İçeriğe atla


MHP ve "DOKUZ IŞIK DOKTİRİNİ"


Bu başlığa 18 cevap verilmiş

#1 Misafir_seyrekler_*

Misafir_seyrekler_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 19 Kasım 2006 - 23:04

MHP ve "DOKUZ IŞIK DOKTİRİNİ"

"Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur ve olamaz da. Ey Türk kendine dön, hemde titreyerek. Sözümüz Türk oğlu Türk olanlaradır... Bu devleti yıkanlar (Osmanlı imp. kastedilliyor bn.) Rum-Ermeni-Yahudi dönmeler, Kürtler- Çerkesler-Boşnaklar ve Amavutlardır... Sen bir Türk olarak daha ne kadar tahammül edeceksin bu *** azınlıklara. At içinden Çerkezi gitsin Kafkasına, at içinden Ermeniyi, at öldür Kürdü içinden, yok et tüm Türk düşmanını"
(MHP Ana Davasından)

"Ne mozaiği ...."
(Alparsal Türkeş)

Yukarıdaki alıntılar esas olarak MHP'nin nasıl bir parti olduğunun kısa bir özetidir. Bu özetin anlamı açıktır: MHP faşist bir partidir ve her faşist parti gibi halk düşmanı ve ırkçıdır. Ancak bu gerçeği örtbas etmesi gerekmektedir. Bunun için kendisine maske gerekmektedir. Bu maskenin "fikri" alt yapısı "dokuz ışık doktrini"dir. Ancak merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş özdeyişindeki gibi "dokuz ışık doktrini"nin kendisi başlı başına MHP'nin halk düşmanı yüzünü göstermektedir.
Bilindiği gibi ülkemizde sivil faşist hareketin MHP kurmaylığında örgütlenişi, otuz yılı aşan bir tarihe sahiptir. Bu süreç içerisinde MHP, oligarşinin ve emperyalizmin çıkarlarını cinayetleriyle, kitle katliamlarıyla savunan bir pratiğin örgütleyicisidir. Ancak MHP, bu çıkarları korurken sadece faşist teröre. katliamlara başvurmakla da kalmadı. Aynı zamanda yalan ve demogojileriyle kitleleri kandırmaya ve böylelikle de sömürü düzeninin bekasını sağlamayı amaçladı.
MHP'nin kitlelerin karşısına yalan ve demogojiyle çıkışı, ifadesini Dokuz Işık Doktirini'nde buldu. Çünkü Dokuz Işık yarı-askeri niteliği ile terörcü, saldırgan bir kimlik taşıyan faşist harekete; bir "Fikir hareketi" görünümü vermekteydi. Ayrıca, o, kitlelerin duygu ve düşüncelerine, taleplerine cevap vermek iddiasında olduğu için, faşist hareketin kitleşelleşmesine de hizmet ediyordu.

Neydi Dokuz Işık Doktirini'nin ilkeleri?
1- Milliyetçilik
2- Ülkücülük
3- Ahlakçılık
4- İlimcilik
5- Toplumculuk
6- Köylücülük
7- Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik
8- Gelişmecilik ve Halkçılık
9- Endüstricilik ve Teknikcilik

Dokuz Işık Doktirini'ni Türkeş, 1965 yılında kendine klavuz yapmıştı. 16 sayfalık bir Broşür olarak kaleme alınan bu doktirin daha sonra genişletilerek 672 sayfalık bir programa dönüştürülmüştü. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin 1967 yılındaki Kongresinde Türkeş, Milliyetçi-Toplumcu görüş olarak kabul ettirdiği bu ilkeleri pek çok etkilenmeler sonucu oluşturmuştu. "Milli Doktirin" olarak lanse edilmesine rağmen, ilkelerin büyük bölümü CHP'den, Alman ve İtalyan faşist parti programlarından alınmıştı. Keza Köylücülük ilkesi de, 27 Mayıs sonrası Milli Birlik Komitesi'nden atılıp sürgüne gönderildiği Hindistan'daki Köy Kalkındırma Projelerinden etkilenerek formüle edilmişti. Nehru'nun "Panciyak" adını verdiği bu proje sonucunda, tıpkı Türkeş'in Köylücülük ilkesinde amaçladığı gibi, tarım-kentler ya da köy-kentler oluşturulmuştu.
Dokuz Işık Doktiri'nin bu eklektik, taklit niteliği bir yana, esas olarak dayandırıldığı maddi güçler ve hedeflediği sosyo-politik düzen açısından ele alınması gerekir. Türkeş, dünyadaki mevcut sistemleri fert, sınıf, millet esasına dayalı olmak üzere üç katagoriye ayırır. Fert esasına dayalı olan düzeni, patron ve sermayadarlara hizmet eden kapitalist düzen, sınıfa dayalı şekillenen düzeni komünist düzen; "millet" esasına dayalı olan düzeni ise Dokuz Işık Doktirinin Öngördüğü milliyetçi-toplumcu düzen olarak tanımlar. Tabii milliyetçi-toplumcu düzenin faşist düzen demek olduğunu bildiği için, bir düzeltme yapma ihtiyacı hisseder. "Dokuz Işık nasıl kapitalizmi, Marksist Sosyalizm'i reddediyorsa, Nasyonal sosyalizm ve faşizm'i reddeder, Nasyonal sosyalizm ve faşizm, kapitalizmin dejenere bir sapması olup insan hak ve hürriyetlerine inanmayan gerici diktatörlüklerdir."

Kapitalizme ve faşizme karşı çıkışı ifade eden bu sözlerin değerledirilmesini şimdilik bir kenara bırakarak, "Yeni Düzen"in (Dokuz Işık Düzeninin) temel hedeflerine değinmek gerekiyor. Öncelikle Türkeş, Dokuz Işık'ın getireceği siyasi yapıyı "Milli Devlet" olarak adlandırır. Bunun sosyal temelini oluşturan güçleri de, sınıflara değil; bir tarih, bir kültür ve soybirliği şeklinde ele aldığı "millet"e dayandırır. Ancak milleti tek tek bireylerin oluşturduğu bir bütün olarak gördüğü gibi, altı sosyal dilime de böler. Bunlar; işçi, köylü, esnaf, memur, serbest meslek sahibi ve sermayadarlar olarak tanımlanır. "Milli Meclis"te eşit oranda yer alacak olan bu güçlerin, ne burjuva demokrasisine ve ne de proleter demokrasiye itibar etmeyeceğini, "milli demokrasi"yi uygulayacağını ileri sürer.
Ekonomik alanda ise; "İktisadi yapımız millileştirilecektir" anlayışından hareket eder. Milli sermaye ve servetin "Türk Milleti'nin bütün bireylerine maledilmesi" için şunları amaçlar: Fabrika yapan fabrikalar kurmak, fert ve sınıf sömürüsünü ortadan kaldırmak, özel sektör ve devlet sektörü dışında "millet sektörü"nü oluşturmak; fabrikaların mülkiyet ve karına ortak olma yanında, yönetime de eşit bir tarzda katılmak, milli üretim birlikleri oluşturmak, yeraltı servetleri ve madenleri devleştirmek vb. vb.
Şüphesiz, burada karşımıza çıkan program, "faşist" bir program değil, orta ve küçük burjuva kesimlerin çıkarlarını koruyan, anti-kapitalist, anti-emperyalist öğeleri de içinde barındıran bir programdır. Ancak MHP'nin sınıfsal niteliği göz önünde bulundurulduğunda, ortaya konulan bu görüşlerin hiç de onun gerçek niyetini yansıtmadığı açıktır. Peki bu yalan ve demogojiye niye başvuruyor?
Bilindiği gibi ülkemizde faşizm, kaynağını emperyalizmden alan, onun ve işbirlikçelirinin çıkarlarını koruyan bir sistemin adıdır. Devlet kurumları aracılığıyla yukarıdan aşağıya doğru bir şekilde örgütlendirilmiş olsa da, mutlaka bir kitle tabanına ve devletle bağı doğrudan görülmeyen "sivil faşist" güçlere de ihtiyaç duyar. Elbette bu kitle tabanı, "bir avuç" egemen sınıftan çok, küçük burjva unsurlar arasından, lümpen proleteryadan, hatta işçi sınıfı içerisinden devşirilir. Ancak bu durum faşizmin kitlelerin karşısına, hiç bir zaman kendi ideolojisiyle, gerçek amacıyla çıkamamasını da getirir. Emekçi kitlelerin karşısına, onların kendi ilerici-devrimci ideolojileriyle de çıkamayacağı için, yalana ve demogojiye sarılma yolunu tutar.

