Zıplanacak içerik
  • Üye Ol
katakuta

Turi sinin ne anlama gelir ?

Önerilen İletiler

Vettiini,vezzeytuni,ve turi siniine ve hazel veledil emin..

 

"Andolsun o incire,o zeytine,siinin(sina)dağına,ve bu güvenli beldeye.."(Tin Suresi:1-3)

 

Kur'anda Sina Dağına'na niçin yemin edilmektedir?

 

Sina Dağı'nın bir özelliği var mıdır? Nedir?

 

Yoksa Musa'nın,Rabb'biyle buluşmaya gittiği "Tur Dagı" ile "Sina Dagı" aynı dağ midır? Yoksa,Sina daki "Tur dagi"ndan mi bahsedilmektedir?

 

"Sina/Siinin" kelimesinin anlamı nedir? Hangi dilden türevlidir?

 

"Tur" bir dag ismi midir? Yoksa sadece"dag"mi demektir?

 

Ve"Tur" kelimesinin köken anlamı nedir?

 

Sina kelimesi samicedir ve "Sin'e ait" demektir.Ve anlam itibariyle "Sin'e ait olan yer/Sin'in yeri" demektir.

 

Öyleyse,"Sin" kimdir? Eski sami topluluklarca, Sina Yarimadasi neden Sin'e atfedilmistir?

 

Antik Kenan panteonunun baş tanrısıi "EL"(harfiyen ulu,ulu olan ilah demektir)" EL"genel bir isim ve ünvan olmakla beraber,aynı zamanda,"Yerah(ay) ve "Sin" olarakta anilirdi.Yerel kabilelerce "Ay Tanrısı Sin".Sin kültüne baglı kabileler,Sin'in Sina Yarımadası'nda oturduguna inanırlardı.

 

Sina yani Sin'e ait olan yer,Sin'in yeri.

 

Tevrat'ta,Mısır'dan çıkışı gerçekleştiren Israiloğullarının,Sina'nin hemen bitiminde Erden/Urdun Nehri'ni geçtikleri ve Eriha şehrini gördükleri anlatılır.Eriha,aynı zamanda Yeriho,"Ay şehri" demektir.şehir,Ay Tanrısı Sin'e adanmıştı.Yani,Yerah/Sin'in bölgesine dahildi.Tıpkı Sina gibi.

 

Bölgesel isimleriyle Yerah/Sin,genel ismiyle El idi ve panteonun baş tanrının ünvanıydı:El=Ulu olan ilah,baş ilah.

 

Sin olarak anıldığı bölgelerde sembolu AY idi.Ama baştanrı olarak kult hayvanı boğa idi.Betimlemelerde boğanın üstünde duran bir tanrı olarak gösterilir.Baştanrı olarak EL'in olduğu gibi,oğlu Baal'in de sembol hayvanı boğa idi.El,boğa ile okadar özdeşleştirilmişti ki,O'nu anmak için sadece "Tur" demek yeterliydi.Tur,yine semitik dillerde "boğa" anlamindadir.

 

Sina yarımadasının en önemli liman sehri olan "EL-TUR".Bu isim hem boğa anlamina gelir,hemde Boğa El'in şehri anlamına gelir.Ayni zamanda kadim zamanlardan kalma çok eski bir şehirdir.

 

EL/BOGA EL/EL-TUR,mitolojiye göre,emekli olup,yerine oğlu Baal geçtiginde,Sina'daki "Shad-El" dağına çekilmistir.Yine O'nun adını taşıyan birçok dağ mevcuttur Sina'da ve kadim zamanlardan günümüze kadar hala aynı isimlerle anılmaktadır.

 

Sina'nın Sümerce ismi Dilmun/Tilmun idi.Harfiyen "Saf Yaşamın Yeri" demektir.

 

Evet, Tur'un köken anlamı boğadır.Zaten dünya dillerine de küçük söyleniş faklarıyla yayılmıstır.Örnek olarak Latin dillerinde "Tora","Toro" olarak gecer,yani boğa.

 

Bu şekilde "Tur Dağı"nın kelime anlamı "Boğa/Boğa El'in Dağı" demektir.

Ve işin gerçegi,Sina dağı'nın nerede oldugu günümüze kadar hala netlik kazanmamıştır.Böyle bir dağ hala bulunup kayıtlara geçirilememiştir

.

Sina Yarımadası'ndaki onlarca dağ arasında Sina Dagı'nın hangisi olduguna dair hiçbir mutabakat yoktur.Kısacası "Sina" isminde bir dağ yoktur.

 

Açıklamaları şimdilik burada kesip,aklıma gelen bir soruyu sormak istiyorum:

 

Kur'anda Tanrı,putperestlerin tanrısının ismine,dağına,bölgesine neden and içmektedir/Anmaktadır?

...

 

Kur'anda birçok sey üzerine yemin edildigini biliyoruz.üzerinde durdugum konu,Kur'anda sıkça yemin edilmesi degil -ki,bu defalarca işlendi yazıldı,monotonlaştı artik-,Belki gözlerden kaçan,üzerinde durulmayan küçük ama sarsıcı ayrıntılardan biri olarak,putperestlerin ilahının ismine/dağına/bölgesine yemin edilmesidir!

 

Bu arada yeri gelmişken,Sina Yarımadasındaki kutsal addedilen birkac dagın ismini vermek iyi olacaktır:

 

Gebel Mussa(Bu dağ,peygamber Musa'nın degil,4.yy.de yaşamıs,kerametleriyle ünlenmiş keşiş Mussa'nın adını taşımaktadır.), Azize Katrina Dağı,Umm Shomar Dağı(harfiyen "Sümer'in anası" demektir!),Serbal Dağı,Gebel Murr,Gebel Yallek,Gebel hallal,El Shaddai(Tanrı dağları anlamında kullanılsa da,kadim anlami El'in iki zirvesi/dağı demektir.Musa'ya da tanrısı iki zirvenin arasında konuşmamıydı ?..),Shad El. v.s....

 

 

EL, Suriye'den Sina'ya kadar,kadim toplumların inanışlarında çok köklü ve etkili bir ilahtı.Öylesine etkiliydi ki, tek tanrıcılığa geçişte ibranlarin peygamberlerinin bile çoğunun isimlerinde bu etki açıkca görülmektedir.Örn.

 

El-Yesa(Ilyas),Dan-El(Danyal,Daniel),Isma-El(Ismail),Isra-El(Israil-Yakup'un diğer ismi-)v.s..Kult hayvanı boğa olduğu icin,aynı zamanda Boğa-El olarakta oldukça ünlüydü.Musa,rabbiyle görüşmeye gittiginde,kavmi fazla beklemeden buzagıya tapınmaya başlamıştı!

 

Hristiyanlığa bile geçmistir bu pagan tanrının etkileri.Matta incilinde,çarmıhta ölmek üzere olan isa,bakın ne diyor?:".

 

.Eli,Eli,lema sevaktani?.."

Türkçesi:"..Tanrım.Tanrım,beni niçin terkettin?.."(Matta-27:46)

 

 

Ama,cümleyi orijinal anlamında olduğu gibi çevirirsek bakın nasıl sesleniyor tanrısına:"EL'im,EL'im(ilahım),beni niçin terkettin?"

 

Burada resmen,açıkca panteonun baş tanrisi EL anılmaktadır!

 

Bakalım Markos incilinde nasıl geçiyor:

"..Elohi,Elohi,lema sevaktani?.."(Markos-15:34)

 

 

"Elohi" ne demektir? Ibranicede İlahım demektir.Eloh,ilah anlamındadir. Ama,dikkat edilirse,burada yine EL anılmaktadır,çünkü,ELOH" demek,İlah olan El demektir! Yani EL-Ilah! Yani "ilah" kelimesinin kökü de,anlamı da EL'dir!

 

Baştanrı olarak,Tanrıların Babası(panteonun diğer tanrıları çocuklarıdır çünkü)ünvanıyla El'in bir diğer ozelliği de,merhametli ve iyicil bir tanrı olmasıydı.

 

Bakalim,Luka incilinde nasıl anılıyor:

 

"..Baba,ruhumu senin ellerine bırakıyorum.."(Luka-23:46)

 

Baba kelimesi boşuna kullanılmamıştır burada.El'in bir diğer unvanı da "Ab-Adam" idi.Yani,"Insanin Babasi"!,bir diğer unvanı da"Yaratılan Şeylerin Yaratıcı ve Krallığı Tek Verebilecek Olan"

 

İbranlarin tek tanrıcılığa geçişte ve sonrasında,kitaplarını oluştururlarken, çevrelerindeki uygarlıkların mitlerinden,efsanelerinden faydalandıkları gerçeği gözönüne alınırsa,oldukça baskın olan EL tapınımının etkisinin, bütün dinsel kitaplarda açıkca yankılanması oldukça dopal,hatta kaçınılmaz olacaktır.

