Zıplanacak içerik
Misafir Alina Callas

Romanya Tarihinde Türk İzleri – I

Önerilen İletiler

Misafir Alina Callas

Türklerden kalma

BEDDUALI HAZİNE

Alina Callas

 

Yeni bir diziye başlamak fikrini aslında bir Türk işadamına borçluyum. Türkler’in varlığıyla bu kadar yüklü bir tarihe sahip olan Romanya halkının, bazıları bize ya da Osmanlı’ya karşı minnettar, bazıları da, hâlâ küs. Ama bütün bunları bir kenara bırakırsak, ortada bir gerçek var. Türkler buradaydılar ve bu toprakları terk etmeden önce, bu yerlere anlam vermişler. Farklı, güzel bir yaşam biçimi sergileyip, etrafındaki insanlara örnek olumşlar. Hangi insana sorarsanız, “küçükken en çok hoşuma giden Türkler’in yaptığı şu veya buydu” gibi sözleri hala etrafımızda duyuyoruz. Bunu gibi çeşit, çeşit, örnekler var.

Zaman geçtikçe, yerler, izler de kayboluyor. Bu hikayeleri anlatacak insanların sayısı da azalıyor. Bu yüzden elimden geldikçe, hangi yerden olursa olsun, sizlere bulabildiğim veya duyacağım her hikayeyi aktarmaya devam edeceğim.

***

Bu günkü konumuz, Moşna Kalesi. Bu kale, bulunduğu yerdeki köylüleri hala büyüleyebiliyor. İaşi yakınlarında olan kale, rivayete göre, içinde büyük bir hazine gizliyormuş. Efsaneye göre bu zenginliğin sahipleri Daklar (Romenler’in ilk soy halkı) veya Türkler imiş.

Şu ana kadar bütün aramalar, araştırmalar sonuç getiremedi. Bu yüzden köylüler bütün söz edilen hazineyi büyük bir bedduanın koruduğunu inanıyor. Kaleden yeralatına kazılmış bir tünel, köyü hatta, köyden Prut nehri altından geçerek, Basarabya’ya şu anki Moldova’ya bağlıyormuş.

İaşi şehrindeki arkeolog ekibi 1966’da kaleyi kazdılar. Kazdıklarında birkaç eşyadan (topraktan yapımı tabaklar, v.s) başka birşey bulunamadı.

 

KALE VE BEDDUA TAŞIYAN HAZİNE

Arkeolojik araştırmalar fon bulunamadığı için ve ekipten biri toprağı kazarken toprak altında kalarak öldüğünden dolayı devam edilmemiş. Yine de, Daklar’a ait bu kale’nin hazinesi hala merak uyandırıyor, dile getiriliyor. Yaşlılar, küçükken hatırlıyorlar okul gezisine giderken, ufak tefek kazdıklarında, o bölgede oklar, eskimiş tarih olmuş bıçaklar gibi, bulma şansları varmış. Köy halkı ise, hazinenin kalenin altında bir odada bulunduğunu ve o odada bir kapının kilitli olduğunu anlatıyorlar: “Orada kale’nin altında bir oda var ve kocaman, kazan kadar kilidi var. O kilidi Türkler koymuş ve hazineyi de oraya saklamışlar. Yine efsaneye göre Türklerin bedduası, bu hazineye kimseyi ulaşamaz hale getirmiş. Bu sebeple, hazineyi bulmak isteyenler ve arayanlar, görünmemiş bir kuvvet tarafından alınıp, başka yerlere götürülüyor, yanlış bir yola götürüyor, hatta kilometrelerce uzaklığa götürülüyor. İnsan başı dönmüş gibi oluyor. Beddua’nın kuvveti çok büyük.”

