İçeriğe atla


y.yılmaz

Katılım: 22 Oca 2010
Çevrimdışı Son Giriş: 12 Oca 2012 23:27
****-

Başlıklarım

Türkiye nin dizginleri kimin elinde?

12 Ocak 2012 - 15:04

Alıntı

Türkiye'nin dizginleri kimin elinde?

ABD'de yayımlanan dış politika ve siyaset dergisi Foreign Policy'den tutuklamalar ve Türkiye demokrasisi üzerine bir analiz...




FOREIGN POLICY, AHMET ŞIK VE GÜLEN CEMAATİNİ YAZDI:
"Türkiye'nin dizginleri Pensilvanya'daki gizli mollaların elinde mi? Eğer öyle değilse, niçin iktidar tek bir araştırmacı gazeteciyi susturmakta bu kadar ısrarcı davranıyor?"

ABD'de yayımlanan dış politika ve siyaset dergisi Foreign Policy'de çıkan Justin Vela imzalı makalede Türkiye'nin katettiği önemli mesafenin, son 2 yılda yerini baskıya bıraktığı ileri sürüldü. Gülen Cemaatine ilişkin değerlendirmelere yer verilen makalede, kitabı nedeniyle tutuklu bulunan Ahmet Şık'ın durumunun anlatıldığı "Derin devletin parmaklıkları ardında" başlıklı makalede, "Türkiye'nin dizginleri Pensilvanya'daki gizli mollaların elinde mi? Eğer öyle değilse, niçin iktidar tek bir araştırmacı gazeteciyi susturmakta bu kadar ısrarcı davranıyor?" denildi.

Türkiye'nin son yıllarda önemli bir mesafe katettiği anlatılan makalede, artan baskı ortamına işaret edilerek, "Türk vatandaşları, demokrasilerinin geçirdiği evrimi fısıltıyla tartışsalar iyi ederler. Son yıllarda önemli mesafe kateden Türkiye'de, ülkenin yeni rotası yüksek sesle dillendirilmiyor" deniliyor.

"İddialar ilk günkü absürtlüklerini koruyor"

Son 2 yılda hükümeti eleştiren binlerce kişinin şafak baskınlarıyla tutuklandıkları belirtilen yazıda, Ahmet Şık'ın durumu anlatıldı. 5 Ocak'taki Odatv duruşmasında Ahmet Şık'ın yaptığı savunmaya yer verilen yazıda şunlar anlatıldı:

"Şık ifadesinde, telefon görüşmesi tutanakları, gazetelerde basılmış makaleler ve henüz tamamlamadığı, İslamcı Fethullah Gülen hareketinin Türkiye devleti içindeki yaygın nüfuzunu ortaya koyan İmam'ın Ordusu kitabının taslaklarından oluşan delilleri ciddiye almadığını ifade etti. Şık savunmasında, 'Bugün adaletten ve hukuktan yoksun, bozulmuş ve tahrip edilmiş dökümanlarla yürütülen, politik bir yargılama sebebiyle buradayım' diye konuştu. Şık'ın aleyhindeki iddialar, ilk günkü absürtlüklerini koruyor. Şık, profesyonel yaşamının önemli bir kısmını Ergenekon'un temsil ettiği yapıları ve bu yapıların yol açtığı insan hakkı ihlallerini araştırmaya vakfetmişti."

"Cemaat Türkiye'yi daha baskıcı bir noktaya götürüyor"

Ahmet Şık'ın gördüğü baskının analiz edildiği yazıda şunlar söylendi:

"Şık'ın üzerine giden silahlı kuvvetler değil, derin devletin başka bir ayağı. İmam'ın Ordusu kitabı, Fethullah Gülen'in yükselişini, yaşı ilerlemiş din adamının kendini sürgün ettiği Pensilvanya'dan, 140 ülkedeki binlerce okulu kapsayan muazzam ağı kuruşunu anlatıyordu. Dinlerarası diyalog çağrısı yapan ve dersliklerinde hem dinin hem de bilimin öğretilmesini savunan Gülen'in destekçileri, cemaatin eğitime katkıda bulunmak ve Türkiye ile dünyanın geri kalanında kamu hizmeti yapmaktan başka bir amaçları olmadığını ileri sürüyorlar. Ancak Gülen cemaatinin gerçek etki alanını hesap etmek oldukça zor; Foreign Policy tarafından 2008'de yapılan yılın entelektüeli oylamasına Gülen destekçileri hücum etmiş, yarım milyon kişinin oy kullandığı yarışmada ilk sırayı Gülen almıştı. Ancak Gülen, 'Cemaat' adıyla bilinen destekçilerini yalnızca internetteki oylamalara etki etmek için kullanmıyor. Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin seçmen tabanın önemli kısmını oluşturan Cemaat mensupları, kendilerini Türkiye'deki bürokrasi, emniyet ve yargı teşkilatlarının da en üst makamlarında konumlandırmayı başardılar. Ve Şık örneğinde de görüldüğü gibi, yarattıkları etki Türkiye'yi daha baskıcı, özgürlüklüklerin kısıtlandığı bir noktaya doğru götürüyor."

