yüz tutmuş duvarlarının temelleri belirginleşmişti.Gözleri dondu ve kalbi hızla çarpmaya başladı,birdenbire görmeye başlayan bir kör gibiydi.</p>
<p> </p>
<p>Görmeye,düşünmeye ve tefekküre başladı-düşünüp tefekkür ediyordu-ve düşünmenin dalgalarından ve tefekkürün dairelerinden ruhunda anıların karaltıları doğdu ve hatırladı.Görkem ve azametle ayakta duran o sütunları hatırladı.Heybetli tanrıça heykelini kuşatan,gümüş şamdan ve buhurdanları anımsadı.Fildişi ve altın işlemeli sunağın önünde kurbanları sunmakta olan vakur rahipleri hatırladı.</p>
<p> </p>
<p>Def çalmakta olan genç kızları,aşk ve güzellik tanrıçasına methedici övgüleri mırıldanmakta olan delikanlıları anımsadı.Anımsadı ve bütün bu görüntüleri elektriklenen gözlerinin önünde belirgin bir şekilde gördü.İç dünyasının derinliklerindeki durağınlığı harekete geçiren gizemlerin etkilerini hissetti.Fakat anımsamak,ömrümüzün geçip giden dilimlerinde gördüğümüz varlıkların karaltılarından başka bir şey göstermez.Ve kulaklarımıza da,duyduğu seslerin yankılarından başka bir şey getirmez.Öyleyse bu büyüleyici eserlerle,çadırlar arasında doğan ve ömrünün baharını çayırlarda koyun sürüleri güderek geçiren bir delikanlının geçmiş yaşamı arasında ne gibi bir ilinti olabilirdi?</p>
<p> </p>
<p>Ali kalktı,genç bir kızın aynanın camından örümceğin ağlarını temizlediği gibi,hayal gücünden unutma perdesini kaldıran yıkık taşlarla uzak anılar arasında gezindi.Tapınağın ortasına vardığında,sanki yerde ayağına yapışıp çeken bir şey varmış gibi durdu ve baktı,kendini parçalanmış ve yere atılmış bir heykelin önünde buldu,yanında istem dışı eğildi.Duyguları,kanın derin yaralardan süratle aktığı gibi içine akıyor,kalbinin atışları denizin yükselip alçalan dalgaları gibi hızlanıp çoğalıyordu.Gözlerini yere dikti.Acı ile ah çekti.Ürkütücü ve mahvedici bir yalnızlık, ruhunu bu yaşama gelmeden önce yakınındaki güzel bir ruhtan ayıran bir uzaklık hissettiği için mahzun bir şekilde ağladı.</p>
<p> </p>
<p>Kendi ruh özünün,Tanrı'nın kendi benliğinden sonsuzluğun bitiminden hemen önce ayırdığı,yanıp tutuşan meşalenin yarısından başka bir şey olmadığını hissetti.</p>
<p> </p>
<p>Alev alev yanan kaburgalarının arasında ve gevşeyen beyin hücrelerinin etrafında çarpan zarif kanatların hışırtılı sesini hissetti.</p>
<p>Kalbini saran ve nefeslerini tutan güçlü ve yüce aşkı hissetti.Ruhun gizemlerini ruha açıklayan,akıl ile ölçüler ve miktarlar aleminin arasını kendi değerleri ile ayıran aşkı.Yaşamın dili lal olduğunda konuşurken duyduğumuz,karanlık her şeyi kapladığında ışık süttunları gibi dimdik ayakta gördüğümüz aşkı.O aşkı,bu sakin saatte Ali el-Huseyni'nin ruhuna inen ve onda,güneşin,dikenlerin yanında gülü de bitirmesi gibi,tatlı ve acı duygular uyandıran o tanrıyı.</p>
<p> </p>
<p>Fakat neydi bu aşk ve nereden gelmişti,ne istiyordu darmadağın olmuş bu tapınaklar arasında sürüsü ile oturmuş bir gençten?Genç kızların bakışlarının asla kıpırdatamadığı bir yüreğe akan bu sarhoşluk da neydi?Bir bedevinin,kadınların nağmelerinin henüz eğlendirmediği kulaklarında dalgalanan bu semavi şarkılar neydi?</p>
<p> </p>
