Hasat Zamanı
Sen o şarkıyı söylerken
Hani aşıkmış gibi
Hani şaşkın,
Ve pek anlamsız bakışların
Ve ne söyleyeceğini bilemeyen dudaklarının kıyısına sığınmış beklerken,zaman yanımızdan geçip gidiverdi,bir hırsız gibi çalarak tüm hayallerimizi torbamızdan.Bir tutam akşamüstü,bir okadar sabah bırakmış bıraka bıraka,seni de alıp götürmüş ve vermiş kime vermişse,hiç sevemediğimiz bir memleketliye,sen de oturmuş kalakalmışsın kıyıcığında hayatın,ve kalakalacaksın ,yanından geçiveren zamana tutunamayacaksın,kalanı da çaldıracaksın.
Küllü griye döndü resimlerimiz
Görüntümüz silindi,silinecek
Denize düşmüş bir akşam güneşinden
Binlerce yıldız ve ay doğacak
Çiçeklerin rengini görmesen de kokuları gelecek
İşte o zaman,hayatın tadında, olgunlaşmış bir cennet meyvesinin lezzetini bulacaksın.Kalkıp yürümek zamanı,koşmak zamanı ve giymediğin elbiseleri giymenin,yaşamadığın duyguları yaşamanın zamanı.Hasat zamanı be birader hasat zamanı,hayata diktiğin herşeyi toplamanın zamanı,
Ya da yine şaşkın bakarak
Önünden geçip giden
Günleri harcamaya devam eden
Bir ürkek bulut misali
Yağmaktan korkarken
Sert bir rüzgarın önünde
Neye uğradığını anlamadan
Tükenip biteceksin.
Sokağa çıkıyorum,bir agorafobi bende bu manasız kalabalıklar,kime baksam asık surattan hüküm giyer,duygularımın güvenliği tehlikede,bir depresyon alabildiğine başıboş bırakılmış,nerede benim zamanlarım,aşkı bağlamış,nefreti salıvermişler,”o güzel insanlar o güzel atlara binip gidivermişler” gibi geliyor dudaklarıma şarkıların sözleri,utanıyorum.
Ben mi böyleyim
İçkiler mi bozuldu
Sana sorsam konuşmazsın
Kuşlar ve ağaçlarla konuşuyorum artık
Onlar zaman bozuldu diyorlar
Ben inanmıyorum.
Aksi gibi,
Ben artık hiçbirşeye inanmıyorum.
Bu hasat mevsiminde sadece
Hayata ektiklerimi topluyorum.
Oğuzkan Bölükbaşı
Karanlık Şeyler Söylüyorum
#26
Gönderi Tarihi: 20 Nisan 2008 - 00:40
#27
Gönderi Tarihi: 25 Nisan 2008 - 12:47
bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
A.Hamdi Tanpınar
#28
Gönderi Tarihi: 27 Nisan 2008 - 10:23
suheda, 04-25-2008, 12:47 tarihinde, dedi ki:
bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
A.Hamdi Tanpınar
Ne güzel söylemis ölümsüz sözlerle A.Hamdi Tanpinar "Kaybetmek icin erken,sevmek icin cok gec" ........Tesekkürler sevgili suheda bu siiri tekrar hatirlattigin icin,sevgiler...
#29
Gönderi Tarihi: 27 Nisan 2008 - 10:27
Ölü Sirenler
Gerçekte duymadığım sesler bitti
Öğleye doğru bir gök gürültüsü yalnız
Karıştırdı ortalığı bir süre
Gök akıttı bir parça yağmurunu
Ve deniz kuşları umutsuz
Arıyorken kokularını gölgelerinde
Sıyırdı bir iki bulutu güneş de
Yığılıp kaldı yorgun
Denizin gözbebekleri üstünde.
Bir uyum muydu durgunluk, fırtınayı
Gök gürültüsünü de barındıran içinde
Duyuyorum o tanıdık sesi yeniden
Tiz bir çıngırağı andıran
Benzeyen zil sesine de
Daha önce unutmuşum gibi denizde
Yankılanıp durdu ara vermeden.
Hangi dili öğreniyordum? Mutluluk
İki tek ağustosu çarpıştıran
Sızdıran kanını bu yaz gününe
Yaşayan bir mutluluk? Ve işte
kaç yerinden kesilmiş ki ellerim
Bekletip durdu da acısını bunca yıl
Şimdi bir gülümseme gibi sindi yüzüme.
Görmüşüm daha önce de bir Lidya kralının boynunda
Bilmekti yazgısını ölümünü, gene de
Yıllarca beklemişti kendini
Yeşimden sapı olan bir kılıçla
Bense ne içimi yakan rüzgarı
Ne denizdeki yangını, ne gök gürültüsünü
Duymuş gibi olduğum sesleri de değil
Yaşamın gövdesini arıyordum yalnızca
Bir çürük dişle alnımdaki
İki üç kırışığı yedeğine takmış da.
Özledim ilkelliğimi dalgalarında
Buldum savaşı bitmez derinliklerini
karıştırdıkça bir kargının ucuyla
Gördüm, bekliyordu kendini de o da
Germiş de al kıskacını Lidya kıralı gibi
O turuncu ruh, değişken
İzledim onda ilk oluşumu sanki
Hafifçe kesilmiş gibi oldu dudağım bir yerinden.
