Gönderi tarihi: 22 Mart , 2006 20 yıl Şair ve yazar Mithat Cemal 1885 yılında İstanbul'da doğdu Türk edebiyatı tarihine büyük hamaset şairi olarak geçen bu büyük şâirimiz edebiyat tarihlerimizin aynı zamanda hakkını yediği bir şâirimizdir. Hiç bir edebiyat tarihimizin onu şanına lâyık bir şekilde ele alarak incelediğini görmeyiz. Ne bir tahlil, ne bir önemli değerlendirmesi bugüne kadar yapılmamıştır. O, Türk edebiyatı tarihinin en büyük birkaç hamaset (-kahramanlık) şâirinden biri ve en büyüklerinden biridir. Bazı devlet hizmetlerinden sonra noterlik mesleğinde bulunmuştur. Doğum ve ölüm yeri İstanbul’dur. Bir tek oğlu (Vedad) ve iki kız torun sahibi idi. Ölümü akciğer kanserindendi. Şâirliğinin yanında ve onun kadar güçlü bulunan biyografi yazarı olarak da tanınmıştır. Bunlar arasında hocası ve arkadaşı olan İstiklâl Marşı şâirimiz Mehmed Âkif Ersoy’un hayatı hakkında yazdığı büyük hacımlı eseri bir âbide haşmetindedir. Üç ciltlik Namık Kemal, devrinin ve olayların arasında, Sarıklı İhtilalci Ali Suavi, İstiklâl Şâiri Mehmed Âkif, Çanakkale Savaşı ile ilgili bir piyesi ve Üç İstanbul adlı bir romanı da vardır. Bu son eseri Türk Edebiyatı tarihinin en büyük on klasik romanı arasında sayılır. Ayrıca pek çok tercüme eserleri de vardır. Şiirlerinin bir kısmı kitaplaşmıştır: Türk’ün Şehnamesinden. Şiirleri iki defa basılmıştır. Henüz kitaplaşmamış binlerce araştırma makalesi, dizi yazıları ve tercümeleri yanında kitaplaşmamış çok önemli ve güzel şiirleri de vardır. Yayınlanmış eserleri onbeş tanedir. Pek çok mısraı bir atasözü gibi hafızalarda kalmıştır: Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır Aruz vezniyle, vatanseverlik duygularını ve Türk tarihinin zenginliklerini dile getiren şiirler yazdı. Türk'ün şehnamesi (1945) adlı şiir kitabından başka, antolojileri (Nefaisi Edebiye, 1913), oyunları (Kemal, 1912; 28 kanunuevvel, 1918) ve bir romanı vardır. Çok zengin belgelere dayanan biyografya türündeki eserleri, (Mehmet Akif, 1939; Namık Kemal, 1944 - 1956; Sarıklı İhtilalci Ali Süavi, 1946) anlatımının çekiciliğiyle de dikkati çeker. 30 Mart 1956 tarihinde vefat etti Gene başlarda oturmuş, gene göklerde başı; Yıldırımlar gene bir eski silâh arkadaşı. ATATÜRK'ÜN CENAZESİNİ ANKARA'DA KARŞILARKEN Gene on beş sene evvel gibi Gazi geliyor, Gene on beş sene evvelki kadar yükseliyor. Ölümün bitmeyen ufkunda yatarken gene sağ; Bir avuç toprak olurken gene yüksek, gene dağ. Gene bir memleketin satveti bir tek emeli. Koca bir yurdu tutarken gene sapsağlam eli. Çürüyen göğsü için takızaferler gene dar; Gene sağdır, gene sağlamdır O, hem dünkü kadar. Ona hicranla... hayır, sade taabbütle eğil; Ölüdür; doğru, fakat öldüğü hiç belli değil. Mithat Cemal KUNTAY
