Zıplanacak içerik
Admin

Türkiye'nin Mitolojik Öyküleriyle Ünlü Tarihi Yerleri

Önerilen İletiler

Türkiye'nin Mitolojik Öyküleriyle Ünlü Tarihi Yerleri

Tatil dendiğinde akla çoğu zaman deniz, kum, güneş üçlüsü gelse de günümüzde pek çok kişi tatillerini daha turistik ve tarihi yerler görerek geçirmeyi seçiyor.
 

1. Assos Antik Kenti, Çanakkale

 

assos1.jpg
 

Mitolojik hikayeleriyle ünlü yerli seyahat noktaları dendiğinde akla ilk gelen yerlerden bir tanesidir Çanakkale'nin Assos antik kenti. Behramkale'de bulunan Assos'ta yerleşim, antik çağlara kadar dayanıyor. Athena Tapınağı Assos'taki en ünlü tapınaklardan bir tanesini oluşturuyor. Ayrıca Behramkale köyünün daha aşağı taraflarında yer alan Assos Limanı yine ilk çağlardan beri günümüze ulaşan limanlardan bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Yunan mitolojisinde bilgelik, zeka, strateji tanrıçası olarak bilinen Athena'nın eski çağlarda Assos antik kentinden yaşadığına inanılır.

 

Assos kentinde ilk defa iskan edenlerin kim olduğu bilinmez ancak arkeolojik verilerden kentte Tunç Çağı'ndan beri kesintisiz iskan edildiği anlaşılmaktadır. Bölge, M.Ö. 7. yy'da Lesbos Adası'ndan (Midilli) gelen Aiol kolonileri tarafından iskan edilerek gelişmiş, zenginleşmiştir. M.Ö. 6.yüzyılda Lidya Krallığı kıyılardaki hellen şehirleri üzerinde politik güç sağlamak istemiş ve bunun sonucunda Assos İ.Ö. 560'ta Lidya Krallığı'nın hâkimiyetine girmiştir. M.Ö. 546 yılında Perslerin Lidya hakimiyetine son vermesi sonucu Pers egemenliği başladı. Bu dönemde vergi siteminde değişiklik olmadı. Vergi toplayanlar, Persler'den ziyade Hellen yöneticilerdi.

 
M.Ö. 5. yüzyılda Pers egemenliğine karşı Atina Devleti'nin liderliğinde kurulan Atina kent birliği'nin kuruluşu sırasında Assos, yılda 1 talent ödeme karşılığında kurucu üyeler arasında kaldı. Persler, uğradıkları yenilgilerden sonra Ege'nin Asya kıyılarından ayrılmaya başlamıştı. Ancak zaman içinde Persler yeniden Anadolu kıyılarına döndüler; Batı Anadolu kıyılarında yaşayanları yeniden Pers egemenliğine zorlayan Kral Barışı'nın (M.Ö. 387) imzalanmasından hemen sonra Eubolos adında bir tüccar kendini Assos ve Atarneus kentlerinin kralı ilan etti. Onun ölümünden sonra hizmetkarlarından Hermesisas yönetimi ele geçirdi. Gençliğinde Plato'nun okulunda öğrenim görmüş olan Hermesias, başta Aristo olmak üzere filozof dostlarını Asos’a davet etti. Hermesias’ın yeğeni Phtias ile evlenen Aristo, Assos'ta üç yıl yaşadı. M.Ö. 347’de Assos'ta bir felsefe okulu kurdu ve yaşambilimi üzerine çalışmalar yaptı. Kral Hermesias, M.Ö. 345 yılında bağımsızlığını yitirdi; Pers komutanı Rodoslu Memnon tarafından esir alınarak Persepolis'te çarmıha gerildi ve kentte yeniden Pers hakimiyeti başladı. M.Ö. 344'te Assos'tan ayrılan Aristo; Makedon Kralı II. Philip'in oğlu İskender'i yetiştirmek üzere Pella'ya gitmiştir. Bölgede Pers hakimiyeti, M.Ö. 334 yılında Büyük İskender'in Granikos Savaşı'nda kazandığı zafer ile son buldu.
Assos, Büyük İskender'in ölümünden sonra Galatlar tarafından işgal edildi. M.Ö. 241 yılında Pergamon Krallığı'nın egemenliği altına girdi. M.Ö. 133'te Kral III. Attolos'un vasiyeti ile Bergama Krallığı Roma'ya geçince Assos kenti de Roma egemenliğine girdi.
 
