İçeriğe atla


Fotoğraf

FREUD ve DİN...


Bu başlığa 8 cevap verilmiş

#1 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2011 - 03:14

***

Posted Image

Kitap Adı: Freud ve Din

Kitabın Yazarı: Ali KÖSE

Basım Yılı ve Yeri: 2005, İstanbul



***

Sigmund Freud (1856-1939) Hayatı

Yahudi bir aileden gelen Freud’un dedesi ve büyük dedesi hahamdır. Babası tekstil tüccarı ve kendisi en büyük kardeştir. Babası dindar değildi. Dini bilgileri dadısı Katolik Hıristiyan’dan öğrendi. Onunla kiliseye gidip geliyordu. Çalkantılı bir çocukluk geçirdi. Yahudi olarak azınlıkta oldukları için bundan etkilenmiştir. Küçük yaşta Viyana’ya taşındılar. Okulu genelde birinci olarak tamamladı. Viyana’da tıp öğrenimini tamamladı.

Bilinçaltı kavramını Freud’dan önce keşfeden başka kimselerde vardı. Fakat bir sistem dahilinde somut ifadelerle ortaya koyan ilk kişi Freud’dur.

Freud Psikanalizinin Temel İlkeleri ve Tenkit Noktaları


Freud bir nevroz olarak gördüğü dinin kaynağını çocukluk devresindeki tecrübelerde aradı. Bu tecrübeler cinsel kaynaklıydı ve ilerde dini fikirlerin oluşmasına yol açacaktı.

Psikanalitik teorinin ortaya koyduğu en önemli nokta, insanın bilincinde olmadığı bir zihinsel sürece sahip olduğudur. Psikolojik rahatsızlıklar ve nevrozlar bu sürecin yapısından kaynaklanır. (Freud’un cinselden kastı, genital olsun veya olmasın hazdır, zevktir)

Psikanalizin ilk ve belki de en önemli vakası Anna O. Takma isimli kadının tedavisidir. Anna’nın durumu psikanalitik tedavi yönteminin ana unsuru olan “serbest çağrışım” tekniğinin ortaya çıkmasını sağladı. Bu vakadan Freud,psikanalize temel teşkil edecek iki önemli prensip belirledi.;1- çatışan bir duygunun bastırılması rahatsızlık doğurur. 2- zihinsel enerji kullanılması gereken yerde kullanılmayınca rahatsızlığa dönüşür. Nevroza sebep olan rahatsızlığın kaynağının cinsel bir duygu olduğu fikrini öne attı.



#2 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2011 - 03:17

***

Kitap Adı: Freud ve Din

Kitabın Yazarı: Ali KÖSE

Basım Yılı ve Yeri: 2005, İstanbul



***

İd, Ego, Süperego

Freud’a göre kişilik id, ego, süperego’nun karşılıklı etkileşimiyle oluşur. İd, biyolojik istekler içeren ham dürtülerle, arzularla doludur. Her ne sürette olursa olsun bu arzuları gerçekleştirmek isteyen id, zevk prensibine göre hareket eder. Bu arzuların en güçlüsü cinsel (libido) olanıdır. İd’in karşısında dış dünyanın ailenin, toplumun, kültürün ölçülerini dikkate alan ve zamanla özümsenen süperego vardır ve bu iki güç sürekli çatışma halindedir.

Ego ise id ile süperego arasında tampon bölge oluşturarak iki güç arasında dengeyi sağlayan bir uzlaştırıcı olma fonksiyonuna sahiptir. İd’in güdüsel ihtiyaçlarını tatmin etmek, ama aynı zamanda süperegonun emirlerini gözetmek durumundadır. İkisi arasında sıkışmıştır. Sıkışma ne kadar fazla olursa iç sıkıntısı da o kadar fazla olur. Bu sıkıntıyı azaltmak maksadıyla da savunma mekanizmalarına müracaat edilir.

İd’in bilinçsiz yapısına karşılık ego genelde bilinçlidir ve id-ego-süperego üçgeninden oluşan kişilik yapısının icracısı durumundadır.