Gönderi tarihi: 22 Mart , 2006 20 yıl KIMDIM Maziye sor, ecdadımı söyler sana kimdi; Bir bitmez ufuktum, küre vaktiyle benimdi. Tufanlar, alevler beni bir kal'a sanırdı; Taçlar uçuşur, dalgalanır, parçalanırdı. Kahhâr atımın kanlı, kıvılcımlı izinde; Bir başka denizdim ebediyyet denizinde. Çarpardı göğün kalbi hilâlin avucunda; Titrerdi yerin talihi merminin ucunda. Günler, elimin çizdiği yerlerden akardı; Üç kıt'ada korkunç atımın izleri vardı. Üstünde uçarken o nişîbin bu firâzın, En şanlı, şehâmetli hükümdarına arzın. Tek bir bakışım sanki inayetti, keremdi; İklîli hediyyemdi, arazisi hîbemdi. Hançerdi hayâlim, bütün akvam ona kındı; Baştan başa dünyâ bir esîrimdi; kadındı. Asabına nabzımdaki ahengi verirdim? Kasd eylediğim şekli verir, rengi verirdim. Dünyâ bilir iclâlimi ben böyle değildim; Ben, altı asırdan beri bir kerre eğildim! KİMİZ Yaslıyız, kapkara olsak da hayâlet değiliz; Silemezsin, izimizdir yerin altındaki iz. Şahlanır göklere inkâr edilen heykelimiz, Gösterir ufku, ölürken bile, solgun elimiz. Kırılan göğsümüzün darmadağın mermerine, Bir alev dalgası mecz eylemişiz kan yerine. Yerde dursak ne çıkar, gökte yürür maksadımız, Titretip burcuna, bârûsunu zulmün, adımız. Yüzümüz zulme susarken gözümüz ses kesilir; Zâlimin rûhuna zulmün leşi mahbes kesilir. Dökülen kanlarımız, farzı muhâl olsa heder, Yine tek damlasının kendi yeter yâdı yeter; O kızıl damla ki bir hutbesidir hakkımızın. Gezer etrafını çığlık gibi âfâkımızın, Boşa gitmez, heder olmaz, vurulup düşdüğümüz, Zâlimin göğsüne çarpat düşüyorken ölümüz. Canımızdır, acı hissetmeyerek, verdiğimiz; Şaşırırsın, şu asırlar sana anlatsa kimiz
Gönderi tarihi: 22 Mart , 2006 20 yıl Natürlich weißt Du, wie jeder andere, wer er ist Jedoch kannst Du ihn nicht verstehen, denn er gehört uns. Ich weiß nicht, ob diese Hände ihn vertreten können.“ "Elbet de bilirsin onu herkes gibi kimdir? Lakin onu sen anlıyamazsın; o bizimdir. Bilmem ki bu ellerle o temsil edilir mi? „In Menschengröße muss sie sein, aber muß sich in den Himmel erhöhen. An seiner Brust muss die Größe eines Volkes zu sehen sein. Die Schultern müssen noch stärker als Berge sein, denn auf seinen Schultern trägt er mein ganzes Land, meine Heimat.“ "İnsan boyu olsun, fakat iflâke sürünsün, Göğsünde de bir milletin eb'adı görünsün. Dağ parçalarından da mehib olsun omuzlar, Sırtında bütün memleketim var, vatanım var. "Gökler çikabildin, uçabildinse derindir; Tarihini, kendin yaziyorsan, eserindir. Yoksun kuru topraktan ibaret vataninla, Tarihini yazmiyorsan eger sen de kaninla! Varsin alemde: Sesin varsa, gururun varsa; Varsin; insanlar adindan bile korkarlarsa! Asrin yasamak hakkini vermez sana kimse; Sen asrini, üstünde izin varsa benimse." Mithat Cemal Kuntay
Gönderi tarihi: 22 Mart , 2006 20 yıl Türk Ögretmenlerine Bazen ölüler korur yurdu,bazi da saglar; Göz nuru karismazsa sahadet kano aglar Yoksullugun ufkunda erirken bile magrur Sensin o hazin nur,o derin nur,o büyük nur. Hosnutsun,egitilmis okuyorsam,yaziyorsam; Ey terli alin,ey günesin öptügü insan. Söhret aramaz,san aramaz,nam aramazsin Cemiyetin omzunda yokmus kadar azsin. Ilmin sesi haykirmaz,ilim sarlatan olmaz, Sessiz de seven yoksa vatanlar