TSK Çuvallamıştır.
#51 Misafir_CYRANO_*
Gönderi Tarihi: 20 Şubat 2010 - 12:41
Şimdi artık, "gizli belge sızıntısı falan yoktur" diyen kalmadığına göre devam edelim. Diyen kaldıysa da, bizim konumuz değillerdir. Gider referans aldığımız kişilere, "benden iyi mi bileceksiniz, yalan söylüyorsunuz, onlar gizli belge değil" der.
TSK bu ülkenin en büyük ve en yetkili güvenlik kurumudur. Gizlilik, mahremiyet, iç güvenlik açısından en hayati öneme sahip kurumdur. Zira bir ülkenin en önemli sırları, askeri sırlarıdır. Askeri sırların deşifresi tek başına bir ülkeye savaşı kaybettirebilir. Düşmanın sahip olduğu asker, silah, kaynak, cephaneden çok daha azına sahip bir ordu, düşmanın askeri sırlarını deşifre ederek üstünlük sağlayabilir bir muharebede. Hepimizin iyi bildiği örnekleri vardır yakın tarihte. Dünyanın siyasi ve coğrafi kaderini çizen savaşlar vardır bunların arasında.
Sistematik olarak ordunun muhafaza ettiği, askeri gizli belgeler sistematik olarak dışarı sızdırılıyorsa, o ordu ciddi güvenlik açığına sahip demektir. Askeri sırları korumada başarısızdır, çuvallaşmıştır. Bu başarısızlık kurumun başı tarafından kabul edilmektedir.
Tabi, harekat planı hazırlamak üzere düzenlenen seminerler sonunda hazırlanan çok gizli ibareli planların, çıkışta seminere katılan subaylara dağıtıldığını sanan. Daha önce dediğim gibi bu seminerleri tıp semineri gibi seminerler sanan insanlar anlatılanları anlayamaz.
Oysa bu seminerle sonunda hazırlanan planlar neymiş ? Ne derecede gizliymiş? Ve ne yapılırmış ? Genelkurmay'a gönderilir ve kozmik odada saklanır..
"Balyoz eylem planı" adı verilerek piyasaya sürülen derlemenin içinde, TSK'ya ait olan belgeler, TSK'da ancak kozmik odada muhafaza edilen belgelerdir. Bunlar dışarıya sızdırılmışsa, kozmik odadan çalınmıştır.
Arkadaşlarımız herhalde bunları çıkışta seminere katılanlara dağıtılan belgeler olduğunu falan sanıyor.
Biz burada kozmik odalarda saklanacak kadar yüksek derecede gizliliği bulunan belgelerden bahsediyoruz. Hem Genelkurmay, hem de Çetin Doğan, belgelerin tümünü reddetmemiştir. Kısaca, çarpıtıldığı, ekleme, girdi yapıldığını açıklamışlardır.
Çetin Doğan'ın belirttiği gibi, harp oyunu seminerine ait olan ve "balyoz eylem planı" adlı hayali darbe planını hazırlamak için ekleme ve girdi yapılarak kullanılan belgeler, Genelkurmay'da nerede saklanır? Kozmik odalarda. Dışarı nasıl sızdırılmıştır ? Kozmik odadan çalınarak.
Genelkurmay bu soruya ne cevap vermiştir ? Araştırıyoruz, soruşturma başlattık.
Harp oyunu seminerine katılan subaylara çıkışta, belgelerin birar nüshası mı dağıtılıyordu da sızıntının kaynağı böyle birşey olsun ? Genelkurmay'a gönderilip, kozmik odalarda saklanan harp oyunu seminer belgelerinden bahsediyoruz. Belge. Seminerden çıkan subayların ben bunları bunları gördüm duydum diye "itiraf" değil. Somut belge.
Genelkurmay ne diyor ? Bizim böyle bir eylem planımız yok. Çetin Doğan'a ait görüntü kayıtları, imzali belgeler, 2003 yılında düzenlenen bir harp oyunu seminerine ait. O seminere ait belgeleri ve kayıtları 4 yıl kozmik odada sakladık ve imha ettik.
Görüntü kayıtları Çetin Doğan'a aittir diyor. İmzalı belgeler ona aittir diyor. Bu görüntüler ve belgeler şu tarihteki harp oyunu seminerine aittir diyor. Üstüne ekleme ve girdi yapıldığını, seminerde olmayan şeylerin sonradan ilave edildiğini söylüyor. Ama dikkat edin, kozmik odalarda saklanıp, imha edilen belgeler bunlar.
Ortada olan güvenlik açığının, başarısızlığın, çuvallamanın boyutu budur.