Herşeyden önce, kendi sınıf amacını, hedefini kitlelerden gizlemenin adı ikiyüzlülüktür ve bu da faşizmin en bilinen özelliğidir. Hitlerin "kinimizi serinde, buzlukta saklıyoruz ve maskelerimizi atıp olduğumuz gibi görüneceğimiz günü bekliyoruz." sözleriyle açığa vurduğu bu gerçeği Türkeş, "Ana siyaset... Uzun vadeli bir plandır ve açığa vurulmaz" sözleriyle dile gettirmiştir. Dolayısıyla, bu ikiyüzlülüğü görmeyip, ikiyüzlülüğün tezahürü olan demogojik söylemlerini onun samimi ideolojisi olarak nitelemek, sivil faşist hareketin ekmeğine yağ sürmekten başka bir anlama gelmez.

Dokuz Işık Kapitalizme Karşı Değildir.

Faşizm hemen her ülkede anti-kapitalist sloganlar kullanmıştır. Ama onların bu anti-kapitalistliği tamamen bir kandırmacadan ibarettir. Örneğin Hitler 'Dağ başlarında, tenha yerlerde' burjuvalarla gizli toplantılar örgütlerken; Goebbels, Strasser deli Peder vb. gibi faşist şefler, Nazilerin gerçek "sosyalist" ve para krallarının düşmanı olduklarını kitleler karşısında haykırıyordu. Aynı tutumu İtalyan faşistlerinde de görmek mümkündü.
İtalyan ve Alman faşist partileri gibi MHP de anti-kapitalist söylemlere sıkça başvurmakta, Dokuz Işık Dokrini'ni, sosyalizme olduğu kadar kapitalizme de bir altarnetif gibi sunmaktadır. Oysa dünya'da kapitalizm ve sosyalizm dışında üçüncü bir yol yoktur ve Dokuz Işık Programı da kapitalist bir programdır. Çünkü, bu program mülkiyet ilişkilerine dokunmaz. Farklı sınıf ve katmanları "millet" söylemi adı altında tek bir potada eritir. İnsanlar arasındaki eşitsizlikleri, sömürüyü meşru görür. Bunun nedenini de, "Allah madem ki, insanları farklı kabiliyet ve tabiatlarda yaratmıştır, öyleyse onların manen ve maddeten farklı olanaklar içinde olmaları da doğal ve gereklidir" şeklinde açıklar.
Özel mülkiyetin kutsanması yanında, Dokuz Işık programı, toplumda sınıfların varlığını yadsır, eşitsizlikleri "altı sosyal dilim", "altı meslek grubu" gibi adlarla tanımlar. Sınıf gerçeğinin bu şekliyle yadsınması, aynı zamanda aralarında olması gereken mücadelenin de yadsınması demektir. Ona göre sömüren ve sömürülen sınıflar yoktur, "millet" vardır. Sınıf çıkarları yok, "milletin çıkarları" vardır. Hal böyle olunca, toplumun ezilen kesimlerinin haklarını almak için örgütlenmesi, sendika kurması, grev yapması da yanlıştır.
"Millet", "Milli Devlet" söylemlerine dayalı bir şekilde gündeme getirilen bu anlayışın, aslında "milli" bir niteliği yoktur. Tamamen İtalyan ve Alman faşistlerinin uyguladığı Korporasyon sisteminin bir uyarlamasdır. Bu sistem, biçimsel olarak sendikalara benzetilse de, ondan tümüyle farklı bir içeriğe sahiptir. Sendikaların bağımsız bir kişiliği vardır. Üretim işleriyle değil, işçilerin patronlar karşısında haklarını savunmakla yükümlüdür. Bu amaçla grev ve toplu iş sözleşmesi yapar. Patron-sendikalar ilişkisi, dostluk değil sınıf düşmanlığına göre şekillenir. Korporasyonlar ise, Fransız Devrimi'nin "Birey için ekonomik kölelik kurumları" saydığı ve kaldırdığı bir tür ortaçağın Lonca sistemidir. Bağımsızlıkları yoktur, tamamen devletin denetimi altında, onun bir kurumudur. Üretim işleri ile uğraşırlar. Herhangi bir üretim alanında patron ve işçileri bir arada tutar, aralarında mücadele değil, "dostluk" ilişkişi geliştirirler. Kısacası bu sistemde devlet mutlaktır. Bireyler ve topluluklar ise ancak ona hizmet ettiği ölçüde bir anlam ifade ederler.
İşte MHP, tıpkı İtalyan ve Alman faşist partileri gibi, Ortaçağ'dan kalan bu yöntemi anti-kapitalist bir program diye kitlelere sunar. Aslında kapitalist sömürüyü şiddetlendiren bir niteliği vardır. Ama bu, "millet çıkarı" söylemleriyle gizlenir ve kitleler, anti-kapitalist duygu ve düşüncelerini, öfkelerini doğru yerlere kanalize etmekten alıkonulurlar. Burda, şunu da belirtmek gerekir ki, anti-kapitalizm, genel olarak faşizmin ve özelde de MHP'nin sınıf ideolojisi değildir. Kendine kitle taban yaratmak için baş vurduğu bir demogojidir. Hedef aldığı kitle proleteleşmekte olan ya da proleterleşmeyi bir yıkım olarak gören küçük burjuva kesimler ile, küçük burjuva mülkiyet duygusuyla hareket eden işçi ve lumpen proleterlerdir.
MHP hiçbir dönem gerçek anlamıyla kapitalizme karşı çıkmamıştır. Emperyalizm ve oligarşi tarafından kapitalizme karşı çıkan güçlerin etkisizleştirilmesinde kullanılmıştır. Tekellerin finansmanıyla gerçekleştirdiği katliamlar, saldırılar bir yana, hükümetlerde yer aldığı her dönem kapitalizmin en has savunucusu olmuştur. Örneğin bugün, zam, soygun politikalarına, mezarda emekliliğe, IMF Paketlerinin tereddütsüz kabul edilmesine, Tahkim'e, Özelleştirme uygulamalarına attığı imzalar bile, bu gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne serer. Bu nedenle, kapitalizmin ezdiği, sömürdüğü kitlelerin sorunlarına çözüm bulması, hatta yaşamlarını iyileştirmesi eşyanın doğasına aykırıdır.