Yoksa,sonradan geliştirilmiş haliyle evrensel bir tanrının değil,büyük bir ortadoğu pagan tanrısının bariz etkisidir bu yankılanan.

 

 

"Tanrı" anlamıyla özdeşleştirilmiş EL',tek tanrıcı dinleri oluşturanlarca geliştirilerek,evrensel bir tanrı haline getirilmiştir. O,ilk başlarda "ILU"(harfiyen,ulu) idi(Akkadca),kadim putperest samilerce "EL" oldu.Tektanrıcılığa geçiste "ELOH",panteonun diger tanrıları,yani çocuklarıyla beraber "ELOHIM" yani -ilahlar-oldu.Arap yarımadasında ise "EL-ILAH",yerel söylenişlerde"AL-ILAH",daha sonra ise bildiğimiz sekliyle "ALLAH" yani "Ulu olan ilah"! oldu

 

Ay Tanrısı Sin olarak tapınıldığı zamanlarda,Sina Yarımadası'na O'nun ismi verildi:SİNA=Sin'e Ait/Sin'e ait olan yer,bölge.

 

Baştanrı olarak ta Boğa-El ünvanıyla,Sina'nin bir çok dağına,deresine hatta çölüne bile ismi verildi:Shad-EL(El Dağı,El-Shaddai(El'in iki zirvesi/Tanrı dagları),El-Arish(El Deresi),El-Tih(El Colu.Aslında bu bir platodur ve Israilogullarinin bu yerde dolaştıkları iddia edilir.Bu yüzden,"Badiyeth el-tih" diye de anılır,yani "Dolaşma Çölü" ve saire..

 

Evet..,

Şeytan ayetleri olarak nitelendirilen ve kurandan çıkartılan,Lat,Uzza,Menat gibi putların isimleri zikredilen ayetler konusunda bu kadar hassas olan Allah,Tin Suresi'nde neden putperestlerin en büyük tanrısının adını anmaktan,andiçmekten imtina etmemiştir?

 

Muhammed,El/Sin kültü hakkinda bilgi sahibi miydi? (Olmaması çok düşük bir ihtimal olarak görünüyor.)

Aslında bunlar cok küçük sorular! Sayfa ilerledikce çok daha büyük ve radikal sorulara da geleceğim.

 

 

Turi siniine'nin kadim anlamını yukarıda verdim: Günümüzde ne kadar "Sina Dagı" olarak çevrilip kabul edilse de, putperest sami topluluklarca anlamı "Sina'nin Boğasi" idi!

 

Muhammed bunun kadim anlamını bilmeden de Kur'ana almış olabilir mi?

 

Peki ya gercek anlamının farkında ve bilinçli olarak kitaba aldıysa?

İşte o zaman durumun boyutları daha da değişecektir:

 

Muhammed'in en baştan beri El inancına bagli olduğu iddiasi radikal de olsa bir soru olarak ortaya sürülebilecektir. Sina yarımadasndaki "Boğa El"e yemin edilmesi/dikkat çekilmesi bu sorunun sorulmasını da daha haklı bir hale getirecektir. Böyle devam edersek su sonuca da varabiliriz: Muhammed, El inancını revize ederek yeni bir din oluştururken, El'i de geliştirip evrensel bir tanrı haline getirmiş olabilir. Bu hiç te yabana atılacak bir iddia değildir, çünkü ilk tek tanrıcı dinin çıkışından hemen önceki son dönemlerde, kadim yakındoğu halklarınca El zaten artık görünmez ve heryerde olan bir tanrı niteliklerine büründürülmüstü!

 

Bunlardan başka ortaya sürebileceğimiz cıkarımlar da var mı?

 

Elbette. Ama bunlar çıkarım olmaktan ziyade, ezoterikçilerin inanışlarına yakın,özgün olmayan iddialar olabilir:

Örn, El diye bir "ilah"(daha dogrusu 'efendi') gerçekten vardı. Muhammed ile de temas kuran ve yönlendiren o idi. Kitaptaki söz konusu yemin ile de kendi varlığına biraz üstü kapalı bir atıfta bulundu."Ab-Adam" yani "Insanin Babasi" unvaniyla da kadim zamanlarda Dünya'ya inen ve insanı yaratan "Göksel Atalar"ın bir temsilcisi olarak,-öğreten, yetiştiren rab- olarak yapmıştı herşeyi onlara göre.

 

Sonuç olarak çıkarımlar,iddialar çoğaltılabilir, hatta teoriler bile geliştirilebilir bu konu hakkında.

Özellikle müslümanlar -ki,konu aslında sadece müslümanları ilgilendirmekte!-bütün bunlara karşı çıkacaklar, burada verilen hiçbir çıkarımı,yorumu ve iddiayi kesinlikle kabul etmeyeceklerdir. Öyleyse:

Hala ortada olan bir soru var ve cevaplanması da yine onlara aittir:

 

-Kur'an da kadim putperest toplumların en büyük tanrısının adına niçin andiçilmekte/anılmaktadır?-

 

 

 

Elmalılı tefsiri"

"-Tin'e ve Zeytun'a andolsun-. Tin incir demek ise de burada öyle terceme etmek pek uygun olmayacaktır. Zira tefsircilerin bir çoğunun açıklamasına göre burada Tin ve Zeytun birer özel isim yerindedir. Özel isim olmuş kelimelerin ise tercemesine kalkışmak doğru değildir. Çünkü onlar neye isim olmuşlarsa onları mânâlarıyla değil lafızlarıyla tanıtırlar. "İncir Köyü" diye bilinen bir köy, "Tin Karyesi" diye terceme edilmekle tanıtılmış olmayacağı gibi, Tin adıyla anılan bir dağı veya mescidi veya beldeyi de incir diye anlatmaya kalkışmak izah değil, karıştırma olur. Gerçekte tefsirler burada Tin ve Zeytun hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir:

 

BİRİSİ: Bazı tefsirciler demiştir ki: Görünen şekli ile Tin ve Zeytun'dan maksat, bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lugat itibariyle görünen bu olduğu gibi Hasen, Mücahid, İkrime, İbrahim Nehai, Ata, Mukatil, Kelbi ve daha bir kısım âlimlerden "O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir.", yahut "O, yenilen incir ve sıkılan zeytindir.", yahut "o, insanların yediği yemiştir." tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnü Abbas'a da nisbet edilmiştir. Bunlardan ise, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir karine (ipucu) bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmaktır. Fakat bu durumda insan yaratılışının güzelliğini veya çirkinliğini ve sonunun acılığını veya tatlılığını anlatırken incir ve zeytine yeminle başlamanın ne ilgisi olduğunu da düşünmek gerekeceğinden incir ve zeytinin insan hayatı için hem gıda, hem meyve, hem ilaç, hem ticaret açısından faydaları pek çok olan meyvelerin en güzel ve mübareklerinden olduğunu açıklamaya çalışmışlardır ki, biz burada bunun ayrıntılarına girmeye gerek duymuyoruz. İnsan yaşamak için maddi ve manevi gıdaya muhtaçtır. Maddi gıdaların en önemlileri tatlı ve tuzlu veya yağsız ve yağlı yiyecekler, bunların en güzelleri de meyvelerdir. İşte incir ve zeytin ya meyvelerin en faydalı ve en mübarekleri olmak itibariyle özel durumlarına veya özeli zikredip geneli kastetmek yoluyla tatlı veya tuzlu, yağsız veya yağlı genellikle önemli yiyecekleri temsil edecek birer misal; Tur-i Sina ve Beled-i Emin de manevi gıdalara yer olan mübarek mevkiler olmaları nedeniyle bunlara yemin edilmiştir, demek olabilir. Bununla beraber insan yaratılış, açısından düşünüldüğü zaman "Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun."(Leyl, 92/3) yemininin taşıdığı mânâdan dolayı bu iki meyvenin dişi ve erkekten kinaye olmaları ihtimali de uzak değildir. Bu görüşe göre Tin ve Zeytun, incir ve zeytin diye tercüme olunabilir.

