İçeriğe atla


Fotoğraf

Ahlak ve Ahlaki Gelişim...


Bu başlığa 5 cevap verilmiş

#1 Tengeriin boşig

Tengeriin boşig

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.532 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Şubat 2007 - 16:05

AHLAK GELİŞİMİ



Burada Ahlak’ın tanımı, sosyal ve bireysel Ahlak’ın gelişimi ile Ahlak Gelişimi ile ilgili Kuramlar üzerinde durulacaktır. Son derece içerikli bir yapıda sunulmaya çalışılacaktır.

Ahlaki Gelişim, Kişilik Gelişiminin en önemli parçasıdır. Çünkü bireyin “Toplumsallaşma Süreci” içersinde neyin ne olduğu ve uygun kabuller konusunda bir bilinç gerçekleştirmesi ile ilgilidir. Ahlaki gelişimin en önemli unsurları: kişinin sorumluluk sahibi olduğu çevresine ve topluma karşı yani iletişim içersinde olduğu evrene karşı kendisin ne kadar denetleyebildiği ve sorgulayabildiğidir.

Burada yine en önemli kuramcılarda Jean Piaget’in Kuramı önemlidir ancak bu kuramı ve J. Dewey’in görüşlerini de paralel alarak geliştiren Lawrence Kohlberg’in Ahlak Kuramı çok daha önemli bir yer tutar.

AHLAK NEDİR?


Genel olarak tanımı: toplum içinde kişilerin benimsedikleri yada uymak durumunda oldukları davranış biçimleri ve kurallarıdır. Bireyin doğrular ile yanlışları ayırabilmesini yağlayan değerlerdir.

Orhan Hançerlioğlu’na göre: Belli bir toplumun, belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını belirleyen ve inceleyen bilimdir.

Ferit Develioğlu’na göre: İyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lazım gelen usul ve kaideleri öğreten ilimdir.

Friedrich Nietzsche ise şöyle tanımlar: Ahlak esasen toplumu çöküntüden kurtaracak ve toplumun muhafazasını sağlayacak bir araçtır.

Genel olarak Ahlak; bireyleri, içinde yaşadıkları toplumunda benimsediği “İyi” ve “Yanlış”ı birbirinden ayırmaya yordayan “Toplumsal” kurallardır. İnsanların "Ahlaki Gelişimleri", genel olarak içinden çıktıkları toplum ile uyumlu halde gelişir. Çünkü birey doğumundan itibaren bir topluma ait olarak doğar ve gelişimi o toplum içinde olur. Etkileşimi öncelikle kendisinden başlayarak Mikro’dan (=aile), Makro’ya (toplum) doğrudur. Tarihsel olarak Ahlak kuralları, toplumdaki bireyler arası “Uyum”u sağlamaya yöneliktir. Tarihin büyük bir kısmında, dinler ideal bir görüş sunma ve düzenleme çabasında olmuşlardır, bu yüzden “Ahlak” her zaman “Dini Emir ve Prensiplerle” karıştırılmışlardır. Kısaca “Ahlak” ya din temelli sayılmış ya da bir dine mensub olmayan bireyler “Ahlak Dışı” olarak görülmüştür. Laik ve Seküler toplumlarda ise Bireysel Ahlaki tercihler ile Toplumsal Ahlak düzeyi uyumludur ve ideal ölçüde görünmektedir. Bireyler genelde bu türlü bulundukları toplumların Ahlaki yapısını benimsemektedir.

Kısaca öyle görünmektedir ki Ahlak’ın iki özelliği bulunmaktadır;
Öncelikle içinde bulunduğumuz topluma ait olarak yani Düzgüsel (ya da Düzen) olarak Davranışlarımızı uydurmamız gereken “Toplumsal” kurallar olarak tanımlanabilir.
Düşünsel olarak ise: Eylem, İlkeler ve Değerler üzerindeki eleştirel değerler bütünüdür.

Bu yönüyle “Ahlak” Evrensel bir değer olmakla birlikte “Ahlaki Değerler” toplumlara göre “Görecelilik” ifade etmektedir, toplumdan topluma değişiklik göstermektedir.

Antik Çağ’dan itibaren bir takım Ahlak/Etik görüşleri belirtmek istiyorum ve öncelikle söylemek isterim ki burada Vikipedi Özgür Ansiklopedi’den Faydalanılmıştır:

Etik veya en yalın tanımıyla töre bilimi. Etik terimi Yunanca ethos yani "töre" sözcüğünden türemiştir. Aksiyoloji dalı olan etik, felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışır. Etiğin batı geleneği zaman zaman ahlâk felsefesi olarak da anılmıştır. Türkçe ahlâk bilimi olarak da anıldığı olmuştur. Ayrıca Türkçe'de etik sözcüğü ahlak sözcüğü ile eş anlamlı olarak da kullanılır.
İnsan davranışının etiksel temelleri her sosyal bilime yansır:
Antropolojide bir kültürün bir diğeriyle ilişkilendirilmesinde yer alan karmaşıklıklar yüzünden,
Ekonomide kıt kaynakların paylaştırılmasını içerdiği için,
Politika Biliminde (siyaset bilimi) gücün tahsisindeki rolü nedeniyle,
Sosyolojide grupların dinamiklerinin köklerindeki yeri itibariyle,
Hukukta etik yapıların ilke ve kanunsallaştırılması nedeniyle,
Kriminolojide etik davranışı öven etik olmayan davranışı kötüleyen hali ile,
Psikolojide de etik olmayan davranışı tanımlayış, anlayış ve tedavi edici rolüyle mevcuttur.

*** *** ***


AHLAK GELİŞİM KURAMLARI



Bireylerin Ahlak’ı sorgulayışları (doğal olarak) “Ergenlik” çağında başlamaktadır. Ergen, Toplumun kabullerine nazaran “Yeni Ahlaki Kabuller” benimseme veya Ahlaki Kabulleri “Yenileştirme” çabasındadır. Çünkü bireyin en sorgulayıcı ve en açık olduğu dönemdir. Bu dönemdeki iç yaşamdaki çelişkiler, yaşantılar ve çevre, zaman (tarihsel zaman), bireyin dış dünya ile ve iç dünyası ile ilgili sorunları, Ergeni çok daha “Bireysel” bir Ahlaki Yapı oluşturmaya götürmektedir. Ergen “Ben Merkezciliği”; “Ben Daha İyi Bilirim” düşüncesi ile bireyin Toplum Ahlakı Üzerinde ve Kendisine Bağlı Olarak (Ben merkezli) “Ahlak Kuramları” üretmesini doğurur. Ancak unutulmamalıdır ki, bu düşünce dizgesi/sistemi “Doğal Bir SÜREÇ"tir.

