İçeriğe atla


Fotoğraf

BENİ DUYUYOR MUSUN? Leyla Navaro


Bu başlığa 119 cevap verilmiş

#1 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 05 Kasım 2006 - 05:51



***


Gönderilen Fotoğraf

***

Kitapta Yer Alan Önemli Konu Başlıkları :

• Anne Babalık Sanatı
• Çocuğunu Kabul Edebilmek
• Kabul Edilmez Davranışlara Engel Olmak
• Nasıl Bir Disiplin?
• Çocuklar Neden Söz Dinlemez?
• Çocuğu Dinlemek
• Anne Babanın Kızgınlığını Duyurması
• Karşılıklı Güven


Kitabın Konusu:

BENİ DUYUYOR MUSUN? Leyla Navaro’nun özgün bir eseridir.

Alışılmış Çocuk Gelişimi kitaplarından farklı, taze bir bakış açısından anneye ve çocuğa bakan,

okurla konuşan, dertleşen, yaşayan bir kitap.


Bu bir el kitabıdır; yani, zaman zaman okunan, tekrar okunan, arada bir başvurulan bir destek kaynağı.

Bu el kitabı, Navaro’nun kendi tecrübeleri, akademik çalışmaları ve

yönettiği grup faaliyetleri sonucu oluşturduğu geniş bilgi ve sezgilerinin ürünüdür.


Yazar aile içi iletişim kitabı olan bu eseri yazmadan önceki çalışmaları boyunca rastladığı pek çok sorunun kökeninden,

insanların birbirini yeterince duymadığını, duyamadığını gözlemlediğini şu sözlerle ifade ediyor.


“ Çünkü, sadece söylenen sözcükleri duymak 'gerçekten' duymak anlamına gelmiyor.

Çoğunlukla söylenenleri, sarfedilen sözcükler seviyesinde diller ve benzer seviyede de yanıtlarız.

Oysa, özellikle sorun zamanlarında söylenenler, yani duygu yüklü mesajları,

söylenildiği gerçek anlamlarıyla duymayı bilebilmektir.

Sözcüklerin 'gerçekten' söylemek istediğini 'duyabilmek' için, eğitilmiş bir kulağa ihtiyaç vardır...

Acı deneyimlere yol açan pek çok sorunun kökeninde,

insanların birbirini gerçekten duymaması, duyamaması yatmaktadır.

Çünkü sadece söylenen 'sözcükleri' duymak, sözcüklerin ardındaki duygu dolu mesajları alamamak,

yanıtların da yüzeyde kalmasına yol açar; bu durum ise iletişimin engellenmesi anlamına gelir.

Önem verdiğimiz insanlarla ilişkilerimizin onarılmaz yaralar almasını engellemenin tek yolu,

doğru iletişim kurmayı bilmektir. Doğru iletişim kurmanın yolları öğrenilebilir…”



İşte bu eser, sevdiklerimizi ve önemsediklerimizi 'gerçekten' duyup

kendimizi de daha içten bir biçimde duyurabilmemiz yolunda, bize önemli ipuçları vermektedir.


***


Kitabın Özeti:



"Gerçekten Beni Duyuyor musun" Leyla NAVARO' nun aile içi ilişkileri konu alan özgün bir eseridir.

Kitap çocuk gelişimi kitaplarından farklı olarak değişik bir bakış açısından anneye ve çocuğa bakan,

okurla konuşan ve dertleşen bir kitap niteliğindedir.


"Gerçekten Beni Duyuyor musun" ilk basımından itibaren pek çok okur tarafından anne, baba ve iletişim uzmanından;

anne / baba olma sanatında,

çocukla ilişkinin niteliğine öncelik tanımanın önemine inanmanın, karşılıklı saygı ve özen gösterildiğinde,

sorunların bir miktar azalacağını da kanıtlar nitelikte olumlu izlenimler almış bir iletişim kitabıdır.

Yazar kitabında; anne ve babalık sanatı ile başlayan, çocukları kabullenme, davranışlara verilen tepkiler ve disiplin ortamında

karşılıklı güvene dayanan çeşitli bölümleri irdeleyerek problemleri ve davranış biçimlerini ortaya koymuştur.

Leyla NAVARO' nun kitabında irdelediği konuların bir bölümü aşağıda sunulmuştur.


Anne / Babalık Sanatı

Çünkü Anneyim…


"(…) Anne olmayı bana kimse öğretmedi. Bildiklerimi kendi annemden, ailemden, arkadaşlarımdan, birazda gazete, mecmua, TV ve bazı kitaplardan okuyorum… İstiyorum ki çocuklarım akıllı, terbiyeli, başarılı, mutlu, herkesin sevip beğendiği çocuklar olsun… Onlar da büyüdüklerinde beni sevgi, övgüyle ansınlar. Onlara ne iyi baktığımı, nasıl büyüttüğümü, ne çok fedakârlıklara katlandığımı anlatsınlar… Onları hayata hazırlayayım, birçok şey öğreteyim, her zaman sevgi dolu, sabırlı, anlayışlı bir anne olayım… Ama bu bazen öyle zor ki… Bütün iyi niyetlerime rağmen her şey istediğim gibi olmuyor… Bir bakıyorum ki istemeden çocuğuma kızmışım… Onu azarlıyorum, deliler gibi bağırıyorum. Hatta arada sırada el kaldırıp dövdüğüm bile oluyor… Sonradan yaptığıma öyle pişman oluyorum ki çok da üzülüyorum. Bu küçük, savunmasız yaratığı nasıl vurdum? Nasıl el kaldırdım? Hani onu o kadar seviyordum? Ben ne biçim anneyim? Kendimi yiyorum… Ama elimde değil… Bazen öyle sabırsız… Öyle sinirliyim ki… Yapmam gereken bir sürü iş var, hepsini de yetiştirmek istiyorum… O an en küçük bir yaramazlığı, bir söz dinlememeyi dahi kaldıramıyorum… Öyle özeniyorum ki şu sabırlı annelere, hiç kızmayan, sinirlenmeyen, hoşgörülü, her zaman güler yüzlü olan annelere… Ama ben yapamıyorum… Neden? Çünkü Ben de İnsanım…"

"Evet, anneler de insandır… Anne simgesi hepimizin gözünde sabırlı, hoşgörülü, verici, fedakâr, kendini hiç düşünmeyen, güler yüzlü, sadece başkalarını ve çocuğunu düşünen, çocuk bakımı, eğitimi, psikolojisi hakkında her şeyi bilen veya bilmesi gereken, bilmesi beklenen, hiç kızmayan, sinirlenmeyen, kocaman yürekli süper kadınlar halinde canlanır. Anne her zaman evde, her zaman hazır, çocuğunu bekler, hiç kendi işleri ile meşgul olmaz, çocuğununkilere hep öncelik tanır, bundan dolayıdır ki sinirlenmez, kızmaz, üzülmez, her şeyi sabırla dinler, çocuğa nasıl bakılacağını, nasıl besleyeceğini, nasıl konuşacağını bilir, çünkü anne evde doktordur, anne hemşiredir, pedagogdur, psikologdur, aynı zamanda öğretmendir, dadıdır, çok da iyi bir aşçıdır, hizmetçidir ve arkadaştır, dert ortağıdır, ama aynı zamanda disiplini sağlayan otoritedir de vs… vs… vs… ve anne, bütün bunları kızmadan, sinirlenmeden, sabırla, daima güler yüzle yapar… Söyler misiniz? Böyle bir anneyi tanıyan var mı?"

"Çalışan bir anneyim. Oğlum eve gelince yardımcı kadın onu karşılıyor, kahvaltısını veriyor. Ben ise akşam 7'de eve dönmüş oluyorum… Bakıyorum her şey yolunda, çocuk da iyi. Ama ben rahat değilim… Çocuğumla fazla beraber olamadığımı, okuldan dönünce onu karşılamadığımı düşünerek huzursuz olmaktayım. Sürekli evde oturan, çocuğuyla beraber olan annelere çok gıpta ediyorum… Vs… vs… vs…"

"Bütün bunlar ideal anne simgesine kendini kıstırmış, mükemmel anne olması, her şeye yetişmesi, her sorunu kendi halletmesi, gerektiğinde kendini koşullandırmış kadınların yaşadığı huzursuzluğu, sıkıntıları yansıtmıyor mu ?"

"Günümüzün değişen değer ve yöntemlerine ayak uydurabilmenin ve çocuğa uygulanacak eğitimi sağlam bir temele oturtmanın en etkin yolu, anne / babalık ve çocuk eğitimi konularında kişinin kendini aydınlatması, eğitmesidir. Aslında annelik ve babalık, yeteneklerimiz olsun olmasın, hepimizin hayatın gidişatı içersinde, uygulamakta olduğumuz bir meslektir. Hatta bazı meslekler yaşam süresince değiştirilebildiği halde, anne babalık mesleği yaşamın aşağı yukarı 20 yılı, günün 24 saati ve hemen hemen tatilsiz icra edilen bir meslektir.

Diğer mesleklerde yetenekler göze alınsa da, anne babalıkta yeteneklerin olup olmadığı söz konusu değildir. Diğer meslekler deneme yanılmayı kaldırabilir, ancak anne babalık mesleğinde deneme yanılmaların sonucu ne yazık ki çok ciddidir. Bütün bunlar göz önünde tutulduğunda, anne babalık mesleğini ciddiye alan, öğreten bir okul, kurum veya hiç değilse okullarda ders olmaması şaşılacak bir durumdur. Aslında, anne babalık, meslekten de öte, bir sanattır.

Ancak anne ve babalık sanatı öğrenilebilir. Günümüzde, insan bilimleri, psikoloji, pedagolojinin ilerlemesi ile çocuk yetiştirilmesi ve eğitimine daha bilinçli bir bakış açısı gelmiştir.

Bu kitapta varmaya çalıştığımız amaç, şimdiye kadar uzmanlarca bilinen etkili iletişim yöntemlerini anne babalara da ulaştırabilmek, aile/çocuk arasındaki sorunların önemli bir kısmını teşkil eden iletişim bozukluklarını ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Ayrıca, çocuğun olumsuz, yaramazlık veya söz dinlememe olarak nitelenen davranışlarına değişik bir bakış açısı ve yaklaşım tarzım ettirilerek sorunları farklı bir şekilde çözmeye çalışmaktır."


***


Kitap hakkında kişisel görüşler:

“Bu kitabın, onu okuyan, bir el kitabı olarak ona sık sık başvuran anneler için çok yararlı olacağından eminim. Babalar da bu kitaptan aynı derecede yararlanabilirler. Esasen ana-baba arasındaki anlayış birliği ve tutarlılık, çocuğun yetiştiği ortamın sağlıklı olması için çok önemlidir. Bununla birlikte küçük yaştaki çocuğun yetişmesinde genellikle anneler daha ön planda olduğu için kitap daha ziyade anneye yöneliktir.

En değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın yetiştirilmesi bilgi, sezgi, sevgi, akılcı ve tutarlı davranış gerektiren zor bir sanattır. Bu sanatı yeterince gerçekleştirebilmek için hepimizin öğreneceği birşeyler vardır. Babadan görme usullerin geçersizliği ortadayken, bunların yerini alacak bilimsel verilere dayanan, aydınlatıcı, yol gösterici yayınlar azdır. Leyla Navaro’nun kitabı bu eksikliği giderebilecek önemli bir yapıttır. Gönül arzu eder ki her anne baba bu kitabı okusun.”

Prof Dr.Çiğdem Kağıtçıbaşı İstanbul, 1987




Kitabın Ana Fikri:


Yakın çevremizle ve toplumsal ilişkilerimizde “Gerçekten Sesimizi Duyurmak ve Bizi Anlamalarını İstiyorsak ” Yalnızca sözcükleri temel alan bir iletişim yerine, sözcüklerin altında yatanları kavrayarak, doğru iletişim kurmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Çünkü sadece söylenen 'sözcükleri' duymak, sözcüklerin ardındaki duygu dolu mesajları alamamak, yanıtların da yüzeyde kalmasına yol açar; bu durum ise iletişimin engellenmesi anlamına gelir

Sesimizi duyurmanın yanında başkalarının söylediklerini de duyabilmenin, çevremizle olan ilişkilerimizde, anlaşılabilmenin yanında onları da anlamaya çalışmamızın ne kadar önemli olduğunu, kavramamız gerekiyor…

Kendimizi ifade ederken, kullanacağımız sözcüklere gereken önemi vererek konuşabilmeliyiz. Çünkü dilin en önemli görevi onu kullanan insanlar arasındaki anlaşmayı sağlamaktır. Söylenmek istenen her şey; açık, yalın ve anlaşılır biçimde dile getirilmelidir.
Önem verdiğimiz insanlarla ilişkilerimizin onarılmaz yaralar almasını engellemenin tek yolu, doğru iletişim kurmayı bilmektir.
Doğru iletişim kurmanın yolları öğrenilebilir. Bunun öğrenmenin zamanı ve yaşı yoktur. Yeter ki kendimize ve çevremizdekilere önem vermenin gereğini kavrayalım ve içimizde yaşattığımız sevgimizi ve ondan yeşeren içtenlik dolu sözcüklerimizi yaşamımızın her anında öne çıkaralım…


***
*tna
***

tn_gallery_20009_592_19353.jpg

Herkes Kültürü Kadar Yaşlı,

Bilincinde Olduğu Kadar Olgun,

Öğrenme İsteği Kadar Gençtir...


#2 kralx

kralx

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 19.946 İleti

Gönderi Tarihi: 06 Kasım 2006 - 14:21

Güzel bir topic olmuş, sevgili Adminimize çok teşekkürler..
Ve sevgili Gecekuşu.. e-kitab-ı bugünden itibaren okumaya başlıyorum, kitap hakkındaki görüşelerimi en kısa zamanda yazacağım..
Bilgiye hep birlikte yürüyelim diyorum ve öncülüğünü ettiğiniz bu bölüm'ün forum üyelerimize ve henüz üye olmayan değerli ziyaretçilerimize faydalı olmasını temenni ediyorum..

Saygılarımla..

#3 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 06 Kasım 2006 - 22:58



Anne Babalık Sanatı



İyi bir anne / baba olmak istiyoruz...

İstiyoruz ki çocuklarımız akıllı, terbiyeli, başarılı, mutlu, herkesin sevip beğendiği çocuklar olsun...

Onlar da büyüdüklerinde bizleri sevgi, övgüyle ansınlar.

Onlara ne iyi baktığımızı, nasıl büyüttüğümüzü, ne çok fedakârlıklara katlandığımızı anlatsınlar...

Onları hayata hazırlayalım, birçok şey öğretelim, her zaman sevgi dolu, sabırlı, anlayışlı bir anne / baba olalım...


Ama bu bazen öyle zor ki... Bütün iyi niyetlerimize rağmen her şey istediğimiz gibi olmuyor...

Bir bakıyoruz ki istemeden çocuğumuza kızmışız.. onu azarlıyoruz, deliler gibi bağırıyoruz.

Hatta arada sırada el kaldırıp dövdüğümüz bile oluyor...

Sonradan yaptığımıza öyle pişman oluyoruz ki çokta üzülüyoruz...

Bu küçük, savunmasız yaratığa nasıl vurdum? Nasıl el kaldırdım? Hani onu o kadar seviyordum?

Ben ne biçim anneyim? / babayım? ... Kendimizi yiyoruz...

Ama elimizde değil... Bazen öyle sabırsız, öyle sinirliyiz ki...

Yapmamız gereken bir sürü iş var, hepsini de yetiştirmek istiyoruz...

O an en küçük bir yaramazlığı, bir söz dinlememeyi dahi kaldıramıyoruz...


Gün oluyor, " Öyle özeniyoruz ki şu sabırlı annelere / babalara" ...

Hiç kızmayan, sinirlenmeyen, hoşgörülü, her zaman güler yüzlü olan annelere/babalara...