 

İKİNCİ görüşe gelince: Birçok tefsirci de demiştir ki: Burada "tin" ve "zeytun"dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. Turu Sinin ve Beled-i Emin ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Alûsî de bir çoğunun kabul edip inandığı üzere "bunlar, mübarek şerefli yerlere yemindir" diyerek bu görüşü tercih etmiştir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, birer mescid ismi, birer belde ismi olması hakkında üç gürüş zikretmişlerdir. Şöyle ki:

 

1- Birer dağdırlar.

 

İbnü Cerir'de Katade'den: Tin, Dimeşk'ın bulunduğu dağ; Zeytun, Beyt-i Makdis'in bulunduğu dağdır. İkrime bir rivayette de: Bunlar iki dağdır.

 

Rebi'den: Hemedan ile Hulvan arasında iki dağ, Şam dağları.

 

Said b. Mansur ve İbnü Ebi Hâtim, Ebu Habib Haris b. Muhammed'den Tin, Tur-i Tina; Zeytun, Tur-i Zeyta denilen dağlardır. İyi incir ve zeytin bittiği için bu şekilde isimlendirilmişlerdir. İmam Razî bunu İbnü Abbas'ın sözü olmak üzere naklederek şöyle der: İbnü Abbas demiştir ki: Bunlar mukaddes topraklardan iki dağdır. Bunlar incir ve zeytin yetişen yerler olduklarından dolayı bunlara Süryanice'de Tur-i Tina (Tin Dağı) ve Tur-i Zeyta (Zeytin Dağı) denilmiştir. Bu takdirde yüce Allah Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. Tin denilen dağ İsa (a.s)'nın; Zeytun, Şam İsrailoğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; Tur, Musa (a.s)'nın peygamber gönderildiği yer; Beled-i Emin de Muhammed (s.a.v.)'in peygamber olarak gönderildiği yerdir. Şu halde gerçekte yeminden maksat, peygamberlere hürmet ve derecelerini göstermek olur.

 

2- İki mescittirler. İbnü Zeyd: Tin, Dimeşk mescidi; Zeytun, Beyt-i Makdis Mescidi demiştir. Ka'b da: Tin Dimeşk Mescidi, Zeytun İliya Mescidi demiştir. İbnü Abbas'tan gelen bir rivayete göre de Tin Nuh Mescidi, Zeytun Beyt-i Makdis Mescidi'dir.

 

3- İki beldedir. Ka'b'ın dediğine göre Tin, Dimeşk; Zeytun, Beyt-i Makdis'tir. Şehr b. Havşeb de: Tin, Kûfe; Zeytun, Şam'dır demiştir. Maksadı Kûfe'nin bulunduğu yer demek olacaktır ki Nuh (a.s)'un konakladığı yere denir.

 

Demek ki Tin ve Zeytun, aslında bildiğimiz incir ve zeytin meyveleri ve ağaçları olmakla beraber bunların yetiştiği bereketli yerler olmakla tanınmış iki dağ ve onlarda iki belde ve onlarda iki mescid dahi Tin ve Zeytun adlarıyla tanınmış, bunlar da Tur-i Seyna ve Mekke gibi dinin çıktığı mübarek şerefli yerler sayılmış olduğundan burada hayat için maddi, manevi gıdaların ve incir ve zeytin gibi faydalı meyveler verecek çalışma ve amelin ve yerin önemine ve özellikle incir ve zeytinin lezzet, kıymet ve faydalarına da ima ve işaret ile beraber daha ziyade peyamberlerin yetiştiği, dinlerin çıktığı yerler olarak bilinen kutsal yerlere yemin edilmiştir. Bundan dolayı "Keşf" yazarının dediği gibi, bunların hepsi dinî ve dünyevî hayır ve bereketi ile mukaddes topraklara ve emin bir beldeye yemin demek olur. Yalnız incir ve zeytine yeminde bu ahenk ve kapsamı anlamak güçtür. Onun için Tin'i ve Zeytun'u sade incir ve zeytin meyveleri diye terceme etmemeli, gerek Hıristiyanlık'ta, gerek Yahudilik'te gerek İslâm'da "Çevresini mübarek kıldığımız."(İsrâ, 17/1) mânâsı gereğince mübarek tanınan ve hayır ve bereketinden istifade için iyi olma hususunda yarışılarak çalışılması arzu edilen mukaddes topraklara dahi işaret olmak üzere sözü geçen incir ve zeytin isimleriyle şöyle demelidir:

 

2. Yemin olsun o Tin'e ve Zeytun'a ve Tur-ı Sinin'e yemin olsun, Sinin Dağı'na ki Hz. Musa'nın Allah ile konuşma şerefine nail olduğu dağ olup sin harfinin kesresi veya fethası ve nunun uzatılmasıyla Tur-ı Sina ve Tur-i Seyna diye de tanınmış ve meşhur olmuştur. Sonu kısa ve uzatılmadan Tur-i Seyna da denildiği "Kamus"ta yazılıdır.

 

Ebu Hayyan, "Bunun Şam'da bir dağ olduğunda ihtilaf yoktur." demiş; Şihab yazarı da; "bu, meşhur olanın aksi olduğu, çünkü bu gün bilinen Tur-i Sina'nın Akabe ile Mısır arasındaki Tih yakınlarında bulunduğu" beyanıyla itiraz etmiş ise de Ebu Hayyan'ın maksadı da Mısır toprakları karşısında bulunan ve Filistin'i dahi kapsayan mutlak Şam toprakları olmalıdır. İhtilaf yoktur denilmesi bunu gösterir. Nitekim İbnü Cerir de hep "Şam'da bir dağdır, bir mübarek dağdır." diye rivayet etmiştir. Tur, dağ ve özellikle bitkili dağ demektir.

 

SİNİN, o dağın bulunduğu ve kendisine nisbet edildiği yerin ismi olup Beyrun ve benzeri kelimeler gibi muamele görerek çoğul kelimeler gibi "vav" ve "ya" ile irab aldığı, bazı kere de "ya" ile bırakılıp sonundaki "nun"a irab harekeleri verildiği söylenmiştir. Görünen şekliyle "Sinler Dağı" demek gibidir. Ahfeş demiştir ki: Sinin kelimesi ağaç mânâsına çoğuldur. Tekili "Sine"dir. Sanki Tur-i Eşcar yani, Ağaçlar dağı demek gibidir. Kelbi'den de "ağaçlı dağ" diye rivayet edilmiştir. Bunlar, "Derken ona varınca mübarek yerdeki vadinin sağ kıyısındaki ağaçtan şöyle seslenildi: Ey Musa!..."(Kasas, 28/30) âyetinde mübarek yerdeki Musa ağacına işaret olsa gerektir.

 

İbnü Ebi Hatim, İbnü Münzir, Abd b. Humeyd İbnü Abbas'tan, "sinin, hasen yani güzel demektir" diye rivayet etmişlerdir. Dahhak'ten de böyle rivayet olunmuş, İkrime'den de bunun güzel mânâsına olması Habeş lisanı olduğu ziyadesiyle rivayet olunmuştur. İbnü Cerir ve İbnü Asakir Katade'den de; "Sinin; mübarek, güzel ağaçlı demektir." dediğini rivayet etmişlerdir. Bununla beraber İbnü Cerir demiştir ki: Bu görüşlerden doğru olan, "Tur-i Sinin, bildiğimiz dağdır." diyenlerin görüşüdür. Çünkü Tur, bitkili dağ demektir. Sinin dağı denilmesi onu tarif içindir. Eğer "sinin kelimesi, güzel ve mübarek mânâsınadır" diyenlerin dediği gibi Tur'un sıfatı olsaydı, Tur tenvinli okunurdu. Çünkü bir şey bir sebep bulunmadıkça kendi sıfatına muzaf (belirtilen) kılınmaz. Yani "sinin", güzel ve mübarek mânâsında olsaydı, "Tur-i sinin"in bir sıfat tamlaması olması lazım gelir ve "Tur" kelimesi munsarif olduğundan tenvin alması gerekirdi. Oysa tenvin olmadığı için tamlama, isim tamlamasıdır diyor. Bu da çoğunlukla kabul edilmiş bulunuyorsa da, anlatıldığı üzere "sinin, güzel ve mübarek mânâsınadır" diyenler tamlamanın vasfı olduğu görüşüne varmış değillerdir. "Ağaç" veya "yer" gibi, nitelenen bir kelime takdiriyle veya sıfat-ı galibe türünden isim olarak tarif için muzafun ileyh (belirten) yapılmış olmasına engel olmaz. Maksatları güzel dağ demekten ibaret değil, yerinin veya otunun, ağacının mübarekliğini, güzelliğini beyan etme mânâsına "mübarek, güzel dağı" demek olmasında ve Hz. Musa'nın Allah'la konuştuğu o meşhur Tur-i Sina'ya bu mânâ ile "Tur-ı Sinin" denilmiş olmasında bir sakınca bulunmadığı gibi Kur'ân'da onun hakkında gelmiş olan "Vadi-i Mukaddes" (Kutsal Vadi), "Va-di-i Eymen" (Uğurlu Vadi) ve "Mübarek yerde bulunan ağaç" nitelikleriyle de pek çok ilgi ve uygunluğu vardır. Burada biraz sonra gelecek olan "Ahsen-i takvim" (en güzel biçim)den bahsetmeye bir başlangıç ve giriş olmağa da yakışır. Bu şekilde o Tin, Zeytun ve Tur-i Sinin'e yani bu üçüne yemin, Mukaddes Arz'a yemin mânâsında olur. Şu da "vav" atıfası (bağlacı)yla üçüne birden bağlanmış olur."

