İçeriğe atla


Fotoğraf

Ayın Kitabı: “KAR” Orhan PAMUK …


  • Lütfen cevap vermek için giriş yapınız.
Bu başlığa 9 cevap verilmiş

#1 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 11 Haziran 2007 - 04:20



***
“KAR”...

Gönderilen Fotoğraf

Orhan PAMUK…

YAZARIN BİYOGRAFİSİ :

Orhan Pamuk 1952'de İstanbul'da doğdu. Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap adlı romanlarında anlattığına benzer kalabalık bir ailede ve şehrin Batılılaşmış ve zengin semti Nişantaşı'nda büyüyüp yetişti. Otobiyografik kitabı İstanbul'da anlattığı gibi Pamuk çocukluğundan yirmi iki yaşına kadar yoğun bir şekilde resim yaparak ve ileride ressam olacağını düşleyerek yaşadı. Liseyi İstanbul'daki Amerikan lisesi Robert College'de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde üç yıl mimarlık okuduktan sonra, mimar ve ressam olmayacağına karar verip bıraktı. İstanbul Üniversitesi'nde gazetecilik okudu, ama bu işi de hiç yapmadı. Pamuk, yirmi üç yaşından sonra romancı olmaya karar vererek başka her şeyi bıraktı ve kendini evine kapatıp yazmaya başladı.

İlk romanı, Cevdet Bey ve Oğulları yedi yıl sonra 1982'de yayımlandı. İstanbullu zengin ve Pamuk gibi Nişantaşı'nda yaşayan bir ailenin üç kuşaklık hikâyesi olan bu roman Orhan Kemal ve Milliyet roman ödülleri aldı.


Pamuk ertesi yıl Sessiz Ev adlı romanını yayımladı ve bu kitabın Fransızca çevirisiyle 1991 Prix de la découverte européene'i kazandı. Venedikli bir köle ile bir Osmanlı alimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı Beyaz Kale (1985), 1990'dan sonra da başta İngilizce olmak üzeri pek çok dilde yayımlanarak Pamuk'a uluslararası ilk ününü sağladı.

Aynı yıl Pamuk karısıyla Amerika'ya gitti ve 1985-88 arasında New York'ta Columbia Üniversitesi'nde "misafir alim" olarak bulundu. Büyük bir çoğunluğunu burada yazdığı ve İstanbul'un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatan Kara Kitap adlı romanı 1990'da Türkiye'de yayımladı. Fransızca çevirisiyle Prix France Culture (ödülünü) kazanan bu roman hem popüler hem de deneysel olabilen, geçmişten ve bugünden aynı heyecanla söz edebilen bir yazar olarak Pamuk'un ününü hem Türkiye'de, hem de yurt dışında genişletti. 1991'de, Pamuk'un Rüya adını verdiği bir kızı oldu. Aynı yıl Kara Kitap'taki bir sayfalık bir hikâyeden senaryolaştırdığı Gizli Yüz filme çekildi.

1994'te Türkiye'de yayımlanan ve esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli gençleri hikâye ettiği Yeni Hayat adlı romanı Türk edebiyatının en çok okunan kitaplarından biridir. Pamuk'un Osmanlı ve İran nakkaşlarını ve Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ettiği Benim Adım Kırmızı adlı romanı 1998'de yayımladı. Bu kitapla Fransa'da Prix Du Meilleur Livre Etranger, İtalya'da Grinzane Cavour (2002) ve International Impac-Dublin ödülünü (2003) kazandı.

1990'ların ortasından itibaren Pamuk insan hakları, düşünce özgürlüğü konularında yazdığı makalelerle Türk devletine karşı eleştirel bir tutum aldı, ama siyaset ile fazla ilgilenmedi. "İlk ve son siyasi romanım" dediği Kar adlı kitabını 2002'de yayımladı.


Doğu Anadolu’daki Kars şehrinde, siyasal İslâmcılar, askerler, laikler, Kürt ve Türk milliyetçileri arasındaki şiddeti ve gerilimi hikâye eden bu kitap ile yeni tarz bir "siyasal roman" yazmayı denedi. Uluslararası ve Türk gazete ve dergilerine yazdığı edebi ve kültürel makalelerle, kendi özel not defterlerinden yaptığı geniş bir seçmeyi Pamuk 1999 yılında Öteki Renkler adıyla yayımladı.

Pamuk'un 2003 yılında yayımladığı son kitabının adı İstanbul'dur. Yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarından, hem de İstanbul şehri üzerine bir deneme olan ve yazarın kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş bu şiirsel kitabı sınıflamak zordur.
Orhan Pamuk New York'ta geçirdiği üç yıl dışında, bütün hayatını İstanbul'da aynı sokaklarda, aynı semtlerde geçirdi. Şimdi de doğduğu, binada yaşıyor. Otuz yıldır roman yazan Pamuk yazarlıktan başka hiçbir iş yapmadı. Orhan Pamuk'un kitapları, en son Benim Adım Kırmızı'nın Japonca yayımlanmasıyla birlikte otuz dört dile çevrildi.

Orhan Pamuk'un son romanı Kar, New York Times Book Review tarafından 2004 yılının en iyi 10 kitabından biri seçildi.


İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından her yıl verilen Nobel Edebiyat Ödülünün bu yılki sahibi Orhan Pamuk oldu. Orhan Pamuk'a 12 Ekim 2006 tarihinde verilen ödülün aynı gün Fransa Meclisinde kabul edilen ‘Ermeni soykırımı’nın inkârının suç sayılmasını kabul eden yasayı kabul etmesinin aynı güne denk gelmesi tartışmalara neden oldu.



