Karanlık Şeyler Söylüyorum
#201
Gönderi Tarihi: 05 Ocak 2010 - 16:31
Ben Kimim?
Az mıyım çok muyum?
Var mıyım yok muyum?
Ben neyim?
Masal mıyım gerçek miyim?
Kaç mıyım göç müyüm?
Hiç miyim suç muyum?
Ben kimim?
İbret miyim cinnet miyim?
Hiçlikler içinde kanayan yürek
Yokluklar içinde savaşan beden
Boşluklar içinde karışan zihin
Güçlükler içinde değil m...iyim?
Yoksa? Yoksa?
Her ihanete akıl erdiren
Her cehalete kılıf uyduran,
Her esarete fiyat biçtiren
Sen değil de ben miyim?
Geçimsizim bugünlerde
Kimsesizim bu yerlerde
Değersizim bu ellerde
Çaresizim doğduğum yerde
Gölgesizim her gün her yerde
Ses miyim sus muyum
Sis miyim pus muyum
Ben neyim
Deha mıyım Heba mıyım
Ak mıyım pak mıyım
Al mıyım Sat mıyım
Ben kimim
Yarar mıyım ziyan mıyım
Yalanlar içinde doğruyu bulan
Cayanlar içinde sözünde duran
Satanlar içinde ayak direyen
Yananlar içinde değilmiyim
Her adalete duvar ördüren
Her cesarete kilit vurduran
Her asalete boyun eğdiren
Sen değil de ben miyim
Geçimsizim bugünlerde
Kimsesizim bu yerlerde
Değersizim bu ellerde
Çaresizim doğduğum yerde
Gölgesizim her gün her yerde
ALINTI
#202
Gönderi Tarihi: 05 Ocak 2010 - 22:10
İki yıldız arası göğe asılı hamak...
Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak
.Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.
İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik
Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!
Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış Peygamberlerden bildiri.
Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla...
N.FAZIL
#203
Gönderi Tarihi: 08 Ocak 2010 - 21:28
Ninnileride bi güzel uyuttum..
Dudaklarımdan kelimeler, yanaklarımdan gözyaşları damladı.
Kafamdaki yankıların sesini duyabiliyormusun?
Yeni yetme bir düşten uyanmış gibiyim..
Biraz bitkin birazda bıkkınım kendimden
Yüreğimdeki çiçekler nefessiz kaldı .
İçimde yaşattığım çocuğun dizlerini kanattı ha...yat..
Ne anlatacak bir hikayem nede masalım kaldı geriye
Aşk bize bir beden büyük geldi sevgili..
alıntı
#204
Gönderi Tarihi: 08 Ocak 2010 - 21:46
#205
Gönderi Tarihi: 09 Ocak 2010 - 20:56
Çocuktum
Hep kardan adamlar süslerdi düşlerimi
Büyüdüm
Hep kandan adamlar oydular yüreğimi
Çocuktum
Hep ölümsüz aşkları okurdum masallarda
Büyüdüm
Ne aşklar satıldı o körkütük masalarda
Çocuktum
Şerefti itibardı bütün kapıları açan anahtar
Büyüdüm
Hiçbir güç tanımadım para kadar
Çocuktum
Saçlarından yakala...rdım ümitleri
Büyüdüm
Ezberledim bütün ihanetleri
Çocuktum
Yaşam bir yağmur gibi düşerdi avuçlarıma
Büyüdüm
Şimdi hep çocukluğum geliyor aklıma
Sakın
Sen büyüme çocuk!
Ahmet Selçuk İlkan
#206
Gönderi Tarihi: 12 Ocak 2010 - 20:59
Bazen mısra kurar insan, şair değildir.
Bazen hiçbiridir, ne diyeceğini bilemeyen sıradan biridir işte...
#207
Gönderi Tarihi: 31 Ocak 2010 - 18:23
Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
Bir yanlışı düzeltircesine açmış;
Gelmiş ta ağzımın kenarında
Konuşur durur.
Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
Güverteleri uçtan uca orman;
Aldım çiçeğimi şurama bastım,
Bastım ki yalnızlığımmış.
Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
CEMAL SÜREYYA
#208
Gönderi Tarihi: 11 Şubat 2010 - 21:54

KENDİNDEN UZAĞA...
toplanmışsın
hayallerin,
anıların,
kırgınlıkların …
toplanmışsın,
umutların,
dünlerin,
yaraların …
ve hüzünlerin
ve kesiklerin
çocukluğun
yalnızlıkların …
her şey kalbinin bembeyaz bavulunda
her şey
her şey
ne varsa
tümünü de yanına almışsın
ama
eğer
sahiden
uzağa kaçacaksan
gerçekten uzağa
kendinden
bu kadar yükle uzaklaşamazsın
ve bu kadar ağırlığı
taşıyamazsın
bırak birazını !
bırak …
bir
şansın olsun …
____ ^^
09.02.2010,ŞAFAK
#209
Gönderi Tarihi: 11 Şubat 2010 - 22:00
Karanlık ve sessiz bir odanın içindeyim.
Her şey öylesine hareketli,
Öylesine büyük ki…
Aklımı yitirememem olanaksız.
Tek başınayım biliyorum.
Ama yinede tek kalmamaya çalışıyorum.
Sürekli oyalanacak bir şeyler arıyorum.
Yinede korkumu yenemiyorum.
Sonra…yavaş,yavaş alışmaya çalışıyorum.
O sessiz ve ürkütücü karanlığa.
Sürekli büyüyen o karalığın,
En iyi arkadaşım olduğunu da yeni anlıyorum.
Sırlarımı onunla paylaşıyor,
Dert ortağı oluyorum.
Her zaman daha iyi anlıyorum .
Karanlığın içinde gizlenen ışığın arkadaşım olduğunu.
ÖZLEM ŞAHİN
#210
Gönderi Tarihi: 11 Şubat 2010 - 22:54

KÜÇÜK KIZ...
Onu ilk gördüğümde
Bu kız mı simdi anne demiştim
Daha 20 li yaşlarda gencecik bir anne idi
Ve tekrar anne olacaktı
Ailesi olmadan geçmişti bu yollardan
Hatalarıyla düşe kalka
Ve görünürde anneliğe yakıştırılamayacak
Deli dolu,yanlışlıklar içinde geçiyordu yaşamı
Birde dünya tatlısı ve bir o kadarda akıllı
Çok güzel gözleri vardı İçin için gülen
Kucagına ikinci bebeğinide aldı zamanı geldiğinde
Düzensiz bir yaşam içinde
Bir o kadar ilgisini hissetiren bir anne
Resmen ikileme düşülecek derecede
Madde bağimlısı idi
Ve sımsıkı sarıyordu yinede kızlarını
Ve ikinci bebeğininde babasız büyüyordu
Yanlış ilişkilere birini daha kattı sonunda
Çocuklarını eskisi gibi sarmadığını farkediyordum
Birgün artık kardeşleri kendi isteği ile geçici bir kuruma bıraktığı bildirildi
Maddi durumunu düzeltene dek
Sadece bir aylığına
Bebek anlamıyor ama ya gözlerinin içi gülen dünya tatlısı
Tatil evine yerlesecegini ve bir evde tatil yapacağı anlatıldı
her gün çocuklarını görüyordu kadın
Ve o kısa süre tatil evi minik için hiç bitmez sonu gelmez oldu
Ki sıcak yemeklerin ve çok iyi bakan eğitmenlerin olduğu
Ya anne sıcaklığı,kokusu
Yoksundu işte bundan
Son zamanlarda o gülen gözler artık gülümsemeyi unutmuştu
İçine kapanmıştı
Annesi yeni bir ev tutacak
Onun bir odası olacaktı
Şimdi mi? ne halde
Gelisen kötü durumlardan dolayı
Devlet iki kardeşe el koydu
Artık anne devlet izin verene dek
Çocukları sadece ve sadece gözetim altında görecek....
Minik ise farkında olduklarını bile söyleyemeyecek kadar küçük
Ve artık yaşadığı yerın tatil evi olmadığını bilen gözlerle bakıyor.
02.02.2010,ELİFCE
#211
Gönderi Tarihi: 12 Şubat 2010 - 00:48
Her takvime üç beş ömür
bahtımızın bilmecesini bölüştürdük
çabuk düşen yapraklara
her sey niye bu kadar çok zaman alıyor? niye?
ne çabuk geldik
bu soruyu derin bir iç sızısıyla soracak yaşa
ölüm karşısında kazanılabakış derinliği
niye yitirildi yaşamda?
