İçeriğe atla


Fotoğraf

Van Hidrografik ve Toprak Özellikleri


Bu başlığa hiç cevap verilmemiş

#1 _asi_

_asi_

    Uzman Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 5.000 İleti

Gönderi Tarihi: 19 Ekim 2009 - 19:40

HİDROGRAFYA

Van Gölü çevresinin dikkati çeken tarafı, az yağışlı bir bölge olmasına rağmen su bolluğunun bir ifadesi olan göller yönünden zengin oluşudur. Bunun nedeni, tektonik ve volkanik faaliyetlerin oluşturduğu morfolojik yapıdır. Sayılan 10'u aşan irili ufaklı bu göllerden Van, Erçek ve Nazik Gölleri, tektonik hareketlerin hazırladığı, çöküntü alanlarına yerleşmiş akarsuların önlerinin volkanik setlerle tıkanması sonucu oluşmuşlardır. Bunlardan sularını, Sufresor (Yeniköprü) Deresi vasıtasıyla, Van Gölü'ne akıtan Nazik Gölü'nün suları tatlı olduğu halde birer kapalı havza teşkil eden Van ve Erçek Göllerinin suları tuzludur. Suları tatlı olan Nemrut ve Aygır Gölleri volkan kraterleri içerisinde oluşmuşlardır. Buna karşılık Arin Gölü (Sodalı Göl), Van Gölü'nden dar bir allüviyon seddi ile ayrılmıştır ve suları tuzludur. Havzada yer alan Turna (Keşiş), Gövelek (Ermanis) ve Sultan Gölleri gibi bir kısım göller ise Urartular'dan kalma eski baraj gölleridir.

Sularını çevre denizlere gönderemeyen Van Gölü Kapalı Havzası, 16.096 km2'lik alanıyla İç Anadolu Kapalı Havzası'ndan sonra Tükiye'nin ikinci büyük içe akışlı havzasıdır. Bu sahanın 12.500 km2'sini, sularını topladığı akarsuların kabul havzaları oluştururken, 3.712 km2 'sini de bizzat gölün kendisi işgal eder. Alansal genişlik bakımından Türkiye'nin en büyüğü olan Van Gölü, dünyadaki kapalı göller içerisinde 15. sırada yer alır. Buna karşılık derinliğinin fazla olması yüzünden 607 km3 'lük toplam su hacmiyle Hazar Denizi, Aral ve Issık Kul Göllerinden sonra kapalı göller içinde 4. sırada gelir. Sularının tuz içeriğinde sodanın görece fazla olmasından hareketle sodalı olarak değerlendirilen Van Gölü, aynı zamanda dünyanın en büyük sodalı gölüdür.