Genç Ergenlik döneminde ise Arkadaş gruplarına (yukarıda Mikro’dan Makro’ya doğru bir gidişin olduğunu belirtmiştim) girilerek, Gruba dayalı bir “Kabuller” oluşturulur. Burada bireyler “Ben Merkezcilik”ten sıyrılmaya başlayarak, gruba ve arkadaş çevresine (mezosistem diyebiliriz) “Uyum”u gerekli kılan bir takım kurallar ortaya çıkarır ve kurallar koyarlar. “Ben Merkezcilik”ten kurtulmak “Ahlaklılık”ın koşulu olmaktadır çünkü aynı guruptaki bireyler, birbirlerine karşı sorumluluk duygusu taşımaya başlamaktadırlar ki bu da yine belirttiğimiz gibi olması gereken “Doğal” bir süreçtir. Bireylerin başkaları ile olan iletişimleri “başıbozuk” değil bulundukları guruba ait kurallar çerçevesinde olur.

Birey Ergenlik döneminden sonra Ekosistem (örnek: iş çevresi) ve Makrosistem (toplum) ile ilişkiye geçer ve bu süreçte ergenlikte oluşturduğu “Ben Merkezci Ahlak Kuralları”nın yanında ya da onlara tercihen “Toplumun Kabulleri”ni de benimser. Toplumun kabulleri ile kendi kuramları gitgide uyumlu hale gelir ve gelmek durumundadır.

Bu çerçevede görülmektedir ki, Yetişkin bir bireydeki İdeal Ahlak (toplumla, çevreyle ve bireyin kendisiyle uyumlu) oluşumunun temeli; İletişim (dialog) ve Sorumluluk’a dayalıdır.

Burada konu ile ilgili küçük bir ayrıntıyı belirtmem gerekiyor: İçten Denetimlilik ve Dıştan Denetimlilik...

İçten Denetimlilik: Herhangi bir durum karşısında, bireyin sonuca etki eden etkenin “Kendisi” olduğu yargısına varmasıdır. Öğrencilerde sınav sonucunun olumsuzluğunu kendisi olarak gören öğrencilerin, daha sonraki sınavlarda çok daha başarılı oldukları tespit edilmiştir. Ahlak Gelişiminde ise; Kişinin toplumsal kurallara göre kendisini denetleyebilmesi ya da amiyane tabirle “Nerede duracağını bilmesi” içten denetimliliği ifade eder. Yani birey kendi kurallarının ve toplumun kurallarının ya da etkileşimde olduğu insanların kabullerinin farkındadır ve buna göre ne yapması gerektiğini bilir ve uygun davranışı ya da ahlaki kabulleri sergileyebilir.

Dıştan Denetimlilik: Herhangi bir durum karşısında, bireyin sonuca etki eden etkenin “Dışarısı” olduğu yargısına varmasıdır. Öğrencilerde sınav sonucunun olumsuzluğunu “öğretmenin ona gıcık kapması” olarak gören öğrencilerin, bu başarısızlığı devam ettirdikleri gözlenmiştir. Ahlak Gelişiminde ise: Kişinin toplumsal kurallara göre başkalarınca denetlenmesi ya da amiyane tabirle “Başkalarının güdümünde kalması” dıştan denetimliliği ifade eder. Bireyin kendi kabulleri yoktur ve toplumun kabullerinin de farkında değildir. Sadece kendisine tespit edilen iyi ya da kötü normları kabullenir. İdeal olan davranışlardan ziyade “Öğretilen” ya da “Benimsetilen” davranışları sergiler.

Antik Çağ’dan bu yana birçok Ahlak/Etik kuramı olmakla birlikte, ben burada “Eğitim Bilimleri” ve “Gelişim Psikolojisi” açısından en önemli olan iki kuramı ele alacağım.

=> PİAGET’İN AHLAK KURAMI <=



Dışsal Kurallara Bağlılık Dönemi (6-10 yaş)



Bu yaşlardaki çocukların sergiledikleri Ahlaki anlayış şöyledir:
-Ahlaki yargılarda dışa bağımlıdır.
-Kuralara herkes uymalıdır.
-Kurallar değişmezdir.
-Kurallara uyulmazsa cezalandırılmalıdır.
-Otoriteye kayıtsız uyulmalıdır.
-Davranışın gerisindeki neden değil, sonuç önemlidir.
-Davranışın temeli; ödüle ulaşmak ya da cezadan kaçınmaktır.

Özerklik Dönemi (11 + yaş)



Bu yaşlardaki çocukların sergiledikleri Ahlaki anlayış şöyledir:
-Ahlaki değerler “görelilik” kazanır.
-Diğer insanlarla olan etkileşim ve ilişki, birliktelikler kuralları değişebilir kılmaktadır.
-Kurallar insanlarca konulur ve gerektiğinde değişebilir.
-Davranışın nedenlerine ya da niyete bakılır.
-Davranışın iyi ya da kötü olması altında yatan niyete bağlıdır.


=> KOHLBERG’İN AHLAK KURAMI <=



Kohlberg, belirttiğim gibi J. Piaget ve J. Dewey’in görüşlerinden yola çıkarak ortaya konmuş en kapsamlı Ahlak Kuramı olarak geçerliliğini sürdürmektedir ve en son halini 1987 yılında almıştır.

Öncelikle Kurama göre Ahlaki Düzey/Evreleri belirtmek isterim.

Not: aşağıda verilen “Düzey/Evre”ler her ne kadar “Yaş” ile bağıntılanmışsa da ait oldukları yaşılar dışında da görülebilmektedir. Mesela ilk dönem ilerlemiş yaşlara rağmen görülebilmektedir. Ya da en son belirteceğimiz iki dönem ise yaşı ne olursa olsun çoğu insanda görülememektedir. Yani aynı zamanda bu Dönemler kişiler arası farklılık sergilemektedir. Her dönem iki alt Dönemden oluşmaktadır Sizin tek yapmanız gereken, Dönemleri okuyup, kendinizle kıyaslamanız ve hangi döneme ait olduğunuzu tespit etmenizdir.

