<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title>Sanat Felsefesi En Son Ba&#x15F;l&#x131;klar</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/forum/121-sanat-felsefesi/</link><description>Sanat Felsefesi En Son Ba&#x15F;l&#x131;klar</description><language>tr</language><item><title>Hippiler Hakk&#x131;nda &#xC7;ok &#x15E;ey</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/551577-hippiler-hakkinda-cok-sey/</link><description><![CDATA[
<p>
	Bu başlığı nereye açsam bir türlü bilemedim ama sonunda onu en çok bu başlığa layık gördüm, benim açımdan biraz dağınık bir konu ama toparlamak istiyorum, hepimizin bu akımı olabildiğince iyi anlayabilmesi için mümkün olduğunca derli toplu ve özünden çıkmadan ilerlemeye çalışacağım.
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	<span style="font-size:20px;"><strong>HİPPİLER KİMDİR ve HİPPİLİK NASIL DOĞDU?</strong></span>
</p>

<p>
	<strong>Hippi ne demek?</strong>
</p>

<p>
	<span style="background-color:#ffffff;color:#333333;font-size:14px;">Hippi kelimesinin modern, yenilikçi anlamına gelen "hip" kelimesinden türediği düşünülmektedir. 1964'te yayınlanan Malcolm X'in otobiyografisinde hippi, Afrikalı Amerikalıların, "zencilerden daha zenci davranan" beyaz adamı tasvir etmek için kullandığı sözcük olarak geçmektedir. Şimdiki anlamıyla ise kelime ilk kez 5 Eylül 1965 yılında San Franciscolu bir gazeteci olan Michael Fallon tarafından "A New Haven (Paradise) for Beatniks" (Asi Gençler için Yeni Bir Sığınak / Cennet) isimli makalesinde kullanılmıştır. Makale genel olarak beatniklerin yeni nesli olarak nitelendirilen hippilerin arayışı aşk, sevgi, barış ve özgürlük üzerine yazılmıştı. (1950’lerde ortaya çıkan "beat hareketi" savunucularının çoğunluğunu edebi sanatçı çevreler oluşturuyordu. Beatniklere göre kişisel kurtuluş; arınmışlıkla, toplumsal sorunlarla ilgilenmemek ve geleneksel yapıya karşı çıkmakla, özgürlük ise ise uyuşturucu, caz müzik ve cinselliğin doyasıya yaşanmasıyla elde edilebilirdi.)</span>
</p>

<p>
	<strong><img alt="NewParadise_Examiner_1965_hippiearticle." class="ipsImage" data-ratio="144.60" height="723" style="height:auto;" width="500" data-src="http://1.bp.blogspot.com/-C5aJ21S098c/VdxqmmSjdLI/AAAAAAAACi4/hPqZljZu_ms/s1600/NewParadise_Examiner_1965_hippiearticle.jpg" src="https://www.turkish-media.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"> <img alt="herbcaen.jpg" class="ipsImage" data-ratio="145.45" height="288" style="height:auto;" width="198" data-src="http://www.skypilotclub.com/aaa6_images/herbcaen.jpg" src="https://www.turkish-media.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></strong>
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	<span style="background-color:#ffffff;color:#333333;font-size:14px;">"Hippiler", 1960'ların başında Amerika'da görülmeye başlamış ve 1965'e kadar kurulu sosyal bir grup halini almış ve 70'lerin ortalarında diğer pek çok ülkeye de yayılmış olan kültür-karşıtı alt grup üyeleriydi. Amerika'dan başlayarak Avrupa, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Japonya, Meksika, Brezilya ve daha pek çok ülkeye de yayılmışlardı. Kendilerine 68 kuşağı ya da çiçek çocuklar da deniyordu. Çiçek çocuklar ismini de Scott McKenzie'nin 'San Francisco' adlı şarkısının 'If you're going to San Francisco, be sure to wear some flowers in you hair' dizesinden geldiğine inanılır. </span>
</p>

<p>
	<img alt="scott-mckenzie-cicek-cocuklar.jpg" class="ipsImage" data-ratio="89.68" height="452" style="height:auto;" width="504" data-src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2013/07/scott-mckenzie-cicek-cocuklar.jpg" src="https://www.turkish-media.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Hayat felsefelerini "mutlak retçilik ve sonsuz özgürlük" üzerine kurmuşlardı.Dünya üzerindeki her şeyin insana ve hayvana ait olduğunu savunan apolitik görüşleriyle aslında pasif birer direnişçi sayılırlardı. İlk kez 1965 yılında Amerika'nın Vietnam'a asker göndermesiyle ortaya çıktılar.  savaşın giderek uzaması ve gençlerin zorla askere gönderilmeye çalışılması, <span style="background-color:#ffffff;color:#333333;font-size:14px;">aşırı sol hareketin gelişmesi, Black Panther’ların etkinliği, yüksek gelirli okumuş gençlerin büyük bir bölümünün burjuva değerlerini reddetmeleri, vb. durumlar da hippiliğin başlangıç nedeni olarak sayılabilir.</span> Bu dönemde ayrıca <span style="background-color:#ffffff;color:#222222;font-size:14px;">Dünyaca ünlü boks şampiyonu Muhammed Ali Clay<span> </span></span><span style="background-color:#ffffff;color:#222222;font-size:14px;">bu dönemde basın açıklaması yaparak Vietnam Savaşı'nı kınadığını ve askere gitmeyeceğini söylemiş, bundan dolayı da unvanı elinden alınarak ve 3 yıl süreyle ringlerden uzaklaştırılmıştı. Siyahi devrimci lider Malcolm X öldürülmüş ve <span> </span></span><span style="background-color:#ffffff;color:#222222;font-size:14px;">siyahi birliğinin başına Martin Luther King<span> </span></span><span style="background-color:#ffffff;color:#222222;font-size:14px;">geçerek ünlü söylevi <i>"Bir Hayalim Var"ı </i></span><span style="background-color:#ffffff;color:#222222;font-size:14px;">bu dönemde vermiştir. Son olarak </span>1967 yılında Che Guevera Bolivya dağlarında yakalanarak öldürülmesiyle de hippilik yükseliş devrine geçmiştir. 
