İçeriğe atla


Nasreddin Hoca'nın Tarihi Kişiliği / Fıkraları


Bu başlığa 7 cevap verilmiş

#1 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 27 Kasım 2008 - 02:14


Gönderilen Fotoğraf


Nasreddin Hoca fikraları, Nasreddin Hoca'nın kendisiyle, tarihi kişiliğiyle doğrudan bağlantılı degildir.

Ba
şka bir deyişle, sonradan ortaya konulan bircok fıkra Nasreddin Hoca`ya bağlanmış,

Nasreddin Hoca' dan ve onun tarihi ki
şiliğinden bağımsiz yaratılar " Nasreddin Hoca fikraları"

ad
ıyla alabildiğine yaygınlaşmış, yenileri eklenerek zenginlesmiş ve günümüze gelmiştir.

O kadar ki, kimi fikralardan Hoca' nin 15. yüzy
ıl basında Anadolu' yu istila eden Timur' la cağdaş olduğu

sonucuna var
ılmakta, kimi yaratılardan bundan daha önce ya da sonra yaşadığı cıkarsanabilmektedir.

Bu nedenle, Hoca' n
ın tarihi kişiliğini belgelere dayanarak incelemek gerekmetedir.



EN ESKI KAYNAKLARDA

Nasreddin Hoca' n
ın tarihi kişiliğiyle ilgili araşitrmalara Fuat Köprülü'nün Öncülük ettiğini söylemek yanliş olmaz.

Nasreddin Hoca f
ıkralarını çocuk edebiyati kapsamında okutulmak üzere manzumelestiren Köprülü,

bunlardan ellisini 1918' de Nasreddin Hoca - Manzum Hikayeler adl
ı kitabinda topladı. Kitabın önsözlerinde,

kimi kaynaklar
ıdaki Hoca' ya ilişkin belge ve bilgiler zerinde durmaktaydı. Sonraki araştırmalar,

Köprülü'nün bulgular
ını önemli ölcüde doğrulamıştir.

Ancak hemen belirtmek gerekir ki , bu güne kadar ortaya konulan kaynak ve belgeler Nasreddin Hoca' n
ın

tarihi ki
şiliğini geniş ölcüde aydınlatamamaktadır.

ALPAY KABACALI / Bütün yönleriyle NASREDDIN HOCA / Kitab
ın dan / Alıntı' lar

Ülkemizde Cocuklara Nesideler ve Cocuklara Nesideler ve Cocuk Siirleri ile, özellikle

Tevfik Fikret' in Seermin' iyle ba
şlayan çocuk edebiyati icin, Nasreddin Hoca' nın çok iyi ve çok ulusal bir konu

olu
şturacağını bundan iki yıl önce düşünmüş, üc dört parca da yazmiştim.

Kücük s
ınıflarda öğretmenlik ederken, kimi dostlar bu gibi hikayelerin cocuklar üzerinde cok mükemmel bir etki bıraktığını
söyleyerek daha bu alanda manzumelere gerek duyduklar
ını söylediler.

Köprülü kitabin
ı bu yüreklendirmeden sonra yazmıştı, bunun yararlı bir okuma kitabı olacağını umuyordu.

Köprülü'nün manzumelerinden bir örnek veriyoruz:

Damdan Dü
şen
Kiremit aktarmak icin
Bir gün Hoca c
ıktı dama
K
ızıyordu icin icin:

Hic rahat yoktur adama,
Ya
ğmur yağar, damlar akar,
Bu i
ş yine bana bakar...
Kiremitler yosun tutmu
ş,
K
ızak gibi kayıyordu.

Hoca kendini unutmu
ş
Sabah aksam didin , uğraş
Yiyem diye bir sıcak as!
Homurdan
ıp söylenirken,
Nas
ılsa, ayağı kaydı
Aman yetişin! demeden
Hep kiremitleri sayd
ı.

Bir, iki üc...Hoca yerde!
Kalkamad
ı, bakın derde...
Neyse kom
şular yetişti.
Kaldirdilar Nasreddini' i
Hoca' nin baca
ğı şisti,
Derdi , duysa dam ad
ını
şmeyene tuhaf gelir!
Damdan dü
şen halden bilir.