İşledim payıma düşen her görüntüyü
Kamaştı gözlerim kıyıya varınca
Rüzgarın itişiyle kumlarda
Durmadan yer değiştiren
Sayısız siren iskeleti
Çın çın ötüyordu sessizlik kaburgalarında
Dedim, besbelli başıboş bırakmışlar da korkuyu
Tarihin onlara bağışladığı
Bu garip rastlantıdan
Doğma bir rahatlıkla parıldıyorlar şimdi
Kemikleri som altından.
Sığındım çatısına bu yok olmuş şehrin.
Şehir ki herkesin bir şehir düşündüğü gibiydi
Tanrım! tunç bir kapı kilidi
Bronz bir sokak
Kumlar içindeydi. Ve bu çakıl taşı
Kim bilir kimin külrengi kalbi
Tanrım!
Neden herkes başka tarafa bakıyor
Neden herkes başka biriydi.
Yıkıntılardan geçtim, eski mezarlardan
Şimdi artık bir anımsamada yeri olmayan
Arı kümeleri taşların arasında
Ve yukarıda kuşlar yanmış kağıt parçaları gibi
Uçuşuyordu da
Ağır ağır yanıyordu da şehir
Yanmayan kadınlar gördüm
Nasıl görünürse dünya gözyaşının altından
Tam öyle, dönüp duruyorlardı bu cehennem oyununda
Ve büyümeyen adamlar gördüm, hiç şaşırmadım.
Konuşuyorlardı sırayla, ilgisiz
Ağaçlara asılmışlardı bir yandan da
Bir kapı kirişine asılmışlardı ve ufka
Ölüm müydü konuştukları? Ölümdü anlaşılan
Silince bir aynayı çıkıveren karşılarına
Bir ölümdü ki, işte bir muska asılı dururdu duvarda
Bir büyü gösterilirdi
Bir kuyu sezdirilirdi
Hiç yoktan bir zincir boşalırdı avluda.
Akşam geri verince bana gözlerimi
Şehir de kayboldu, denizin durgunluğu da
Bir anka kuşu yeniden karıyorken küllerini
Bir kaya oyuğu kendini alıştırıyorken boşluğa
Dedim, deniz de bendim, düşleyen de denizi
Ve sabah olur olmaz üstünde derinliğimin
Bir gülümseme gibi bulacağım kendimi.
Edip Cansever
#30
Gönderi Tarihi: 11 Mayıs 2008 - 19:31
Şehir de kayboldu, denizin durgunluğu da
Bir anka kuşu yeniden karıyorken küllerini
Bir kaya oyuğu kendini alıştırıyorken boşluğa
Dedim, deniz de bendim, düşleyen de denizi
Ve sabah olur olmaz üstünde derinliğimin
Bir gülümseme gibi bulacağım kendimi.
#31
Gönderi Tarihi: 21 Temmuz 2008 - 11:57
Düello
Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da
Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da
Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da
Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada
Cemal Süreya
#32
Gönderi Tarihi: 21 Temmuz 2008 - 12:02
YÜZÜSTÜ KALAKALMIŞLAR
Değil yalnız deniz, değil yalnız kıyı, köpük,
güçleri boyuneğme nedir bilmeyen kuşlar,
değil yalnız şurada buradaki kocaman gözler,
değil yalnız yaslı gece ve gezegenleri,
değil yalnız orman ve yüksek kalabalığı,
acı da, evet, acı da ekmeğidir insanın.
Ama neden? Ben o zamanlar
ip gibi inceydim ve daha kara
bir gece suları balığından,ve elimde değildi,
elimde değildi dayanmak, dünyayı değiştirmek
isterdim bir yumrukta.
lsırdığımı sandım birden en acı otu,
böldüğümü cinayetle kirlenmiş bir sessizliği.
Ama yalnızlık içinde doğar ve ölür her şey,
akıl durmadan büyür taşkınlığa dönmek için,
güle ulaşamadan genişler taçyaprağı,
yalnızlık işe yaramaz tozudur dünyanın,
dönen tekerlektir insansız, topraksız, susuz.
Ve böylece haykırdım da ben yitik
ne oldu bu dizginsiz çığlık çocuklukta?
Kim işitti? Hangi ağız karşılık verdi? Hangi yolu tuttum?
Ne karşılık verdi
duvarlar, başımı vurduğumda kendilerine?
Yükselip geri gelir zayıf yalnızın sesi,
döner, döner durmadan acımasız tekerleği felaketlerin.
O çığlık yükselip geri geldi. Bilmedi kimse.
Yüzüstü kalakalmışlar bile.
Pablo NERUDA
#33 Misafir_asyy_*
Gönderi Tarihi: 07 Ağustos 2008 - 22:19
#34
Gönderi Tarihi: 24 Ekim 2008 - 15:19
Sen gittin ya dilim yarım uyaklarım kayıp..Gidişinle tükendi kelimeler..
Kanayan düşlerimin içinden çekip çıkarıldı kimsesiz esir hisler..
Candı kandı.. ama hükmü yoktu.. Çaresizlik tavında demini almıştı yarınlar..
Adı olmayan bir sevda çıkmaz sokak misali takılıp kaldı dikenlerine imkansızlığın..
Yokluğun bıçak gibi keserken geceyi karanlık gülümsedi bir an.. Ve ardında yeşerdi cansız seviler.. Sözler uyumsuzluğunu kusarken gecenin koynuna sahipsiz uyaksız sevdaya dair tüm kelimeler..
