İçeriğe atla


Fotoğraf

Karanlık Zamanların Şarkısı- Üniversitede 40'lı 50'li Yıllar

Doç. Dr. Güney Gönenç

  • Lütfen cevap vermek için giriş yapınız.
Bu başlığa hiç cevap verilmemiş

#1 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 29 Mart 2012 - 06:09


Gönderilen Fotoğraf

3 Aralık 2011 tarihinde yitirdiğimiz değerli bilim insanı, yazar Doç. Dr. Güney Gönenç'in, yitirişimizden beş ay önce yayımlanan Karanlık Zamanların Şarkısı- Üniversitede 40'lı 50'li Yıllar adlı kitabı Türkiye'ye gelip yıllarca kalan, ülkemizi sevip benimseyen Alman bilimcilerin ve onların yetiştirdiği ilerici, aydınlanmacı bilimcilerin Atatürk'ün ölümünden sonra gericiliğin güçlenmesiyle birlikte üniversitelerden uzaklaştırılmalarını anlatıyor.

Aykut Göker'in kapsamlı önsözüyle, değerli fotoğraflarla daha da varsıllaşan Karanlık Zamanların Şarkısı, tartışılması gereken bir kitap.

Mustafa Kemal Atatürk, bilimsel bakışın belirleyici olduğu çağdaş üniversiteyi kurarken, Alman bilimcileri değerlendirerek en gerekli kürsüleri oluşturdu. Bu bilimciler hemen her alandan geniş bir dağılım gösterirler: Hans Guterbock (Hititoloji), Benno Lands- berger (Asurbilim, Sami Dilleri), Wolfram Eberhard (Çin Dili), VValter Ruben (Hint Dilleri), Georg Rahde (Klasik Filoloji), Curt Kossvvig (Zooloji), Erich Frank (İç Hastalıkları), Bruno Taut (Mimarlık), Traugott Fuchs (Romanoloji), Albert Eckstein (Çocuk Hastalıkları), F. Arndt (Kimya), Ernst Hirsch (Hukuk), Alfred Kantoro- wicz (Diş Hekimliği), VVilhelm Schütte ile Margarete Schütte-Lihotzky (Mimarlık), Gerhard Kessier (İktisat), F. Neumark (İktisat)...

VURUN BİLİMCİLERE!!
Atatürk Devrim yönetimince 3 yıl içinde Türkçe ders vermeye başlamaları, Türkçe ders kitabı yazmaları istenen yaklaşık 200 kişilik bu usta kadro, aynı zamanda bilimciler, yazıncılar, düşünürler yetiştirdiler: Pertev Naili Boratav, İlhan Başgöz, Behice Boran, Niyazi Berkes, Mediha Berkes, Sabahattin Eyuboğlu, Azra Erhat, Samim Sinanoğlu, Suat Sinanoğlu, Muazzez İlmiye Çığ, Ekrem Akurgal, Mübeccel Kıray, Sedat Alp, Kemal Balkan, Tahsin Özgüç, Halil İnalcık, Osman Turan, Faruk Sümer, Mehmet Altan Köymen...
Kısa zamanda yapılan bu büyük iş Cumhuriyetin özünü kemirmeye yüz tutan devrim karşıtı yeni egemen sınıfın tepkisini çekmekte gecikmez.

Çok önemli bir şiddet olayı yaşanır. Yaklaşık 10.000 kişilik bir kalabalık 27 Aralık 1947 tarihinde Ankara Üniversitesi'ne saldırır; Rektör Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu'yu linç etmek ister. (Hedefte Kan- su'nun yanı sıra "komünist'' diye nitelenen öğretim üyeleri de vardır). Rektörün odası basılır. Kansu'ya zorla istifa dilekçesi imzalattırılır. Güvenlik güçleri olayı önlemek bir yana saldırganları destekler tutum içindedir. Rektörü bir yüzbaşı (bazı kaynaklara göre teğmen) havaya ateş ederek taksiye bindirir, olay yerinden kaçırır. Linç edilmekten kurtarır. Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu'nun emniyet ifadesinden bir bölüm şöyledir:

"Ancak bugün Ankara Üniversitesi Rektörü Şevket Aziz Kansu, ki bu memleketin bir evladıyım, bu vatanın bir çocuğuyum, hayatım bu memleketin, yurdun selametine vakfetmiş bir insanım. Senelerden beri bana tevdi edilen Türk evlatlarını bu yüksek ideallerle yetiştirdim. İrfan hayatımızın en yüksek idare mevkilerinden daima ve daima kalbim bu heyecanlarla ve vatan sevmek aşkı ile çarpmıştır. İşte bu adam bugün, yani ben, vatan haini, komünist, millet düşmanı, alçak olarak tavsif edildim. Yüzüme tükürüldü, linç ediliyordum. İşte ifadem burada bitiyor".