#52 Misafir_demirefe_*
Gönderi Tarihi: 20 Şubat 2010 - 20:49
Genelkurmay, kozmik odada arama yapılmak istendiğinde tabii ki buna izin vermek istememiştir. Çünkü vermeyebilir. Bu yönde hukukçu görüşleri belirtilmiştir ve bu görüşler doğrudur. O yüzden "hayhay, buyrun" denmemiştir, fakat yapılan değerlendirme sonucu izin vermenin daha yararlı olacağı sonucuna varılmıştır. Burada bir tercih kararı verme durumu vardır. Bu aramanın yanlış bir arama olduğunun vurgulanması açısından hukuki yollar kullanılmıştır. Ama itiraz hakkı saklı kalmak kaydı ile izin verilmiştir. Bu izinde bir maslahat gözetilmiştir. Nedir, ordunun bir darbe planı filan olmadığının, çekinecek bir durumu olmadığının ortaya konması. Tabii ve elbette, kesin ki ordu demokratikleşme yanlısıdır ve buna katkıda bulunmayı görev sayar. Çekinecek gocunacak bir durumu da yoktur.
Sızıntıcılar ise arsız, her olumlu hamleyi daha da azgınca saldırmak için bir bahane olarak kullanıyor. Tahrif, yalan, iftira, ekleme çıkarma oyunlarına başvuruyor ve bu açıklık politikasını istismar ediyorlar. Olsun bakalım. Varsın çamur atan, saldırganlaşan, gerilimi tırmandıran onlar olsun. Defalarca söylediğim gibi ellerinden geleni ardlarına koymasınlar. Ordu çuvallamadı da, çuvallamaz da... Bu iddia, iddia sahiplerine yakışır.
Bu sürecin nereye gideceğini hepimiz merak ediyor ve izliyoruz. Çatlak ve ayrışma fay hatları gibi, illa ki depremler üretecek. Bakacağız, göreceğiz...
#53 Misafir_CYRANO_*
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 02:58
Artı Genelkurmay, sözkonusu belgelerin, kozmik odalarda yapılan aramadan çok daha önce, imha edildiğini açıklamıştır. Yani, aramanın yapıldığı tarihte, Genelkurmay'da bu belgeler artık yoktur. Süresi dolduğu için imha edilmişlerdir. Arkadaşlarımızın seminere katılan subaylara, çıkışta dağıtılan ayarda olduğunu sandıkları belgeler, seminer sonunda kozmik odalara yerleştirilip saklanan belgelerdir.Yani maksimum gizlilikle korunan belgelerdendir. Geçerli oldukları süre boyunca kozmik odalarda saklanıp daha sonra imha edilen belgelerdir.
Sızdıranlar dvdleri kozmik odadan çıkarmış, binadaki bilgisayarlarda kopyasını hazırlamış ve kozmik odaya geri koymuştur. 1. kolordu komutanlığı bunu yapanların tespit edilmesi için soruşturma başlatmıştır.
Evet, en yüksek gizliliğe sahip askeri sırların saklandığı kozmik odalardan bilgi ve belge çalınmıştır.
#54 Misafir_demirefe_*
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 07:42
Fakat bu görev ihmalini, aslında görev suistimalini yapan personel okkalı bir ceza almalı. Öyle emekli albaylar biliyoruz ki...
#55
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 08:09
Sonuc kozmik odadan ne cikti hic birsey.
Sadece iftira..
#56 Misafir_demirefe_*
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 08:19
Her durumda psikolojik savaş açmış bir düşmanla karşı karşıyayız. E peki bu savaşta düşmanın amacı ne? "TSK çuvallamıştır" propagandası yapmak. Eee? Bu durumda?
#57
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 08:27
demirefe, 21 Şubat 2010 - 08:19 tarihinde, dedi ki:
Her durumda psikolojik savaş açmış bir düşmanla karşı karşıyayız. E peki bu savaşta düşmanın amacı ne? "TSK çuvallamıştır" propagandası yapmak. Eee? Bu durumda?
Genelkurmay Hükümetin emrindedir. Varsa geregi yapilir neden yapilamiyor? bunun sebebini sorabilirmiyiz engel olan ne?
Daha öncede sordum cevap yok..
Gayet basit degil mi?
Ama Askerin karsisinda olanlar cevapliyamiyor bir türlü!
#58 Misafir_demirefe_*
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 08:35
Efendi Türkler, 21 Şubat 2010 - 08:27 tarihinde, dedi ki:
Benim şöyle de bir gözlemim var: Bunlar köstebeklerinin getirdiği bilgilerin turşusunu kuruyor, iyice bir bekletip olgunlaştırıyor. Sonra muhatapları emekli olup yaşlanıp, etkili bir savunma olasılığı zayıflayınca piyasaya çıkarıyorlar.
Bu kez oyun tutmadı. Çetin Doğan son derece zinde bir biçimde çıktı, meydan okudu. O zaman yok efendim emir subayı şunu duymuş, bunu görmüş, mıymıntı mıymıntı iftiralar...
Yani gerçekten çok sinsi, çok alçak bir düşman var karşıda. Bunu herkesin görmesi gerek...
#59
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 08:49
demirefe, 21 Şubat 2010 - 08:35 tarihinde, dedi ki:
Birde ne diyoruz..
Sakin olmayan hükümet! diyoruz bosuna da demiyoruz..
Yandas medyasinla bir takim belgeler havada ucusuyor paslasmanin disinda? buda topu topuna iki belge 365.gündür ucusuyor bir türlü Download yapim sürüme veremiyorlar
Vs Vs..Tabiii ki sonuc Potomya!