Eski bir fotoğrafa bakıyordum
Bu sorular beni yokladığında
Fotoğrafta sen de varsın
Bak ve söyle bana
Murathan Mungan
#212
Gönderi Tarihi: 24 Şubat 2010 - 08:36
çözmeli kayığın iplerini..
yol almalı mavi düşlere...
her şeyi bırakıp geride el ele kalp kalbe...
yüreklerimizle yürütmeli kayığı..bizi bekleyen mavi düşlere..
kapatıp gözleri kalbimizle çizmeli yolumuzun rotasını...
sonbaharın renklerini taşıyan ağaçları çevirmeli düşlerimizin rengine..
durgun yansımaları harekete geçirmeli yüreğimizden bıraktığımız dalgalarla...
ve yol almalı maviliklere..
ve yol almalı buluttan denizlere...tebessümle..
Bir dilek tutasım geliyor rüzgara karşı
dağılırken saçlarım pervasızca
kapatıp gözlerimi göresim geliyor
marmaranın hüzünlü, gökpınarın çocuksu mavisini
bir martının kanadındaki tüy olasım geliyor bazen
düşüversem maviye doğru usul usul
...ve kucakalasa mavi dalgalar bütün bedenimi
rüyalara dalıversem rüyalarımda....
Uyandırmasa bir feribotun çığlığı rüyalarımı
maviyle başbaşa, maviyle gözgöze
maviyle beraber, maviyle yapayalnız olsam...
Neden mavi diyorsun ya
bilmediğinden soruyorsundur
her düştüğümde tutunduğum elin mavi olduğunu
içimdeki karartıları maviye döktüğümde bir akşam üstü
onların da maviye durdukalarını...
Bilmiyor musun ,
dalıp gitmelerin bile mavide güzel olduklarını
hasrete düşümüşlerin bekleneni maviye sorduklarını
kendinde kaybolmuşaların
kendini mavide bulduklarını
Hani neden mavi diyorsun ya
söyleyeyim:
"aşkın rengidir mavi"......
ALINTI
#213
Gönderi Tarihi: 14 Mart 2010 - 11:38
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
ATAOL BEHRAMOĞLU
#214
Gönderi Tarihi: 14 Mart 2010 - 13:20
Tutarak aydınlığı
Karanlıkta karanlık
Bir kuyuya hapsetti
Karanlık aydınlığın
Çıkarıp yüreğini
Karanlık kişilere
Karanlıkta yedirdi.
Karanlık karanlığın
Diz çökerek yanına
Karanlık düşler kurup
Yayıldılar dört yana
Karanlık yol üstünde
Kuruldu her köşeye
Karanlık evler oldu
Karanlık kentler oldu
Yüreklere karanlık
Kara kara oturdu
Karanlık kişilere
Karanlık amaç oldu.
Sonra her kara kişi
Bir “kara köpek” olup
Karanlıkta karanlık
Kişilere satıldı.
Büyüdükçe büyüdü
Karanlık karanlıkta
Karanlık karanlıktan
Kara günler getirdi
İnsanın insanlığı
Böylece elden gitti.
Suna Aras
#215
Gönderi Tarihi: 21 Mart 2010 - 22:09
#216
Gönderi Tarihi: 21 Mart 2010 - 23:51
doğarsın …
bu ilk yenilgindir hayata karşı
tutamaz kendini,
ağlarsın …
işte böyle başlar yaşamak
sen de herkes gibi,
başlarsın …
sonra ?
sonra hırçındır zaman
sen, sakin …
sonra bencildir o
sen, savruk …
o bağırır,
sen,
susarsın …
o koşturur,
sen,
kalırsın …
o içinden,
gününden
gövdenden …
o umutlarından,
düşünden,
kalbinden …
ve aynalardan,
takatinden,
ömründen
geçer,
gider …
sen,
yaşlanırsın …
sonra onca hayat tanıklığı
ve bir dolu yılın yaşanmışlığı
alır karşına, bakarsın
bakarsın
ki görebildiğin tek şey
öğrenebildiğin tek şey,
yalnızca
yalnızca
yaralarını saklamakmış,
anlarsın …
*
doğarsın
bu ilk yenilgindir hayata karşı,
sonra ?
sonra bir ağlar
bir,
saklarsın …
____^^
18.03.2010,SAFAK
#217
Gönderi Tarihi: 02 Nisan 2010 - 23:25
Şu insanlardan hangisi ben'im?