..................................................................................................................

 

Müslümanların beyninin nasıl hadim edildiğini, şu yukarıdaki halkın sırtından geçinen teologlar= guruhunun yakın zaman temsilcilerinden "alim" muhteremin gayet faideli! yorumlarını okuyarak muşahade edebilirsiniz!..

 

Kıvırmalarını, sallamalarını, binbir dereden su getirme çalışmalarını, binbir renkli anlamlar çıkartıp yuklediğini ve yutturmaya ve aynı zamanda konuyu başından savmaya çalıştığını görebilmeniz ve , o yorumlarını ciddiyetle ve dikkatle iyice okumanızı öneririm.

 

Gerçekleri gizlemek çok kolaydır. Yeterki maskeniz din adamlığı olsun.

Elmalılı'da gerçi, kendinden önceki"guruh"un yorumlarını aktarmış. Kendisinden birşey katacak hali yok tabii.Onlar için ilim, diğerlerinden kopyalamaktır çünkü. Onlar için ilim,salla,uydur,yutturabilirsen yuttur'dur.

 

Bu tefsirde bir kere öncelikle, -kesin bir bilgi- verilmemektedir/verilememektedir. Değişik fakih ve müfessirlerin yorumları sunulmaya çalışılmaktadır sadece. Dikkat edilirse hiçbiri,"sin, ve diğer kelimelerin anlamı kesin olarak şöyledir,budur" diyememektedir.Hepsi de kendi faraziyelerince değişik anlamlar yüklemeye ve sunmaya çalışmışlardır.

 

Dolayısıyla o kadar laf kalabalığının içeriginde,ortaya konulan bir"bilgi" yok!

 

Dikkat edilirse yine, SIN kelimesi hakkında putperest devirlerdeki gerçek anlamını vermek,en azından atıfta bulunmak bile sözkonusu değil o müslüman guruhun yorumlarında. Bundan özenle kaçınıldığını bariz bir şekilde görülmektedir. Halbuki, binlerce yıldan beri,ilk pagan tapınım devirlerinden,tek tanrılı! dinlere kadar bütün olaylar ayni coğrafyada geçmektedir. Ama nedense, o kelimenin kadim anlamına,kökenine değinmek istemezler! Yoksa, çok şey "sarsılır" çünkü..SIN kelimesinin,kıyısından,etrafından dolanır,dolandırırlar da gerçek manasına gelmezler. SIN içinde,TUR için de böyle. Bilirler ama söylemezler. Öyle birşey olamaz çünkü. Putperestlerin ilahları kur'anın yorumlarına giremez!

 

Ama bal gibi,gün gibi kur'anın içine girmistir! Çıkartamayacaklarına göre, karın ağrılarıyla kıvranarak ve kıvırtarak meseleyi değişik anlamlar uydurarak halledeceklerdir. Din adamliğının temel görevlerinden biri de "inandırmak" değil mi?! Başarıyorlar işte.

 

Peki..,sözü edilen "Sina Dağı" o guruhun iddia ettigi gibi(aslinda iddia bile edemiyorlar ya neyse) Musa'nın tanrısıyla konuştuğu anlatılan dağ mıdır gerçekte?

 

 

Yada,sina dagı derken,tur dagından, Musa'nın on emrin yazılı olduğu levhaları aldığı iddia edilen dağdan mı bahsedilmektedir?

 

O guruh buna bile bir net açıklama getirememekte!..Tabii, böylesine muğlak bir kitabı açıklamaya çalışırken mecburen çok sey söyleyeceksin ama, sonuçta dişe dokunur hic birşey söylememiş olacaksın!

 

Tekrar ediyorum: Açın haritalari bakın! En büyük teologlara gidin sorun! Tarih ve coğrafya uzmanlarına gidin sorun! İmkaniniz varsa gidin yerinde arayın! "SINA DAĞI" adında bir dağ bulamayacaksınız! Çünkü o isimde bir dağ YOK! Hic kimse de size,"sina dağı şuradadır, su dağdır" diyemeyecektir!

 

Çünkü sayfanın ilk iletilerinde vurguladıgım gibi:

Tur-i Sina/Siniine,"Sina'nin Bogasi\ilahi"/"Sina'daki Boga El/ilah" demektir!

Tamlamanin original ve kadim anlamı budur!

 

 

 

Hangi teolog(din bilgini!)yada adami size "Sina, ay tanrisi Sin'e ait olan/yer/bolge demektir. Orta ve yakindogudaki cogu sehrin,dagin,bolgenin,hatta derenin, colun bile isimleri ya putperestlerin tanrilarina aittir, yada onlarla iliskilidir" demez, diyemez! .

 

Evet..,simdi birazda "SİN"i tanıyalım:

 

Sümerce ismi "Nan.Nar"-anlamı harfiyen:Parlak Olan/Işıldayan- Kısaltılmış ismiyle "Nanna" diye anılırdı. Aynı ilahın, Akkadca ve samice adı, günümüze kadar "SİN" olarak geldi aynı anlamla(parlak olan,ışıldayan). Kenan(Filistin)panteonunda ise baş ilah olarak "EL" unvanıyla anılmaya başlandı. Zamanla da isim olarak kendisiyle özdeşleştirildi. Kenan metinlerinde kendisini "Yerah" ve karısını da "Nikhal/Nakhl" diye tanımlar.Yerah, yerel dillerde küçük telaffuz farklarıyla, Yeriho ve Eriha diye de anılırdı. Yerah, sami dilinde "Ay" anlamına gelir, daha çok Sin diye tanınan tanrıdır ve "Nikhal" ise Ay Tanrısının eşinin Sümerce adı olan Nin.Gal'in sami diline uyarlanışıdır. O eski zamanlarda, Asya ve Afrikayı birbirine bağlayan yarımadaya, "Tanrıların Kutsal Yeri"ine O'nun adı verildi: SİNA=Sin'e Ait olan/yer/bölge.

 

Sümercedeki adıyla Nan.Nar, panteonun yeryüzündeki baş tanrisi Enlil'in oğlu olarak geçer metinlerde.Daha sonra samilerce baş ilah olarak kabul edilmiştir..

Hükmü altındaki şehirlere iyicil davrandığı, cömert ve adil olduğu, bu yüzden aynı zamanda "Nanna Baba" diye sevecenlikle çagrıldığı da yazılıdır.

 

Aynı zamanda meşhur adalet ve güneş tanrısı "UTU/SAMAS"in da babasıdır.

Putperest sami kabilleler arasında hayli etkili ve yaygın bir tapınım olan El/Sin kültünün, çok eski zamanlardan beri Sina yarımadasıyla ilişkilendirilmesi gayet doğaldır, çünkü, samilerin göçebe toplulukları,Kuzey Suriye'den Sina'ya hatta Mısrr'a kadar devamlı etkinlik içindeydiler.

 

Evet..,burada SİN kelimesinin gerçek anlamını verdik. SİN=Parlak olan,ısıldayan. Sembolu hilal idi. Ve bu sembolun islamın sembolu olan hilalle hiçbir farkı yoktur! Baş ilah olarak EL ismiyle de kült hayvanının boğa olduğunu yukarıda hayli işlemiştik.Ve El olarak, Sina'daki birçok dağa,dereye, hatta çöle bile isminin verildigini örnekleriyle gösterdik.

 

Tur kelimesinin gerçek original ve kadim anlaminin BOĞA olduğunu ve EL'in, EL-TUR yani Boğa El olarak ta çağrıldığını da gösterdik. hatta, El,boğa ile o kadar özdeşleştirildi ki,sadece "TUR" demek bile yeterliydi onu anmak için.