Freud’a göre nevroz cinsel dürtülerin bastırılması veya bir başka ifadeyle egonun içgüdüsel dürtüleri id bölgesine hapsetmesinden kaynaklanır. Bu dürtüler bastırma eyleminden kurtulmak isterken ve egonun farkında olmadığı bir şekilde kendilerine yeni yollar bularak nevroz şeklinde kendilerini ifade etme şansı ararlar.

Psikanalizin bilinçaltının derinliklerine giden yoldaki en önemli aracı rüyaların yorumuydu. Günlük hayatımızdaki birçok davranışımızda aslında bilinçaltı sürecini gün ışığına çıkarıyordu. Dil sürçmeleri, yanlış okuma veya yazmalar kazara olan şeyler değildi.



#3 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2011 - 03:20

***

Kitap Adı: Freud ve Din

Kitabın Yazarı: Ali KÖSE

Basım Yılı ve Yeri: 2005, İstanbul



***

Oedipus Kompleks Teorisi

Çocukta Oedipus veya fallik devre denilen 3-5 yaşlarında bilinçsiz olarak karşı cinsten olan ebeveyne sahip olma, aynı cinsten olan ebeveyni yok etme duygusu (komplaksi) mevcuttur. Freud teoriyi daha çok erkek çocuk nezdinde ortaya koyar. Freud’a göre bu kompleks evrenseldir, kültür farkı gözetmez. Ona göre tüm psikonevrozların çekirdek kompleksi budur ve birçok nevrotik takılmaların, cinsel sapmaların, suçluluk duygularının kökleri sağlıklı bir şekilde çözülmeyen Oedipal çatışmada aranmalıdır.

Oedipus kompleksin kızlardaki karşılığı Elektra kompleksidir.

Bu kavram eski yunan mitolojisinden alınmıştır. Oedipus bir kralın oğludur. Kahinler bu doğduğunda krala, bu çocuk senin tahtına geçecek derler. Bunun üzerine kral çocuğu bir çobana verir öldürmesi için. O da kıyamadığından bir ağaca ayağından bağlar. Oradan geçen biri bunu evlatlık edinir. Daha yıllar sonra bir gün kral bir adamıyla gezintiye çıkmışken bu çocuğa yolun ortasında rastlar. Yol vermediğinden tartışırlar ve kralı ve adamını öldürür çocuk. Kısa bir süre sonra bir ejderha çıkar bir yerde ve oradan geçen herkese bir soru sorar. Bilediklerinde onu öldürür. Oedipus da cesaretle oraya giderek soruyu bilir ve ejderha intihar eder. ( Sabah dört, öğleyin iki, akşam üç ayak üstünde giden hayvan hangisidir? “İnsan” ). Bu çocuğu kral yaparlar ve kraliçeyle evlendirirler. Yani annesiyle… Bu olay daha sonra ortaya çıkar ve hikaye biter. Çocuk hem babasını öldürmüş hem de annesiyle beraber olmuş oldu. Yani Freud’un Oedipus kompleksinde dediği gibi.



#4 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2011 - 03:21

***

Kitap Adı: Freud ve Din

Kitabın Yazarı: Ali KÖSE

Basım Yılı ve Yeri: 2005, İstanbul



***

Kurt Adam (Wolf Man) Vakası

1920 yılında Freud Kurt Adam ismini verdiği bir Rus hastayı tedaviye başlar. Hastayı 4-5 yıl tedavi eder ve birçok vakada olduğu gibi bu vakada da Oedipus kompleksin izlerini bulur. 30 yaşındaki bu adamın çocukluğu sıkıntılı geçmiştir. Anne ve babası rahatsızdır. Annesinin dini hikayelerinden etkilenir. 4 yaşında kurtla alakalı bir rüya görür ve ondan bu ismi alır. Kurt’u babası olarak yorumlar Freud ve diğer rüyalarındaki hayvan figürlerini de aynı şekilde yorumlar.

Bu vaka incelemesinden Freud’un neticesi; babaya karşı geliştirilen nevrotik çatışmalar Tanrı figürüne yönlendirilmiştir ki, bu da Tanrı’nın baba imajının yansıması olduğunu gösterir. Netice itibariyle Tanrı yüceltilmiş bir babadır ve dini inancın temelinde babaya duyulan arzu vardır.