Hele sen şu kavgayı, gürültüyü dinle,
ağzıma, sözüme kulak asma.
Hem sen beni elden çıktı bil.
Yoluma kadeh madeh koyayım da deme.
Önüme ne çıkarsa tuzla buz ederim.
Hem ben tıpatıp sana benzerim.
Ağlarsan ağlarım,
gülersen gülerim.
Asıl sen vardın ortada,
ben senin elinde bir ayna.
Sen yeşillikte bir ağaç,
ben senin gölgen.
Ben senin gôlgen olduktan sonra
hemen gider kendime bir dost ararım
kurmak için yanında çadırımı,
ararım bir taze gül fidanı.
Sonra sâkinin kapısına varır,
vurur testimi kırarım.
Sonra oturur bardak bardak içerim
ciğerimden akan kanı
Mevlana Celaleddin Rumi
#218
Gönderi Tarihi: 02 Nisan 2010 - 23:30
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
MEVLANA
#219
Gönderi Tarihi: 02 Nisan 2010 - 23:40

ATEŞE, SUYA VE RÜZGARA ...
uçurumu güz, tahta bir masanın kıyısında
aylarca bekletilmiş bir mektubum ben yazılırken
gövdemde yıpranmışlık yırtıkları, imlamda bir yığın hata
anlamım bilmem ki kaç okumalık
belki de yazım,
şekilsiz kalıyordur hayata …
/görünmez acıya gönülsüz atılmış bir düğümün her çözülüşünde
ilmeğinde kalan izleridir sözlerimde rastladığın sızı …/
*
hiçbir yol ayrımında susmamış bir mektubum ben
adresim kısacık,
hemen gözlerinin ucu
ve uzun cümlelerimin ırmaklığındandır, kağıdımın bütün nemi
bu yüzden dayanıksızım, incinirim hemen
ne olur,
ne olur beni usul oku
olur mu …
/aldırma nefesimde sendeleyen kedere
aslında bir boşluğun en içten sesidir sesim
ki aldanma çığlıksızlığına harflerimin
bir aşkı
bir de uçurumu
ikisini de
ikisini de
varlığını terk edip karışınca ancak
işitirsin …/
*
tarihi atılmamış bir mektubum ben
ilk cümlem nisan yağmurlarıydı, hani salkım saçak
son satırımsa,
akasyalar kuruduğundaydı, hazan
ve sıkılır mısın bilmem ama
bir katlayışınla bile susarım, öyle uzun uzadıya yormam
yine de gönül ister ki sen hiç bıkma
hiç … hiç … hiç …
hatta olmasın ama olur ya
hani kapılıp da bir rüzgara,
savrulursam ben
savrulursam bir gün
ve düşersem bir ateşin içine biçare, sürgün
o ateşin içindeyken de ben
o ateşin
içindeyken de
sen,
bir an bile
tek bir an bile
ayırma gözlerini benden
bil ki, yanarken ateşe
ve saçıldığım rüzgarla
serpildiğim suya
yine seni
yine seni mırıldanırım ben
külümü bile
sana sevdasız sanma …
____ ^^
27 Mart 2010 Cumartesi, SAFAK
#220
Gönderi Tarihi: 02 Nisan 2010 - 23:51
En yakın sabaha doğru yol alıyorum
İçi sevinç dolu bir mabet bulunduğum yer
Sen benim çocuğumsun hayat
Gözümden bile sakındığım
Ölüm yaşamadığın yerlerde
Hani rengârenk boyalı bir akşam alacasında
Seninle ufka bakarak seni konuşmuştuk
Biraz endişeli
Biraz da gergin
Konumuz geleceğin üzerine hayaller kurmaktı
“Ölüm de benim bir parçam” demiştin
“Ölümü de benden say
Ben sende değil
Sen bende büyüyeceksin” dedin
“Ne muhteşem bir sembiyoz bu
Ne inanılmaz alış veriş
Derin bak
Yüzeyde ışık yansır derinde kırılır
Renklerine ayrışır
Ve renkler
Bilir misin?