</p>

<p>
	<img alt="muhammed-ali-hayati-ve-basari-hikayesi.j" class="ipsImage" data-ratio="56.45" height="350" style="height:auto;" width="620" data-src="http://www.yeniisfikirleri.net/wp-content/uploads/2018/11/muhammed-ali-hayati-ve-basari-hikayesi.jpg" src="https://www.turkish-media.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"> . 
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	<img alt="martin-luther-king-jr-and-malcolm-x-ylli" class="ipsImage" data-ratio="80.00" height="648" style="height:auto;" width="810" data-src="https://i1.wp.com/www.ihistory.co/wp-content/uploads/2015/07/martin-luther-king-jr-and-malcolm-x-ylli-haruni.jpg?fit=810,648" src="https://www.turkish-media.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	<br style="background-color:#ffffff;color:#333333;font-size:14px;">
	<span style="background-color:#ffffff;color:#333333;font-size:14px;">1960’lı yıllarda komünist ve faşist yapılarına karşı, özgürlüğün bireyin içinde olduğunu savunarak oluşan ve sadece bir düşünce tarzıyken birden bir yaşam tarzına dönüşen hippicilik; yedikleriyle, yaşam tarzlarıyla, eylemleriyle, gezi rotalarıyla, müzikleriyle ve en çok da kıyafetleriyle seneler boyunca konuşulmuş ve hala konuşulmaya devam etmektedir. </span>
</p>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">551577</guid><pubDate>Thu, 04 Apr 2019 09:14:30 +0000</pubDate></item><item><title>Memduh &#xDC;n hayat&#x131;n&#x131; kaybetti</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/389852-memduh-un-hayatini-kaybetti/</link><description><![CDATA[
<p><img src="https://www.turkish-media.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png" alt="Memduh-Un-e1373372946635.jpg" data-src="http://www.cumhuriyet.com.tr/thumbs/420x300/Archive/2015/10/16/388979_resource/Memduh-Un-e1373372946635.jpg"></p>
<p> </p>
<p><img src="https://www.turkish-media.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png" alt="timthumb.jpg" data-src="http://www.cumhuriyet.com.tr/thumbs/150x200/Archive/2015/10/16/388979_resource/timthumb.jpg"></p>
<p> </p>
<p><img src="https://www.turkish-media.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png" alt="cats.jpg" data-src="http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2015/10/16/388979_resource/cats.jpg"></p>
<p> </p>
<p>Türk Sineması’nın önemli isimlerinden, 95 yaşındaki yönetmen Memduh Ün Bodrum’da vefat etti.</p>
<p> </p>
<p>Türk sinemasının kilometre taşlarından, usta yönetmen Memduh Ün, Bodrum'da tedavi gördüğü hastanede bu sabah saat 10.15'de yaşamını yitirdi.</p>
<p>Torba Mahallesi'nde ünlü oyuncu hayat arkadaşı Fatma Girik ile yaşayan yönetmen 95 yaşındaki Memduh Ün, geçen yıl 11 Kasım'da aniden fenalaşarak Acıbadem Hastanesi'ne kaldırıldı. Durumu kötüye giden Ün, yoğun bakım servisinde tedaviye alındı. Yaşlılığa bağlı nedenlerden dolayı Memduh Ün, akciğerlerinde sıvı birikmesi, yüksek tansiyon nedeniyle bir süre solunum cihazına bağlı olarak yaşamını sürdürdü. O günden itibaren Girik, Ün'ü bir an olsun yalnız bırakmadı. Her gün hastaneye gelen Girik, doktorlardan bilgi aldı, tedavi sürecini takip etti.</p>
<p>ACI HABER SABAH GELDİ</p>
<p>Hastane yetkililerinin bu sabah Fatma Girik'i arayarak hastaneye davet etti. Yakın arkadaşı Filiz Kalkavan ile hastaneye giden Girik'e doktor gözetiminde acı haber verildi. Büyük üzüntü yaşayan, gözyaşlarına boğulan sanatçının bir odada dinlenmeye çekildiği belirtildi.</p>
<p>Sanatçının aile dostlarından Filiz Kalkavan, "Ne yazık ki doğru, çok üzüntülüyüz. Bu sabah saatlerinde Memduh beyi kaybettik. Onu yaşatmak için doktorlar da Fatma hanım da çok mücadele etti. Ancak ömrü bu kadarmış. Cenaze ile ilgili şu anda kesinleşen bir yer yok" dedi.</p>
<p>TÖREN İSTANBUL MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ’NDE<br><br>Ünlü yönetmenin vasiyeti üzerine Memduh Ün’ün önümüzdeki pazartesi günü İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’nde saat 11.00’de yapılacak törenden sonra tekrar Bodrum’a getirileceği ve salı günü ikindi namazından sonra Torba Mezarlığı’nda defnedileceği öğrenildi.<br><br>Bu arada Memduh Ün’ün cenazesi, saat 12.30’da Bodrum Belediyesi cenaze aracıyla Acıbadem Hastanesi’nden alınarak Konacık Mahallesi’ndeki Bodrum Belediyesine ait morga götürüldü.</p>
<p> </p>
<p>Memduh Ün  kimdir? (14 Mart 1920)</p>
<p>Eski futbolcu, sinema yönetmeni, oyuncu, senarist, yapımcı.</p>