Gelenek Öncesi Düzey Değerleri (4-9 yaş)



Dışa bağımlı dönemdir, birey kendi gereksinimlerini karşılamayı ister. Olayları sonuçlarına göre değerlendirir. Cezadan kaçınır, Ödül getiren davranış iyi, Ceza getiren davranış kötüdür. Bencil güdülere doyum aranmaktadır yani “Tatmin” ön plandadır. Eğitim ve sosyo-kültürel açıdan geri kalmış ülkelerin bireylerinin çoğunluğu bu durumdadır. “Ben Merkezci” düşünme biçimi en temel özelliktir. İnsanlar sadece birer nesnedir.

1. Dönem: İtaat ve Ceza => Birey kendisi içindir. Kurallar neyi gerektiriyorsa ve otorite neyi istiyorsa öyle davranmak gerekir. Uygunsuz davranış ceza’yı gerektirir. Otoriteye mutlak uyum söz konusudur ve otoritenin görüşü kendi görüşüdür. Fiziksel sonuç önemlidir. Ceza ve Ödül önemlidir. Otorite yok ise veya fırsat bulunduğunda yasak davranışı yaparlar. Davranışın sonucuna göre yargıda bulunulur. Kuvvetli olan kazanır düşüncesi vardır. Başka bireylerin tercihleri dikkate alınmaz.

2. Dönem: Saf Çıkarcı/Araçsal Amaç => Bireycili ve karşılıklı çıkara dayalı ilişkiler görülür. Doğru olan, insanların ihtiyaçlarını karşılayan karşılıklı alışveriştir ve alışveriş adil olmalıdır. Bireyin kendi istek ve ihtiyaçlarının karşılanması önemlidir. İhtiyacı karşılayan ve ödül getiren (çıkar) davranışlar doğrudur, kurallara ödüle ulaşmak için uyar. “Ne kadar verirsem, o kadar almalıyım” düşüncesi hâkimdir. Çıkarcılık egemendir. “Benim için yap, ben de senin için yapayım” , “göze göz, dişe diş” , “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” anlayışı hâkimdir. Kurallara ihtiyacı karşıladığı sürece uyulur. “Polis beni koruyorsa vergimi veririm”, “Devlet bana iş vermiyorsa niye askere gideyim” düşünceleri görülür. Birey başka birisine yardım ettiğinde “İleride benimde ona işim düşer” şeklinde düşünür ve “Sevgi” anlayışı buna dayanır. “Arkadaşlarım bana yalan söylemiyorsa, bende onlara yalan söylemem” ya da “eşim beni aldatırsa bende onu aldatırım” düşüncesine sahiptirler.

Geleneksel Düzey Değerleri (10-20 yaş)



Toplumsal beklentiler ve geleneksel kurallar belirleyicidir. Ahlaki değerler kişiler arası ilişkilerdeki karşılıklı beklentiler çerçevesinde gerçekleşir. Başka kişilerin, gurupların görüşleri ve gereksinmeleri dikkate alınır. Seçilen ya da kendisini ait hissettiği grubun görüşleri ve gereksinmeleri doğrudur. Birey gurubun beklentilerine, kararlarına ve görüşlerine uyar. Geleneksel kurallar benimsenir. Davranışın toplum düzenine etkisi düşünülür. Otoritenin (önderin, gurubun, toplumun) kuralları ve yargıları “içselleştirilir” ancak sorgulanmaz. Duygudaşlık/Empati gelişir, birey başkalarının duygularını, düşüncelerini dikkate alarak onların gözünden dünyaya bakmaya çalışır ancak bu Duygudaşlık/Empati, “gözünden bakılmaya çalışılan” kimseleri kabullenme yönündedir, “Onlar gibi olma” eğilimindedir. Sosyal düzenin korunması ve desteklenmesi, kurum ve guruplarla özdeşleşmek önemlidir. Çocuk için ailesinin, gurubunun ve ulusunun beklentileri her şeyden daha önemlidir.

3. Dönem: Bağlılık/Kişiler Arası Uyum/Bizlik => Karşılıklı kişiler arası beklentiler davranışlara yön verir. Birey kendisini diğer insanların yerine koyarak onların beklentilerine uygun davranır. Kurallara uyma ve iyi insan olmak “Altın Kural”dır. İyi bir vatandaş askere gitmeli ve vergi ödemelidir. İyi olmak, kurallara uymak, başkalarıyla ilgilenmek, dürüst ve güvenilir olmak söz konusudur. Birey; kendisinden beklenen roller/davranışları gerçekleştirdiği takdirde “İyi” olacağını düşünür. Birey “İyi anne”, “İyi baba”, “İyi çocuk” olma özelliklerine uymalıdır. Başkalarının görüşü ve Toplumsal/Sosyal kabulü önemlidir. Başkalarına karşı düşünceli davranarak aynı şeyi onlardan da bekler. Çevresinden onay almak ve takdir edilmek ister. En temel güdü “Gurup Tarafından Kabul Edilmek”tir. “Dostlar Alışverişte Görsün”, “Babası Camide Görsün”, "Bizimkiler ne der?" düşüncesi vardır. Güven, sadakat, saygı, minnettarlık gibi değerler önem kazanmıştır. Bir çocuk kendisi için çikolata aldığında, kardeşi içinde alır.

4. Dönem: Yasa ve Düzen Eğilimi => Sosyal sistemi sürdürme ve vicdan evresidir. Doğru olan: bireyin temel ihtiyaçlarını karşılaması, toplumsal düzeni korumak ve toplumun ve gurubun refahı doğrultusunda davranmaktır. Kanunlar sosyal düzenin sürekliliğini kazandığı, bireylerin sosyal çıkarlarıyla çelişmediği sürece korunur. Temel güdü; makro dizgede/sistemde toplumsal düzeni, Mezo dizgede/sistemde gurubun, arkadaş çevresinin veya iş çevresinin düzenini, sürekliliğini ve faydalığını korumaktır. Kurallar varsa herkes uymak zorundadır. Kanuna ve düzene (makro veya mezo) uyma eğilimi vardır. “Kimse vergi vermezse ne olur?”, “Kimse askere gitmezse ne olur?” sorgulaması vardır. Bir babanın, oğlunun yaptığı hırsızlığı polise bildirmesi bu devrede görülür.