Kent, Roma yönetimi döneminde gelişti. Bu dönemde tarım arazilerinin verimliliği ile ünlü oldu.[6] Erken imparatorluk döneminde Athena Polias, Zeus Soter ve Asklepios kültleri yanında Roma imparatoru Augustus ve karısı Livia'yı tanrılaştıran Assoslular, Hıristiyanlığın doğuşundan sonra kenti Aziz Pavlus ve Aziz Luka'nın ziyaret etmiş olmasının da etkisi ile Hıristiyanlığı kabul ettiler. M.S. 381 - 390 yıllarında, Hıristiyanlığın etkisi ve imparatorluğun emirleri doğrultusunda, birçok tapınak kapatılmış ve yıkılmış, taşları kilise ve konut inşasında kullanılmıştır; ayrıca harç yapımına gerekli kirecin sağlanması için tüm mermer malzeme agora yakınındaki kireç kuyusunda yakılmıştır. Assos Athena Tapınağı ve tapınağa ait sunak da bu zamanda tahrip edilmiştir.
M.S. 3. yy.ın ortalarından sonra kent önemini yitirdi. M.S. 5. yüzyılda piskoposluk merkezi haline gelen kentte yerleşim, 7. yüzyılda sonra erdi.
 
Latinler, Franklar, Selçuklu ve Osmanlı Türkleri akropolise birçok kez kente saldırmışlardır. Bizans Dönemi’nde piskoposluk merkezi haline gelen Assos, 1080 yılında, Selçukluların egemenliği altına girdi, ancak 17 yıl süren egemenlikten sonra I. Haçlı ordusu komutanlarından Keşiş Pierre, bölgeden Türkleri uzaklaştırdığı için burada 1330 yılına kadar Bizans hâkimiyeti devam etti. 14. yüzyılda Karesi Beyliği'nin topraklarında olan Assos, tüm Çanakkale çevresi ile birlikte 1359 yılında Sultan I. Murat'a satılarak Osmanlı topraklarının bir parçası oldu.

 

2. Bergama Antik Kenti, İzmir

 

bergama.jpg
 

İzmir'e 100 kilometre uzaklıkta olan Bergama antik kenti de listede ikinci sırada yer alıyor. Özellikle içinde barındırdığı mitolojik ve tarihi unsurlarla, tatilde gezip görmeyi ve öğrenmeyi seven kişiler için büyüleyici bir yer olarak karşımıza çıkıyor. En eski yerleşim yerlerinden bir tanesi olan Bergama antik kentinde Orta Çağ dönemine ait krallık kurulduğuna inanılıyor. Eski çağlarda özellikle bilim ve tıp konusunda çok gelişmiş olan Bergama günümüzde de bu ilerleyişini sürdürüyor. Helenistik dönemlerde oluşturulan Dionysos Tapınağı kentin en çok görülen yerlerinden bir tanesidir.

 

Pergamon, günümüzde İzmir iline bağlı Bergama ilçesinin merkezinin yerinde kurulu antik kentin adıdır. Pergamon, eski çağlarda Misya bölgesinin önemli merkezlerinden biriydi. MÖ 282-133 arasında da Pergamon Krallığı'nın başkentiydi. Pergamon adı, bir söylence kahramanı olan Pergamos'tan gelir. Pergamos'un, Teuthrania kralını öldürdükten sonra kenti ele geçirdiği ve kendi adını verdiği sanılır. Başka bir söylenceye göre de Teuthrania Kralı Grynos savaşta Pergamos'tan yardım istemiş, zaferden sonra iki kent kurdurarak birine onun onuruna Pergamon, ötekine de Gryneion adını vermiştir.

Yazılı belgelerde Pergamon'dan ilk kez MÖ 4. yüzyılın başlarında söz edilir. Kent daha sonra Pergamon Krallığı'nın başkenti oldu. Bu dönemde saray, tapınak, tiyatro gibi yapılarla yapıldı, kent kule ve surlarla çevrildi. Pergamon, krallığın Roma'ya bağlanmasından sonra da Batı Anadolu'nun sayılı kentlerinden biri olarak kaldı.
Eski kentin kalıntılarını, 1870'lerde Batı Anadolu'da demiryolu döşenmesinde çalışan Alman mühendis Carl Humann buldu. Pergamon'da ilk araştırma ve kazı çalışmalarına da 1878'de başlandı. Kazılar ve onarım çalışmaları günümüzde de sürmektedir.

