İçeriğe atla


Fotoğraf

tarih doğa ve kültür hazinesi: kapadokya


Bu başlığa hiç cevap verilmemiş

#1 wherthus

wherthus

    Genç Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • PipPip
  • 453 İleti

Gönderi Tarihi: 22 Mart 2005 - 22:20

Zamanın telaşa kapılmadan, gelip geçen medeniyetleri izlediği, doğa, insan ve tarihin el ele vererek yarattığı bir kültür doğa ve tarih hazinesidir Kapadokya. Tarih öncesinden Hititler’e, Persler’den Romalılar’a, Bizanslılar’dan Selçuklular’a, Osmanlılar’dan bugüne uzanan zengin doğal ve kültürel mirası nedeniyle UNESCO tarafından 1985’te dünya doğal ve kültürel mirası listesine alındı.
Yabancı gezginleri büyüleyen Kapadokya bölgesi, jeolojik devirlerde aktif birer volkan olan Erciyes Dağı, Hasandağı ve Güllüdağ’dan bölgeye yayılan lavlarla oluştu. Ortaya çıkan tüf tabakası, vadi yamaçlarından akan yağmur suları, soğuk ve sıcak hava ve rüzgarın işbirliği sonucunda aşınarak bugünkü şeklini aldı. Alt kısımda kolay aşınan kayaların ortaya çıkardığı konik biçimlerle, üst kısımda bulunan sert kayaların daha farklı aşınarak konilerin tepelerinde kalması sonucu ortaya çıkan doğal heykellere de “peri bacaları” adı verildi. Peri bacaları, yoğun olarak, Ürgüp-Üçhisar-Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp-Şahinefendi arasındaki bölgede, Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Kolayca işlenebilen bu kayalar, insan yaratıcılığı ile birleşince dinsel işlevi olan oyma yapılara dönüşüverdi.

Tarih öncesi dönem kazı çalışmalarında yoğun bir nüfusun yaşadığı kerpiçten yapılmış mahalleler ortaya çıkarıldı. Bunlar kentleşmenin ilk basamaklarıydı. Gün ışığına çıkarılan bir iskelet, dünyada bilinen en eski beyin ameliyatının 20- 25 yaşlarındaki bir kadına uygulandığını ortaya koydu.Bu bölgede bulunan ve “Kapadokya Tabletleri” adı verilen Assurca çivi yazısı ile yazılmış belgeler Assurlu tacirlerin bu bölgedeki ticaretleri hakkında bilgi vermekle kalmadı dünya ticaret tarihine de ışık tuttu. Kapadokya maden bakımından da zengindi. Kırmızı aşı boyası, Karadeniz limanlarından dış ülkelere gönderilirdi. Orta Kızılırmak bölgesinde su mermeri ve çok sert saydam mermer çıkarılan ocaklar vardı. Pencere camı olarak kullanılan mika levhası, pudra yöre ürünleri arasındaydı.

İÖ II. binin başlarında Kapadokya bölgesine yerleşen Hititler, bölge halkıyla kaynaşıp imparatorluk kurdular. Kapadokya bölgesindeki bütün höyükler Hattuşaş’ı başkent yapan Hitit’lerin izlerini taşır . Hititlerin Kızılırmak’ın kırmızı kilinden yaptıkları seramikleri, Avanoslu ustalar tarafından hala yaşatılmaktadır. Frig kültürünün izlerine de rastlanan bu bölge, İÖ 547’de tüm Anadolu ile birlikte Pers egemenliğine girdi. Persler bu bölgeyi “Katpatuka” olarak adlandırdı. İran’dan gelen Yabancı gezginleri büyüleyen Kapadokya bölgesi, jeolojik devirlerde aktif birer volkan olan Erciyes Dağı, Hasandağı ve Güllüdağ’dan bölgeye yayılan lavlarla oluştu. Ortaya çıkan tüf tabakası, vadi yamaçlarından akan yağmur suları, soğuk ve sıcak hava ve rüzgarın işbirliği sonucunda aşınarak bugünkü şeklini aldı. Alt kısımda kolay aşınan kayaların ortaya çıkardığı konik biçimlerle, üst kısımda bulunan sert kayaların daha farklı aşınarak konilerin tepelerinde kalması sonucu ortaya çıkan doğal heykellere de “peri bacaları” adı verildi. Peri bacaları, yoğun olarak, Ürgüp-Üçhisar-Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp-Şahinefendi arasındaki bölgede, Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Kolayca işlenebilen bu kayalar, insan yaratıcılığı ile birleşince dinsel işlevi olan oyma yapılara dönüşüverdi.