Aynı hızla yarışır
Ben maviyim”
En yakın sabahlar
Seni benden çalan gecelerde
Derinlerdeyim
Mavinin uzanamadığı zamanlardayım
Gökyüzünde asılı duruyorsun
Bulutlar oyun ediyor
Yaşadığım kadar zamanım olsa
O zaman ölümü senden sayacağım
Oğuzkan Bölükbaşı
#221
Gönderi Tarihi: 14 Nisan 2010 - 23:06
yedi iklim geçer,
ağarıp solan güz ışıklarından
yalan pencerelere doğru...
uykularda olur ne olursa
yangınlar,
takvim ziyanları,
gömülü sevdalar...
iksir gibi yayılır
hücrelerimin rehavetine ıslaklığın
düş tüccarları ağır mesaidedir...
uykularda olur ne olursa,
talanlar
ve beton serinliği
inşaat halindeki aşkların...
uykularda ölür ne ölürse,
kıpırdayan su
gülümseyen yel...
yedi iklimin oralarda
kavalını kırmış bir çobandır
gökyüzü,
aklında new orleans
heybesinde caz!
yedi iklimin
bar olduğu yerdedir uykunun
alkol imparatorluğu
kalabalık avındadır bakışlar...
uykularda olur ne olursa,
bitmez efkar kırları
bazı saçlarda
ve ölüm gibi suskunluklar açar
derin kuyularda...
ve şaka gibi
ve sarsak sarsak
ve kımıl kımıl
bir yaşamaktır
MAVİLERE UYANMAK
en kesif karanlıklara kafa tutan
gözlerinin mavisine kuşanmak...
senin kanatların var,
benim köylü yüreğim...
operada tezek kokusu
bu şehirdeki varlığım! ..
beni taşıyacak vesaitim yok
bu caddeüstü sevdada
ellerinden gayrı..
'gayrı dayanamam ben bu hasrete'
ya beni de yitir
ya sen de git
beni götürdüğün yere...
türküleri sev
yalan kahkahalardan uzak dur
canımın suyuyla yıka ellerini..
aklımın maharetiyle giydir
en mavi yerlerini...
senin adın
buzul mavisi!
çünkü mavilerde uyur,
benden sana geçen
sende beni kalkındıran ne varsa!
sevdiğim, açlığımın uzak ufku,
her sabah;
güneşten ne zaman işaret alırsan
ne zaman dar gelirse soluğun
böyle uzun sarılmaklara,
fikrini kurcalarsa eğer
açık korkular,
işte o zaman
mavilere,
mavilere
uyandır beni...
Yılmaz Erdoğan
#222
Gönderi Tarihi: 25 Nisan 2010 - 23:00

birazcık toprak kaldı avuçlarımda
vurulan son güvercinimi gömdüğüm o günden
göğümün mavisi birazcık kaldı sonra
muhtemeldir ki içimin güvercinsizliğinden
kalbim rüzgarı çalınmış salıncak, böyle ne vakittir kıpırtısız
gülüşümde sevinç biraz,
hüzünle suç ortaklığımız artarken
azıcık kalmış ciğerlerimde hep ayrı düşmeye meyilli nefes
yarın azalmış takvimlerde,
içim dünlerime küsmüşken
umut birazcıkmış
takat, birazcık
yol,
biraz
eskimiş ömrümün yırtığı büyürken
can, biraz kalmış içimde
ki ruhum,
o biraz da üşürken
yine de
yine de
yine de ben
hiçbir çiçeği ardımda bırakıp gitmedim
hiçbir çiçeği
bırakıp
gitmedim,
o
bana
“su”
demişken …
____ ^^
17 Nisan 2010 Cumartesi, ŞAFAK
#223
Gönderi Tarihi: 25 Nisan 2010 - 23:32

- gemiyi ilk kimler terk eder, ben bilmem
son kalanı mıdır vefalı olan, bana sormayın
ama en dürüstümüz
en dürüstümüz
hep
masaldır, masal
hani bir varmış,
bir yokmuş
diyerek
ilk sözüne başlayan -
yarısı sökük, yarısı yamalı bir geçmişte
ve yaz güzeli incecik bir kiraz ağacının gölgesinde
yan yana durmuş
denize dalgın dalgın bakan esmer çocuklardık biz
denize bakan
esmer
çocuklar
hiç unutmadım …
*
düşleri renkli,
gerçekleri siyah beyaz bir ömürde
fukara avuntusuydu umut yine o vakitler
hayal desen aynı, bezirgan yüküyle
ve eski zaman fotoromanlarıyla aynı kağıdın renginde
kare kare,
sayfa sayfaydı sarılmalar
ayrılıklarsa hep ağır çekim
iki yürek
bir sağanak
iki hıçkırık
bir kucaklaşmak
sonra ?