Kimliksiz bir duygunun esaretinde bedeni olmayan ruhlar ruhsuz bedenlere inat canhıraş bir çabayla tutunmakta bugüne. Dünden bugüne.. Dünün gölgesinde yaşarken bugünü ama sevdasız ama yarınsız..
Keşke’lerin kaygısı çöreklenmiş yorgun bedenlere..
Özgürlüğü takıp bir kuşun kanatlarına yarınlardan uzanmak vardı sevgili sana..
Hiçbir şeyi umursamadan dikenli tellere rağmen.
Kanayan ellerimize yüreğimize birbirine hasret bedenlerimize imkansızlığa rağmen..
Bana rağmen..
Sana rağmen..
Sınırlar yok etmeden bizi..
Tek bir kez.
Son kez.
Dokunsan yüreğime..
Ve ben o an ölsem Gece gözlerinin derinliğinde...
Tek bir kez ve son kez...
“İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz dokunsak kanar ellerimiz”
alıntı
#35
Gönderi Tarihi: 08 Kasım 2008 - 10:28
Ayazlara aldanıp düşme karanlıklara.
Ben, yüreğime baharları doldurup
Sevginde " mutlulukları" tatmaya geliyorum.
Ellerindeki toprak kokusunu,
Yüreğindeki ölümsüz sevda umudunu
Ömür boyu " sende " yaşamaya geliyorum.
Kaldır baharlarda kurumuş düşlerini,
Üşüyen ellerini aç,
İçine çek yüreğimin sıcaklığını.
Ben, avuçlarıma " yıldızları " doldurup
Gözlerime " gökkuşağını " giydirip
Her gülüşünde sana yağmaya geliyorum.
Acılarında kanamış,
Umutlarını ser kurak toprağa.
Ben, ömrümü sana adayıp
Acılarını " yüreğimde" yakmaya geliyorum.
Düşlerimi avuçlarına sunup
Gülüşlerinde karanlıklarını boğup
Gökkuşağında gözlerinde doğmaya geliyorum.
Biraz daha dayan acılara,
Bırak üzülme dökülen gözyaşlarına.
Bu sabah güneşle,
Islak gözlerini kurutmaya geliyorum.
Günahlarında bedenimi yakıp
Karanlıklarına gözlerimin aydınlığını giydirip
ömrüne, ömrümü feda edip
Yüreğinde " yaşamaya "geliyorum
alıntı
#36
Gönderi Tarihi: 18 Aralık 2008 - 13:28
Nehir ve Okyanus
Goncalar alırım gamzelerinden
Her gülüşünde………………..
Bir nefes al bırak derinden
Rüzgarım olsun ………………
Gelip sana dokunayım
Bu gün ayın onüçü daha
Dişi dolunayım
Ondördünde parla son kez
Bekle,gülümse,onbeşinde gidersin
Yavaş yavaş,biraz biraz, incelerek.
Kaybolalım karanlığı delerek…..
Sen ufuklara ben uzaklara
Son kez gülümse ufuklardan
Yakın ufuklardan
Yaslanayım dağlarına,gülümse
Her sabah bakın ufuklardan
Böyle değildin diyorlar
Sus pustun……………………
Sana ne oldu dilin çözüldü
Konuşturdun ya şu ahraz adamı
Zincirler çözülse birde
Ah elim!
Son şiirimdi okuduğun
Arkası yarınlarımız olacak.
Bölümlük aşklar değil,
Ölümlük aşklar yazacağım sana.
Okyanus gözlüm, yitik aradığım
Aslında bütün şiirlerim sanaydı
Sen benim son ve ilk aradığım.
Farkındasın …………………
Hepsi hasret ve hüzün üzerine
Beklediğim gündüzün üzerine
Ağaran yüzün üzerine
Ey gecem,gülümse
Yine sana hep sana olacak
Bu aşığın işi ne
Destanlar yazarım tek bir gülüşüne
Asırlara miras kalır manas gibi
Dilden dile okunur hikayemiz
Ben hep seni aradım
Baharda kışta seni
Ey güneş,yazda gölgeni,
Güzde seni
Her gördüğüm yüzde seni
Okyanus gözlüm
Çırpınışım senin içindi
Haykırışım sanaydı
Bütün şiirlerim sana.
Değildi başkasına hiç birisi
Sen beklediğim,son beklediğim,
Düşlerimin perisi……………….
Gülüşü ay,ceylan gidişi
Vahşi bir aslan parçası,dişi.
Denizler taşıyan gözlerinde
Sen, kum göğsünde.
Başlasın son uykum göğsünde
Dediğim.Yenersem utancımı
Geleceğim,çat diyeceğim kaşlarını.
Çat bitir şu sancımı
Çat, ben çatamıyorum
Teneşirler paklayacak yoksa beni
Yatamıyorum…………………..
Kaybediyorum ârımı
Elimden aldın uykularımı
Göz göze ölümler alır beni
Bakakalırım ardından gözlerim açık
Göz göze ölümler yaşarım gülüm
Boğulurum hüzün denizlerinde
Göz göze ölümlere yapışır elim
Sarılır can havliyle boynuma ecelim
Göz göze ölümler yaşarım el ele
Gözlerim açık giderim uykusuz
Yanar kavrulurum sular içinde susuz
Girdaplar alır beni koynuna
Ölüp ölüp dirilirim
Bazen ateşten bir çukurdu
Yüreğimde.Bazen saçlarımda ak
Karada ölümü yaşadım boğularak
Ben hep ölümü yaşadım
Sen hiç karada boğuldunmu?