FIKRALAR

TERSI BILINMEZSE...

Nasreddin Hoca'ya:


-Burnun ne tarafta? demi
şler, ensesini göstermiş.

-Tam tersini gösteriyorsun Hoca, demi
şler.

-Bir
şeyin tersi bilinmezse doğrusu anlasılmaz! demis.


CIFTCI DAHA BÜYÜK

Hoca'ya


-Efendi, demi
şler, padişah mi büyük, ciftci mi?

-Ciftci büyük elbet, demi
ş. Ciftci buğday yetiştirip vermese padişah acından ölür !


GÖNLÜM RAZI OLMADI

Hoca e
şgine binmiş gidiyormuş. Ici dolu cuval da kendi sırtında..

-Bre Hoca, demi
şler, cuvalı niye kendi sırtına aldın?

-Ne yapars
ın, demiş Hoca. Zavallı hayvan benim bütün kahrımı cekiyor zaten. Kendi bindigim yetmiyormuş gibi cuvalı da

ona ta
şıtmaya gönlüm razı olmadı!

#2 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 27 Kasım 2008 - 02:23

Gönderilen Fotoğraf




BAHARA SÖZ YOK

Bir toplulukta so
ğuklardan yakınanlar olmuş. Iclerinden biri de:

-
Şu insanoğlu da haline şükretmez, demiş. Kış olur soğuktan, yaz olur sıcaktan yakınırlar...

-Öyle deme bre bilincsiz, demi
ş bak, bahara kimsenin bir şey dediği var mi?!



MAKAMI BULDUM

Hoca' ya sormu
şlar:

Saz calmay
ı bilir misin ?

-Bilirim, demi
ş

-Buyur cal bakalım, diyerek eline bir saz vermişler.

Hoca mizrab
ı almış, perdelere filan basmadan tellere vurmaya, tuhaf sesler cıkarmaya baslamış.

- Saz böyle mi cal
ınır Hoca, demişler. Parmaklar perdeler üzerinde gezdirilir. Mizraptan da makamlara göre ses cıkar...

-Perdeleri bulamayanlar öyle calar, demi
ş Hoca.

Ben al
ır almaz buldum! Ne diye boşuna gezineyim?!



BU DA DÜ
ŞÜNÜR!

Hoca pazarda dola
şırken renkli bir kuşun on iki altına satıldıgını görünce, şaşıp kalarak yanındakilere sormuş:

-Bu ku
ş neden bu kadar para ediyor?

-Bu papagand
ır, demişler. Konusur.

Hoca do
ğru evine gitmiş, hindisini koltuğunun altına alıp pazara getirmiş.

-Kaca hindi? diye sormu
şlar.

-On alt
ın, demiş.

Herkes
şaşırmiş:

- Bir hindi on alt
ın eder mi?

-Görmüyor musunuz, demi
ş Hoca, papaganı on iki altına satiyorlar.

- Onun marifeti var, insan gibi konusur. Ya seninki ne yapar?

- O konu
şursa, demiş Hoca, bu da insanlar gibi düsünür !

SANA NE?

Hoca cars
ıda dolaşırken gevezenin biri:

-Efendi, demi
ş, az önce nar gibi kızarmış bir tepsi baklava götürdüler.

Hoca ald
ırışsiz:

-Bana ne... demi
ş..

-Ama, demi
ş geveze, baklava tepsinin sizin eve götürdüler!

Hoca yine terslemi
ş adamı:

-Sana ne?!



YA DAYAK YEMEMISSIN...

Hoca Timur' un yan
ındaymiş. Timur' a bir asker getirip sarhoş oldugunu söylemişler, " ne yapalım? " diye sormuşlar.

Timur:


-Üc yüz de
ğnek vurun! diye buruk vermis.

Hoca kahkahalarla gülmeye ba
şlamış.

-Ne gülüyorsun? demi
ş Timur. Benimle alay mi ediyorsun? Kavugundan da mi utanmıyorsun?

Hoca:

-Gülüyorum, demi
ş, cünkü ya sen hic dayak yememişsin, ya da sayı saymasını bilmiyorsun !

SENLE DE KONUSULMAZ KI..