Tarih öncesi dönem kazı çalışmalarında yoğun bir nüfusun yaşadığı kerpiçten yapılmış mahalleler ortaya çıkarıldı. Bunlardünyada bilinen en eski beyin ameliyatının 20- 25 yaşlarındaki bir kadına uygulandığını ortaya koydu.Bu bölgede bulunan ve “Kapadokya Tabletleri” adı verilen Assurca çivi yazısı ile yazılmış belgeler Assurlu tacirlerin bu bölgedeki ticaretleri hakkında bilgi vermekle kalmadı dünya ticaret tarihine de ışık tuttu. Kapadokya maden bakımından da zengindi. Kırmızı aşı boyası, Karadeniz limanlarından dış ülkelere gönderilirdi. Orta Kızılırmak bölgesinde su mermeri ve çok sert saydam mermer çıkarılan ocaklar vardı. Pencere camı olarak kullanılan mika levhası, pudra yöre ürünleri arasındaydı.

İÖ II. binin başlarında Kapadokya bölgesine yerleşen Hititler, bölge halkıyla kaynaşıp imparatorluk kurdular. Kapadokya bölgesindeki bütün höyükler Hattuşaş’ı başkent yapan Hitit’lerin izlerini taşır . Hititlerin Kızılırmak’ın kırmızı kilinden yaptıkları seramikleri, Avanoslu ustalar tarafından hala yaşatılmaktadır. Frig kültürünün izlerine de rastlanan bu bölge, İÖ 547’de tüm Anadolu ile birlikte Pers egemenliğine girdi. Persler bu bölgeyi “Katpatuka” olarak adlandırdı. İran’dan gelen
Persler doğa bakımından kendi ülkelerine benzediği için özellikle Kapadokya’ya yerleştiler. Ateşi kutsal saydıkları için Erciyes ve Hasandağını kutsal kabul ettiler.

Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Kapadokya, Doğu Roma İmparatorluğu’nun etkisi altında kaldı. Roma’nın baskısından kaçan ilk Hıristiyanlar, savunmaya ve gizlenmeye elverişli Göreme, Ihlara, Soğanlı vadilerine sığındılar. Kolayca işlenebilen kayaları oyarak evler, kiliseler yaptılar.

Hıristiyanlık serbest bırakıldıktan sonra bölgede, manastır yaşamı başladı. Keşişler manastırlarda, dünyadan uzak topluca yaşıyorlardı. Manastırlarda kilisecikler, keşiş odaları, yemek salonları vardı. VI. Yüzyıl sonlarında başlayan Arap-Emevi istilaları karşısında bölge halkı dinsel merkezler çevresinde yer altı kentleri oluşturdu. En iyi araştırılmış olan Derinkuyu ve Kaymaklı yerin altına yedi kat oyularak yapılmıştır. Dar bir koridorla girilen yeraltı kentleri, farklı işlevleri olan odalara sahipti. Dışarıyla bağlantısı, yuvarlak taşlardan oluşan ve dışarıdan açılması mümkün olmayan taşlarla kesiliyordu. Herhangi bir saldırı sırasında binlerce insanı ve hayvanı saklayacak büyüklükte ve düzende kurulmuş bu kentler, adeta yerin altına uzanmış apartmanları çağrıştırmaktadır. Kapadokya, Toroslar’daki stratejik geçitlere egemen konumda olduğundan Bizanslılar için gözde bir yerdi. Göreme yöresi piskoposluk bölgesi ilan edildi ve Hıristiyan papaz yetiştirme merkezi oldu. İmparator Leon’un Müslümanlıktan etkilenerek dinsel konulu resim ve ikonaları yasaklamasıyla yüz yıl süren ikonoklasm (tasvir kırıcı) dönem başladı. İkon yanlısı Hıristiyanlar baskı altına alınınca Kapadokya keşişlerin sığınağı oldu. İkonoklasm hareketinden etkilenen kiliseler de oldu. Bunlar yeni yaptıkları kiliselerde haça, geometrik bezemelere, hayvan betimlerine yer verdi.



