Zıplanacak içerik
  • Üye Ol
editor

DİNLERİ PAZARLAMAK

Önerilen İletiler

DİNLERİ PAZARLAMAK

 

Atmışlı yılların başında eğitim için Amerika’ya geldiğimde, medyada, özellikle televizyonda, dine fazla ilgi yoktu. Kiliseler, gazetelere pazar günü servisiyle ilgili paralı reklamlar verir, ulusal televizyon şebekeleri de (o zamanlarda sayıları üçtü), pazar günlerinin erken saatlerinde papazlara (bazen de hahamlara) vaaz için yarım saat ayırırlardı. Koyu dindar, özellikle Hiristiyan olmayanlar, dinin etkisinı pek fark etmezlerdi. Fakat 70’li yılların başında dini liderler, kapitalist Amerika’da pazarlamanın önemini kavrayıp, hızla ilerliyen kablolu televizyon teknolojisinin geniş kitlelere erişme olanağına kavuştuktan sonra, din herkesin dikkatini çeken bir konu olmuştu. Yetmişli yıllar, bir bakıma dinin sabun, deodrant, araba ve diğer tüketici malları gibi pazarlanmasının başlangıcıydı.

 

O yıllardan başlayarak dini “vakıfların” sayısı hızla artmış, CBN-Christian Broadcasting Network (Hiristiyan Yayın Şebekesi), EWTN-Eternal World Television Network (Ölümsüz Dünya Televizyon Şebekesi) gibi kablolu televizyonlar kurulmuş ve o günlere kadar dinin en büyük ve nerdeyse tek kitle pazarlayıcısı Billy Graham’a Jim Bakker, Jimmy Swaggart, Pat Robertson ve daha birçok isimler katılmıştı. (Televangelist sözcüğü o günlerde türemiştir.) Başlangıçta ben dahil birçok kişi, bu gelişmelerle ancak skandal (ki sık sık olurdu) çıkınca ilgilinirdik. Jim Bakker’in, örneğin, sekreterine tecavüz etmesi sonucunda, dini pazarlayarak elde ettiği 250 miyon dolarlık geliri yitirmesini zevkle izlemiştik. Fakat 1976’daki Türkiye gezim bu gelişmeleri daha dikkatle izlemem gerektiğini bana kanıtlamıştı.

 

O gezimde yaptığım otobüs yolculuğunda, yanımda oturan ve İlahiyet Fakültesi mezunu olduğunu söyleyen genç, Amerika’daki “dini kardeşlerini” tanıyıp tanımadığını sormuştu. Bu gencin “İlahiyet mezunu Müslümanların Amerika’da ne yaptıkları” sorusuna verdiği yanıt sürprizdi. “İlahiyet mezunu gençler, Amerikan Hiristiyanlarının dinlerini televizyonda nasıl pazarladıklarını öğrenmeye gittiler,” demişti. Ondan sonra Türkiye’ye her gittiğimde İslam’ın televizyondan nasıl yansıltıldığına dikkat etmeye, Amerika’daki din programlarıyla ortak yönlerini aramaya başlamıştım. Başlangıçta bana pek benzerlik görünmemişsede, Türkiye’de telvizyon şebekelerinin sayısında büyük artıştan, ve Samanyulu, TGRT, Kanal 7 gibi televizyon kanallarının kuruluşlarından sonra bu programların gittikçe aynılaştığını hayretle gözlemlemiştim.

 

Bu benzerliğin birçok örnekleri gösterilebilir. Amerika’da alkolikler örneğin, İsa’yı kabullendikten sonra alkol bağımlılığını yendiklerini söylerler, Türkiye’de ise alkolikler aynı şeyi İslam’a dönerek yaptıklarını söylerler. Bu programlarda Amerikan Hristiyanları, İsa adına verdikleri zekatları, Tanrı’nın kat kat daha fazla ödüllendirdiğini iddia ederler; Türkiye’de ise Müslümanlar, Tanrı’nın aynı yüceliği, zekat veren Müslümanlara gösterdiğini belirtirler. Her iki ülkede de, dine dönenler, mucizevi şekilde hastalıktan kurtulmuş, dua ettiklerinden ölümden geri dönmüş, imtihanlar kazanmış, çocuk sahibi olmuşlardır. Türkiye’deki dini programların sahne düzenleri bile hemen hemen Amerika’kilerin kopyasıydılar. Amerika’daki televizyon dizilerinde ve dini filimlerindeki iyi karakterler (yüksek ahlaklı, evliya gibi temiz yürekli ve yakışıklı kahramanlar) Hiristiyan, Türk televizyonlarında ise Müslümandı.