 

Evet, O, adının verildiği kadim yarımadanın boğasi olarak çağırılıyordu!

Tur-i Sinin= Sina'nin Boğası!

Original şekliyle açıklaması budur!

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

ALLAH kelimesinin islamiyetten önce o bölgede hüküm süren

bir putun adı olduğunu biliyordum ben zaten,bukadar ayrıntısını

araştıryordum isabet oldu bu yazı,üstüne söylenecek birşey yok.

Bir ışık olsun yakabilir umarım insanların kafasında.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Vettiini,vezzeytuni,ve turi siniine ve hazel veledil emin..

 

"Andolsun o incire,o zeytine,siinin(sina)dağına,ve bu güvenli beldeye.."(Tin Suresi:1-3)

 

Kur'anda Sina Dağına'na niçin yemin edilmektedir?

 

Sina Dağı'nın bir özelliği var mıdır? Nedir?

.

.

.

Evet..,burada SİN kelimesinin gerçek anlamını verdik. SİN=Parlak olan,ısıldayan. Sembolu hilal idi. Ve bu sembolun islamın sembolu olan hilalle hiçbir farkı yoktur! Baş ilah olarak EL ismiyle de kült hayvanının boğa olduğunu yukarıda hayli işlemiştik.Ve El olarak, Sina'daki birçok dağa,dereye, hatta çöle bile isminin verildigini örnekleriyle gösterdik.

 

Tur kelimesinin gerçek original ve kadim anlaminin BOĞA olduğunu ve EL'in, EL-TUR yani Boğa El olarak ta çağrıldığını da gösterdik. hatta, El,boğa ile o kadar özdeşleştirildi ki,sadece "TUR" demek bile yeterliydi onu anmak için.

 

Evet, O, adının verildiği kadim yarımadanın boğasi olarak çağırılıyordu!

Tur-i Sinin= Sina'nin Boğası!

Original şekliyle açıklaması budur!

 

Bu bol alıntılı, fantastik bi o kadar mitolojik tefsir çalışmanızı tebrik etmek gerek.

 

Bir müfessir daha kazandık ne âlâ!

 

 

 

2. Yemin olsun o Tin'e ve Zeytun'a ve Tur-ı Sinin'e yemin olsun, Sinin Dağı'na ki Hz. Musa'nın Allah ile konuşma şerefine nail olduğu dağ olup sin harfinin kesresi veya fethası ve nunun uzatılmasıyla Tur-ı Sina ve Tur-i Seyna diye de tanınmış ve meşhur olmuştur. Sonu kısa ve uzatılmadan Tur-i Seyna da denildiği "Kamus"ta yazılıdır.

 

Ebu Hayyan, "Bunun Şam'da bir dağ olduğunda ihtilaf yoktur." demiş; Şihab yazarı da; "bu, meşhur olanın aksi olduğu, çünkü bu gün bilinen Tur-i Sina'nın Akabe ile Mısır arasındaki Tih yakınlarında bulunduğu" beyanıyla itiraz etmiş ise de Ebu Hayyan'ın maksadı da Mısır toprakları karşısında bulunan ve Filistin'i dahi kapsayan mutlak Şam toprakları olmalıdır. İhtilaf yoktur denilmesi bunu gösterir. Nitekim İbnü Cerir de hep "Şam'da bir dağdır, bir mübarek dağdır." diye rivayet etmiştir. Tur, dağ ve özellikle bitkili dağ demektir.

 

SİNİN, o dağın bulunduğu ve kendisine nisbet edildiği yerin ismi olup Beyrun ve benzeri kelimeler gibi muamele görerek çoğul kelimeler gibi "vav" ve "ya" ile irab aldığı, bazı kere de "ya" ile bırakılıp sonundaki "nun"a irab harekeleri verildiği söylenmiştir. Görünen şekliyle "Sinler Dağı" demek gibidir. Ahfeş demiştir ki: Sinin kelimesi ağaç mânâsına çoğuldur. Tekili "Sine"dir. Sanki Tur-i Eşcar yani, Ağaçlar dağı demek gibidir. Kelbi'den de "ağaçlı dağ" diye rivayet edilmiştir. Bunlar, "Derken ona varınca mübarek yerdeki vadinin sağ kıyısındaki ağaçtan şöyle seslenildi: Ey Musa!..."(Kasas, 28/30) âyetinde mübarek yerdeki Musa ağacına işaret olsa gerektir.

 

İbnü Ebi Hatim, İbnü Münzir, Abd b. Humeyd İbnü Abbas'tan, "sinin, hasen yani güzel demektir" diye rivayet etmişlerdir. Dahhak'ten de böyle rivayet olunmuş, İkrime'den de bunun güzel mânâsına olması Habeş lisanı olduğu ziyadesiyle rivayet olunmuştur. İbnü Cerir ve İbnü Asakir Katade'den de; "Sinin; mübarek, güzel ağaçlı demektir." dediğini rivayet etmişlerdir. Bununla beraber İbnü Cerir demiştir ki: Bu görüşlerden doğru olan, "Tur-i Sinin, bildiğimiz dağdır." diyenlerin görüşüdür. Çünkü Tur, bitkili dağ demektir. Sinin dağı denilmesi onu tarif içindir. Eğer "sinin kelimesi, güzel ve mübarek mânâsınadır" diyenlerin dediği gibi Tur'un sıfatı olsaydı, Tur tenvinli okunurdu. Çünkü bir şey bir sebep bulunmadıkça kendi sıfatına muzaf (belirtilen) kılınmaz. Yani "sinin", güzel ve mübarek mânâsında olsaydı, "Tur-i sinin"in bir sıfat tamlaması olması lazım gelir ve "Tur" kelimesi munsarif olduğundan tenvin alması gerekirdi. Oysa tenvin olmadığı için tamlama, isim tamlamasıdır diyor. Bu da çoğunlukla kabul edilmiş bulunuyorsa da, anlatıldığı üzere "sinin, güzel ve mübarek mânâsınadır" diyenler tamlamanın vasfı olduğu görüşüne varmış değillerdir. "Ağaç" veya "yer" gibi, nitelenen bir kelime takdiriyle veya sıfat-ı galibe türünden isim olarak tarif için muzafun ileyh (belirten) yapılmış olmasına engel olmaz. Maksatları güzel dağ demekten ibaret değil, yerinin veya otunun, ağacının mübarekliğini, güzelliğini beyan etme mânâsına "mübarek, güzel dağı" demek olmasında ve Hz. Musa'nın Allah'la konuştuğu o meşhur Tur-i Sina'ya bu mânâ ile "Tur-ı Sinin" denilmiş olmasında bir sakınca bulunmadığı gibi Kur'ân'da onun hakkında gelmiş olan "Vadi-i Mukaddes" (Kutsal Vadi), "Va-di-i Eymen" (Uğurlu Vadi) ve "Mübarek yerde bulunan ağaç" nitelikleriyle de pek çok ilgi ve uygunluğu vardır.

 

Sanırım Elmalılı hoca sizden daha az ve öz bi şekilde açıklamış olayı.

 

Bu durumda şu cümlelerinize hak vermemek elde değil

 

Kıvırmalarını, sallamalarını, binbir dereden su getirme çalışmalarını, binbir renkli anlamlar çıkartıp yuklediğini ve yutturmaya ve aynı zamanda konuyu başından savmaya çalıştığını görebilmeniz ve , o yorumlarını ciddiyetle ve dikkatle iyice okumanızı öneririm.

 

Gerçekleri gizlemek çok kolaydır. Yeterki maskeniz din adamlığı olsun.

...

Onlar için ilim,salla,uydur,yutturabilirsen yuttur'dur.

 

Sözleriniz ahvalinize ayna olmuş da lakin onu gören sahibi olamamış.

 

Neyse Sina dağı Mısır'da, Sina yarımadası üzerinde bulunan bi grup dağdan biridir. Cebel-i Musa da denir.

 

300px-Musadagi.jpg

 

Resmi de bu imiş.

 

"Sina Yarımadasının Aziz Katerina Dağı'ndan sonraki en yüksek ikinci dağıdır." diyor bi internet bilgi alış-veriş sitesi.