Gölün, güneybatıdaki Tatvan koyu ile kuzeydoğudaki Bend-i Mahi Irmağı ağzı arasındaki uzunluğu 128 km, Gevaş kıyıları ile Arin Gölü yakınındaki kuzey kıyıları arasındaki genişliği 54 km, Tatvan ve Van iskeleleri arasındaki doğu-batı uzunluğu ise 89 km'dir. Göl yüzeyinin deniz seviyesinden yükseltisi, son seviye yükselmelerinden sonra 1650 m'ye yaklaşmaktadır. En derin yerinde derinliği 451 m'yi bulan gölün doğu ve kuzeydoğu kısımları nisbeten sığdır. Çarpanak Adası ile Arin Gölü yakı­nındaki kuzey kıyı arasına çekilecek bir hattın kuzeydoğusunda kalan Erciş Körfezi ile yine Çarpanak Adası ile Edremit Sırtı’nın batı ucu arasındaki Van Koyu'nda derinlikler 100 m’nin altında iken, bu sahalardan batı ve güneybatıya doğru gidildikçe derinlikler artar. Nihayet, Adilcevaz ve Ahlat açıkları ile Reşadiye ve Deveboynu Yarımadası arasında kabaca dairesel bir şekil arzeden ve Tatvan Baseni olarak adlandırılan alanda derinlik­ler 400 m'nin üzerine çıkar. Maksimum derinlik, bu basenin kuzey kenarında, Adilcevaz'ın 18 km kadar güneybatısındaki bir sahada 451 m olarak ölçülmüştür. Üçüncü jeolojik zaman sonu ve dördüncü zaman başına doğru aşındırılarak bir yontuk düz (penoplan) haline getirilen Van Gölü çevresi, deniz seviyesine yakın bir yükseltide bulunuyor ve yer yer dışa akışı olan tatlı su gölleri tarafından işgal ediliyordu. Fakat, dördüncü zamanın ilk devresi (Pleistosen) esnasında meydana gelen epirojenik hareketler sonucunda bölge bütünüyle yükselirken, Van Gölü'nün bulunduğu saha çökerek (gerçekte daha az yükselerek) bugünkü Muş Ovası’yla birlikte doğu-batı uzanışlı uzun bir depresyon oluşturmuşlardır. Tabanı sularla kaplı bir göl durumunda olan bu depresyon, zamanla Murat Nehri tarafından açılarak boşaltılmıştır. Daha sonra Nemrut Volkanı'nın püskürmeleri sonucunda oluşan Rahva lav seddi ile birleşik Van-Muş Depresyonu birbirinden ayrılmış ve bu volkanik seddin gerisinde suların birikmesiyle Van Gölü oluşmuştur. Ancak, başlangıçta Van Gölü'nün suları Bitlis Çayı vasıtasıyla Dicle'ye akarken, Nemrut Dağı’nın devam eden püskürmeleriyle oluşan lavların Bitlis Vadisini doldurmasıyla bu akis sona ermiş ve Van Gölü kapalı havzaya dönüşmüştür.

Oluşumundan sonra Van Gölü, buzul devirleri sırasında soğuk ve nemli iklim koşulları altında önemli seviye ve hacim değişikliklerine uğramıştır. Halen göl çevresinde bugünkü seviyenin(1650 mye yakın) üzerinde 12, 30, 55 ve 70 m yükseltilerde 4 farklı göl sekisi (taraçası) mevcuttur. Göl seviyesinin bugünküne göre yüksek olduğu devrede, göl içerisinde istiflenmiş erezyon materyalinden başka birşey olmayan göl şekillerinin en yüksekte yer alanı 1720 m'de bulunmakta ve yaşı 18 bin yıl olarak saptanmaktadır. Buna göre gölün en yüksek olduğu devredeki seviyesinin 1720 m'ye kadar yükselmiş olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ne bu seviye değişmeleri, ne de Dicle'nin kollarının şiddetli geriye aşındırması, jeolojik geçmişteki en uygun iklim şartları altında bile bir orografik endoreizm (morfolojik yapıya bağlı kapalılık) sahası olan bu havzayı dış drenaja bağlayamamıştır. Daha sonra göl seviyesi buzul devrinin son bulmasıyla kademeli olarak alçalmış ve günümüzdeki seviyesine erişmiştir. Ancak, Van Gölü'nün tarihi devirler içerisinde devamlı bir yükselme eğilimi içerisinde olduğu anlaşılmaktadır.