 

2011'de UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil edilen Pergamon, 2014'te ise Dünya Mirası olarak tescil edildi.
 
Pergamon model kenti, Berlin Müzesi
 
Pergamon kentinin Akropol'ü ("kentin yukarı bölümü"), Bakırçayı'nın suladığı ovaya egemen bir tepenin üzerinde yer alır. Büyük bir kale görünümündeki Akropol’ün ana kapısına varmadan solda Heroon'un kalıntıları vardır. Heroon, Antik Yunanistan'da bir kahraman ya da yarı tanrı adına yapılmış ve çevresi sütunlu bir galeriyle çevrili kutsal yerlerin adıydı. Heroon’da, dinsel törenin yapıldığı oda (kült odası) geniş bir ön galerinin arkasındaydı. Heroon’un kuzeyinde Helenistik dönemden kalma bir dizi dükkândan oluşan uzun bir yapı bulunuyordu.

Kentin koruyucusu sayılan akıl ve savaş tanrıçası Athena adına yapılan Athena Tapınağı, Akropol'ün en önemli mekânıydı. Tiyatro terasının üzerinde bulunan bu tapınak, Dor düzeninde yapılmıştı. Kazılarda Athena Tapınağı’nın birçok parçası Berlin'e götürülerek aslına uygun biçimde orada yeniden kurulmuştur. Pergamon'da ise yalnızca temelleri kalmıştır.

Athena Tapınağı'nın kuzeyinde dört salonlu bir kütüphane vardı. Burası Helenistik dönemin en büyük kitaplıklarından biriydi. Kütüphanede "Pergamon derisi" olarak adlandırılan parşömen üstüne yazılmış 200 bin kitap bulunduğu bilinmektedir. Romalı asker ve devlet adamı Marcus Antonius, MÖ 41'de kitapların tümünü Mısır Kraliçesi Kleopatra'ya armağan etmiştir.

Athena Tapınağı’nın güneyindeki bir terasta Zeus Sunağı yer alıyordu. Zeus Sunağı da Berlin'e götürülmüş ve onarılarak oradaki Pergamon Müzesi'ne (Pergamon Museum) koyulmuştur. Helenistik dönemi mimarisinin en güzel örneği olan sunağın Pergamon’da yalnızca temelleri kalmıştır. Zeus Sunağı'nın güneyinde Yukarı Agora bulunur. Agora, güney ve kuzeydoğudan Dor düzeninde sütunlu galerilerle çevriliydi. Agora'da toplanan halk, siyaset ve ticaretle ilgili konuları yönetimle görüşüp konuşuyordu. Agora’nın kuzeybatısında Agora Tapınağı bulunuyordu. Akropol'ün en yüksek yerinde Pergamon krallarının sarayları yükseliyordu. Günümüze bu sarayların yalnızca zemini ve temelleri ulaşmıştır. Sade görünümlü bu yapılarda odalar sütunlu bir avlu çevresine sıralanıyordu.

Athena Tapınağı'nın batısındaki dik yamaçta, yaklaşık 10 bin kişilik bir tiyatro yer alır. Helenistik dönemde yapılan tiyatronun uçuruma bakan ön tarafı setlerle sağlamlaştırılmıştı. Tiyatronun ahşap bir sahnesi vardı ve bu sahne sökülüp takılabilecek biçimde yapılmıştı.

Akropol’ün bir başka tapınağı olan Dionysos Tapınağı, tiyatro terasının kuzeyindeydi. 25 basamakla çıkılan bir podyum üzerinde bulunan tapınağın yalnız ön yüzünde sütunlar vardı.
 
Orta Kent
 
Bugün Orta Kent denilen yerleşme, eski Pergamon kentinin bir başka bölümüydü. Kentin yukarı bölümü Akropol’de, daha çok kral ailesi ile yöneticiler, aydınlar ve komutanlar oturuyordu. Orta Kent ise halkın rahatlıkla girip çıktığı yerdi. Burada doğrudan devlet yönetimiyle ilgili olmayan yapılar, gençler için spor alanları, halka açık tapınaklar bulunuyordu.