vatan olmaz Sen yurdunu haykirmayarak gizli seversin Kalmissa eger ömrümü Tanrim sana versin. YURD DUYGULARI Düşmez yere hâşâ, o, bizim bayrağımızdır, Bir fecr olarak doğmadadır her dağımızdan. Ay yıldız o mâzîdeki bir süstür, emin ol, Âtîde güneşler doğacak bayrağımızdan. Altında yatarken de bizimdir yerin üstü, Bir kal’a olur toprağımız vecde gelir de, Dağlar, kayalar göğsümüz üstünde tepinse, Düşmanlar, biz râm ederizkan kesilir de. Deryâları kan, taşları bitmez kemik olsa, Bir son nefesin aynı olup bitse nesîmi, Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ, Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi. Dedemiz kolları, biz taşları ettik teshîr, Kopdu mâzî, o karanlıktan örülmüş zincîr, Öyle hürrüz ki ne bir kavma, ne bir ferde esîr: Hür olan başlara gök tâc oluyor, yer de serir. Açtı târihi aşan, asrı geçen şanlı yolu, Irkımın titremeyen tunç eli, âzâde kolu; Toprağın üstü de uğrunda ölenlerle dolu... Koptu mâzî, o mezarlardan örülmüş zincir; Biz o kavmiz ki, ne bir kavma, ne bir ferde esir! Gölgemiz sırtını asrın ezer, edvâra yüküz; Şühedâmızla yerin kalbine hep mahkûküz; Bizi eyyâma sorarsan sana söyler: Türküz! Biz ne bir kavma zebûnuz, ne de bir ferde esîr; Hürse bir millete gök tâç oluyor, yer de serîr! Çekicin satveti, çiftin, sabanın dârâtı, Sa’yın ak saçlı, alev saçlı kanatlanmış atı; Fikrin efsersiz olan, çıplak olan saltanatı, Gitsin etsin bizi milletlere bunlar tasvîr, Koptu mâzî o cesedlerden örülmüş zincir. İki üç oğlunu binbir ana birden gömeli; Vatanın körpe kemiklerden ibâret temeli; Köylünün tutmuş o bünyânı kadîd olmuş eli; Bu büyük mâtemi ay yıldız ederken tenvîr, Yaşarız her birimiz bir kanayan kabre esîr. “Türk”e tek bir heceden başka nedir sanki? deme; Öyle hor bakma ki ismimdirr o sessiz kelime! Ben ne bir kavma zebûnum, ne bir insâna esîr: Hür başım var, ona gök tâc oluyor, yer de serîr! Mithat Cemal Kuntay
Gönderi tarihi: 29 Mart , 2006 20 yıl On Beş Yılı Karşılarken Kim derdi yarılsın da nihayet yerin altı, Bir anda dirilsin de şu milyonla karaltı. Topraklaşan ellerde birer meşale yansın. Kim der ki şu milyonla adam birden uyansın. Kim derdi seher yıldızı doğsun da bir evden, Kaçsın da cehennemler o bir dalma alevden, Canlansın ışık selleri olsun da o damla Beş devletin öldürdüğü devlet bir adamla. Kim der ki en son rakamlar da delirsin. On beş asır on beş yılın eb'adına girsin. Dünyaları bir fert evet oynattı yerinden, Sarsıldı demirler evet azmin demirinden. Mazi yıkılıp gitti evet fesli, kafesli: Lâkin bugünün ey granit bünyeli nesli, Bir şey ele geçmez şerefin sade adından. Sen arşı bırak, varsa haber ver kanadından. Gökten ne çıkar? Gök ha büyükmüş ha değilmiş, Sen alnını göster ne kadar yükselebilmiş. Gökler çıkabildin, uçabildinse derindir, Tarihi kendin yazıyorsan, eserindir. Bahsetme bugün sade dünün mucizesinden, İnsan utanır sonra yarın kendi sesinden. Asrın yaşamak hakkını vermez sana kimse; Sen asrını üstünde izin varsa