Gelenek Ötesi Düzey Değerleri (15/20 + yaşlar)



İnsan haklarının gözetildiği ve evrensel değerlerin benimsendiği dönemdir. Kişi toplumu aşmış, üst düzey bir kişiliğe sahip olmuştur. Bu düzeye toplumun az bir kesimi ulaşabilmektedir. Kişisel seçimler, bireyin belirlediği ilkeler temelinde, bireysel yargılara göre yapılır.

5. Dönem: Sosyal Anlaşmalara ve Yasalara Uyma Eğilimi => Bireysel farklılıklar gözetilir ve “Doğal Karşılanır”
. Her birey kendi tercihin yapma hakkına sahiptir. Doğru olan; toplumun temel hak ve değerlerini, gurubun kanunları ile çelişse de korumaktır. İnsanların farklı düşünce ve değerleri taşıyabileceklerini bilerek, bu göreceli değerleri korumaktır. Yasalara; insanların anlaştığı ortak bir anlaşma olduğu için uymak gereklidir diye düşünür. Bu döneme ulaşmış bir kişi “Toplumun Üstünde Bir Bakış Açısına” ulaşmış demektir. Davranışların toplumun yasal kurallarına ve normlarına, ahlaki değerlerine, insanlar arası uyuma uygun olması esastır. Yasalar toplum yararına çoğunluk tarafından konulmalıdır ve toplum yararına uygun olmayan kurallar demokratik yollarla değiştirilmelidir. Bireyler bir arada yaşamanın gerektirdiği kurallara ve davranış eğilimlerine uymayı Toplumsal bir uzlaşı/sözleşme olarak kabul ederler.

6. Dönem: Evrensel Ahlak İlkesi => Birey “Tüm İnsanlar Eşittir” düşüncesine sahiptir. İnsan Hakları ve Evrensel değerler temel ölçüttür. Hak, Adalet, Özgürlük kavramları çerçevesinde doğru ve yanlışları birey belirler. “İyilik yap denize at, balık bilmese halik bilir” görüşü vardır. Her koşul ve planda “İnsan” ön plandadır. Kişiler karşısında “Sorumluluk” ve bu sorumluluklara uyma, yerine getirme ve sadık olma ön plandadır.


Konu ile ilgili ve en çok kullanılan örneği alıntılamak istiyorum:

Örneğin, özetle 'Heinz'ın karısı hastadır; tedavi için gerekli ilacı almaya yeterli parası da yoktur ve ilacı fahiş fiyatla satan eczacı da indirim yapmamaktadır. Heinz, karısının hayatını kurtarmak için eczacının laboratuvarına girer ve karısına gerekli ilacı çalar'. Görüşülen kişilere Heinz'ın haklı olup olmadığını, nedenleriyle birlikte açıklamaları istenir.

Veya;
14 yaşında bir genç olan Joe, bir kampa katılmayı istemektedir; babası ona bizzat kendisi para biriktirdiği takdirde izin vereceğine dair söz vermiş ve Joe da gazete dağıtımında çalışarak gerekli parayı biriktirmiştir. Fakat kamp öncesi babası fikrini değiştirmiş ve arkadaşlarının düzenlediği bir balık avı partisine katılmaya karar vermiştir; ancak para sıkıntısı vardır ve oğlundan kamp parasını ister. Kamptan vazgeçmek istemeyen Joe babasının isteğini reddetmeyi düşünmektedir'.

Kişilere Joe'nun babasına parayı vermesinin gerekli olup olmadığı, babanın vaadini yerine getirmesinin zorunlu olup olmadığı gibi sorular sorulur. Cevaplar 6 aşamalı karmaşık bir Ahlak/Moral Gelişim Sistemine göre değerlendirilir.

Özetle;
Birinci Aşamada, davranışları sonuçlarına (ödül ve ceza) ve otoriteye itaata göre yargılama anlayışı (heteronom ahlak anlayışı);
İkinci Aşamada kişinin ihtiyaçlarını, çıkarını esas alan, diğeriyle ilişkileri sadece alışveriş mantığıyla yürüten ve karşılıklı takasla sınırlandıran ('Ben sana, sen bana') (bireysele! ve araçsal ahlak anlayışı);
Üçüncü Aşamada aile ve benzeri aidiyet grupları çerçevesindeki kişiler arası ilişkilere odaklasan, diğerlerini memnun etmeyi hedefleyen ve yaygın normlara uymayı yücelten (kişilerarası normatif ahlak anlayışı);
Dördüncü Aşamada toplumun genel işleyişini dikkate alan, yerleşik kuralları ve mevcut düzeni koruyucu ve destekleyici, görev odaklı (sosyal sistem odaklı ahlak anlayışı);
Beşinci aşamada sosyal çevreyi, toplum menfaati, insan haysiyeti ve saygınlığı gibi genel ilkelere göre yargılayan (insan haklan ve kamu çıkarına odaklı ahlak anlayışı)
Ve çok az sayıda kişinin ulaştığı;
Altıncı Aşamada, sosyal düzenin kurallarından az çok bağımsız olan, vicdanın sesi olarak ifade edilen, genel soyut etik ilkelere dayanan ve evrensellik içeren bir ahlak anlayışı söz konusudur.




Not: Yazının uzun olmasına rağmen tamamı okunursa “Bireysel” olarak fazlasıyla yararlı olacağını düşünüyorum. Alıntıdaki sorulara vereceğiniz cevaplar doğrultusunda genel olarak sizin hangi Ahlaki Gelişime Sahip Olduğunuz ortaya çıkmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, bu kategorilendirme yapılırken sadece bu sorulara vereceğiniz cevaplar göz önünde tutulmamakta, çok yönlü bir sorgulama ve test yapılmaktadır. O yüzden buradan çıkaracağınız yargılar gerçeği yansıtmayabilir. Ancak yazının içeriğine göre herkes “Kendisi ile ilgili” ve “Ne olması gerektiği ile ilgili” fikir yürütebilecek seviyededir diye düşünüyorum. Aynı zamanda cesur arkadaşlar yorum yaparlarsa daha verimli olur diye de düşünüyorum...