... Ama gün geliyor biz bunu beceremiyoruz, yapamıyoruz... Neden?


*tna

#4 DİPNOT

DİPNOT

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.736 İleti

Gönderi Tarihi: 07 Kasım 2006 - 00:07

Çok güzel bir eksikliği bu foruma taşımış olmana çok teşekkürler sevgili GeceKuşu...
Maalasef bugün Türkiye'de kitap okuma alışkanlığı yok...
Ülkemizdeki kitap okuma oranı yüzde 4.5'leri geçemiyor...
Yine; Türkiye'de üniversite bitirenlerin sayısı son yıllarda 14 kat arttığı halde kitap okuyanların sayısı 1965 yılındaki oranın onda birine geriledi.
Sonuç olarak Kitap okuma alışkanlığının ise çok küçük yaşlarda başladığı bir gerçek...
Belkide işe evde anneden, babadan başlamak gerekiyor...
Bu nedenle üzerime düşen sorumluluğu severek alıyor ve bu bölümü zevkle takip edip katkılarımı sürdürmeye çalışacağım..
Düşüncene, yüreğine ve emeğine sağlık..
Dost sevgilerimle... :) :clover:

___ " Kapitalizm terörist bir sistemdir. Çünkü eşitsizliğe ve şiddete dayalı bir sistem... Bu sistem binlerce Afrikalı halkın yaşayabileceği parayı bir zenginin cebine dolduruyor. İnsanlık suçu işliyor. Kapitalizm insan yaşamını yok ettiği gibi doğaya da hükmediyor. Öyle bir model yaratmalıyız ki doğaya dönüş yapılmalı. Felsefemiz bu olmalı."___Juan Manuel Sanchez Gordillo

#5 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 07 Kasım 2006 - 18:10


Anne Babalık Sanatı


(...)

Gün oluyor, " Öyle özeniyoruz ki şu sabırlı annelere / babalara" ...

Hiç kızmayan, sinirlenmeyen, hoşgörülü, her zaman güler yüzlü olan annelere/babalara...

... Ama gün geliyor biz bunu beceremiyoruz, yapamıyoruz... Neden?



ÇÜNKÜ BİZLER DE BİRER İNSANIZ...

ANNELER DE – BABALAR DA İNSANDIR...



Evet, anneler de insandır...

Anne simgesi hepimizin gözünde sabırlı, hoşgörülü, verici, fedakâr, kendini hiç düşünmeyen, güler yüzlü, sadece başkalarını ve çocuğunu düşünen, çocuk bakımı, eğitimi, psikolojisi hakkında her şeyi bilen veya bilmesi gereken, bilmesi beklenen, hiç kızmayan, sinirlenmeyen, kocaman yürekli süper kadınlar halinde canlanır.

Anne her zaman evde, her zaman hazır, çocuğunu bekler, hiç kendi işleri ile meşgul olmaz, çocuğununkilere hep öncelik tanır, bundan dolayı da sinirlenmez, kızmaz, üzülmez, her şeyi sabırla dinler, çocuğa nasıl bakılacağını, nasıl besleyeceğini, nasıl konuşacağını bilir, çünkü anne evde doktordur, anne hemşiredir, pedagogdur, psikologdur, aynı zamanda öğretmendir, dadıdır, çok ta iyi bir aşçıdır, hizmetçidir ve arkadaştır, dert ortağıdır, ama aynı zamanda disiplini sağlayan otoritedir de v.s. v.s. v.s...

Ve anne, bütün bunları kızmadan, sinirlenmeden, sabırla, daima güler yüzle yapar...

Söyler misiniz?.. Böyle bir anneyi tanıyan var mı?..

Evet, anneler ve anne simgesi üzerinde ne çok beklenti var, değil mi?..

Bütün beklentilerini veya birazını yapamayan anne zaman zaman kendini belki de suçlu, başarısız, huzursuz hissedebilir...

Çocuğunun derslerine yardım etmek ister. Her akşam okuldan dönünce yanına oturtup onu çalıştırır. Ama çok yavaş ders yapıyor, oyalanıyor diye, çabuk anlamadığı zaman çok sabırsızlanır. Hele dersler bitmeyince sinirlenir, kızar... Zaman zaman da fena halde azarlar onu. Sonra da bundan dolayı suçluluk duyar. Ne yapacağını şaşırır...

Evet, babalar da insandır...

Çalışan vaktinin çoğunu evin dışında geçiren bir baba ise…

“ Çocuk eve gelince eşim onu karşılıyor, kahvaltısını veriyor. Bense akşam 7’de eve dönmüş oluyorum... Bakıyorum her şey yolunda, çocukta iyi. Ama ben rahat değilim... Çocuğumla fazla beraber olamadığımı, okuldan dönünce onu karşılamadığımı düşünerek huzursuz olmaktayım. Zamanının bir bölümünü çocuğuna ayırabilenlere çok gıpta ediyorum...” diye düşünebilir…


Evet, anneler de, babalar da insandır...

Bizimkisi hiç yemek yemiyor. Her şeyi denedik imkansız. Bakıyoruz da bütün çocuklar iyi kötü yemek yiyorlar, bizimki ise sadece bağırıp çağırarak... Umutsuzluğa kapılıyoruz... İyi bir ebeveyn değiliz herhalde...

Çocuğumuz kolej sınavlarında başarılı olamadı.. Arkadaşlarımızın çoğu çocuklarını iyi okullara yerleştirdiler... Biz de çocuğumuzu bir özel okula yazdırdık... Pek başarılı değil... Bakıyoruz da diğer çocuklara, hepsi bir yerde başarılı oldular... Herhalde kabahat bizde... Çocuk yetiştirmesini bilmiyoruz...


Bütün bunlar ideal anne / baba simgesine kendini kıstırmış,

mükemmel anne /baba olmaları, her şeye yetişmeleri, her sorunu kendilerinin halletmesi gerektiğine kendilerini koşullandırmış ebeveynlerin yaşadığı huzursuzluğu, sıkıntıları yansıtmıyor mu?..


Siz de hiç böyle düşünce veya duygulara kapıldınız mı?

Annelik / babalık beklentilerinizin çoğunu gerçekleştirebildiniz mi?

Hangileri gerçekçiydi acaba (yani yapınıza veya yaşantınıza uygundu?)


***

İsterseniz gelin şimdi beraberce kendimizi inceleyelim.

Bunu yaparken aşağıdaki şu iki sorunun yanıtlarını objektif ve kendimize dürüst davranarak arayalım…




Anne (baba) olarak kendimden ne kadar memnunum? Neleri iyi yapıyorum?


(Örneğin:

1)... Çocuğumla oynamaya vakit ayırıyorum;
2)... söylediklerini iyi dinliyorum;
3)... saygılı olmalarına kendim örnek oluyorum;
4)... iyi bir iletişimim var, gibi...)

1) ...
2) ...
3) ...
4) ...
5) ...

Anne (baba) olarak kendimde beğenmediğim, değiştirmek istediğim neler var?

Bence neleri iyi yapmıyorum? Veya daha iyi yapabilirim?


(Örneğin:

1)... çok çabuk sinirlenip bağırıyorum;
2)... tutarlı değilim, bazen çok sert bazen de aşırı kabulleniciyim;
3)... kızdığım zaman dövüyorum, gibi...)

1) ...
2) ...
3) ...
4) ...
5) ...

***


Elbette bu forumda düşüncelerini bizimle paylaşan herkes bir çocuk sahibi değil…

Ama bir gerçek var ki her birimiz bir zamanlar anne - babalarımızın çocukları olduk ve hangi yaşta olursak olalım bir evlat olmanın gözlüğü ve beklentileriyle bizlere gereken yönlendirmeleri yapabilirler…

Uygun davranışlarımızı geliştirmek için doğru yanıtları bulabilirler…

Bunların sizce olumlu bulduğunuz yanıtlarını, deneyimlerinizi...

Eğer yararlı olacağına inanıyorsanız bu başlıkta birbirimizle paylaşalım…


*tna



#6 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 08 Kasım 2006 - 14:50


***
İsterseniz gelin şimdi beraberce kendimizi inceleyelim.

Bunu yaparken aşağıdaki şu iki sorunun yanıtlarını objektif ve kendimize dürüst davranarak arayalım…

(***)

Elbette bu forumda düşüncelerini bizimle paylaşan herkes bir çocuk sahibi değil…

Ama bir gerçek var ki her birimiz bir zamanlar anne - babalarımızın çocukları olduk ve hangi yaşta olursak olalım bir evlat olmanın gözlüğü ve beklentileriyle bizlere gereken yönlendirmeleri yapabilirler…

Uygun davranışlarımızı geliştirmek için doğru yanıtları bulabilirler…

Bunların sizce olumlu bulduğunuz yanıtlarını, deneyimlerinizi...

Eğer yararlı olacağına inanıyorsanız bu başlıkta birbirimizle paylaşalım…




***

ANNE-BABALIK SANATI ÖĞRENİLEBİLİR

Eğer yukarıda ki sorulara, kendi öz tanımlarımızı yaptığımız yoğun yanıtlar gelmiş olsaydı aynı noktalarda buluştuğumuz benzer yanıtlarla birlikte her birimiz farklı yapı ve kişiliklere sahip olduğumuz için bunların çok çeşitlilik gösterdiğini de görecektik…

Bazen, olmak istediğimiz bir yapıya sahip olamadığımızdan dolayı neden ve niçinlerle kendimizi suçlar, üzülürüz. Ama insanlar yapı ve kişilik olarak birbirlerinden çok farklıdır, kimi daha sabırlı, daha kabullenici, kimi ise daha tez canlı, daha peşin hükümlüdür. Tüm anne ve babaların aynı yapıda olmaları beklenemez. Önemli olan, kişinin kendi yapısına uygun olarak nasıl davranacağını bilmesidir.

Daha ileriki bölümlerde bu nasıllara gireceğiz

***

Buna karşılık, kimimizin de çocukluk ve gençlik yılları evde anne ve babamızla o kadar zor ve olumsuz deneyimlerle yüklüdür ki Ben onlar gibi olmayacağım, çocuklarımı farklı büyüteceğim diyerek anne (veya babamızın) tüm davranışlarını olumsuz olarak niteleyip reddederiz.

Ancak, önemli olan kızgınlık, tedirginlik veya kırgınlığı ifade etmemek değil, yapıcı olarak ifade etmektir.

Buna da ileriki bölümlerde değineceğiz.

***

Günümüzde anne-babalık üzerine yazılmış birçok yayın deneme ve kitap vardır.

Ancak bazı anne-baba adayları bu gibi öneri ve tavsiyelere o kadar harfiyen uymaya çalışırlar ki; gerek içgüdüsel tepkilerini, gerek mantık ve sağduyularını, gerekse kişisel duygu ve davranış tarzlarını rafa kaldırıp, kendilerince olunması gereken ideal anne-baba rolünü oynarlar.

Bu rolde ne kendi kişisel boyut ve sınırları, ne de çocuğun kişilik ve yapısı söz konusudur. Söz konusu olan neyin yapılması gerektiğidir. Tabii, bir süre sonra anne (veya babanın) kişiliği veya yapısı bu gibi bir oyuna tepki gösterir (sabrı taşar, öfkelenir, bağırır...) çocuk ise çelişkili mesajlar aldığından ne zaman kızılıp ne zaman kızılmayacağını bilemez, evde sorunlar sürüp gider.

Aile içinde çocuklarla oluşan sorunların birçoğu, annenin (veya babanın) tepkilerini düşünmeden, başkaları öyle yaptığı için, sağduyusuna ve içinden gelen duygulara kulak vermeden göstermesi veya duygularını yanlış ifade etmesinden kaynaklanır.

***

Bu AYIN KİTABI olarak ele aldığımız bu kitabı inceleyerek varmak istediğimiz amaç;

Annenin veya babanın kendi değer ve duygularına bilinçlenmesi, bunları yıkıcı değil de yapıcı bir şekilde ifade edebilmesi, yürürlüğe koyabilmesi, dolayısı ile de oluşan sorunlara yapıcı ve pratik yaklaşımlar elde ederek yaklaşmasıdır.

***

Aslında anne-babalık rol gerektirmez, özellikle bilgi ve sorumluluk gerektirir.

Genç anne-baba, doğal olarak, çocuğuna vereceği eğitim ve yaklaşım konusunda deneyimsiz ve güvensizdir. Ailesinden gördüğü geleneksel bazı yaklaşımların olumsuz yönlerini düşünerek kendi uygulamamaya çalışmakta, ancak tam tersininse bazen geçerli olmadığını görmektedir.

Kısacası, anne-baba uyguladığı yöntemler konusunda çelişkidedir. Çünkü bütün diğer sanat ve meslekler öğrenildiği halde, yaşamın aşağı yukarı 20 yılını kapsayacak anne-babalık mesleğini hiçbir okul öğretmemektedir.

Dünün genç Ayşe’si ile genç Ali’si aniden Anne Ayşe ve Baba Ali olmuşlardır. Sanki aniden yaşlanmış, aniden sorumlulukları artmış ve aynı zamanda bir günden diğerine onlardan beklentiler de farklılaşmıştır: her şeyi bilen, bilmesi gereken, doğru hareket etmesi, yanlış yapmaması gereken Anne ve Baba. Ayşe ve Ali bir günden diğerine Anne ve Baba rollerini oynamaya başlarlar. Ancak rollerini kimse öğretmemiştir. En geçerli güvence, yine de kendi anne-babalarını veya bir yakınlarını örnek almak veya okudukları yazı veya kitaplardan esinlenmektir.

Ancak bunlar da yeterli olmaz.

Sabır, hoşgörü, sevgi umutları ve aynı zamanda endişeyle dolu anne-baba adayı, gerçek anne-babalığa başlayınca sabrının o kadar da sınırsız olmadığını, hoşgörüsünü zamanla yitirdiğini ve gittikçe istemediği davranış ve tepkileri göstermeye başladığını fark eder;

Çocuğunu çok seveceğini zannederken bazen de hiç sevmediğini hisseder ve bütün bunlardan dolayı suçluluk ve huzursuzluk içinde bocalar. Bu huzursuzluk çocuğa karşı davranışlarına yansır ve olay bir kısır döngü içinde yuvarlanır gider.

Bu bocalama ve çelişkilerin temel nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Eğitim konusunda günümüzün hızla değişen değerleri;

Günümüzde, psikoloji, pedagoji, sosyal bilimler ve eğitim dallarındaki sürekli gelişmeler, bu alanlarda yapılmakta olan araştırma ve bulgular, günlük hayatımızda pratik uygulamalara dönüşmekte, özellikle çocuk eğitimi ve gelişmesine sürekli yeni boyutlar ve yöntemler getirmektedir.

Örneğin, oyunun bir oyalama, zaman kaybı veya yaramazlık sayıldığı günler çoktan geçmiş, günümüz psikolojisi oyunun çocuk gelişmesindeki vazgeçilmez önemini artık kanıtlamıştır. Bütün bu yeni gelişmeler, çeşitli iletişim araçları (gazete, dergi, TV, kitap, radyo) aracılığı ile ev içine ulaşmakta ve genç anne-babalar ailelerinden aldıkları geleneksel eğitim yöntemleri ile yenileri arasında haklı bir bocalama, kararsızlık ve deneme-yanılma süreci yaşamaktadırlar.


2) Toplumda değişen kadın ve anne imajı;

Eğitim alanındaki bu hızlı değişimlere paralel olarak, toplumda kadının rolü de gittikçe farklılaşmaktadır.

Geçen neslin dört başı mamur ev kadını ve annesi artık güncelliğini yitirmekte, günümüz kadını ev kadınlığı ve annelikten başka alanlara da yönelmekte, ilgi duymakta veya duyması beklenmektedir. Bu değişimin başlıca etkenleri, ekonomik nedenlerle çalışan kadınlar yüzdesinin artması, eğitimin yaygınlaşması ve genç kızların gittikçe yüksek öğrenime veya mesleğe yönelerek artık sadece ev kadını ve anne olmakla yetinmemeleridir.