 

Bu büyük benzerliklere rağmen, Amerika’daki din pazarlamasıyla Türkiye’deki din pazarlaması arasında bazı farklar vardır. Amerika’da örneğin, televangelistler halktan direk para yardımı isterler ve bu parayı kendi örgütlerine aktarırlar. Hapse girmeden önce, televangelist Jim Bakker, yılda 250 milyon dolar ve başka bir televangelist Jimmy Swaggert, bir genelev kadınıyla yakalanmadan önce, yılda 200 milyon dolar para toplamıştı. Bir başka değişiklik te, Amerika’dan alınan doğa programlarındaki “doğa” veya “evrim” sözcüklerinin, Samanyolu ve TGRT gibi kanallarda “tanrı” veya “yaratıcı” givi çevrilmesidir.Böylece Türkiye’deki din pazarlayıcıları evrimi bile başarıyla dini propagandaya alet etmişlerdir.

 

Son yıllarda Türkiye Müslümanlarının başka bir Hiristiyan pazarlama tekniğini, misyonerliği, kopya etmeye başladıklarını ilgiyle izliyorum. Bu misyonerliği en iyi uygulayan ülke Amerikadır. Protestan olan Amerikan evangeltisleri, misyonerliği Güney Amerika’nın Katolik Hiristiyanlarına bile götürmeyi başlamışlardır. Öyleki, başını Vatikan’ın çektiği Katolik kilisesi, çok sayıda mezhep değiştirmeye başlayan Güney Amerikalıları, Katolik mezhebinde tutma yöntemleri aramaya başlamıştır. Türkiye İslamında da gelişmekte olan ve esas olarak Amerikan sistemine benzeyen “misyonerliğin” tam amacı nedir bilemiyorum. Fakat bizim eyalete kadar da uzanan ve genelde Fethullah Gülen kökenli Müslüman misyonerlerinin, her Türk’ü evinde ziyaret etmeleri, bu amaçlarından birinin, Batı’da yaşayan Türklerin Müslümanlığı terk etmelerini önlemek olduğunu sanıyorum.

 

Dinleri yayma veya misyonerlik yapmak, demokrasinin tanıdığı temel haklar arasındadır. Türkiye ile Amerika arasında demokraside de bazı farklar vardır. Amerika’da Her türlü pazarlama serbesttir. Örneğin, tanıdığım bir bayan, “Cadı” inancının Minneapolis örgütünün başıydı ve sık sık televizyona çıkıp “Cadı’lığın” iyiliğini ve doğallığını anlatırdı. Budistler, Hindular, Müslümanlar, Yahudiler, Ateistler, kısacası herkes düşündüğünü söyleme özgürlüğüne sahiptir.

 

Türkiye’de durum farklıdır. Geçenlerde Malatya’da İncil yayınlıyorlar diye boğazları vahşice kesilenler düşünüldüğünde ve bu vahşetin yarattığı korku göz önüne alındığında, düşünce özgürlüğü konusunda demokrasiden henüz ne kadar uzak olduğumuz düşünülmez mi? Batı’nın en dindar ülkesinin Amerika olmasının nedenlerini din pazarlamsında görenler çoktur. Acaba Türkiye’de AKP’nin popülerliğiyle din pazarlamasının bir ilişkisi var mıdır?

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Başlığı görünce şaşırdım ve merakla okudum. Türkiyede yaşayanların ağırlıklı olduğu bu forumda bu başlığı yorumlamak adına tek cümle kaldı elimde: "işte bi dikkat çabası daha".