#60 Misafir_demirefe_*
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 09:22
"Bizim takımın forması ne renkti hay aksi, ben hangi kaleye gol atmaya çalışacaktım?"
#61
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 09:27
demirefe, 21 Şubat 2010 - 09:22 tarihinde, dedi ki:
"Bizim takımın forması ne renkti hay aksi, ben hangi kaleye gol atmaya çalışacaktım?"
İnsanların kendilerini TSK sözcüsü falan sanıp "beyanat" vermeye calısmaları gercekten komik diyorsunuz ama AKP nin yaninda yer alip Darbe yi cagirmak komigin ötesinde vahim bir durum olusturuyor..
#62 Misafir_CYRANO_*
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 10:06
Asimetrik, psikolojik harekatı yürütenlerle ilgili görüşlerim bellidir. Bu forumda yazmaya başladığım günden beri bu odaklar hakkında tutarlı bir tavrım, duruşum vardır.
Mesela ben, ABD'yi dünya barışının teyminatı olarak gören, Türkiye'nin NATO politikalarını izlemesi gerektiğini savunan, Türkiye'nin ilermesinin, güçlenmesinin ABD ile yakınlığa bağlı olduğunu düşünen, ondan sonra aynı ABD'yi bu ülkenin, ulusal, milli çıkarlarına karşı girişilen savaşın planlayıcısı ve yönlendiricisi olduğunu iddia eden birisi değilim. Benim görüşlerim ve tavrım tutarlıdır. Düne kadar ABD ve İsrail'i öve öve bitiremeyip, Türkiye'nin yegane dostları ve müttefikleri olduğunu söyleyen birisi olsaydım. Ve ondan sonra Türkiye'nin üniter yapısına, toprak ve nüfus birliğine, laik devlet yapısına karşı yürütülen geniş kapsamlı bir savaşın planlayıcıları ve yönlendiricilerinin ABD ile İsrail olduğunu iddia eden birisi olsaydım yazdıklarımdan utanırdım.
NATO şöyledir, NATO böyledir, Türkiye NATO politikalarına bağlı olarak güçlü olabilir diyenlere; NATO'nun Ortadoğu politikası ve stratejisinin gerçekleşmesi, Türkiye'nin üniter devlet yapısının ortadan kalkması, laik demokratik sisteminde değişiklik, milli bölgesel çıkarlarından feragat anlamına geliri anlatıyorduk. Bir ülkenin, kendi zararına olan politikaları ve stratejileri savunmasının akla ve mantığa sığmayacağını anlatıyorduk.
Çok değil bir belki iki sene önce yazıyordum ben yukarıda sıraladıklarımı. Peki bugün ? Türkiye kasus bellisinden vazgeçmiştir. Dün kurulmasını savaş sebebi saydığı Kuzey Irak'ta kurulacak Kürdistan devletine bugün elçilik açmayı planlamaktadır. Laik demokratik devlet yapısında yaşanan ve yaşanacak değişimleri anlatmama gerek yok. Üniter devlet yapısı; çok uluslu, bölgesel ve etnik temsiliyete dayalı bir rejim olma yolundayız.
Şekli örnek vereyim. İşgalden önce Irak; Üniter bir devlet. Laik bir devlet. İşgalden sonra; şeriatla yönetilen, üç etnik ve dini unsurun güçleri oranında iktidarı paylaştığı yarı federatif devlet. Parlamento üyelerinin, tarikat şeyhleri, aşiret liderlerinin yaptığı pazarlıklara göre belirlendiği bir devlet. Tüm bölgesel milli çıkarlarından feragat etmiş bir devlet. Devlet kurumları; düşen kaleleri değil, düşmeyen kaleleri sayıyoruz. Çünkü sayılabilir olanlar onlar.
Bunu Irak'ta, işgal yoluyla yaptılar. Güçlü bir ordusu yoktu. Diktatörlükle yönetiliyordu, halkıyla sorunları vardı.
Dün ateşli bir şekilde Irak'ın işgalini savunanlar, bugün aynı operasyon, aynı NATO harekatının, Türkiye ayağı hayata geçince bir anda 180 derece söylem değiştirdiler.
Tabi herkes geriye dönük bir aramayla, bugün ABD ve İsrail'i, Türkiye'nin laik demokratik rejimini, üniter yapısını değiştirmek, bölgesel milli çıkarlarından feragat etmesini sağlayacak bir savaşın arkasındaki güç olmakla suçlayanların, dün ABD , İsrail ve NATO'yu nasıl ateşli bir şekilde savunduklarını okuyabilir.
Dolayısıyla kimse bana "sen böyle diyorsun da, asimetrik psikolojik savaşı yürütenlerin sunmak istedikleri tablo böyle, onların ekmeğine yağ sürmüş oluyorsun" manasına gelecek şekilde akıl vermesin.