Çalışmaları:
Benim Adım Kırmızı
Beyaz Kale
Cevdet Bey ve Oğulları
Gizli Yüz
Kar
Kara Kitap
Öteki Renkler
Sessiz Ev
Yeni Hayat



“KAR”

Kitabın Konusu:

Bu kitapta; Türkiye’nin içinde bulunduğu durumlardan en sorunlusu olmaya meyilli olan
“İrtica ve Başörtüsü” konusunun örneklendirerek açıklanması, ülkemizin içinde bulunduğu büyük sorun ve örümcek kafalı kişilerin nasıl masum ve saf Türk halkını kandırdığını ve kendilerine tapınılacak duruma getirdiklerini anlatmaktadır.


Bir diğer açıdan ülkemizin nasıl bu durumdan aciz kaldığı bazı konuları verse de, bu konularda duyarlı olduğunu, görevli kişilerin konulara dikkat ve titizlikle yaklaştığını, ancak bazı insanlarımızın burada sömürüldüğünü ana tema olarak işlenmiştir.


On iki yıldır Almanya'da sürgün olan şair Ka Türkiye'ye dönüşünden dört gün sonra, bir röportaj için Kars şehrinde bulur kendini. Ağır ağır ve hiç durmadan yağan karın altında sokak sokak, dükkân dükkân bu hüzünlü ve güzel şehri ve insanlarını tanımaya çalışır. Kars'ta ağzına kadar işsizlerle dolu çayhaneler, dışarıdan gelmiş ve kardan mahsur kalmış gezgin bir tiyatro kumpanyası, intihar eden ve türban direnişi yapan kızlar, çeşitli siyasal gruplar, dedikodular, söylentiler, Karpalas Oteli ve sahibi Turgut Bey ile kızları İpek ve Kadife ve Ka için bir aşk ve mutluluk vaadi vardır.

*tna
***

#2 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 11 Haziran 2007 - 04:31


***
“KAR”...

Orhan PAMUK…


***


Kitabın Özeti:

On iki yılını Almanya’da sürgünde geçiren Ka Türkiye’ye dönüşünden dört gün sonra, bir röportaj için Kars’a gitmiştir. Burada yapılacak Belediye seçimlerini izleyecek ve intihar eden kızlar hakkında bir yazı hazırlayacaktı.

Üniversite yıllarında delice aşık olduğu İpek, eşinden boşandıktan sonra ailesi ile birlikte Kars’ta yaşamaya başlamıştı.. Asıl amacı onu görmek ve aşkını itiraf etmekti.

Ağır ağır ve hiç durmadan yağan karın altında İpek ve ailesinin kaldığı Karpalas Oteline yerleşti. Kars’ın sokaklarda yürüdü, işsiz Kürtlerle dolu kahvelerde oturdu. Hevesli bir gazeteci gibi elinde kağıt kalem seçmenlerle görüştü. Eski belediye başkanı, vali muavini ve intihar eden kızların yakınlarıyla görüştü. Ama aklı hep İpekte’idi. Yerel gazetenin sahibi Serdar onu Kars Emniyet Müdürlüğüne götürdü. Yabancıların şehre geldiklerinde ilk uğramaları gereken yer emniyetti.

Otele döndüğünde İpekle karşılaştı. Hayal ettiğinden daha güzel bulmuştu onu. İçten bir karşılaşma yaşadı Ka. Bu onun umutlarını daha da arttırdı. Aşk ve mutluluk yakındı artık....

Şehire dışarıdan gelmiş ama kardan mahsur kalmış gezgin bir tiyatro kumpanyası vardı. Şehir hopörlerinden bu akşamki oyun ve şehre yeni gelen şair Ka’yı anons ediyorlardı. Yerel Kars Televizyonu da ilk kez canlı yayında bu oyunu gösterecekti. Şehir bu büyük olaya hazırlanıyordu.

İpekle şehrin merkezindeki bir pastanede sohbet için randevulaştılar. Ka şehre geliş nedenini açık bir dille söyledi. Bu bir evlenme teklifiydi! Oysa İpek ona yardımcı olsun diye boşandığı eşi Muhtardan randevü bile almıştı. Muhtar eski bir solcuydu ama şimdi kendini dine vermiş ve Refah Partisinden Belediye Başkan adayıydı. Pastanede onlardan başka iki kişi daha vardı. Kars Kız Eğitim Enstitüsü Müdürü ile siyah elbiseli, ufak tefek yabancı bir genç oturuyordu. Birden silah sesleriyle irkildiler. Genç, müdüre bir kaç el ateş edip oradan uzaklaştı. Türbanlı öğrencileri okula almamakla yobazların tepkisine yol açmıştı. Her aydın gibi savunucusu olduğu ilkeler için taviz vermediği için öldürülmüştü. İpekle Ka oradan hemen uzaklaştılar. Randevu zamanı Muhtar’ın yanına gitti. Muhtar hala İpeği seviyor ve barışmak istiyordu. Ka’nın onu sevdiğinden habersizdi. Polis parti binası bastı ve Muhtarı sorgulamak için götürdüler. Karakolda biraz hırpalanacağı belliydi.