<p>Ne idi bu aşk ve nereden gelmişti,ne istiyordu koyunları ve kavalı ile başbaşa kalıp dünyadan yüz çevirmiş Ali'den?O bir tohum muydu duyu organlarından habersiz,kalbine bedevi güzelliklerin attığı,yoksa bir ışık mıdır sisin içinde gizlenip şimdi ruhunun derinliklerini aydınlatmak üzere ortaya çıkan?Bir düş müydü gecenin sessizliğinde duygularıyla alay eden,yoksa bir gerçek mi,ezelden beri var ve kıyamete kadar kalacak olan?</p>
<p> </p>
<p>Ali,yaşlarla dolu gözlerini kapattı,yalvaran ve merhamet dileyen biri gibi ellerini açtı.İçinde ruhu titredi,ruhunun sürekli titreyişlerinden sızlanmanın boyun büküklüğü ile özlem ateşini bir araya getiren kesik hıçkırıklar fışkırdı.İç çekişten,kelimelerin zayıf tınlamalarından başka bir şeyin ayırmadığı bir sesle şöyle dedi:</p>
<p> </p>
<p>-Kimsin sen ey kalbime yakın,gözlerimden uzak olan,beni benden ayıran,bugünümle unutulmuş uzak geçmiş zamanları birleştiren?Bana yaşamın tükenmişliğini ve insanlığın zayıfladığını göstermek için sonsuzluk aleminden gelen bir hurinin hayali misin,yoksa cinlerin sultanının benden düşünme yeteneğimi çalmak ve beni kabilemin gençleri arasında alay konusu yapmak için yeryüzünün derinliklerinden çıkıp gelen ruhu mu?Kimsin ve kalbimi öldüren,dirilten ve zapteden bu büyüleyicilik ne?Kaburgalarımı ışık ve ateşle dolduran bu duygular ne?Ben kimim ve bana yabancı olduğu halde çağırdığım bu yeni benlik nedir?Hava zerrecikleriyle birlikte ab-ı hayatı içtim de varlığın gizemlerini gören ve duyan bir meleğe mi dönüştüm,yoksa şeytanın içkisiyle sarhoş oldum da kavranabilir şeyleri mi göremez oldum?</p>
<p> </p>
<p>Birkaç dakika sustu,duyguları coşmuş,ruhu yükselmişti,şöyle dedi:</p>
<p> </p>
<p>-Ey ruhun açığa çıkarıp yakınlaştırdığı,ancak gecenin gizleyip uzaklaştırdığı kişi!Ey düşlerimin semasında dolaşan güzel ruh!İçimde kar yığınlarının altında gizlenen çiçek tohumları gibi uykuda olan duyguları uyandırdın,kırların nefeslerini taşıyan meltem gibi estin,sezgilerime dokundun ve ağacın yaprakları gibi titreyip sallandı sezgilerim.Bırak göreyim seni,eğer fiziksel bir elbise giymişsen.Yahut göz kapaklarımı kapatmasını emret uykuya ki eğer dünyevi değilsen seni düşümde görebileyim.Bırak dokunayım sana,bana sesini duyur,benliğimi örten bu örtüyü parçala,tanrısallığımı örten bu yapıyı yık ve bana bir kanat ver ki senin ardından yüce meclisin sahnelerine uçabileyim,eğer orada oturanlardansan.Yahut gözlerime büyünle dokun ki cinlerin gizlendikleri yerlere kadar seni takip edebileyim,eğer oranın perilerinden biriysen.Koy gizli elini kalbime ve bana sahip ol,eğer seni takip etmeye yaraşır isem.</p>
<p> </p>
<p>Ali karanlığın kulaklarına,kalbinin ta derinliklerindeki bir ezginin yankılarından çıkıp gelen sözlerini fısıldarken,gecenin karaltıları göz pınarlarından çıkan dumanlar gibi etrafında uçuşuyor,tapınağın duvarlarında gökkuşağı renginde büyülü şekiller beliriyordu.</p>
<p>Böylece Ali,gözyaşlarıyla mutlu,acılarıyla sevinçli,kalbinin atışlarını dinleyip varlık ötelerine bakarken,sanki bu yaşamın görüntülerinin yavaşça kaybolup onların yerini güzellikleriyle ilginç,esinleriyle ürkütücü bir düşün aldığını görüyordu.Vahyin gelişini bekleyerek,gökyüzündeki yıldızları düşünen bir peygamber gibi,vaktin gelmesini beklemeye başladı.Hızlı iç çekişleri nefesini daraltıyor,ruhu bedeninden ayrılıp etrafında geziniyor,sonra da bu yıkıntılar arasında değerli bir yitik arıyormuş gibi geri dönüyordu.</p>