<p>Beşiktaş'ın 1940-41 sezonu şampiyon bitiren kadroda futbolcu olarak görev yapan Memduh Ün futboldan koptuktan sonra Turhan Ün takma adıyla 1947'de sinemada oyuncu olarak yer aldı, 1951'de Arşavir Alyanak'la birlikte Yakut Film adlı bir şirket kurdu. Yönetmenlik deneyimini geliştirince bu kez kendi adına Uğur Film adında bir şirket kurarak çalışmalarını sürdürdü. Oyunculuk, yönetmenlik ve yapımcılığın yanı sıra, film senaryoları da yazdı. Ayrıca bir filmin müziğini, iki filmin de kurgusunu yapmıştır.</p>
<p>Evli olan Ün, Sinema Sanatçısı Fatma Girik'le birlikteydi.</p>
<p>Ödülleri</p>
<p>    1966 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Yönetmen Ödülü, Namusum İçin<br>    1969 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi 3. Film Ödülü, İnsanlar Yaşadıkça<br>    3. Ankara Film Şenliği, 1990, İkinci Film, Bütün Kapılar Kapalıydı<br>    3. Ankara Film Şenliği, 1990, En İyi Kurgu Bütün Kapılar Kapalıydı<br>    27. Antalya Film Şenliği, 1990, Jüri Özel Ödülü<br>    35. Antalya Film Şenliği, 1998, Yaşam Boyu Onur Ödülü<br>    Türk Filmleri Yarışması, 1961, En İyi Yönetmen Kırık Çanaklar</p>
<p> </p>
<p>Oyuncu Olduğu filmler</p>
<p>    Sinema Bir Mucizedir - 2005<br>    Düş Gezginleri - 1992<br>    Gün Ortasında Karanlık - 1990<br>    Vazife Uğruna - 1986<br>    Garip-1986<br>    Kahreden Gençlik - 1985<br>    Dağınık Yatak - 1984<br>    Çarıklı Milyoner - 1983<br>    Yaşamak Seninle Güzel - 1982<br>    Gülsüm Ana - 1982<br>    Zübük - 1980<br>    Orta Direk Şaban<br>    Vah Başımıza Gelenler - 1979<br>    Köşe Kapmaca - 1979<br>    Bekçiler Kralı - 1979<br>    Derdim Dünyadan Büyük - 1978<br>    Cemil Dönüyor - 1977<br>    Yıkılmayan Adam - 1977<br>    Delicesine - 1976<br>    İki Arkadaş - 1976<br>    Feryat - 1972<br>    Umutsuzlar - 1971<br>    İnsanlar Yaşadıkça - 1969<br>    Canın Cehenneme - 1965<br>    Kırık Hayatlar - 1965<br>    İstanbul'un Kızları - 1964<br>    Ayşecik Yavru Melek - 1962<br>    Ölüm Perdesi - 1960<br>    Namus Uğruna - 1960<br>    Ölüm Peşimizde - 1960<br>    Ana Hasreti / Dertli Ana - 1958<br>    Yetim Ömer - 1957<br>    Zeynebin Aşkı / Güllü Fatma - 1957<br>    Ana Hasreti - 1956<br>    Günahkar Baba - 1955<br>    Öp Babanın Elini - 1955<br>    Yetim Yavrular - 1955<br>    Yaban Kız - 1954<br>    Uç Baba Torik - 1953<br>    Aşk Izdırabtır - 1953<br>    Onu Ben Öldürdüm - 1952<br>    Hayat Acıları / Gülnaz - 1951<br>    Karadeniz Postası - 1949<br>    Damga - 1948</p>
<p>Filmleri (Yönetmen)</p>
<p>    Sinema Bir Mucizedir / Büyülü Fener - 2005<br>    Yer Çekimli Aşklar - 1995<br>    Zıkkımın Kökü - 1992<br>    Bütün Kapılar Kapalıydı - 1990<br>    Gün Ortasında Karanlık - 1990<br>    Gönül Dostları - 1987<br>    Garip - 1986<br>    Postacı - 1984<br>    Gülsüm Ana - 1982<br>    Kaçak - 1982<br>    Kanlı Nigar - 1981<br>    Devlet Kuşu - 1980<br>    Cevriyem - 1978<br>    Bir Tanem - 1977<br>    Cellat - 1975<br>    Ağrı Dağı Efsanesi - 1975<br>    Kadınım - 1975<br>    Yaralı - 1973<br>    Gönülden Yaralılar - 1973<br>    Toprak Ana - 1973<br>    Murat İle Nazlı - 1972<br>    Para - 1972<br>    Sezercik Aslan Parçası - 1972<br>    Üç Arkadaş - 1971<br>    Kara Peçe - 1970<br>    Büyük Yemin - 1969<br>    İnsanlar Yaşadıkça - 1969<br>    İlk ve Son - 1968<br>    Vuruldum Bu Kıza - 1968<br>    Zilli Nazife - 1967<br>    Son Gece - 1967<br>    Aslan Yürekli Kabadayı - 1967<br>    Yaprak Dökümü - 1967<br>    Fakir Çocuklar - 1966<br>    Aslan Pençesi - 1966<br>    Altın Çocuk - 1966<br>    Vahşi Sevda - 1966<br>    Namusum İçin - 1965<br>    Yıldız Tepe - 1965<br>    Dağ Başını Duman Almış - 1964<br>    Öp Annemin Elini - 1964<br>    Ağaçlar Ayakta Ölür - 1964<br>    Halk Çocuğu - 1964<br>    Kanun Karşısında - 1964<br>    Kırk Küçük Anne - 1964<br>    Çapkın Kız - 1963<br>    Yavaş Gel Güzelim - 1963<br>    Bire On Vardı - 1963<br>    Kısmetin En Güzeli - 1962<br>    Üç Tekerlekli Bisiklet - 1962<br>    Akasyalar Açarken - 1962<br>    Belalı Torun - 1962<br>    Güneş Doğmasın - 1961<br>    Avare Mustafa - 1961<br>    Boş Yuva - 1961<br>    Mahallenin Sevgilisi - 1960<br>    Ölüm Peşimizde - 1960<br>    Ateşten Damla - 1960<br>    Ayşecik - 1960<br>    Bir Serseri - 1960<br>    Kırık Çanaklar - 1960<br>    Murada Ereceğiz - 1958<br>    Çoban Kızı - 1958<br>    Üç Arkadaş - 1958<br>    Ayşe'nin Çilesi - 1958<br>    Zeynebin Aşkı / Güllü Fatma - 1957<br>    Yetim Ömer - 1957<br>    Zeynep'ın İntikamı - 1956<br>    **** / ***** Dünya - 1956<br>    Ana Hasreti - 1956<br>    Düşman Aşıklar - 1955<br>    Öp Babanın Elini - 1955<br>    Yetim Yavrular - 1955</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">389852</guid><pubDate>Fri, 16 Oct 2015 19:56:12 +0000</pubDate></item><item><title>Sanatsal Kritik / Ele&#x15F;tiri mi, Yoksa Hakaret mi?</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/364432-sanatsal-kritik-elestiri-mi-yoksa-hakaret-mi/</link><description><![CDATA[