"Tutuklamaktaki hedefledikleri başarısızlığa dönüştü"

Ahmet Şık'ın "Türkiye'de derin devlete hala dokunulmadığı, yalnızca derin devletin sahiplerinin değiştiği" şeklindeki görüşlerine de yer verilen makalede, "Eğer hükümet, Şık'ı tutuklayarak yaptığı araştırmaları önlemeyi hedeflediyse, bu hedefin acınacak bir başarısızlığa dönüştüğünü söylemeliyiz. Şık'ın yasaklanan kitabı, büyük ihtimalle taslağı bulunduran arkadaşları tarafından, internete dağıtıldı. Sonrasındaysa, bir grup gazeteci ve entelektüelin imzasıyla, Şık'ın evindeki bilgisayarda ele geçmesinin ardından polis tutanaklarına yansıyan 000 Kitap adıyla yayınlandı. Kitap, İstanbul'un merkezinde yer alan İstiklal Caddesi'ndeki ve havaalanındaki kitabevlerinin vitrinlerinde, en dikkat çeken noktalarda sergileniyor" denildi.

Fethullah Gülen cemaatine ilişkin değerlendirmelere de yer verilen makalede şunlar anlatıldı:

"Ilımlı İslam çağrısında bulunan Gülen'e yöneltilen eleştiriler dindarlık ekseninden ziyade, hareketin şeffaf olmadığı noktasında yoğunlaşıyor. Gülen grubunun, kağıt üstünde laik olan hükümet ve toplum üzerinde önemli bir etkisi olduğu biliniyor, AKP'nin cemaatle olan ilişkisini AKP'li milletvekilleri de doğruluyorlar. Gülen hareketinin büyüklüğü ve toplum üzerindeki etkisi tam olarak kestirilemezken, Zaman Gazetesi ve Samanyolu Yayın Grubu gibi basın organlarıyla yakın ilişkilerinin yanı sıra, Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) gibi yapıların harekete bağlılığı, cemaatin son derece organize ve iyi finanse edilen bir ağ kurduğunu gösteriyor."

"Türkiye yıllardır karşılaşmadığı bir prestij kaybı yaşıyor"

Makalede, yapılan toplu tutuklamaların, Türkiye'ye yıllardır karşılaşmadığı bir prestij kaybı yaşattığı vurgulayan Justin Vela, "Özellikle Ahmet Şık'ın da sanıkları arasında olduğu dava, çoğunlukla başarılarla anılabilecek bir on yılın üzerinde çirkin, kara bir leke olarak duruyor. AK Parti 2002'de iktidara geldiğinden bu yana, yarattığı siyasal istikrar ortamı, bir zamanlar tüm gücü elinde bulunduran orduyu dizginlemesi ve Türkiye'yi G20 ülkeleri arasında Çin'den sonra ikinciliğe yerleştiren ekonomik büyüme sayesinde takdir topladı. Ancak artan baskı ve kısıtlamalar, Türkiye'nin ifade özgürlüğündeki altın çağının bittiğine işaret ediyor" diye yazdı.

"Ya biat edecek, ya sessiz kalacak ya da tutuklanacaksınız"

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün İstanbul'daki araştırmacılarınan Emma Sinclair-Webb'in verdiği bilgilerin de aktarıldığı makalede, Gülen cemaati ile AK Parti arasında muhtemel bir ayrılık yaşanacağına dair görüşler yer aldı.


Vela makalesini Ahmet Şık'ın mahkemedeki savunmasını bitirdiği, "Ya biat edecek, ya sessiz kalacak, ya da tutuklanacaksınız. Evet, işte, Türkiye'de iktidarda olan yeni güç bu" sözleriyle bitirdi.

Gazetevatan.com/ 12.01.2012 14:18

Muhtemelen bu yazıyı yazan da ABD den istenecek ve silahlı terör örgütü üyesi olmak suçuyla Silivri ye gönderilecektir.