 

Amerika'da "din pazarlığı" yapıldığı, yazdıklarınızdan aşikar. Nitekim para ve menfaat mevzu bahis. Ama Türkiye'de sizin de belirtmiş olduğunuz üzere herhangi bi para talebi olmuyor dini program yapan kanalların. "Kimse Yok mu", "Deniz Feneri" gibi yardım kuruluşlarının menfaat adına kurulmadığıysa gün gibi açık, gözlerini kapamayana.

 

Ama! STV kanalında anlam veremediğim "sır kapısı" programının aldığı reytinglere bakıp, diğer kanalların hepsinin benzer programlar yapmasıdır, asıl pazarlama. Burada dinî ve manevî duyguları kullanma çabası gayet sarihtir.

 

Bir ülkede hangi dinin kalabalığı çoksa, muhakkak onlara ait yayın organları olacaktır. Hatta azınlıkların dahi olabilir. Bu doğal olanı. Ama siz bunların hepsine "pazarlamacı" diyemezsiniz. Bu kılıf küçük gelir, dil uzattığınız alana.

 

Şimdi din pazarlığından bunca veryansın edip; ardından misyonerliğin doğal hak oluşunu belirtip; Malatya olaylarını kınamanız da oldukça ilginç olmuş. Bu tabi ki kınanacak bi olaydır. Ama tavırda sebat olmayınca insan şaşırıyor. Kendi ülkesinde, Müslüman olduğu için işinden çıkarılan, aşağılanan ve dışlanan müslümanları da ele alsaydınız keşke.

 

Ve yine her zaman ki gibi "aman aklımdaki diğer sorular da ziyan olmasın" derdiylen, son anda bi manevra yapıp ne edip edip siyasete bağlamışsınız işi.

 

AKP tüm diğer partiler gibi (sağ-sol artık pek bi farkları da kalmadı) dinî, tarihi ve kültürü kullanan bir partidir. Popüleritesi ise kendi parlak tarihinin cazibesiyle, ezilen halkın umutlarını kullanmasındaki profosyönelliğinden kaynaklanıyor.

 

Dediğim gibi haklılık payınız var fakat duruşunuz fazla taraflı. Bu yüzden başlığınız hakkındaki fikrim sabit kalacak.

 

Yine de teşekkürler.

 

Saygılarımla...

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir ali0_1

İnsanların hissiyatı çokca kullanılmıştır;ben size bugün en çok sömürülen duyguyu söyleyeyim kendimce:ÖZGÜRLÜK!!!

 

:zorro:

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Hangi dusunce, din, ideoloji veya rejim olursa olsun, kendilerini halka tanitmak suretiyle kitlesel bir guc kazanmayi hedeflemeleri son derece dogaldir. Sonucta hepsinin bir iddiasi var. Urunler icin de bir tanitim sozkonusu ve buna pazarlama deniyor.

 

Dinlerin de gunumuz yayin organlari vasitasiyla daha genis halk kitlelerine etkili yontemlerle ulasmaya calistiklari bir gercek ve bu da normal. Tamamen samimi duygularla hareket edenlerin yanisira ceplerini doldurmaya calisanlarin varligi ise inkar edilemez. Ancak teknolojiyi ve yayin organlarini kullaniyorlar diye hepsini ayni kefeye koymak ve her tur propagandayi pazarlama kalibi icinde degerlendirmek yanlis.

 

Bu forum dahi gorus, dusunce ve inanislarin dile getirildigi bir mekan olmasi hasebiyle ayni kategoriye girer. Buradaki her insana kendi dusunce veya inancini pazarliyor gozuyle bakmak ne kadar yanlissa, ayni sey dinler icin de gecerli. Hos, kendi dusuncesini alabildigine yaymaya calisan bir kisim insan kendi cabasini makul gosterebilir ve her tur farkliligi pazarlama mantigi icinde gorebilir. Bu durum, sahip oldugumuz, kabuklari celikten paradigmalarimizdan kaynaklaniyor.