<p>Herhangibir dusunce ve davranisin, bir elestiri mi? yoksa bir hakaret mi olarak algilanacagi bu en son yasanan C.Hebdo karikaturleri ve sonrasi gelen katliamlarla tekrar guncellik kazanmistir.</p>
<p> </p>
<p>En basta elestirinin kisinin kendi uzerinde yapabilmesi yani oz elestiri yonu vardir.</p>
<p> </p>
<p>Hakaret ise bir kisinin tamamen baska bir kisiye yonelik ifadesi ya da davranisidir.</p>
<p> </p>
<p>Once kavramlarin bilinen anlam ve iceriklerine bakalim.</p>
<p> </p>
<p>Elestiri- Bir insanın, bir eserin, bir konunun doğru ve yanlış yanlarını bulunması amacıyla incelenmesi işi, tenkit</p>
<p>muaheze, kritik</p>
<p>Özellikle bilginin temellerini ve doğruluk durumunu inceleme, sınama, yargılama</p>
<p>Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü, tenkit, kritik.</p>
<p> </p>
<p>Burada bir sey cok onemlidir.</p>
<p> </p>
<p>Sanat icerikli, yani yazi, siir, muzik, resim, heykel, karikatur ve benzeri sanat etkinlikleri ile dile gelen elestiriyi cok iyi algilamak gerekir.</p>
<p> </p>
<p>Basta ortaya sanat eseri ile bir elestiri ya da kritik koyabilmek, bilgi algi bilinc ve farkindalik gerektirir.</p>
<p> </p>
<p>Buradaki "dogruluk/yanlislik" tabi ki sanat eserini ortaya koyan ve ortaya konmus sanat eserini algilayan acisindan goreceli ve degisken olabilir.</p>
<p> </p>
<p>Yalniz elestiri ya da kritik te bazi onemli noktalar vardir.</p>
<p> </p>
<p>Her seyden oince evrensel hukuk insan haklari ve ozgurlukleri acisindan, direk olarak bir kisiye ya da kitlesellesmis bir degere yonelik olmamasi ve de ortada aciklayici dusundurucu sorgulatici bir icerigi olmasi gerekir.</p>
<p> </p>
<p>Tabi ki buradaki bir ana sorun da, kisinin sadece kendisine yonelik degil, degerlerine yonelik her turlu onun algisindaki olumsuz elestiriyi sanki kendi kisiligine gibi algilamaktir.</p>
<p> </p>
<p>Burada dil uslubu olarak elestiri temelinde direk bir yonelis olmamali, sadece konu ve kavram kimseye mal edilmeden ve yonlendirilmeden ortaya konulmalidir.</p>
<p> </p>
<p>Elestiriyi daha bir detaylandirmadan once, hakaretin ne olduguna bakalim.</p>
<p> </p>
<p>Hakaret- Küçüklük. İtibarsızlık. Hor ve hakir görmek. Küçümseme. Küçük görme. Tâzimsizlik, Mehane, kakanç, taşlama</p>
<p>Onur kırma, onura dokunma, küçültücü söz veya davranış</p>
<p>Kisaca bir kisiyi ya da bir kitleye mal olmus degeri asagilamak.</p>
<p> </p>
<p><abbr title="Türkiye Cumhuriyeti Karayolları">TCK</abbr>. MADDE 125</p>
<p> </p>
<p>5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125</p>
<p> </p>
<p>Hakaret<br>(1) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,</p>
<p>(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi</p>
<p>(3) Hakaret suçunun;</p>
<p>a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,</p>
<p>Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,</p>
<p>c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,</p>
<p>İşlenmesi halinde</p>
<p> </p>
<p>2- KANUNLAR</p>
<p> </p>
<p>a- Türk Ceza Kanunu (5237 sayılı)</p>
<p> </p>
<p>2005 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile ayrımcılıkla ilgili bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bunların başında ise kanunun uygulanması sırasında ayrımcılığın yasaklanmasıdır. 3. maddenin 2. fıkrasında:</p>
<p> </p>
<p>“Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz.” denilmektedir.</p>
<p>Ceza Kanunu’nun bir diğer düzenlemesi ise ayrımcılığı başlı başına bir suç haline getirmesidir. Madde metni biraz karışık ve kapsamı dar olsa da geçmişe nazaran oldukça ileri bir düzenlemeyi yansıtmaktadır. Ancak madde içeriğine bakıldığında maddenin pratikte kullanılması çok mümkün gözükmemektedir. Yine de Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü 122. madde ile ilgili istatistik toplamaya başlamıştır. 2006 ve 2007 yıllarında bu madde yalnızca bir kez gündeme gelmiştir.</p>