Dokuz Işık Emperyalizme Karşı Değildir

Türkeş, Dokuz Işık'ın getireceği yeni düzenin, bağımsız ve egemen devlet anlayışına dayandığını belirtir ve bir yazısında da şu hamaset dolu sözleri eder; "Dava, ezilenlerin, zalimlerin, gaddarların davası değil, dava hakkın ilkelerini insanlara uygulama davasıdır. Dava emperyalizme kuyrukçuluk yaparak bağımsızlık tellallığı yapmak değil, doğruyu en güçlü zalimler karşısında da haykıranların davasıdır." Acaba Türkeş, bu sözleri ederken ne kadar samimiydi? Bunun cevabını almak için 30 yılı aşan MHP tarihine bakmak yeterli olacaktır.
Siyasi arenaya çıktığı 1969 yılından bugüne kadar MHP, hiçbir dönen emperyalizme karşı tek bir tavır geliştirmemiştir. Aksine, emperyalizme bağımlılığın koruyucusu, sürdürücüsü olmuştur. Bu tutumu onun kuruluş amacına da uygundur. Çünkü o, ABD emperyalizminin, Üçüncü Bunalım Dönemi'nde geliştirdiği "dolaylı saldırı staretejisinin bir aktörü olarak bizzat ClA tarafından organize edilmiştir. Yani, ayaklanmaları, devrimci-demokratik hareketleri bastıracak olan daimi güçlere yardımcı bir askeri güç" olarak şekillendirilmişti. Finansmanından kadrolarının yetiştirilmesine kadar hemen herşeyi, bizzat ClA ve onun ülkemizdeki kolu alan kontrgerilla örgütlenmesi yerine getirmiştir.
MHP'nin, "Bağımsız ve Egemen Devlet", "Milli Ekonomi", "Milli Ordu" söylemlerine karşın ülkemizin ekonomik-siyasi-askeri açılardan emperyalizme bağımlılığını pekiştiren pekçok pratiği sözkonusu olmuştur. MHP, siyasi misyonu gereği her dönem, emperyalizme karşı ülkemizin bağımsızlık kavgasını yürüten güçlere yönelik katliamlar ve saldırılar örgütlemiştir.
Ekonominin IMF tarafından yönetilmesine, dikde ettirdiği programların uygulanmasına hiç ses çıkarmamıştır. Emperyalist tekellere ülkenin yeraltı-yerüstü zenginliklerini pazarlayan pek çok anlaşmaya imza atmıştır. Ekonomik bağımlılık ilişkilerinin gelişmesi için o kadar ileri gitmiştir ki, 1970'li yıllarda "Afyon yasağı"nı kabul etmeyen CHP'yi, ülke menfaatlerini düşünmemekle suçluyabilmiştir.
Askeri açıdan ise, ordunun NATO'ya bağımlı kılınmasıyla yetinmemiş, emperyalizmin bölgesel çıkarlarına hizmet edecek tarzda savaş kışkırtıcılığı ve Sovyetler Birliği'ne karşı "Beşinci Kol" faaliyetleri yürütmüştür. Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasında bu faaliyetleri daha da ileri götürmüş, Kafkaslarda ve Orta Asya'da ClA'nin bir şubesi gibi çalışmıştır. Bir yandan Ermenilere karşı Azerileri eğitirken, diğer yandan da ABD'nin istemleri doğrultusunda Ermenilerle gizli ilişkiler yürütmüştür. Azarbaycan'da düzenlenen darbe girişimlerinden, bölgede gelişen milliyetçi çatışmalara kadar hemen her olayda bir rol üstlenmiştir.
Balkanlarda, Kafkaslarda, Ortadoğu'da Yeni Dünya Düzeni'nin pekişmesi için elinden geleni yapmaktadır. Ülkemizdeki NATO üslerinin, Yugoslavya ve Irak örneklerinde olduğu gibi, emperyalistlere hizmet edecek şekilde kullanılmasına destek vermiştir.
Kısacası MHP, hiçbir dönem dünyanın en güçlü zalimleri olan emperyalistlere karşı çıkmamış, çıkanları da katletmiş bir partidir. "Türk milletinin, hür ve bağımsız" olması yönünde değil, köleleştirilmesi yönünde hareket etmiştir. Dönem dönem Avrupalı emperyalistlere karşı dillendirdiği "bağımsızlıkçı" söylemleri de inandırıcı olmaktan uzaktır. Bu halkımızın duygularına hitab etmekten, duygularını sömürmekten başka bir şey ifade etmemektedir. MHP, "Milli bir ekonomi"nin değil, bağımlı bir ekonominin, "milli bir devletin değil, emperyalizmin kuklası bir devletin savunucusudur.

Dokuz Işık Demokrasiye Düşmandır

Dünyadaki faşist partiler arasında ideolojik açıdan olduğu kadar eylem ve hatta kullanılan semboller açısından da büyük benzerlikler vardır. Aralarındaki farklar önemsiz denilebilecek ayrıntılardan oluşur. Faşist partilerin aralarında fikir birliği içinde oldukları konulardan biri de, demokrasiye bakışta somutlanır.
Bilindiği gibi faşizm, sosyalist demokrasi ile halk demokrasisine de karşıdır. Bunu Hitler, burjuva demokrasisini kullanarak iktidara geldikten ve ardından da ona son verdikten sonra şu veciz sözlerle ifade etmiştir. "Artık eşitlik olmayacak, demokrasi olmayacak". MHP de faşist bir partidir. Ama üstlendiği misyon gereği demokrasi konusunda (burjuva anlamda da olsa) bu derece açık düşünceler ileri sürememiştir. Kimi söylemleriyle, burjuva demokrasisini savunur gözükürken, eylemleriyle de en küçük demokratik bir hakka tahammülü olmadığını göstermiştir.
MHP, "demokrasi"ye bakışını, gerek Dokuz Işık programında ve gerekse de parti yayınlarında demogojik bir şekilde ortaya koymuştur. Ona göre burjuva demokrasisi patronların, sosyalist demokrasi ise komünist partilerin hizmetindedir ve bu haliyle de onlar, "Türk milleti"nin tarihi, sosyal, ahlaki yapısına uygun değillerdir. Temel alınacak demokrasi, bu değerlere bağlı olan "milli demokrasi"dir. Ki bu da, "millet"i oluşturan "altı sosyal dilim"in, "milli Meclis"de temsil edilmesiyle hayatiyet bulur.
"Milli Demokrasi" anlayışı, "tek millet, tek devlet, tek şef" anlayışının bir tezahürüdür. Yani, birey ve başka milliyetleri yok sayan, Devleti ve "millet"i kutsayan bir anlayışdır. Farklı inançlara, sınıflara, ulus ve milliyetlere dayanan toplumda bunu dile getirmek, esas olarak faşist bir zihniyeti ifade eder. Onların hak ve taleblerini yok saymayı, hatta onları "bölücülük" olarak tanımlayıp yargılamayı getirir. "Milletin çıkarı" demogojileri bir yanıyla eşitsizlikleri meşrulaştırdığı gibi, diğer yanıyla da, eşitsizlikleri ortadan kaldırmak istiyenlere karşı uygulanan baskı ve terörün üzerini örten bir şaldır.
MHP, kitlelerin karşısına her zaman iki yüzüyle, "terörcü ve "barışçı" yüzleriyle çıkar. Terörcü yüzünde ne kadar samimi ise, "barışçı" yüzünde de o kadar samimiyetsizdir. İşçi sınıfının, onun hak alma mücadelesini yürüten örgütlerinin amansız düşmanıdır. Ama en militan işçi sınıfı savunucusu kesilir. Sömürü sisteminin en sadık hizmetkarıdır. Sömürüye karş çıkar gibi görünür. Terör, baskı, suikast, katliam varlık şartıdır, ama o barış ve kardeşlik çağrılarını dilinden düşürmez. Şiddete karşı deklarasyonlar yayınlar. Ama "davaya katılıp dönen herkesi vurun" buyrukları verir. İnançlara saygılıyız der, Alevi katliamlarına imza atar. Faşist şef Türkeş, "Kürtler kardeşimiz, benim kardeşimde bir Kürtle evli" der ama diğer yandan da "Ne mozaiği ulan" diyerek gerçek niyetini açığa vurur. Fikir özgürlüğünü savunur, her fikrin serbestçe konuşulmasının şampiyonluğunu yapar ama öte yandan "kömünistleri ezeceklerini" ilan eder. Cuntalara karşıyız der ama 12 Eylül'ü, "Fikrimiz iktidarda" diye alkışlar. Kısacası maskeli elinden silahı, dilinden yalan ve demogojiyi eksik etmez. Amaca varmak için her yolu mubah sayar. Bu iki yüzlü niteliğinden ötürü de, ne kadar demokrasi havarisi kesilirse kesilsin, demokrasiye insan hak ve özgürlüklerine düşman bir karargaah işlevi görür.