Saygılarımla...

Herkes yalan söyler...


#2 Tengeriin boşig

Tengeriin boşig

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.532 İleti

Gönderi Tarihi: 18 Şubat 2007 - 13:17

Bu konuyu yazicagini adim gibi biliyordum....Demekki kaldigimiz yerden devam etmek istiyorsun.....
Ok basliyalim.....

Sevgili la_bohéme, bu konuyu tartışmamız gereği açmadım. Konu Gelişim Psikolojisinin önemli bir alanıdır ve eninde sonunda açmam gerekiyordu. Ancak tartışmaya burada devam edebiliriz…

Ahlak anlayisim,bireysel ahlaktir...Toplumsal ahlak ise Din temellidir...Kesinliklede dinle karistirilmamistir....
Orta caglarda din disi bir harekette bulunan herkez ahlaksiz olarak alinirken,dini duygulari cok guzel somuren insanlar
ahlakli cerceveye girmistir....
Babasiz cocuk doguran bir kadin ahlaksizlikla suclanip taslaniyor,ancak onunla ayni seyi yapan adama bir sey olmuyor....
NEDIR peki bu,ahlak anlayisi kadinlara gelince kural mi degisiyor?

Sevgili la_bohéme, “Bireysel Ahlak” anlayışı yukarıdaki yazıda ve sizin alıntıladığınız yerde belirttiğim gibi : Eylem, İlkeler ve Değerler üzerindeki eleştirel değerler bütünüdür.
Öncelikle “Dini Ahlak” konusuna değinmek isterim. Dediğin çok doğru ve bunu belirttim: Tarihte dinler hep “Bir Ahlak Oluşturmak” idealinde olmuşlardır ve bu yüzden Ahlak kavramı “Dine Özgü” olarak anlaşılmıştır. Ancak öyle değildir. Bir dine inanmayan insanlarda bir “Ahlak” anlayışına sahip olmaktadır. Mesela seninde bir Ahlak anlayışın var ve bunu sağlamak için bir dine ihtiyacın yok… Ancak bu Ahlak anlayışını sağlamak için bir “Toplum”a mutlaka ihtiyacınvar.

Toplumsal ahlak zorunlu ahlaktir....Ben bunu kabul etmek zorunda da degilim....

Toplumsal Ahlak “Zorunlu Ahlak” olmaktan öte, bireylerin şekillendirdiği ve bireyleri şekillendiren bir yapıdır. Yazıda belirttiğim gibi; insanlar doğumundan itibaren bir topluma ait olarak doğarlar (tabi Tarzan ya da Tarkan olarak doğmamışsak). İşte bu andan itibaren Ahlaki Gelişim, toplum ile olan etkileşimimize dayanır. Yani “Ahlak” dediğimizde aklımıza gelen tek şey “Sevgiliyi eve getirmek” ya da “Gezmek” vs gibi şeyler değildir. Sizin diğer insanlarla olan iletişiminizi sağlıklı kılan değerler, sizin ortak “Ahlaki Değerlerinizi” yani “Toplumsal Ahlakı” oluşturur. Bakın, bu yazıda açık açık verildi. Bireyden başlayarak topluma (makro’ya) doğru yol alan bir süreçtir. Kişi öncelikle “Kendisine Karşı” olan sorumluluklarına ya da tercihlerine dayalı bir Ahlaki Yapı oluşturur Ergenlik döneminde. Ancak yaş ilerledikçe, Ergenlik-Genç Yetişkinlik-Yetişkinlik sürecince birey “Topluma” kademe kademe açılmaya ve toplumla ilişki kurmaya başlar.

Ergenlik döneminin en temel ve doğal özelliği “Sorgulayıcı” olmasıdır. Mesela senin yaptığın budur. Gördüğün bir takım yanlış (kadın-erkek eşitsizliği) kabulleri eleştirerek, kendine “Ben Merkezci Ahlak Anlayışı” kurmuşsun ve bu çok doğal. Gelişimin bir parçasıdır bu. Ancak zamanla dış dünyaya doğru ilişkilerin arttıkça, yani gelişimin sürdükçe dış dünyanın kabullerine göre, kendi kabullerin arasında bir denge kurmak durumundasın. Burada şu temel yargıyı unutmamak gerekir: Tek bir insanla dahi iletişim kuracak olsanız, o insana karşı üstleneceğiniz “Sorumluluklar” vardır. İşte bu karşılıklı “Sorumluluk” gerekliliği, sizin o insanla(rla) aranızdaki Ahlaki Yapıyı oluşturur. Yani bir “Ahlak” edinmek kaçınılmaz olduğu gibi, iletişim içinde olduğunuz insanlara “Göre”de bir ahlaki yapı oluşturmanız ve kendi değerlerinizi bununla uyumla hale getirmeniz kaçınılmazdır. Çünkü sanıyorum ki yaşamınızın son gününe kadar, hiçbir insanla iletişim kurmadan yaşamak amacında değilsiniz.

--->Topmlumsal ahlak kurallarimiza gore evlenmeden once yapilan hersey ahlaksizlik olarak algilanir,ben bunu reddederim...Ne annem nede babam benim ozelime karisamaz...

Siz bunu reddedebilirsiniz ancak Anne ve Babanızın kabulleri budur. Anne-Babanı özeline karıştırmamak senin en doğal hakkındır ancak onların sahip oldukları Ahlaki Yapıya saygı göstermen gerekmektedir. Bu onlarla olan iletişiminin bir gereğidir. Bundan başka bir açıdan eleştiremeyeceğim, çünkü söylediğiniz açıdan farklı bir iddiam söz konusu değil.

--->Toplumsal ahlak kurallarina gore ben birlikte kimseyle yasiyamam,ama ben diyorum ki,bal gibide yasarim.... Hic de sallamam bu ahlak kuralini,benim hayatim beni ilgilendirir kimseyide ilgilendirmez...