Araştırmalara göre eğitim, kadınların toplum içindeki rol ve statülerini önemli ölçüde değiştirebilecek bir araç olarak görülmektedir. İki nesil kadınlarını anne ve kız olarak ele alan araştırma sonuçları;

Kızların, öztanımlarında kendilerini annelerinden daha bağımsız, soğukkanlı, hırslı, gerçekçi ve geniş ilgileri olan insanlar olarak gördüklerini;

Annelerin ise kendilerini daha yumuşak, boyun eğici, fedakâr, şefkatli, sadık, duygusal, aileye yönelik ve titiz olarak tanıttıklarını göstermektedir.

Toplumumuzda kadının rolünün değişmesinde diğer bir dolaylı etken de, TV ve videonun evlere kadar girmesi ile, gerek yerli gerekse yabancı film ve dizilerde sergilenen çağdaş ve Batılı kadın imajının yavaş yavaş yer etmesi, benimsenmesi ve kadınlar tarafından rol örneği olarak alınmasıdır.

Eğitim ve kadının rolündeki bu aşamalar, geleneksel Türk annesi rolünde de değişikliklere yol açmaktadır. Yeni eğitim yöntemlerinin önerdiği dost-arkadaş anne kavramı, geleneksel Türk annesi rolüne de yeni boyutlar getirmiş, bir nesil önce geçerli olan saygılı ve mesafeli anne-çocuk ilişkilerine farklı bir yaklaşım tarzı getirmiştir:

Geleneksel Türk eğitiminde anneye karşı gelemeyen hatta ona siz diye hitabeden dikey (büyükten küçüğe, üstten alta) ve mesafeli ilişkiler, günümüzde gittikçe yataylaşmakta (aynı seviye, yaş farkı, yokmuş gibi) ve yeni kuşak anne-babaları, çocuklarına daha yakın ve arkadaşça davranabilmek için söz konusu mesafeyi gittikçe azaltmaya çalışmaktadırlar.

Ancak bu henüz oturmamış ve geçiş dönemindeki sistemin getirdiği bocalamalar kaçınılmaz sorunları da beraberinde getirmektedir: Anne-babanın otorite ile arkadaş figürleri arasındaki çelişkili ve tutarsız davranışları, sınır koyamama, söz geçirememe, vb.


Sonuç olarak, annelerin kuşağı değerler ve toplumsal geçiş açısından özgün bir aşama sürecindedir. Bunun sonuçları da, doğal olarak, günümüz annesini etkilemekte ve annelik ve çocuk yetiştirme yöntemlerine çelişkiler getirmektedir.

Yine sonuç olarak;

ANNE-BABALIK SANATI ÖĞRENİLEBİLİR

Günümüzün değişen değer ve yöntemlerine ayak uydurabilmenin ve çocuğa uygulanacak eğitimi sağlam bir temele oturtmanın en etkin yolu, anne-babalık ve çocuk eğitimi konularında kişinin kendini aydınlatması, eğitmesidir.
Aslında anne/babalık, yeteneklerimiz olsun olmasın, hepimizin hayatın gidişatı içinde, uygulamakta olduğumuz bir meslektir. Hatta bazı meslekler yaşam süresince değiştirilebildiği halde, anne babalık mesleği yaşamın aşağı-yukarı 20 yılı, günün 24 saati ve hemen hemen tatilsiz icra edilen bir meslektir. Diğer mesleklerde yetenekler göze alınsa da, anne-babalıkta yeteneklerin olup olmadığı söz konusu değildir. Diğer meslekler deneme yanılmayı kaldırabilir, ancak anne-babalık mesleğinde deneme yanılmaların sonucu ne yazık ki çok ciddidir. Bütün bunlar göz önünde tutulduğunda, anne-babalık mesleğini ciddiye alan, öğreten bir okul, kurum veya hiç değilse okullarda ders olmaması şaşılacak bir durumdur. Aslında, anne-babalık, meslekten de öte, bir sanattır.

Ancak anne-babalık sanatı öğrenilebilir. Günümüzde, insan bilimleri, psikoloji, pedagolojinin ilerlemesi ile çocuk yetiştirilmesi ve eğitimine daha bilinçli bir bakış açısı gelmiştir. Çağdaş anne-baba çocuklarının yetişmesinde oynadıkları sorumlu rolün artık bilincindedirler. Halen ülkemizde, çocuk eğitimi ve psikolojisi konularında birçok yayın, kitap ve dergi bulunmakta, ayrıca TV, radyo gibi kitle iletişim araçları ile bu konularda yaygın eğitim yapılmaktadır.
Bunun yanında, muhtelif grup çalışmaları okullarda kurulan Rehberlik ve Danışmanlık Servisleri ve eğitsel konferanslar da bu konuda ailelerin aydınlatılması ve eğitilmesine önayak olmaktadır. Grup üyelerimizden bir hanımın belirttiği gibi: Çoçuğumuzu eğitmek ve yetiştirmek, aslında kendimizi eğitmek ve yetiştirmektir.

İncelemeye aldığımız bu kitabın varmaya çalıştığı amaç;

Şimdiye kadar sadece uzmanlarca bilinen etkili iletişim yöntemlerini anne-babalara da ulaştırabilmek, aile-çocuk arasındaki sorunların önemli bir kısmını teşkil eden iletişim bozukluklarını ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Ayrıca, çocuğun olumsuz, yaramazlık veya söz dinlememe olarak nitelenen davranışlarına değişik bir bakış açısı ve yaklaşım tarzı getirerek sorunları farklı bir şekilde çözebilmemize yardımcı olabilmektir…


*tna



#7 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 10 Kasım 2006 - 17:57



BENİ KABUL EDİYOR MUSUN?


İnsanları – ÇOCUĞUNU - kabul edebilmek…

Genellikle anne-babalar çocukların duygularını kabul etmezler.

Üzüntü, korku, kıskançlık gibi olumsuz duygular biz büyüklerin de hoşuna gitmediğinden, genellikle yaptığımız, bu duyguları inkar etmektir. Ne varmış bunda üzülecek?. Hiç insan kardeşini kıskanır mı?.

Özellikle çocuklarda bu gibi duyguları algıladığımız zaman, kabul etmekten ve isimlendirmekten korkarız. Çünkü kabul eder veya isimlendirirsek, bunların kalıcı olacağını, çocuğun mutsuz, korkak veya kıskanç olabileceğini düşünürüz. Dolayısıyla reddeder veya inkâr ederiz.

Hâlbuki bu duyguları hissetmek, örneğin korkmak, mutlaka korkak olmak değildir. Biz de yetişkin olarak bazen karanlıktan, bilinmeyenden korkabilir, tedirgin olabiliriz, Bunun gibi üzülmekte mutlaka mutsuz olmak demek değildir. Üzüntü yaşamın bir parçası ve her kişinin doğal duygu hakkıdır. O anda kedisi, topu veya arkadaşı için üzülen çocuk, gerçekten üzülüyordur, ancak anlaşıldığını, duygusunun kabul edildiğini hissederse rahatlar, daha kolay teselli bulur. Yaşamda daha büyük ve ciddi üzüntüler var diye çocuğunkini küçümsemek, inkar etmek haksızlıktır, ayrıca çocuğun anlayamayacağı bir boyuttur. Çocuğun üzüntüleri, duyguları kendi boyuna göre gerçek ve geçerlidir.

Duyulmadığını, anlaşılmadığını gören çocuk, bunu duyurmak için daha aşırıya kaçar, daha çok ağlayarak veya hırçınlık ederek kendini duyurmaya çalışır... Duygular gibi, biz büyükler çocuğun algılarına da fazla güvenmez, tepkilerimizi kendi algılarımıza göre ayarlarız.

Bütün bu olaylarda neler olduğunun farkında mıyız? Bütün ufak tefek konuşmaların tartışmaya dönüşmesinden başka çocuğa verilen mesaj şudur:

(...) Sen kendi algılarına, duygularına, düşüncelerine inanma, onlar yanlıştır, benimkileri kabul et. Isınmışsan aslında hava soğuktur, ısınmış olmazsın, çünkü ben üşüyorum; karanlıktan korkacak ne var, ben korkmam ki; düşmüşsen o kadar ağlama, çünkü ben düşünce ağlamam; kedi için ağlanır mı? Üzülecek ne var? Kedi işte; bu kadar yemekle doymuş olmazsın, çünkü ben doymam...

Şimdi rolleri tersine çevirelim ve sizin için önemli bir kişiyle (eşiniz, anneniz, arkadaşınız) ziyarete gittiğinizi düşünün, gittiğiniz yer çok sıcak, siz de kalınca bir gömlek ve üstüne hırka giymişsiniz. Hasta filan da değilsiniz. Hırkayı çıkarmak istiyorsunuz, yanınızdaki kişiye: Burası çok sıcak, hırkamı çıkarayım diyorsunuz, o da Hayır, hava soğuk, hırkanı çıkarma diyor. Siz ise Ama çok ısındım, dayanamıyorum diye direniyorsunuz. O da Hayır, hırkanı çıkarmayacaksın diyor, ve siz neden hırkayı çıkaramadığınızı bir türlü anlamayıp, o sıcak odada havanın soğuk olduğuna inanmaya çalışıp, hasta olacağınızdan endişelenip, yanınızdaki kişinin sizin ne kadar söz dinlemediğinizden yakınmasını çekmek zorundasınız. Ne hissedersiniz?

Veya, yemekte doymuşsunuzdur, veya o gün iştahınız yoktur. Yanınızdaki kişi hiçbir şey yemediğinizi öne sürerek size zorla istemediğiniz yemekleri yedirmek için baskı kullanıyor. (Hatta yemezseniz, tabağınızdakini bitirmeden sofradan kalkmanıza engel oluyor veya eliyle ağzınızı açmaya zorlayarak yemeği kaşık kaşık içine dolduruyor.) Ne hissedersiniz?

Veya düştünüz, diziniz kanadı, çok acıyor, ağlamaklısınız, ama yanınızdaki kişi Hadi canım, o kadar da ağrımamıştır diye duygu ve algılarınızı inkar ediyor, veya Hadi sen de sulugöz diye sizinle alay ediyor.


Genel olarak duyulan hisler şunlardır: kızgınlık, öfke, içerleme, isyan, nefret, kendini küçük görme, güvensizlik, vb...


İşte çocuklar da bizler gibi, hatta daha yoğun olarak aynı duyguları yaşarlar. Çünkü olay sırasında duyduklarını anlatmaya çalışıyorsa da anne-babaya duymamakta, ya da kabul etmemektedir. Anne-baba çocuğun duygularını inkar edip, kendi duygu ve düşüncelerini çocuğa kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Sonuç: tartışma, birbirinden uzaklaşma, çocuktan anneye-babaya kızgınlık, içerleme, öfke, anne-babadan çocuğa kızgınlık, içerleme, öfke, bu duyguların ileriki iletişimlere yansıması.
Bu gibi tartışma ve kırgınlığa meydan vermemek için dikkat edilmesi gereken üç önemli etken vardır:

1) Kendini çocuğun yerine koyarak durumu değerlendirmek. (EMPATİ)

2) Çocuğun anneden ayrı ve farklı duyup düşünebileceğini kabul edebilmek.

3) Çocuğun (yaşının icabı olarak) gelişim süreci içinde bazı davranış ve duygularda bulunabileceğini bilmek
ve bunları geçici olarak kabul etmek.

*tna



#8 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 11 Kasım 2006 - 18:25


BENİ KABUL EDİYOR MUSUN?

İnsanları – ÇOCUĞUNU - kabul edebilmek…

1) Kendini çocuğun yerine koyarak durumu değerlendirmek. (EMPATİ)

2) Çocuğun anneden ayrı ve farklı duyup düşünebileceğini kabul edebilmek.

3) Çocuğun (yaşının icabı olarak) gelişim süreci içinde bazı davranış ve duygularda bulunabileceğini bilmek
ve bunları geçici olarak kabul etmek.


1- KENDİNİ ÇOCUĞUN YERİNE KOYARAK DURUMU DEĞERLENDİRMEK

Bu tabii ki kolay bir işlem değildir. Yani kendimizi çocuğun durumunda düşünmek, onun duygularını yaşamaya, olaya ve çevreye onun gözleriyle, yani onun algılarıyla bakmaya çalışmak. Bunu kavrayabilmek için, şu küçük alıştırmayı yapmaya çalışalım:

Bir arkadaşınız, komşunuz, eşiniz veya anneniz ayakta dururken, siz yanında dizleriniz üstünde durun, yani başınız ayakta duran kişinin beline veya göğsüne gelecek şekilde çömelin. O kişiye bulunduğunuz seviyeden bakın, o kişi de size sertçe, kaşlarını çatarak, kollarını kavuşturarak yukarıdan baksın. Bu durumda o kişiye bir duygunuzu açıklamaya çalışın, örneğin: bu duruştan dizlerinizin ağrıdığını söyleyin, o kişi de size Hadi canım, sen de her şeyi abartırsın zaten desin.

Ne hissedersiniz?

.... (küçük, çaresiz, itilmiş, anlaşılmamış veya kırgınlık, içerleme, öfke, gibi...)

İçinizden ne söylemek gelir?...(Sen yerime geç de gör.)


İşte tam bu durumu anlatmak istiyoruz:

Bir kişinin duygularını veya durumunu gerçekten anlayabilmek için onun yerine geçmek, kendini onun yerine koymak gerekir.

Bu alıştırma kendini çocuğun yerine koyabilmenin fiziksel bir şekliydi. Pek tabii ki her olay karşısında aynı şekilde diz çökerek boy farkını yaşayacak değiliz. Ancak çocukların büyüklerle hep yukarıya bakarak konuştuğunu hiç düşündünüz mü? Siz de hep yukarıya bakarak biriyle konuşsaydınız ne hissedersiniz?

Bu konuda bilinçienmiş kişilerin çocukla konuştukları zaman eğildiklerini, kendilerini çocuğun seviyesine indirerek veya çocuğu kucağına alıp onu kendi seviyesine çıkararak konuştuklarını görürüz. Bu da boy farkını ortadan kaldırmak, göz göze konuşmak ve çevreye çocuğun bakış açısı ile bakmaya çalışmanın bir yoludur. Dolayısıyla, çocukla ilgili bir sorun veya durumu çocukla birlikte değerlendirirken, olaya çocuğun bakış açısını anlamaya çalışarak yaklaşmak, yani kendimizi çocuğun yerine koyarak onun duygularını, düşüncelerini algılamaya yönelmek, sorunları halletmek açısından çok faydalı ve yardımcıdır.

Gelin şimdi kendimizi çocuklarımızın yerine koyabileceğimiz bir durumu yaşayalım.

Kendinizi çocuğunuzun veya çocuklarınızdan birinin yerine koymaya ve onun gözleriyle anneye veya babaya yani kendinize bakmaya çalışın. 1-2 dakikalık bir süre gerçekten çocuğunuz olduğunuzu düşünün. Onun yaşantısını, evdeki durumunu, konumunu, sizinle olan ilişkilerini onun gözleri ile algılamaya çalışın...
Şimdi, çocuğunuzun ağzından anneye veya babaya (yani kendinize) bir mektup yazın. Bunu yaparken çok dürüst ve içten olmaya çalışın. Acaba çocuğunuz size neler söylemek isterdi?


Anneye Mektup;

...Bu alıştırmayı yapmakta amacımız, anneyi ve babayı bir kere de çocuğun tarafına geçirip durumu onun gözleriyle değerlendirmesine yardımcı olmaktı. Bunu içtenlikle yaptınızsa, mektupta hoşlanacağınız şeyler olabileceği gibi, belki de hoşlanmayacağınız, sizde suçluluk, pişmanlık duyguları uyandıran durumlar, istekler bulunabilecektir.