Alıntıdır.

#2 Misafir_seyrekler_*

Misafir_seyrekler_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 19 Kasım 2006 - 23:07

Dokuz Işık Irkçı ve Gericidir

"Yüksek" ve "aşağı ırklar" anlayışı; köleci dönemde esirleri çalıştırabilme, feodal dönemde kilise ve derebeylik egemenliğini devam ettirebilme, kapitalizmin şafağı olan Amerika'nın keşfi ile birlikte buradaki serveti talan edebilmek ve emperyalist dönemde de, sömürge ve yarı-sömürge halkları baskı ve sömürü altına alabilmek için hep gündeme getirilmiştir. Ancak bütün bu süreçler içinde, ırkçılığı en koyu şekliyle uygulayan Alman faşistleri olmuştur.
Cermen ırkının üstünlüğü görüşüyle dünyayı yönetmeye kalkan ve bunun için de II. Paylaşım Savaşı'nı başlatan Alman faşistleri, Yahudi soykırımı ile unutulmayacak bir ırkçılık örneği vermiştir.
MHP, ırkçılığın dünyada mahkum edilen bir ideoloji olduğunu bildiğiden, Dokuz Işık Doktirini' nde ve başka bazı yayınlarında kendini "milliyetçi"olarak tanımlamıştır. Buna karşın, "millet"i tanımlarken ırk ve kan birliğini mutlak bir şart olarak görmesiyle ve "ırkların en üstünde Türk ırkı" söylemleriylede ırkçı olduğunu açığa vurmuştur.
MHP milliyetçiliğinin neden ırkçılığa tekabül ettiğini anlatmadan önce, konunun anlaşılması açısından bilinen kimi saptamaları yapmak gerekmektedir. Herşeyden önce faşist ideoloji emperyalizmin bir ürünüdür. Ancak emperyalizm, bu ideolojisini III. Bunalım Dönemi'nde ihraç ederken, girdiği yeni-sömürge ülkenin tarihsel özelliklerinden ve bu özellikleri yansıtan gerici ideolojilerden de yararlanır. Daha doğru bir deyimle, ihraç ettiği ideolojiye bunları yedirir. İşte bu temelde emperyalizm, ülkemizin tarihsel geleneğinde var olan belli başlı üç gerici eğilimden yararlanır ve kitlelerin karşısına bunlarla çıkar. MHP'nin de kendisine rehber yaptığı bu ideolojiler; anti-komünizm, islamcılık, Turancılık, Türkçülüktür.
Anti-komünist ideolojinin kökleri, tarihi "Moskof düşmanlığı"na dayanır. Osmanlı imparatorluğu, büyüme ve özellikle de gerileme döneminde, diğer devletler yanında sürekli olarak Çarlık Rusyası ile savaş içinde olmuş ve geleneksel bir "Moskof düşmanlığı" Osmanlının yıkılışına kadar canlı kalmıştır. Bu geleneksel düşmanlık, Ekim Devrimi sonrasında yerini "Bolşevik Düşmanlığı"na bırakmış, II. Paylaşım Savaşı döneminden sonra da, emperyalizmin ülkemize girişiyle birlikte anti-komünizm olarak diriltilmistir. MHP, kurulduğu andan itibaren işte bu ideolojiyi kullanarak kendini konumlandırmış, bu temelde de devrimci-demokrat kesimlere karşı katliamlara girişmiştir.
Turancı-Türkçü ideoloji de, Balkan ülkelerinde ulusçu anlayışların bağımsızlığa evrilmesi ve Osmanlıdan kopması, içte ise Ermeni ve Rum milliyetçiliğinin gelişmesi sonucunda 1900'lerin başında ortaya çıkmıştır. Balkanlar'dan Çin'e kadar bütün Türk kökenli halkları, "Turan" denilen tek bir ülke içinde birleştirmeyi amaçlamıştır. Bu ideolojinin ilk fikir babası, aslen Kırım Tatarlarından olan Yusuf AKÇURA olmuş, daha sonra onu, aslen Diyarbakırlı bir Kürt olan Ziya GÖKALP izlemiştir. O'nun "Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan, Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan" dizelerinde dile getirdiği bu anlayışı, daha sonra İttihat ve Terakki de benimsemiştir. Kısa iktidar döneminde ise onu, devlet politikasının önemli bir aracı olarak kullanmıştır.
I. Paylaşım Savaşı'nın henüz başlamadığı bu dönemde, Osmanlı toprakları, emperyalistlerin pazar kavgalarına sahne olmaktaydı. İttihat ve Terakki iktidarı da, Alman emperyalizmi ile daha yoğun işbirliği içindeydi. Almanya, rakipleri olan Çarlık Rusyası, Fransız ve İngiliz emperyalizmine karşı İttihat ve Terakki iktidarını, aydınları harekete geçirmek için iki ayrı politika izledi. Bunlardan birincisi, Pan-Türkizm; diğeri de Pan-İslamizm idi. Pan-İslamizm ile İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı bir üstünlük kurmayı ve İran ve Arap ülkelerinin zengin ham madde kaynaklarını ele geçirmeyi amaçlamaktaydı. Pan-Türkist politikayla ise, emperyalist-feodal bir devlet olan Çarlık Rusyasının denetlediği Kafkasya ve Orta Asya'daki Türk ve Müslüman halkları yanına çekmeyi amaçlamaktaydı. Çünkü böylelikle hem bu bölgenin zenginliklerini ele geçirmiş olacaktı, hem de Hindistan karayolunu denetimine alarak rakiplerine üstünlük kuracaktı. Ancak bütün bu planlar I. Paylaşım Savaşında suya düştü ve Pan-Türkist ideoloji (Pan-Turanist ideoloji) de kendi etkisini önemli oranda yitirdi. Yarattığı sonuç, Anadolu halklarının emperyalist savaşta kırılmasından başka bir şey olmadı.
Emperyalistlerin Anadolu'yu işgali üzerine Kemalistlerin önderliğinde gelişen ulusal mücadele, Pan-Turanist bir içerik taşımıyordu. Çünkü M. Kemal, "Pan-islamizm ya da Pan-Türkizm siyasinin başarı kazandığı ve bunların dünyanın herhangi bir bölgesinde uygulama alanı bulabildiği, tarihte görülmemiştir" diye düşünmekteydi. Dolayısıyla Kurtuluş Savaşı, "Türkiyelilik" temelinde ele alındı ve kazanıldı. Ancak Kemalistlerin milliyetçiliği, Kurtuluş Savaşı döneminde ilerici bir kimlik taşırken, sonraki dönemde izlediği Türkleştirme siyaseti, halkları yok sayma politilakalarıyla da gericileşti. Özellikle, Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi ve "İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir ulus" tanımıyla Pan-Türkist ideolojiye önemli bir destek sundu. Şüphesiz bu milliyetçilik, şoven bir karakter taşıyordu ve Kürtler'in "Dağ Türkü" adlandırılmasıyla da ete kemiğe büründürüldü.
Pan-Turanist ideoloji, II. Paylaşım Savaşı'nda Turancılık olarak yeniden piyasaya sürüldü. Arkasındaki güç ise Alman faşizmiydi ve amacı da, I. paylaşım Savaşı'ndakinden farklı değildi. Bir yandan Sovyetler Birliği'nin Türk ve Müslüman halkları "Turan" düşüncesiyle aldatılacak ve bu bölgeler Alman emperyalizminin denetimine girecek, diğer yandan da Türkiye'de de faşist bir yönetim iktidara getirelecekti. Nazilerin milyonlarca Mark akıtarak örgütlediği bu faşist hareket, başta basın ve ordu olmak üzere pek çok kesimde etkin bir konuma gelmesine rağmen, savaşın Nazilerin yenilgisiyle sonuçlanması üzerine yeniden durgunluk sürecine girdi.
Ancak savaş sonrası dönemde, Ulkemizin ABD emperyalizminin yeni-sömürgesi durumuna gelmesiyle birlikte, Turancı-Türkçü ideoloji de yeniden piyasaya çıkarıldı ve emperyalistlerin örgütlediği MHP'nin kılavuzu haline getirildi. Emperyalizmin onay ve desteğiyle Turancı-Türkçü ideolojinin canlandırılmasının ikili bir yanı vardır. Bir yandan Sovyetler Birliği'ndeki Türk ve Müslüman halkları "esir Türkler" teranesiyle kışkırtmak, diğer yandan da ülkemizdeki sınıf savaşımını boğmaktır.