Otele dönerken yanına yaklaşan iki genç, intihar eden kızlar hakkında bilgi sahibi biriyle tanışması için Ka’yı bir yere götürdü. Adam gizlilik talep etmek şartıyla röportaj yaptılar. Adının Lacivert olduğunu, aşırı dinci bir grup lideri olduğunu ve polis tarafından tüm yurtta arandığını sonradan öğrenecekti.

Otele geldiğinde İpeğe ve babasına tanıştığı bu adamı sorduğunda her ikisinin de bu adam hakkında olumlu şeyler düşündüklerini sezinledi. Kimdi bu Lacivert?

Ertesi gün onu Lacivert’e götüren gençler onu tekrar buldu. İmam Hatipte okuyorlardı Necip ile Fazıl.. Ka onları sevmişti. İyi niyetli kandırılmış buluyordu. Necip, her Karslı gibi şiir yazıyor; bilimkurgu yazarı olmak istiyordu. Yazdıklarının bir ünlü şair tarafından değerlendirilmesini istiyordu. Ka’ya platonik aşkından da söz etti. Lacivert’i emniyete ihbar etmediği için Ka’a güveniyorlardı. Şehrin başörtüsünü savunan kızların lideri Kadifeye aşıktı. Kadife ipeğin kız kardeşiydi. Ka bunu duyunca çok şaşırdı. İpek gibi bir modern kızın baş örtülü bir kız kardeşi olamazdı....

Otele döndüğünde kadife ile uzun uzun İslam ve bayrak haline gelmiş türbanı tartıştılar. Akşamki oyun tam da gündemi ilgilendiriyordu. Kara çarşaflara bürünmüş bir kadının oyun sonunda çarşaftan kurtulup, yakmasıyla bitiyordu. Salonun arkasında oturan bir grup imam hatipli gençle birlikte bir kaç kişi daha şiddetli protesto gösterisinde bulundular. İçeriye giren askerler bu grubun üzerine ateş açınca ortalık karıştı. Otele döndüklerinde polis ifadesini almak için Ka’yı emniyete götürdüler. Mit, herkesi olduğu gibi Ka’yı da takip ediyordu. Onun Lacivertle görüştüğünü de tespit etmişlerdi. Hatta pastanedeki cinayet sırasında orada olduğunu da. Ka’yı şok eden bir gerçeği de öğrendi orada. Lacivertle Kadife aşk yaşıyorlardı. Onu Laciverde götüren gençleri emniyette ve morkta tespit etmesi için götürdüler. Necib’i morkta görünce çok üzüldü Ka. Olaylar şehri karıştırmıştı. Tutuklamalar birbirini izliyordu. Lacivertte tutuklananların arasındaydı.

O gece İpekle uzun uzun konuştular. Onunla evlenip Almanya’ya götürmek istiyordu. İpek sonunda kabul etti. Yollar açıldığında onunla birlikte gelecekti.

Emniyet oyunun bir kez daha sergilenmesini istiyordu. İntiharlar ve türbanın son bulması için tek çarenin grup lideri olan Kadife’nin başını açması olduğunda birleştiler. Laciverttin serbest kalması koşuluyla Kadife teklifi kabul etti. Hapisteki Lacivertle konuşmak yine Ka’ya düştü. Anlaşma yapılmıştı. Tiyatrocu Sunay Zaim’le birlikte oynayacaklardı.

Ka emniyette kendisini kahredecek bir gerçeği daha öğrendi. Lacivertle İpeğin ilişkisi vardı. Lacivert şehre geldiğinde onlarda kalırdı ve evlilikte mutsuzluk yaşayan genç kadın yakışıklı bu adama aşık olmuştu. ka her şeye rağmen İpeği istiyordu. Otele döndü ve İpekle tartıştılar. Tiyatro dönüşü birlikte bu şehirden ayrılacaklardı. Bavulunu hazırladı ve salona gitti.

Oyunun sonuna doğru, rol gereği Sunay içi boş silahını çıkartıp masaya koydu. Rol gereği onu türbana bağlamak isteyen kocasını tabancayla vuracaktı. Kadife başörtüsünü çıkartıp, tetiğe dokunduğunda silah ateş aldı. Sunay ölmüş; salonda kargaşa çıkmıştı yine. Etrafı çığlıklar ve silah sesleri kaplamıştı. Polis Ka’yı alıp tren istasyonuna götürdü hemen. Şehirden ayrılması daha uygun olurdu. Ka istasyonda İpeğ’i görememişti.bütün hayalleri yok olmuştu.

Çıkan olaylarda Lacivert öldürülmüştü. Kadife ise tutuklanıp hapise atılmıştı. İpek ve babası cezasını Kars’ta çeken Kadifeyi her Cumartesi ziyarete gittiler. İpek, Ka ile Almanya’ya gitmeyişinin nedenini kız kardeşine Lercivert’in yerini polise ihbar ettiği için olduğunu söyledi.

Ka hayatının son sekiz yılını Frankfurt’ta geçirdi. Arkadan açılan üç el ateş sonucu vuruldu. Görgü şahitleri kaçan katilin siyahlar giyinmiş, ufak tefek bir adam olduğunu söylemişlerdi.

#3 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 11 Haziran 2007 - 04:49


***
“KAR”...

Orhan PAMUK…


***

Kitabın Özeti:

Kitapta yazar, çok sevdiği arkadaşının anılarını anlattığını kitabın içinde değişik yerlerde vurgulamaktadır. Kitaptaki yazılar tamamen notlarındaki şeyleri anlatılmıştan ibaret olsa da bazı yerlerde kısaltılmalar ve birilerini veya bir yerleri rahatsız edeceği kuşkusuyla zorunlu olarak kesintiler yapılmıştır.