Savaş zamanında araştırmalara katılan bir ekip oldu ve onlar bile bu tür olaylardan geçtiklerini anlattılar. Görülmeyen bir kuvvet onların kaybolmasına neden olmuş diye aktarmışlardı. Ştefan Andronache, 79 yaşında bir köylü, “o kale şeytani bir yerdir. Oraya giremezsin. Sana izin vermiyor. İnsanlar denediler, ya kocaman bir rüzgar onları dışarıya, uzaklara fırlatıyordu, ya onları sakat bırakıyordu. Bir türlü ilerleyemediler. Kimse giremedi. Orada kocaman bir kilit olduğu söyleniyor. Türklerin bıraktığı anlatılıyor. Şimdi yine Türkler gelecek ve hazineyi alacaklar. Onlar bu hazineyi topladılar ve yere de beddua ederek kimseyi yaklaştırtmadılar. Bedduaları herhalde şöyle “Kimse bu hazineye dokunamaz kimse bu hazineden faydalanamaz taa ki biz gelene kadar. Sahipleri bir tek biziz.” Türkler böyle dediler. Şu ana kadar gelmediler işte! Gençken ben de gittim gördüm. Kapı var, kilit var, şu an bu kapı toprakla gömülü fakat izi biliyorum. Etrafında ağaç birikti ama yeri biliyorum. İçerde alt oda var ve gölü de var. Tüneli deseniz taa Basarabya’ya kadar uzanıyor.” dedi.

Başka yaşlı bir kadın, Proca Emilia, kale’nin içinde bir kızı gizlediklediklerini anlatıyor: “Rivayete göre, orada bir kızın gizlendiğini ve kapıyla kapandığını ve kızın orada kaldığı söyleniyor. ”

Maria Dima, 80 yaşında başka kadın, emin bir şekilde, “Orada temiz bir iş yok. O Türkler’in kalesi. Eğer orada çok vakit kalırsan seni uzaklara götürüyor. Kaybolmaman için bir iş yapman lazım. Yoksa kaybolursun, temiz iş değil orası. Şimdiye kadar kaç kişi kaybolmamış ki… Bazıları farkında olmadan ormanda uyumuşlar ve ikinci gün uyandıklarında neredeler diye, şaşırmışlardı. Kale yolundasın ve bir bakıyorsun, seni o kuvvetin nereye götüreceğini bilemiyorsun. Hayır bu masal felan değil…Gidin bakın! Siz yarın nerede olursunuz Allah bilir!” diye konuştu.

Başka bir yaşlı köylü Marcel, “O yer kesinlikle birine söz verilmiş, bu kesin. Kimse yaklaşamıyor. Tekin bir yer değil. Kaç kişi kazdı. Gündüz kazdılar ve gece kendilerini başka yerde buldular. Siz inanmıyorsunuz, biliyorum fakat biz bütün bu olayları maceracılardan öğrendik. Bazılarımızdan kendimiz de bunları yaşadık.” dedi.

***

Gerçekten bir beddua mı değil mi, gerçekten Türkler oraya hazine sakladı mı? Şahsen ben bilemem. Ama bildiğim bir şey var: Halkın ağızından duyulan her hikayenin çoğu hayali ya da abartma da olsa, içinde mutlaka bir gerçek payı da vardır. Soru işaretiyle bitirip, “Kim bilir?” demekle yetiniyorum…

 

 

Kaynak: “Lumina” gazetesi Haziran 2007 - Yazar: Oana Rusu

Bu iletiyi paylaş


İletiye ulaşan sekme (kopyala)
Diğer sitelerde paylaş

İletiniz moderatör kontrolünden geçtikten sonra sitede gösterilmeye başlanacaktır. Eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız lütfen hemen bir ÜYE OLUNUZ.

Misafir
İletinizi misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer üye iseniz lütfen GİRİP YAPARAK gönderiniz.
Bu başlığa cevap yaz

×   Zengin metin olarak yapıştırıldı..   Onun yerine sade metin olarak yapıştır

  Only 75 emoticons maximum are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri getirildi..   Editörü temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.