 

Doruğunun yüksekliği: 2292

Enlem: 28° 32' 0" Kuzey

Boylam: 33° 58' 0" Doğu

 

Güneşin doğuşunun en güzel görüntülendiği yerlerden olduğu için çok turist de çeker. Tıklayın

 

 

Gerçi siz şimdi, "dağa iftira atıyorlar, adı sina değil, müslümaların uydurması" da dersiniz. Eh biz yüzyılların dedikodusu yapaduralım, siz de diğer kelimelerin tefsirine harcayın vaktinizi. Müfessirlik zor zanaat. Hele de bu kadar sanat(?) içereni, daha bi zordur.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Buradaki araştırmada aslolan sina dağının varlığı yada yokluğu değil

ayrıca önemli olan da bu değil SİN A adının nereden geldiği konusundaki

hakikatlerdir.Koskoca çarşaf gibi cevap yazıyorsun içinde koskoca bir hiç.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

O çarşafa bakarsanız "sina dağı diye bi yer yoktur"dan yola çıkılarak kelime anlamına yüklenildiğini görebilirsiniz. Ben de dağın varlığından bahsettim.

 

Kelime anlamına gelince Elmalılı'nın tanımları kâfi derecede açıklayıcı.

 

Bi de kendi cevabınıza, yazının üstüne bi şey demediğinizi vurgulamışsınız :) Ve hiçliği bana isnat ediyorsunuz.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
O çarşafa bakarsanız "sina dağı diye bi yer yoktur"dan yola çıkılarak kelime anlamına yüklenildiğini görebilirsiniz. Ben de dağın varlığından bahsettim.

 

Kelime anlamına gelince Elmalılı'nın tanımları kâfi derecede açıklayıcı.

 

Bi de kendi cevabınıza, yazının üstüne bi şey demediğinizi vurgulamışsınız :) Ve hiçliği bana isnat ediyorsunuz.

 

Tabi ki de; sen din alimlerinin sana yaptığı açıklamalara

inanırsın konu üzerinde de daha fazla düşünmeye kafayormaya

gerek duymazsın,bense bilimsel araştırmalar sonucu tarihteki

olaylar vb.durumlar konusundaki bulgulara inanırım veya kendim araştırırım,herkes

özgür istediği gibi yaşamakta istediğine inanmakta.İstersen

tüm hayatını dış dünayaya kapat,yaşama coşkusunu bertaraf et,

psikolojik bir sürü sıkıntı içinde bunalımlarla yaşa ben dahil

kimseyi ilgilendirmez.

 

Sina dağı diye bir dağın olup olmamasıyla kelime kökünün nereden

geldiğinin ne alakası var?Kuranda geçen bir dağ adının nereden

türediğinin belgesidir sana sunulan.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Tabi ki de; sen din alimlerinin sana yaptığı açıklamalara

inanırsın konu üzerinde de daha fazla düşünmeye kafayormaya

gerek duymazsın,bense bilimsel araştırmalar sonucu tarihteki

olaylar vb.durumlar konusundaki bulgulara inanırım veya kendim araştırırım,herkes

özgür istediği gibi yaşamakta istediğine inanmakta.İstersen

tüm hayatını dış dünayaya kapat,yaşama coşkusunu bertaraf et,

psikolojik bir sürü sıkıntı içinde bunalımlarla yaşa ben dahil

kimseyi ilgilendirmez.

 

Sina dağı diye bir dağın olup olmamasıyla kelime kökünün nereden

geldiğinin ne alakası var?Kuranda geçen bir dağ adının nereden

türediğinin belgesidir sana sunulan.

 

 

LUCAS

 

Siz bunlari kendi akliniza dayanarak mi soyluyorsunuz ?elinizde kurani curutecek hic bir delil parcasi yok.Kendi kendinize ahkam kesiyorsunuz.Ben sizin bunlari bir akla dayanarak soylediginize inanmiyorum varsa o akil bana ispat edin fen bilimine gore ispat kanit ister ve gerektirir varsa akliniz sizde bir( kuran 1 )versiyonun cikarinda gorelim haddiii ,yoksa amaciniz ve hedefinizi biz biliyoruz. Elinize aldiginiz koor bir atestir bilesiniz.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Vettiini,vezzeytuni,ve turi siniine ve hazel veledil emin..

 

Sonuç olarak çıkarımlar,iddialar çoğaltılabilir, hatta teoriler bile geliştirilebilir bu konu hakkında.

 

Özellikle müslümanlar -ki,konu aslında sadece müslümanları ilgilendirmekte!-

bütün bunlara karşı çıkacaklar, burada verilen hiçbir çıkarımı,yorumu ve iddiayi kesinlikle kabul etmeyeceklerdir.

 

Öyleyse:

Hala ortada olan bir soru var ve cevaplanması da yine onlara aittir:

-Kur'an da kadim putperest toplumların en büyük tanrısının adına niçin andiçilmekte/anılmaktadır?-

 

Detaylı ve bilgilendirme açısından anlaşılır bir araştırma yapmışsın katakuta...

 

"Özellikle müslümanlar" diye başlıyarak devam ettirdiğin ifadende olduğu gibi,

sorduğun soruya yanıt vermek yerine her zaman olduğu gibi farklı yaklaşımlar üretilmiş...

 

Oysa karşı görüşleri anlamak kavramak ve hak vermek adına bilgiye ve araştırmaya dayalı daha tutarlı yaklaşımlar yararlı olabilirdi...

 

Hala daha çok geç sayılmaz...

 

 

"Bu bol alıntılı, fantastik bi o kadar mitolojik tefsir çalışmanızı tebrik etmek gerek."

"Bunları akla dayanarak söylendiğine inanmıyorum" diye görüş belirtenler,

 

yaptığın bu araştırmanın içeriğindekilere değişik anlamlar yüklemeye ve faraziyeler üreterek sunumlarda bulunmak yerine

akla mantığa uygun görüşlerini yazarlarsa, okuyan herkesin hala aydınlanabilme şansı var...

 

...

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Katılıyorum ;henüzortaya konulan bulgulara

''adam akıllı''bir karşı sav öne süren yok,herzaman olduğu gibi

malum kaçamak cevaplar topu taca atmalar,defalarca kez yaşadık bunları

burada veya başka platformlarda.

Şevket tehdide mi başladık yine??Yanlız her ülke Türkiye gibi çiftlik değil

oralarda tarikat gruplaşmaları toplumun ruh ve sinir sağlığını tehdit eder

duruma gelmeye başlarsa bi gecede adamın sakalını kesip sınır dışına postalarlarlar.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Bakın arkadaşlar, Elmalılı yeterince açıklamış dedim, ama tabi ki siz de benim gibi özgür hakkınızla inanmak istediğinize yöneliyorsunuz.

 

Peki neden Allah bu dağın üzerine yemin etmiş; onu da Muhammed Esed, Kuran Mesajı adlı tefsirinin 3. cildinin 1283. sayfasında 1. dipnotta şöyle açıklıyor (ki delil böyle kaynak gösterilerek verilir)

 

"...Sina dağı ise Hz. Musa'nın peygamberliğini özellikle vurgulamaktadır, çünkü Muhammed (s)'den önce ve o'nun nübüvetine kadar geçerli olan -ve esasları itibariyle Hz. İsa'yı da bağlamış bulunan- dini kurallar, Sina çölündeki bir dağda Hz. Musa'ya vahyedilmişti. Ardından gelen "bu güvenli tporaklar" ifadesi, kesin olarak (2:26'dan anlaşılacağı gibi) Son peygamber Muhammed (s)'in doğduğu ve ilahi çağrıyı aldığı yer olan Mekke'yi gösterir. Böylece 1-3 ayetler, Hz. Musa, İsa ve Muhammed (s)'in şahıslarında temsil edilen tevhid dininin üç tarihi safhasında geçerli -sahih- öğretilerin gerisindeki temel ahlakî aynılığa dikkatimizi çekmektedir. Burada hatırlanıp düşnülmesi gereken spesfik gerçeğe sonraki üç ayette işaret edilmektedir."

 

Sina kelimesi "sinin"den geliyor ve o da arapçada "bereketli, güzel ve ağaçlı" demektir. Bunun için pek çok arapça lugatına bakabilirsiniz.

 

Bakın bu sizin vurguladığınız faraziyeleri değerlendirsek bile kelimelerde anlam kayması her milletin kültürü içerisinde görülmüş ve olağan bi şeydir. Mesela Eski Türklerde "Gök Tengri"yi hep "Gök Tanrı" olarak çevirip; onların semaya taptığını ortaya koymuştu teologlar. Fakat son çalışmaları gösteriyor ki, Eski Türklerde "Gök", o dönemde "Ulu" anlamında kullanılan bir kelime imiş. Bi kelime koskoca bi dini anlamada ne büyük fark getirmiş, varın siz görün.