Olaylar tamamen yurdumuzun doğu kesiminin Kars ilinde geçmektedir. Bir gazetede köşe yazarlığı yapan ve ünlü bir şair olan Kerim Alakuşoğlu (kitabın bütününde ondan “Ka” olarak bahsediliyor) Almanya’nın Frankfurt şehrinde geçirdiği onca senelerden sonra Türkiye’ye dönme kararı verir ve geldiği ayların flaş haberleri arasında yer alan “Kars’taki kadınların intiharı” konularının üzerinde gazetede yayımlayabileceği bir araştırma yapmaya karar verir. Bunun için ülkemizde kış aylarının en sert geçtiği dönemde Kars’a gitmeye karar verir. Yolda gördüğü çoğu Kars’lı olan doğulu insanlarımızı, giyinişlerini, konuşmalarını, yolların durumunu ve oradaki devlet anlayışını açık ifadelerler anlatır. Yolda hayatında hiç yaşamadığı bazı gülünç olayları ve yöre halkının candan ve sevecenliğini anlatır.


Kars’a geldikten sonra üniversite yıllarından tanıdığı arkadaşlarını bulur hatta üniversiteden tanıdığı ve boşandığını duyduğu eski aşkı sayılabilecek olan İpek’in sahibi olduğu otele yerleşir. Bütün olanlar boyunca bu otelde kalır.


Kente bir yazarın geldiğini ve o dönemde de bir seçim zamanı olması itibariyle kentin ileri gelen devlet görevlileri Ka’nın yanına gelerek ziyaret ederler, konuşurlar ve esas olarak neden Kars’a geldiğini öğrenmeye çalışmaktadır. Ka’nın Kars’a geliş sebebi intihar eden genç kızların ve kadınların neden bu yola başvurduklarını öğrenmek, bunları gazetedeki köşesinde yayınlamak ve yapabilirse halka intiharın kötülüklerinden bahsedip halkı bu yönden uzaklaştırmaktır. Tabi bölgeye böyle ünlü gazetecilerden ve sanatkârlardan fazla gelen olmadığı için halk önce onu yadırgar ama Türk halkının en büyük özelliklerinden misafirperverlikten de vazgeçmezler.


Ka’nın şehre geldiğini duyan bazı din taraftarları ve yobaz kişiler onu kendi saklandıkları köşelere çağırır ve onlarla görüşmesini sağlarlar. Amaçları tabii ki kötü düşüncelerini ve geri kalmış fikirlerini ona da aşılamak ve Kars halkının daha da dikkatini çekmektir. Bu arada Ka araştırmalarına devam eder ve intihar eden kadınlarla öğrencilerin çoğunun bunalımda veya aşk acısından kendilerine kıydıklarını anlar. Fakat şöyle bir durum da vardır ki bu ölen şahıslar üniversitede okuyan ve başörtüsü taktıkları için okula alınmayan kimselerdir. Bunu fırsat bilen geri kafalı insanlar devletin dine karşı olduğunu, Kars’taki görevlileri ise ateistlikle suçlarlar. Ka da devlet görevlilerini biraz destekler gibi göründüğünden onu da ateistlikle suçlarlar. Bu gelişmelerin yanında birtakım cinayetler işlenir. En önemlisi ise üniversitede devletin kurallarını uygulayan bir öğretim üyesinin öldürülüşüdür ki bunu yapanlarda laik devlet düşmanı gruplardır. Ka tüm bu olayların üzerinde korkmadan bu tip insanlarla ilişki kurar, çete başlarıyla görüşür ve buradaki saf delikanlı erkeklerin ve bayanların kandırıldıkları anlar. Bir ara kendisini öyle olaylar ve davranışlar içinde bulur ki kendisinin de onlardan birisi gibi olacağını anlayıp kurtulur onlardan.


İpek’e aşık olan Ka tüm bu olayların yanında kendinin ne kadar tehlikelerin içinde olsa dahi kendinin İpek’in yanında ve mutlu olduğunu hisseder. Ama bu mutluluğun gerçek mi yoksa zahiri mi olduğunu anlayamaz. Bütün bu olaylar yaşanırken halkın sosyal aktivitesini ve mutluluğunu, gece gündüz kar yağmasından dolayı düştüğünü ve halkın morale ihtiyacı olduğunu anlayan görevliler tarafından bir organizasyon düzenlenir. Bu organizasyonda laik cumhuriyet yanlısı oyunlar oynanır ve örümcek kafalıların amaçlarına ulaşamayacağı anlatılır. Gösteride bulunan çoğu beyni yıkanmış imam hatipli öğrencilerin ve hokkabazların laf atması, sataşması, cumhuriyet rejimini ve devlet memurlarını din düşmanı olarak adlandırmalarından dolayı olaylar çıkar. Olayların sonucu kentte sokağa çıkma yasağı ilan edilir ve ihtilal boy gösterir. Tabii bunu bir çok halk sevinçle karşılarken gericilerin çoğu ve ülkemize çomak sokmak isteyenler nezarethanelere konur ve sorguları alınır. Ka bu olayları pür dikkat inceler. Bir çok şiiri de bu olaylardan etkilenerek yazar.