Yiğit Bulut görevden alındı...

03 Ocak 2012 - 18:03

Alıntı

Yiğit Bulut görevden alındı

Habertürk Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut'un görevine son verildi. Twitter'da bir anda Türkiye hatta dünya genelinde en çok konuşulan başlık haline gelen kovulma olayıyla ilgili Mehmet Ali Birand'ın yazdıkları da dikkat çekti: Vah..! Vah..! Vah..! Ne üzüldüm, ne üzüldüm!


Gönderilen Resim

Ciner Grubu'nda sürpriz gelişme. Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut, kanaldaki görevinden alındı. Gelişme grubun ikinci adamı Kenan Tekdağ tarafından çalışanlara e-posta ile bildirildi. Tekdağ gönderdiği e-postada, Ciner Grubu'nun 2012'de yeni bir yapılanma içine gireceği ve bu çerçevede Yiğit Bulut ile yolların ayrıldığını duyurdu. Bulut'un Habertürk gazetesindeki yazılarına devam edip etmeyeceği ise henüz belli değil.

Alıntı


Ciner Medya Grup Başkanlığı'ndan açıklama:
Grubumuz İcra Kurulunda alınan karar gereğince, 2012 yılından itibaren Haberturk Televizyonumuzda yeni bir organizasyon modeli uygulamaya konulacağından, Haberturk Televizyonumuzda Genel Yayın Yönetmenliği kadrosu kaldırılmış bulunmaktadır.

Bu sebeple, Televizyonumuzda 2 yıldan beri Genel Yayın Yönetmenliği görevini başarıyla yürütmekte olan değerli arkadaşımız Sn. Yiğit Bulut’a yürüttüğü çalışmalar için teşekkür eder, bundan sonraki iş ve görevlerinde başarılar dilerim.

Haberturk Televizyonumuzdaki yeni görev tanımları bilahare tarafımdan ayrıca duyurulacaktır. Bütün arkadaşlarıma çalışmalarında başarılar dilerim.

Mehmet Kenan Tekdağ



Gazetevatan.com/ 15.44



Muhaliflerin görevden alınması doğal da, nasıl diyelim tam destek veren medya mensuplarının görevden alınması pek alışık olmadığımız bir olay. Bu kişisel bir hesap değilse ben başka bir neden göremiyorum. Sizler ne diyorsunuz bakalım...

İsrail Gazetesi nden flaş iddia

21 Haziran 2011 - 14:58

Alıntı

İsrail gazetesinden flaş iddia!

Haaretz gazetesinde Barak David imzasıyla yayımlanan haberde, İsrailli yetkililerin iki ülke arasında 2 yıldan fazla süredir devam eden diplomatik gerginliği aşmak adına Türk mevkidaşlarıyla gizli görüşmeler yaptığı öne sürüldü.

İsrail yönetiminden üst düzey bir yetkilinin verdiği bilgiye dayandırılan haberde, görüşmelere ABD’nin de destek verdiği ifade edildi.

Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kaynak ve ABD’li bir yetkili görüşmelerin yapıldığını doğruladı. Ancak, İsrail Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı bu konuda bir açıklama yapmayı reddetti.

Görüşmelerin Başbakan Binyamin Netanyahu’yu temsil eden İsrailli bir yetkiliyle, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu arasında gerçekleştiği verilen bilgiler arasında.
.
.
.
Gazetevatan.com/ 21.06.2011/ 10.18

İşin içinde ABD var, ölen öldü kalan sağlar bizimdir. Şimdi AKP ye 'one minute' diyecek insanlar aranıyor, bakalım bulunacak mı?

ÖSYM şifreyi itiraf etti..!

13 Nisan 2011 - 14:26

Alıntı

ÖSYM şifreyi itiraf etti!

ÖSYM, YGS'deki şifreli kopya iddiaları ile ilgili öğrencilere gönderdiği mektupta, sınavda "sehven" (yanlışlıkla) şifreleme yapıldığını kabul etti.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, YGS’de şifre iddialarıyla ilgili yaşanan tartışmalar üzerine sınava giren öğrencilerin e-posta adreslerine mektup gönderdi.

Demir, adaylara gönderdiği mektupta, ÖSYM’nin hak ve adalet ölçülerinde modern çağın imkanlarını kullanarak bir sınav hazırladığını, yürüttüğünü ve değerlendirmelerini tamamladığını belirterek, şunları kaydetti:

ÖSYM'nin şifre açıklaması, mektubun "Tüm adaylara verilen soru kitapçıklarında cevap seçeneklerinin dizilişi" başlıklı bölümünde yer aldı.