#5 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2011 - 03:22

***

Kitap Adı: Freud ve Din

Kitabın Yazarı: Ali KÖSE

Basım Yılı ve Yeri: 2005, İstanbul



***

Freud’un Tenkit Edildiği Noktalar

Tenkitlerin en önemli noktası, teorilerin bilimsel verilerle desteklenmemesidir. Freud elde ettiği birçok veriyi veya bilgiyi önceden zihinde kurguladığı modele uygun sonuçlar çıkarmak için istediği şekilde yorumladı. Freud’un bulgularının önemli, ama çıkarımlarını sınırlı bulanlardan biri de Eric Fromm’dur.

Freud’un her konuyu cinsellikle açıklamaya zorlayan sebep onun her şeyi tek bir sebeple izaha çalışan indirgemeci yaklaşımı olsa gerektir.

Freud’un tenkit edildiği, yöntemle alakalı bir diğer önemli konu da onun sınırlı bir denek grubundan elde ettiği verileri evrenselleştirmesidir.

Freud insan davranışları ve tercihleri de dahil olmak üzere tüm fenomenlerin bir evrensel sebeplilik prensibiyle hareket ettiği, her olayın bir sebebinin olması gerektiği anlayışına (determisizm) sahipti.

Freud, her şeyin fizyolojik temele dayanması gerektiğini savunan bu bilimsel pozitivist görüşün etkisiyle ruhsal alanı fizyolojik bir temel bulacağını düşündü. Sevginin de cinsel bir nesneye yönelen fizyolojik kaynaklı bir içgüdü olduğunu savunmasının nedeni de buydu.

Freud mekanistik-evrimci bir sistem oluşturmuştur. Bu sisteme göre şu an meydana gelen tüm oluşlar (tezahürler) geçmişten bağımsız olmadıkları gibi yeni hiçbir şey içermezler. Yani “oluş sürecinde yaratılan yeni bir şey yoktur, yeni olarak gördüğümüz şey eskinin değişmiş halidir.”



#6 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2011 - 03:23

***

Kitap Adı: Freud ve Din

Kitabın Yazarı: Ali KÖSE

Basım Yılı ve Yeri: 2005, İstanbul



***

Dini Ritüeller ve Nevrotik Saplantılar: Din Bir Nevroz Mu?

Freud Totem ve Tabu eserinde, nevrotiklerdeki saplantılı davranışlarla dini ibadetler arasında benzerlikler olduğundan hareketle ibadetlerin birer saplantı nevrozu olduğunu iddia etmiştir. Böylece Freud evrensel nevroz dediği dinin ferde özel yönünü de bulmuştur. Bu iddianın ana fikri kısaca şöyledir; dindarlar da nevrotikler de aklı aykırı şeylere inanırlar, mantıksız ritüeller gerçekleştirirler, dolayısıyla aralarında bir bağlantı olmalıdır.

Freud dini ritüellerle saplantılı davranışlar arasında 8 benzerlik noktası belirler; 1- İhmal edildikleri takdirde kişide bir vicdan azabı, bir sıkıntı oluşur. 2- Kişinin zihninde ayrı bir yeri vardır ve kişi bunları gerçekleştirirken diğer işlerden soyutlanır. 3- Tüm detayların icra edilmesine özen gösterir. 4- Suçluluk duygusu 5- Pişmanlık duygusu 6- İçgüdüsel dürtülerin bastırılması 7- Uzlaşma hali 8- Yer değiştirme mekanizması

“Nevrotik davranışlarla dini ritüeller arasındaki bu benzerliklerin yanı sıra bariz ayrılıklar vardır diyor Freud. Bunlar arasındaki en önemli farklar; 1- Nevrotik seremoniler kişiye göre farklı hallerde tezahür ederken dini ritüeller sabit karakterdedir. 2- Nevrotik davranışların ferde özel bir tabiatı varken dini seremoniler umumi olma özelliğine sahiptir. 3- Nevrotik davranışlar anlamsız ve saçma görünürken dini seremonilerin ehemmiyetsiz ayrıntıları sembolik bir anlam ve önemi haizdir.”

Burada Freud, “işte bu sebeple saplantılı davranış, yarı komik, yarı trajik olma gülünç bir özel din şeklinde ortaya çıkmaktadır “ diyerek kendi iddiaları yönünde bir sonuç çıkar.