Hoca bir gün kar
ısına:

-Hatun, demi
ş, su bizim komşu carıkcı Mehmet Aganın adı neydi?

-Kendin söyledin ya efendi, demi
ş karısı, Mehmet Ağa

-Can
ım, dilim sürctü işte... Ne is yapar diyecektim.

-A efendi, kendin car
ıkcı demedin mi?

-Anlasan, i
şte, nerede oturuyor demek istedim.

-Efendi sana n
e ' oluyor bugün? Komşu dedin ya....

Hoca birden sinirlenmi
ş, kestirip atmiş:

-
Aman be karı... Seninle de konusulmaz ki !...

#3 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 27 Kasım 2008 - 23:53

KAVGANIN NEDENI

Bir gün mahallede Hoca, elinde sopayla karısının ardından koşuyor, bir yandan da bagırıyormuş
:

- Nedir bu senden cektiğim ! Yeter artik ! Sana bir temiz sopa cekeyim de aklın başına gelsin !

Karısı da:

- Yetişin! Can kurtaran yok mu! Öldürecek beni bu adam ! diyerek kacıyormuş.

Bir evde dü
ğün varmıs o sıra. düğün evindekiler sokağa dökülmüşler, Hoca' nın karısını ele gecirmesine engel olmuşlar.

Kadınlar Hoca' nın karısını kendi bölümlerine götürürken Hoca da iceri alınıp sofranın başına oturtulmuş.

Orada bir yandan istahlı iştahlı yemiş, bir yandan kavgayı anlatmış. Baklava tepsisi gelince, önündeki dilimleri yiyip bitirdikten sonra:

- Hınzır karı sokakta elime gecseydi şöyle tutup cevirecektim, deyip tepsinin dolu tarafını önüne getirmiş, baklavanın büyük bir bölümünü mideye indirmiş.

Kahveler de icildikten sonra kavganın sebebini sormuşlar.

- Sebebi, demiş Hoca, düğüne cagrılmayışımız.



Komsu bizi cağırmayınca, biz de o kavgayı icat ettik!


Gönderilen Fotoğraf





#4 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 03 Aralık 2008 - 01:16

MAVI BONCUK KIMDEYSE...

Hoca' nın iki karısı varmış. Aralarında kıskanclık, gecimsizlik başgösterince, her ikisine de birbirinden gizli

birer mavi boncuk vermiş. Verirken de:

- Sakın, demiş, bu boncuğu ortagına gösterme. Bu, seni sevdiğimin kanıtıdır.

Bir gün karıları yine kavga edip Hoca' nın üstüne yürümüşler:

- Cabuk söyle ! Hangimizi daha cok seviyorsun ?

Hoca, soğukkanlılığını hic bozmadan:

- Mavi boncuk kimdeyse gölüm ondadır, demiş.

Iki karısı da " Hoca beni seviyor" deyip onu rahat birakmiş !





UYKUM YOK...

Hoca bir köye konuk olmuş. Biraz hoş sohbeten sonra, yatma zamanının geldiğini anımsatmak icin:

- Hocam, demişler, insan neden esner?

Yemek cıkarmadıklarından, ac karnına nasıl uyuyacağını düşünürmüş Hoca.

- Ya aclıktan ya uykusuzluktan, demiş.

Kendini zorlayip esnedikten sonra eklemiş:

- Ama benim uykum yok !

#5 NICLENO

NICLENO

    Genç Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPip
  • 430 İleti

Gönderi Tarihi: 27 Ocak 2009 - 21:36

Letaif nedir?

“...yazma, ..., 210x130 mm. Ölçüsündedir. Elimize geçtiği birbirine iplikle ve gelişigüzel tutturulmuş yapraklardan oluşan, satır sayısı bakımından herhangi bir düzenlilik göstermeyen bu yazmanın tebyiz edilmemiş bir nüsha olduğu düşüncesindeyiz. Sonradan deri sırtlı ve ebru kapaklı bir klâsik Osmanlı cildiyle kitap haline getirilmiştir. İkisi beyaza boş (42, 43) olmak üzere 43 varaktan oluşan yazmada zamanında numaralanmış 211 latife (fıkra) bulunmaktadır. V. 1a’da ve 1b’de adı Letâif olarak belirtilen yazma, işlek bir Rik’a ile yazılmıştır. Yazılış tarihi olarak da 208 sayılı fıkranın sonunda da hicri 1243 (1823), 209, 210, 211 sayılı fıkraların sonunda da hicri 1243 (1827) tarihi bulunmaktadır. Bu da yazmayı düzenleyen şahsın beş yıl boyunca derleyebildiklerini bir araya getirdiği sonucunu doğurmaktadır.