Tabanını Türkiye-İran sınırının oluşturdugu bir dik üçgeni andıran havzasının batı köşesine yerleşmiş olduğu için Van Gölü'nün batı, kuzeybatı ve özellikle güneyinde, büyük akarsular oluşamamıştır. Buna karşılık gölü besleyen; Ilıca (Zilan), Deliçay, Bend-i Mahi, Karasu ve Güzelsu (Hoşap) gibi nisbeten büyük akarsular kuzey ve doğu bölümüde bulunurlar. Bu akarsular içerisinde en fazla su taşıyanı, yıllık toplam 328 milyon m3'lük akımıyla Bend-i Ma­hi Çayı’dır. Bunu, yakın değerleriyle Ilıca Çayı izler. Diğer üç akarsu ise 150 milyon m3 civarında su taşırlar. Akarsuların akımları, yağışların kar şeklinde düşmesi ve sıcaklıkların 0º'nin altında seyretmesi nedeniyle eriyerek göle ulaşamamaları yüzünden kış boyunca düşüktür. llkbaharla birlikte artan yağışlar ve kar erimeleri nedeniyle akarsuların akımları yükselir ve nisan-mayıs aylarında en yüksek değerine ulaşır. Akımlardaki yükseklik, gittikçe azalmakla bir­likte temmuz ayına kadar devam eder. Yaz sonu ve sonbahar ayları boyunca bir yandan yağışların iyice azalması, diğer taraftan kar erimelerinin de tamamlanması nedeniyle akımlar düşük kalır ve bu durum kış ayları boyunca da devam eder.

Kendisini besleyen tüm bu akarsulara karşın bir gidegene sahip olmayan Van Gölü'nün su bilançosunun gelirlerini, bizzat göl yüzeyine düşen yağışlarla, su toplama havzasına düşen yağışlar sonucu oluşan akarsu boşalımı ve göl yüzeyi altından göle karışan kaynaklar oluşturur. Giderlerini ise göl yüzeyinden olan buharlaşma teşkil eder. Böylece gölün bilançosunu oluşturan iklimsel belirleyicilerin hiçbir zaman durağan olmaması yüzünden sürekli değişiklik göstermektedir.

Zamansal boyut dikkate alındığında Van Gölü'nde üç tür seviye değişmesinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunlar; mevsimsel seviye değişmeleri, yıllar arasında görülen seviye değişmeleri ve uzun yıllık seviye değişmeleri olarak belirtilebilir. Mevsimsel seviye değişmeleri, bütünüyle yağış ve sıcaklığın yıl içerisindeki gidişinin kontrolünde gelişmektedir. Kış ayları boyunca yağışların büyük ölçüde kar şeklinde düşmesi ve hemen akışa geçerek göle ulaşamaması nedeniyle göl seviyesi fazla değişmez. Bahar ayları ve yaz başında, bir yandan yıllık yağışların büyük bir kısmının bu aylarda düşmesi, diğer taraftan artan sıcaklıkla birlikte kar erimelerinin de buna katılmasıyla göl seviyesi hızla yükselmekte ve haziran ayı ortalarında yıllık en yüksek seviyeye erişilmektedir. Yaz ayları boyunca yağışların iyice azalması, diğer yandan artan sıcaklıkla birlikte buharlaşmanın da şiddetlenmesi, göl seviyesinin bütün yaz ve sonbahar aylarında yavaş fakat, sürekli olarak düşmesine yol açmaktadır. Böylece yılın en düşük seviyesi ekim-kasım aylarında görülmektedir. Mevsimsel seviye değişmelerinin genişliği, uzun yıllık ortalamalara göre yılda 50 cm kadardır, yani göl seviyesi kış aylarından yaz başına kadar 50 cm yükselmekte, yaz başından sonbahar sonuna kadar da yine 50 cm düşmektedir.

Yıllar arasında görülen seviye değişmeleri ise, diğer bazı önemsiz etkenler yanında buharlaşma ve özellikle yağışların kontrolündedir. Yağışlar ile seviye değişmeleri arasında tam bir paralellik gözlenmiştir. Göl seviyesi 3-5 yıllık periyotlar boyunca bazen yükselmiş, bazen değişmemiş veya çok hafif de olsa alçalmıştır. Örneğin: 1955-59 yılları arasında yükselmiş, 1960-66 yıllan arasında alçalmış, 1967 yılından 1974 yılına kadar yeniden yükselmiş, 1975'ten 1986 yılına kadar ise yeniden düşmüştür. 1987 yılından itibaren tekrar yükselmeye başlayan göl seviyesi, 1990-91 yıllarında hafif bir düşme eğilimi göstermişse de yükselme 1995 yılına kadar sürmüştür.

