Gençken bisiklet yarışlarında derecelerim vardı ve tam bir tutkuydu benim için. Ataköy'de düzenlenen bir yarışta finiş çizgisine kala fena bir kaza yaptım ve hala sağ ayak bileğimde bir yırtık var. Hız yarışlarında kontrolü kaybetmek çok kolay, hele de yerler kumluysa
Artık eskisi gibi bisikletime binmiyorum. Daha çok gittiğim tatil yörelerinde kullanıyorum. Bisikletle en son Prag'tan, Kutna Hora'ya gitmiştim. Çek Cumhuriyetinde istediğiniz yerlerde, public bisikletler var ve Invalidovna metro istasyonunun önünden bir kaç krona makineden aldığım bir bisikleti kullandım. Yol boyunca ağzıma burnuma giren milyonlarca polenin kaşıntısını saymazsam eğlendim sayılır. Bu arada Kutna Hora'da 40 bin gerçek insanın kemikleri kullanılarak yapılmış bir kilise vardı. Aslında Çekler dünyada dinin en zayıf olduğu ülkelerden biri ve neredeyse ateistler bir dönem yönetimi ele geçiriyorlarmış. Bu yüzden bu kadar çok katedral ve kilise olması da ilginç.
Almanya'da bisiklet kullanmak ise çok daha zevkli. Yollar çok güzel ve çevrenizdeki sürekli akıp giden yeşillik, nehirler, ormanlar harika. Ama en çok nereyi mi sevdim kuşkusuz Pirenneler, eşsiz manzarası bisikletinizle bütünleşiyor. Girona ya da Figuera'dan kiralayacağınız bir bisikletle Andorra'ya doğru yola çıkıyorsunuz ve Katalunya'nın harika manzarasında yükselmeye başlıyorsunuz. Dik yamaçlar sizi ve bisikletinizi zorlasa da dağlarda gördüğünüz Akdeniz size herşeyi unutturuyor.
Şimdi rockhopper kullanıyorum, neyse ki sayın radya gibi binamızda yer problemimiz yok. Zaman zaman Büyükçekmecede sahile iniyor ve geziniyorum. Bu arada insanlardan, sahil treninden ve aynı anda dairesel bir şekilde beş kişinin oturup kullandığı bisikletlerden fırsat bulup sürmek mümkün olursa tabi
Bir de aklıma 16-17 yaşlarındayken yazlıkta arkadaşlarımla iddialaşıp havuz dibinde bisiklet yarışı yaptığımız günler geliyor. Uzun şnorkelinizle yüzeyden hava alırken su içinde bisikletin üzerinde karşıya yarışıyorsunuz, tavsiye ederim çok eğlencelidir.