El verdiğin el,nehirlerin eşi!
Can havliyle sarılır birlikte batarsın
kıraç topraklara
Susuz ve aç topraklara
Ve batarken çifte acılar yaşarsın
Hem boğulduğuna yanarsın,hem de
Seninle batanın acısını yaşarsın
Sarılır göz göze ölümler tadarsın
Çırpınırsın ama nafile,balıklar
İşitmez,yanıbaşından geçer gider
Sağır ve dilsiz kalabalıklar.
Sürü halinde,hepsi kendi aleminde
Duymaz el ele olduğun bile seni
Kendi çığlığında boğulur……..
Boğar senide.Sessiz bir çığlıktır bu
Ölüp yaşadığını ele verir
Gözlerde belirir……………………
Tutunursunuz birbirinize
Eceli olursunuz yekdiğerinizin
Saniyesinde,ama ölmezsiniz
Uzun bir ecel olur bu,
Yavaş yavaş ölürsünüz göz göze.
Benim hiç çocukluğum olmadıki
Beyaz badanalı evlerde oturmadım
Ker****tendi duvarlarımız………
Diyordu.Yüreğimizdi tek vârımız
Bir öyküde, ihtiyar bir çocuk…….
____Benim hiç hayatım olmadı ki
A benim menevşem……………….
Bazen ateşten bir çukurdu yüreğimde
Kimi zamanlar saçlarımda ak
Ben hep ölümü yaşadım boğularak
Bu son çırpınışım
Bulandım duruldum ovalarda
Yamaçlarda bellerde seni aradım
Adım adım.
Hep kara hep kara
Bıktım, sana susadım
Ben sana acıktım
Sönmez ummanlar içsem ateşim.
Sen benim okyanusum seni ararım
Ancak sana kanarım……………
Bazen bir zirveden baktım
Gözledim seni, gezdim ovalarda bellerde.
Özledim seni,hüzünlendim bıraktım
Kendimi boşluğa,çağlayan oldum
Kimi zaman ağlayan
Hasretinle bentlerde…………………
Topraklar içti beni, battım zemine.
Coştum çıktım yine
Suyu arayan ırmak, coşkun akan nehir adım.
Toprak bana ben sana susadım.
Hasret hüzün gamla biriktim
Derelere çaylara sarıldım
Damla damla biriktim
Yıllara aylara sarıldım
Ulaşmak için sana
Ödünç sağanaklar aldım semadan
Bir kat fazla tüteceğim borcuma karşılık
Bir yer aç bana kalbinden
Aksın sana bu nehir
Kızma öfkelenme dalgalanma
Çatma kaşlarını ne olur
Atma beni kıyılara
Alışamadım başka sulara
Hep kara hep kara
Bırakayım sana kendimi
İyileşsin bu yara
Göğe gönder tüt beni
Yağmur olup sana düşeyim
Damla damla ortana düşeyim
Dalgalan savur beni
Yerden yere vur beni
Ama,atma kıyılara
Sende kalayım.
Bir yer aç bana kalbinden
Aksın sana bu gönlüm
Bir gidip bir geleyim
Buharlaşayım ateşinle yağmur olayım
Coşkun akan nehir geleyim
Ölüm uykuda biz uyanık
Uyusun uyanmasın şu bağrı yanık
İzin ver garkolsun sana
Ne diyorum bende………….
Hiç boğulurmu su suda
Al koynuna beni yâr
Beklesin dursun ölüm pusuda
Ahmet Gözübüyük
#37
Gönderi Tarihi: 17 Ocak 2009 - 12:00
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle
Ü.Yaşar
#38
Gönderi Tarihi: 17 Ocak 2009 - 15:51

KIRIK KALPLER YOKUŞU
“ seni yalnızlığından tanıdım
kirpikleri kırk çocuk,
çiğneyip durduğun dudaklarından…
……………..
gözlerin küllenmiş yangın yeriydi,
….…..
uzaktın,
kıyamadım sessizliğine..
.………......………………………* ”
İçte hüzün,,gözde nem,,yorgun ayaklarıyla her ruhun
aşinası olduğu bi caddenin,bin yıllık adıdır ;
“kırık kalpler yokuşu” …
taze bi yaradan sızan,sıcak kan gibi süzülür yorgun adımlarınız,
basar gölgenizin üstüne…..
yokuş dik,,yürek yaralı,,gölge üzgün,,
düşeriz kaydımızı keyif defterinden kendi ellerimizle….
……………………
tıpkı “mutluluk parkı”,, “sevda çıkmazı”,,
“aşk sahili”,,“hayal bulvarı” gibi
hemen hemen hepimizin uğrak yerlerinden,
bildik mekanlarından biridir “kırık kalpler yokuşu”...
yani “hayat” dediğimiz bu şehrin,,adresi herkes tarafından bilinen en loş semti….
Artık bi dostun yanlış anlaması mı olur kolumuza takıp girdiğimiz,,
yada sevdiceğin bi ağır sözü mü alır getirir bizi bu bildik yokuşun başlangıcına,,o belli olmaz…
bazen bi anın yakıcı öfkesi,,bazen yakınlarımızın sebepsiz ilgisizliği
bazen de kendi kendimize alınıp bişeylere
kimseye sezdirmeden sürüklendiğimiz,,,
ama illa,,
ama mutlaka,
hiç değilse bi ömürde en az bi defa,,
hepimizin bi sebepten yolunun düştüğü,,
kırgın görüntüsüyle solgun,,
hüzün kokusuyla ağlamaklı,,
bi dolu müdavimi sendelemiştir
taştan kaldırımlarında bu yokuşun
yürekte figan,gözlerde buğu….