Orta Kent’in önemli alanlarından biri Demeter Kutsal Alanı‘ydı. Bu alan dikdörtgen bir platformda yer alıyordu. Bugün Yukarı Gymnasion'dan gelindiğinde, eskiden bir çeşme ile kurban çukurunun bulunduğu alana girilir. Buradan beş basamakla çıkılan iki sütunlu anıtsal girişe (propylaia) ulaşılır. Kutsal alana buradan inilir. Alanın solunda tapınak, ortasında ise sunak vardı. Sağ yandaki 10 sıralı oturma alanında, Demeter ve Kore dinsel törenlerini 600 kişi izleyebiliyordu.

Gymnasion Orta Kent’in en büyük yapı kompleksiydi. Burada çeşitli spor dallarında çalışmalar ve yarışmalar yapılırdı. Gymnasion, yukarıya doğru genişleyen üç teras üzerine kuruluydu ve bir bakıma üç ayrı Gymnasion biçiminde inşa edilmişti. Üst terası yetişkinlere, orta terası gençlere, alt terası ise çocuklara ayrılmıştı. Orta bölümünde galerilerle çevrili alanda güreş, disk atma, uzun atlama gibi spor çalışmaları yapılırdı. Kuzeydeki galerinin arka bölümündeki salonlarda çeşitli konularda dersler verilirdi. Bu salonlardan biri 1.000 kişi alabilecek büyüklükteydi. Güney galerisinin altında bulunan üstü kapalı koşu yolu 212 metre uzunluğundaydı.
Orta Gymnasion'un batısında gençlerin eğitim gördüğü yapılar vardı. Uzun koşu yolu doğuda Herakles ve Hermes'e adanmış tapınağa açılıyordu. Yarışmalarda başarılı olan gençlerin adları tapınağın duvarlarına yazılırdı. Küçük çocukların eğitimine ayrılan Aşağı Gymnasion 80 metre uzunluğunda bir terasa kurulmuş yapılardan oluşuyordu.

Yukarı Gymnasion'un batısında yer alan Asklepios Tapınağı’nın günümüze yalnızca temelleri ulaşmıştır. Hekimlik tanrısı Asklepios adına yapılan tapınak dinsel özelliklerinin yanı sıra tıp alanında araştırma ve deneylerin gerçekleştirildiği bir okuldu. Hastalar, bitkilerden elde edilen ilaçlar, ameliyat, su ve çamur banyolarının yanı sıra, spor, müzik, eğlence ve telkin yoluyla tedavi edilirdi.

Aşağı Kent
Pergamon’un Aşağı Kent olarak adlandırılan aşağı bölümünde, iki sütunlu galerilerle çevrili Aşağı Agora ile heykel okulu ve evler vardı. Evler içinde en dikkat çekeni, sütunlu galerileri olan iki katlı Attalos Evi‘dir. Buranın güneydoğuya açılan odası, kışın bile güneşle ısıtılıyordu. MÖ 2. yüzyılda surlarla çevrilen kente güneydeki Eumenes Kapısı yapılmıştı. Bugün bu kapıdan girenler, ince yapılı bir sütun sırası ile karşılaşırlar. Mısır tanrısı Serapis'e adanmış tapınak, eski Pergamon’un en büyük yapısıdır. Kırmızı tuğladan yapıldığı için Kızıl Avlu olarak da adlandırılır.
 
Roma Kenti
 
Pergamon kentinin kuzeybatısı ile Bergama Çayı arasında Roma dönemi yerleşmesi bulunur. Burada 50 bin kişilik amfitiyatro ile 30 bin kişilik tiyatro vardı. Günümüzde Viran Kapı denilen kalıntılar tiyatronun ayakta kalan kemeridir.
 
Pergamon, yapılan düzenli kazılarla büyük bölümü ortaya çıkarılmış bir ilkçağ kentidir. Burada kurulan Bergama Müzesi, Türkiye'nin ilk arkeoloji müzesidir. Pergamon buluntularının birçoğu burada sergilenmektedir.

 

3. Priene Antik Kenti, Aydın

 

priene.jpg
 

Aydın'ın Söke ilçesinde bulunan Priene Antik Kenti de mitolojik hikayeleriyle ünlü yerli seyahat noktalarından bir tanesini oluşturuyor. Yunan mitolojisinde tarımın, bereketin ve anneliğin simgesi olan Demeter'in geçmiş zamanlarda Priene antik kentinde yaşadığına inanıldığından kentte Demeter Tapınağı bulunuyor. Ayrıca Athena'nın da orada yaşadığı söylendiğinden, ruhunun yaşatılabilmesi için altından bir heykeli bulunmaktadır. Yunan mitolojisinde Priene antik kentinin kutsal olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle kent çok yüksek bir kayanın üzerine inşa edilmiştir.