<p> </p>
<p>Sabah oldu,meltemlerin esişiyle sessizlik bozuldu ve günün ilk ışıkları süzülürken gökyüzü,düşünde sevgilisinin hayalini görüp ağlayan birinin gülümseyişince gündüze gülümsedi.Tapınağın yıkık duvarları arasında uçuşan serçeler,gündüzün geldiğini haber verircesine cıvıldayıp ötüşmeye başladı.Ellerini sıcak alnına koyup ayağa kalkan Ali,donuk bakışlarla etrafına bakındı.Tanrı'nın üflemesinin gözlerini açtığı sıradaki Adem gibi gördüğü her şeye şaşkınlıkla bakıyordu.</p>
<p> </p>
<p>Sonra koyunlarına yaklaştı ve onlara seslendi ve koyunlar da kalkıp silkelenerek Ali'nin peşi sıra yeşil otlaklara doğru yürüdü.Ali,sürüsünün önünde ilerlerken iri gözleri berrak gökyüzüne dikilmişti,dünyevi varlıklardan uzaklaşan duyguları ona varlığın bilinmezlerini ve sırlarını açıklıyor ve bir anda ona geçen asırları ve bu asırlardan geri kalan eserleri gösteriyordu.Yine bir anda bütün bunları unutturup ona arzu ve özlemi geri getiriyor ve böylece Ali benliğinin,gözlerinin ışık karşısında kapandığı gibi,ruhunun karşısında gizlendiğini görüyor,iç çekiyor,her iç çekişiyle de yanan gönlünden bir ateş çıkıyordu.</p>
<p> </p>
<p>Şırıltılı akışıyla,kırın gizemini ele veren bir dereye varmıştı.Kıyıda su içmek istercesine dallarını dereye salmış bir söğüt ağacının altında oturdu.Başları yerde çimenlere üşüşen koyunlar otluyor,beyaz yünleri üzerinde çiğ taneleri ışıldıyordu.Birkaç dakika geçmemişti ki Ali,kalp atışlarının hızlandığını,ruhunun titreyişlerinin arttığını duyumsadı.Yeni uyanmış ve gün ışığı gözlerini kamaştırmış biri gibi silkinip etrafına bakındığında,ağaçların arasından çıkıp gelen bir kız gördü.Omzunda bir testi ile dereye doğru ilerleyen kızın ayakları çiğle ıslanmıştı.</p>
<p> </p>
<p>Derenin kenarına varıp testisini doldurmak için eğilen kız,derenin karşı kıyısına baktı ve gözleri Ali'nin gözleriyle buluşunca bir çığlık kopararak testiyi bırakıp biraz geriye çekildi ve bir süre kaybettiği bir tanıdığını bulan bir yitiğin bakışlarıyla bakmaya başladı Ali'ye...</p>
<p> </p>
<p>Birkaç dakika daha öylece baktı.Ruhları arasındaki yolu aydınlatan,gizemli anıların yankılarını hatırlatırcasına sessiz ezgiler yaratıp,uzak hayaller ve gölgelerle çevrilmiş gibi,ikisini de birbirine,bu nehir kıyısından ve bu ağaçlardan daha başka bir mekandaymışçasına gösteren ışıktan saniyelerle dolu birkaç dakika.Birbirlerine yalvaran gözlerle bakıyor,ruhsal bir lisanla söyleşiyor,iç çekişlerini aşkla dinleyip hayranlık dolu ifadelerle göz süzüyorlardı.</p>
<p> </p>
<p>Bu ruhsal kaynaşmadan sonra,karşı koyamadığı gizli bir güç tarafından çağrılıyormuş gibi,Ali derenin karşı kıyısına geçip kıza yaklaştı ve ona sarılıp dudaklarını,boynunu ve gözlerini öptü.İradesini alan tatlı sarılma ve yumuşak dokunuşlarla takati kesilen kız,kendini Ali'nin kollarına bırakmış,havaya yayılan yasemin kokusu gibi ona teslim olarak yorgun başını Ali'nin göğsüne yaslamıştı.Kız derin bir iç çekti,gergin bir gönüldeki rahatlamayı anlatan ve uykuda olup da uyanan coşkuların devinişini gösteren bir iç çekişti bu.Sonra başını kaldırdı ve sessizliğin yanında insanlar arasındaki bildik konuşmaları küçümseyen birinin bakışlarıyla-ruhların diliyle-,aşkın kelimelerden oluşan bir bedenin ruhu olmasına razı olmayan birinin bakışlarıyla baktı onun gözlerine.</p>