<p> </p>
<p>“Ayırımcılık</p>
<p>Madde 122- Kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, özürlülük, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yaparak;</p>
<p>a) Bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya bir hizmetin icrasını veya hizmetten yararlanılmasını engelleyen veya kişinin işe alınmasını veya alınmamasını yukarıda sayılan hallerden birine bağlayan</p>
<p> </p>
<p>Besin maddelerini vermeyen veya kamuya arz edilmiş bir hizmeti yapmayı reddeden,</p>
<p>c) Kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen,</p>
<p> </p>
<p>Nefret söylemi bağlamında değerlendirilebilecek bir maddeye de bu konuda toplumda oluşabilecek kin ve düşmanlığın önüne geçmek için <abbr title="Türkiye Cumhuriyeti Karayolları">TCK</abbr>’da yer verilmiştir. <abbr title="Türkiye Cumhuriyeti Karayolları">TCK</abbr>’nın 216. maddesine göre, ırkçı veya başka biçimde ortaya çıkabilecek çeşitli hakaret içeren veya şiddete yönelik, ifade ve hareketleri kamu düzeni için tehlike doğurduğu veya açık ve mevcut bir tehlikenin ortaya çıktığı durumlarda cezalandırmaktadır. Bu maddenin eski düzenlemesi genellikle düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlama amaçlı kullanılmışsa da özellikle maddenin 2. fıkrası farklı etnik kökene ya da din veya inanca sahip toplumsal grupları yoğun olarak hedef alan söylemler için de kullanılabilmesi mümkündür ve bu amaçla olumlu bir düzenleme olarak kabul edilebilir.</p>
<p> </p>
<p>“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama</p>
<p>Madde 216-</p>
<p>(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması</p>
<p> </p>
<p>(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi,</p>
<p> </p>
<p>(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, ”</p>
<p> </p>
<p>Goruldugu uzere hakaretin iki yonu var, birincisi; kisiye direk yonelik ya da kisinin degerine direk yonelik</p>
<p> </p>
<p>Ikicisi de; Sosyal olarak belirli bir degeri sahiplenmis halka yonelik nefret kin ve tahrik edici soylemler.</p>
<p> </p>
<p>Simdi elestiri ile hakaret arasindaki farklara bakalim.</p>
<p> </p>
<p>Elestiri- Burada soylenen ya da yazan haber, yalan haberdir. Cunku.....</p>
<p> </p>
<p>Bu dusunce ve davranis sekli psikolojide sapiklik olarak aciklanir, cunku.....</p>
<p> </p>
<p>Hakaret- sen/bu gazete yalancidir.</p>
<p> </p>
<p>Sen bir sapiksin.</p>
<p> </p>
<p>A sahsi sapiktir.</p>
<p> </p>
<p>A sahsi yalancidir</p>
<p> </p>
<p>A dini/inanci/milliyeti v.s. sapik bir dindir.</p>
<p> </p>
<p>Kisaca dilde mevcut olan bir kavramin bir elestiri olarak kullanilmasi ile, bu kavramin bir kisiye/degere ya da kitleye mal olmus bir degere yonelik hakaret olarak kullanilmasi ya da bu kavramin kullaniminin deger bazinda bir ayrimcilik olmasi ve bu ayrimciliga maruz kalan sosyal topluma yonelik kin, nefret soylemi olmasi ya da dusmanliga alenen tahrik edici olmasi farkli seylerdir.</p>
<p> </p>
<p>Iste burada yine bu farki ortaya koyacak olan elestiri ya da kritize etme icerikli bir hak ve ozgurluk kullanimi mi, yoksa; hakaret, kin ve nefret dusmanliga tahrik edici olarak hak ve ozgurluk ihlali mi oldugudur.</p>
<p> </p>
<p>Tabi burada kavrama ya da konuya politik cikar olarak bakmak, zaten adil olmayacaktir.</p>
<p>Burada adilligi saglayacak olan kavrama kullanimina etik olarak bakmak ve "bu soylem v.s. bir hak ve ozgurlugun dile gelisi mi, yoksa baskasinin hak ve ozgurlugunu ihlal mi?" olarak ve de bakanin hic bir tarafin tarafinda olmamasi soz konusudur.</p>
<p> </p>
<p>Herhangi bir dine inanca ya da o dine ait degerlere yonelik bir kritik ve elestiri de sanatin hangi dali ile olursa olsun, bir hak ve ozgurluk ihlali olmadigi gibi, aksine; hak ve ozgurlugun dile gelimi vardir.</p>
<p> </p>
<p>Herhangibir dine, inanca ya da o dine ait bir degerlere yonelik bir hakaret, ya da kin/nefret soylemi olmasi ayrimcilik yapilmasi ve bu soylemin muhatabi olan sosyal toplumu dusmanliga tahrik edici olmasi ise hak ve ozgurluk olmadigi gibi, aksine; hak ve ozgurluk ihlalidir.</p>
<p> </p>
<p>Dedigim gibi fark tamamen adil insani esit hak ve ozgurluk baglamindaki taraf olmadan konuya bakis acisinda yatar.</p>
<p> </p>
<p>Yoksa bir seyin hak ve ozgurluk kullan imi mi, yoksa hak ve ozgurluk ihlali mi oldugu politik cikar olarak sadece taraflilik icerir. Bu da zaten basta hak ve ozgurluk ayrimciligi demektir.</p>
<p> </p>