Geçmişte Sovyetler Biriği halkları üzerinde emperyalist çıkarlar doğrultusunda MHP'nin yürüttüğü "Beşinci Kol" faaliyeti, sosyalizmin uygulamalarının yıkıldığı l990'lı yıllarda, bağımsız devletler olarak ortaya çıkan Türki Cumhuriyetlerinde azalmadı, aksine daha bir boyutlandı. Türkçü-Turancı ideolojinin dıştaki şekillenmesi böyleyken, içteki şekillenmesi de, başta Kürt halkı olmak üzere tüm milliyetlerin ve azınlıkların yok sayılması, üzerlerinde baskı ve terörün geliştirilmesiyle sonuçlandı. Çünkü MHP, "Türk milleti" dışında kendini ifade eden herkese düşmandı ve bunları "bölücü" olarak ele alıyordu. "...Sen bir Türk olarak daha ne kadar tahammül edeceksin bu pis azınlıklara. At içinden Çerkezi gitsin Kafkasına, at içinden Ermeniyi, at öldür Kürdü içinden, yok et tüm Türk düşmanını"
Açıktır ki, bu anlayış, ırkçı-şöven bir ideolojinin ürünüdür. Ancak MHP bu niteliğini gizlemek için onu, milliyetçilik olarak pazarlamaya çalaşır. Oysa milliyetçilik, başka milliyetleri yok saymayı, aşağılamayı, yok etmeyi içermez. Bu anlamda MHP'nin milliyetçiliği, ezilen bir halkın ulusal kurtuluşçuluğundan farklı bir nitelik taşır. Öncelikle bu, devrimci değil, gericidir. Eşitsizlikler taşıyan ezen-ezilen ulus statüsünü korumayı esas alır. Dahası, ezen ulusun kimliğini başka uluslara dayattığı için çözümsüzlük içinde bulunan kitleleri kendi çıkarlarına yabancılaştırır. Marks'ın, "Başka ulusları ezen bir ulusun kendisi de özgür olamaz" sözü, işte bu gerçeğin bir ifadesidir.
Pan-İslamcılık ideolojisi ise, Osmanlı imparatorluğunun "hasta adam" ilan edildiği 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıktı. Müslüman olmayan halkların ulusal hareketlerinin başarıya ulaşması sonucunda, başta Abdülhamit olmak üzere Osmanlı egemenleri, kurtuluşu tüm Müslümanların birleşmesinde gören bir anlayışı, yani Pan-islamizmi geliştirdi. Ancak bu ideoloji, Osmanlı İmparatorluğunun I. Paylaşım Savaşı sonunda dağılmasını engelleyecek bir etkinliğe ulaşamadı. Kemalist dönemde izlenen politikalar sonucunda geri plana itilen bu idoloji, emperyalizmin ülkemize girişiyle birlikte, islamcılık olarak yeniden ön palana çıkarıldı.
Bilindiği gibi emperyalizm her gittiği yere gericilik götürür. Kendi dinleri Hıristiyanlık olmasına rağmen, girdiği kimi ülkelerde Budizmi, kimilerinde Museviliği geliştirir. Halkının büyük bir bölümü müslüman olan bizim gibi ülkelerde ise müslümanlığı kendi çıkalarını pekiştirmek için kullanır. Çünkü bilirki, dinler, halkı tevekkül içine sokarlar ve sömürüye karşı gelişebilecek tepkileri yumuşatan bir işlev görürler.
1950'lere kadar toplumu denetim altında tutmak için etkin bir araç olarak görülmeyen islamcılık, bu tarihten itibaren hızla geliştirilmeye çalışıldı. Kuran kursları, İmam Hatip okulları, Yüksek İslam Enstitüleri, İlahiyat Fakülteleri gibi bir dizi dini eğitim veren kurum adeta bir örümcek ağı gibi ülkeyi kuşattı. Bu gelişmeye rağmen, sivil faşist hareket, ilk ortaya çıktığı l940'lı yıllardan 1960'ların sonuna kadar islamcılıktan uzak durdu. Öyle ki, Dokuz Işık'ın ahlak bölümünde İslamdan hiç söz edilmez ve "Türk geleneklerine, Türk ulusunun ruh ve inançlarına" atıfta bulunurken, l969'dan sonra MHP'nin parti programı ve yayınlarında İslam öne çıkarılmaya başlandı. l972'ye gelindiğinde ise "İslam ülkeleri" Dokuz Işık'a eklendi ve islamın dünya uygarlığına yaptığı katkılar vurgulandı. Türkeş şöyle diyordu; "Milletler dinsiz yaşayamazlar. Her ulusun bir dini vardır... Dokuz Işık'ın temelleri ve kaynakları şunlardır: Türklük bilinci, İslam inancı, İslami ahlak ve Fazilet"
MHP'yi İslama yönelten güç, bu dönemde geliştirdiği "Yeşil Kuşak Projesi"ne uygun bir düzenleme içinde olan ABD emperyalizmi oldu. "Barış gönüllüleri" adı altında ülkemize gönderdiği ajanları aracılığıyla topladığı bilgilerden, anti-komünizm yanında şehir ve kasabalarda Türkçülük silahını, dinsel bağların güçlü olduğu kırsal alanda ise İslamcılık silahını kullanmasının daha etkili olacağını saptamıştı.
MHP, işte bu saptamalar ışığında, kitleselleşmek için Türkçülük ve anti-komünizm ideolojisinin yanında İslamcılığı da benimsedi. Fakat 1969 yılında yürütülen seçim kampanyasında "Türklük Kanımız İslam Canımız" türü sloganların kullanılması ve Türkçü sembol "Bozkurt" yerine İslamcı sembol olan "Üç Hilal"in Parti amblemi olarak tercih edilmesi, faşist hareketi de böldü. Nihal ADSIZ ve taraftarlarının yanı sıra "Şamanistler" olarak bilinen kesim partiden ayrıldı.
MHP, "Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman" olduğunu söylemeye başlamasıyla birlikte, kendini hızla yeni duruma adapte etti. Dinci çevreler içinde etkili bir kişiliğe sahip olan Necip Fazıl KISAKÜREK'in MSP'den ayrılıp, MHP'yi desteklemesi sağlandı. Türkeş, Hacca gitti ve burada Faysalla görüşerek başta Süleymancılar ve Nurcular olmak üzere Tarikatların desteğini sağlamaya çalıştı. 1970-80 arasında geçirdiği evrime uygun olarak ideolojisini "Türk-İslam Sentezi" olarak ilan etti. 12 Eyül'le birlikte MHP kapatılsa da, ileri sürdüğü bu ideoloji, bizzat faşist Cunta tarafından topluma zorla empoze edildi.
MHP'nin kitle tabanı yaratmak için islamcılığı kullanması ve bunu yaparken de Sünniliği esas alması, Alevi düşmanlığını körükleyen bir etki yaptı. "Her türlü imkanlarımızla Allah yolunda... Düşmanlarımızla mücadelede cihad eylemleri kesin farzdır." Fetvalarıyla katliamlar devreye sokuldu. Maraş'da, Sıvas'da, Çorum'da gerçekleştirilen bu katliamlar sonucunda binlerce alevi kıyımdan geçirildi.
Emperyalizmin "Böl ve Yönet" siyaseti gereği gündeme getirdiği "Türk-Kürt" çatışması gibi, "Alevi-Sünni" çatışması da bizzat MHP eliyle yürütüldü. Din, vicdan, ahlak, kuran, Allah söylemlerine rağmen MHP, hemen her konuda olduğu gibi islamcılık konusunda da samimiyetsizdi.
Sonuç olarak MHP, sınıfsal niteliği gereği emperyalizm ve işbirlikçilerinin çıkarlarını koruyan, tıpkı Nazi Hücum Birlikleri (SA) gibi yarı askeri tarzda örgütlenmiş güçlere sahip faşist bir partidir. "Milli" bir ideolojisi yoktur. Terör uygulamak, yalan ve demogojiye başvurmak onun temel karakteridir. Emperyalistlerin istihbarat örgütleri ve devletle işbirliği içinde ülkemizde kontrgerilla faaliyetlerini yürütür. Bu amaçla onlarca kitlesel katliam gerçekleştirmiş, binlerce ilerici-devrimcinin kanını akıtmıştır.
Takiyye yaparak ırkçı olmadığını söyler ama Ergenekon safsatasından, Turan ve Kızıl Elma hayallerinden, "Asil Kan" teorilerinden de asla vazgeçmemiştir. Kendisinden olmayan herkese düşman gözüyle bakmıştır. 30 yıllık tarihi bütün bu söylenenleri fazlasıyla ispatlar. Kimi burjuva aydınlarının "değiştiler" söylemlerine karşı MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ'nin "Biz 30 yıldır hiç değişmedik. Onların bize bakışı değişti" sözleri, geçmişi olduğu kadar geleceği de anlamak açısından önemlidir. Ama sadece anlamak değil, ona karşı mücadele etmek zorunluluğu açısından da önemlidir