………….
“nasıl yapar”,,”nasıl görmez”,, “nasıl anlamaz” çığlıklarıyla içten içe,
“bunu yapmamalıydı”,, “hakketmemiştim” sitemleriyle
fısıltı halinde
yorgun ruh adımlamaya başlar yolunu
“kırık kalpler yokuşunun”
taştan kaldırımlarında adımların yankılanır,,yankıda hayal kırıklığın,,
hayal kırıklığında adımların…
Kah bi ağaca tutunur soluklanırsın,
kah bi duvara sırtını verir düşünürsün derin derin…
Yanından geçen yüzler,,sesler,,yankılar yabancı,,
sitemlerse tanıdıktır,,çünkü tüm kırık kalplerin lisanı aynı,bildiğin dil…..
üzüntü,,keder ve gam,……
……………
sonra zaman geçer,,o ilk günlerin acısı azalsa da,,
sızı hala yaradadır..
bazen kalbimizi inciteni affeder,yeniden döneriz eski günlere..
kiminde kırık o kadar büyüktür ki ;
bağışlayamaz yürek,,küsüp gider herşeye…
kiminde de bi orta yol bulunurken,,
kiminde affedilse de unutulmaz bi ömür…
ama illa o yokuş tepilir,,
adımlanır,
arşınlanır…...
bi dolu yerine hayal kırıklığımız siner,dağılır….
Belki bi yerine çöküp adımızı kazımışızdır tıpkı çocukluğumuzdaki gibi bi banka,,
belki de kalbimizden sızan ağrıdan bi kaç damla taşlarına bulaşmıştır bizden hatıra,,
yada bi kişiyi içimizden çıkartıp,toptan gömmüşüzdür o yokuşun bi yerine,,
ama illa,,
ama mutlaka,,
hiç değilse bi ömürde en az bi defa,,
hepimiz tırmanmışızdır “kırıp kalpler yokuşunu”
ruhumuzun üzgün adımlarıyla….
……………….
Keşke kalpler kırıldığında,,incindiğinde ya da sızladığında,,
yani çizilip baştan sona,,ağrısı katlanılmaz olduğu zamanlarda,
uzanıp ellerimizle usulca yerinden çıkartabilsek onu,,
ve yerine daha hiç kırılmamış,,hiç incinip kanamamış,,
bi anın üzüntüsüyle üzerine tek tane yaş damlamamış,,
parçalanmamış yani yepyeni,,
hiç kullanılmamış bi kalbi takabilsek söktüğümüzün yerine yine usulünce,,
ve onla devam edebilsek hayata kaldığımız yerden,
hiç bi kötü anın hüznü,
hiç bi yaranın sızısı hissedilmeden içimizde…..
ama olmaz….olmaz ne çare…
kalbimizde biz gibi tek olanımız,,yedeği olmayan,,biriciğimizdir
ve bi ömür yoldaşımız,ikincisi bulunmayan,en kıymetlimizdir…
ve aslında böyle olması çok daha iyidir belki de değişmesinden..
belki de o kırıklarla,,çiziklerle beraber,
bi kalbin içine sığmış,sinmiş tüm duygulardır
bizi biz yapan şeyler…
belki de o kalp bizizdir baştan sona,,
ve belki o izler bile değerlidir,tutunmaya çalışırken akıp giden hayata…..
Hem bi kalbin içinde sadece kırıklar ve yaralar yoktur ki,,
ne çok heyecan
ne çok coşku ve deli gibi attığı bi dolu mutlu an daha saklamıştır içine,,
bi sürü an,,bi çok duygu güzelden yana,,
ve aşk
ve sevgi,,
onları da kıyıp terk edebilecek miyiz,
sızılarından kurtulalım diye,,
gözden çıkartabilecek miyiz içimizi ısıtan bi dolu keyifli anın hatırasını,
hani her kötü anda koşup saklandığımız,
hani ellerimizi uzatıp dokununca tekrar tekrar aynı sevinci yaşadığımız..
onlarsız koca bi boşlukla nasıl tutunucaz geri kalan yaşamımızda,,
ve ne kadar biz kalıcaz,bi ömrün içindekileri alıp boşaltınca….
Her kalp biriktirdikleriyle bi hazinedir,,
ve evet yaralandığında çok acır,,kırıldığında sızısı çok derindir,,
ama aslında sandığımızdan güçlüdür kalplerimiz,,
ve eşsiz ve büyülüdür de üstelik..
bi düşünün ;
bi kalptir ancak yanıp tükenince bile küllerinden yeniden doğabilen tek parçamız….
Ve sadece onun büyüsüyle mutluluktan uçtuğumuzu sanırız…
Bizi o taşır bulutlara,dokunmak ne kelime,,sarılıp öperiz bile : )
İçine kocaman bi dünyayı bi dolu insanı sığdırırız da sevgiyle,
hala sonsuz yerimiz varmış gibi hissederiz geriye….