<p>Iste politikanin ideolojik inancsal izmsel tarafindan bakis ile, etigin ayrimsiz, adil esit ve insani yonden bakis farki da budur.</p>
<p> </p>
<p>Sonucta degerler ile ilgili her turlu yasak, sadece o degeri one cikaran sosyal toplumu baglar.</p>
<p> </p>
<p>Elestiri ve hakaret ise evrensel hukukun insan haklari hak ve ozgurlukleri ile belirlenir.</p>
<p> </p>
<p>Bugun tum tarafli ideolojik inancsal izmsel yayinlar sadece kendi tarafindan baktiklarindan, kendinden olmayanlar ile ilgili her turlu aciklamalarinda aslinda hakaret mi yoksa elestirimi yapmaktadirlar?</p>
<p> </p>
<p>Yani hak ve ozgurluklerini mi kullanmakta, yoksa baskasinin hak ve ozgurlugunu mu ihlal etmektedirler.</p>
<p> </p>
<p>Mesela tum dini rehber olan kitaplara ya da soylemlere aciklamalara v.s. bu temelde etik olarak bakmak gerekir.</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">364432</guid><pubDate>Fri, 16 Jan 2015 15:32:48 +0000</pubDate></item><item><title>Nazim Hikmet 111 Yasinda.</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/294744-nazim-hikmet-111-yasinda/</link><description><![CDATA[
<p>Dun N.Hikmet'in dogum gunuydu. Dunyaca unlu sairimiz ulkesine hasret vefat etti. Kimdi bunun sorumlusu?</p>
<p> </p>
<p>Gerci bu bizim toplumumuzun bir ozelligi dunyaca unlu beyinlerimizesahip cikamamak ve ulkeden kacirmak ya da iceri atmak.  </p>
<p> </p>
<p>Ataturk devrinde, kendisine kominist, sosyalist v.s. diyenler ve tarih ile yuzlesmek isteyenler adina N.Hikmet'e yasatilan her turlu insanlikdisi muamele  tarihimizin bir yuz karasidir.</p>
<p> </p>
<p>Bugun bakiyorum da, eski komunistler, sosyalistler v.s. bir yerde ya Ataturk ve ulusalcilar tarafinda yer almakta, ya da liberal etiketiyle <abbr title="1. Ak Parti  2. Adalet ve Kalkınma Partisi">AKP</abbr> yaninda yer almaktadir.</p>
<p> </p>
<p>Bugunun durumu da her nasilsa N.Hikmet ve onun gibi poitik gorusu olanlara ulusalcilar ve Ataturk'te birlesenler "sahip" cikmaktadir.</p>
<p> </p>
<p>Peki bu sahip cikanlar; Ataturk'un devrinde sosyalist, komunist goruslu kisilerle gecinememesini ve hatta onlarin gordugu her turlu insanlik disi muameleye sessiz kalmasini nasil acikliyorlar?</p>
<p> </p>
<p>Bakin, N.Hikmetin yargilanmalari.</p>
<p> </p>
<p><strong>Davaları</strong></p>
<ul>
<li>1925 Ankara İstiklal Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1938 Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası<br>
</li>
<li>1938 Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası<br>
</li>
</ul>
<p></p>
<p>Hepsi de TC ve Ataturk doneminde. Gerekce;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.</p>
<p>Nedir bu gerekce, kimin elinde bu gerekce ile ilgili nasil birdelil var. Bu da ergenekon tertibi gibi bir tertip olmasin.</p>
<p>1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı.</p>
<p>1950'de iktidar kimde, Ataturkculerde mi-<abbr title="Cumhuriyet Halk Partisi">CHP</abbr> yoksa Menderes'te mi? 48 yasinda bir kisi curuge ciktigi halde, nasil askere cagrilir. Neden ve kimler tarafindan oldurulmek istenir?</p>
<p> Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.</p>
<p> Burada onun che tipi bir savasim vermisligi var. Neden bu savasimi ulkesinde veremedi?</p>
<p> 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihine gelindiğinde ise, Nazım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde hayata gözlerini yumdu. 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye vatandaşlığı iade edildi. 2009'a kadar devletin, hukumetlerin akli neredeydi?</p>
<p> </p>
<p> Simdi birileri bana, Ataturkculerin, kemalistlerin, ulusalcilarin v.s. neden N.Hikmete Ataturk'te birleserek "sahip cikmak" istediklerini, nasil aciklayabilir?</p>
<p> Ataturk'u ve onda birlesenleri nasil "sosyalizm/komunizm yanlisi" ilan edebilir.</p>
<p> Asil soru, bir zamanin solcu adi altindaki sosyalistleri komunistleri; nasil ve neden bugun ulusalci Ataturkcu olabilir?</p>
<p> Evet kim ve nasil N.Hikmetin Ataturk doneminde suclanmasini ve Ataturk ile sosyalizmi/komunizmi birlestirebilmeyi izah edebilir?</p>
<p> Aslinda butun bunlar kendisine aydin, elit, devrimci, ilerici v.s. diyenlerin dedikleri bilincte olmadiklarini ve aslinda kendilerinin de ne olduklarini kendilerinin bilmediklerini ve bukalemun gibi tarihin donemlerinde saf degistirdiklerini; en acisi bu anlamdaki mucadelenin bir "moda/gosteris" oldugunu dusunmektedirler.</p>