Alıntı

İŞTE O MEKTUP

Çok Değerli Öğrenciler,

27 Mart 2011 günü hayatınıza sadece bilgilerinizle yön vermenizi sağlayacak bir sınav organize ettik. Bu sınav sonucunda sadece hak edenin hak ettiği üniversiteye yerleşebilmesi için gerekli ortamı hazırladık. Sınav güvenlik tedbirlerimiz pek çoğunuz tarafından takdir edilmiş olmasına rağmen bazılarınız tarafından da sınav stresini artırıcı etkenler olarak karşılandı.

Sınav bittikten sonra tüm kamuoyu önünde bazı tartışmalar yaşanmaya başladı. Bu konulardaki gerçekler tüm açıklığı ile aşağıdaki gibidir;

1. Basına Verilen Soru Kitapçığı: Bu soru kitapçığı, ÖSYM’nin hazırladığı master soru kitapçığı olması gerekirken, gereksiz yere master soru kitapçığından basitçe türetilmiş bir kitapçıktır. Bu soru kitapçığı, sınav bittikten sonra türetildiğinden ve sınava giren hiç bir adaya verilmediğinden hiç bir adaya üstünlük sağlanması söz konusu olmamıştır.
ÖSYM şifreyi itiraf etti


2. Tüm Adaylara Verilen Soru Kitapçıklarında Cevap Seçeneklerinin Dizilişi: Tüm adaylara verilen soru kitapçıklarında sorunun doğru cevap seçeneği rastgele biçimde değiştirilirken, diğer seçeneklerin yerleri de rastgele değiştirilmesi gerekirdi. Ancak, geliştirilen yazılım çalıştırıldığında her soru için rastgele verilmesi gereken değerler sehven sıralı olarak verildiğinden, oluşturulan soru kitapçıklarında bazı sorularda en büyük değerli seçeneğin hemen sağındaki seçeneğin doğru cevap olması durumu ortaya çıkmıştır.

Tüm sınav evrakı gibi soru kitapçıklarının da hazırlanması ‘kapalı dönem’ olarak ifade edilen ve tüm dünyadan izole bir ortamda hazırlandığından bu dizilişin ÖSYM çalışanları dâhil dışarıdan herhangi biri tarafından bilinmesi imkânsızdır. Bugüne kadar incelenen çok sayıda soru kitapçığından bu dizilişi fark ederek cevap seçeneğine yönelen tek bir adaya bile rastlanmamıştır. Sınavda adaylar tarafından kullanılan soru kitapçıklarının incelenmesi devam etmektedir.

Ayrıca tüm adayların ham puanları üzerinde yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucunda normal dışı hiçbir durum görülmemiştir.

3.İstanbul-Eyüp Bölgesinde Sadece Kız Öğrencilerin Sınava Girdiği Okullar: Bu durum, söz konusu bölgede sınava girme talebini karşılayacak yeterli kapasite olmadığından ve bölgeye yerleşimde kız öğrencilere öncelik verilmesi nedeniyle ortaya çıkmış bir sonuçtur. ÖSYM’nin bu yolla sınavda hiç bir adaya üstünlük sağlaması asla söz konusu değildir.

4. YGS Sınavı Sonuçları: Bugüne kadar yapılan cevap kâğıdı okumalarının sonuçları geçtiğimiz yıl yapılan YGS sonuçları ile mukayese edildiğinde normal dışı bir durumun olmadığı ve sınavın adil ve doğru yapıldığı gerçeğini ortaya koymaktadır.

Değerli Öğrenciler, ÖSYM size hak ve adalet ölçülerinde modern çağın imkânlarını kullanarak bir sınav hazırlamış, yürütmüş ve değerlendirmelerini tamamlamıştır. Tüm bu süreçte sizleri rahatsız edecek hiç bir oluşum söz konusu değildir.

Son günlerde sizlerin heyecan ve duyarlılığınızı harekete geçirmek üzere oluşturulan senaryoların hiç bir dayanağı yoktur.

En kısa zamanda sonuçlar açıklanacak ve sizler hem sınav sonuçlarınızı öğrenebilecek hem de cevap kâğıtlarınızı ve kendinize ait cevap anahtarınızı internet sitemizden görebileceksiniz.