Freud’a göre, saplantının bilinçaltında tatmin ettiği bir karşılığı vardır.

Freud’a göre, din bir evrensel saplantı nevrozudur ve nevroz da özel bir dini sistemdir; çünkü iki fenomen arasında bunların tabiatlarının aynı olduğunu gösteren benzerlik vardır.



#7 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2011 - 03:25

***

Kitap Adı: Freud ve Din

Kitabın Yazarı: Ali KÖSE

Basım Yılı ve Yeri: 2005, İstanbul



***

Totem ve Tabu: Dinin İlkel Kaynakları

Bu eserinde Freud, ilkel insanın Totem ve Tabu ile ilişkisini, dolayısıyla insanlığın ilk dini tecrübesinin mahiyetini ortaya koyan antropolojik verileri psikanalizle yorumlar.

Totem, babanın yerine geçen ve sonunda Tanrı’ya dönüşecek olan bir semboldür. Yani Tanrı, yüceltilmiş bir baba imajıyla şekillenmiştir.

Freud Totem ve Tabu’daki tezlerini 3 kişiden aldığı hipotezler üzerine kurar. 1- Darwinin maymunların alışkanlıklarından tevarüzle insanların ilk devirlerde despot bir babanın yönetiminde, bu babanın oğulları da dahil olmak üzere genç erkeklere istediği gibi hükmettiği, tüm kadınlara sahip olduğu küçük gruplar halinde yaşadığı hipotezidir. 2- Darwinin hipotezini bir adım daha ileri götürerek bu ataerkil yapının oğulların babaya başkaldırarak onu öldürüp etini yemeleri (totem yemeği) ile sona erdiğini iddia eden R. Smith’in geliştirdiği hipotezdir. 3- J. Atkinson’un yine bu hipotezlerin devamı mahiyetinde ortaya koyduğu, babayı öldüren kardeşlerin ayrı gruplar kurmaları ve barış içinde yaşamak için babaları gibi kadın edinmekten vazgeçerek dış evlilik kuralının getirdiği, iç evliliğin yasaklandığı totem teorisidir.

Totem ve Tabu’nun temel iddiası şudur; tarihini bilemediğimiz devirlerde ilkel insanlar güçlü ve gücünü istediği gibi kullanan bir erkeğin (baba) hakim olduğu gruplar halinde yaşarlar. Bu grupta tüm kadınlar onun malıdır. Baba bu konuda oğullarına karşı kıskançtır. Eğer oğullar babanın kıskançlık duygusunu tahrik ederlerse öldürülür, hadım edilir veya gruptan atılırlar. Bu oğullar ancak küçük bir klan oluşturup başka bir klandan kadın çalabilirler. İçlerinde güçlü olan aynen babası gibi hakimiyet kurar.

Oğullar klanlarını oluşturdukları dönemde babayı öldürme ile ilgili anılar tekrar hatırlanır. Güçlü veya korkulan bir hayvan seçilerek totem şeklinde babanın yerine ikame edilir.

Bir zaman sonra totem korkulan, nefret edilen, aynı zamanda saygı duyulan ve kıskanılan primal babanın (yegane otorite sahibi olan kişi) yerinde olan bir vekil olmaktan çıkıp Tanrının bir prototipi haline gelir. Oğlun babaya karşı gelişi duygusal yakınlığa dönüşür ve bir uzlaşma olur. Bunun amacı babayı öldürme işlemini telafi etmektir.

Tabu’nun iki çağrışımı vardır. Biri kutsal veya takdis edilmiş, diğeri ise esrarengiz, telikeli, yasaklanmış, temiz olmayan anlamınadır.

Tabunun ilkel insanlardan başlayarak var olduğunu belirtiyor Freud. Wundt’un eserine müracaat ederek ilkellerde bazı tabuların olduğunu söylüyor. Ve nevrozlularla ilkellilerin bu noktada birleştiğini söylüyor. Aynı tabular farklı şekiller de ortaya çıkıyor.

Freud, Afrika’dan Güney Amerika’ya ilkel kabileler üzerinde yapılan araştırmalardan hareketle totemizmin dinin yerini tutan bir sistem olduğunda karar kılmıştır.