<p> Yoksa elde edilmis bir mucadele bilinci bu kadar kabuk degistirmez.</p>
<p> Ya da sirf birseyleri savunu adina tum tarih red edilmekte ya da unutulup yeniden yazilmaktadir.</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">294744</guid><pubDate>Wed, 16 Jan 2013 01:22:38 +0000</pubDate></item><item><title>Sanat Ve Taklit</title><link>https://www.turkish-media.com/forum/topic/185697-sanat-ve-taklit/</link><description><![CDATA[
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>SANAT VE TAKLİT</em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>Dört neden (ya da ilke) ile Aristo, doğaya ait şeyler ve kültüre ait şeyler arasında bir ayrım yapmaya muktedir olur. Bu dört nedeni de kendi içinde bulunduran şeyler (tözler), hareket eden (etken) neden ve ereksel neden dahil olmak üzere, doğaya ait şeylerdir. Buna standart bir örnek, tohumdur; buna göre tohum, normal gelişim şartları altında büyüyerek sürece ne etken neden ne de bir amaç kazandıran insanın eli değmeksizin büyüyüp olması gereken bitki olacaktır. Öte yandan, değişime uğrama doğrultusunda hem etken neden hem de ereksel neden bakımından insanın işe karışmasını gerektiren şeyler kültüre aittir. Buna standart bir örnek ise, vazoya dönüşen bir parça topraktır. </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"> </span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>Kültüre ait şeyler insanın yaratıcı eylemleriyle ilgilidir. Bu tür eylemler iki çeşit olabilir. Doğa tarafından temin edemeyeceğimiz fakat insanlar için yararlı olan bir şeyi elde etmekten bahsedebiliriz, araç üretiminde olduğu gibi. Ya da doğayı taklit etmekten bahsedebiliriz; safkan bir at resmi gibi doğal olarak bulunan bir şeyi taklit etmek, yani yararlı olmaksızın keyif veren bir sanat yapıtı vücuda getirmek. Tüm bu eylem türleri sanat sözcüğünün Yunanca karşılığınca kapsanır: Techne. Fakat bugün sanattan anladığımız şeye tekabül eden ikincisidir. İkinci anlamda sanat, Aristo'ya göre, iki şeyle nitelendirilir. Kopya etmekle ya da taklit ile ilgilidir ve yararlılığından bağımsız olarak keyif veren şeyin bizatihi kendisiyle ilgilidir. Yararlı olan şey bir başka şey için iyidir ve bu “başka şey” kendi içinde iyidir. Bununla birlikte, sanat öncelikli olarak kendi içinde iyi olan bir şeyi temsil eder. Aristo'ya göre, sanatın özü kendi içinde keyif veren bir kopyadır.</em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>Sanatın kopyalama (ya da taklit) olduğu yönündeki temel fikir Platon'un bir mirasıdır. Fakat Aristo idealar teorisini yeniden yorumladığı için bir taklit (ve biliş) olarak sanat görüşünü de Platon'dan farklı değerlendirir. Aristo'ya göre “formlar” tikel şeylerin içindedir. Öyleyse, algılanabilir şeyler Platon'da olduğundan (formlarla ilişkili olarak) daha üst bir konuma sahiptir. Algılanabilen şeylerin kopyalanması anlamında sanat şu halde Aristo'da Platon'dakinden daha değerlidir. Aynı zamanda Aristo topluma rehberlik etmek ve erdemli bir yaşam sürmek için gerekli olan idrake ilişkin demokratik görüşe sahiptir. Sonuç olarak Aristo, çeşitli sanat formlarına dair daha olumlu (bilişsel ve siyasi) değerlendirmeler yapmaktadır.</em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>Aristo'nun analitik seziş yeteneği, Platon'dan daha fazladır. Örnek olarak Aristo, theoria (metafizik, matematik, doğa felsefesi), praxis (ahlak felsefesi, siyaset) ve poiesis'i (amacı bizatihi kendisinden ayrı olan eylemler [bkz. techne]) birbirinden ayırır. Farklı faaliyetler büyük oranda birbirinden ayrılır. Bu her faaliyet için daha fazla "kendini belirlemeye" (kendi öncülleri üzerinde) izin verir. Mesela estetik, Platon'da olduğundan daha geniş ölçüde öncelikli olarak estetik bilimi olarak telakki edilebilir. Kopyalama olarak sanat görüşü insanların öğrenme ve algılamada doğaları gereği keyif almayı öğrenme ve yaşama arzusuna sahip oldukları fikriyle bağlantılıdır. Estetik Yunanca'da "algılamak" anlatına gelen aisthanesthai sözcüğünden gelir. Gerçeğin taklidi eşyayı özel bir şekilde algılamayı öğretir. Diyelim ki, bir şeyin yeni yanlarını görürüz ya da daha önceden gördüğümüz bir şeyi yeni bir biçimde görürüz veya evvelden görmüş ve yaşamış olduğumuz bir şeyin farkına varırız. Estetik algılama bu deneyimin bizatihi kendisinin iyi olması (ve sadece başka bir şey için yararlı olmaması) anlamında hem "üretici" (sanatçı) hem de "tüketici" (sanatı tecrübe eden kişi) için keyifli bir durumdur. Fakat sanatçılar sadece gerçekten var olan bir şeyi taklit etmeye ihtiyaç hissetmezler. Olması ve olmaması gereken şeyleri de taklit edebilirler. Bir şairi ele alırsak, iyi ve kötü kişileri, kahramanları ve suçluları ortaya serebilir. Sonuç olarak Aristo'da da, estetikten ahlak felsefesine bir geçiş mevcuttur. Aristo için sanatın işlevi aynı zamanda ahlakî bir işlevdir de: arındırabilir ya da temizleyebilir. En derinde, sanatın işlevi catharsis'tir, arıtmak ve temizlemek.