 

Turkiye'de farkli seslere tahammul edilemedigi ve demokrasi kulturunun yerlesmedigi cok dogru. Burasi dahil, Turk insaninin olusturdugu forum gibi ortamlarda farkliliklara gosterdikleri onyargisal tepkiler anlamli birer ornektir. Gercek hayatta ise daha yuksek ve asilmaz duvarlarla karsilasiyoruz. Dolayisiyla sunu gormek gerekiyor: Ulkemizdeki demokrasi kulturunun yetersizliginin herhangi bir kimlikle ilgisi yok. Cunku her kesimden benzer orneklerle karsilasiyoruz. Istisnalar da yine bir yere ait degil ama tum kesimlere ait. O zaman sorunun cozumunu daha derinlikli aramak gerekiyor. Sisteme, ozellikle egitim sistemine dikkat edilmeli, yillardir uygulanan devlet politikalariyla insanlarin hangi formlara sokulmak istendigi iyi gorulmelidir. Bir toplumun aliskanliklarindan tutun deger yargilarina kadar hicbir seyi sistemden ayri dusunemezsiniz. Sayin editor yazisinda degindigi dogrularla onceden belirlenmis bir sonuca gitmek istediginden konunun saglikli acilimi da imkansizlasmis.

 

Ben AKP ile birlikte Turkiye muslumanlarinin demokrasi yonunde onemli donusumler gecirdiklerini dusunuyorum. Dolayisiyla bence AKP'nin din pazarligiyla ilgisini kurmaktan cok, ornegin Turk nasyonal solunun Hristiyan misyonerler karsisinda aldiklari tavirlar uzerinde durmak gerekiyor. Hakiki bir dusunusten sonra gorulecektir ki; yukarida belirttigim gibi, demokrasi bir sistem sorunudur.

 

Selam ile..

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir gelincik

Tekelci Din Tacirleri !

 

 

 

Emre KONGAR

 

 

 

 

 

Bunlar hem tüccar hem tekelci.

Yani hem din ticareti yapıyorlar hem de tekelcilik.

Böylece topluma iki yanlışı birden empoze ediyorlar.

Bir yandan din ticareti.

Öte yandan bu ticarette tekelcilik.

 

Yaptıkları din ticareti İslam üzerine kurulu:

 

Bütün Müslümanları kendi arkalarında siyasal saf tutmaya, kendi partilerine oy vermeye çağıran bir ticaret bu.

Siz oyları onlara verin, onlar size para, pul, mal, mülk, makam, mansıp, bu dünyada dirlik düzenlik, öbür dünyada cennet versinler.

 

Tekelcilikleri ise hem tek satıcı olmak istemelerinden, hem de dini sadece kendi anladıkları biçimde, yani baskıcı, hoşgörüsüz ve tek boyutlu, tek yorumla, totaliter bir anlayışla satışa sunduklarından.

 

Alış-verişi sadece onlarla yapmak zorundasın.

 

Başka kapıya gidersen, ne denli Müslüman olursan ol, ne denli dindar olursan ol, karşılık alamazsın.

Sadece onların dükkanından alış-veriş yapacaksın.

Yoksa bedelini ödersin ama karşılığını alamazsın.

 

Onların dükkanına geldiğin zaman da sadece satış açısından değil, aynı zamanda inanç açısından da bir tekelcilikle karşılaşıyorsun: Sadece onların istediği biçimde giyineceksin. Sadece onların istediği biçimde oturup kalkacaksın. Dinini, inancını sadece onların istediği, sınırladığı, kısıtladığı ve izin verdiği ölçüde yaşayacaksın.

 

Önemli olan senin inancın değil, onların kuralları.

Kuralları onlar koyar.

Evrensel ve ilahi kuralları istedikleri gibi eğip bükerler.

İstediklerini empoze eder, istemediklerini görmezden gelirler.

İstediklerine Müslüman, istemediklerine dinsiz derler.

 

Sen onlara uymak zorundasın.