Olayları sıkıca inceleyen Türk polis ve askerinin bu durumlarda nasıl canla başla çalıştıklarını ve ülkeyi korumak için bu gericilere nasıl davrandıkları, ülkemizin bu konulardaki sorunlarına da yazar uzunca dikkat çeker. Ka bütün bunları yaparken bazı dinci lider ve elebaşlarının ifadelerini eline geçirir ve hayretle bir ürperti hissi duyar. Bu insanların kimlerce desteklendiklerini ve yaptıklarını öğrendikçe meğer ülkesinde neler olduğunu ve haberinin olmadığını anlar. Bu insanların Tanrı’nın adını kullanarak ne zalimce işler yaptıklarını, nice cinayetler işlediklerini ve utanmadan bunları Tanrı için yaptıklarını öğrenince büsbütün hayrete düşer.
Ka olaylardan etkilenmişti ama korkmaya başlamıştı birazcık. Çünkü bazı dinci kesimler Ka’yı bir ajan olarak görüyor ve kendilerine vurulan darbelerin sebebi olarak onu görüyorlardı. Arada bir tehditler olmasına rağmen polisin Ka’yı koruduğunu zannedip düşüncelerinden vazgeçmişlerdi.

Ka bütün olayları incelemişti ve Kars’ı “Dünyanın bittiği yer” olarak adlandırmıştı. Sevdiği İpek’in bile bazı geri kafalılarla işleri ve ilişkileri olduğunu öğrenince kendisini bu şehirde tutacak bir neden kalmayacağını düşünüp şehirden üzüntülü olarak ayrılıp İstanbul’a dönecekti. Ama artık hayattan umudu kesildiği için Ka düşüncelere dalmakta ve İpek’i düşünmektedir. Buna rağmen en sonunda hediyeler ve teşekkürlerle Kars’tan ayrılır. Kars tam olarak düzelmese de uygarlık ve rahatlıklara ilk adımı atmaktadır.


#4 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 11 Haziran 2007 - 05:15


***
“KAR”...

Orhan PAMUK…


***


Kitaptaki olaylar ve şahısların değerlendirilmesi:


Ka kendi içinde bazen entel bazen duygusal, kaliteli ve anlamlı şiirler yazan, ülkesini belki de yurtdışında yaşadığı için çok seven ama en azından hiç boş durmayıp ülkesine yardım eden kişi olarak göze çarpmaktadır.


Olaylar sürekli Ka’nın etrafında döndüğü için diğer kişiler biraz sönük kalsa da sevgilisi ve otel sahibi İpek, bu akımlardan ve kafa yapılarından etkilenmiş İpek’in kardeşi Kadife ve sonu ölümle biten yüreği çok saf, tertemiz ve kandırılmış kişi Fazıl. Ka burada İpek’in sevgisinden çok Fazıl’ı sevmiş ölümüne üzülmüştür.


Kitapta olaylar birbirinin devamıdır ve yazar kitabı 43 bölüme ayırmıştır. Bütün bölümlerde güzel tasvirler ve olayların tarafsızca aynen anlatıldığını, olan olayların ise Türkiye’nin kaderimidir bilinmez şu ankiyle aynı olduğudur.


"Kitabım yine babadan kalma tanımla 'postmodern'dir; gülümseyerek söylüyorum bunu, kendi temsiliyet sorununu da sorguya çektiği için. Gerçekçi romanlarda olduğu gibi 'İşte gerçek, işte bunun aynaya düşmüş izdüşümü' demiyorum. Aynada gözüken şeyleri ve aynayı dürüstçe, mümkün olduğunca tartışıyorum."
(Radikal Kitap eki'nde Orhan Pamuk ile yapılan konuşma'dan, 18/01/2002)


Kitap hakkında kişisel görüş:

Benim fikrim olarak kitap çok güzel ele alınmış, birçok araştırmalar yapılmış ve anlatılan bölge bilfiil görülüp yaşanarak yazılmıştır. Zaten 33 aya yakın süren çalışmalara da bunun bir kanıtı olarak görülmüştür. Karakterler sürekli değişiyor ve tanınmıyor gibi görünse de bizim içimizden çıkan karakterler olmuştur. Bize yol gösterdiklerini söyleyerek kandıran insanların asıl yüzlerini, sanki yeni bir heykel açılışında çekilen perdede olduğu gibi tamamen çarpıtılmadan ve sade bir şekilde anlatılmış ve okuyucuyu içine doğru çekmeyi başarmıştır.


Kitabın Ana Fikri:


Kitabın ana fikri birçok konu üzerine odaklanmış gibi görünse de ülkemizin doğu kesimlerinin gerçekten de yokluk, ilgisizlik ve eğitimsizlikten nasıl geri kalmışlığını, nasıl cahil düşüncelerin kabul edildiğini, bu tip düşüncelerin insanları nasıl hiçe saydığını anlatmaktadır. Aslında yöre halkının çok duyarlı, vatanına ve milletine ne kadar bağlı olduğunu ama nedense dış devletlerin veya dış kuvvetlerin belki de yörede güç sahibi olmak isteyen vatan hainlerinin nasıl yandaş topladıklarını, cahil halkı din duygularını kullanarak nasıl sömürdüklerini ve başörtüsü yüzünden halkımızla devletimizi nasıl karşı karşıya getirdiklerini anlatmakta, okuyucuya bu konularda güzel örnekli bir anlatım vermektedir.