Letâif’te ekte sadeleştirerek sunduğumuz dokuz Nasrettin Hoca fıkrası bulunmaktadır. Bu fıkralardan 9, 36, 148, 205 sayılı fıkralardan ilk üçü bütünüyle, dördüncüsü ise kısmen ilk kez tespit edilmektedir.

55, 89, 121, 209 sayılı fıkralar ise Günay Kut’un hazırladığı tablolarda 33, 219, 24 ve 173. sırada verilmiş; 205 sayılı fıkra ise bir bölümüyle 73. sırada yer almıştır.

Şeyyad Hamza ile Nasreddin Hoca’yı konuşturan 104 sayılı fıkra ise öteki fıkralardan bazıları gibi Lâmii Çelebi’nin Letâifi’nden alınmadır.”

(M.Sabri Koz, Nasreddin Hoca, Bekrî Mustafa ve İncili Çavuş Fıkralarıyla Bazı Tarihsel Fıkra Tipleri İhtiva Eden Bir Yazma “Letâif Mecmuası, Türk Dünyası dergisi, 2000)
******

Latife 9:

Hoca Nasreddin’in evi iki mahalle arasındaymış. Camiye gelmediği için mahalle halkı toplanıp Hoca’ya giderler ve niçin namaza gelmediğini sorarlar. Hoca “özrüm vardır” diye cevap verir. Halk, özrün nedir diye sorunca da öbür mahallenin imamı ben s...m, beriki mahallenin imamı da beni s...i, onun için gelemedim, demiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 36:

Bir gün Hoca Nasreddin hela kapısında dururmuş. Meğer bu sırada pederi helada imiş. Bir kuvvetli zarta sesi duyulur. Hoca da, “s....e” diye bağırır. Bir zaman sonra pederi dışarı çıkıp oğlunu görünce “ey veled-i zina, hiç haya etmez misin? Ben senin sebeb-i hayatın olan pederinim” der. Hoca ise, mazur olsun sizi validem sandım, diye cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 53:

Hoca Nasreddin bir mecliste birkaç Arap ile sohbet ederken bir zarta çeker. “Be hoca, şu adamlardan hicap etmez misin, dediklerinde, bir alay Arap gidiler, Türkçe kavarayı ne anlarlar der. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 89:

Hoca Nasreddin çift sürerken boyunduruğun kayışı kopar. Hoca derhal başından sarığını çıkarıp kayışı yerine bağlar. Kısa bir zaman sonra tülbent de dayanamayıp kopar. Hoca tülbende hitap ederek “Sen de gör, zavallı kalış ne bela çekermiş” der. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 104:

Merhum Hoca Nasreddin’e bir gün Şeyyad Hamza “Be Hoca, senin kemalin alemde hep maskaralık mıdır, der. Hoca da “Yiğide bir hüner yeter, ya senin hünerin nedir, diye cevap verir. Hamza da “Benim hünerim çok, kemâlime nihayet yok” der. “Her gece gökyüzüne çıkarım, aşağıdan yukarı el vururum.” Hoca “Elini vurduğun zaman yumuşak bir nesne gelir mi, diye sorar. Hamza da “gelir” deyince, “İşte o benim taşaklarımdır” diye cevap verir. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 121:

Hoca Nasreddin bir gün mezarlıkta gömleğini çıkarıp bitlenirmiş. Bir şiddetli rüzgar esip giysilerini alıp götürmüş. Hoca da giysilerinin ardınca koşarken birkaç yolcuya rastlamış. Yolcular, böyle çıplak halde mezarlıkta ne aradığını sormuşlar. Hoca da “Görmez misiniz, çıplak bir ölüyüm, su dökmeye çıktım, şimdi yine kabrime gidiyorum” demiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 148:

Nasreddin Hoca bir gün at pazarına gider, bir beygir almak ister. Buna bir katır getirirler, beygirdir bunu al, derler. Hoca da bu katırdır, bilirim, dediği halde ısrar ederler. Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Hoca da “Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın, beni bana komadılar” der. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 205:

Nasreddin Hoca bir gün doğramacı dükkanından geçerken ustanın saklı bir şey inşa ettiğini görür. “Be adam, sen ne marifetli bir adammışsın” der. Usta da “Öyledir, ben adamdan adam bile yaparım” diye cevap verir.