Türkiye tarihindeki ikinci geniş kapsamlı NATO operasyonunu yaşamaktadır. Türkiye NATO politikalarını takip etmelidir, Türkiye ABD politikalarını takip etmelidir diyenler; buyrun işte o politikalar önünüzde. Buyrun hayranı olduğunuz, ateşli bir şekilde savunduğunuz ABD ve İsrail, sadece akıl ve taktikleriyle değil, teknolojik araç gereçleriyle, para ile, güç ile "Türkiye için en büyük tehlike" dediğiniz operasyonun arkasındalar.
#63 Misafir_CYRANO_*
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 10:17
demirefe, 23 Kasım 2008 - 03:55 tarihinde, dedi ki:
Öğrendin mi arkadaşım NATO nasıl yapıyormuş bunu ? Uydulardan bağnazlık sinyalleri göndermesine gerek yokmuş değil mi ?
#64
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 10:20
CYRANO, 21 Şubat 2010 - 10:06 tarihinde, dedi ki:
Asimetrik, psikolojik harekatı yürütenlerle ilgili görüşlerim bellidir. Bu forumda yazmaya başladığım günden beri bu odaklar hakkında tutarlı bir tavrım, duruşum vardır.
Mesela ben, ABD'yi dünya barışının teyminatı olarak gören, Türkiye'nin NATO politikalarını izlemesi gerektiğini savunan, Türkiye'nin ilermesinin, güçlenmesinin ABD ile yakınlığa bağlı olduğunu düşünen, ondan sonra aynı ABD'yi bu ülkenin, ulusal, milli çıkarlarına karşı girişilen savaşın planlayıcısı ve yönlendiricisi olduğunu iddia eden birisi değilim. Benim görüşlerim ve tavrım tutarlıdır. Düne kadar ABD ve İsrail'i öve öve bitiremeyip, Türkiye'nin yegane dostları ve müttefikleri olduğunu söyleyen birisi olsaydım. Ve ondan sonra Türkiye'nin üniter yapısına, toprak ve nüfus birliğine, laik devlet yapısına karşı yürütülen geniş kapsamlı bir savaşın planlayıcıları ve yönlendiricilerinin ABD ile İsrail olduğunu iddia eden birisi olsaydım yazdıklarımdan utanırdım.
NATO şöyledir, NATO böyledir, Türkiye NATO politikalarına bağlı olarak güçlü olabilir diyenlere; NATO'nun Ortadoğu politikası ve stratejisinin gerçekleşmesi, Türkiye'nin üniter devlet yapısının ortadan kalkması, laik demokratik sisteminde değişiklik, milli bölgesel çıkarlarından feragat anlamına geliri anlatıyorduk. Bir ülkenin, kendi zararına olan politikaları ve stratejileri savunmasının akla ve mantığa sığmayacağını anlatıyorduk.
Çok değil bir belki iki sene önce yazıyordum ben yukarıda sıraladıklarımı. Peki bugün ? Türkiye kasus bellisinden vazgeçmiştir. Dün kurulmasını savaş sebebi saydığı Kuzey Irak'ta kurulacak Kürdistan devletine bugün elçilik açmayı planlamaktadır. Laik demokratik devlet yapısında yaşanan ve yaşanacak değişimleri anlatmama gerek yok. Üniter devlet yapısı; çok uluslu, bölgesel ve etnik temsiliyete dayalı bir rejim olma yolundayız.
Şekli örnek vereyim. İşgalden önce Irak; Üniter bir devlet. Laik bir devlet. İşgalden sonra; şeriatla yönetilen, üç etnik ve dini unsurun güçleri oranında iktidarı paylaştığı yarı federatif devlet. Parlamento üyelerinin, tarikat şeyhleri, aşiret liderlerinin yaptığı pazarlıklara göre belirlendiği bir devlet. Tüm bölgesel milli çıkarlarından feragat etmiş bir devlet. Devlet kurumları; düşen kaleleri değil, düşmeyen kaleleri sayıyoruz. Çünkü sayılabilir olanlar onlar.
Bunu Irak'ta, işgal yoluyla yaptılar. Güçlü bir ordusu yoktu. Diktatörlükle yönetiliyordu, halkıyla sorunları vardı.
Dün ateşli bir şekilde Irak'ın işgalini savunanlar, bugün aynı operasyon, aynı NATO harekatının, Türkiye ayağı hayata geçince bir anda 180 derece söylem değiştirdiler.
Tabi herkes geriye dönük bir aramayla, bugün ABD ve İsrail'i, Türkiye'nin laik demokratik rejimini, üniter yapısını değiştirmek, bölgesel milli çıkarlarından feragat etmesini sağlayacak bir savaşın arkasındaki güç olmakla suçlayanların, dün ABD , İsrail ve NATO'yu nasıl ateşli bir şekilde savunduklarını okuyabilir.
Dolayısıyla kimse bana "sen böyle diyorsun da, asimetrik psikolojik savaşı yürütenlerin sunmak istedikleri tablo böyle, onların ekmeğine yağ sürmüş oluyorsun" manasına gelecek şekilde akıl vermesin.