ALINTIDIR

#3 grange

grange

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 9 İleti

Gönderi Tarihi: 12 Aralık 2006 - 00:37

napsaydık oturup koministlerin ülkeyi ele geçirmesini izlesemiydik.sizin yaptığınız ne eşitlik özgürlük diye etrafında bağıranlara bi bak bakalım hangisi eşit yaşamayı bilio. walla benim şu zamana kadar gördüğüm eşitliği sawunan her insanın cebi bi tomar parayla dolu.Atatürk ilke ve inkılaplarına ,Türkiye Cumhuriyeti devletinin milli değerlerine geleneklerine göreneklerine,bölünmez bütünlüğüne zarar wericek herşeye karşıyız tıpkı komunizme ve soyalizme olduğu gibi biz olduğumuz sürece başaramadınız ve hiç bir zaman da başaramıycaksınız bun hazmedin artık

#4 masir

masir

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 50 İleti

Gönderi Tarihi: 20 Aralık 2006 - 14:07

bir politikayı herkes sevseydi zaten politika olmazdı. herkes yandaş için uğraşıyor. sosyalistler fazla uysal kaçmış. ülkücülerin tavırlarını saldırganlık olarak algılıyor. bizim milletimiz askeri bir millet yarısı savaşacak diğerleri uysal uysal seyredecek. herkesin bilinci bir olmalıdır ne kadar çeşitlilik savunulsa da ben tek bir bilinç etrafında özelliklerin farklılaşması yandaşıyım. bu dünya senin faşist dediğin bilinçle bu hale geldi. bana amerikanın mozaik bilincini örnek vereceksen hiç verme oradaki mozaik bir ırk etrafında toplanmış köleler şeklindedir ama hiç bir türk evinde menfaat için köle ya da düşman beslemez misfirlikte en istekli insanlardır ama menfaat için değerlerinden vaz geçmez.. türkler ve ülkücüler milliyetçiler hep buradalar misafirlikse eyvallah savaşsa savaş hiç bir şeyin kelime oyununa gelmezler kelimelere takılmazlar sizin için o yüzden şuursuzlar ama hiç bir şuursuz bilinç böyle bir güçle hayatta kalamaz. tarihi öne süreceğine şimdilerden bahset onay alırsan geçmişe git. her zaman güçlü olan kazanır fikir ya da bilek farketmez gerçek güç hayatta değerlerinle kalabilmektir. o zaman sen yaşarsın. şimdi git kendi fikirlerinle gel şimdiyi tartışalım. söylediklerin kendi fikirlerin olsun
www.millianaliz.com

Su gibi olunuz. her şeyden aşağıda; kayadan bile kuvvetli.