Sizin Ahlak Kurallarınız “Şimdilik” sizi ilgilendirir. Ancak siz toplumda “Tek Başına” değilsiniz. Çevrenizde yaşadığınız ya da iletişimde olduğunuz insanlar var. Yani bir Toplumun içindesiniz. Ve diğer insanlara karşı alacağınız tavır ya da onlarla olan iletişiminizin sınırları ve gereklilikleri, sizin onlarla olan “Toplumsal Ahlaki Yapınızı” belirler. Yani siz bir insanla konuşurken, saygı kurallarına uymak ihtiyacı hissediyorsanız, ister istemez “Toplumsal Kurallara” uyuyorsunuz zaten. Ya da bir lokantaya gittiğinizde, insanları rahatsız etmeyecek ve ortama uygun bir şekilde yemek yiyorsanız, zaten “Toplumsal Ahlaka” uyuyorsunuz demektir.

Mesela dün bir film vardı; Adam LasVegas’ta bir kumarhaneye gidiyor, kumar oynayacak. Ve ayakkabılarını çıkarıp, masanın üzerine koyuyor ayaklarını; sizce bu doğru bir davranış mıdır?

Ya da şöyle söyleyeyim: Sinema’da bir filmi izliyorsunuz ve bir kız durup dururken çıkıp bağırıyor ve herkesin film zevkini berbat ediyor ve diyor ki “Biz oyun oynuyoruz”… Sizce bu doğru bir şey mi? Yani insanları bu şekilde rahatsız etmek…

Eğer cevaplarınız “Doğru bir davranış değildir” ise sizde, istediğiniz kadar reddedin “Toplumsal Ahlaka” uyuyorsunuz demektir. Ya da gel biz şuna şöyle bir tanım getirelim: “Nerede Nasıl Davranılması Gerektiğini Biliyorsunuz” Değil mi?

Bakınız “Ahlak” sadece “Cinsellik” ve “Dindar Olmak” değildir ve ne yazık ki “Ahlak” kavramı deyince akla ilk gelen şeyler bu ikisi oluyor. Ancak “Bilimsel Olarak” Ahlak kavramının tanımı yapıldığın bu iki kavramın yanından bile geçilmez. Çünkü gerçekte alakaları yoktur.

Sizin bir lokantada, bir sinemada, bir misafirlikte, bir arkadaş gurubunda, bir sevgiliniz olduğunda “Nasıl Davranacağınızı Bilmeniz”dir “Ahlaki Yapı”… “Toplumsal Ahlak”ta, üstüne basa basa söylüyorum ki: insanlarla İletişiminizin başladığı anda başlar. Bunu “Kabul Etmiyorum” ya da “Reddediyorum” gibi bir düşünce yoktur ve olamaz çünkü diğer insanlarla iletişim kurmanız kaçınılmazdır; mesela bir lokanta da geğiremezsiniz, çoraplarınızı çıkaramazsınız, burnunuzu karıştıramazsınız, sevgilinizle sevişemezsiniz…

Eger ahlak kurallari adil olsaydi anlayisla karsilardim..Kadin ve erkege gore degisen bu kurallari ben kabul etmek zorunda da
degilim...

Kadın ile Erkeği eşit tutmayan kuralları elbette ki yadsıyacaksınız, ki bu konuda size karşı çıkmam akla ve mantığa uymaz zaten. Ancak “Eşitlik”ten kastınızın ne olduğu önemli. Mesela “Abim küfretti, bende edicem, bu benim hakkım” demek ne kadar “Eşitlikçi” bir davranıştır?

Ben iki topluma aitim...
ZAmanimin cogu yabanci toplumuyla geciyor....
Arkadaslarimin evine yemege gittigimde,erkek arkadaslarida geliyor,ailesinin yanina.....
Kiz babasinin karsisinda opuyor vs....vs......vs......
Gece eve istedikleri saatlerde giriyorlar...
gelelim Gül'e
eve erkek arkadaslarimi getirim,abilerimle tanistiririm....
Asla cocugun evine gidemem....
Asla cocukla sabahliyamam...
Gece 11 den once evde olmaliyim....
Yapacagim her sey icin annemden izin almaliyim....
Ve evlenmeden once kendi evime cikamam....

Ya, içinde bulunduğunuz toplumun koşullarına uymak durumunuz var. Şöyle bir durumda haklısınız:
“Ağabeyiniz eve kız arkadaşını getiriyor, anne-babasının karşısında öpüyor… Ancak sizin yapmanız durumunda siz azarlanıyorsunuz ya da yaptığınızın Ahlaki olmadığı söyleniyor…”
Bu açıdan haklısınız, çünkü çok bariz bir mantıksızlık var ortada. Benim kuzenim, kız arkadaşını evlerine davet etmişti, onlarda kalıyordu. Ancak kız kardeşinin, nişanlısıyla saat 10’a kadar bile gezmesi durumunda tartışma çıkarıyordu “Nasıl Yaparsın” diye. Ben buna karşı çıkmıştım. Bu açıdan sonuna kadar haklısınız. Ancak şu var bir de: Aileniz ne kız, ne de erkek ayrımı yapmadan, sevgilinizle aile karşısında öpüşmeye iyi bakmıyorsa, buna saygı duymalı ve “Ben Özgürüm” diyerek, inadına yapmamalısınız. Çünkü aksi takdirde ailenizle olan iletişiminizde kopmalar ve olumsuzluklar olur.
Demek istediğim; “Toplumsal Ahlak”ın en önemli temeli, bireylerin birbirlerinin kabullerine “Saygı” göstermesidir ve “Sorumluluklarını” bilmesidir. Yani bu benim “Öznel” yargımdan ziyade “Sosyal Bilim”in (Bilime ne kadar inanırsınız bilmiyorum) en temel yargısıdır.

Birine ahlaksizca gelen kurallr diger kisima normal gelebilir......

