ŞŞŞŞŞŞ BAK Bİİİİ
#1051
Gönderi Tarihi: 12 Ocak 2010 - 21:02
#1052
Gönderi Tarihi: 12 Ocak 2010 - 21:15
Nicedir açmadığımız, bilerek kapattığımız, üstüne kör bir kilit vurduğumuz kapılar…
Bazen açmaya korktuğumuz, bazen ardındakilerle yüzleşmekten çekindiğimiz kapılar…
Eski bir dostluk bazen, eskiden yapıp ettiklerimiz bazen…
Eski “biz”, eskimeyen izlerimiz.
Kapıların ardında kalan... Hayatımız...dan uzak durmasını istediklerimiz.
Cesaretimizdir bu bazen, bazen yenilgimiz. Bazen hayretimiz, bazen isteklerimiz.
Ne çok kapıyı kapattık dostlar, ne çok kapı kapandı yüzümüze...
Nasıl kapılar açıldı, kapattıklarımızın yerine…
saygılarımla.
merhabaa .
#1053 Misafir_birce_*
Gönderi Tarihi: 14 Ocak 2010 - 11:11
made in turkey!, 12 Ocak 2010 - 21:02 tarihinde, dedi ki:
Burada olmana gelmiş olmana sevindim
6 hisim biraz kuvetlidir... yanılmak çok isterim coğu zaman dilerim ki iyidir... anladın beni...
ErdalAktas, 12 Ocak 2010 - 21:15 tarihinde, dedi ki:
Nicedir açmadığımız, bilerek kapattığımız, üstüne kör bir kilit vurduğumuz kapılar…
Bazen açmaya korktuğumuz, bazen ardındakilerle yüzleşmekten çekindiğimiz kapılar…
Eski bir dostluk bazen, eskiden yapıp ettiklerimiz bazen…
Eski “biz”, eskimeyen izlerimiz.
Kapıların ardında kalan... Hayatımız...dan uzak durmasını istediklerimiz.
Cesaretimizdir bu bazen, bazen yenilgimiz. Bazen hayretimiz, bazen isteklerimiz.
Ne çok kapıyı kapattık dostlar, ne çok kapı kapandı yüzümüze...
Nasıl kapılar açıldı, kapattıklarımızın yerine…
saygılarımla.
merhabaa .
Tüm kapıların size acık olması dileği ile sayın Erdal Aktas, burada da sizi görmek güzel oldu şimdi..
Saygılar
#1054
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 03:04
ErdalAktas, 12 Ocak 2010 - 21:15 tarihinde, dedi ki:
Nicedir açmadığımız, bilerek kapattığımız, üstüne kör bir kilit vurduğumuz kapılar…
Bazen açmaya korktuğumuz, bazen ardındakilerle yüzleşmekten çekindiğimiz kapılar…
Eski bir dostluk bazen, eskiden yapıp ettiklerimiz bazen…
Eski “biz”, eskimeyen izlerimiz.
Kapıların ardında kalan... Hayatımız...dan uzak durmasını istediklerimiz.
Cesaretimizdir bu bazen, bazen yenilgimiz. Bazen hayretimiz, bazen isteklerimiz.
Ne çok kapıyı kapattık dostlar, ne çok kapı kapandı yüzümüze...
Nasıl kapılar açıldı, kapattıklarımızın yerine…
saygılarımla.
merhabaa .
bile bile kilit vurduğumuz kapıları umarım geç olmadan açarız sewgili erdal.......tabiki eskinin yerini yenisi alıyor ama biz hep eskiyi arıyoruz yinede.......yeni kapı ne kadar sıcak olursa olsun eski tadı wermiyor......
#1055
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 03:09
birce, 14 Ocak 2010 - 11:11 tarihinde, dedi ki:
Burada olmana gelmiş olmana sevindim
6 hisim biraz kuvetlidir... yanılmak çok isterim coğu zaman dilerim ki iyidir... anladın beni...
Tüm kapıların size acık olması dileği ile sayın Erdal Aktas, burada da sizi görmek güzel oldu şimdi..
Saygılar
canım bircem durumları biliyorsun bende hep burda olmayı istiyorum ama inan mümkün olmuyor.....ama sürekli ankaraya gidip geliyorum oda en sewdiğim forumumdan ayrı bırakıyor beni....ama sağlık olsun gerisi gelir inşallah....
bu arada benim başlıkta dibe vurmuş yane.....
#1056
Gönderi Tarihi: 28 Şubat 2010 - 13:49
#1057
Gönderi Tarihi: 06 Mart 2010 - 15:01
#1058
Gönderi Tarihi: 18 Mart 2010 - 23:22
#1059
Gönderi Tarihi: 18 Mart 2010 - 23:26
.
#1060
Gönderi Tarihi: 19 Mart 2010 - 02:21

sana erik getirdim
#1063
Gönderi Tarihi: 30 Mart 2010 - 14:54
Kelebekler insandan daha mutlu yaşadı ömrünü…
İnsanoğlu ise onlarca yıla sığdıramadığı ömründen mutlu olmayı başaramadı…
Doğum ile ölüm arasında sıkıştı kaldı insanoğlunun ruhu ve sonunda ölümün gideceğini bildiği için, hayatını keşmekeş içinde tüketti…
Kelebekler ise anladı hayatın değerini…
Sadece bir gün yaşadı kelebekler…
Kendisini yaratan kudretin sanatının işlediği kanatlarını gün ışığıyla çırpmadan önce, günler boyunca bir koza içinde, karanlığın zulmetine katlandı…
Bir kelebeğe dönüşmeden önce, ipek böceği olarak çektiği o zulmetin paha biçilmez hediyesini, ipek kozası olarak bıraktı insanoğluna…
İnsanın paha biçemediği ipe, kelebeğin dünyaya geldiği yaşamın rahmi oldu…
İnsanın onlarca yıl yaşadığı halde, değerini bilmediği, kısa bulduğu ömre inat, kanatlarındaki Tanrı fırçasından çıkma sanatı gösterdi insanoğluna, kısacık hayatının her anında…
Sadece birkaç gün yaşadı kelebekler…
Ve aşkın ne demek olduğunu, insandan daha iyi bildiler…
Aşkın bir ateş olduğunu, yakıp kül ettiğini anladılar ve ateşe pervane oldular.