Arap saldırılarından sonra Bizans sanatı verimli bir döneme girdi. Kapadokya sanatı XI. Yüzyılın sonuna kadar Bizans sanatının etkisi altında kaldı. Kiliseleri İsa’nın yaşamından kesitler, kutsal portreler, dinsel öyküler renklendiriyordu.

Bizans İmparatorluğu’nun Selçukluklara yenilmesiyle Anadolu ile
birlikte Kapadokya da yeni bir döneme girdi. Hıristiyanlık Türk egemenliğinden sonra da Anadolu Selçuklu Devleti’nin tanıdığı özgürlük nedeniyle varlığını sürdürdü. Yörenin, Bizans kültür merkezleriyle ilişkisi kopması nedeniyle, Kapadokya resim sanatının geleneksel özellikleri unutuldu. Hıristiyanlar bir süre sonra Rumcayı unutarak Türkçe konuşmaya başladılar.



Kapadokya bölgesinde doğan Damat İbrahim Paşa’nın Osmanlı Sadrazamı olmasıyla bölgenin çehresi değişti. Eski uygarlıkların Nyssa, Soandos, Türklerin XVIII. Yüzyıla kadar Muşkara olarak adlandırdıkları yere “Yenişehir” anlamına gelen Nevşehir adı verildi. “Lale Devri”nin mimarı Damat İbrahim Paşa Türkiye’ye matbaayı getirterek Batı kültürüyle tanıştırırken Nevşehir de en parlak dönemini yaşadı. Damat İbrahim Paşa medrese, kitaplık, han, hamam, yaptırarak, nüfusun artmasını sağladı. Buraya ilk kentsel kimliği kazandırdı. Osmanlı döneminde de hırıstiyanlara karşı hoşgörü sürdü. 18. ve 19. yüzyıla ait Kiliseler bu hoşgörünün göstergesidir.

Bölgenin kolay işlenebilir taşları, XIX.yüzyılın izlerini de günümüze taşıdı. Kayalara oyulmuş ve kesme taştan inşa edilmiş geleneksel
Kapadokya evleri geçmişten gelen birikimle yeni ve özgün bir dil oluşturdu. Avlu ve ev kapılarının malzemesi ahşaptı. Kemerli olarak yapılmış kapıların üst kısmı stilize sarmaşık benzeri motiflerle süslenmişti.

Yöredeki yüksek kayalıklara XIX. yüzyılın sonlarında gübre elde etmek için güvercinlikler oyuldu. Çiftçiler bağlarında ve bahçelerinde verimi artırmak için güvercin gübresi kullanıyordu. Renkli boyalarla süslenen güvercinliklerin dış yüzeyleri, bu yörede yaşayan Anadolu insanının yaşamlarından izleri yansıtan motiflerle süslüydü. Barışın simgesi olduğunu bir kez daha kanıtlayan güvercin, Kapadokya’nın topraklarını bereketlendirdi. Bölge şarap üretiminde Türkiye'de önemli bir yere sahiptir. Bölgede, Tekel şarap Fabrikası dahil olmak üzere bir çok şarap fabrikası üretimini sürdürmektedir.

Doğasıyla, tarihiyle dünyada eşsiz bir yeri olan Kapadokya, yerli yabancı turistleri olduğu kadar, arştırmacıları, sanatçıları, gezginleri gizemli çekim gücüyle çekmektedir. Çünkü buraya gelecek herkese söyleyecek birşeyleri var Kapadokya’nın.•



Cevap ekle