#5 Misafir_nektanebo59_*

Misafir_nektanebo59_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 11 Ocak 2007 - 23:23

DOKUZ IŞIK DOKTİRİNİnin en başına baktığımız zaman bile bir tarih eksikliği ve kültüral yozlaşma olduğunu görüyoruz.En basiti Osmanlı imparatorluğudur.Unutmayalım ki Osmanlı imparatorluğu kendini yükselme döneminde 3. roma imparatoru ilan etmiştir.Ayrıca bilinmelidir ki devlet bürokrasisinde hatta padişah bile gayrimüslimdir.(örn:sokullu paşa).Yani osmanlı imparatorluğu milliyetçi olduğunu mantıklı bir kimse ileri süremez.

#6 masir

masir

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 50 İleti

Gönderi Tarihi: 29 Ocak 2007 - 17:47

bence yanlış hatırlıyorsun ya da çarpıtıyorsun sen tekrar ba oraya gayrimüslim olan müslüman olmaz bir ayrıca ırkçılık kavramına iyi bak
www.millianaliz.com

Su gibi olunuz. her şeyden aşağıda; kayadan bile kuvvetli.

#7 Misafir_CYRANO_*

Misafir_CYRANO_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 30 Ocak 2007 - 01:10

Osmanlı İmparatorluğunda , Fatih Tarafından idam edilen Çandarlı Halil Paşadan sonra, hiçbir türk yada müslüman bırakın vezirliği devletin hiçbir makamında yönetici olamamıştır.

#8 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 02 Şubat 2007 - 01:15

Sevgili seyrekler yine en güzel konuları bizlerle baylaşıyor.
Seyrekler doğruyu güzeli yazıyor ama anlayana....


Saygılar sevgiler

#9 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 02 Şubat 2007 - 01:22

Osmanlı İmparatorluğunda , Fatih Tarafından idam edilen Çandarlı Halil Paşadan sonra, hiçbir türk yada müslüman bırakın vezirliği devletin hiçbir makamında yönetici olamamıştır.


Sevgili Cyrano dostum çok güzel bir konuya parmak basmışsın.Çandarlı Halil Paşayı ne zamandır konuşalım tartışalım istemişimdir.Kısmet bu güneymiş.
Aslında vakit geç olduğu için sadece bu çandarlı meselesini derinlemesine irdeliyelim istiyorum.Tarihimiizn asıl şifreleri çandarlı dönemine denk düşüyor.
Bu konudaki bilgi ve birikimlerimizi karşılıklı paylaşalım istiyorum.


En derin saygılarımla....

#10 Misafir_CYRANO_*

Misafir_CYRANO_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 02 Şubat 2007 - 18:16

sevgili marcus tarih bölümünde zaten çandarlı halil paşa vakası adlı bir topicim var.

http://www.turkish-m...showtopic=50427

#11 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 04 Şubat 2007 - 01:39

Sevgili dostum topicten ziyade Çandarlı Halil Paşa üzerine konuşmak istemiştim.
Topiğini okudum,zaten bende buna bir gönderme yapacağım....Çandarlı bir burjuvaydı,
ancak bu burjivazi ne ölçüde kullanıldı.M.Kemal buna izin verirmiydi.Ve gerçek anlamda
burjivazinin glişmesi anlamında Çandarlıya ihtiyqcımkız varmıydı......

#12 dost_25

dost_25

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 22 İleti

Gönderi Tarihi: 31 Mart 2007 - 00:40

nedir bu alparslan türkeş sevdası arkadaşlar... nedir bu ******* ***** **** ***** ne olan aşk...bu insan sadece kendi karizmasının imzalarını yükseltmek için bu vatanın başına gelmiş en büyük belalardan biridir...e tabi bizim gençlikte hazır... hemen tanrı ilan edip tapmaya başladılar... nedir bu türkü kürde kürdü türke düşüren bu adama olan saygı anlamış değilim...madem milliyetçiyiz madem halkçıyız madem köylüyüz madem vatanımızı milletimizi seviyoruz öyleyse biz ATATÜRKÇÜYÜZ... daha ne gerek var böyle ****** insanların peşine gidipte ayrılığa kapılmaya.... ne gerek var zamanı geri almaya geri ******** devam etmeye...
  • GÜN BİRLİKTE MÜCADELE ETME GÜNÜDÜR

#13 asi küheylan

asi küheylan

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 24 İleti

Gönderi Tarihi: 04 Mayıs 2007 - 16:08

Şimdi burdan bir şey söylemek istiyorum.Siyasi partiler içerisinde MHP'nin sesi hiç çıkmıyor.Ne yapmaya çalıştığı ise merak konusu.Sağda ve solda birleşmeler söz konusu iken MHP'den ses seda yok.Ya da var da gündeme mi gelmiyor.
MHP hangi doğrultuda hareket ettiği de pek bilinmiyor ya ama milliyetçi oyların peşinde olduğu apaçık ortadadır.
Benim anlayamadığım nokta ise MHP'nin 4,5 yıllık AKP iktidarlığı süresince AKP'ye karşı yürütemediği doğru dürüst muhalefetliği.
Ancak ülkemizdeki son zamanlardaki milliyetçi yükselişte bile MHP'nin doğru dürüst bir söz sahibi olduğunun görülmemesidir.
Madem o kadar milliyetçi bir parti de neden LOZAN MAHKEMESİN de TÜRKİYE'nin haklarını savunan D.PERİNÇEK kadar mücadeleci olmadı.Milliyetçilikten ne anladığını da bilemiyoruz ya.

Milliyetçiliği o kadar benimsemiş bir parti neden bu ülkenin ekonomisini İMF'e teslim eden bir koalisyon hükümetinin bir parçasıydı.Bununla beraber neden AB birliğinin her dediğine el pence duran bir konumdaydı.AKP'nin yabancılara peşkeş çektiği en önemli kurumların satışlarında bile çıkp bir muhalif çıkş sergilemediği apaçık ortadada.Hatta bir zamanlar MHP'de bakanlık yapmış birinin yüce divanda yargılandığını bilmeyen de yok sanırım.Bu bakanın kim olduğunu da biliyorsunuzdur herhalde.Bilmeyenler için ise araştırmalarını öneriniyorum.

Son olarak MHP'nin ne kadar milliyetçi olduğunun tartışılması gerktiğini düşünüyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz?

