Zıplanacak içerik
salahana

YENİ NATO KONSEPTİ VE TÜRKİYE

Önerilen İletiler

YENİ NATO KONSEPTİ VE TÜRKİYE

 

Ahmet HACALİŞİ K.

 

Geçen hafta yapılan son 10 yılın en önemli NATO

zirvesinde, örgütün gelecek 10-15 yılını şekillendirecek yeni strateji konsepti

28 üye ülke tarafından kabul edildi.Daha doğrusu 2001 Eylül saldırısından sonra

ABD ve NATO’nun fiilen uyguladığı strateji resmileşmiş oldu.Anti-balistik füze

sistemi kurulmasında(Füze kalkanı) mutabakatın sağlandığı,NATO-AB işbirliği

sorununun ise (Türkiye’nin Kıbrıs sorununu gerekçe göstererek engellemesi

nedeniyle) ortada kaldığı NATO zirvesinin ilk gününde Rusya dahil 50 devlet ve

hükümet başkanı Lizbon zirvesinde bir araya geldi.NATO topraklarının artık

konvansiyonel saldırıların tehdidi olmaktan çıktığının belirtildiği yeni

stratejik konsepte göre yeni tehditler şunlar:

.Terör,

.Stratejik önem

taşıyan bölgelerde köktendinciliğin yayılması,

.Silah.uyuşturucu ve insan

kaçakçılığı,

.Siber saldırılar,

.Enerji güvenliği ve su kaynaklarına

yapılabilecek saldırılar,

.İklim koşullarının kötüleşmesi,

 

 

 

NATO’NUN KURULUŞU

 

 

2.Paylaşım savaşının kaderi belli olduktan sonra

Stalin ile Churchill arasında yapılan Ekim 1944 tarihli “YÜZDELER ANTLAŞMASI”

(İngiltere ve Rusya’nın Doğu Avrupa ülkelerinde sahip olacağı nüfuz alanlarının

yüzdelerle belirtildiği antlaşma) Avrupa’yı ikiye ayırdı.Kısa bir müddet sonra

B.Avrupa, savaşın asıl galibi ABD’nin etkinlik alanına girdi.Takiben 1949

Washington antlaşmasıyla NATO kuruldu.Görünürdeki amaç Sovyet tehlikesine karşı

üye devletlerin güvenliğini sağlamak olarak sunulsa da (kurucu antlaşmanın

5.maddesi) NATO esas olarak ABD elebaşılığındaki emperyalizmin çıkarlarını

koruyan,Avrupalıların da ellerini taşın altına sokmasını sağlayan ve Avrupa

ülkeleri üzerindeki denetimini temin eden ‘kolektif güvenlik örgütü’ olarak

ortaya çıktı.Kuruluştan sonra NATO asıl amacına uygun olarak dış güvenlikle

bağlantılı ‘komünizm’ tehlikesine karşı ,1950’li yıllarda İtalya’dan başlayarak

tüm ittifak üyesi ülkelerde GLADİO adı ile anılan çok gizli özel harekat

daireleri kurdurdu.Emperyalizmin çıkarlarını tehdit eden ülke içindeki devrimci

sol hareketler başta olmak üzere her türlü muhalefete karşı örtülü operasyonlar

gerçekleştiren DERİN DEVLET kavramının ortaya çıkmasında rol oynadı.SSCB’nin

dağılmasından sonra işlevsiz kaldığı düşüncesiyle pek çok ülkede bu birimler

ortaya çıkarılıp sorumluları yargılansa da Almanya ve Türkiye bu süreci henüz

yaşayamamıştır.

 

1989 senesinde Sovyetler Birliğinin dağılma sürecinin

başlamasıyla, eski düşman ve tehdit algılamasının yok olması,üye ülkelerin dış

güvenlik konusundaki çıkarlarının bir birinden uzaklaşması sonucu varlık nedeni

tartışılan NATO’nun, 1999 Washington zirvesinde, ABD’nin stratejik amaçları doğrultusunda,dünyamızda o tarihten bu

güne yaşananlar karşısında yetersiz kaldığı kabul edilerek stratejik konseptin

geliştirilmesi karar altına alındı.Bu arada bir bölümü barışçı,bir bölümü kanlı

operasyonlarla Orta ve Doğu Avrupa’nın kapitalist/emperyalist küresel sistem ile

bütünleşmesi sağlandı. Lizbon zirvesinde kabul edilen yeni strateji 1999’da

tasarlanan ve fiilen uygulananın 11 sene sonra metinlere geçmesi

oldu.