Freud dinin, ahlakın, toplumun ve sanatın başlangıcının Oedipus komplekste birleştiğinde ısrar eder ve bu bilginin de aynı kompleksin tüm nevrozların çekirdeğini oluşturduğu bilgisi ile uyuştuğunu belirtir.

İnsan zihninde oluşan Tanrı imajının baba imajına benzer bir şekilde oluştuğu, Tanrıyla ilişkini baba ile ilişkiye bağlı olarak şekillendiği ve neticede Tanrının yüceltilmiş bir bab olduğu fikri vardır Freud’da.



#8 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2011 - 03:26

***

Kitap Adı: Freud ve Din

Kitabın Yazarı: Ali KÖSE

Basım Yılı ve Yeri: 2005, İstanbul



***

Bir Yanılsamanın Geleceği (1927) veya Bir Geleceğin Yanılsaması

Totem ve Tabu’da dinin tarihi kaynağını ilkel insanın tecrübelerini tahlil ederek belirlediğine inanan Freud, medeniyet, din ve bilim konularına yer verdiği Bir Yanılsamanın Geleceğinde kültür ortamına geçildikten sonra dini fikirlerin ortaya çıkışını, rolünü ve bu fikirlerin insanlar tarafından niye hala kabul gördüklerini inceler.

Freud, gelecek bilime aittir; bilimin meyvelerinin artmasıyla din gerileyecektir diyor.

Din, çocukluktaki acziyet duygusuna, koruyucu (baba) ihtiyacına cevap veren bir yansıtmadan ibarettir. Sürekli var olan bu acziyet duygusu ve hayat boyu tecrübe edilen elemler bir babaya ve onun yerini alacak olan bir güce tutunmayı gerekli kılar. Tabi bu güç, kadiri mutlak ve koruyucu bir baba olacaktır.

Freud’a göre kendi içgüdülerini sınırlayan medeniyete karşı çıkan insan, tabiatın tehlikelerinden korunma zorunluluğuyla karşı karşıya olduğu ve bu korumayı da medeniyet sağladığı için onu kabullenmek zorundadır.

Freud’a göre tabiat karşısında aciz düşen insan için Tanrılar 3 kategoride psikolojik tatmin sağlarlar ve bu durum bugün hala devam etmektedir. 1- Tabiatın dehşetlerini (terörünü) durdurmak. 2- Kaderin soğuk yüzüyle özellikle de ölümle insanı uzlaştırmak. 3- Acılar, elemler ve mahrumiyetleri telafi etmek, onların karşılığını vermek.

Tanrı insanın kendinde eksikliğini hissettiği özellikleri çaresizlik içinde atfettiği bir yansıtmadır, yüceltilmiş bir babadır. Buna itirazlarda şöyledir; “yansıtmanın gerçekliğini kabul etsek bile, bunun kaynağı biz değil Tanrı’dır, yani tanrı kendisini insana bildirmek için böyle bir yöntem kullanmaktadır; insanda böyle bir imaj oluşturarak onda tecelli etmektedir.” Bu tür itirazlar “yansıtma olsa bile bu, Tanrının realite olmadığını göstermez. Çünkü insanın Tanrıyı bu şekilde algılaması gerekir” ana fikrini taşımaktadır.

Freud dini doktrinlerin, dogmaların insanların zekasını körelttiğini ileri sürer.

Dini inançların çok güçlü ruhsal kaynakları vardır, insanlığın en eski, en güçlü ve en ısrarlı arzularını tatmin ederler. Onun için illüzyondurlar. Çocukluktaki çaresizlik duygusunun etkisi tüm hayat boyu devam eder ve babaya tutunma duygusu ileride daha güçlü yeni bir baba (Tanrı) ihtiyacını doğurur. Dolayısıyla ilahi bir güce tutunmak, insanın hayatın tehlikeleri karşısındaki korkularını dindirir.

Psikanaliz alanında arzuların tatmin edilmeleri gerektiğini savunan, bunun ruh sağlığı için zaruri olduğunu iddia eden birisinin, din alanındaki arzularının tatmininin insanlığa zarar verdiğini söylemesi bir çelişki olsa gerektir. O zaman Freud dinin gerçekliğini kabullenmese bile, en azından kendi öğretisiyle çelişmemek için, dinin ruh sağlığına faydalı olduğunu söyleyebilirdi.