 

Kavramları bulundukları tarihlerde ne anlama geldikleriyle ele almak tarihi (vakaları) aydınlatmada en gerekli metoddur.

 

Anlam kaymasına ve dinî terimlerdeki anlam kaymasına onlarca örnek verilebilir.

 

Şimdi, lütfen bırakın tefsirimizi biz kendimiz yapalım. Herkes kendi kitabıyla konuşsun. Kitabı olmayanlar da lütfen başkalarının iman ettiği kitapların açıklamaları ile onlara bi şeyler sunmaya çalışmasın. İman sadece akıl işi değildir. Bunu anlamanız bizim için yeterli.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Vettiini,vezzeytuni,ve turi siniine ve hazel veledil emin..

 

"Andolsun o incire,o zeytine,siinin(sina)dağına,ve bu güvenli beldeye.."(Tin Suresi:1-3)

 

Kur'anda Sina Dağına'na niçin yemin edilmektedir?

 

Sina Dağı'nın bir özelliği var mıdır? Nedir?

 

Yoksa Musa'nın,Rabb'biyle buluşmaya gittiği "Tur Dagı" ile "Sina Dagı" aynı dağ midır? Yoksa,Sina daki "Tur dagi"ndan mi bahsedilmektedir?

.

.

.

Evet, O, adının verildiği kadim yarımadanın boğasi olarak çağırılıyordu!

Tur-i Sinin= Sina'nin Boğası!

Original şekliyle açıklaması budur!

 

E be arkadasim LUCAS bak baklim senin arkadsin google den kopya olayini buraya uygulamis burdan sen al yapistir buna bizim cevap verme olagimiz var sana diyecegim elmali Hamdi tevsiri ni oku ve Ali kucuk sesli tevsirleri var internet uzeri bulabilirsin kuranin tumunu sesli tevsirden, dinleyebilirsiniz bu soruya ancak bu cevap verilir kisa sorular sorsaninz daha pratik cevaplar verilir Turkiye yi siz zaten ciflige cevirmis siniz daha ne diyelim :unsure:

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Yakup, İbrani din büyüğü ve atası [1]. İslamiyet'e göre peygamberdir. Babası İshak, amcası İsmail, büyükbabası İbrahim'dir. Yusuf'un babasıdır. Yakup'a tanrı tarafından İsrail ismi verilmiştir (Yaradılış 32:28). Kur'an'da da İsrail ismi Yakub yerine kullanılmıştır (Al-i İmran, 93). Bu nedenle Yakup'un oniki oğlunun soyundan gelenlere "İsrailoğulları" denir.

 

Yakup (İbranice: Yakubo) "sonra gelen, yerine geçen" anlamına[1] anlamına gelir. "Topuk" kökünden gelmektedir. Doğumu esnasında ikizkardeşinin topuğunu tuttuğuna inanılır [2]. İsrail kelimesi "Tanrının yolunda, doğru yolda"[3] anlamına veya "Tanrıyla güreşen" anlamına gelir. İsra (İbranice:güreşmek) ve el (Semitik dillerde tanrı) kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur

 

 

Yakup,un Tanrıyla güreşi ve İsrail ismini alışı Kervanları gönderdikten sonra bulunduğu yerde ailesi ile bir gece konakladı. Sabah Yabbuk Irmağı'nın sığ bir yerinden ailesini karşıya geçirdi. Kendisi arkada kalmış iken bir adamla karşılaştı. Adamla güreşe tutuştu ve gün ağarıncaya kadar güreşmelerine rağmen yenişemediler. Adam yenemeyeceğini anlayınca Yakup'un uyluk kemiğini yerinden çıkarttı [5]. Yakup buna rağmen güreşi bırakmadı. Adam, "Bırak beni, bak gün ağarıyor" dedi. Yakup kendisini kutsamadığı sürece bırakmayacağını söyledi. Bunun üzerine adam, "Senin adın "İsrail" olsun, çünkü Tanrıyla ve insanlarla güreşip yendin" dedi. Yakup Rabbi ile güreştiğini anladı ve canı bağışlandığı için bulunduğu yere Paniel adını verdi.

 

 

250px-Jacob-angel.jpg

 

http://tr.wikipedia.org/wiki/Yakup

 

 

 

Aslında boğa güreşi geleneği İspanya'dan doğmuş değildir, îlk çağlardan itibaren boğa, kuvvetin, dayanıklılığın ve verimliliğin simgesi olmuştur. Boğa güreşinin ilk versiyonu antik Yunan, Roma, Mısır ve hatta Kore ve Çin medeniyetlerinde görülür.

Boğaya Persliler taparlar, Afrika Zuluları ise öldürüp safrasını içerlerdi. Tüm bu geleneklerin temelinde, hayvanın gücü yatmaktadır. Bu geleneğin bir şekilde İspanya'ya geldiği, Avrupa ülkeleri içinde feodal düzeni en son terk eden bu ülkede de kalıcı olduğu sanılmaktadır

 

http://www.hisse.net/forum/printthread.php?t=3025

 

 

 

Bugünkü İspanya'nın olduğu karaya dışarıdan geldiği bilinen ilk yerleşimciler Fenikeliler ile Yahudiler. Fenikeliler ve Yahudiler, Akdeniz boyunca işbirliği yaparak buraya yerleşmişler. Daha sonra Romalıların eline geçen bugünkü İspanya, (Batı) Roma imparatorluğunun çökmesiyle, MS400 civarında, Vizigot, Ostrogot, ve Vandalların akınlarına maruz kalmış. ("Endülüs"="Andolucia" kelimesinin kökeni hakkındaki düşüncelerden bir tanesi, "Vandolicia"="Vandal Diyarı" kelimesinden türetilme olduğu, diğer bir düşünce ise eski Almanca'da "kura ile dağıtılan topraklar" anlamından türetilme olduğu. "Got"lar "Germen"lerin, yani "Alman"ların ağababaları oluyor, o zamanların Avrupasının en saldırgan ve yabani, medeniyetten("medeniyet" her neyse) en uzak kavimi.)

 

http://www.turgutuzer.com/anm/anmviewer.asp?a=253

 

İspanyolca,Boğa;toro, boğa güreşçisi;torero.

 

Oleeee

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Dine giren insanda,akıl,bilim,insanlık kalmaz

Bu yukarıda ki sözler her fikre düşman,kendisine ait tek bir düşüncesi olmayıp sürekli ordan burdan kopy yaptığı yazılarla forumda tutunmaya çalışan ******* ait....

 

Terbiyesizliğin en dik alası dedikleri şey bu olsa gerek,imzanızda ki bu yazı sizin düşüncenizse sizi yansıttığına inanıyorum,yok sizin değilse başkalarının düşünceleri ile hareket edenlere bizim buralarda çok güzel bir deyim söylerler..................

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Dine giren insanda,akıl,bilim,insanlık kalmaz

Bu yukarıda ki sözler her fikre düşman,kendisine ait tek bir düşüncesi olmayıp sürekli ordan burdan kopy yaptığı yazılarla forumda tutunmaya çalışan ******* ait....

 

Terbiyesizliğin en dik alası dedikleri şey bu olsa gerek,imzanızda ki bu yazı sizin düşüncenizse sizi yansıttığına inanıyorum,yok sizin değilse başkalarının düşünceleri ile hareket edenlere bizim buralarda çok güzel bir deyim söylerler..................

 

Her fikre düşman olmak nasıl olur bilmek istiyorsanız açın kitabınızı okuyun.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

Madein Turkey : bu sözün Türkçede karşılığı nedir "TÜRK MALI" demektir fakat İngilizce karşılığı ne demektir "HİNDİNİN MALI"

şimdi buradan hareketle "TÜRKLER (HİNDİ'MİDİR)" ve yahut Hindi Türkler malımıdır diye bir sürü teori üretebilinir bu itibarla

zorlama ve delili olmayan uydurma alıntılarla kimse mal bulmuş mağribi gibi (çarpıtma yapmasın,üstelik paket kopya) Güneş balçıkla sıvanmaz.

Bunlardan başka ortaya sürebileceğimiz cıkarımlar da var mı?

 

Elbette. Ama bunlar çıkarım olmaktan ziyade, ezoterikçilerin inanışlarına yakın,özgün olmayan iddialar olabilir:

Örn, El diye bir "ilah"(daha dogrusu 'efendi') gerçekten vardı. Muhammed ile de temas kuran ve yönlendiren o idi. Kitaptaki söz konusu yemin ile de kendi varlığına biraz üstü kapalı bir atıfta bulundu."Ab-Adam" yani "Insanin Babasi" unvaniyla da kadim zamanlarda Dünya'ya inen ve insanı yaratan "Göksel Atalar"ın bir temsilcisi olarak,-öğreten, yetiştiren rab- olarak yapmıştı herşeyi onlara göre.