 

Yeni stratejik konsept ile NATO’nun reaktif değil koruyucu

(protective) ve proaktif olması kabul edildi.ABD elebaşılığındaki emperyalizme

karşı tehditlere,risklere ve tehlikelere karşı korunma yolu ile küresel

sorunlara karşı koymak,ittifak ülkelerinin çevresinde ve ilgi alanlarında

güvenliği sağlamak,çoklu işbirlikleri ile emperyalizmin uluslararası istikrarını

sağlamak yeni büyük stratejinin hedeflerini oluşturmakta.Doğasının ve kapsamının

koruyuculuğa dayanması stratejinin ilk prensibini oluşturuyor.Ancak koruyucu

olmak reaktif olmak anlamına gelmiyor.Stratejinin inisiyatifi ele geçirmesi ve

koruması esas alınıyor. İnisiyatifin vazgeçilmez bir prensip olan denge ile

uyumlu hale getirilmesi de gerekiyor.Kabul edilen strateji ile kitle imha

silahlarının kullanılmasını önlemek adına nükleer silahların ilk kullanımı da

kabul edildi.

 

Soğuk savaş dönemine benzemeyen risklerin egemen olduğu

yeni ortamda,küresel jeopolitiğin ve ekonominin ağırlık merkezi Atlantik’ten

Pasifik’e kayarken emperyalizmin stratejik çıkarları, NATO’nun

dönüşümünü,örgütün kapitalist/emperyalizmin “küresel amaçlarına” hizmet eden bir

örgüte dönüştürülmesini ve bu amaçla yeni bir stratejinin geliştirilerek

uygulanmasını zorunlu hale getirdi.Bir başka ifade ile, Avrasya’da Rusya, Çin,Hindistan

emperyalizmin çıkarları karşısında yükselir,jeopolitik dengeler değişir, tek

kutuplu dünya düzeni hızla yerini çok kutuplu düzene bırakırken ve ABD kendi

olanaklarıyla başlattığı jeostratejik hamlelerinde yetersiz-aciz kalırken, NATO

içerisindeki ABD-Avrupa işbirliğinin müşterek bölgesel ve küresel çıkarlara göre

etkinleştirilmesi ve NATO’nun yeni jeopolitik şartlara uyum sağlaması

hedeflenmekte.

 

Yeni strateji ile yayılmacı,daha mütecaviz NATO için alt

yapı oluşturulmakta.Nitekim kabul edilen yeni stratejide,Müşterek Güvenlik

Bölgesi ve Dış İstikrar Bölgesi tanımlamaları ile Avrupa’ya ilave olarak Asya ve

Afrika kıtaları da NATO’nun jeopolitik nüfuz alanının içine sokulmuştur.Yeni

strateji ile nükleer silahların ilk kullanımı dahil olmak üzere askeri tedbirler

ön plana çıkarılmış ve nükleer silahla saldırı tehlikesine karşı önleyici

saldırı yapılmasının önü açılmıştır.Böylece İran’a karşı İsrail tarafından

gerçekleştirilecek olası saldırının temelleri de yeni konsepte dahil edilmiş

oluyor.KÜRESEL JANDARMA ELBİSESİ GİYDİRİLMİŞ NATO.

 

 

 

YENİ KONSEPTİN TÜRKİYE’YE ETKİSİ

 

 

 

Lizbon zirvesinde, sözü çokça

edilen anti-balistik füze savunma sitemi veya daha popüler terimiyle “füze

kalkanı” yeni konsept ve tehdit algılaması çerçevesinde kabul edildi.Buna göre

sistemin radarları Türkiye topraklarında konuşlanacak.Başta bir Amerikan

kreasyonu olarak ortaya çıkan ve şimdiye kadar 100 milyar dolar yatırılan bu

proje şimdi kapitalist/ emperyalizmin küresel hegomanyacı rekabetinin sonucu

olarak NATO’ya havale edilmiş bulunuyor. Bilindiği gibi 1983’de Reagan döneminde

“yıldız savaşları” olarak ortaya atılan ve esas olarak SSCB ile nükleer

silahlanma yarışına hizmet edecek proje Sovyetler çökünce rafa kalkmıştı.ABD

silah tekellerine ve dolayısıyla sistemin dönmesine hizmet edecek proje Bush

döneminde yeniden ısıtılarak “Küresel Füze Savunma Kalkanı’na “ dönüşse de füze

ve radarların Polonya ve Çek cumhuriyetine kurulmasına Moskova’nın gösterdiği

sert tepki sonucu yapılanma bir kez daha ertelenmişti.Obama döneminde revize

edilen proje şimdi yeni konsept dahilinde kabul edilmiş oldu.

 

Kabul

edilen belgenin “Güvenlik ortamı” ara başlığıyla ayrılmış bölümünde ittifak

bölgesine yönelik tehditler sıralanırken öncelikle balistik füzelere vurgu

yapılıyor. Böylece İran’dan Kuzey Kore’ye, Pakistan’dan Çin’e kadar Asya’da ne

kadar nükleer güç varsa tehdit algılaması içinde değerlendirilmiş oluyor.ABD’nin

küresel egemenliğini,tek süper güç konumunu korumayı amaçlayan askeri

stratejisini anımsadığımızda bu saptamaların örtüştüğü gerçeği ortaya

çıkacaktır.

 

ABD’nin Türkiye’ye

konuşlandıracağı füze kalkanı birkaç amaca hizmet edecektir.