#9 GeceKuşu

GeceKuşu

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.709 İleti

Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2011 - 03:27

***

Kitap Adı: Freud ve Din

Kitabın Yazarı: Ali KÖSE

Basım Yılı ve Yeri: 2005, İstanbul



***

Musa ve Tektanrıcılık

Freud, bu eserinde milletlerin ihtiyaç ve sıkıntıları üzerine mitsel kişilikler ürettikleri tezinden hareketle öncelikle Musa’nın tarihte yaşayan gerçek bir kişilik olup olmadığını sorgular. Sonunda ister istemez gerçek bir kişilik olduğunu belirtir. Çünkü tarihçilerin bu konuda ittifakları vardır.

Bu eserinde 5 temel tez ortay koyar;

1-Musa Yahudi değil, Mısırlıdır.

2-Musa’nın Yahudilere sunduğu din Mısır firavunu IV. Amenophis’in Aton dinidir.

3-Erkeklerin sünnet olma adeti Musa tarafından Mısır’dan getirilmiş ve Yahudilere empoze edilmiştir.

4-Mısırlı Musa Yahudilerce öldürülmüş, ama daha sonra Medyenli Musa ortaya çıkmış ve bu iki Musa tarihsel olarak birbiriyle karıştırılmıştır.

5-Daha önce gerçekleşen primal babayı öldürme eylemi Musanın şahsında tekrarlanmış ve neticede her iki öldürme olayından duyulan pişmanlıkla İsa yeniden dirilen Musa ve primal baba olarak ortaya çıkmıştır.

Birinci tez, yani Musa’nın Mısırlı olduğu, fikri isimden yola çıkarak böyle bir tez ortaya atıyor Freud. 2. Tezini ise mitlere dayandırarak ortaya koymaya çalışmaktadır. Yanlış, eksik, çelişen mitlerle bunu desteklemeye çalışmıştır.

Musa ve Tektanrıcılık’ta ortaya konan tezi özetlemek gerekirse; Tanrı yüceltilmiş bir babadır. İlk devirlerde yaşanan primal (ilkel) aile ortamından gelen bir yansımadır. Musa bu yansımanın bir diğer örneği ve bastırılan şeylerin tekrar ortaya çıkışıdır. Bu tez içerisinde Freud’un iki temel nokta ileri sürdüğünü görüyoruz;

1-Bütün insanlığa has olan bir primal tecrübe vardır.

2-Bu primal tecrübe Musa’dan sonra ırki bilinçaltı kanalıyla yayılmıştır.

Sonuç

Freud’un yaşadığı çevreyi göz önüne almak zorundayız. O devirde dine karşı bir katı tutum hakimdi ve bilim ön plandaydı.

Her ne kadar sistemi din açısından kabul edilemez ise de Freud2un psikanalizle insanı anlamada önemli açılımlar sağladığı bir gerçektir. Yaşanan tecrübelerin insan zihni veya bilinçaltındaki tesiri inkar edilemez.

Freud dine dışarıdan baktı ve onu hiçbir zaman dindar kimsenin algıladığı gibi bir bütün olarak sorgulamadı; kendisinin seçtiği noktalar üzerine yoğunlaştı. Tanrı hakkındaki kanaatleri çok netti: Tanrı çocukluğumuzdaki babamızın bir prototipi idi; yüceltilmiş babadan başka bir şey değildi. Bu özelliği taşıyan Tanrı’yı hayal etmek ve bu hayalin etrafında şekillenen doktrinlere inanmak insanın tabiat karşısındaki çaresizliğini, acziyetini katlanabilir hale getiriyordu.

İnsanın arzularını tatmin için (aynen rüyalarda olduğu gibi) illüzyonlar ürettiği ve dinin de bunlardan birisi olduğu Freud’un temel yargısıydı. Tabi bu da nevrotik, dolayısıyla sağlıksız bir durum olmalıydı. Tüm insanlığı etkilediği için de bu nevroz evrenseldi.



tn_gallery_20009_592_19353.jpg

Herkes Kültürü Kadar Yaşlı,

Bilincinde Olduğu Kadar Olgun,

Öğrenme İsteği Kadar Gençtir...




Cevap ekle