Tam bir güven ve sükûnet içinde Haziran ayında yapılacak olan Lisans Yerleştirme Sınavlarına hazırlanmanızı ve hiç bir yönlendirmeye izin vermeden sadece bilginiz ile hayatınızı şekillendirme gayreti içinde olmanızı tavsiye ediyoruz.

Son olarak, şunu da bilmenizi isteriz ki, sizlerin heyecan ve duyarlılığınız üzerinden kamuoyunu karamsarlığa yöneltmek isteyenler hakkında gerekli inceleme, soruşturma ve yasal işlemler yapılmaktadır.

Sizlere LYS’de başarılar dileriz.

Gazetevatan.com/ 13.04.2011/ 11.31

Bu mektubu okuyan öğrenci diğer sınava tam bir güven ve sükunet içinde hazırlanabilir mi?

Nerede Hadım Yasası, nereye gidiyorsunuz?

08 Nisan 2011 - 06:08

Alıntı

Nerede Hadım Yasası, nereye gidiyorsunuz?

Dün ‘Artık dayanılacak, sabredilecek noktayı aştı, ben Meclis’in önünde tek kişilik eylem yapmayı düşünüyorum’ diye yazdım ve aynı gün Meclis’in tatile girdiği haberi verildi.. Mardin’de 26 vahşinin 13 yaşında çocuğa tecavüzü ve hepsinin serbest bırakılmasının ardından (Hüseyin Üzmez de Deniz Feneri failleri gibi unutturuluyor) Bursa’da önceki gün “15 yaşında çocuğa tecavüz eden 60 sapığın serbest bırakılması”nı da öylece seyretmemiz isteniyor.
Baktım da “haberler”de bile yoktu bu haber.. Baktım da (ve ‘pes’ dedim) o koca Meclis’ten, ‘seçim listeleriyle-seçim karargahlarıyla’ böbürlenen partilerden, kadın milletvekillerinin hiçbirinden, Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan’dan tek ses çıkmadı.. Baktım da o ismi cismi süslü kadın örgütleri, çay partilerine konuşmacı aramaya yoğunlaşmış dernekler, kulüpler hiç oralı değil. Demek ki artık bu ülkede 60 kişinin bir çocuğa tecavüzü “önemli olay” sayılmıyor..

SAPIĞA TUTUKSUZ YARGILAMA

Sayılmadığı “60’ının birden tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasından” da belli zaten. Maşallah savcılarımız ‘sapıklara karşı o kadar alicenaplar’ ki , öyle bir güven duyuyorlar ki kaçmayacaklarına, hepsi tekrar sokaklara salınıveriyor.

BIRAKAN SAVCILAR HESAP VERECEK!

Peki diyelim ki kaçmadılar, ya bu yamyamlar “nasılsa suçlamaları kabul etmeyince adil savcılar (!) bizi salıveriyor, gelin birkaç çocuğa daha canavarlık yapalım” derlerse? Bu da mı savcı beylere göre çok imkansız? Yaptıkları tamamiyle “çocuk tecavüzünü teşvik”tir, verdikleri kararlarla yarattıkları tablo ve bu sefil duruma toplum olarak susulması da ülke için “yüz karası”dır. Bu kararları veren hakim ve savcıların cezalandırılması için gerekirse ben AİHM’ye kadar gideceğim. (Şu anda yine AİHM’ye açtığım “çocuk tecavüzü” ile ilgili bir davayı kazanmak üzereyim, inşallah!)

Dün Erzurum’da 23 yaşında bir kadın öğretmen kaçırıldı, başına taşla vurularak, 23 yerinden bıçaklanarak komaya sokuldu. TV’ye bakıyorum “kadına şiddet” başlığı altında tartışmalar yapılıyor, sanki Paris’ten yayın yapıyorlar, o kadar Fransız yani.. Ne “şiddet”i artık, “kadın kıyımı”, “kadın katliamlarının olduğu ülke” deyin şuna.. Düpedüz cinayete “namus cinayeti, töre cinayeti” gibi abuk isimler takılarak katillerin kurtarıldığı, çocuk tecavüzcülerinin bile anında serbest bırakıldığı ülkede ne cinayete, ne “ensest felaketi”ne, ne de diğer vahşet olaylarına çözüm bulunur.

Çocuklarını korumak için küçük parmağını bile kıpırdatmayan bir devlet veya hükümet de “hukuk devleti” olmaktan, “adalet”ten filan söz edemez.. .
.
.
.

Ruhat Mengi. Gazetevatan.com/ 08.04.2011/ 03.08