Zaten o yüzden “Ahlaki Kurallar” farklılık gösterir. Ancak “Bireysel Ahlak” diye bir şey, söylediğiniz anlamda yoktur. “Bireysel Kabuller”den bahsedebiliriz ancak. Sizin kabulleriniz “Toplumla” uyuşmayabilir (cinsellik, sevgili ilişkisi vs açıdan). Ancak Toplumun kabullerine Saygı duymak durumundasınız. Çünkü bakın, yukarıda açıkça yazdım, Olgun bir birey, ideal Ahlaki Yapıya sahip bir birey; kendisini denetleyebilmektedir. Yani “Nerede-Nasıl ve Kime Karşı-Nasıl Davranması Gerektiğini, Kendisi Bilebilen” kişidir… Siz Nerede-Nasıl ve Kime Karşı-Nasıl davranacağınızı biliyorsanız, sorun yok… Ancak kabullerinizi “İnat” doğrultusunda yapıyorsanız, buna “İçten Denetimlilik” denemez “Koşullanma/Şartlanma” denir…

Ben beni ben yapacak kurallari benimsemeliyim,Toplumun benim icin daha onceden benimsedigi kurallari kabullenirsem
ben ben olamam....

Seni “Sen” yapacak olan kuralları, asla ve asla tek başına koyamazsın. Çünkü tek başına yaşamıyorsun. Edindiğin her bilgiyi, diğer insanları görerek ve eleştirerek ediniyorsun. Hiçbir İnsan, tek başına “Benlik” kazanamaz. Yoksa “Gelişim Psikolojisi”nde örneğini verdiğim “Viktor”dan farkımız kalmazdı… Konuşmayı ve yürümeyi bile bilemezdik. Seni “Sen” yapan değerleri, sadece kendin üretmeye kalkarsan, mutlaka ve mutlaka “Toplumdan Kopuklukların” olacaktır. Bu kaçınılmazdır. Ancak “Tarzan”dan başka, kendi “Ahlaki Yapısını” oluşturabilen bir insan olamaz. Çünkü hiçbir insan tek başına büyümez, yaşamaz. Mutlaka Topluma göre bir Ahlaki yapı edinmezseniz; sinema ortasında bağıran, lokantada geğiren, lüks bir kumarhanede çorabını çıkarıp ayaklarını masanın üstüne koyan ve insanlarla küfürlü küfürlü konuşan bir insan olmaktan öteye gidemezsiniz. Ben biliyorum ki, sen ne kadar reddetsen de “Nerede-Nasıl ve Kime Karşı-Nasıl Davranacağını Bilen” yani “Toplumsal Ahlakı” benimsemiş birisin, yoksa seninle olan iletişimimiz bu halde olmazdı…

Sevgilerimle…

--------------------------------------------
Ayrıca şunu söylemek isterim ki: Yukarıdaki yazımda geçen Kohlberg'in Ahlak Kuram'ı, şimdiye kadar kabul edilmiş en geçerli Ahlak Kuramıdır. Çocuk Eğitimi bu Kuram çerçevesinde yapılmaktadır.

Kısaca şunu da eklemek istiyorum: Diğer konularda da belirttim; bireylerin, belli yaş dönemlerinde edinmeleri gerekli olan belli davranışlar ve belli kabuller vardır. Buna "Gelişim görevleri" denir ve birey, uygun yaşlarda bunları edinmezse "Olumsuz" bir gelişim izlemektedir. "Ahlak Kuramı"da bu gerçekten yola çıkarak ortaya konmuş "Gerçek" bir kuramdır ve "İdeal/Uygun" olan "Ahlaki Kabul/Yapı"lar verilmiştir. Hangi yaşlarda, hangi kabullerin sergileneceği ve hangi düzeye ulaşılması gerektiği ortaya konmuştur.

Herkes yalan söyler...


#3 Tengeriin boşig

Tengeriin boşig

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.532 İleti

Gönderi Tarihi: 18 Şubat 2007 - 17:40

Hala söylemek istediğim pek anlamamışsın Sevgili la_bohéme...

Herkes yalan söyler...


#4 Tengeriin boşig

Tengeriin boşig

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.532 İleti

Gönderi Tarihi: 19 Şubat 2007 - 12:34

Neyse Bosverelim ozaman......


Boşvermemiz gerekmiyor Sevgili la_bohéme...
Sadece Kuram'dan neyi anladığınızı anlatmanız yeterli...
İşte o zaman sonuca varabiliriz.

Siz ne kadar ergenlik desenizde bundan 10 yil sonrada hala gorusmeye devam edersek eger goruceksinizki devam edecegim....


Bak, her zaman söylüyorum: Gelişim "Süreklidir"... Gelişimin amacı "İlerlemektir". Bakın, yazdığım "Gelişim Kuramları", bir "Amaç"ı tanımlamıyor... İnsan psikolojisi üzerinde yapılan tüm tespitleri Dizge/Sistemleştiriyorlar sadece... Yani "Var Olanı" söylüyorlar.

Bakın, "Gelişim" bir süreçtir ve siz "Aynı" yerde 10 yıl sonra sayacak olursanız, "Gelişmemişsiniz" demektir...
Şu an "Ahlaki Gelişim" ve "Bilişsel/Zihinsel Gelişim" olarak tamda olmanız gereken seviyedesiniz. Hatta Bilişsel olarak (Zeka=Uyum, Jean Piaget) belki bulunmanız gereken seviyenin üstündesinizde... Ancak Ahlak Gelişimi olarak "Ergen Ahlakı"na sahipsiniz. Ve bu, şu anki durumunuza bakarak son derece normal. Olmanız gerektiği gibisiniz. Ancak Uygun/İdeal bir bireyin "Hangi Yaşlarda, Hangi Kabulleri" edindiği belirlidir. Ve bu kabulleri edinemezseniz eğer, yani yıl sonra da (size katıldığım noktalar dışında; kadın/erkek eşitliği dışında yani) hala aynı yapıya sahipseniz, "Gelişiminiz" yıl geride kalmış demektir. Ve "Gelişmek" sizin Bireysel olarak en önemli sorumluluğunuzdur.

Bakın, gelişimin en büyük özelliği (ki bunları yazmam gerekirdi); "İçtan Dışa" "Özelden Genel" doğru olmasıdır. Ahlaki Gelişimde yada Bilişsel Gelişimde en önemli özelliklerden biri budur.

Birey dünyayı tanımaya kendisinden başlar ve öncelikle yeni doğan; kendi bedenine uyum sağlar, dengelenir.
Sonra yakın çevresini yani ailesini tanımaya başlar; bunlara uyum sağlar...
Ergenlik döneminde/-, birey yine "Kendini Tanımaya" yönelir ve yine yeni doğan gibi kendisine dayalı bir dünya oluşturur.
Genç Yetişkinlikte, kurduğu akran gurupları onun yakın çevresi olur ve buna göre ve birbirlerine göre bir gelişim sağlar.
Yetişkinlikte ise İş ve yine akran guruplarına göre ve daha çok içinde bulunduğu yopluma göre bir gelişim sağlar.