Türkiye tarihindeki ikinci geniş kapsamlı NATO operasyonunu yaşamaktadır. Türkiye NATO politikalarını takip etmelidir, Türkiye ABD politikalarını takip etmelidir diyenler; buyrun işte o politikalar önünüzde. Buyrun hayranı olduğunuz, ateşli bir şekilde savunduğunuz ABD ve İsrail, sadece akıl ve taktikleriyle değil, teknolojik araç gereçleriyle, para ile, güç ile "Türkiye için en büyük tehlike" dediğiniz operasyonun arkasındalar.
Sayin CYRANO
Güzel bir yazi belli noktaya kadar itirazimiz yok..
Alıntı
Ama geldigimiz nokta bu!
#65 Misafir_demirefe_*
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 19:50
En dikkat edeceğin ve kendini kollayacaklarının da müttefiklerin olduğunu, müttefiklerine karşı düşmanlarından daha çok tetikte olman gerektiğini de çok kere tekrarladım, burada uzatmayacağım.
Görüşlerimde de bırakın değişikliği, kayma bile yoktur. Dün olduğu gibi bugün de Türkiye'nin NATO üyeliğinden ve AB hedefinde yürümesinden yanayım. Biz neden şikayetçiyiz? Sevr sürecinin yeniden dayatılmak istenmesinden.
Peki bu süreci bizzat yaşayan, ona karşı savaşan, kan döken, can yitiren Atatürk Batı'ya düşman oldu mu? Hayır. Batı uygarlık düzeyini hedef olarak koydu.
Körü körüne Batı hayranı olduğum izlenimi yaratmaya çalışmayı ise hiç kusura bakılmasın kişisel kötü niyete bağlamak zorundayım. Hiç böyle söylemek istemesem de, açıkça görünen o, yazık ki...
#66
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 22:45
Ben burda demirefe´ye sonuna kadar katiliyorum NATO karsiti birisi olarak..
#67 Misafir_CYRANO_*
Gönderi Tarihi: 21 Şubat 2010 - 23:14
Anti emperyalizmi, batı düşmanlığa olarak gören zihniyete göre Atatürk batı düşmanıdır. Çünkü Atatürk anti emperyalisttir.
Atatürk Türkiye'si hangi emperyalist ittifakın içerisinde yer almıştır ? Atatürk, Türkiye'nin ilerlemesinin yolunu emperyalist devletlerle müttefik olmakta mı görüyordu ? Bunu mu savunuyordu? Batı uygarlık düzeyi, bilimde, teknolojide, sanatta, felsefede batı devletlerinin standartına ulaşmanın yolunu emperyalist devletlerin çıkarları için savaşmakta mı görüyordu ?
Hangi emperyalist ittifakın içerisinde yer aldı Atatürk Türkiyesi? Hangi emperyalist ülkenin çıkarlarını korumak için biryere asker gönderdi?
O yüzden kimse kendi mandacı görüşlerine Atatürk'ü siper etmeye kalkmasın. Atatürk, tam bağımsızlıkçı, anti emperyalist bir liderdir. Türkiye'nin emperyalist ittifakın altına girdiği tarihle, Atatürk devrimlerinin durdurulup, karşı devrimlerin başladığı tarih aynıdır.
ABD'nin, İngiltere'nin, NATO'nun Ortadoğu politikası, stratejisi bellidir. Siz, Türkiye'nin toprak bütünlüğü, üniter yapısı, laik demokratik rejimini savunan bir insansanız bu politikalar size göre Türkiye'nin zararınadır. Yok siz Türkiye'nin sınırlarının yeniden şekillenmesini, laik demokratik rejiminin yeniden yapılandırılmasını, üniter devlet yerine federatif/yarı federatif bir devlet olmasını savunuyorsanız, o zaman NATO politikalarının ve stratejisinin Türkiye'nin yararına olduğunu savunursunuz.
Bir yandan bu politikanın ve stratejinin Türkiye'nin zararına olduğunu söyleyip, öbür yandan Türkiye'nin bu politikaya ve stratejiye bağlı olmasını savunmak, ciddiye alınacak birşey değildir.
#68
Gönderi Tarihi: 22 Şubat 2010 - 00:12
Eger dünü düsünürsek sinirlar bu sekilde cizilmeseydi belkide, belkide degil petrol yataklariyla gücümüz daha yüksek olacagindan dolayi K Irak da bu acilar cekilmeyecekdi..
Sözüm ona Baris gücü ne yapti?
Bugün ki adi BM baris gücü, gercekten baris gücümü emperyalizmin cikarlarinin korundugu bir cati degilmidir bu baris gücünün oldugu heryerde emperyalizmin aciktan saldirisi yokmudur? cikan kararlar daha da saldirgan emperyalizmin saldirganligini acikca ortaya koymuyor mu. Bu baris gücünü olusturan sadece ABD midir?
Dünya insanlarinin dünya devletlerinin aslinda anlamli olarak dünya barisi icin ilk tepki verecekleri yer BM dir onun fes edilmesine saglamaktir..
Cünkü emperyalizmin kalbi orasidir.