Ancak, çocuğunuzun ağzıyla yazmış olduğunuz bütün istekler, arzular aslında belki de çocuk için o kadar da gerçek ve güncel değildir.

(Örneğin; Çocuğuna komşusu gibi güzel giysiler alamadığı için üzülen, kendini suçlayan anne-baba, çocuğunun aslında bunlara o kadar fazla değer vermediğini de bilmiyordur, yani çocuğun onlarsız da mutlu olabileceğini düşünemiyordur.) Bunlar kendinin kuruntusudur. Bunun gerçek ve güncel olup olmadığını ancak çocuğunuzla konuşarak anlayabilirsiniz, ona sorarak veya ona gerçekten bir mektup yazdırarak...

Bazen bizim veremediğimizi sanarak kendimizi suçladığımız şeyler çocuk için o kadar önemli değildir. Ayrıca da, biz veremediğimizi sanıyorsak ta, çocuk aslında onu, başka şekilde veya dolaylı olarak alıyordur. (sevgi, yakınlık, şefkat, gibi...)

(Örneğin: Çocuğunun sürekli yanında olarak şefkatini gösteremediğine üzülen anne, belki de sevgi ve şefkatini gözleri ve davranışlarıyla zaten gösteriyordur ve çocukta bundan memnundur...) Önemli olan nicelik değil, niteliktir.

Bazı durumlarda, bizim vermek isteyip de veremediğimiz, çocuğun da almak isteyip de gerçekten alamadığı şeyler vardır.

Örneğin: çalışan bir annenin çocuğuna daha fazla zaman ayırmak istemesi, çocuğun da aslında buna ihtiyaç duyması, gibi...

Ancak, bazı istek ve arzuları karşılamak hayatta gerçekten imkânsızdır. Çalışan bir anne çalışmak zorunda olduğundan, evde oturan bir anne kadar çocuğuna fazla zaman ayıramaz. Burada önemli olan, istek ve arzu yerine getirilemese de, annenin onun farkında olup çocuğuyla bunu paylaşması (benimle daha çok birlikte olmak istediğini anlıyorum) ve yerine getirilemeyeni belki telafi edebilecek başka bir çare, veya durumu beraberce saptamaları...

(örneğin: akşam eve gelince, çocukla beraber yarım saat kitap okumak, konuşmak gibi -tekrar nicelikli zaman değil de nitelikli zaman...-) kısacası çocukla diyalog kurmasıdır. Bütün bunlara rağmen de bazı istek ve arzular yerine getirilemez. Bu da hayatın koşullarıdır. Bu nedenle kendini sürekli suçlamak ne anneye fayda getirir, ne de çocuğa...

Demek ki, önemli olan diyalogdur.

Bu diyaloğu sağlamak ve evdeki sorunları azaltabilmek için hareket noktası da olaylara ve duruma zaman zaman karşı tarafın gözüyle, algılarıyla bakmak, kendini karşı tarafın yerine koymaktır.

*tna


#9 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 12 Kasım 2006 - 01:34

BENİ KABUL EDİYOR MUSUN?
İnsanları – ÇOCUĞUNU - kabul edebilmek…



1) Kendini çocuğun yerine koyarak durumu değerlendirmek. (EMPATİ)

2) Çocuğun anneden ayrı ve farklı duyup düşünebileceğini kabul edebilmek.

3) Çocuğun (yaşının icabı olarak) gelişim süreci içinde bazı davranış ve duygularda bulunabileceğini bilmek
ve bunları geçici olarak kabul etmek.
220


2-ÇOCUK AİLE BÜYÜĞÜNDEN FARKLI DUYUP, FARKLI ALGILAYIP, FARKLI DÜŞÜNEBİLİR

Bunu kabul edebilmek gerçekten zorlayıcıdır. Ancak çocukların olaylara, biz büyükler gibi koşullanmış, eğitilmiş gözlerle olmayıp, yepyeni ve çocuksu bir bakışla baktıklarını, duygularının daha katıksız, daha yoğun olduğunu düşünmek biraz yardımcı olur mu?

Veya, çocuğun farklı bir yapı veya bünyeye sahip olabileceğini kabul edebilmek?

Şöyle ki, anne çabuk üşüyen, soğuğa dayanıksız bir bünyede ise; çocuğun da aynı bünyeye sahip olduğu kaçınılmaz bir koşul değildir. Bu nedenle, anne üşüdüğü için çocuğunu da aşırı giydirmesi hem çocuğun yapısına aykırı kötü bir alışkanlığa neden olur, çocuk en küçük bir hava değişikliğinde hemen üşütür, hem de evde sürekli tartışma konusu olur.

Demek oluyor ki, çocuklar da anne-babanın bünyelerini, yapılarını, algılarını, duygularını ve düşüncelerini paylaşmayabilir. Zaten öyle olsaydı, dünya öylesine tekdüze ve durağan olurdu ki...


Sizin de anneniz, babanızdan farklı bünye, algı, duygu tutum ve düşünceleriniz var mı?

1- Bünye-yapı, 2- Duygu, 3- Tutum, 4- Düşünce

Annemden farklı; ...

Babamdan farklı; ...

Sonuçlar eğer farklı çıkmışsa,


Anne veya babamızla kendi aramızda kabul edebildiğimiz bir farklılığı,

Çocuğumuzla kendi aramızda da kabul edemez miyiz?

Çocuğumuz bizden farklı olamaz mı?



Sonuçlar eğer aynı çıkmışsa,

Biz anne veya babamıza benzemiş olabiliriz.

Ancak, bize benzemediği için bir çocuğu kabul etmemek veya eleştirmek haksızlık değil midir?

Birini sevmem için bana benzemesi şart mı?



*tna



#10 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 12 Kasım 2006 - 03:10

BENİ KABUL EDİYOR MUSUN?

İnsanları – ÇOCUĞUNU - kabul edebilmek…

229



3-ÇOCUĞUN GELİŞME SÜRECİ İÇİNDE YAŞININ İCABI BAZI DAVRANIŞ,

TEPKİ VE DUYGULARDA BULUNABİLECEĞİNİ BİLMEK



Biz, yetişkin anne babaların genellikle yaptığı, çocuğu çocuk olarak değil de, hep ileriki büyük olarak görmek

ve her yaptığını geleceğin çerçevesi içinde değerlendirerek duruma tepki göstermektir.



Çocuğumuz (3 yaş) oyuncaklarını arkadaşlarıyla paylaşmak istemeyebilir.

Bizim tüm ikazlarımıza rağmen, misafirliğe gelen çocuğa oyuncaklarını vermeyi kabul etmez.

Bizde misafire karşı çok mahçup duruma düştüğümüzü, ayrıca çocuğumuzun çok bencil

ve cimri bir çocuk olduğunu düşünerek çok üzülürüz. Ne yapacağımızı şaşırır.

Hatta bir güzel azarlar ve elinden aldığımız birkaç oyuncağı onun tüm ağlamalarına rağmen misafir çocuğa veririz.


Şimdi bu tür bir olayın bizim başımıza geldiğini düşünelim:


Sabah gazetelerimizi almış tam okuyacakken kapı çalınıyor ve kapı komşumuz ziyarete geliyor.

Benim gazetelerim henüz gelmedi. Seninkileri alıp okuyabilir miyim, birazdan getiririm. diyor.


Acaba neler hissedersiniz?

Gazeteleri hemen vermek ister misiniz?

Hemen vermek istemediğiniz için kendinizi bencillik veya cimrilikle mi suçlarsınız?


Şimdi, burada ne yaptık? Önce kendimizi çocuğun yerine koyarak duygularını anlamaya çalıştık.

Yani, ben olsaydım, ne yapardım. Tam oynamaya hazırlanmışken, biri elimden oyuncağımı alsaydı, kızmaz mıydım?

Kızardım ... Demek bu bencillik değil doğal bir duygu ... diye düşünebiliriz.



İkinci yapabileceğimiz şey, çocuğun bazı davranışlarının yaşı icabı doğal olabileceğini bilmektir.

Yukarıdaki örnekte, çocuğun oyuncaklarını paylaşmak istememesini ele alırsak,

çocukların paylaşmasını henüz bilmedikleri, hiç istemedikleri

hatta ikili oynamayı dahi bilmedikleri bir yaş devresi olduğunu bilmek

belki de anne-babayı daha sabırlı ve hoşgörülü yapacaktır.

Bu devrelerde çocukları, bilmedikleri, yapamayacakları bir davranışa zorlamak,

yeni doğmuş bir bebeği yürümeye zorlamak gibi bir eğitim anlayışına benzer.


Halbuki, bu davranışın çocuğun gelişim sürecinde doğal ve geçici olduğunu bilirsek, çocuğun davranışını kabul eder,

onu beklentilerimiz yönünde değiştirmeye o sırada çalışmaz,

biraz doğa ve zamana şans tanır, böylelikle evde sorunları azaltır, çocuğun da özbenliğini korumuş oluruz.


Demek oluyor ki,


ÇOCUK YETİŞKİN DEĞİLDİR yetişkin gibi düşünemez, davranamaz ama zamanı gelince öğrenir.

Burada zamanı gelince terimi son derece önemlidir.

Çocuğun gelişmesi sürecinde belirli davranışları yapabileceği,

bazılarını da yapamayacağını bilmek belki de yanlış tepkilere ve aceleci eğitime engel olabilir.


*tna

#11 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 12 Kasım 2006 - 20:04


BENİ KABUL EDİYOR MUSUN ?

İnsanları – ÇOCUĞUNU - kabul edebilmek…

246


ÇOCUĞUNUZU KABUL EDİYOR MUSUNUZ ?


Bazı çocukların davranışlarını kendimize benzedikleri için daha fazla kabul ederiz.

Bazı anne-baba ise kendine benzemeyen çocukların davranışlarını daha kolay kabul ederler.
İki veya daha fazla çocuklu anne-babalar çocuğun birinde kabul ettikleri bir davranışı diğerinde kabul etmediklerini gözleyebilirler. Bunun nedenleri farklıdır. Bazen, çocuğun ilk çocuk veya ikinci, Üçüncü çocuk oluşuna bağlı olabilir.

İlk çocuklar genellikle daha katı kurallar, daha büyük beklentilerle büyütülür, ikinci çocukta anne-baba çocuk bakımı ve eğitimi konusunda artık daha deneyimli ve daha güvenli, dolayısıyla daha az endişeli ve daha rahattır. Çocuğun bazı davranışlarına daha az tepki gösterir.

Kabul edip etmeme, çocuğun cinsiyetine de bağlı olabilir.

Anne-baba genellikle çocuklarının oğlansa afacan, kızsa uslu olmasını ister, tersi olunca da tepki gösterirler. Ayrıca, çocuğu kabul edip etmeme ailenin değerleriyle de bağımlıdır. Bazı anne-baba uslu, ağırbaşlı çocukları daha çok sever, değer verir, bazısı ise yaramaz, gürültücü, afacan çocukları yeğler.

Demek oluyor ki, anne-babanın çocuklarına tepkileri genellikle, çocuğun gerçek kişiliği ve yapısına göre değil de anne-babanın beklentilerine uyup uymadığına göre ortaya çıkabilir.

Ancak, çocuk eğitiminde etkili olabilmek ve çocukla sağlıklı ilişkiler kurabilmek için ilk adım, çocuğu çocukluğuyla yani yaşının getirdiği doğal sınırlamalar ve yetersizliklerle kabul etmek, ona ileride olmasını düşlediğimiz yetişkinin veya kendimizin küçük bir kopyası olmadığından dolayı kızmamakla başlar.

Beklentilerimizin oluşmasını sabır ve güvenle beklersek çocuğa da bu aşamaları yapması için daha sağlıklı bir ortam yaratmış oluruz. Zira çocuk, çocuktur. Neden onu şimdiden yetişkinler dünyasına ayak uydurmaya çalışıyor, ondan yaşından büyük davranışlar bekliyor Ve beklentilerimize uymadığı için de kızıp eleştiriyoruz?


Kaçımız çocukluğunu tam anlamıyla çocuk gibi yaşadı?

Kaçımıza daha çocukken hep büyük gibi davranması önerilmedi?

Kaçımızın içindeki çocuk hala kıpırdıyor?

Bırakalım bu çocukluk devresini doyasıya yaşasınlar, zaten yaşamlarının dörtte üçünü yetişkin olarak yaşamayacaklar mı?



*** *** ***

LÜTFEN Aşağıdaki ALIŞTIRMA yı yaparak...Düşüncelerinizi içtenlikle cevaplayın.:



Kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak evinize, çocuğun odasına, ev içi kurallara, ev içi yaşantınıza,

anneye, babaya (yani kendinize) çocuğun gözleriyle bakmaya çalışın…

Acaba evinizde çocuğun hayatı nasıl? ...

Siz kendi çocuğunuz olsaydınız ne düşünürdünüz? …


*** *** ***

Birinci resimde duvara asılmış asık suratlı anne-baba resmi var…

Çocuk bunu yerinden söküyor.

İkinci resimde anne-baba çocuğuna olumlu cevap vererek; Aslında o çerçeveden hiç hoşlanmamıştım.

Çocukta; Ben de! diyor…

Anne-Baba rol çerçevesinden çıkıp insan-insana iletişim kurabiliriz!..


*tna


#12 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Kasım 2006 - 17:30

280
Çocukların gelişme sürecinde gösterebilecekleri doğal davranışlar

3-6 YAŞLARDAKİ ÇEŞİTLİ GELİŞME AŞAMALARI


Her çocuğun kalıtsal ve çevresel verileri farklıdır.

Ancak, bir çocuğun büyümesini yakından izlemek ve sorunlarını zaman geçirmeden saptamak için

büyüme ile ilgili ölçütlere gerek vardır. Çocuğun gelişmesinde görülen genel standartlardan sapma ya da farklılıklar,

çocuk açısından mutlak daha iyi ya da daha kötü olarak nitelendirilmelidir.


Çocuğun çeşitli alanlardaki gelişmesi kendi bünyesi içinde bile birbirinden ayrı zamanlarda hızlanıp, yavaşlayabilir.

Hangi yaşta olursa olsun, her çocuğun kendine özgü bir büyüme ve gelişme biçimi, gelişme temposu vardır.


Her çocuktaki ortalama gelişme ve davranış aşamaları şunlardır:

3 yaşında:


• Büyük kasları gelişmiştir; koşar, tırmanır, hızla hareket edebilir.Koşmayı yürümeye tercih eder. Üç buçuk yaşında sık sık tökezlenip düşer.
• Biraz savruk da olsa, kendi kendini besleyebilir; giyinir, düğmelerini açabilir,fermuarını çeker; kolay giyilebilir cinsten ayakkabıları kendi kendine giyebilir ancak bağlayamaz, tokasını takamaz.
• Çamur, kum ve kille oynar, şekiller yoğurur. Çember ve artı işaretlerini çizebilir.
• Nesnelerin isimlerini bilir; basit cümleler kurar; çeşitli tekerlemeleri ve tekrarlı şarkıları ezberler ve söyler. Sözden anlar, derdini anlatabilir.
• Çok meraklıdır. Çok soru sorar. Ne? Nerede? Ne zaman? en sık sorduğu sorulardandır. Her şeyi öğrenmek ister.
• Herhangi bir faaliyette kendini ancak 10–15 dakika meşgul edebilir, dikkat süresi kısadır. Hoşuna giden faaliyetlerde daha uzun süre kalabilir.
• İki ayağını yerden keserek zıplayabilir, merdiven çıkar, tırmanır, topu havaya atar; kısa mesafeye şut atabilir, toprak ve kumu kazar, kaydıraktan kayar. Müziğin temposuna ve ritmine uyarak hoplar, zıplar dans eder.
• Yaptığı el işlerinin, karalamalarının bir yere asılmasında, onlara önem verilmesinden hoşlanır.
• Ufak tefek işlerde büyüklere yardımcı olabilir ancak tek başına, Ekmek almak gibi sorumluluklar yüklenemez; dikkati çabuk dağılır; oyuna dalar.
• Tek başına oynamaktan, bir ya da iki arkadaşla oynamaya geçiş yapabilir.
• Paylaşma alışkanlığını geliştirir, arkadaşlarıyla anlaşmaya başlar.
• Kendi başına oynarken oyun arkadaşları düşleyip onlarla konuşur böylece sıkıntılarından kurtulur.
• Yaşıtlarını veya yetişkinleri sürekli taklit eder, onların davranışlarını ve sözlerini tekrarlar; insanları sever ve onlarla ilgilenir.
• Doğa ve dünya ilgisini çeker. Hayvanlarla ilgili masal ve hikâyelerden hoşlanır. Sevdiği masalları ve olayları tekrar tekrar anlattırır.