Bir gün mahalleden geçerken bir yüksek ağacır üzerine çıkmış bir adam görür. Ağacın altında beş on kişi ne yapalım diye konuşurlarken Hoca yaklaşır, olup biteni sorar. “Görmez misin, herif aşağı inemiyor” derler.

Hoca “Ne kadar ahmak adamlarsınız, şu kadarcık işi halledemiyorsunuz” diye çıkışır. Sonra bir ip getirmelerini ister. İp gelince bir ucunu sıkı sıkı beline bağlar, diğer ucunu da aşağıdakilere atar. Adamlar ipi sıkıca çekince ağaçtaki öyle bir iniş iner ki parça parça olur. Hoca şaşar bu işe, “Geçen gün bir kuyudan böyle ip ile bir adam çıkardık idi, ölmedi, bu niçin öldü” diye söylenir.

Hemen daha önce konuştuğu doğramacıya giden Hoca “Geçen gün bana adamdan adam yaparım demiştin, takımını al da gidelim” diye ısrar eder. Doğramacı keser, testere, burgu alıp gelir. Görür ki adam parça parça olmuş. “Bundan adam olmaz” deyince, Hoca da “Nasıl olur ise olsun, bir dolap oğlan çıkmaz mı, yapıver gitsin”, diye ısrar eder. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

Latife 209:

Nasreddin Hoca’nın iki yaşında bir danası varmış. Birtakım veledi zinalar bu danayı boğazlatmak için aralarında anlaşırlar. Hoca’nın yanına giderek, “Haberin var mı, yarın değil öbür gün kıyamet kopacak...biz bir araya gelip eğleneceğiz, seni de meclisimize isteriz” derler.

Hoca “baş üstüne” deyip cemiyete dahil olur. Adamlar, “Hoca danayı da götürelim” derler. Hoca da kabul eder. Seyir yerine vardıkları zaman Hoca’ya “Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak, gel bu danayı kesip yiyelim” derler.

Hoca da aldanıp kabul edince, dana kesilir. Ateş yakılıp kazan kurulur. Adamlar “Biz odun toplayıp sonra da oyun oynayacağız” diyerek Hoca’yı ateşin başında bırakırlar. Biraz sonra odun biter, Hoca da arkadaşlarından odun getirmelerini ister. Adamlar, oyun oynadıklarını söyleyerek odunu kendisinin bulmasını söylerler.

Hoca. Bir iki parça odun temin ederse de ateşin devamı için arkadaşlarının bir kenarda duran giysilerini teker teker yakar. Adamlar döndüklerinde giysilerini bulamayınca Hoca’ya çıkışırlar. O da, “Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak” diyerek onları teselli eder. İkna edemeyince de kendisine yapılanın iç yüzünü anlar, “Maşallah kıyamet yalnız bizim dananın başına mı kopsun, cümle ile beraberiz” diyerek adamları utandırır. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)
  • bunu beğendi
Biz bir dala konmuş üç arkadaşız.
Birimizin adı ''Bilgelik'' diğerimiz.''Dürüstlük'', bir diğerimiz de ''Cesaret''.Birimiz uçup gittiği taktirde kalanlarımızın hiç bir işe yaramıyacağının farkındayız.

#6 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 30 Haziran 2009 - 17:39

Gönderilen Fotoğraf



Temsili Nasreddin Hoca'yı bu yıl da Kadir Çöpdemir canlandıracak


Konya'nın Akşehir ilçesinde düzenlenecek Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliği'nde yine Kadir Çöpdemir

Temsili Nasreddin Hoca'yı canlandıracak. Çöpdemir, daha önce de 4 kez bu görevi üstlenmişti.