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, göl seviyesi 3-5 yıllık periyotlar halinde zaman zaman yükselip alçalmakta ancak, uzun yıllar dikkate alındığında yavaş fakat sürekli yükselmektedir. Zira bir düşük periyoda daha önceki düşük periyodun üzerinde gerçekleşmekte veya bir yüksek dönem, daha önceki yüksek dönemden daha yüksek olmaktadır. Böylece gerek 1943 yılından beri yapılmakta olan günlük seviye ölçümlerinden, gerekse jeomorfolojik ve tarihi bulgulardan hareketle gölün, bazı yıllar alçalıp diğer bazı yıllarda yükselmekle birlikte, uzun vadede sürekli olarak yükseldiği ortaya çıkmaktadır. Örneğin Çarpanak Adası, 1900'lü yılların başında şimdiki gibi bir ada olmayıp, Çarpanak Yarımadası’nın bir parçası iken, zamanla göl seviyesinin yükselmesi sonucu, yarımadanın alçak olan orta bölümü sular altında kalmış ve yüksek olan uç kısmı ada halini almıştır. Eski Erciş'in bulunduğu kısım 1945 yılında meydana gelen bir yükselmeyle sular altında kalmış ve şehir şimdiki yerine taşınmıştır. Aynı şekilde Tatvan'ın çarşısının bulunduğu Kum Palas Mahallesi 1968-69 yükselmesinde sular altında kalmıştır. Sonuç olarak uzun vadede göl seviyesi, bir yandan göle dökülen akarsuların taşıdığı erozyon materyali, di­ğer taraftan kıyıların büyük bir kısmını teşkil eden aşınmaya karşı dirençsiz eski göl depolarının dalga erozyonuyla aşındırılarak gölü doldurması sonucu sürekli olarak yükselmektedir. Başka bir deyişle göl, tedricen sürekli siltasyona uğrayarak dolmakta ve seviyesi yükselmektedir. Bunun hızı ise yıllık ortalamalara göre yılda 4-5 cm kadardır.

Van Gölü’nün bir gidegeni bulunmadığından sular ancak buharlaşma yoluyla kaybedilmekte ve bu olay da tuz birikmesine sebep olmaktadır. Zira kapalı bir gölde tuzluluk oranı zamanla orantılı olarak artmaktadır. Tuzluluğu %21.6 olan Van Gölü'nün suyunda en fazla bulunan tuzlar sırasıyla: Na (%58.2), Na2CO3 (%25.4), Na2S04 (%16.1), NaH-COg (%14.0), KCl (%4.5), MgCO3(%1.5), CaC03 (%0.008), LiCl(%0.04), SrCOs (%0.005), Ca2PO4 (%0.003)'dür. Görüldüğü gibi suyun bileşiminde sodyum klorür oranı en fazla olmakla birlikte, sodyum karbonat oranı da yüksektir. Van Gölü suyunda çözülmüş karbonat türleri, deniz suyuna oranla 100 kat daha fazla bulunur. Bunun başlıca nedeni, dışa akışı olmaması yanında özellikle volkanik CO2 aktivitesidir. Bünyesinde başlıca anyon olarak bikarbonat bulunan çok sayıda kaynağın varlığı, Van Gölü çevresinin volkanizmadan sonra da hidrotermal olarak aktif olduğunu gösterir. Van Gölü’nü besleyen birçok akarsu, kaynağını volkanik araziden almakta veya kaynağı volkanik araziden geçmektedir. Göle dökülen bütün akarsularda en önemli katyon sodyumdur. Bu sodyum katyonu bikarbonatla dengelenerek Van Gölü'nü sodalı bir göl durumuna getirmiştir. Termik özellikleri yönünden Van Gölü ılıman bölge gölleri gurubuna dahildir. Yazın 25 m derinliğe kadar sular ısınır ve sıcaklık 20°'yi biraz geçer. 25 m derinlikten itibaren 5°'nin altına düşer. 50 m derinlikten göl tabanına kadar sıcaklık 4° civarındadır ve yaz kış sabit kalır. Kışın yüzey sularının sıcaklığı 0°'nin altına düşer. Hatta bazı yıllar sığ kesimler donar. Böylece bu mevsimde dikey yönde bir sıcaklık tabakalaşması olduğu anlaşılmaktadır.