*tna
***


#5 Misafir_seyrekler_*

Misafir_seyrekler_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 25 Haziran 2007 - 02:13

Siz bunları kime anlattınız,yada anlatıyorsunuz sn.gecekuşu? Bizim sosyalist geçinenlerimiz bile karşıyken ne anlatmaya çalışıyorsunuz anlayamadım. Biz daha sosyalist geçinen arkadaşları kazanamadıkki;Hedefi başka yönlere çevirelim. Bence zor görülüyor;İçimizde bile birlik yaşayamıyorken,diğerleri bizden etkilenemezler.
Örnek : "Siz kendinizle bile çelişkidesiniz"cevabımız nedir?

#6 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 29 Haziran 2007 - 02:43

Siz bunları kime anlattınız,yada anlatıyorsunuz sn.gecekuşu?


1- Hiç kimseye bir şey anlatmadım...

2- Kimseye bir şey anlatmıyorum...

Yazarın bu kitabını kim hangi bakış açısıyla okursa o şekilde yorumlar...

Ama kim hangi bakış açısıyla yorumlarsa yorumlasın...

Yazar kitabını kendi bakış açısıyla yorumlamış ve kaleme almış...

önemli olan onun bakış açısını kitabı okurken kavrama çabası içerisinde olabilmek...

ötesi katılırsınız yada katılmazsınız o kişiye ve bakış açısına kalmış...


Kitabın anlatımı dışında kişisel olarak tartışacak bir şey olduğunu...

Ya da şahsıma eleştiri yapmanıza gerek olduğunu sanmıyorum sayın seyrekler...


Örnek : "Siz kendinizle bile çelişkidesiniz"cevabımız nedir?


Bu yaklaşımınıza yorumum ve yanıtım yok;

Sorunuzu kavramış değilim neden sorduğunuzu anlamak içinde bir çaba harçamadım...

"cevabımız nedir" dediğiniz için sizde dahil yanıtlanmasını istediğinize göre ...

Yanıtınıza bakıp ne amaçla sorduğunuzu değerlendirebilirim diye düşünüyorum..

Ama genel anlamda bir soru yöneltmekse amacınız.., bildiğim bir şey var ...

Herkes kendi içinde bir çok çelişkiler yaşar...

Önemli olan bu çelişkilerinin farkında olup olmadığı...

Çelişkilerini göz ardı edip kendini kandırıp kandırmadığıdır...

Bu durum benim, sizin ve herkes için hayatın her alanında geçerlidir...


#7 bombala oski

bombala oski

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 4 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Haziran 2007 - 22:53

Yalçın Küçük'ün kitapla ilgili yorumu youtube'dan bulunup izlenmeli. Ondan sonra konuşulmalı. Kime, neye, nasıl, ne kadar hizmet edildiği öğrenilmeli. Bunlar basit cümlelerden oluşan kitaplar değil, ayrıntılara indikçe insanın ****** ******* nitelikte şeyler çıkıyor ortaya.





#8 yakup

yakup

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 2 İleti

Gönderi Tarihi: 03 Ağustos 2007 - 15:39

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk üzerine derinlemesine yapılımış bir inceleme.Dört farklı yazar dört farklı bakış açısı. 5. Sanattan 5. Kola: Orhan Pamuk



Kaan Arslanoğlu, Ergin Yıldızoğlu, Nihat Ateş ve Ali Mert; dört farklı yazarın Orhan Pamuk üzerine gözlemlerini yazdığı kitap 5. Sanattan 5. Kola: Orhan Pamuk "Orhan Pamuk" Fenomenine ışık tutacak bir çalışma.





“Orhan Pamuk’un, The Guardian’daki ‘Implied Author’ başlıklı yazısını okuyunca ilk önce, ‘Hah,’ dedim ‘işte işin özüne yaklaşıyoruz. Pamuk neden yazdığını anlatıyor’. Şimdi, aslında bunun da garip bir durum olduğunu kabul etmek gerekir. Benim bildiğim, kendi yerinden ve yaptığından emin olan yazarlar arasında böyle bir çabaya hemen hiç rastlanmaz. Bu genelde edebiyat eleştirmenlerinin ve teorisyenlerinin çalışma alanına girer; deyim yerindeyse, onların temel gıdasıdır. Ama zaman zaman yaptığının teorisini de yapmaya özellikle dikkat eden Blanchot, Nabokov, Octavio Paz, ya da Wyndham Lewis, T. S Eliot hattâ Pound gibi yazarlara da rastlanmıyor değil. Bir farkla ki bu yazarların hemen hepsinin ya genelde bir paradigma değişikliğiyle uğraştığını, ya da özelde belli bir teorik sorunla boğuştuklarını görüyoruz.
“Bir farkla diyorum, çünkü, Orhan Pamuk’un neden yazdığını anlatmaya çalıştığı yazıda ne bir paradigma değişikliği sorunu, ne de edebiyat teorisi açısından üzerine gidilmiş bir (!) problemle karşılaştığımızı düşünüyorum. Aksine birbiriyle ilgili ilgisiz bir çok sorunun, ya da gerekçenin aynı anda sunulduğunu görerek bir kez daha düş kırıklığına uğradığımı söylemek isterim. Nedense içimden bir ses, her şeye rağmen Orhan Pamuk’un liberal sanat kurumlarının, piyasa sistmenin kendisinden istediklerinden daha fazlasını verebilecek bir kapasiteye sahip olduğunu, belki de boşu boşuna, söylemeye devam ediyor.”
Ergin Yıldızoğlu