4 yaşında:

• Fazla yardım görmeden elbiselerini kendi kendine giyebilir, elini yüzünü yıkayabilir, yemeğini dökmeden kendisi yiyebilir, suyunu kendisi koyabilir; tuvalete kendi başına gider, ancak annesine veya başka büyüğe haber verir, orada biri olsun ister.
• Çok hareketli oynar; bir yerden diğerine hızla gider, gelir; yaptığı her işte hız ve hareket vardır; hareketsiz duramaz.
• Üç tekerlekli bisiklete kolayca binebilir. Top atar, atılan topu kucağında tutar; tahta bloklar, kutularla yapılar kurar, bunları oyununda kullanır.
• Resimlerini özenle çizmeye çalışır, ancak yetişkinler bu resimlerin ne olduğunu kolayca anlayamaz ve bir şeye benzetemezler. Küçük makasla düz bir hat üzerinde kâğıt kesmeye çalışır, kalem tutabilir, kâğıt katlar, bakarak veya hayal ederek harfleri yazmaya çabalar.
• Çok konuşur, dili hiç durmaz; olayları abartarak anlatır, hayal ettiği olayları gerçekmiş gibi anlatır. Hayalinde yarattığı kişilerle konuşabilir. Anlamsız kelime dizelerinden kendi kendine tekerlemeler uydurur, söyler.
• Yetişkinlerden duyduğu gördüğü iyi, kötü, her şeyi taklit eder. Dili bozuktur, küfür edip, kötü sözler söyleyebilir. Başkalarına isim takar, arkalarından bağırır.
• Neden? Niçin? Nasıl gibi ayrıntılı açıklama isteyen sorular sorar.
• Renkleri ayırt eder, adlarıyla tanır.
• Dikkat süresi biraz daha uzar; bir yerde 15-20 dakikadan fazla kalırsa sıkılır. Sevdiği, ilgilendiği etkinliklerde daha uzun süre harcayabilir.
Yaşıtlarıyla veya yetişkinlerle sözlü olarak kolayca anlaşır. Hem bedeniyle, hem, sözle saldırganlık yapabilir. Oyuncaklarını hor kullanır.
• Toplum içinde bazen olumlu bazen olumsuz davranır. Arkadaşlarına kabadayılık taslar, gözdağı verip sürekli böbürlenir. Oyun kurallarına uymayı başarır, bazı kısıtlamaların nedenini anlamaya başlar ve uyum sağlar; yaşıtlarıyla grup oyunlarına katılır.
• Masal dinlemeyi, kitaba bakmayı, kitabın sayfalarını çevirmeyi sever.

5 yaşında:

• Bedenini becerikli, kontrollü biçimde yönetip kullanabilir. Oynadığı yerde uzun süre kalır. Bir oyun başlattığında, aynı oyunu birkaç gün sürdürür; oturmaktan hoşlanmaz; eğilip doğrularak, durmadan hareket ederek, çömelerek oynamayı yeğler.
• Çizgilerle belirlediği bir şeklin içini boyar, kare ve üçgen çizebilir. Tahta kap ve bloklarla kat kat yapılar kurar; kesme ve yapıştırma işlerinden hoşlanır.
• Hep konuşmak ister. Yetişkinler gibi uzun cümleler kurmaya çalışır, bilgisini arttırmak için sorular sorar, örneğin, Bu şey nasıl çalışır? Bu niçin böyledir? Şu nasıl kullanılır? gibi. Sözlü olarak ayrıntılı bilgi verir. Dilbilgisi kurallarına uygun konuşur, olayları ve masalları, konuların sırasını bozmadan anlatır; her şeyin neden ve niçiniyle ilgilenir.
• Evcilik oyunlarında gerçek yaşamı yansıtan konuları işler, anne olur, yemek pişirir, ev süpürür vb.
• Bir resme bakarak çizmeye, aynı şeyleri kendi kağıdına aktarmaya çalışır.
• Söylemek istediğini, dile getirmeden önce düşünür sonra söyler. Hayalle gerçeği birbirinden ayırabilir. Gerçek olaylarla daha çok ilgilenir.
• Bu yaşın en belirgin özelliklerinden biri toplumun isteklerine uygun davranmaktır. Günlük yaşamı canlı biçimde oyununa aktarır. Yöneltilmekten, eğitilip, öğretilmekten hoşlanır. Her şey için izin ister. Şunu yapabilir miyim? Arkadaşlarıma bir şey sorabilir miyim? gibi sorular sorar.
• Grup oyunlarını diğerlerine yeğ tutar. İki-üç çocukla güzel oynar. Küçükleri korur. Oyunları şaka ve sürprizlerle doludur. Açık hava oyunlarında, ev içi oyunlarından daha başarılıdır. Dışarıda daha mutlu olur.
• Yetişkinlerden veya kendinden küçüklerden çok, yaşıtlarıyla birlikte olmaktan hoşlanır. Çok yorulduğunda saldırgan davranır, ağlamaklı olur, kolayca ağlayabilir.
• Müziğe uyarak oynar, yürür, ip atlamaya çalışır. İki tekerlekli bisiklete binmeye heves eder, üç tekerlekli bisiklete tercih eder.
• Dikkatlidir. Kendi kendini eleştirir fakat kendine güveni de vardır. Söylenenlere inanır ve harfiyen uyar. Belleği çok güçlüdür.

6 yaşında:


• Bedenen hayli hareketlidir, zaman zaman dengesini kaybeder, bir yerlere takılıp düşer. Yuvarlanmaktan, güreş etmekten, emeklemekten, yere uzanarak oynamaktan, yere uzanıp okumaktan hoşlanır.
• Yerde top zıplatabilir, istediği yere top atıp atılan topu tutabilir. Toprak ve kumla oynamayı, çukur kazmayı sever.
• Tahta parçaları, kutular veya bloklarla işlevsel yapılar kurar, başka oyuncakları bu yapıların içinde yürütür, onları garaj, ev, bahçe v.b. olarak kullanabilir.
• Küçük kasları oldukça gelişmiş olduğundan, diğer yaşlara oranla elişlerinde daha beceriklidir. Kesip yapıştırır, boya yapar, resim yapar, tüm araç ve gereçleri iyi kullanır. Erkek çocuklar topla, kızlar iple oynamayı sever.
• Harfleri yazmaya çalışır, bazılarını ters yazar; bazı çocuklar ad ve soyadlarına ek olarak birkaç kelime daha yazabilirler.
• Başkalarına kötü sözler söylemek, onları terslemek, onlarla tartışmak isim takmak, arkalarından bağırmak gibi olumsuz huylar edinebilir. Bu yaşlarda özellikle erkek çocuklarda, dil tutukluğu veya kekemelik görülebilir.
• Bedensel gelişme yavaşlamıştır. Göz bozuklukları görülebilir, yakın görmekte güçlük çeken çocuklar çoğunluktadır. Süt dişleri değişmeye başlar.
• Bencil ve kavgacı olabilir. Bir şeye kızdığı zaman onun sorumlusu olarak annesini görür ve hıncını ondan almaya çalışır. İstekleri hiç bitmez. İstekleri, çoğunlukla ille de o anda olmasını istediği şeylerdir. Her şeyin istediği anda ve istediği biçimde gerçekleştirilmesini bekler. Fırtınalı ve duygusal bir yaştır:
• Her şeyin hepsini ister, paylaşmaktan kaçınır. Seçme yapamaz. Suçlanmak, eleştirilmek istemez, kendine verilen cezalara tepki gösterir.
• Oyunlarda ve ilgi alanlarında, kız ve erkek çocuklar arasında farklılık izlenir. Her ikisi de sürekli, yeni şeyleri denemek ister; yeni oyunlar yaratır ve uygular; birçok hayali rollere girer. Grup oyunlarından çok hoşlanır.
• Bazı sorumluluklar yüklenir, söylenenleri dikkatle dinler, dikkat süresi uzar. Kendisiyle gerçek nitelikte eğitim uygulamaları yapılacak bir çağa gelmiştir. Bu yaşta bazı çocuklar okula başlayabilir ve başarılı olabilirler (özellikle kız çocuklar).


*tna


#13 sardunyam

sardunyam

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 14.892 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Kasım 2006 - 18:55

"çoğu ailede öteden beri kötü bir alışkanlık var; çocuklarını söyletmez ve dinlemezler. onlar sözlerine karışınca "sen büyüklerin sözlerine karışma" der, onları sustururlar. ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket. halbuki tam tersine çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duygularını olduğu gibi ifade etmeye teşvik etmelidir. böylece hem hataları düzeltmeye imkan bulunur hem de ileride yalancı ve riyakar olmalarının önüne geçilmiş olur. kısacası çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça söylemeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı göstermeye alıştırmalıyız.... MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

çocuk yetiştirmek ve çocuğa yetişmek çok zor ama bir sanat değil, zira her anne baba sanatçı değil. çocuk yetiştirmeden kasıt bence onların iyi beslenmelerinin, giyim kuşamlarını teminin yanında onlara fikri hür, irfanı hür olacakları bir hayat vermekte vazifelerin büyüğüdür. hiç kimse kendisini çocuğunun sahibi ve maliki sanmasın, onların bedenleri geçici süre bize emanet ama ruhları özgür. onlara iyi olmayı, dürüst olmayı, paylaşmayı, öğrenmeyi sevmeyi, kendisini ifade etmeyi öğretmemiz için tek koşul sadece ve sadece iyi örnek olabilmektir. çünkü çocuklar birer fotokopi makinesi gibi gördüklerini uyguluyor ama söyledikleri nasihatler kişilerin kendi hayatlarında uygulamadıkları davranışlara dönüyorsa çocuk o sözleri duymuyor ama görüntüyü (yani anne babanın ya da yakınıdaki kişilerin davranışlarını) ezberliyor ve uyguluyor. o yüzden herkes anne baba olabilir ama herkes iyi bir örnek olamaz, herkes eğitmen olamaz... her çocuk kendi hayatını bir şekilde yönlendirme özgürlüğüne sahip ve çocuklarda tıpkı yetişkinler gibi birbirinden çok farklı davranışlar sergiliyorlar...

bir kitapta okumuştum şimdi adını hatırlamıyorum bir çocuk eğitmeni şunu söylüyordu: bir zamanlar çocuk gelişimi kitapları okurdum ve bana danışmaya gelenlere bu kitapları tavsiye ederdim. sonra bir gün anne oldum, sonra bir daha anne oldum ve her iki çocuğumunda o kitaplardaki uygulanması gerektiği söylenen sözlere uymadıklarını ve hatta her ikisinin de çok farklı birer birey olduğunu gördüm. şimdi dostlarıma ve bana gelen insanlara şunu tavsiye ediyorum. "çocuklarınızı iyi tanıyın ve kendinizi iyi eğitin çünkü hiç bir çocuk kitapla eğitilmez ancak onlar iyi örneklerle yetiştirilir"

çocuğunuzun kitap okumasını istiyorsanız, önce siz okumalısınız ve onun nasıl davranmasını istiyorsanız sizde öyle davranmalısınız...

selamlar

Sen ışığı takip et, gölge peşinden gelecektir!

 

 


#14 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Kasım 2006 - 21:01

çocuk yetiştirmek ve çocuğa yetişmek çok zor ama bir sanat değil, zira her anne baba sanatçı değil.

(...) o yüzden herkes anne baba olabilir ama herkes iyi bir örnek olamaz, herkes eğitmen olamaz...

Her çocuk kendi hayatını bir şekilde yönlendirme özgürlüğüne sahip ve çocuklarda tıpkı yetişkinler gibi birbirinden çok farklı davranışlar sergiliyorlar...

bir kitapta okumuştum şimdi adını hatırlamıyorum bir çocuk eğitmeni şunu söylüyordu: bir zamanlar çocuk gelişimi kitapları okurdum ve bana danışmaya gelenlere bu kitapları tavsiye ederdim. sonra bir gün anne oldum, sonra bir daha anne oldum ve her iki çocuğumunda o kitaplardaki uygulanması gerektiği söylenen sözlere uymadıklarını ve hatta her ikisinin de çok farklı birer birey olduğunu gördüm. şimdi dostlarıma ve bana gelen insanlara şunu tavsiye ediyorum. "çocuklarınızı iyi tanıyın ve kendinizi iyi eğitin çünkü hiç bir çocuk kitapla eğitilmez ancak onlar iyi örneklerle yetiştirilir"
çocuğunuzun (...) nasıl davranmasını istiyorsanız sizde öyle davranmalısınız...



Bence yazarın "Sanat"kelimesiyle anlatmak istediği...Televizyonlarda izlediğimiz sanatçılar değil...

Elebetteki o anlamda bir çoğumuz sanatçı değil...

Orada gerekli eğitim, kavrama ve becerilerimizle kazanabileceğimiz, yapabileceğimiz etkili örnek davranışları öğrenebilme sanatından söz edilmeye çalışılıyor...

Diğer tesbitlerinize bende katılıyorum....

Bahsi geçen çocuk eğitmeni, okuduğu kitaplardaki teorik bilgilerle yaşamın pratiğindeki gerçeklerle yüz yüze geldiğinde nasıl bocaladığını anlatmaya çalışmış...Ama sanıyorum ki, kitap okuyarak yada eğitimini alarak edindiği teorik bilgilerin anne baba olmak sanatını öğrenme aşamasında (Yani çocuk sahibi olduktan sonra) oldukca fazla yararını görmüştür ki zaten anlatmaya çalıştığıda bu...

Çünkü ele aldığımız bu kitapta da aynı şeyler ifade ediliyor...

http://www.turkish-media.com/forum/

Günümüzde anne-babalık üzerine yazılmış birçok yayın deneme ve kitap vardır.

Ancak bazı anne-baba adayları bu gibi öneri ve tavsiyelere o kadar harfiyen uymaya çalışırlar ki; gerek içgüdüsel tepkilerini, gerek mantık ve sağduyularını, gerekse kişisel duygu ve davranış tarzlarını rafa kaldırıp, kendilerince olunması gereken ideal anne-baba rolünü oynarlar.

Bu rolde ne kendi kişisel boyut ve sınırları, ne de çocuğun kişilik ve yapısı söz konusudur. Söz konusu olan neyin yapılması gerektiğidir. Tabii, bir süre sonra anne (veya babanın) kişiliği veya yapısı bu gibi bir oyuna tepki gösterir (sabrı taşar, öfkelenir, bağırır...) çocuk ise çelişkili mesajlar aldığından ne zaman kızılıp ne zaman kızılmayacağını bilemez, evde sorunlar sürüp gider.


Öyle sanıyorum ki, o eğitmenin eğitimi aşamasında göz ardı ettiği
ama anne olma aşamasında bu gerçeklerle yüz yüze geldiğinde anne olma sanatını öğrenmiş olmalı...

Elbetteki dedikleri gerçek,
çünkü o aşamada kitaplarla çocuklar değil anne baba olmaya çalışanlar o kitapları okuyarak kendilerini eğitirler...