SALDIRILARIN GİZLİ AMACI
'Kansu'ya ve diğer öğretmenlere saldırılar Meclis kürsüsünden de sürdürülür. Fahri Kurtuluş, Reşit Tarakçıoğlu, Behçet Kemal Çağlar, Tahsin Banguoğlu gibi adlar şiddet kokan konuşmalar yaparlar. (s. 48) Bilim adamlarına saldırılar Demokrat Parti döneminde de artarak sürecektir. Bu olayların ardında Hitler faşizminin, Alman etkisinin ve daha gizli olarak da ABD etkisinin güçlenmesi yatmaktadır.

Türk üniversitelerini kuran Alman bilimcilerin maaşlarının yüksek olduğu, ulusal duyarlılıklarımıza saygılı davranmadıkları, halkı ve yönetimi eleştirdikleri dillendirilir. Bu savların sahibi politikacı ve yöneticiler açık ya da gizli Nazi yandaşıdır. Düzenlenen oyun aşama aşama ilerletilir. Alman bilimcilerle birlikte ilerici Türk bilimciler, aydınlar da hedefe konur. Üniversitelerden uzaklaştırılır. Güney Gönenç bu durumu vurgularken: "Gerçekten de Alman profesörlerin görevlerine son verilmesi, DTCF'den ilerici Türk hocaların 'temizlenmesi' işlemine ustalıkla eklemlendirildi." diye yazıyor. (s. 39) CHP ile DP'nin ırkçı, gerici, Nazilere yakınlık duyan öbekleri birlikte davranırlar.

NAZİLER GELİYOR
Yapıtta, açıklanan döneme ilişkin iki çalışma öne çıkıyor. Özellikle Scurla Raporuyla ilgili olarak Ayyıldız Altında Sürgün, Faruk Şen, 2008 ile Üniversitede Cadı Kazanı, 1948 DTCF Tasfiyesi ve Pertev Naili Boratav'ın Müdafaası, Mete Çetik, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1998.

Scurla Raporu önemli bir ayrıntıdır. Gönenç şöyle açıklıyor:
"Harbert Scurla, Nazi Devleti Eğitim Bakanlığı'nın Türkiye'deki Alman bilim adamlarını denetlemekle görevlendirdiği kişidir. Bu görevle 1939'da ülkemize gelmiş, İstanbul ve Ankara'da ki bütün Alman öğretim üyelerini tek tek 'teftiş ederek' kapsamlı bir gizli rapor düzenlemiştir. Ayrıca Türk hükümetine, Hitler'den kaçarak Türkiye'ye sığınan hocaları ülkeden çıkarması halinde, Almanya'dan Nazi Hükümetine bağlı yeni bilim adamları gönderilmesini önerme yetkisi de verilmişti Scurla'ya (Türk hükümeti bu öneriyi o zaman geri çevirmiştir). Scurla Raporu tarih profesörü K-D. Grothusen tarafından arşivlerde bulunmuş ve yayımlanmıştır." (s.100)

Scurla'nın önerisi o dönemde kabul edilmemesine karşın, Nazilerle birlikte olmuş bilim adamları 1950'den başlayarak Türk üniversitelerine alınmaya başlanır, (s. 86) Kitap yakma kahramanı (ki ardından insanlar da yakılacaktır) Gerhard Fricke adlı yazın tarihi doçenti profesör olarak devlet çağrısıyla 1950'de İstanbul Üniversitesi'ne getirilmiş, 1960'a kadar bu görevi sürdürmüştür. Hennig Brinkmann ise Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünü kurmak üzere çağrılır.

SA ve Nazi partisi üyesi Brinkmann Türkiye'de kaldığı sürede Alman Dışişleri Bakanlığı'nın bilgi alma (istihbarat) servislerine bağlı olarak görev yaptı. Çoğu Yahudi düşmanlığı içerikli raporlarını Scurla'ya gönderiyordu. Raporlarından ilginç bir ayrıntı şöyle: "Avrupa klasiklerinin Türkçeye çevrilerek yayımlanması projesinde Alman klasikleri listesinde hiçbir Yahudi yazarın yer almaması sağlanmıştır (bir tek ayrıcalık ile: Heinrich Heine'den bir yapıt)". Bu durum 1950'yle oluşan değişimle ilgili de yeni bir kanıt sağlamaktadır.
Karanlık Zamanların Şarkısı'nda Aykut Göker'in önsözünün yanı sıra Gönenç'in Göttingen Yedileri ve Ernst Hirsch'in "Artık Üniversitede Bilim Özgürlüğünden Söz Edilemez' başlıklı anlamlı yazıları da yer alıyor. Göttingen Yedileri'nin onurlu duruşu günümüz Türk bilimcilerine örnek olmalıdır.

Bertolt Brecht'in dizelerindedir: "Karanlık zamanlarda /şarkı da söylenecek mi?/Elbette, şarkı da söylenecek,/karanlık zamanları anlatan."

Güney Gönenç öğretmen aydınlık zamanları göremedi.
"Unutulmayacak izler bırakan güzel insan Güney Gönenç'i saygı ve özlemle anıyorum."

tn_gallery_20009_592_19353.jpg

Herkes Kültürü Kadar Yaşlı,

Bilincinde Olduğu Kadar Olgun,

Öğrenme İsteği Kadar Gençtir...