Gönderilen Fotoğraf

#9 bagimsiz_turkiye

bagimsiz_turkiye

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 2 İleti

Gönderi Tarihi: 24 Ağustos 2007 - 19:55

nihat gencin yorumuna katilmamak mumkun degil...bugün "liberal "tarafsız" " yazarların (ki bunlar daha çok edebiyat denen amatör ruhu olan bir uğraşıyı endüstriyel ve metalaşmış bir hale getiren de yazarlardır ve bunu politik olan bir tavır olup olmadığı da tartışılmalıdır) siyaset "ağına" düşmeyen ve "tarafsız" (günümüzde tarafsızlık ve bilimselliğin önemli bir şartı olarak ortaya konan objektiflik arasındaki ayrım ortadan kaldırıp birbirleri yerine kullanıyor olabilirler mi?) bir roman yazımı, yeni kuşak yazarlar tarafından alternatif olarak ortaya konmaktadır. BU ortaya konan kurgulamalarda, bana göre birçok eksik yan vardır. Bir kere genel endüstriyel bir kalıbın içine girmek de bir "tavırdır" ve sapına kadar da siyasidir. Varolan sistemin kurum ve mekanizmalarının mantığında bir edebiyat ürünü pazarlamak, taraf olarak varolan sistemin mekanizmalarını güçlendirmek gibi bir tavrı da beraberinde getirir.

İKinci olarak, bu yeni yazarlarımızın siyaset üstü yazılar yazma çabası ilginçtir. Bir entellektüel, eğer varolan olaylara tarihsel, siyasal ve ekonomik perpspektiften bakamıyorsa, zaten ortaya koyduğu gerçekliklerin o da pek farkında değildir ve neden sonuç ilişkilerinde tarihsel gerçeklikten koparılan olayları anlayamamaktadır ve buzdağının görünen kısmı üzerinde belli betimlemeler yazar ve nihat genç in de söylediği gibi 100 baskı satark en az okunan ve kütüphanelerde (entellektüellik adına okunması gereken bir kitap olarak öğretildiği için) en çok okunmadan duran kitaplar listesine girerler. Liberal yazarlarımızın, siyaset üstü tezleri tamamen geçersizdir. Bu teori ülkemize özgü değildir, tüm dünyada vahşi kapitalizmin, klasik liberalizmin temsilcilerinin sınıfsal ayrıcalıkları örtmek adına kullandığı bir tezdir. Bu konuda Marx'ın Kapital'inden sonra en çok cevap yazılan oryantalizm kuramının yaratıcı Edwar Said, kitabıbı girişinde şöyle yazmıştır;
(benim açımdan bu tezin en net ve en ayrıntılı temiz anlatımı buydu o yüzden paylaşmak isterim.)

" "doğru" bilginin temelde siyasal olmadığnı (düpedüz siyasal bilgininse tersine "doğru" bilgi olmadığını) söyleyen genel liberal mütabakatın, bilgi üretilirken hüküm süren, -karanlıkta kalsa da- yüksek düzeyde örgütlenmiş olan siyasal koşulları gizlediğini anımsatmak. Günmüzde sözde siyasetüstü nesnellik kurallarını çiğnemeye cüret eden çalışmalara, karalayıcı yafta niyetine "siyasal" sıfatının yakıştırılması, liberal mutabakatın ne yaptığını görmeyi engelliyor. "

BU liberal mutabakatın ideologları tarafından biçimlendirilmiş bir kurgunun bilinçsiz bir atomcuğu Orhan Pamuk, Ermeni katliamı hakkında yaptığı açıklamalarla zenginlerin arasına girmek isteyen ,"ben onlar gibi değilim, entellektüelim ben" tadındaki konuşmalarıyla daha önce Nobel'in siyasiliği hakkında yaptığı konuşmalar da göz önüne alınırsa, kendisinin de siyasal olduğunun bilincinde olduğu Nobel'i almıştır, bir "Türk" yazarı olarak. Batı'nın baktığı biçimde Doğu'yu kurgulayıp, büyü ve tılsım kokan sözcüklerle Doğu'yu BAtı dünyasına pazarlayıp, Batı adına Doğu'nun irrasyonalitesini, anti-bilimsel efsaneci bakışını, içlerinden çıkan daha entellektüel biri imajıyla çıkarak ve bunu Batı'ya kullanma şansı vererek ve karşılığında Nobel'i alarak.. Böyle bir Nobel'in Orhan Pamuk açısından ne değeri vcardır bilemiyorum ama benim açımdan pek yoktur.