sonra yeniden
şarkılarda sen
kaldırımlarda yağmur
bulutlarda ben
yaşar giderdik
yaşar giderdik be çiçek
çalmasaydı ayrılığın zilleri erkenden …
hiç unutmadım …
yine böyle
yarısı duvar
yarısı yalnız
iki ayrı şehirde
pay edilmiştik biz
pay edilmiştik,
yarım yarım
her ikisine
ve uzadıkça talihimiz gibi kıvrılan yolların kavuşma tedirginliğinde
tek bir bakış
tek bir bakış bile kafiydi bize
ve tek bir nefes,
ikimize de yeterdi
nasıl da tebessümle giderdik
el ele
her yenilgiye
hiç unutmadım ….
ne zaman aralansa yüzüne dökülen saçların
görürdüm,
yaralı akan bir ırmaktı gözlerin
sevmek işte o zamanlar,
gözlerine vurgun bir tesadüf
bağlanmak bir göz kırpımı kadar kısa
benimse, kökleri kalbimde bir kiraz ağacı
bir senin sularına
bir benim dallarıma,
uçar dönerdi kumrular
ben aşk derdim
sen elbet bir gün uyanılacak bir rüya
ama yine de
yine de mutsuzluk,
tek kelime dahi alamazdı ağzımdan
tek kelime dahi
alamazdı
ve dökülmekle bitmezdi kirazın çiçekleri dallarımdan
adım başı bir rüzgar çıkmasaydı bahtımıza …
hiç unutmadım …
çok, çok önceydi
bu ömürden belki bir ömür,
belki de iki intihar kadar evveldi
ve üst üste yazlara kinaye
peş peşe kışlar çoktan yürek takvimlerimize serilmişti
şimdi hangimizin kibrit çöpü hayaliydi avucunda sönen
şimdi hangimizin sokakta kalmış gecesiydi aşk
ve ilk kuruyan yaprak,
hangimizin
bitmeyeceği sanılan sevgisiydi
hala dilime sızı söylesem
hala canıma diken sustuğum
oysa gizli gizli
kökleri kalbimde o kirazın dallarını kırıp
yakarak içimi sıcak tutmaya çalışsam da ben
hayattı
ve aslında buralarda da oldukça soğuktu
ama yine de
yine de
donmazdı
donmazdı ateşperest dudaklarımda sana büyüttüğüm şarkılar
ve yakmakla bitmezdi kirazın dalları
yalnızca
yalnızca,
ikimize yetecek kadar kalsaydı yalanlar
kalmadı
ve uykusu kayıp gecelerin birinde
ben tutup yastığı kaldırdım hafifçe
sen altına yazdığın notu bıraktın usul
sabah uyanınca buldu aşk
üç noktadan önce
yirmi dört harf ;
“hatırlama beni uyandığında
…”
hiç
unutmadım …
ve hiç
uyumadım
oysa çoktan bitmişti masal …
____ ^^
25 Nisan 2010 Pazar,ŞAFAK
#224
Gönderi Tarihi: 15 Haziran 2010 - 23:15
Merhaba Elif, eğer okuyorsan bunları ismini forum sayfasında görünce uzun zamandır uğramadığım şiir formunu düşürdünüz yadıma, dedim bir şiir ekleyeyim gecenin bu derin saatinde, aydınlatmasa da geceyi küçük bir ışık olur belki!!!
ŞAŞIRDIM KALDIM İŞTE
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla
Bazan sessiz sedasız ipekten kanatlarla
Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla
Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla.
Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle
Öldür bendeki beni sonra dirilt kendinle
Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle
Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle
Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle
Ama her defasında geri döndüm seninle
Hangi düğüm çözülür, nazla, sitemle, kinle
Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle.
Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki nemsin?
Bazan kızkardeşimsin, bazan öpöz annemsin
Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin
Eksilmeyen çilemsin
Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin
Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin
Çaresizim çaremsin.
Şaşırdım kaldım işte bilmem ki nemsin?
Yavuz Bülent BAKİLER
Muhabbetle...
#225
Gönderi Tarihi: 16 Haziran 2010 - 15:33
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
CAN YÜCEL


