NATO esas olarak savunma amacli bir örgüttür...Savunma amacli olsada böyle örgütlerin varligi tabii ki her baris sever gibi büyük rahatsizlik duyuyorum yüksek sesle NATO ya Hayir diyorum.
Fakat 1998 lerde biliyorsunuz AB´nin bir savunma ve güvenlik boyutu kazanmasi icin yakin dönemde calisilmis NATO nun varligi ön plana cikarak bu karardan vazgecilmistir böyle birsey Türkiye icin daha kötümser hava estirmeyecekmiydi Türkiye buna karsi itirazlari olmamismiydi belkide bu dönem NATO da bulunmamiz da ayri bir stratejik sans olamaz mi..bunuda böyle düsünelim.
Simdilik! bizim NATO dan cikmamiz hic bir anlam ifade etmiyecegi gibi bu bizim zararimiza olmaktan öteye de gitmez su asamada..denebilir mi oda ayri konu!
#69
Gönderi Tarihi: 22 Şubat 2010 - 16:48
Son zamanlardaki açıklamalar,inandırıcılığından öte gıcık mı yapıyor gıdık mı yapıyor pek anlaşılır cinsten şeyler değil.Gerçi bunca kirlenmişliğin yanında belki de gri renkler bize beyaz geliyordu.Cyrano son noktayı koymuş.
Alıntı
Güçler dengesinde hesap edilemeyen kaymalar var artık.Üzücü olan herşey olağanlaştırılmaya çalışılarak,ciddi oyunların seyircileri üretiliyor.Belli ki bu kurguların gücü de ekonomisi de milli değil.
İyi de nerede duracağımızı bilen bir dost yol gösterse de bizde değerlendirsek hani.
Zira pek zaman kalmadı gibi geliyor bana
sevgilerimle,
#70 Misafir_demirefe_*
Gönderi Tarihi: 22 Şubat 2010 - 21:02
Atatürk’ün zamanında öyle nato filan yoktu. Vahşi bir kurtlar sofrasında herkes başının çaresine bakmaya çalışıyordu. Hele dışarıya asker gönderecek filan durum hiç yoktu. Atatürk son nefesine kadar Hatay sorunu ile uğraştı. Oniki adalar sorunu vardı, tüm dünyaya kafa tutuyordu. Kendi toprağından başka bir sorunla uğraşacak hali yoktu, iç isyanlar vardı. Hiçbir yere tek asker gönderemezdi.
NATO’ya ise aman ne güzel kaşları gözleri var diye girmedik. İki süper güç sadece bizi değil, tüm güçsüz ülkeleri mengene gibi sıkıştırıyordu. Sırtımızı yaslarız NATO’ya, oh keyfimize bakarız, dört dönüm bostan, yan gel yat Osman için de girmedik. Böyle düşünenler varsa onlara en çok ben karşıyım. O dönemin nasıl bir dehşet dengesi üzerine kurulu olduğunu bilmemek, aynen 12 Eylülün hangi şartların dayatması sonucu olduğunu bilmemek gibidir. Kıldan ince kılıçtan keskin bir dehşet dengesiydi ve her an her şey olabiliyordu. Macaristan Varşova paktından çıkmak istediğinde Rus tankları tarafından vahşice ezilip geçiliyordu. Bir bakıyordun iç savaşa sürüklenmiş, Afganistan işgal ediliveriyordu.
Uluslar arası ilişkilerde dostluk, düşmanlık olmaz. Hele hayranlık filan gibi arabesk terimler kullanmak saçmalığın daniskasıdır. Uluslar birbirlerine aşık filan da olmazlar. Çıkarları örtüşür veya çatışır. Örtüştüğü zaman ittifaklar içine girerler. Çatıştığı zaman evlatları karşı cephelerde namlu namluya gelirler.
Bakın tekrar söylüyorum: O bloklaşma dönemine, sadece ABD’nin emperyalist olduğu savı ile bakar, Sovyet emperyalizmini göz ardı edersek doğru bakmış olmayız. İki güç arasında sıkışır, belkemiğin çatırdarsa, işler pek de öyle düzgün elbette yürümez.
Yürümeyecek de… Yürümüyor da… Türkiye’nin güçlü olmaktan başka bir seçeneği yoktur. Bu coğrafyaya geldiysen böyle… Burası dünyanın kilit taşı. Bunu dost düşman herkes onaylar. Uzaydan başka gezegenden birileri de gelse, ilk buraya bakar. Bu böyledir. Bunun kendini dünyanın merkezinde sanmakla filan ilgisi yok. Reelpolitik, kesinlikle böyledir.
Şimdi de ordunun gücü sayesinde dünyanın en bunalımlı ve çatışmalı üç merkezinin ortasında huzur adası gibi dur, elbet dünya senin bu konumunu bozmaya çalışacak. Tarih boyunca Balkanlar, Orta doğu ve Kafkasya çatışmaların merkezleri olmuş ve bu topraklar bu çatışmaların hep arasında kalmıştır. Bu coğrafyada etliye sütlüye karışmadan yaşayamazsınız. Karıştırırlar. Burada güçlü olmak şarttır. Olmadınız mı bitersiniz.