Dört kelebeği öyküsüdür;
Dört kelebek ateşin gerçek sırrına ulaşmaya karar verirler…
İlk kelebek ateşin uzağından geçip gelir ve şöyle der;
"Ateş aydınlatan bir şeydir."
Bu gerçeğin tam bilgisi değildir…
İkinci kelebek ise ateşe biraz daha yaklaşıp döner ve şöyle der;
"Ateş ısıtan bir şeydir."
Bu da gerçeği anlatmak için eksiktir…
Üçünü kelebek ateşe iyice yaklaşır, alevler kanatlarına değer geçer ve döndüğünde, "işte ateşin gerçek bilgisi" der, "ateş yakıcı bir şeydir."
Dördüncü kelebek bununla yetinmez.
Ateşin çevresinde döner, dolanır, kavrulur ve birden bire ateşin içine dalarak bir an parladıktan sonra, alevlerin içinde görünmez olur…
Ateşin gerçek bilgisini anlayan tek kelebektir o…
Ancak bunun artık diğerlerine anlatacak durumda değildir.
Anlatmasına gerek de yoktur…
Hiç kimse ateşin ne olduğunu başkasının anlatmasından öğrenemez... Ateşe ancak dokunarak öğrenilir, onun ne olduğu…
Hepimiz bu öyküdeki dördüncü kelebek olmayı düşlüyor ama ömrümüzü diğer üç kelebek gibi tamamlıyoruz.
Sadece birkaç gün yaşadı kelebekler…
Ömrünce gerçek aşkı bulunamayan insana inat; ateşin aşk olduğunu bilerek ve aşk için yanmayı bilerek...
*********
erikler için sağol jön......
sewdiğim yeşil eriğim....
#1064
Gönderi Tarihi: 07 Nisan 2010 - 23:38
mutlu yıllar doğum günün kutlu olsun
#1065
Gönderi Tarihi: 08 Nisan 2010 - 00:53
made in turkey!, 01 Eylül 2005 - 15:06 tarihinde, dedi ki:
NEYSE BENİDE TANIYIN BEN İYİ BİRİSİYİM
BANADA BİRİSİ MEŞALE YAKSIN HADİ BAKEM KALKIN YAKIN.EEE HADİ AMA NİRDE MEŞALELER
şimdi sen kendini tanıtmış mı oldun diyeceğim, olmayacak, ***** e kardeşim ne meşale istiyon, benden binlerce mesaj önce gelmişsin, hala meşale, mum, fener, ampul derdindesin, yok sana meşale filan diyeceğim, ama yeni ve internette pek çok siteden kovulabilme kapasitesine sahip biri olarak (azımsamayın, hor görmeyin, bunu hiç hakarek, küfür etmeden başarabiliyorum
#1066
Gönderi Tarihi: 17 Nisan 2010 - 22:27
hangisi kullanılmıyo, 08 Nisan 2010 - 00:53 tarihinde, dedi ki:
şimdi mumunada meşalenede dedirtcen...töbe yaa......
#1070
Gönderi Tarihi: 24 Nisan 2010 - 22:11
#1071
Gönderi Tarihi: 17 Mayıs 2010 - 22:28
Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte
Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum
Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa
Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil
AHMET TELLİ
bu dünya bize göre değilmiş....
#1072
Gönderi Tarihi: 16 Haziran 2010 - 23:50
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
n.hikmet ran
#1073
Gönderi Tarihi: 28 Haziran 2010 - 12:56
#1074
Gönderi Tarihi: 05 Temmuz 2010 - 23:13
vakit tamam seni terkediyorum
bütün alışkanlıklardan öteye
vakit tamam seni terk ediyorum
bütün alışkanlıklardan öteye
yorumsuz bir hayatı seçiyorum
doymadım inan kanmadım sevmeye
yorumsuz bir hayatı seçiyorum
doymadım inan kanmadım sevmeye
korkulu geceleri sayar gibi
birden bire bir yıldız kayar gibi
ellerin kurtulacak ellerimden
kuru bir dal ağaçtan kopar gibi
aşksa bitti gül ise hiç dermedik
vur kendini kuytulara hadi dal
seninle bir bütün olabilirdik
hoşçakal iki gözüm hoşçakal
hoşçakal iki gözüm hoşçakal
vakit tamam seni terk ediyorum
bu incecik bir veda havasıdır
vakit tamam seni terk ediyorum
bu incecikbir veda havasıdır
parmak uçlarına değen sıcaklığım
incinen bir hayatın yarasıdır
kalacak tüm izlerin hayatımda
gözümden bir damla yaş aktığında
bir yer bulabilsem seni hatırlatmayacak
kan tarlası gelincik şafağında
ölümse korktuk savaşsa hep kaçtık
vur kendini kuşkulara hadi dal
sen bir suydun sen bir ilaçtın
hoşçakal gözümün nuru hoşçakal
hoşçakal iki gözüm hoşçakal
#1075
Gönderi Tarihi: 09 Ağustos 2010 - 14:17


