Van Gölü suyunun sodalı oluşu, organik hayatı büyük ölçüde sınırlandırmıştır. Sodalı suya uyum sağlamış olan İnci Kefali (Chalcalburnus tarichi) balığı bir tarafa bırakılacak olursa Van Gölü'nde diğer balık türleri yaşamaz. İçme ve sulama suyu olarak kullanıma uygun olmayan Van Gölü, ulaşım, su sporları, rekreasyon ve turistik yönden büyük bir potansiyele sahip bulunmasına rağmen, bu potansiyel bugün çok düşük bir düzeyde değerlendirilebilmektedir.

TOPRAK ÖZELLİKLERİ

Van'da çok çeşitli toprak türlerine rastlanır. İlin doğu kesiminde kestanerengi ve kahverengi topraklar, kuzeyinde kireçsiz kahverengi topraklar geniş alanlar kaplar. İldeki başlıca toprak türleri bunlardır. Bu topraklar il topraklarının % 60'ından çoğunu oluşturmaktadır. Kireçsiz kahverengi topraklar, ilin kuzeyinde dış püskürük ana kaya üzerinde gelişmiştir. Bu topraklarda fosfor oranı orta ve yüksek düzeydedir. Kireçsiz kahverengi topraklar çayır ve orman kuşakları arasında kalmaktadır. Bu topraklar 670 mm ve daha çok yağış düşen alanlarda oluşmuştur.

Kestanerengi topraklar ilin doğusunda, ildeki en büyük toprak grubunu oluşturur. Kahverengi topraklarla birarada görülebilen bu topraklarda kireç birikimi gözlenir. Yükseltinin 2000 m ye ulaştığı kesimlerde, yağışın artması, sıcaklığın düşmesi, organik maddelerin daha çok parçalanması nedeniyle kestanerengi topraklar yaygınlaşmaktadır.

Kahverengi topraklar ilin doğu kesimindeki yükseltinin az oldugu alanlarda, kireçli kayalar üzerinde oluşmuştur. Ana madde kireçtir. Kahverengi topraklar sığ topraklar olup, kestanerengi topraklara göre daha kaba yapılı ve çakıllıdır. Bu topraklar hafif ve orta eğimli alanlarda kuru tarıma, eğimin fazla ol­duğu kesimlerde de otlaklara ayrılmıstır.

İlin kuzeybatı kesiminde, Erciş yöresinde volkan külleri ve yumuşak tüfler üzerinde regosol top­raklar yaygındır. Anakayayı oluşturan volkanik maddeler yumuşak katlar durumundadır.

İldeki bir başka toprak türü de alüvyal topraklardır. Bu topraklara daha çok Erciş ve çevresinde rastlanır. Bunlar kaba yapılı ve kireçsiz topraklardır.

Van'da koluvyal topraklar geniş alan kaplamazlar. Bu toprakların ana maddesi genellikle çakıldır. İlin birçok yerinde küçük alanlarda görülen ko­luvyal topraklar, daha çok Gürpınar-Hoşap arasında yaygındır. Hidromorfik alüvyal topraklara ise Çaldıran ve Özalp gibi ovalık alanlarda rastlanır. Bu toprakları oluşturan maddeler, genellikle kestanerengi ve kahverengi toprak alanlarından taşınmıştır.

Van'ın özellikle kuzeydoğu kesimlerinde rastlanan bir başka toprak türü de kireçsiz kahverengi orman topraklarıdır. Van'da ormanlar önemli bir yer tutmadığından bu topraklar ilde en az rastlanan top­rak türüdür.




Cevap ekle