Akşehir Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri'nin bu yıl 50'incisi 5- 10 Temmuz 2009 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Şenlik tertip heyeti, temsili hocanın yine Kadir Çöpdemir olacağını duyurdu.

Akşehir Belediye Başkanı Mustafa Baloğlu, yapılan görüşmelerin ardından Kadir Çöpdemir'in bu yıl da temsili hocayı

canlandırmayı kabul ettiğini açıkladı.

Farklı bazı isimlerle de görüştüklerini açıklayan Başkan Baloğlu, ancak olumlu sonuç alınamadığını aktardı.

Temsili hocanın bu yıl da göl yerine dereye maya çalacağını anlatan Mustafa Baloğlu,

"Bu yılki şenliklerde Nasreddin Hoca, Kadir Çöpdemir olacak.

Gerekli görüşmeler tamamlandı.

Tertip komitemizle birlikte şenlik hazırlıklarımız hızla devam ediyor. Bu yıl çok güzel bir program olacak." dedi.



Belediye Başkanı, Akşehir Gölü'nde su seviyesinin önceki yıllara oranla çok daha iyi olduğunu dile getirdi.

Gölün bazı kısımları çamur ve bataklık olduğunu hatırlatan Baloğlu o nedenle temsili hocayı yoğurdu göle değil de

geçen yıl olduğu gibi dereye çalacağını kaydetti.

Baloğlu, "Ama yağışlar bu haliyle devam etmesi durumunda önümüzdeki yıllarda etkinliklerimiz gölde yapılacak"

açıklamasında bulundu.


Belediye Başkanı Baloğlu, küresel ekonomik krizin kendilerini de ciddi etkilediğini belirtti.

Her yıl şenliklere sponsor desteği veren bazı firmaların bu seneki etkinlikte yer almadığını ifade eden Belediye Başkanı

Baloğlu, "Öncelikle şunu belirtmek istiyorum.

Ciddi bir küresel kriz oldu. Bu kriz bize ve sponsor olan kuruluşlarımıza da yansıdı.

Derneğimiz ve belediye olarak çok ciddi bir muhasebe yaparak kılı kırk yararak planlama yaptık.

Yine de eldeki imkanlar doğrultusunda çok iyi bir program hazırlandı.

Etkinliklere Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay da katılacak." diye konuştu.


Ekonomik krize rağmen şenliklere çok sayıda sanatçı geliyor.

Beş gün sürecek şenliklerde Yusuf Güney, Yasemin Göksu, İntizar, Manga Grubu ve Turgay Başyayla sahne alacak.

(CİHAN)


#7 akıllı deli

akıllı deli

    Genç Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPip
  • 271 İleti

Gönderi Tarihi: 30 Haziran 2009 - 17:51

Engin Ardıç: Nasreddin Hoca makbul bir adam değildir!



Üniversiteye öğretim üyesi olmuş bir arkadaş Nasreddin Hoca’yı Mevlana’ya öldürttü, yok pardon, tersi galiba... Biri on üçüncü, biri on beşinci yüzyılın adamı ama arkadaş öldürtüyor... Her iki iddia da aynı saçmalık düzeyinde sayılacağından, farketmez... Şimşekleri de üzerine çekti, hem Konya hem de Akşehir taraflarında kendisine çok kızdılar...

Benim de amacım sevgili Akşehirli kardeşlerimi kızdırmak, hele bu beldemizin hoca turizmini baltalamak hiç değil bu kez, fakat kusuruma bakmasınlar, Nasreddin hiç de makbul bir adam sayılmaz.

“Anadolu köylü kurnazlığının” mükemmel bir örneği, özü, özetidir. Simgesidir.



Birçok fıkrası yakıştırmadır üstelik, Profesör Saim Sakaoğlu’nun pek güzel belirttiği gibi. Bunların bir kısmı ünlü Aesopos masallarından aktarmadır. Mevlana’nın ünlü Mesnevi’sinden bile birçok öykü alınıp ona mal edilmiştir. Yüzyıllar geçtikçe halk arasında yeni yeni fıkraları uydurulmuş, yani bir “destan çemberi” gibi geliştirilmiş, süslenmiştir.