 

 

Priene Aydın Söke'de Selçuk-Efese yaklaşık 100 km uzaklıkta kurulmuş bir İyon (Antik Yunan) şehridir. Şehir Menderes nehrinin 10 km kuzeyindedir. Şehir kurulduğunda deniz kıyısındaydı. Menderesin alüvyonu nedeniyle şehir şimdi kilometrelerce kara içerisindedir.

 

Belus'un oğlu Aegyptus yönetiminde İyonlar tarafından kurulduğu kabul edilir. Şehir sonra Lidyalı Ardys tarafından alınır. MÖ 6. yüzyılın ortalarında şehrin "Bilge"si Bias yönetiminde, şehir tekrar canlandı ve zenginleşti. MÖ 545 yılında Pers Kralı Cyrus (Kurash) tarafından ele geçirildi. Şehir Perslere karşı İyon Başkaldırısı na (MÖ 499) 12 gemi ile katildi. Komşusu Samos (Sisam) ile ortaya çıkan anlaşmazlıklar ve Büyük İskender in ölümünün ardından çıkan karışıklar dolayısıyla şehir güçsüzleşti. Roma 155 yılında şehri, Bergama (Pergamon) ve Kapadokya krallarının elinden kurtarmak durumunda kaldı.

Kapadokya kralının asi oğlu Orophernes, Romalıların şehri alması ile Priene’ye gömdüğü hazinesine ulaştı ve adak olarak şehirdeki Athena tapınağını onardı. Roma ve Bizans yönetimi altında zengin bir şehir olarak kaldı. M.S. 13. yüzyılda şehir Türklerin eline geçti.
 
İngiliz (sanat ve eski eser ticareti yapan ve Francis Dashwood tarafından kurulan) Dilettante Sosyetesi 1765 ve 1868 de, taraçalanmış planlı şehrin kalıntılarını araştırma ile görevli bir grup gönderdi. Bu grubun çalışmaları ve daha sonra Berlin Müzesinden Theodor Wiegand (1895-1899) ın çalışmalarından sonra şehrin tamamen soyulduğu ve harap edildiği görülüyor.
Şehir, 4. yüzyıl da tekrar kuruldu. Şehrin yeni planı, yolların birbirini dik açı ile kestiği bir dikdörtkendir. Bu plan günümüzün modern şehir planı Grid in öncüsünü oluşturur. Şehrin üzerine kurulduğu dik yamaç güneye bakar. Şehrin Akropolis'i 230 m yukarıdadır. Şehir güvenlik kuleleri olan 2 metre kalınlığında taş duvar ile çevrilidir. Şehre giriş, üç ana kapıdan yapılır.
Akropolisin aşağısındaki yamaçta Demeter tapınağı bulunmakta idi. Şehrin, 7 m genişliğinde doğu-batı doğrultusunda altı ana yolu ve buları dik kesen genişliği 3,5 m olan 15 tali yolu vardır. Şehirdeki tüm kavşaklar arasındaki mesafe aynıdır. Dolayısıyla şehir 80 eşit alanlı bloğa ayrılmıştır. Özel evler, her bloğa sekiz ev seklinde düzenlenmiştir. Şehirde temiz su ve kanalizasyon yapıları açıkça görülebilir. Priene evleri ile eski Pompei evleri arasında benzerlikler vardır. Athena Polias tapınağı, şehrin bati yarısında, ana yolun kuzeyinde yüksek bir terasa kurulmuştu. Yüksek bir isçiliğin eseri bir merdivenle çıkılan bu tapınak ön yüzünde 6 kolonu bulunan (hexastyle) bir yapıya sahiptir. Tapınağın mimarı aynı zamanda Dünyanın Yedi Harikasından biri Mausoleum'un da mimari Pytheos'tur. 1870'te Athena heykelinin kaidesinin altında, Kapadokya tarafından yapılan restorandan kalması olası, Orophernes resimli gümüş yirmi-drahmiler ve bazi mücevherler bulunmuştur. (Büyük bir olasılıkla Dilettanti Sosyetesinin kazıları sırasında.)
 