Orhan Pamuk, Ermenilere yapılan zülme tepki gösterdiğini söylemektedir ve bunun bir entellektüel sorumluluğu olduğunu söylemektedir. Doğru, böyle bir entellektüel sorumluluğu vardır, ama yine Orhan Pamuk değişik bir teorizasyonla gerçekleri gözden kaçırmaya çalışmaktadır. Böyle bir entellektüel sorumluluk deyince, benim aklıma gelen Oscar ödülünü reddeden ve yerine Amerika'da kızılderili azınlığa(kalanlarının) yapılan baskıları protesto etme adına, bu azınlığın bir üyesi olan Kızılderili'yi Oscar ödül törenine gönderip, bu nednele Oscar'ı reddettiğini açıklayan Marlon Brando gelmektedir. Marlan Brando bu yüzden babadır, Orhan Pamuk ise Türkiye halkını daha güçlü bir kuruma yaslanarak şikayet etmekte, ekonomik olarak her ülkede güçlü ve etkili Ermeni lobilerine (Ermeni soykırımının tersini söylemenin suç sayılmaya başlamasından önce kamuoyu hazırlanması ortamında ne tesadüf :) ) ezilen bir halkı şikayet etmektedir. Gerçek bir aydın sorumluluğunu taşıyan bir insanın Irak Savaşı'ndan bahsetmesi ve böyle bir metin hazırlaması beni tatmin ederdi ve o zaman diline taktığı aydın sorumluluğu cümlelerine inanabilirdim. Şu an, Orhan Pamuk'un bana yaptığı çıkarlarını, belli entellektüel manevra alanı içinde teorize edip, yazarlığın boyalı cümleleriyle süsleyerek, ün kazanma çabasıdır. Orhan Pamuk, Irak Savaşı hakkında ne düşünür? Ermeni olayı olalı uzun zaman geçmiştir, Irak'ta bugün belki de ben bu yazıyı yazarken 20, 30 kişi daha belli çatışmalardan, belli çıkarlardan, belli petrol kavgalarından daha hayatını kaybetmiştir. Peki Orhan Pamuk, bu konuda bir fikriniz var mıdır? Yoksda onu da tarih olunca ya da bu uygulamanın sorumluları güçsüzleşince aydın sorumluluğunuz sizi harekete mi geçirecektir? Şu an erken midir? Bunların cevaplarını da sizden duymak isterdim. Ama siz yabancı gazetecilere, röportajlarında Atatürk'ün anıtına Türkiye'de güvercinler ne yapıyor, dışkı sorunları gibi bana göre ahlakla, en hafif "objektif aydın" deyimiyle ise bilimsellikle ilgisi olmayan bir tavırla konuşmaktasınız. He bu arada hani siz siyaset üstü işler yapıyordunuz, Ermeni soykırımı tarihsel bağlamda ele alınıp, ulsulararsı hukukta bir tek Almanya'nın Naziler adına yaptıkları soykırımı kabul ettiği bir uygulamayı Türkiye'ye dayatanlar hakkında new düşünüyorsunuz? Yapılanların NAzi soykırımıyla eşdeğer olduğunu mu düşünüyorsunuz, yoksa bunu kitaplarınızın satışı mı düşünüyor?

Orhan Pamuk, benim adıma kendini mankenlere entellektüel diye kandırabilen Okan Bayülgen'den farksız bir magazin çocuğudur, kişisel olarak dava açılması ve çok öenmsenmesi önemli değildir ve kişisel olarak bana göre pek bir anlamı yoktur, ancak tarihte oynadığı rol açık yüreklilikle ortaya konmalıdır.

Saygılar

not:aynısını Orhan Pamuk'un sitesine de yolluyorum, gelişmelerden forumu haberdar ederim .

#10 ERXAN

ERXAN

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 46 İleti

Gönderi Tarihi: 13 Ekim 2007 - 11:38

Türkiye'de 10-15 yıl önce ilk kez billboardlarda bir yazarın, Orhan Pamuk'un reklamı yapılıyordu..Bununla kalmıyor daha sonra medyada bir Orhan Pamuk rüzgarı estiriliyordu...O zamanlar hep kafama takılmıştı. "Türkiye'de onca değerli yazar, iyi romancılar varken niçin Orhan Pamuk adı öne sürülüyor, diğer yazarlara haksızlık edilmiyor mu?", diye kendime soruyordum...Bu arada Beyaz Kale ve adı çokça söz edilen Kara Kitap'ı alıp okudum...Şunu rahatlıkla söyeleyebilirim ki Kara Kitap bence, Türk roman tarihinin kara kitabıdır... Hayatımda bu kadar kötü, okuruna işkence çektiren bir kitap daha okumadım..Neyse, aradan geçen zaman zarfında medyanın Orhan Pamuk'a ilgisi hiç kesilmedi ve artarak sürdü..Sanki ortada bir mizansen kurgulanıyordu...Ve bu kurgu amacına adım adım ulaşıyordu... Bu arada Orhan Pamuk son yıllarında Türkiye Cumhuriyeti hakkında, Atatürk devrimleri hakkında ileri geri laflar etmeye başladı, bir 'demokrasi havarisi' kesildi. Oysa sözlerinin ne demokratlıkla ne de solculukla ilgisi vardı...Türkiye demokratik kitle hareketlerinde Orhan Pamuk yoktu...Sendikalı işçiler işten atılırken yoktu....Madımakta insanlar yakılırken..İnsanlar üç kuruş için alınterlerini satarken yoktu...Doğuda kadınlarımız töre cinayetlerine kurban giderken..Alevilere ikinci sınıf insan muamelesi yapılırken yoktu...Emparyalizm yurdumuzu yağmalarken...Nerede vardı Orhan Pamuk?...AB lobilerinde ermeni soykırımı sözcülüğü yaparken vardı....Kürtçülük oynayanların lobilerinde vardı...Hiç unutmam, TV de izledim: Sanıyorum yurtdışında bir konferansda "Türkler 1 milyon ermeniyi katletti" dedi..Daha sonra gazetecilere verdiği demeçte sözlerini inkar etti..Bu kadar kişiliksiz bir "sözde aydın"...Nobel için vatanını satan bir insan...Attila İlhan "Türk aydını Batı'nın manevi ajanıdır" derken ne kadar haklıymış...Bu arada şunu belirtmek isterim. Orhan Pamuk'a linç uygulamaya kalkanladan, kitaplarını okumam diyenlerden değilim. Yine de kitabını alır okurum. Bu konuda bir önyargım yok. Benim asıl karşı olduğum karakteri ve misyonu...
ERXAN

Yöresellikten ulusallığa, ulusallıktan evrenselliğe...