Öyle sanıyorum ki bu bölümü takip edenlere doğru mesajları, kelimelerin tek başına ifade ettikleri kavramlar yerine
tamamını okuduktan sonra konunun bütününde anlatılmak istenenleri ele alarak verebiliriz...

Çünkü, bu bölümdeki konumuz nelerin öğretilip, nelerin öğretilmemesi üzerindeki değer tartışması değildir.
Her ailenin kendi inanç ve değerleri, önem verdiği davranış şekilleri ve eğitim görüşü vardır.
Bunları da çocuklarına geçirmesi çok doğaldır.

Konumuz bu değer ve davranışların geçerli olup olmadığı, doğru-yanlış değerler tartışması değildir.
Konu, bu değerlerin, davranış tarzlarının nasıl öğretildiğidir. Yani, ne öğretileceği değil, nasıl öğretileceği…
Anne ve babanın, çocuğun beğenilmeyen, hoş görülmeyen davranışlarına nasıl tepki gösterdikleri,
onu nasıl değiştirmeye yöneldikleri veya ona istenilen, beğenilen davranışları nasıl öğrettikleridir...

***

Kitabın ele aldığı konu üzerinde görüşlerimizi ifade ederken geldiğimiz bu noktada,

Konunun dahada açılımı için kitaptan yapacağımız alıntılarla devam etmemizde yarar var....

*tna


#15 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Kasım 2006 - 21:11

292
OLUMSUZ DAVRANIŞLARA ENGEL OLMAK

HEP KABUL MU EDECEĞİM?

Şimdiye kadar hep kendimizi ve çocuğumuzu kabul etmekten söz ettik.

Sevginin temel taşının kabul duygusu olduğunu her ne kadar anlamışsak da, bu kendimizi veya çocuğumuzu sadece kabul edeceğiz, hiç eğitmeyeceğiz anlamına gelmez... Çocuğumuzun beğenmediğimiz davranışlarını değiştirmesine yardımcı olmak, yol göstermek, ona yeni davranışlar öğretmek en doğal ve beklenir görevimizdir.

Ancak, bu bölümdeki konumuz nelerin öğretilip, nelerin öğretilmemesi üzerindeki değer tartışması değildir. Her ailenin kendi inanç ve değerleri, önem verdiği davranış şekilleri ve eğitim görüşü vardır. Bunları da çocuklarına geçirmesi çok doğaldır.

Konumuz bu değer ve davranışların geçerli olup olmadığı, doğru-yanlış değerler tartışması değildir. Konu, bu değerlerin, davranış tarzlarının nasıl öğretildiğidir. Yani, ne öğretileceği değil, nasıl öğretileceği… Anne ve babanın, çocuğun beğenilmeyen, hoş görülmeyen davranışlarına nasıl tepki gösterdikleri, onu nasıl değiştirmeye yöneldikleri veya ona istenilen, beğenilen davranışları nasıl öğrettikleridir.

Daha önce de bahsettiğimiz gibi, çoğunluğumuz anne-babalığı kendi evlerinde gördükleri tarzdan öğrenir.
Genellikle gösterilen tepkiler, olumsuz davranışa olumsuz yaklaşımlardır:

• Neden kardeşine vuruyorsun bakiyim..?
• Seni kaka çocuk seni.
• Bir daha dokunursan ellerine cız yaparım.
• Allah canını alsın.
• Bir daha böyle yaparsan seni sevmem. Git benim çocuğum değilsin.
• Madem ders yapmıyorsun, bu akşam TV yok.
• Şimdi bir tane vurayım da gör (vurur).
• Ben sana öyle yapma demedim mi? Kaç kere söyleyeceğim.


Genellikle anne-baba yukarıda örneklenen davranışların gerekçelerini şöyle izah eder:
Ben öyle yapmamaya kararlıydım, ama laf dinlemiyor... Başka nasıl durdurabilirim ki?
Yapma oğlum diyorum, yine yapıyor... Ancak ceza verdiğim zaman yapmıyor.
Böylece kısa sürede etkili oluyorum.
Güzellikle anlatmak istiyorum, dinlemiyor. Başka nasıl disiplin sağlayabilirim ki?

Doğru, cezayla, tehditle, dayakla, kızıp bağırarak olumsuz davranışa kısa sürede ve o an engel olunabilir.
Çocuk korkar, siner, istenmeyen davranışı o an yapmaz, biz de kısa sürede amacımıza erişmiş oluruz, ama o anlık...
Ardından genellikle aşağıdaki sonuçlar ve yakınmalar ortaya çıkıverir…

_ Ne yapsam fayda etmedi..
Cezaya verdim, dövdüm, bağırdım, tehdit ettim, yine yapıyor, yine yapıyor, yine yapıyor...

_ Bir türlü derse oturtamıyorum.
TV seyretmesine engel oldum, öğretmenine söyledim, harçlığını kestim, hiçbir şey fayda etmedi..

_ Bahçeye inersen ellerini kırarım, dedim. Ben varken inmiyor, ama evde olmadığım gün hemen bahçeye...

Birçok kişi disiplini ceza ile eş anlamda kullanır. Disiplin sanki çocuğa büyüğün istediğini yaptırtmaktır.

_ Ben otur demeden derse oturmuyor.
Onu derse oturtmak için sürekli ikaz etmek gerek. Başında durmazsam yapmıyor.


Bu tür yaklaşımlarda çocuğun kural ve davranışlara uyması diğer bir büyük (aile ferdi) tarafından çeşitli uyarmalar, ödül ve cezalarla kontrol edilir. Böylelikle uygulamada disiplini uygulayan aile ferdi evde sürekli kontrol eden bir kişi (polis) rolüne girer.

_ Gözün üstünde olmalı. Hele kız çocuğunu gözden kaçırırsan sonra kulağını çekersin.
Ne yaptığını, nereye gittiğini bilmem lazım.

_ Ben evde olmayınca saat 12’lerde yatıyor...

Anne-baba sürekli tetikte, sürekli kontrol durumunda, aleste beklemektedir.

_ Eve gelir gelmez elini yüzünü yıkayıp derse oturmasını istiyorum.
Ben olmazsam yapmıyor. Ondan mecburen işimi bırakıp Emre’nin eve geldiği saatte evde olmaya çalışıyorum.

_ Peşinden koşmazsam banyo yapmak istemiyor. Bu nedenle sürekli kavgalarımız var.


Bu tür disiplinde, çocuğu kontrol için genellikle ödül ve ceza sistemine başvurulur.

_ Bir gün kendi kendine eşyalarını topladığını görmedim. En nihayet harçlığını kesiyorum…

_ Kırık not getirirsen hafta sonu evden çıkmak yok.

Disiplin ve otorite çocuk üzerine sanki (anne-baba, aile büyüğü, abla, abi) gibi

yalnız bir büyük tarafından zorlanması gereken bir kuvvettir.

*tna


#16 sardunyam

sardunyam

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 14.892 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Kasım 2006 - 21:25

kişisel görüşümün bir kısmını belirtmek için yazmıştım o yazıyı sayın gecekuşu... ve o yazı bir yazara ait değil kitapta alıntıladığım yeri ayrıca belirttim yazının sorumluluğu bana ait çünkü benim yazım... Mustafa Kemal'in sözünden sonraki bölüm yani...

bu arada çocuk yetiştirmenin, yetiştirirken yapılması gerekenlerin ve yapılmaması gerekenlerin içerisine bir not iliştirmiş olduğumu düşünmenizi isterdim. yoksa başka bir iddiam yok sayın gecekuşu... ben profesyonel bir uzman değilim bir anneyim kendimi eğitmeye çalışıyorum ki bana emanet edilen iki evladıma iyi örnek olayım...

orada geçen sanat kelimesinde anlatmak istediğim "çocuk yetiştirmek bir sanattır" sözüne gönderme yapmak içindi. çünkü eğer öyleyse çocuk yetiştiren herkes sanatçı mıdır? demek gerekir... bence değil... çocuk yetiştirme sözüde eksik kalıyor bence insan ancak kendini yetiştirebilir, yetişen çocuğa örnek olabilir...

selamlar

Sen ışığı takip et, gölge peşinden gelecektir!

 

 


#17 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Kasım 2006 - 21:32

312
OLUMSUZ DAVRANIŞLARA ENGEL OLMAK

Doğru davranışları ÖDÜLLENDİRME

Ödül, bir davranışın yapılması için verilen haz, keyif verici bir maddi olanak…(para, nediye, yiyecek, çiklet, çikolata gibi)

veya bir haktır…(gezmeye götürmek, TV, video seyretmek, arkadaşıyla oynaması, bahçeye inmek, gibi).

Çocuğun istenen, beklenen davranışı yapması için genellikle önceden söz verilir. Çocuk davranışı yapar ve ödülünü hak eder.

Ancak, ödül zamanla çocukta bağımlılık yaratır.

Çocuk ödülü almak için istenilen davranışta bulunur, gerçekten davranışı yapması gerektiğine inandığı için değil.

Bugün dersimi çalışırsam bana istediğim oyuncağı alacaksın değil mi?

Sürekli ödül almaya alışık çocuk maddiyatçı olur, her yaptığı davranışa bir karşılık bekler:

Bugün ıspanak yersem tatlı var mı?
Bugün Aslı ile kavga etmezsem bana ne alacaksın?

Zamanla ödül çekiciliğini ve etkisini kaybettiğinden, anne-baba onu değiştirmek, daha etkili bir ödül bulmak zorundadırlar.

Ödül, küçük çocuklarda iyi davranış alışkanlıkları geliştirmek için ve ölçülü olarak kullanılmalıdır.

Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, ödülle beraber anne-babanın davranışı açık bir dille takdir etmesi ne kadar beğendiğini belirtmesi, anne-babanın sevincini dile getirmesi ve dolayısıyla beklenen ve yapılan olumlu davranışı teşvik etmesidir.

_ Bugün ben söylemeden derse oturup çalıştığına çok sevindim.

O çok beğendiğin kalem kutusunu alacağım. Bundan sonra hep ben söylemeden derse oturacağına güveniyorum.


Çocuk eğitiminde takdir ve teşvik ödülden daha önemlidir.

Zira zamanla ödülün etkisi kaybolur, ancak çocuk annesinin takdirini duymak için o davranışı tekrarlar. Dolayısıyla ödül başlangıçta ve ölçülü olarak kullanılmalı, davranışın devamında artık yerini takdir, olumlu duygular ve teşvike bırakmalıdır.

Siz de çocukluğunuzda (veya son zamanlarda) size söylenmiş bir takdir sözünü hatırlıyor musunuz?
- Hangi davranışınızdı? …Kim takdir etti?
- Neler hissettiniz?...Sizi takdir eden kişiye karşı neler duydunuz?
- Takdir edilen davranışı tekrar etmek istediniz mi?

Genellikle yanıtlar, takdirin ne güçlü bir davranış tekrarlatıcı etken olduğunu, gösterir…

_ Bugün ne güzelsin diye karşılanan kaçımız, o gün giydiklerini bir daha giymek istemez…
Veya saçını o gün taradığı gibi taramaz?

_ Akşam sofrada Yemek çok güzel olmuş sözleri kaçımızın yorgunluğunu almaz?
Daha güzel yemekler yapmaya teşvik etmez?

_ Bu işi çok iyi başarmışsın, seninle gururlanıyorum sözleri hangimizi yüreklendirmez;
daha iyi çalışmaya sevketmez?

_ Bir takdir dolu bakış, bir gülümseme bile bazen bütün bir günü mutlu kılmaya yeterlidir, değil mi?


Evet, aslında takdir, anne-babanın çocuğuna verebileceği en büyük ödüldür.

Ancak takdirin yeri mutlaka ödülün yanındadır.

Takdirsiz bir ödül, bazen çocuk için anlamsız olur,

çocuk hangi olumlu davranışı için ödüllendirildiğini bilemez ve dolayısıyla ödül de eğitsel etkisini kaybeder.


Bu nedenle, ödülü verirken hangi davranışı için çocuğun bu ödülü hak ettiğini açık bir dille belirtmek

ve davranışını takdir etmek çok önemlidir.



*tna



#18 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 15 Kasım 2006 - 01:16

330
OLUMSUZ DAVRANIŞLARA ENGEL OLMAK

Olumsuz davranışlara CEZA Vermek

Ceza, bir davranışın tekrar edilmemesi için uygulanan üzüntü, acı verici bir yöntem…
(dayak, cezaya verme, odaya kapatma, mahrum etme)

Veya çocuktan alınan bir haktır… (harçlığını kesme, arkadaşlarıyla görüşmesine engel olma gibi).

Ceza, çocuk istenmeyen davranışta bulunduğu zaman uygulanır veya uygulanacağı tehdidinde bulunulur.

Karnende kırık not olursa eve gelme.
Bir daha öğretmenden şikayet duyarsam harçlığını keseceğim.

Ceza, çocukta korku yaratır.

Çocuk davranışı (yapmaması gerektiğini anladığından) yapmak istemediğinden değil de cezadan korktuğu için yapmaz.

Bir daha ellersen, bu sefer kötü döveceğim.

Ancak, ceza da ödül gibi zamanla etkisini kaybeder. Çocuk cezaya alışır, istenmeyen davranışı devam eder.

Geçen yıl ders çalışmayınca TV seyretmesine engel oluyordum. Bu yıl TV ilgisi bitti.
Kompütere merak saldı. Ona da engel olamam ya. Bu sefer kompüter için ders çalışmıyor.

Çocuk cezadan kaçabilmek için yalan söyler:


Kötü not alınca arkadaşlarıyla hafta sonu buluşmasına engel oluyoruz.
Bu sefer kursa gideceğine arkadaşlarıyla buluştuğunu öğrendik. Ne yapacağımızı şaşırdık...

Ödül gibi, ceza ile yönetilen disiplinde de, anne-baba cezayı sürekli değiştirmek, yenilemek zorundadır.

Harçlığını kesiyorum. Bu sefer gidip anneannesinden para istiyormuş...
Ne ceza vereceğimi şaşırdım?
Eskiden bir güzel döverdim. Şimdi büyüdü. Bu yaşta oğlana nasıl vurayım?

Peki, ceza vermezsek ne yapabiliriz? Çocuğu istediğimiz davranışa nasıl yönlendirebiliriz, diyeceksiniz.

Gelin, önce yine kendimize dönük bir hatırlama alıştırması yapalım:

Çocukluğunuzda yapmış olduğunuz bir davranıştan dolayı cezalandırıldığınız bir olayı hatırlıyor musun?.

_ Kim, nasıl cezalandırdı? ... ( Neler hissettiniz? )

_ Sizi cezalandıran kişiye karşı neler duydunuz?...( Cezalandırılan davranışı tekrar etmek istediniz mi, veya ne yaptınız? )


Annelerle bu konuda yaptığımız söyleşilerden alınan bazı yanıtlar şöyle olmuştur:

( " O kadar kızmıştım ki, hatırlıyorum, tekrar yapacağım, muhakkak yapacağım,
veya onları çok kızdıracak başka bir şey yapmam lazım diye planlar kuruyordum.")

( " Kardeşimle oynamadığım için annem beni çok kötü cezalandırdı, iki gün bahçeye inmeme engel oldu.
O kadar içerlemiştim ki, gidip annemin en sevdiği kolyesini sakladım. Uzun süre aradı. Kaybettiğini sanıyordu...")

( " Haklılar diye düşünüyordum o zamanlar.
Ben kötü bir kızım, cezalandırılmayı hakettim. Hiçbir şeye hakkım yok, ölsem daha iyi.")


Ceza ile yönetilen disiplin şekillerinde genellikle çocuk tarafından hissedilen, yaşanan duygular

kızgınlık, nefret, intikam, karşı koyma, suçluluk, güvensizlik, kendine acıma gibi olumsuz duygulardır.