Bunu en iyi emperyalistler biliyor ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin çuvalladığı, bittiği propagandasını yapıyorlar. Tek amaçları Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü kırmaktır!
İlker Başbuğ'un sloganına canı yürekten katılıyorum: "Güçlü ordu, güçlü Türkiye!"
#71
Gönderi Tarihi: 22 Şubat 2010 - 21:13
demirefe, 22 Şubat 2010 - 21:02 tarihinde, dedi ki:
#72 Misafir_demirefe_*
Gönderi Tarihi: 22 Şubat 2010 - 21:40
Ben şunu ekleyeyim: AB üyeliğine de NATO üyeliği gibi bakıyorum. Yalvaran ortaklık heveslisi değil, "Aman efendim, elbette emri alileriniz üzre Ermenistan'ı kucaklayacağız ama, ah şu muhalefet yok mu? PKK siyasallaşsın mı emrettiniz? Başüstüne, derhal de, işte denedik, hizmetinizde kusur etmemeye var gücümüzle çalıştık. Ekümenik? Hemen, kulunuz oluruz. Ama işte müslüman halk..." biçiminde değil, adil, eşit, güçlü ortak olarak üyelik...
Not: Ekümeniğin lafı bile olmaz, muhabbet değil, yemişim ekümeniğini de, asıl konu, bu bahane ile Lozan'ı delmek, Sevr'i hortlatmak. Çünkü ekümenik sıfatını Lozan kaldırmış durumda, anlıyor musunuz olayı? "Bir kere delinmekle birşeycik olmaz!" olayı!
Baş taşeron bacağında şortuyla boşuna böyle buyurmadıydı, master planı ona yürürlüğe koydurttulardı...
#73 Misafir_CYRANO_*
Gönderi Tarihi: 24 Şubat 2010 - 00:41
Atatürk zamanında NATO yokmuş. Atatürk zamanında emperyalist kutuplaşma yoktu değil mi? Dünya emperyalist bloklara ayrılmamıştı. Bu kutuplaşmanın sonucunda dünyanın gördüğü en büyük felaket yaşanmadı değil mi ?
1930'larda keskinleşen kutuplaşma aynı dönemin sonunda dünyanın gördüğü en büyük savaşla sonuçlandı. Dünya birbirine girdi.
1930'ların otalarında Hitler'in iktidara gelişi. İspanya'da Franko'nun zaferi. İtalya'nın Habeşistan'a asker çıkarması. Japonya'nın Çin'i işgali. Almanya'nın Büyük Okyanus'taki adaları silahlandırması. Avusturya'nın, Almanya tarafından ilhakı. Dünya bir tarafta, Almanya, İspanya, İtalyA, Japonya diğer tarafta, İngiltere ve Fransa, Doğuda Sovyetler olmak üzere keskin kutuplara ayrıldı. Herkes savaşın ne zaman ve nerede başlayacağını hesaplamaya çalışıyordu.
Peki Atatürk Türkiye'si ne yapatı ? Atatürk emperyalist devletler arasında yeni bir savaşın çıkmak üzere olduğunu belirtti. Dışişleri bakanından, tüm büyükelçilere kadar Türkiye'nin mutlak tarafsızlık ve bağımsızlık politikası izleyeceğini, kutuplaşmanın hiçbir tarafından yer almayacağını bildirdi.
Daha sonra Balkanlar ve Yunanistan'ı işgal edecek olan İtalya toprak istiyor, silah kullanmakla tehdit ediyor diye, İngiltere-Fransa ittifikanın altına mı girdi? Hatay, Fransız işgali altında diye İtalya-Almanya ittifakının altına mı girdi ? Sovyetler'in safına mı geçti ?
Türkiye'nin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde kıyamet koptu. Türkiye Atatürk'ün tam bağımsızlık ve tam tarafsızlık politikasını izledi. Amerika'nın da dahi olmasıyla iki kutuba dönüşen çatışmada iki taraf Türkiye'yi kendi saflarına katılması, topraklarını kenndilerine açması konusunda tehdit etti. Ne Almanya'nın Sovyetler'i işgal harekatında savaş gemilerinin boğazlardan, orduların ülke topraklarından geçişine izin verdi. Ne de Sovyetler'in ve İngiltere'nin Yunanistan'daki, Bulgaristan'daki Alman güçlerini vurmak için topraklarını karasularını kullanmasına. Hem kutuplaşma, hem de savaş boyunca iki tarafla da ilişkilerini, ticaretini sürdürdü.
Savaştan, dünyada yaşanan ekonomik yıkıma bağlı darlık dışında hiçbir zarar görmedi.
Gerek Cumhuriyet öncesi mandacı kalemleri, gerekse ikinci dünya savaşı arifesinde ve savaş sırasında, Türkiye'nin bağımsız dış politikası ve tarafsızlığına karşı yazanları okuyun. Aynı argümanları dinlersiniz. Bu argümanların ne Atatürk'le, ne Atatürkçülükle uzaktan yakından alakası yoktur.