 

Sonuç olarak çıkarımlar,iddialar çoğaltılabilir, hatta teoriler bile geliştirilebilir bu konu hakkında.

Özellikle müslümanlar -ki,konu aslında sadece müslümanları ilgilendirmekte!-bütün bunlara karşı çıkacaklar, burada verilen hiçbir çıkarımı,yorumu ve iddiayi kesinlikle kabul etmeyeceklerdir. Öyleyse:

Hala ortada olan bir soru var ve cevaplanması da yine onlara aittir:

 

Ezoterik takılmalar ve teoriler ateistlerin ve onları destekleyen kim varsa dikkati çekmek istediğim kim varsa hepsi teori ve iddia "DELİL YOK" yanlız iddia ediyorlar ve iddia ettikleri ne ise onun üzerinede kendilerinden uydurma yorum ekleyip hakikat diye sunuyorlar "KANIT,DELİL " denildimi tık yok yersen fındık reklamında denildiği gibi değilmi.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Her fikre düşman olmak nasıl olur bilmek istiyorsanız açın kitabınızı okuyun.

 

Okuyorum ve sizin iç yüzünüzü tanıdıkça kafirleri için inen ayetlere daha bir başka hayran oluyorum..

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Okuyorum ve sizin iç yüzünüzü tanıdıkça kafirleri için inen ayetlere daha bir başka hayran oluyorum..

 

Muhammed denilen kisi insanlara olan icindeki kin ve nefreti Kur'an-a yansitmis ve Yaratan'i da boylelikle ayaklar altina almis, Yaratan'a yakismayan sozleri sanki Yaratan soylemis gibi lanse etmistir. Suheda, sen de Muhammed denilen adamin sozlerine hayran oldugunu yaziyorsun. Ayip dogrusu! Ama ne guzel demisler: Ici kin ve nefret dolu olanin tanrisi da kin ve nefret doludur.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Muhammed denilen kisi insanlara olan icindeki kin ve nefreti Kur'an-a yansitmis ve Yaratan'i da boylelikle ayaklar altina almis, Yaratan'a yakismayan sozleri sanki Yaratan soylemis gibi lanse etmistir. Suheda, sen de Muhammed denilen adamin sozlerine hayran oldugunu yaziyorsun. Ayip dogrusu! Ama ne guzel demisler: Ici kin ve nefret dolu olanin tanrisi da kin ve nefret doludur.

 

Ayıp doğrusu öylemi!!!!!!!!

Benim yazdığımmı ayıp yoksa şu sözlermi?

Dine giren insanda,akıl,bilim,insanlık kalmaz

 

Buyurun dürüst olun ve dürüstçe cevap verin,kimin içi kin ve nefretle dolu bakın bakalım...........

Bazı insanlar vardır bilirsiniz toplumda yer edinebilmek için kendi meziyetleri olmadığı için karşısında ki insanları aşağılayarak kendini yüceltmeye çalışır,bunun en güzel örneklerinden biridir işte şu imzada yazılan sözler.

Bize akılsız,bize insanlıktan yoksun diyeceksiniz sonrada kalkıp bana sevgiden dem vurup birde beni ayıplayacaksınız vay be!!

Aynayı kendize doğru düz tutun.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Ayıp doğrusu öylemi!!!!!!!!

Benim yazdığımmı ayıp yoksa şu sözlermi?

Dine giren insanda,akıl,bilim,insanlık kalmaz

 

Buyurun dürüst olun ve dürüstçe cevap verin,kimin içi kin ve nefretle dolu bakın bakalım...........

Bazı insanlar vardır bilirsiniz toplumda yer edinebilmek için kendi meziyetleri olmadığı için karşısında ki insanları aşağılayarak kendini yüceltmeye çalışır,bunun en güzel örneklerinden biridir işte şu imzada yazılan sözler.

Bize akılsız,bize insanlıktan yoksun diyeceksiniz sonrada kalkıp bana sevgiden dem vurup birde beni ayıplayacaksınız vay be!!

Aynayı kendize doğru düz tutun.

 

E ama Suheda, Kur'an-in Allah'i inanmayanlara soylemedigini birakmiyor, buna ne demeli. Cunku, sizler tarafindan ornek alinan da Kur'an-in Allah'inin sozleri degil mi? O zaman "Dine giren insanda, akil, bilim, insanlik kalmaz" cumlesi cuk oturmus derim ben, hatta eksik bile olmus.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
E ama Suheda, Kur'an-in Allah'i inanmayanlara soylemedigini birakmiyor, buna ne demeli. Cunku, sizler tarafindan ornek alinan da Kur'an-in Allah'inin sozleri degil mi? O zaman "Dine giren insanda, akil, bilim, insanlik kalmaz" cumlesi cuk oturmus derim ben, hatta eksik bile olmus.

 

Din hakkında bilginiz bu kadar demek :rolleyes: Bari tartışmaya girip kendinizi ******* etmeyin....

Siz o ayetlerde bahsedilen kişilerden olduğunuzu kabul ediyorsanız benim size söyleyecek sözüm yok cahiliye devrinde ki insanlar ve onların yaptıkları sapkınlara inen ayetleri kendi üzerinize alabiliyorsanız bende derim "********** rabbime sığınırım"

Haa bu arada cahiliye devrinden kalma arkadaş,o cuk oturmuş kelimesi varya onuda size iade ediyorum bilirsiniz insan karşısında ki insanda kendisini görür ;)

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Din hakkında bilginiz bu kadar demek :rolleyes: Bari tartışmaya girip kendinizi ****** etmeyin....

Siz o ayetlerde bahsedilen kişilerden olduğunuzu kabul ediyorsanız benim size söyleyecek sözüm yok cahiliye devrinde ki insanlar ve onların yaptıkları sapkınlara inen ayetleri kendi üzerinize alabiliyorsanız bende derim "********** rabbime sığınırım"

Haa bu arada cahiliye devrinden kalma arkadaş,o cuk oturmuş kelimesi varya onuda size iade ediyorum bilirsiniz insan karşısında ki insanda kendisini görür ;)

 

Cahiliyye diye yerin dibine batırdığınız o insanlar sizlerden kat kat medeni.Şimdiye kadar kimseyi dövmedik,kimseyi öldürmedik.Eğer şerden korunmak istiyorsanız kendi tarihinize ve kaynaklarınıza bakmanız yeterli.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Cahiliyye diye yerin dibine batırdığınız o insanlar sizlerden kat kat medeni.Şimdiye kadar kimseyi dövmedik,kimseyi öldürmedik.Eğer şerden korunmak istiyorsanız kendi tarihinize ve kaynaklarınıza bakmanız yeterli.

 

Cahiliye devrindeki insanlar bir şeylere inanıyorlardı ateist değillerdi (bknz lad, uzza..)

Birde onlara medeni demişsin, medeniyet kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi midir..

Kan davası mıdır..

Halkın hukukun belli olmamsı mıdır..

Cahiliye devri hakkında birşeyler söylemek için, cahiliye devrini okumak gerekiyor değil mi..?

 

Saygılar..

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Cahiliye devrindeki insanlar bir şeylere inanıyorlardı ateist değillerdi (bknz lad, uzza..)

Birde onlara medeni demişsin, medeniyet kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi midir..

Kan davası mıdır..

Halkın hukukun belli olmamsı mıdır..

Cahiliye devri hakkında birşeyler söylemek için, cahiliye devrini okumak gerekiyor değil mi..?

 

Saygılar..

 

Sen bu kadar masal anlatacağına islamdan önce toplumda saygı gören, tüccarlık yapan hatice gibi bir kadın göstersene islam geldikten sonra.

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş
Sen bu kadar masal anlatacağına islamdan önce toplumda saygı gören, tüccarlık yapan hatice gibi bir kadın göstersene islam geldikten sonra

 

Valla İslam öncesi bir tane kadın gösterebiliyorsun ama ben sana islam sonrası on bin tane kadın on bin tane erkek gösteririm..

Eshabın hepsi kadın ve erkek ne varsa hepsi bir birinden dürüst, hepsi bir birinden değerli idi..

Ve o söylediğin kadında ilk müslüman kadın biliyorsun..:)

 

 

Saygılar..

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.