benimse; Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır Toprak,eğer uğrunda ölen varsa vatandır Eğilme Zincirin altınsa da hattâ, koparıp kır! Susmak ne demekmiş, yere göğe haykır! Vicdân bile duymaz, çıkmazsa bir âhı Sessiz kölelerdir, yaratan binbir ilâhı Elbet put olurlar, öpülen eller, etekler Elbet öpen oldukça, olur öptürecekler! Hürriyet, o en son şerefindir, onu satma! Bir Tanrı yeter, kendine bin Tanrı yaratma! İnsanda ki dört tane ayak devrini bilme! Mahvolsa eğilmezdi baban, sen de eğilme!.. 30 Mart 1956
Gönderi tarihi: 29 Mart , 2006 20 yıl Mazinin Sesi Doğmuş ta bu devlet Edebali'nin evinde Akmıştı bütün kan seli iman alevinde. Üç asra fetihler dolu rüyayı koyanlar, Boydan boya tarihe uzanmış uyuyanlar, Osman gibiler, sonra Süleyman gibilerdi; Ceddin o çelik ruhunu dağlarda bilerdi. Yoksun, kuru topraktan ibaret vatanınla, Tarihini yazmasan eğer sen de kanınla!
Gönderi tarihi: 21 Nisan , 2006 20 yıl GAAZI`YE Insan kaninin yazdigi tarihi acarsak, Simasi dökülmüs, eli titrek, kolu sarsak, Binlerce hayalet ebediyyet dilenirler, Heykellerinin can cekisen taslari titrer Bir an unutulmaktan, o bir damla yosundan... Her abide kipkirmizidir kan kokusundan. Bir abidesin sen de fakat her tarafin nur, Toprak gibi pek sade, fakat dag gibi magrur! Tarih ebediyyetlere insan diye versin: Sen hissi olan, gögsü vuran taak-i zafersin! Hisler ucusur kaskati tuncunda, tasinda! Seb-nemleri var merhametin tas bakisinda! Tunc olmana ragmen de cicek gördün, egildin, Insan yaratirken bile insan kalabildin. Ciksan göge Buldum! diyerek gökyüzü saklar Insen yere, ay yildiz iner, yerde kucaklar Gözlerde, gönüllerde kurulmus, oturursun Hislerde, gögüslerde, nabizlarda vurursun On yildir, omuzlardaki baslar da basindir, Ak sacli, siyah sacli olanlar sarisindir, Zira bu alev parcalanirken de tamamdir Zira yiginlarla adam tek bir adamdir: Zira ici hep senden ibaret derimizle, Sensin tutan atiyi bizim ellerimizle. Mithat Cemal Kuntay
Gönderi tarihi: 12 Ekim , 2009 16 yıl ESKI BOĞAZIÇI Siz şimdi belki inanmazsıniz amma bu serabın, Sahilleri var, ayları ve yıldızları vardı Ben böyle değildim, bu deniz böyle değildi Bambaşka bir unsurdu, kımıldardı, akardı Mehtabını yaktıkca, erittikçe hayalim Sahilleri altındı, semavatı gümüştü Yıldızları alnımda, nigahımda birikmiş Ummanları ömrümle beraber yürümüştü Vaktiyle bu hicranlı periler masalında Her gölge bir insan kadar inceydi, derindi Ormanların, dağların saltanatiyle Her haclesi gönlüm gibi bir derbederindi. Mithat Cemal Kuntay
Gönderi tarihi: 10 Kasım , 2009 16 yıl ATATÜRKE Kara toprak diye en hissiz ayaklar hatta Basamaz toprağa, toprakta cenazen varken, Ne büyüksün ki huzurunda küçüktür matem On sekiz milyon adam tek kişidir ağlarken. MITHAT CEMAL KUNTAY
Katılın Görüşlerinizi Paylaşın
Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Hesabınız varsa, hesabınızla gönderi paylaşmak için ŞİMDİ OTURUM AÇIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.