Birçok fıkrası halkımızın uzun zamandır yitirdiği bir pırıltının, “absürd mizah anlayışının” mükemmel örneklerini oluşturur.

Birçok fıkrası belden aşağı, kimisi galiz sözlerle, kimisi sapık hatta “makabr” sayılacak fantezilerle doludur. Bunların arasında ölüsevicilik bile vardır. Profesör Pertev Naili Boratav bunları yayınlamıştı da kıyamet kopmuş, kitap uzun süre yasaklanmıştı.

Çünkü bu ülkede hemen herkes Nasreddin Hoca’yı bir çeşit “halk kahramanı”, dokunulmazlığı olan bir “Türk büyüğü” sanıyor.

Oysa adamın gerçekte yaşayıp yaşamadığı bile kesin değil!

İleri sürüldüğü gibi 1208-1281 yılları arasında yaşamış olsa, Timur’la ilişkisi nereden çıkıyor? Arada yüz küsur yıl fark var.

Hemen herkesin ezbere bildiği fıkralara göz atınca, onun, ya da o simgesel kişiliğin, sinsi, kurnaz, üçkâğıtçı, çıkarcı, bencil, güvenilmez bir adam olduğunu görüyoruz.

Kendisine emanet edilmiş kazanın üstüne yatan, yani komşusunu kazıklayan, küçük bir çocuğa parasını vermediği için bir düdük bile alıp hediye etmekten yüksünen bir adam yahu karşımızda bulunan!

Üstelik işgalci Moğol kuvvetleriyle de ilişkileri son derece karanlık... Hani işbirlikçi bile denebilir! Timur’la sorun çıkınca Anadolu halkını yüzüstü bırakmakta da sakınca görmüyor.

Ama zarar yok, bu da bir çeşit köylü bilgeliği olsa gerek.

Nasreddin Hoca’yı “doğru okuyamayan” aydınlarımız, köylünün İstanbul varoşlarını nasıl ele geçirdiğini de anlayamıyorlar.

Solcular da onu “Şeyh Bedreddin gibi bir şey” sanıyorlar.

İşin daha da kötüsü, hiçbir şekilde bu önyargılar tartışılamıyor, sorgulanamıyor. Çünkü bu ülkede hiçbir şeyin üzerinde durulup düşünülmüyor, klişeleri papağan gibi tekrarlamakla yetiniyor insanlar. Nereden mi biliyorum? Bugün bu yazımı okuyan çok kişi kıyameti koparacak.

Belki beni “Türk büyüklerine hakaretten” mahkemeye veren avanaklar bile çıkacak...

Nasreddin Hoca’nın kaynanasının cesediyle ilişkiye girdiği fıkrayı hiç duymamışlar anlaşılan!

Ben öyle bir büyük istemiyorum. Türklüğü ayağa düşüremezsiniz, izin vermem.



Akşam
11/12/2005
********************************

valla bu yazıdan sonra engin ardıç ı akşehir de ilk gören öldürecek diye biliyorum taa o zamandan.

yani bir de hoca hakkında böyle bir yazı var ekleyeyim dedim.
  • bunu beğendi

#8 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 15 Aralık 2009 - 03:32


Akşehir'e tayin edilen bir kadı halkın silah satmasını yasak etmiş.

Küçük bir çakı taşımak bile suç sayılır olmuş. Görevli memurlar sıkı bir takibe ve kontrole başlamışlar.

Bir gün Nasreddin Hoca'nın üstünü başını aramışlar. Kuşağın arasından kocaman bir bıçak çıkınca şaşırmışlar:


- Bu da nedir Hoca ? Sen silah taşımanın yasak olduğunu bilmiyormusun ? demişler.

- Evet demiş, biliyorum. Fakat bu silah değildir. Kitaplarda bir takım yanlışlar görünce bunun ucuyla kazıyorum.

- Olur mu Hocam demişler, kocaman bir bıçakla kitaptaki yanlışlar kazınır mı ?

- Olur, olur demiş Hoca. Siz bilmiyorsunuz ama bazı kitaplarda o kadar büyük yanlışlar var ki bu bıçak bile küçük kalıyor




Cevap ekle