#74 Misafir_CYRANO_*
Gönderi Tarihi: 24 Şubat 2010 - 02:10
Tarih dediğimiz başlamış ve sona ermiş olaylar bütünü, "ben öyle düşünüyorum" ,"öyle olduğuna inanıyorum", "bence beyinlerinin içinde şöyle bir düşünce vardı" gibi argümanlarla nitelik kazanmaz.
Yine mesela, Almanların Stalingrad Savaşını kaybetme sebebi olarak, Paulus'un "bu savaşı kazanırsak beni Afrika birliklerine yardıma gönderirler, orası sıcak, ishal olurum dayanamam" diye düşünüp bilerek kaybettiği şeklinde bir argüman üretip sonra da "ne var ben öyle olduğuna inaıyorum benim düşüncem bu saygı gösterin" tadında fikirler bizim muhatabımız değildir. Ciddiyetle ilgileniriz. Ciddiyeti muhatap alırız.
Bugün neden 12 Eylül öncesi iç çatışma ortamı ve 12 Eylül Darbesi bir NATO operasyonu olarak görülüyor? Sırf ABD emperyalisttir diye mi ? NATO emperyalist ülkelerin coğrafi ve staratejik çıkarlarını koruduğu için mi ? Böyle bir önkabülle mi ? Hayır. 12 Eylül öncesi ülkede iç savaş ortamı yaratan eylemler, suikastler, katliamlar, provokasyonlarda NATO'nun tam olarak bu iş için kurulmuş, organize edilmiş, finanse edilmiş, silahlandırılmış kanadı GLADIO'ya bağlı görevliler rol aldığı için. Bunlar açığa çıktığı için. 12 Eylül'e darbecilerin mazeret olarak ortaya koyduğu olayların failleri, 12 Eylül'den sonra darbeciler ve NATO tarafından kollandığı, ödüllendirildiği için.
Şimdi çıkıp, ya niye İspanya olmasın, o da emperyalist değil mi? İspanya'nın emperyalist olduğunu neden kabul etmiyorsunuz tarzında bir argümanın ciddiye alınacak yanı yoktur. Çünkü üzerinden geçen 30-40 senede İspanya ile bir bağ, ilişki kurulmamıştır. Bu yönde bilgiler ortaya çıkmamıştır.
Tabi sanki üstünden 30-40 yıl geçemiş. Bu zaman boyunca en ince ayrıntısına kadar olaylar aydınlatılmamış. Bu tarih dilimiyle ilgili yüzbinlerce sayfa rapor, araştırma, çalışma hazırlanmamış gibi. Darbecilerin, darbelerine mazeret için ürettiklerini 30 yıl sonra tekrarlamak sadece.
Şey gibi aynı. ABD, Irak'a kimyasal silah tesislerini yok etmek için girdiğini söyledi. Üstünden yıllar geçti, o tesislerin olmadığı, yalan söylendiği ortaya çıktı. Hatta bizzat ABD'nin ağzından. Şimdi sonrasındaki gelişmeleri boşverip, yok sayıp papağan gibi, Irak'ın işgali için üretilen argümanları tekrarlamak.
12 Eylül darbesi oldu, yüzbinlerce kişi sorgulandı. Yargılandı. Binlerce iddianame, rapor, tutanak hazırlandı. Binlerce dava açıldı. Binlerce itiraf elde edildi. Peki hangi silahlı örgütün arkasından Sovyetler Birliği çıktı? Hangi katliamın arkasından Sovyet gizli servisine bağlı ajanlar çıktı? Hangi silahlı örgüte para, silah yardımı yaptığı ortaya çıktı?
Sovyetler Birliği çöktü, en gizli devlet arşivleri sokakta sayfası 100 dolardan satıldı. Sovyetler'in düzenlediği gizli operasyonlar, ajanlarının kimlikleri vs hepsi elden ele dolaştı.
Biz kişilerin kendi fantazi dünyalarında yarattıkları olaylar ve bu olayların kahramanlarıyla ilgilenmiyoruz ki. Biz olmuş, bitmiş, gerçekleşmiş bir süreci değerlendiriyoruz. Kişiler kendi fantazi dünyalarında yarattıklarıyla çizgi roman yazsın, o karakterlerin maceralarını yayınlasın . O bizim alanımız değil.
Biz tarihsel değerlendirme yapıyoruz. Ve bilgilerle hareket ediyoruz.
Tabi aksi yönde bilgiler sunulur ortaya. Ama dediğim gibi çizgiroman senaryoları bilgi değildir. Aralarında bayaaa fark vardır.
#75
Gönderi Tarihi: 24 Şubat 2010 - 06:08
Ülkemizde Atatürk Devrimlerini en iyi savunanlari bu dönem nasil savunduklarini iyi gözlemliyoruz birakin savunmayi toprak altimizdan gitse kimsenin haberi olmayacak..
Savunan son kaleye yapilan salvolar.. gerisi hikaye.
Askerime dokunan devrimci olsa?


