Yani Ahlaki yada Bilişsel Gelişim... Hangisi olursa olsun, Uygun/İdeal bir bireyin edinmesi gereken özellikler sorasıyla Mikro'dan Makro'ya doğru bir seyir izler ve gelişir. Diğer tüm kuramlarda ve Ahlak kuramında, hangi yaşlarda hangi edinimlerin kazanılacağı belirtilmiştir.
Bunu siz; "Aman ben şu yaşlardayım, şu kazanımları sağlayayım" diye yapamazsınız zaten ve kimsede size bu kazanımları sağlayamaz. Siz bu kazanımları sadece ve sadece kendiniz sağlarsınız ve bu gelişiminizin bir parçasıdır. Şu an dediğim gibi, olmanız gereken düzeydesiniz, ancak bunun ileride bir gelişim göstermesi kaçınılmazdır, yani 10 yıl sonra bugünkü düşündüklerinizden daha "Toplumsal" düşüneceğinizi size garanti edebilirim, o güne kadar hala görüşüyor olmamız gerekmiyor... Ha eğer böyle bir gelişim göstermezseniz, emin olun ki Gelişiminiz yarıda kalmış demektir... Ve bakın, size şunu söylemeliyim; Ahlaki ve Bilişsel gelişimini tamamlamamış insanlar, yaşamlarının son demlerinde mutlaka ya bir dine inanırlar, ya da bir din mensubiyetine girerler... Çünkü eksikliklerinin farkına varırlar ve farkına vardıkları huzursuzluğu tatminetmek ve bu yüzden kaynaklanın "Ölüm Korkusu"nu yenmek için başka bir çareleri kalmaz. Yani tavsiyem; Kesinlikle ve kesinlikle "10 yıl sonra da böyle düşüneceğim" yargısına varmamalısınız. Gelişiminizi yarıda bırakmamalısınız. Ve gelişiminizi "İnat"a kurban etmemelisiniz... Aksi taktirde yaşamınızın ilerleyen kısmında "Kurban" kendiniz olursunuz.

Ayrıca, bakın orada "Evrensel Ahlak"a sahip olan insanların "Ahlaki Kazanımları"nı verdim... Yani siz bir Ateist olarak, aslında benden daha çok savunmanız gerekir o kazanımları çünkü dinlerin sahip olmadığını söylediğiniz "Evrensel Ahlak"ı savunuyorsunuz öyle değil mi? Lakin sanırım burada "Evrensel Ahlak"ı savunan ben oldum... :blushing: Ancak şu an sizin için normal ve gerekli olan düzeyde olduğunuz için savunduklarınız çok normaldir. Bunları şu an savunmanız sizin için uygun ve çok normal ancak 10 yıl sonrasında nasıl düşüneceğinize şimdiden karar vermeyin bence...

Sevgilerimle...

Herkes yalan söyler...


#5 Misafir_CYRANO_*

Misafir_CYRANO_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 20 Şubat 2007 - 10:58

hımm sevgili la boheme gerçekten bencede, sevgili tengeriin in söylediklerini değilde, ahlak kavramını kabaca ele alarak yorumlamışsın.

Şimdi birincisi biz artık toplum yaşamından vazgeçemeyiz herhalde kimse ben bir "toplum" un içinde yaşamayı istemiyorum diyemez. Dese bir toplum içinde doğar, ve toplum içinde yaşar. Bunun aksini sadece Robinson Cruse iddia edebilir. Oda Cuma gelene kadar

İnsanların bir toplum olarak yaşamasını sadece yasalarla da sağlıyamazsın bunun yanında ahlak kurallarıda elzemdir. Kaldıki yasaların en büyük dayanağıda ahlaktır. Hukukta şöyle bir ifade vardır.

Evrensel ahlak kurallarının yap dediği hiçbirşeye hukuk yapma demez. Evrensel ahlak kurallarının yapma dediği hiçbirşeyede hukuk yap demez.

şimdi ahlak kavramını sadece geri ve çağdışı mantıklarla değerlendirmek yanlış olur.

Şimdi, ilkel namus anlayışıda bir ahlak kuralıdır kimi toplumlarda, verdiğin sözü tutmakta.

şimdi ilkel namus anlayşı var diye biz toplum yaşamı için elzem olan ahlak kurallarınıdamı yadsıyalım yani.

Sadakat, vefa, hoşgörü, iyilik, saygı, yardımlaşma, nezaket, paylaşım bunların hepside ahlaki değerler. Şimdi bunların olmadığı bir toplum ve insan yaşamını düşünebiliyor musun.

Kısacası nasılki bu gün hukuk toplum yaşamının, insanların birarada yaşamasının çok önemli bir gereğiyse ahlakta oldukça önemlidir.

Hukuk ve ahlak, toplum yaşamını düzenleyen kuralları değerleri sağlayan iki kaynaktır.

ikiside toplumsal gelişmelerle değişir, ileriye veya geriye doğru gider.

#6 Tengeriin boşig

Tengeriin boşig

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.532 İleti

Gönderi Tarihi: 20 Şubat 2007 - 14:22

Evrensel ahlak kurallarının yap dediği hiçbirşeye hukuk yapma demez. Evrensel ahlak kurallarının yapma dediği hiçbirşeyede hukuk yap demez.
...
Kısacası nasılki bu gün hukuk toplum yaşamının, insanların birarada yaşamasının çok önemli bir gereğiyse ahlakta oldukça önemlidir.

Hukuk ve ahlak, toplum yaşamını düzenleyen kuralları değerleri sağlayan iki kaynaktır.

ikiside toplumsal gelişmelerle değişir, ileriye veya geriye doğru gider.


Ben "Ahlak"ı "Psikolojik" açıdan ele alıyordum ancak "Hukuki" açıdan ele almanız gerçekten çok faydalı oldu.
Teşekkür ederim Sayın Cyrano...

Herkes yalan söyler...




Cevap ekle