 

1-Enerji

zengini ve Avrasya jeopolitiğinde ağırlığı gittikçe artan İran, ABD’nin Hazar ve

Ortadoğu planlarında mutlaka enterne edilmesi gereken önemli bir

oyuncudur.Nükleer faaliyetlerine devam eden İran’ın nükleer güce dönüşmesi

halinde bölgedeki tüm dengeleri emperyalizm aleyhine değiştirme tehlikesi ABD’yi

iliklerine kadar titretmekte.Bu nedenle her ne olursa olsun İran’ın bu faaliyetlerini engellemekte

kararlı.Daha önce Irak ve Suriye nükleer santralarını imha eden İsrail’e askeri operasyonun

yaptırılması da güçlü olasılık. Ancak şu anda sahip olduğu 2500 km.menzilli

ŞAHAP 2 füzeleriyle İsrail’i vurabilecek İran’a karşı tam bir koruma

sağlayamayan İsrail füze savunma sistemi sorunlu.İşte ABD, ülkemizde

konuşlandıracağı füze savunma sitemi ile İsrail’e,İran’ın mukabil füze

saldırısına karşılık koruma sağlamış olacaktır.

 

2-Her ne kadar Lizbon

zirvesinde Rusya ile füze kalkanı konusunda veri alış verişi için mutabakat

sağlansa da kurulacak sistemin aynı zamanda Rusya için bir tehdit unsuru

taşıyacağı da akılda tutulmalıdır.

 

3-ABD’nin askeri stratejisinde,

bundan sonraki büyük kapışmanın ekonomik nedenlerle (enerji kaynaklarına erişim

rekabeti,su krizi) Pasifik’de ABD ve müttefikleri ile Pasifik’in Asya yakası

arasında yani Çin ile olacağı büyük harflerle yazılıdır.Çünkü ABD orta vadede en

büyük hasım olarak Çin’i görmekte.NATO’nun yeni stratejik belgesinde “Enerji

güvenliği” ve “Su kaynaklarının” yeni tehdit algılaması içinde gösterilmesi de

buna delalet etmekte.Çin ile nihai kapışmada NATO’da kaçınılmaz olarak çatışmaya

sürükleneceği için kurulacak sistem aynı zamanda Doğu’dan Avrupa’yı hedef alacak

tehditleri savuşturma işlevi görecektir.

 

Lizbon zirvesinde kabul edilen

“yeni stratejik konseptteki”, ittifak bölgesine yönelik tehditler alt alta

sıralandığında , eskisinden farklı, istikrarsızlık ve belirsizlik içeren yeni

bir soğuk savaşın habercisi olduğu görülüyor.Sovyetler Birliği dönemindeki soğuk

savaş esnasında Almanya cephe,Türkiye ise kanat ülkesiydi.Şimdi

ise Türkiye hem İran ile kapitalist/emperyalist küresel sitem arasındaki soğuk

savaşta hem de NATO’nun yeni stratejik konseptinde CEPHE ÜLKESİ haline

gelecektir.

 

AKP DIŞ POLİTİKASININ ZOR ANLARI

 

Daha

önceki analizlerimizde Davutoglu’nun yönlendirdiği ve “komşularla sıfır sorun”,

”pro-aktif politika”,bölgesel güç vb. babalanmalarla ifade edilen söylemlerin

dış politikada eksen kaymasına tekabül etmediğini,ABD’nin değişen politikaları

çerçevesinde bölgede Türkiye’ye yeni bir misyon yüklendiğini,Amerikancı bir

iktidar olan AKP’nin Ortadoğu’da oynayacağı role uygun davrandığını

yazmıştık.Bölgeye ilişkin tüm söylemlerin haddizatında oyunun parçası olduğu,

tayin edici bir anda füze kalkanı projesiyle hazin bir şekilde ortaya çıkmış

oldu.Şimdiye kadar İran’ın bir tehdit olmadığını söyleyen iktidar, topraklarına

füze kalkanı yerleştirilmesini kabul ederek böyle bir tehdidin varlığını fiilen

kabul etti.Keza şimdiye kadar “katil “dediği Siyonist İsrail’in, İran’ın nükleer

tesislerine yapacağı muhtemel saldırıya karşı İran mukabelesi halinde onu

koruyacak füze savunma sistemini topraklarında kurdurarak samimiyetsizliğini

tescillemiş oldu.Dahası ve korkuncu ise yaklaşmakta olan yeni soğuk savaşın

cephe ülkesi olmayı kabul ile fillerin dalaşmasında halkımızın ezilecek çimen

olmasını kabul ederek Amerikancı,teslimiyetçi yüzünü kitlelere gösterdi.DENİZ

BİTTİ KARA GÖRÜNDÜ.28.11.2011

 

kaynak: -http://www.karalahana.com/kafkasya-politika-strateji/yeni-nato-konsepti-ve-turkiye.htm-

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoticons maximum are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.