Her kalp büyülüdür,eşsizdir,benzersizdir,,
o yüzden kırıkları arasında kendimizi de kaybedip yitirmeden,,
bi yarayla kanayıp bi ömrü tüketmeden…
bilerek onlarında bi değeri olduğunu,
ruhumuz yaşamdan bişeyler öğrenirken……
ve görerek tek ziyaretçisi biz değiliz “kırık kalpler yokuşunun”
yürümeye devam edelim…yürüyelim..
mutlaka bi yerinde hayat bize yeniden gülümsüycektir,,
yeniden kanat açacaktır yüreğimizde güvercinler,,
yeniden saçın yüzüne düşecektir mutluluk rüzgarıyla,,
yeniden yanağını okşuycaktır huzur…
...
her an içinde bi sonrasını gizler,,
ve her yokuş mutlaka biter : )
bi de bakmışsın “özlem sapağından” dönmüş,,
“güzel günler meydanında” neşe içerisinde
çocuklar kadar mutlusun…….
…………….
İçte hüzün,,gözde nem,,yorgun ayaklarıyla her ruhun
aşinası olduğu bi caddenin,bin yıllık adıdır ;
“kırık kalpler yokuşu”………..
ve herkesin uğrak yeridir şaşırma
ve durma,,
sonuna dek yürü,her yol biter nasılsa…
en sonuna varınca anlarsın zaten : ) bak işte bitti
şimdi aç kollarını iki yanına bi martı misali
ve sal kendini adında “keyif ” geçen bi başka caddeye
ve unutma
her yokuş bi inişi de saklıyodur sana ardında ………………
…....
“seni kendimden tanıdım çocuk
ellerinden tanıdım seni,,tedirgin ellerinden
………
eğildim öptüm yıkık alnından
uzaktın,kıyamadım sessizliğine,
biraz daha dedim içimden,,biraz daha
gün olur,onuru güzel çocuk
acı da yakışır insanın yüreğine…….…*”
/şiir:şükrü erbaş’tan alıntıdır/
Mayıs 2006, Şafak
#39
Gönderi Tarihi: 27 Şubat 2009 - 16:02
ben
geceden de karanlık
bir kelebek
çarpar karanlığıma
gün aydınlanır
gece aydınlanır
güne hasret kalır
içimdeki karanlık
___
______
____________ yeniden dirilir kelebek...
alıntı
#40 Misafir_Domuzbağı_*
Gönderi Tarihi: 27 Şubat 2009 - 17:40
#41
Gönderi Tarihi: 20 Mart 2009 - 14:17
Dur gitme bensiz...
Sensiz bu şehirde yaşayamam.
Ben; toza, toprağa
Dikenli bozkıra alışığım.
Sensiz limanlarda kaybolur giderim..
Yabancı bir kentin yağmurlarında,
Sel olur akar giderim.
Seni kaybettiğim İstanbul’a kar yağıyor.
Ve benim yüreğim üşüyor.
alıntı
#42
Gönderi Tarihi: 08 Nisan 2009 - 11:48
Hatırladın mı engini?
Sert dalgaları, yosunu
Suların uğultusunu?
N'olur bir sabah vakti
Çağırsa bizi sonsuzluk
Birden demir alsa gemi
Başlasa güzel yolculuk.
Yırtılan yelkenler gibi
Enginle başbaşa kalsak.
Ve bir şafak serinliği
İçinde, uykuya dalsak.
Rıhtımda uyuyan gemi
Hatırladın mı engini?
Gidip de gelmeyenleri
Beyhude bekleyenleri?
A.H.Tanpınar
#43
Gönderi Tarihi: 03 Mayıs 2009 - 18:44
MASAL KAHRAMANLARIM VE BEN
Masallarda yaşadım ben
Masallarla büyüdüm derken
Büyümemişim ki ben...
Güliver gibi büyüğüm
Yüreğim ve onurumla
Küçük küçücük insanlar var, etrafta
Hesaplarıda kendileri gibi minik olan
Pinokyolar,ah o pinokyolar
Nereye baksan onlardan
Tahtadandır bedenleri, tıpkı yürekleri gibi...
Yalanlardır,hayatlarını yönlendiren
Bakmayın burunlarının uzamadığına
Yalnızım ben
Robinson gibi,yapayalnız
Sevgisizler arasından
Sıyrılıp kaçan,sevgiyi bilen
Yürekli...
Don Kisot'um
Savaştayım,yeldeğirmenlerine karşı
Nerden eserse yel
O yöne gidenlerle...
Pamuk prensesim ben
Uzanan elmayı,yıkamadan alan
Uzanan eli dost eli sanan...
Yedi cücelerden,en utangacı
Pamuk prensesi en cok seven
Yedi yürekten yalnızca biriyim ben
Ne farkeder ki;
Masal silbaştan yazılmadıkca
Ben hep kaybedeceğim...
Ormanın içindeki
Kırmızı başlıklı kızım ben
Kurtlar,dost,arkadas hatta sevgili rolünde
Haydi kurtlar sofrasına merhaba...!
İnsan her attığını vuramazmış
Wilhem Tell hiç olamaz yani
Ah masallar,
Gerçeklerdeki masallardan
Daha gerçek
Dedimya sizlere
Yaşamışım
Büyümemişim,hiç ben...
24.10.2008,elifce
#44 Misafir_gelincik_*
Gönderi Tarihi: 05 Mayıs 2009 - 08:56
öylesine geniş ki yüreğim bir deniz gibi,
güler yüzün bir güneş ışığınca
tatlı ve derin yalnızlığında,
dalganın dalgaya sessiz karıştığı yerde.
gece mi bastırdı? gün mü yoksa? bilmiyorum.
güler bana o tatlı o sevimli
güneş ışıltılı yüzün,
ben bir çocuk gibi mutluyum.gece yarısı bir de rüzgar
yavaştan yavaştan pencereme çarpar.
bir sağnak başlamış inceden
damlar odama yavaşça.
mutluluğumun düşüdür benim,
rüzgar gibi yalar geçer yüreğimi.
bir buğudur o bakışında senin.
bir yağmur tadıyla sarar yüreğimi.