Ceza ile yürütülen eğitim zamanla işlevini kaybeder, zira çocuk yaptığına pişman olacağına ve suçunu telafi etmesini öğreneceğine, intikam hayallerine yönelir. Çocuğun düşündüğü odak konu artık işlenen suç veya olumsuz davranışın neticeleri değil, cezanın getirdiği duygulardır. Dolayısı ile, ceza vererek çocuğun kendi olumsuz davranışıyla yüzleşmesine, davranışının neticelerini düşünmesine engel olmaktayız.



Sevgi ve ilgi ile yürütülen bir anne-çocuk ilişkisinde cezanın yeri yoktur,

ancak çocuk olumsuz davranışının sonuçlarını yaşar.


Örneğin, bir çok ikaza rağmen duvara çizmeye, boya sürmeye devam eden çocuğa boyaları silmesi gösterilir ve istenir.

Silmezse boyaları bir süre elinden alınabilir.

Veya ikazlara rağmen dersini yapmayan çocuğun kötü not alıp olumsuz sonuç ve duygularını yaşamasına bir kere müsaade edilir.

Ancak, buraya varmadan evvel, yapılacak farklı yaklaşımlar vardır.

Bu yaklaşımları toplu olarak ele almadan önce, bu konuda yaratıcı fikir ve düşünceleri ele alalım:

1) Çocuğunuz bütün ikazlarınıza rağmen oyuncaklarını sürekli oturma odasına getirerek oynuyor, sonra da orada unutuyor. Siz de odayı sürekli toplamak zorunda kalıyorsunuz. Bu olay pek tabii günde 5-6 kere tekrarlanınca iyice kızmaya başladınız. Aklınıza ilk gelen şey oyuncakları ortadan kaldırmak.

_ ( Ama ondan önce neler yapabilirsiniz? ) …....

_ Oturma odası daha büyük ve aydınlık olduğu için çocuğun orada oynamak istediğini anladım.
Ona bir köşede bir kilim hazırladım. Oyuncaklarını kilimin üzerine koyuyoruz, orada oynuyor.
Misafirim geleceği zaman da kilimi olduğu gibi toparlayıp odasına götürüyorum. O şekilde anlaştık…

_ Öğlen uykusuna kadar oturma odasında oynamasına müsaade ediyorum.
Uykuya yatmadan önce büyük bir sepete oyuncakları topluyoruz. Odasına götürüyoruz.
Öğleden sonra zaten çıktığımız için sorun olmuyor…

_ Yemek masasının üzerine uzun bir örtü serdim, altında evcilik oynuyor, ben de oyuncakları görmüyorum…

***

2) Kızınız ise sormadan dolabınızdan kazaklarını alıp giyiyor, sonra da ya aradığınız zaman bulamıyorsunuz veya bulduğunuzda lekeli, kirlenmiş oluyor. Bu durum pek tabii sizi çok kızdırıyor. Kaç kere ikaz ettiğiniz halde yine tekrarladı.

_ ( Cezadan evvel ne yapardınız? ) … ...

_ Kızımın dolabına çok görülür bir şekilde renkli kalemlerle lütfen kazaklarımı temiz kullan
ve bitirince yerine koy diye bir kağıt astım. Çok hoşuna gitti. O zamandan beri dikkat ediyor.

_ Başa çıkamayınca, ben de onun kazaklarını kullanmaya başladım. Böylece benim de giysi çeşidim arttı.
Yalnız temiz kullanmak konusunda karşılıklı anlaşmaya vardık.


***

Aslında insan biraz düşünür ve bir hal çaresi bulmaya gerçekten zaman ayırırsa

beklenilmedik, yaratıcı ve güzel yöntemler çıkabiliyor...

Bütün bu yanıtlarda iyi niyet ve önceden tedbir var, değil mi?

Keşke bütün sorunlarımıza önceden tedbir alarak ve planlayarak engel olabilseydik...

***

Ancak bütün iyi niyetimize rağmen, soruna engel olabilecek ne vaktimiz, ne de enerjimiz kalmadığı zamanlar

ceza yerine kullanılabilecek birkaç yöntemi incelediğimiz kitabın ilgili bölümlerinden aktararak ele alacağız…

Bunları,
1-çocuk davranışı yapmadan evvel,
2-sorun olan davranış sırasında
3-ve sorun olan davranıştan sonra
olmak üzere üç bölümde inceleyeceğiz.


*tna


#19 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 15 Kasım 2006 - 01:59

kişisel görüşümün bir kısmını belirtmek için yazmıştım o yazıyı sayın gecekuşu...

(...) yapılmaması gerekenlerin içerisine bir not iliştirmiş olduğumu düşünmenizi isterdim.



Değerli 'sardunyam'... Yazdıklarının hiç birine itirazım yok...

Ve bu belirttiğin çerçevede algılayarak ifadelerini destekler mahiyette farklı bir açıdan ele alarak görüşlerimi yazdım...

" Bir not iliştirmiş olduğumu düşünmenizi isterdim " diyorsun...Zaten bende farklı bir şey düşünmedim ki...

"sayın gecekuşu." diye bir hitap kullanıyorsun...Bence çok resmi ve soğuk duruyor...

Gerçekten siz kadınları anlamak oldukca zor...

Neden bu kadar çabuk kırılgan davranıp ve ifadelerimizde bir eleştiri olduğunu kabul ediyorsunuz...

Şimdi bu yazdıklarıma da senden zehir zemberek bir yanıt geleceğinden korkmuyor değilim hani..

Neyse daha fazla uzatıp, daha da hata yapabilme ihtimalini yaratmamalıyım...

Çünkü;artık nerede ve neye kırılacağını algılayamaz oldum...


Konuyu değiştirmeyede çalışırsak...

Yapmış olduğun ve bundan sonra yapacağın katkılarının,
bir annenin gözü ve tecrübeleriyle bakış açımızı dahada açacağını biliyorum...
O nedenle sana sonsuz teşekkürlerimi sunuyor...
Seninle birlikte diğer bayan forumdaşlarımızın katkılarının devamını diliyorum...

Ben çok resmi olacağını düşündüğüm için sana sayın demiyeceğim...

Sevgiler selamlar değerli arkadaşım...

*tna


#20 sardunyam

sardunyam

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye
  • 14.892 İleti

Gönderi Tarihi: 15 Kasım 2006 - 08:43

zehir zemberek bir şey yazmam artık ne sana ne de bilimselciye... yazılarım soğuk gelebilir bu da benim artık kırılmamak için aldığım bir önlem diyebilirsiniz. biz kadınları anlayamazsınız anlayamayacaksınız sizin atladığınız bir çok nokta bizim gözümüze ilişiyor bu noktaları ifade etmeyip kendinizin görmenizi istemekte bizim hatamız çünkü erkekler ayrıntıları önemsemezler. oysa pek çok sebeb ayrıntılarda gizlidir. :)

konuya dönersek kadın gözü ile ve de bir kız ve bir erkek evladın annesi olarak kendi tecrübelerim ve gözlemlerim ile fikirlerimi ilave ederim.

son konuda cezayı işlemişsiniz, ceza ve ödül her ikiside yapılacağını söylediğimizde yapmamız gereken şeyler. eğer ceza vermeyeceksek çocuğu ceza ile korkutmamalıyız bunu bir kaç kez tekrarlarsak çocuk bu ceza lafının sadece tehdid olduğunu çabuk anlar ve artık söylediklerinizin bir anlamı kalmaz... aynı şekilde ödülde çok önemli ve söz verildiğinde mutlaka yapılmalı. .......... dediğimi yaparsan sana ......... alacağım. dedikten sonra çocuk dediğinizi yaptığı halde siz tamam söz falanca tarihte alacağım derseniz çocuğun bütün hevesi kırılacaktır ve artık sizin sözlerinize güvenmeyecektir. ve zamanla oda sözler veren ama yerine getirmeyen bir birey haline gelecektir. çünkü ebeveyni böyle yapmaktadır. ebevenyler yalan söylüyorsa ve çocuk bunu anladıysa siz o çocuğa yalanın çok kötü birşey olduğunu anlatamazsınız... ve "söz" tutulmak için verilir ve siz çocuğunuzun dürüst bir kişilik olmasını istiyorsanız sözlerinizi tutmalısınız ve yalan söylememelisiniz...

bu konuda da böyle düşünmekteyim. bir şeyler ekleyebilir katılmadığınız noktaları eleştirebilirsiniz... (ama nedense size karşı bir önyargı geliştirdim, bilimselci ve sen ne yazsam eleştirecek gibisiniz, belki yanlış düşünüyorum ama sizde bir düşünün bakalım neden böyle davranmaya başladım. acaba siz nasıl sebeb oldunuz (!))

selamlar

Sen ışığı takip et, gölge peşinden gelecektir!

 

 


#21 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Kasım 2006 - 13:21

330

Ancak bütün iyi niyetimize rağmen, soruna engel olabilecek ne vaktimiz, ne de enerjimiz kalmadığı zamanlar

ceza yerine kullanılabilecek birkaç yöntemi incelediğimiz kitabın ilgili bölümlerinden aktararak ele alacağız…

Bunları,
1-çocuk davranışı yapmadan evvel,
2-sorun olan davranış sırasında
3-ve sorun olan davranıştan sonra
olmak üzere üç bölümde inceleyeceğiz.


OLUMSUZ DAVRANIŞLARA CEZASIZ NASIL ENGEL OLABİLİRİZ?


A- ÇOCUK DAVRANIŞI YAPMADAN EVVEL:

1) Önleyici açıklama: Beklentilerinizi önceden konuşarak davranıştan önce açıklayın:
Sorun sırasında verilmek istenen eğitim genelikle etkili olmaz.

Örneğin;
(Sana sokakta bir şey isteme demedim mi?) diyerek;
OLAY SIRASINDA KIZACAĞINIZA,
ÖNCEDEN ÖNLEM ALIN.
• ( Sokağa çıktığımızda bir şeyin alınması için ağladığın zaman çok sinirleniyorum. O zaman seninle çıkmak artık keyif olmuyor. Sokakta benden bir şey isteme, anlaştık mı?)

• Salonun her zaman temiz olmasını istiyorum. Oyuncaklarını oraya getirdiğin zaman çok dağınık oluyor, misafir geldiğinde de mahcup oluyorum. Nasıl yapsak dersin?
• Kazaklarımın temiz olması benim için çok önemli. Bir de aradığım zaman dolabımda bulmalıyım. Bu konuya dikkat edersen arada bir alabilirsin.

2) Çevreyi değiştirme: Çocuğa kızmamak için önceden tedbir alın:


Sorun yokken veya sorun çıkmadan önce önlem alıp beklentilerin açıklanması soruna engel olur.
Örneğin; Çocuk akşamları zor yemek yiyorsa (o saatte yorgun olabilir) yemek yemiyor diye kızacağınıza, yemek saatini daha öne alabilir, veya çocuğa daha önce yemek verebilirsiniz. Akşam geç saatte sofrada düzgün yemek yemek küçük çocuklar için çok zordur.
( Çabuk tabağındakini bitir. ) diyerek; OLAY SIRASINDA KIZACAĞINIZA,
ÇEVREYİ DEĞİŞTİRİN,
Yemeği önce yememiz iyi oldu. İstersen sonra sofrada bizimle oturabilirsin.

Bazı sorunlara çevreyi değiştirerek çözüm bulabiliriz.
• Küçük kardeş büyüğü ders saatlerinde rahatsız ediyorsa, büyüğün ders yaptığı saatte küçüğe özel bir oyalayıcı bulmak (komşuya küçükle gitmek, alışverişi küçükle birlikte o saate bırakmak, o saatte verilmek üzere küçüğe özel boya, kağıt, yuvarlak uçlu makas vermek, küçüğü mutfakta anneye yardıma çağırıp eğlenmesi için bir iki kapta mercimek, kuru fasulye vermek, gibi).
• Çocuğun özellikle yiyemediği bir yemek (örneğin ıspanak) varsa, bir müddet o yemek için zorlamamak, veya değişik bir şekilde sunmak (ıspanak böreği, ıspanak dolması gibi).
• Annenin dağınıklığı görüp de sinirlenmemesi için oturma odasında bir oyun köşesi hazırlaması (bir evvelki oyuncak örneği için).
• Annenin kızının dolabına yazılı ikaz asması veya kazakları beraberce kullanmaları (bir önceki kazak sorununda)


3) Örnek olma: Anne-baba çocuğundan beklediği davranışlara önce kendi örnek olmalıdır.

• Ben sana küfür etme demedim mi, geri zekâlı, diyen anne herhalde pek inandırıcı olmaz.
• Niye kardeşine vuruyorsun? Gel bakalım buraya, uzat elini... deyip vuran baba da inandırıcı olmaz.

Dolayısıyla anne-baba çocuklarından bekledikleri davranışlara öncelikle kendileri örnek olmalıdırlar. Çocuklar öğrendiklerinin çok büyük bir kısmını taklit ederek öğrenirler. Örneğin, anne-baba düzenli olmaya önem veriyorsa, kendi evinde düzenli olmalı, dakikliğe önem veriyorsa, kendi dakik olmalı, sözünü tutmaya önem veriyorsa, kendi sözünü daima tutmalıdır.

4) Çocuğun iyi alışkanlıklar geliştirmesine yardımcı olmak:

Çocuklar kendilerinden beklenen davranışların neler olduğunu ve nasıl yapılacağını büyük çoğunlukla bilemezler. Odanı topla dediğimiz çocuk, küçük yaşta nasıl toplayacağını bilemez.

• Odan çok dağılmış, gel beraber toplayalım, bak kitapları şu rafa kaldıralım, arabalarını da şu tarafa yerleştirelim, şu köşe de kutulu oyunların yeri olsun, diyerek bir iki kere beraber yapmasına yardımcı olmak çocuğa neyi nasıl yapacağını gösterir ve çocukta bir alışkanlık başlangıcı olur.
• Ders alışkanlığı: Çocuk okuldan gelince, Gel, elimizi, yüzümüzü yıkayalım, sana kahvaltını hazırladım, sonra derse oturursun diyerek yol gösteren anne; çocuk ders yaparken gerekiyorsa kısa bir müddet için (burada kısa bir müddet çok önemlidir, yoksa çocukta sürekli anne yanındayken ders yapma alışkanlığı gelişir) dersi nasıl yapacağını göstermek.
• Üst baş alışkanlığı: Gel gömleğini pantolonunun içine sokalım, burnunu da silelim, ne güzel çocuk oldun şimdi...
• Temizlik alışkanlığı: Yemeğe oturmadan eller yıkanmalı.. Gel beraber elimizi yıkayalım. Ellerimiz ne güzel oldu değil mi?

Ve bütün bunlarda en önemli unsur, TAKDİR, TAKDİR, TAKDİR.

Beğendiğiniz her güzel, olumlu davranışı takdir etmek, onun tekrar edilmesi için vazgeçilmez bir etkendir. Bugün ben hatırlatmadan elini yüzünü yıkayıp derse oturdun. Öyle memnun oldum ki. Artık büyük çocuk olduğunu anladım. Bu sefer kazağımı çok temiz kullanmışsın, hem de yerine koydun. Çok hoşuma gitti. Odanı çok güzel toplamışsın, neredeyse tanıyamayacaktım.
Bu yöntemler çocuğa kızmamak, cezalandırmamak için önceden alınabilecek tedbirler, önlemlerdir.

Eğitimin inandırıcı olması için önce kendimiz uygulamalıyız. Çocuklar öğrendiklerinin büyük bir kısmını taklitle öğrenirler

_“Bana bu şekilde konuşma demedim mi ukala! Kendini ne zannediyorsun?”
_(Ama siz de bana öyle konuşuyorsunuz?..)
_(“Sana kaç kere kardeşine vurma dedim.”)
_(Ama sen de bana vuruyorsun.)

*tna


#22 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Kasım 2006 - 13:38


OLUMSUZ DAVRANIŞLARA CEZASIZ NASIL ENGEL OLABİLİRİZ?