#14 tayfunxxx

tayfunxxx

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 2 İleti

Gönderi Tarihi: 05 Mayıs 2007 - 10:07

Arkadaşlar bi defa artık ülkü ocakları ve MHP miiliyetçilikten çıktı ve şovenizme doğru ilerlemekte

bu konuda benim gibi düşünenleri sonuna kadar destekliyorum


ancak Osmanlı yönetimine laf atanlarıda eleştirmek zorundayım bir defa 3. roma imparatorluğu benzetmesi hiç hoş değil

ben bu gün imparatorluk olsam kndi halkımı askerriyeden başka hiç bir yerde kullanmam Osmanlıda bunu yaptı bunu yapmayan devletlerin sonunu hepimiz görebiliriz tarihte Selçuklular örneği gibi

çünkü bizim milletimizin bireyleri ne zaman yüksek makama gelse kendi devletini kurmak istemiştir

bunun tarihte örneği çoktur

saygılar

#15 tayfunxxx

tayfunxxx

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 2 İleti

Gönderi Tarihi: 05 Mayıs 2007 - 10:11

TÜRK'ÜN TÜRK'TEN BAŞKA DOSTU YOKTUR ne kadar saçma bir söylemdir

Bu tip şeylere hala inan insanlar var ya yazıklar olsun demekten başka bir şey kalmadı bize

#16 afrasiyab

afrasiyab

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 7 İleti

Gönderi Tarihi: 05 Mayıs 2007 - 13:55

Söylenecek o kadar şey varki.....
hiçbir önyargınız olmadığını bilsem ve anlatacaklarıma safsata demeyeceğinizi bilsem tek tek üşenmeden anlatırım..
niye faşistiz?çünkü ülkeyi kızıl paçavralarla süslemek isteyenlere engel olduk
niye faşistiz?çünkü ülkeyi böldürmedik
niye faşistiz?çünkü bir yandan tam bağımsız türkiye diyen diğer yandan ülkeyi rus emperyalizmine teslim etmek isteyen devrimci arkadaşlara izin vermedik
niye faşistiz?çünkü üniversiteleri komünist kalesi yapmak isteyenlere bedenlerimizi ortaya koyarak engel olduk
niye faşistiz?çünkü kışla basmadık,karakol taramadık,bu ülkenin polisine askerine kurşun sıkmadık

evet dediğiniz gibi emperyalizme karşı değildik
o yüzden o dönem rus savunma bakanlığı raporu 'güneydeki sivil direnişi kıramadık'diyordu.
o yüzden pentagona sunulan raporda 'bizim için türkiyedeki asıl tehlike komünistlerden çok türk milliyetçileridir.'yazıyordu.

evet dediğiniz gibi demokrasiye de karşıydık
önce 5000 şehit verdik sesimizi çıkarmadık.
sonra 11 yiğidimizi ipe gönderdik.yine sesimizi çıkarmadık.
bağırmalıydık çağırmalıydık.
belediye otobüsüne molotof atmak gibi,durak bombalamak gibi,polisle çatışmak gibi,halk mahkemesi kurmak gibi,kaldırım taşı sökmek gibi demokratik haklarımızı kullanmalıydık.

bizler hiçbir emperyalizm önünde eğilmedik.bu uğurda defalarca kırıldık.

Alparslan Türkeş mi?
orda duracaksınız....
ağzınızda çiğneyemeyeceğiniz kadar sert,******* ******* kadar lider birisiydi....
çünkü o SON BAŞBUĞ du....

#17 NewYorkTaner

NewYorkTaner

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 92 İleti

Gönderi Tarihi: 07 Mayıs 2007 - 17:28

Söylenecek o kadar şey varki.....
hiçbir önyargınız olmadığını bilsem ve anlatacaklarıma safsata demeyeceğinizi bilsem tek tek üşenmeden anlatırım..
niye faşistiz?çünkü ülkeyi kızıl paçavralarla süslemek isteyenlere engel olduk
niye faşistiz?çünkü ülkeyi böldürmedik
niye faşistiz?çünkü bir yandan tam bağımsız türkiye diyen diğer yandan ülkeyi rus emperyalizmine teslim etmek isteyen devrimci arkadaşlara izin vermedik
niye faşistiz?çünkü üniversiteleri komünist kalesi yapmak isteyenlere bedenlerimizi ortaya koyarak engel olduk
niye faşistiz?çünkü kışla basmadık,karakol taramadık,bu ülkenin polisine askerine kurşun sıkmadık

evet dediğiniz gibi emperyalizme karşı değildik
o yüzden o dönem rus savunma bakanlığı raporu 'güneydeki sivil direnişi kıramadık'diyordu.
o yüzden pentagona sunulan raporda 'bizim için türkiyedeki asıl tehlike komünistlerden çok türk milliyetçileridir.'yazıyordu.

evet dediğiniz gibi demokrasiye de karşıydık
önce 5000 şehit verdik sesimizi çıkarmadık.
sonra 11 yiğidimizi ipe gönderdik.yine sesimizi çıkarmadık.
bağırmalıydık çağırmalıydık.
belediye otobüsüne molotof atmak gibi,durak bombalamak gibi,polisle çatışmak gibi,halk mahkemesi kurmak gibi,kaldırım taşı sökmek gibi demokratik haklarımızı kullanmalıydık.

bizler hiçbir emperyalizm önünde eğilmedik.bu uğurda defalarca kırıldık.

Alparslan Türkeş mi?
orda duracaksınız....
ağzınızda çiğneyemeyeceğiniz kadar sert,******* ******* kadar lider birisiydi....
çünkü o SON BAŞBUĞ du....



*******

Ne kadar sacmalik yahu, hem boylesine etnik bir ulkede BIRLIK naralari atiliyor hem sizin gibi asiri milliyetci ve asiri irkci insanlarin soz soylemesine bile musade ediliyor. Olacak sey degil.


#18 suheda

suheda

    Uzman Üye

  • Yasaklanmış
  • PipPipPipPipPip
  • 2.613 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Mayıs 2007 - 14:04

*******

Ne kadar sacmalik yahu, hem boylesine etnik bir ulkede BIRLIK naralari atiliyor hem sizin gibi asiri milliyetci ve asiri irkci insanlarin soz soylemesine bile musade ediliyor. Olacak sey degil.


Zorunuzamı gitti??sizin konuştuğunuz yerde onalr hayda,hayda konuşur ve konuşacaktırda.....
Burada kürt faşizanlığı yapacaksın zanayı barzaniyi savunacaksın sonrada kalkıp siyasi ideolojisini savunana hesap soracaksın..
Senin ne haddine..

#19 yildizhan

yildizhan

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 6 İleti

Gönderi Tarihi: 20 Haziran 2007 - 12:50

DOKUZ IŞIK DOKTİRİNİnin en başına baktığımız zaman bile bir tarih eksikliği ve kültüral yozlaşma olduğunu görüyoruz.En basiti Osmanlı imparatorluğudur.Unutmayalım ki Osmanlı imparatorluğu kendini yükselme döneminde 3. roma imparatoru ilan etmiştir.Ayrıca bilinmelidir ki devlet bürokrasisinde hatta padişah bile gayrimüslimdir.(örn:sokullu paşa).Yani osmanlı imparatorluğu milliyetçi olduğunu mantıklı bir kimse ileri süremez.


Birincisi ya Dokuz ışıkde yada Ulusal Dokdiri de Türk milliyetcisi ve tüm Ülkücüler Tarihini bilir bilip bilmeden konusmayın Sokulu Paşa Patisah deyil sadrazamdır Osmanlı Tahdındada Osmanlı soyundan olmayan kimse oturmamıstır Sokulu pasa Diğer Tüm Osmanlı Patişahları gayrimüslim deyil Müslüman dır Sokulu Mehmet Pasanın Yaptırdığı bircok Cami vardır. Müslüman olmayan Müslümanlığa hizmet etmez



Cevap ekle