Nietzsche
#45
Gönderi Tarihi: 29 Mayıs 2009 - 12:47
SOL YANIM GÜVERCİN
Benim ömrüm kimsesiz bir çığlık
Kırık bir figan akarsularda sesim
Çağlayanlara vurur yankısı
Mavisi yağmalanmış bir gökyüzüyüm
Karanlığın ortasında
Kendi içinde taşıyan aydınlığını
Örselenmiş çocuk gözleriyim
Ömrümün deltasında yapayalnız
Sol yanım güvercin, uçurumları emzirir
Sağ yanım karanlık kakülleri kan
Ah kalbim
Ah duyarlı yanım
Ortak oynanan bir oyunmu hayat
Herkesin kendisini oynadığı
Yalnız bir tregadyayım ben
Maskesiz seyircisiz
Ve her gece uykuya yatmış bir dağ gibi kederli
Kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim
Silahsızım kuşları vurulmuş bir gökyüzünde
Bir kar çölü ıssızlığıyım
Her gece bir ateşdağına tırmanıyorum
Bir kahır dağına
Hiç bir yol çıkmıyor umuda
Kalbimi bir buzdağının ortasına koyup ve uyuyorum
Bir başka bahara açmak için çiçeklerimi
Denizi olanlar mavi gözlüdür belki
Ben kavruk bir çöl gibi yangınım
Bir doğulu kadar esmer ve tedirgin
Aşiretlerin terkettiği örenlere benziyor
Kaygılardaki yüzüm
Yollar kar, dağlar karanfil
Göz göz oldu yaralarım bağlayamam
Gel yürek sıcağı bir ezgiyle ört üstümü
‘ örtki ölem’
Nuri CAN
#46
Gönderi Tarihi: 29 Mayıs 2009 - 14:47
“Soğuğun Adıyla Uzandı Suskunluğun Yüreğime”
Harekesiz bir cümleyle başladı
Şimdi adına ağıt yaktığım duygu
İşgale açık kaldı yüzüm
Ve zaman buzdan bir cam gibi
Düşüp parçalandı dizlerimde
Kalemimdeki düşler
Üçgen bir çocuğa açılırken
Bir cezm gibi kesti
Suskunluğun kelimelerimi
Yüreğimi kemirerek
Cehennemin dibini hak ederken bir kurt
Ömürden akan karanlık
Serkeşçe takıldı düşüncede
Elif elif uzadı gece
Sonra düştü her şeyin üstüne
Sabretmek ölüm kadar zormuş
Bildim. Bilmenin her haliyle
Şakaklarımdan akarken kan
Ve adınla başlarken ateşe açılan kapı
Bir ayet dahi kalmadı
Tutup kaldıracak ellerimden
Sevmek, belki yalnızlık kadar zor
Susman, sedef kakmalı bir hançer
Nasıl nefret ederse kelebek geceden
Sükutuna dair duygum az değildir ondan
#47
Gönderi Tarihi: 04 Haziran 2009 - 19:35

SAÇLARIM KESİLMEMİŞTİ HENÜZ...
bir ateşin bütün yanma zamanlarında yürüdüm üzerinde ben ...
bir atesin bütün yanma zamanlarında
yürüdüm
üzerinde
külümü hakketmek için,
yeterince …
____ ^^
*
ansızın bir anahtar sesi
ve birkaç sessiz adım peşinden
artık kapıyı bile çalmıyor acı
açıp
giriyor
kendiliğinden …
*
öylesine bir gündü
adı dahil her bir anı, önemsiz
hatırımda kalan yalnızca
hüngür hüngür bir yağmurun yağışıydı dışarıda
bense içeride damlıyordum
s
e
s
s
i
z
s
e
d
a
s
ı
z
ve kalbim _____
hüzünden örülmüş bir ipin sonunda
asılıydı
bir bulutun ucunda ...
ve uzundu saçlarım
kesilmemişti henüz …
*
öylesine bir gündü
ben dahil her bir şeyi, önemsiz
hatırımda kalan yalnızca
kesik kesik soluk alıp verişiydi onun oramda
sokuldum,
tıpkı uzağı bilmeyen yollar gibi, yakınına
ve dokundum,
belki merhemsizdir diye yarası, korkuyla
ve “lütfen” dedim, lütfen
sen hep kal,
buramda …
araladı yorgun gözlerini güçlükle
ve ardından belli belirsiz bir iniltiyle
yağmuru sordu _______
y
a
ğ
d
ı
m
ırmağı sordu _____
a
k
t
ı
m
ya gece ? dedi
açtım,
içimi araladım …
baktı …
baktı …
baktı …
peki,
ya sen ? dedim
öldü …
aşktı …
ve saçlarım henüz kesilmemişti,
uzundu
ve geceden daha karaydı …
*
öylesine bir gündü
bu cümle dahil bütün yazdıklarım, önemsiz
hatırımda kalan tek şey, saçlarımdı
sararmadan biçilen buğdaylar gibi, zamansız …
bir de parmaklarım arasında duran makasın metal soğukluğu
bir de durduramadığım şu lanet nemli iç çekiş
bir de üşümek,
ki bu tıpkı,
şah damarının içinde her günü bir kış hissetmek ...