</em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>Catharsis olarak sanat fikri, Yunan kültüründe saklı olan ahenk fikri ile bağlantılıdır: Evren ya da cosmos (kozmetik sözcüğümüzün kökü), özünde ahenkli ve bu nedenle de güzeldir. Çirkin ve kötü olan, ahenksizdir ve denge dışıdır. Şu halde hastalık farklı vücut sıvılarında meydana gelen dengesizlik olarak anlaşılır. Eğer vücudumuzda çok fazla kan varsa (sanguis) iyimser oluruz. Eğer vücudumuzda çok fazla balgam (phlegmd) bulunursa soğukkanlı oluruz. Çok fazla saframız (chole) olursa asabi oluruz. Eğer çok fazla siyah saframız olursa (melaina chole) melankolik oluruz. Kan alıp vermek şu halde uygun bir tedavi yoludur. Doğanın düzenini ve dengesini bozmaya teşebbüs etmek tanrıların cezalandıracağı türden bir küstahlığı (hubris) temsil etmektedir, iyi bir toplum kendiyle uyum içinde olandır; kendi kendine yeterlidir ve kendi kendini yönetir. Kısaca, doğa tarafından kurulu olan sınırlar içerisinde varlığını sürdürür. İyi yaşam, sahip olduğumuz yeteneklerin uyumlu bir biçimde gerçekleşmesidir. Böylece erdemli oluruz. Potansiyelimizi iyi dengelenmiş bir biçimde gerçekleştirmeliyiz, işte tam da bu yüzden diğerlerinin ziyanına neden olacak ya da doğal yeteneklerimizin ve potansiyelimizin ötesine geçecek şekilde bazı yönlerimizi geliştirmek veya doğa tarafından bahşedilen nimetleri suiistimal etmek gibi aşırılıklardan kaçınmalıyız. Buradaki ekolojik imalar oldukça açıktır. Üssel büyüme fikri tahripkâr çılgınlığın birincil örneği olabilir.</em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>Aristo, bu görüşlere uygun olarak sanata ruhsal dengeyi yeniden kurma işlevi biçer. Müzik ve tiyatroda olduğu gibi sanat yapıtlarını yaşayarak ahenk ve barışı yeniden tesis edebilir ve en nihayetinde zihinlerimizi asilleştirebiliriz. Burada iki yorumdan bahsedelim:</em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>1- Sanat "enerjiyi dışa verebilme" bağlamında catharsistir. Kahramanları, canileri ve muhteşem duygularıyla bir dramı yaşayarak bastırılmış tutkular ve kontrol edilemeyen hislerimiz için bir çıkış bulabiliriz; böylece iç uyumumuza yeniden kavuşabilir ve "altın ortalama" idealiyle yaşamaya tekrar başlayabiliriz. Bu, sıvılar teorisine dayanan ve tıbbî tedavi ile paralellik halinde olan iyileştirici tefsirdir: Büyük ve yoğun duyguları aşırı bir biçimde hissedenler sanat üzerinden serbestliğe kavuşabilir ve böylece bir nevi ruhsal olarak kan vermiş olurlar. Ve hisleri fazlasıyla narin olanlar ılımlı dozda duyguyla doldurulabilirler.</em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>2- Sanat insanoğlu olarak bizim sanatla muhataplığımız üzerinden arınmamız ve eğitilmemiz anlamında catharsis'tir. Demek ki asıl mesele bizim belli duygulardan (ruhsal kan vermede olduğu gibi) kurtulmamız değil, deneyimlerimiz vasıtasıyla zihnimizi asilleştirmemizdir. Sıradanın ötesinde kişisel büyümeyi arzularız.</em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>Aristo'ya göre sanat, sanat yapıtını tecrübe eden kişi için, kendi içinde iyidir (ya da amaçtır). Yaratma süreci, sanatçı için de kendi içinde iyi olabilir; fakat aynı zamanda yaratma sürecinin gayesi bir ürün, sanat yapıtı elde etmektir. Öyleyse, yaratma süreci, sürecin bizatihi kendisinin dışında yatan bir amaç tarafından belirlenmektedir. Bu bağlamda Aristo’nun hitabete bir sesini duyurma aracı olarak muamele etmesinden bahsetmek doğaldır. Bu noktada sanatın geneline ilişkin olduğu gibi: Aristo Platon’dan daha olumlu bir tavı sergiler. Aristo’ya göre hitabetin genel tartışmalarda yeri vardır.</em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:14px;"><strong><em>Saygılar...</em></strong></span></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">185697</guid><pubDate>Tue, 08 Dec 2009 23:33:15 +0000</pubDate></item></channel></rss>