B- SORUN OLAN DAVRANIŞ SIRASINDA:

5) Olumsuz davranışın nedenini düşünmek: Çocuk olumsuz davranıyorsa yaramazlıktan başka nedenleri de olabilir.

• Yemek yemiyorsa, nedenini düşünmek; belki çok yorgun, uykusuz veya bir hastalık başlangıcı olabilir, çocuğun iştahı kesilmiştir. Veya bir derdi var; anneye kızgın, mahsus yapıyor. O anda davranışı zorla yaptıracağınıza (zorla yemek yedirmek) nedenlerini düşünüp çocukla konuşmak Bugün pek iştahın yok sanki. Bir derdin mi var? Bana mı kızdın?

• Sürekli kardeşinin odasında oynuyor, onun eşyalarını alıyorsa nedeni kıskançlık olabilir. Çocuğa bu durumda ceza vermek veya kızmak olayı daha sorun haline getirir. Böyle bir durumda, çocuğa özel ilgi ve şefkat göstermek, sorunu mümkünse konuşmak, Belki de kardeşini daha çok sevdiğimi zannediyorsun, onu kıskanıyorsun şeklinde duygularını kabul etmek, çocuğu rahatlatabilir.

• Gece sürekli anne-babanın yatağına gelen çocuğun sorununun nedeni korkudan başka nedenlere dayanabilir; çocuk anneyi fazla görmüyorsa yakınlık, beraberlik sağlamak istiyordur; odasında yalnız yatmaktan hoşlanmıyorsa yanına sevdiği bir oyuncağını vermek, annenin beraber yatmaktan rahatsız olduğunu, uyuyamadığını açık bir dille anlatmak, ancak gündüz saatlerinde çocuğun özlediği beraberliği sağlamak (beraber kitap okumak, bir yere gezmeye gitmek, konuşmak) genellikle yardımcı olur.

Aslında çocuklar laf olsun diye olumsuz davranmazlar. İyice bakıldığı zaman bunun arkasında giderilmemiş bir ihtiyaç vardır. Onun nedenini düşünerek çocuğa yardımcı olmak, hem sorunu daha etkili bir şekilde halletmeye, hem de anne-çocuk ilişkisini zedelemeden güzel bir düzeyde korumaya yardımcı olur. Bu gibi durumlarda, çocuğa kızmak, bağırmak, cezalandırmak sorunu halledeceğine, onu daha büyük ve önemli hale getirir.

Örneğin anneye içerlediği için yemek yemeyen çocuğa kızıp bağırmak, anneye daha çok içerlemesine neden olur. Kardeşinin eşyalarını alan çocuğa kızmak, cezalandırmak, onun daha fazla itilmesine, kardeşini kıskanmasına neden olur. Aynı şekilde, anneyle yakınlık sağlamak için odaya gelen çocuğa engel olmak için kapıyı kilitlemek, darılmak çocuğun gereksinimini daha büyük, daha önemli kılar.

Ancak, burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta, anne-babanın nedenleri düşünürken çocuğa danışması, onunla fikir birliğine varmasıdır. Çünkü daha evvel de söylediğimiz gibi, çocuklar bizden farklı yapı ve düşüncede olabilirler ve anne/babanın neden sandığı nedenler çocuk için geçerli ve gerçek olmayabilir. Örnek: Gece yatağa gitmek istemeyen çocuğun karanlıktan korktuğunu zanneden anne/baba aslında çocuğun ilgi beklediğini gözden kaçırabilir.

6) Alternatif sunmak: Olumsuz davranışın yerine yapabileceği olumlu bir davranışı göstermek, yani sadece yapma dememek ama onun yerine neyi yapmasını beklediğinizi açıklamak veya seçim yapmasına yol göstermek:

• Giysi dolaplarını karıştırıyorsa, oynayabileceği, giyerek eğleneceği birkaç eski eşya vermek;
• Süpermarkette her şeye elliyorsa, satın almak istediğiniz eşyaları, yiyecekleri ona gösterip, onun sepete koymasına müsaade etmek;
• Ağabeyinin, ablasının defter ve kalemlerine elliyorsa, ona da bir defter, kalem vermek;
• Ne yapacağını bilememekten, veya can sıkıntısından sürekli aile bireyini rahatsız ediyorsa, yapma diyeceğine, yapabileceği birkaç seçenek göstermek, örneğin; bir oyun hamuru(1) yapıp oynaması için vermek, o saatler için saklanılan özel oyunlardan birini vermek, aile bireyine yardımcı olmasına müsaade etmek (5 yaşından itibaren çocuklar masa kurmak, halıyı ufak gırgır süpürgesiyle süpürmek, çiçekleri sulamak, karşıdan karşıya geçmek sorunu yoksa ve bakkal yakınsa, alışveriş etmek gibi küçük görevleri zevkle yerine getirirler)
• Oyuncaklarını salona getiriyorsa, salonda anneyle beraberken oynayabileceği bir köşe göstermek.

7) Anne-Babanın duygularını belirtmesi: Olumsuz davranıştan dolayı annenin duyduğu olumsuz duyguları ve olumsuz etkiyi belirtmesi (bu, kızmak, beddua etmek, bağırmak, küfür etmek anlamına gelmez). Duygularını ifade etmek kişiyi rahatlatır, sakinleştirir ve aynı zamanda kızgınlığını biriktirmesine engel olur. Ayrıca, çocuk olumsuz davranışının karşı taraf üzerinde bıraktığı olumsuz etkiyi anlamış olur.

• Oyuncaklarını salonun ortasında bıraktığın zaman sürekli toplamam gerekiyor ve yoruluyorum (etki) ve hele ben topladıktan sonra tekrar getirirsen, bu sefer de kızıyorum artık (duygu). Buna bir çare bulmalıyız.
• Kazaklarımı giymek istediğim zaman yerinde bulamayınca çok sinirleniyorum (duygu), üstelik senin dolabında bulup da kitli olduklarını görünce felaket kızıyorum (duygu) ve istediğim kazağı da o gün giyemiyorum (etki). Bayağı içerliyorum bu olaya...
• Ben evde yokken dersini yapmadığın zaman çok içerliyorum (duygu), bu hem benim sokağa çıkmama engel oluyor, hem de sana güvenim azalıyor (etkiler).

Bunlar sorun olan davranış sırasında yapılan yardımcı yaklaşımlardır.
Çocuğa yalnızca Yap diyerek iyi alışkanlıklar yerleşmez.

(Ne pis çocuksun! Çabuk git elini yüzünü yıka öyle gel!) diyerek; SUÇLAYACAĞINIZA,
(Yemekten önce ellerin temiz olması lazım.) diyerek; YOL GÖSTERİN,

İyi alışkanlıkların yerleşmesi için çocuğa yol gösterip yardımcı olmak gerekir.
Yalnızca yapma demek soruna engel olmaz, hatta büyütür.
Yapma yerine, çocuğa yapabileceği bir alternatif sunmak soruna engel olabilir.

(Beni rahat bırak! İşim var görmüyor musun?) diyerek; KIZACACINIZA,
(Ben yemeği hazırlarken sen de bunlarla yemek yap, olur mu?) diyerek; ALTERNATİF VERİN,

Karşı tarafı suçlayarak sarfedilen sözler dinlenmez, savunuculuk ve kırgınlık yaratır.

BÖYLE SÖYLEYECEĞİNİZE, (Yeter artık! Kes şunun sesini demedim mi?)
BÖYLE SÖYLEYİN. Sesi bu kadar açtığın zaman gazetemi okuyamıyorum ve sinirleniyorum.

Karşı tarafı kırmadan, suçlamadan açıklanan kişisel duygular daha çok duyulur daha etkilidir.


*tna

#23 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 17 Kasım 2006 - 13:50

406


OLUMSUZ DAVRANIŞLARA CEZASIZ NASIL ENGEL OLABİLİRİZ?



C- SORUN OLAN DAVRANIŞTAN SONRA:

8) Etkileri göstererek pişmanlık duyurma:

Çocuk olumsuz davranışının sonucunda ortaya çıkan zararın ne olduğunu görmeye başlamalıdır. Bu şekilde çocuk, çevresi ve diğer kişiler hakkında yavaş yavaş bilinçlenir, sebep-sonuç (yani bu davranış böyle bir sonuç doğurur, gibi) ilişkisini kurar ve davranışının başkalarında yaratabileceği etkileri ve tepkileri öğrenir. Başkasının üzüntüsüne, rahatsızlığına ve acısına sebep olduğu düşüncesi, çocuğu yaptığı davranıştan ötürü kendini suçlu hissetmeye ve pişmanlık duymaya yöneltir. Böylelikle çocuk iç-denetim (vicdan) geliştirmeye başlar.

_ Bütün ikazlarıma rağmen yine kazaklarımı giyip kirletmişsin. Bugün tam sokağa çıkacakken mavi kazağımı giymek istedim, baktım ki sende ve kirli. O sırada acele giyinmekte güçlük çektim ve sonunda gideceğim yere de geç kaldım. Bu durumda hem çok sinirleniyorum, gittiğim yere de asabi gidiyorum, hem de sana kızıyorum ve güvenim azalıyor.

_ Anlaşmamıza rağmen oyuncaklarını yine salonun ortasına getirmişsin.
Bunları bu saatte toplamak beni çok yoruyor ve belim ağrıyor. Ayrıca da misafir neredeyse gelecek diye telaşlanıyorum ve sinirleniyorum. Anlaşmamızı bozduğun için de sana güvenemiyorum artık...

9) Çocuğun olumsuz davranışının sonuçlarını yaşamasına müsaade etme:

Bütün yaklaşım ve ikazlara rağmen, çocuk olumsuz davranışta ısrar ederse, davranışının sonuçlarını artık yaşamalıdır. Ancak bu, suçla aynı anlamda ve eşit ağırlıkta olmalıdır.


Örneğin; Bütün ikazlara rağmen salonda top oynamaya devam eden çocuğun elinden topu bir süre için alınır. Veya annesinin kazaklarını sürekli giyip kirleten genç kıza artık kazakları giymesi yasaklanır veya kazağı kendi yıkaması veya temizleyiciye kendi götürüp, kendi alması ve temizleyici bedelini haftalığından karşılaması gibi zararı telafi edici bir yöntem uygulanır.

Şöyle ki, uygulanan yöntem, suçu, olumsuz davranışı hatırlatmalıdır.
Çocuk, olumsuz davranışının olumsuz sonucunu yaşarken davranışı üzerinde düşünebilmelidir.


Örneğin; ikazlara rağmen duvarı boyayan çocuğun duvarı silmesi, böylelikle annesine gereksiz yere iş çıkartmaması istenir. Çocuk duvarı silerken hem olumsuz davranışı üzerine düşünebilir, hem de davranışını düzeltmek için ona bir imkân tanınarak suçunu telafi etmesi, kendini affettirmesi ve ileride suçluluk duyguları duymaması sağlanır.

Sizlerde, evinizde olumsuz davranışlara ceza vermek yerine kullanabileceğiniz bir iki tedbir veya yöntem düşünüp. Çocuğunuzun sizi en çok sinirlendiren olumsuz iki davranışlarını ele alabilir.

1) Olumsuz davranış nedir… Neler olabilir?

Bu davranışlara, ceza ve bağırmaktan başka hangi yöntemle engel olabileceğinizi düşünüp önceden düşünsel araştırmaları yapabilirsiniz.

2) Hangi yöntemleri kullanabilirim?

Bu ön değerlendirmelerinizi pratikte uyguladığınızda “Çocuğunuzun tepkisinin nasıl olduğunu” gözlemleyerek ortaya çıkan yeni gelişmelere göre kendinizi ve onun olumlu yöndeki davranışları kazanmasını sağlayabilirsiniz…

*tna


#24 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 18 Kasım 2006 - 21:21

450


OLUMSUZ DAVRANIŞLARA CEZASIZ NASIL ENGEL OLABİLİRİZ?


İncelememizin tam bu noktasında "Önemli bir hatırlama": yapmamız gerekiyor


OLUMSUZ DAVRANIŞLARA CEZASIZ NASIL ENGEL OLABİLİRİZ?


A.) Çocuk davranışı yapmadan evvel:


1) Önleyici açıklamada bulunmak, beklentilerin açık dille önceden çocuğa söylenmesi;

2) Çevreyi değiştirmek, çevreyi çocuğa uygun hale getirmek

3) Örnek olmak, beklenen davranışlara anne-babanın örnek olması;

4) Çocuğun iyi alışkanlıklar geliştirmesine yardımcı olmak, yol göstermek ve yaptığı zaman takdir etmek.


B.) Sorun olan davranış sırasında:


5) Olumsuz davranışın nedenini düşünmek;

6) Yapıcı bir çözüm yolu, alternatif göstermek;.

7) Aile bireyinin duygularını ve olumsuz davranışın kendi üzerindeki etkilerini açıklaması


C.) Sorun olan davranıştan sonra:


8) Olumsuz davranışın etkilerini göstererek pişmanlık duyurmak;

9) Çocuğun olumsuz davranışının sonuçlarını yaşamasına müsaade etmek.


*tna


#25 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 18 Kasım 2006 - 21:40

NASIL BİR DİSİPLİN?

DİSİPLİN NEDİR?

( Evde katı bir disiplinin olması şart… Yoksa insanın tepesine çıkarlar...
Kesinlikle söz geçiremiyorum… Bir türlü disiplin kuramadım…
Ne kadar uğraşsam, akşam yatmaları kabus gibi...
Disiplin yoksa hiçbir şey yürümez... Hiç derse oturmuyor... )

Bu gibi tartışma, konuşma ve yakınmaları ne kadar sık duymuş ve yaşamışızdır...

Sahi, şu onca sözü edilen disiplin nedir?

Disiplinin sözlük anlamı: Bireylerin içinde yaşadıkları topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymalarını sağlamak amacıyla alınan önlemlerin tümü olarak geçer.


Bu açıklamayı ev ortamına uygulayalım;

Bireyler aile bireyleri,.. İçinde yaşadıkları topluluk ise aile ve evin kendisidir.
Alınan önlemlere gelince disiplin, o evin ve ailenin değer, düşünce ve davranışlarına uygun,
yapılması ve yapılmaması gereken davranışları içeren bir önlem sistemi, yani bir davranış düzenidir.

Örneğin;

Eve giriş çıkış saatlerinin bir düzene oturtulması,..
Yemek saatlerinin düzeni,..
Her gün diş fırçalama disiplini,
Yemek yeme şekli veya disiplini
Ders çalışma düzeni,..
TV seyretme,..
Herkesin kendi eşyasını toplaması,
Akşam yatma saatlerinin düzeni,.. gibi,
Ailenin günlük yaşamını düzenleyici bir sistem; veya, her bireyden, beklenen davranışları içeren bir düzen.


Demek ki, disiplin aslında düzendir… Düzenli bir yaşam sistemidir…

Disiplinli bir insan dediğimizde, yaşamını bilinçli bir şekilde ele almış, ne yaptığını bilen,
Günlük yaşamını bilinçli ve düzenli bir şekilde gerçekleştiren bir kimseden bahsederiz.

Disiplinli yaşam da, rasgele olmayan, bilinçli, düşünülmüş, sağlıklı ve düzenli yaşam demektir.

Bu anlam çerçevesinde, evde ve ailede disiplin,
aile bireylerinin günlük yaşamlarını bilinçli ve sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmelerini sağlayan bir düzen veya yaşam tarzıdır.

Her evin düzeni (disiplini) ve düzen (disiplin) anlayışı kendine aittir.
Kimi evin disiplin kuralları daha katı, kimininki ise daha esnektir.

Ancak önemli olan, hangi kuralların, ne tür bir disiplinin uygulandığı değil,
Bu kuralların nasıl uygulamaya konulduğudur.

Her zamanki gibi önemli olan “neyin yapıldığı değil, nasıl yapıldığıdır.”


*tna




Cevap ekle