<p> </p>
<p>İki sevgili söğüt ağaçlarının arasında yürüdüler.Koyunlar otlaya otlaya peşlerinden geliyor,serçeler büyülü bir şarkının ezgileriyle ötüşüp çevrelerinde uçuşuyor;kaynaşan ruhları yalnızlıklarını birleştiren bir dil,aşkla ilhamlanan bir kulak ve büyüyen mutluluklarını seyreden bir göz gibi onlarla yürüyordu.</p>
<p> </p>
<p>Güneş yükselip altın örtüsünü bayırlara serdiğinde,vadinin sonuna gelmişlerdi.Menekşenin gölgesine sığındığı bir kayanın yanına oturdular.Dudaklarında ve dilinde büyülü dokunuşlar bırakıp saçlarını öperek okşayan sabah meltemiyle kendinden geçen kız,Ali'nin gözlerine bakıyor ve ruha işleyen bir tatlılıkla şöyle diyordu:</p>
<p>-Astarte,aşkın nimetlerinden ve gençliğin coşkularından mahrum kalmayalım diye ruhlarımızı bu yaşama tekrar gönderdi sevgilim!</p>
<p> </p>
<p>Ali gözlerini kapattı,kızın sözlerindeki musiki,düşlerinde sık sık gördüğü görüntüleri getirmişti gözlerinin önüne;görünmeyen kanatların kendisini buradan alarak ilginç görünümlü bir odaya,ölümün güzelliğini silip dudaklarını soldurduğu güzel bir kadının cansız bedeninin uzandığı bir yatağın yanına götürdüğünü duyumsadı.Bu korkunç manzaradan duyduğu acıyla bir çığlık attıktan sonra gözlerini açtığında aynı kızı yanında oturur buldu.Kızın dudakları aşkla gülümsüyor,gözlerinde yaşam ışıldıyordu.</p>
<p> </p>
<p>Yüzü sevinçle parladı,ruhu yeniden canlandı,rüyasındaki görüntüler kayboldu ve Ali geçmişi ve geleceği unuttu.</p>
<p>Sevgililer birbirlerine sarıldılar,öpücük şarabından sarhoş oluncaya dek içtiler ve üstlerindeki kaya gölgesi uzaklaşıp,güneş onları uyandırana dek sarmaşdolaş uyudular.</p>
<p> </p>
<p><strong>HALİL CİBRAN</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Güneş Kenti:</strong>Baalbek,Baal'ın(Güneş tanrısı) kenti.Eski çağlarda Heliopolis olarak bilinirdi;Suriye'nin en sevimli kentlerinden biriydi,harabeleri hala mevcuttur.</p>
<p> </p>
<p><strong>Astarte:</strong>Eski çağlarda Fenikelilerin aşk ve güzellik tanrıçasıydı.Tyre,Sidon,Babil ve Baalbek kentlerinde bilinen bir tanrıçaydı.Yunanlılar Afrodit,Romalılar Venüs derlerdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Ut:</strong>Ud <strong><em>ya da Ut kelimesinin aslı Arapçadır: " sarısabır veya ödağacı " anlamındaki el-oud'</em></strong>dan gelir. </p>
<p>Baştaki el- kelimesinin, bazı dillerde olup bazılarında olmayan harf-i tarif (belirgin tanım edatı) olduğunu bilen Türkler bu edatı atmış, geriye kalan 'oud' ('eyn, waw, dal) kelimesini de - gırtlak yapıları 'eyn'e uygun olmadığı için - "ud" şekline sokmuşlardır.</p>
<p> </p>
<p><strong>-REENKARNASYON ÖYKÜLERİ-HALİL CİBRAN / MİHAİL NUAYME-BABİL YAYINLARI</strong></p>
<p><strong>NOT:</strong>Bu öykü Halil Cibran'ın Anahtar Kitaplar tarafından basılmış olan Vadinin Perileri adlı kitabında da yer almaktadır.</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">186113</guid><pubDate>Sat, 12 Dec 2009 23:48:09 +0000</pubDate></item></channel></rss>