 

Son zamanlarda işi iyice azıttılar:

"Benim kurallarıma uymuyorsan, dilekçe verip Müslüman olmadığını belirtmek zorundasın" diyorlar.

Bunu özgürlük adına, Anayasa adına istiyorlar. Özgürlük adına, Anayasa adına, özgürlükleri ve Anayasayı ayaklar altına alıyorlar.

 

Bu anlayış, bu ticaret, bu siyaset, bu tekelcilik, ne İslam dinine ve Müslümanlara, ne de Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarına layık. Ama onların gözü kara. Ya onların dediklerini yapacaksın, ya da dilekçe verip dinini, imanını, inancını inkar edeceksin. Bir adım sonra sıra nereye gelecek ?

 

Vatandaşlığa mı ?

"Ya benim gibi, benim istediğim gibi yaşa veya bu ülkeyi terk et" mi diyecekler ?

 

 

 

Belki halen görmek istemeyenler ülkemizdeki dinin nasıl pazarlandığı konusunda bir fikir sahibi olurlar bu yazıyı okumak zahmetine girerlerse.Bunun örnekleri İstanbul da o kadar çok ki.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Öncelikle sayın editörümüze yıllardır anlatmaya çalıştığımız konuyu çok açık ve yalın birşekilde bizlerle paylaştığı için yürekten teşekkürler...

Bakın aşağıda italikle dizilmiş bölüm Mehmed Şevket Eygi 'nin dün Milli Gazete'de yayımlanan yazısından aktarılmıştır.

"Uğursuzlar" ın Müslümanlık pazarlamasıyla "saf ve akılsız Müslümanları" ketempereye getirdiklerini söylemektedir, ki doğrudur...

 

Rant rant rant...

Onların aklı fikri ranttadır.

Dinleri paradır, kıbleleri karıdır o hâbislerin.

Ya Rabbi, şu saf Müslümanlar ne korkunç tuzaklara, ne dipsiz uçurumlara düştüler.

................................

Meskenin en iyisi ve lüksü..

Yazlığın en iyisi ve lüksü...

Giysilerin en iyisi...

Yemeklerin en iyisi...

Allah Allah!.. Peygamber bize böyle mi öğüt veriyor?

.................................

Hani mensubu olmakla övündüğümüz İslam dini ve şeriatı haram yemeyi yasak etmişti?

Şu sahtekârlar bunca serveti sâmânı malı mülkü nereden ve nasıl kazanmışlar?

Kimi devleti soymuş, kimi eyidelebleri talan etmiş, kimisi de saf ve akılsız Müslümanları...

Çatlayıncaya, patlayıncaya, tıksırıncaya kadar yemişler, şişmişler...

..................................

Dinimiz haram yemeyi yasak kılmıştır... Dinimiz şüpheli şeylerden kaçınmayı öğütlemektedir... Dinimiz 'Helalin hesabı, haramın azabı vardır' demektedir...

Uğursuzlar dilleriyle bunları söylerler, uygulamada ise tam tersini yaparlar..."

*

Bunlar kimlerdir?..

Bunlar eşlerine başörtüsü yerine türban taktıranlardır...

Bunlar Müslümanlığa yürekleriyle değil, mideleriyle bağlı olanlardır...

Bunlar Evangelist Bush takımına biat ederek iktidar koltuğuna oturanlardır...

DİN PAZARLAMASINDAN NASİBİNİ ALAN *************...

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Misafir demirefe
dini program yapan kanalların. "Kimse Yok mu", "Deniz Feneri" gibi yardım kuruluşlarının menfaat adına kurulmadığı

 

Çok dar bir çerçeveden bakmışsınız olaya. Yaygın bir örgütlenmenin sadece küçük parçalarını değerlendirmeye almışsınız. Menfaat adına olmadığını söylediğiniz tüm çabalar, yaygın ve bütüncül bir örgütlenmenin parçalarıdır.