ve çakıl taşlarının, göze görünmeyen hüznü
ve susuz büyümüş söğütlerin ninnisi
ki ah !
bilirim ben bunu,
bu kurumak uykusu ...
ve camın kırılmaya hazır kalbindeki o incelik
sonra ölü doğmuş hayallerin,
çiçeksiz
ziyaretçisiz
mezarları
ve çoktan virane olmuş bir bahçede
unutulmuş yaşlı asmasının,
yıkılan çardağı ...
hepsi,
hepsi birden
geçti içimden
ki ben bir aynanın önündeyken
ve yerlerde tutam tutam saçlarım
parmaklarımda, gururlu susuşuyla bir makasın
kaldırdım başımı
aynadaki suretim ıslak
içimde, tuz kokulu bir uzak
ve gözlerimde, uçmayı öğrenemeyen kuşların bakışı
işte hazırım
hadi !
ey acının siyah güneşi !!!
yalnızlığın solgun rengini taşıyan yüzüme
artık daha çok vurabilirsin, ışığını ____
bak,
kestim saçlarımı, sırf senin için
ama keşke ...
keşke ...
sen,
neyin bedelisin ?
bilebilseydim …
*
ansızın bir anahtar sesi
ve solgun bir gölge peşinden
artık kapıyı bile çalmıyor acı
açıp
giriyor
kendiliğinden ...
____ ^^
02.06.2009,Safak
#48 Misafir_S.e.t.h_*
Gönderi Tarihi: 04 Haziran 2009 - 20:00
ELiFLE, 04-06-2009, 20:35 tarihinde, dedi ki:
ve solgun bir gölge peşinden
artık kapıyı bile çalmıyor acı
açıp
giriyor
kendiliğinden ...
Hayat öyle bir han ki acı içimde hancı
Sevmek korkulu rüya yalnızlık büyük acı
Hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı
Yıllar yılı gönlümde bir gün sabah olmadı
Bu ne bitmez çileymiş neden hala dolmadı
Sevmek korkulu rüya yalnızlık büyük acı
Hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı
#49
Gönderi Tarihi: 20 Haziran 2009 - 20:50

geçmişler hatırlıyor,
bu günler
unutuyorsa beni,
dağılırım dokunsan
sözlerim,
kanatları tozdan bir kelebek artık demek ki …
____ ^^
merhaba …
merhaba,
siz
ve
hiç görmediğim gözleriniz
nasılsınız ?
dilerim iyisinizdir,
her biriniz …
ve ah !
ne olur affedin kabalığımı
ilkin kendimi tanıtmalıydım, haklısınız;
_______ dumansız bir yangının, sonrasıyım ben
soğumuş bir alevin, dinmiş ağıtı
sönmüş bir közün anısıyım
kül’üm ben
külüm
kısacası …
masum griliğime
hepiniz
hoş geldiniz !
lütfen içeri girin …
*
merhaba,
merhaba hoş geldiniz
siz
ve
hiç komşusu olamadığım o çiçekli düşleriniz
ve ah !
çok özür dilerim duyamadım, üzgünüm
ben neler mi yaparım ?
bunu mu sormuştunuz ?
________ nasıl desem
ilk kesik hep en derindedir, işte bu benim
ama yinede dokunmaktan ötesini de bilir ellerim
ki çizerim, kağıtlara yüzler
yazarım yorgun cümlelere tutsak, beyhude kelimeler
arada çekilip susarım da bazen
bazen de konuşurum
kelimesiz,
harfsiz …
kimsiz,
kimsesiz …
ama inanın hiç olmadım şair
hiç
sanmadım kendimi ressam
yada dilsiz,
hiç
kalmadım …
yalnızca duydum her ne dediyse yüreğim
duydum
ve gizlemedim
okudum soldan sağa kalbimi
okudum
tıpkı kucağıma bırakılan bir mektupmuş gibi
bir de işittim …
işittim,
her __
son ___
sözü _____
ve duydum kuytumda ölen aşkların, en son dileğini
ve ölülerimin,
gözlerini
kapadım …
ki ben içimden geçen senelerden daha çok yaralıydım
yine de dayandım
dayandım her vedaya
ve anladım
baştan yakmak için yazmak ne ise
unutmak için sevmekte oydu aslında
ve işte
eğer sizde
yeterince sessiz olur
ve beklerseniz
bir gün içinizde
mektubunu okur
ya kalbiniz
yada bir
ölünüz
onu,
kendi sesiyle
işitirsiniz …
*
merhaba
merhaba,
siz ve hiç görmediğim gözleriniz
nasılsınız ?
dilerim iyisinizdir,
her biriniz …
ve ah !
ne olur affedin kabalığımı
çok uzattım, haklısınız ne deseniz ;
_______ bir ömrün sürek çığlığıyım ben
bitimsiz bir yüreğin yeminli tercümanı
ve bir kalemin iki satırlık mırıltısıyım
yırtılmaya razı bir sayfada
bıraktığı
solgun
anı ...
söz’üm ben
sözüm
kısacası …
hüzünlü mana^ma
hepiniz hoş geldiniz !
lütfen
içeri
girin …
____ ^^
Safakk
#50
Gönderi Tarihi: 20 Haziran 2009 - 21:47


