Ana yolun bir yanında, yüzü yola bakan bir seri toplantı binaları diğer yanında ise güzel bir alışveriş merkezi vardır. Kuzeyde, Belediye binaları, Roma tipi gymnasium ve iyi korunmuş bir tiyatro vardır. Şehir planının ortasındaki tüm yapılar gibi, Isis ve Asclepius tapınakları tamamen harap haldedir. Büyük bir stadyum, şehrin en alçak yerinde, güneyde duvarların içinde kurulmuştu ve İyon zamanından kalan gymnasium ile bağlantısı vardı.

 

4. Didim, Aydın

 

didim.jpg
 

Didim şehri, Yunan mitolojisinde kendisine bakanı taşa çeviren ve saçlarının tümünün yılanla kaplı olduğu söylenen Medusa'nın temsilcilerinden bir tanesidir. Ayrıca yine Yunan mitolojisinde müziğin, güneşin, sanatın ve estetiğin tanrısı olarak bilinen Apollon'un Didim'de yaşadığına inanıldığından kentte Apollon Tapınağı da bulunmaktadır. Ayrıca Apollon Tapınağı'na giden kişiler önce tapınaktaki suyla kendilerini arındırıp daha sonra tapınağa girerlermiş. Çünkü eski çağlarda tapınaktaki suyla arınmadan tapınağa girilirse o kişilerin lanetleneceği düşünülürmüş.

 

 

Antik İonia (İyonya) 12 kentten oluşmaktaydı. Bunlar Miletos, Priene, Melia, Myus, Ephesos, Kolophon, Lebedos, Teos Klazomenai, Phokaia, Khios ve Erythraidir. İonianın en önemli iki şehrinden biri olan Miletlilerin (diğeri Efes) tanrı Apollona adadığı Didim adını yunanca "ikiz kardeş" anlamına gelen "Didyma" kelimesinden almaktadır.

Ephesosta Artemis Tapınağı, Didymada ise Artemisin ikiz kardeşi Apollonun tapınağı bulunmaktadır. Apollon paganist inanşta güneş, kehanet, müzik ve sanat tanrısıdır. Efsaneye göre tanrı Apollon, Didymada çoban Brankhosa rastlamış, ondan çok hoşlanmış ve ona biliciliğin (kehanetin) sırlarını vermişti. Brankhos ise karşısına çıkan defne ormanı ve su kaynağının bulunduğu yerde Apollon Tapınağını kurmuştu.

Daha sonra Brankhosun soyundan gelenler "Brankitler" olarak anıldılar ve tapınağı yönettiler. Hatta Didime "Brankhidai" de denilmiştir. Daha sonra Miletoslular Didymada tanrı Apollon adına dev bir tapınak yaptılar. Bu tapınağa ulaşmak için bir de Kutsal Yol inşa ettiler. Devasa Apollon Tapınağı Didymayı antik çağı kehanet merkezi haline getirdi.

Nisan-Mayıs ayı ortalarında Miletostan Didymadaki ayine katılmak için oluşan konvoy dini törenlerle ve ilahilerle, istasyon denilen noktalarda molalar vererek dört günde Didymaya ulaşıyordu. Didymaya girmeden önce tapınağın hemen yanındaki Artemis kutsal alanında bekliyorlardı. Kutsal Yol 24 km uzunluğunda ve 6 m genişliğindeydi. İki yanında Brankhos ve aslan heykelleriyle çevriliydi. 1858 yılında Newton adlı bir İngiliz bu heykellerin çoğunu British Museuma götürmüştür.

Günümüzde Kutsal Yolun çok büyük bir kısmı toprak altındadır. Miletoslular mimariye büyük önem veriyorlardı ve Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis tapınağına karşılık olarak Apollon Tapınağının ölçeklerini öyle büyük tuttular ki tapınağı tam olarak bitirebilmek ne Miletoslulara, ne Büyük İskendere ne de Romalılara nasip oldu. Apollon Tapınağı Artemision ve Sisamdaki Hera Tapınağıyla beraber Helenistik çağın en büyük üç tapınağından biridir. Tapınak 109x51 metre boyutlarındadır.

Kült heykelin bulunduğu iç kısım olan naos ya da cella alanı ise 53x21 metre ebatlarındadır. Tapınak, 19,5 metre uzunluğunda 120 adet iyon düzeni sütunla çevriliydi. Bugün bunlardan sadece üç tanesi ayaktadır.

 

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoticons maximum are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.