 

Tüm insan faaliyetleri, sonuçta paranın akışını yönlendirir ve denetler. Paranın sadece bir musluktan geçişini izlerseniz pek bir şey anlamayabilirsiniz. Tüm tesisat borusu şebekesini göz önüne almanız gerek. Ama belki siz dersiniz ki bu millet paralarını şarkıcı ve sanatçılara akıtıp o sanatçılar da o saz senin, bu bar benim, peşlerinde paparazzi ordusu, gezeceklerine, para dini kanallara aksın. Sorunun sonuçta buna düğümlendiğini biliyorum.

 

Kıyaslanmayacak şeyleri kıyaslamayın derim. Eğlence sektörü yarın tepenize dikilip sizi kırbaçla zorla eğlendirmeye kalkışmaz. Ama dini siyasal hareketler baskıcı, ayrımcı politikaları sonuç verebilirler. Hiç bir ayrımcılık dini ayrımcılık kadar etkin ve tehlikeli değildir. Bununla oynanması her zaman sakıncalar içerir...

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Öncelikle sayın editörümüze yıllardır anlatmaya çalıştığımız konuyu çok açık ve yalın birşekilde bizlerle paylaştığı için yürekten teşekkürler...

Bakın aşağıda italikle dizilmiş bölüm Mehmed Şevket Eygi 'nin dün Milli Gazete'de yayımlanan yazısından aktarılmıştır.

"Uğursuzlar" ın Müslümanlık pazarlamasıyla "saf ve akılsız Müslümanları" ketempereye getirdiklerini söylemektedir, ki doğrudur...

 

Rant rant rant...

Onların aklı fikri ranttadır.

Dinleri paradır, kıbleleri karıdır o hâbislerin.

Ya Rabbi, şu saf Müslümanlar ne korkunç tuzaklara, ne dipsiz uçurumlara düştüler.

................................

Meskenin en iyisi ve lüksü..

Yazlığın en iyisi ve lüksü...

Giysilerin en iyisi...

Yemeklerin en iyisi...

Allah Allah!.. Peygamber bize böyle mi öğüt veriyor?

 

.................................

Hani mensubu olmakla övündüğümüz İslam dini ve şeriatı haram yemeyi yasak etmişti?

Şu sahtekârlar bunca serveti sâmânı malı mülkü nereden ve nasıl kazanmışlar?

Kimi devleti soymuş, kimi eyidelebleri talan etmiş, kimisi de saf ve akılsız Müslümanları...

Çatlayıncaya, patlayıncaya, tıksırıncaya kadar yemişler, şişmişler...

..................................

Dinimiz haram yemeyi yasak kılmıştır... Dinimiz şüpheli şeylerden kaçınmayı öğütlemektedir... Dinimiz 'Helalin hesabı, haramın azabı vardır' demektedir...

Uğursuzlar dilleriyle bunları söylerler, uygulamada ise tam tersini yaparlar..."

*

Bunlar kimlerdir?..

Bunlar eşlerine başörtüsü yerine türban taktıranlardır...

Bunlar Müslümanlığa yürekleriyle değil, mideleriyle bağlı olanlardır...

Bunlar Evangelist Bush takımına biat ederek iktidar koltuğuna oturanlardır...

DİN PAZARLAMASINDAN NASİBİNİ ALAN *************...

:clover::clover:

 

bravo, bravo çok güzel ifade etmişsiniz.

ne yazık ki DİN amacından sapmış artık rant aracı olmuş ve bütün ideolojilerden daha tehlikeli hale geldi. saf ve akılsız müslümanları verdikleri nafaka ile köleleştiriyor bide şükredin beterin beteri var size cennette neler neler vericekler diye kandırıyor onların uyanmasını engelliyorlar. dini yayınlar dini kıyafetler dini turizm çok büyük rant kapıları açıyor vatikanın fethullahla işbirliği yapmasının tek açıklamasıda budur dünyayı ve insanları sömürmenin ve bunu yaparken insanları karşılarına almamanın en iyi yolu dini kalkan yapmaktır. dünya korkunç bir tuzağın içinde inanan saf ve akılsız insanlar kime ibadet ettiklerinin bile farkında değiller onların Allahları şeyh diye görüyor ve o ne derse yapıyorlar.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.