İçeriğe atla


Auswitch


Bu başlığa 8 cevap verilmiş

#1 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 20 Ocak 2008 - 12:00

Hayatım boyunca iki olay beni çok etkilemiştir.
Birincisi 2.Dünya savaşı milyonlarca insan hayatını
**** faşitler uğruna feda etmiştir.
İkincisi ise yine aynı sebeplerle 12 Eylül askeri
darbesini gerçekleştirmişlerdir.12 Eylül yüzlerce
binlerce aydının sonununu hazırlayan ****** bir
darbedir.Şimdi sizlere 2.Dünya savaşından başlıyarak
Faşizmin bu kötü iz düşümlerini aktaracağım..

saygılarımla.


Auswitch Kampı, 3 asıl kamp ve 40-50 tane alt kampın aralarında bulunduğu bir dizi toplama kampını barındıran en büyük Alman imha kampıydı.

Bu kamplarda öldürülen insan sayısı tam olarak bilinememekle birlikte, günümüze en yakın tahminler 1.1-1.6 milyon insanın öldürüldüğünü belirtiyor.

Burası dünyanın en lanetli yeri; buraya geldiğiniz zaman kendinizi normal hissedemezsiniz, buranın havasından ölümü soluyabilirsiniz

Gönderilen Fotoğraf

Mooney?nin Malikanesi

Gönderilen Fotoğraf

Mooney?nin Malikanesi efsanesi, 1920 ile 1950 arası bir tarihte (hikayeyi anlatana göre değişir) karısı ve çocuklarıyla Walhalla?nın tepesindeki evlerden birinde yaşayan Doktor Mooney?nin hikayesini anlatır. Doktor Mooney?nin ailesini baltayla öldürdüğü iddia edilir. Bu cinayet geceleyin yeniden canlandırılıyor ve Mooney?nin Malikanesi?nin penceresinden izlenebilir. Walhalla Yoluna gittikten sonra efsanenin inandırıcılığını yitirdiğini biliyoruz; Mooney?nin malikanesinin diğer evlerden farklı olmadığı görülüyor.

Carnegie Kütüphanesi

Carnegie Kütüphanesi 1980?lerde binanın temizliğini dışardan bir şirkete verdi. Temizlik şirketinin işçileri bir gece binanın içindeyken, başlarını kaldırdıklarında binanın kuzey tarafında havada salınan bir adam gördüler. Dehşete kapılan işçiler bir daha kütüphaneye girmediler.

Kütüphane inşaat halindeyken trajik bir kaza bir marangozun hayatına mal oldu. ?Tinsel dünyaya? inanan birisi olayın bu yüzden kaynaklandığına inanabilir.

Yerel tüccarlar da ?hayalet hikayeleri? ürettiler ve kütüphane hayaleti Paulding Kasabasının ekonomisine geçici bir süreliğine ilaç gibi geldi.

Kütüphanenin temelini su geçirmez hale getirmek için yapılan kazı esnasında kütüphane müdürü, paslanmış eski bir katır nalı buldu. Öyleyse belki de, bu katır kütüphanenin etrafında dolaşıp kayıp nalını arıyordur.

#2 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 20 Ocak 2008 - 14:33

ülkemiz siyasi hayatındaki en önemli olaylardan biri de 12 eylül ihtilalidir. çok partili hayata geçişten itibaren, geleneksel olarak, her on yılda bir gerçekleşen darbe/muhtıraların son ayağı olan bu darbe, siyasi hayatı kökünden değiştirmekle kalmamış, türk halkını, etkilerini günümüze kadar sürdüren bir durumla karşı karşıya bırakmıştır.

darbenin ana nedeni olarak sağ – sol çatışmaları görünse de asıl nedenler daha eskilere dayanmaktadır. darbenin sebebinin incelenmesi, 1974 petrol bunalımı ile başlayabilir. işbu petrol bunalımı nedeniyle, başta enflasyon olmak üzere, oluşan ekonomik olumsuzluklar, özellikle sol meslek gruplarını ve sendikaları halkın tepkilerini yansıtmaya zorladı. oluşan huzursuzluk ortamı, sağ - sol kavgalarını tırmandırdı. hükümetin, huzuru sağlamak için, 1977’de devlet güvenlik mahkemelerini kurmaya çalışması, chp ve sendikaların yoğun protestosu üzerine mümkün olmadı. tam bu arada meydana gelen 1 mayıs katliamı ve olay faillerinin yakalanamaması, hükümetin tutumunun bir göstergesi sayılmıştır.

bu olayların sonunda, mutabakata varılarak erken seçime gitme kararı alındı fakat seçim sonuçları çoğunluk sağlayacak bir parti olmadığını gösteriyordu. 21 temmuz 1977’de msp – mhp – ap hükümeti kuruldu. bu koalisyona karşı çıkan milletvekilleri yüzünde çoğunluğu yitiren koalisyon, chp’ye katılan bu milletvekillerinin verdiği bir gensoru önergesiyle düşürüldü, chp, tek başına iktidar oldu.

başbakan olan bülent ecevit, giderek tansiyonu artan olaylarla başa çıkamadı. malatya’da nisan, kahramanmaraş’ta aralık aylarında mezhep ayrılıkları yüzünden çıkan çatışmalarda yüzden fazla kişi öldü, on üç ilde sıkı yönetim uygulamasına geçildi (adana, ankara, bingöl, elazığ, erzincan, erzurum, gaziantep, istanbul, kars, malatya, kahramanmaraş, sivas, şanlıurfa).

ekim 1979’da yapılan ara seçimle, mhp ve msp’nin de dışarıdan desteklediği bir azınlık hükümetiyle tekrar süleyman demirel hükümeti başa geliyordu. tam bu sıralarda ülkenin genel durumundan rahatsız olan genelkurmay başkanı kenan evren ve kuvvet komutanları, 27 aralık 1979’da, cumhurbaşkanına bir açık mektup yazıyor (türk silahlı kuvvetleri’nin görüşü), particiliğin bir tarafa atılarak ülkenin sağlam adımlarla, kaos ortamından düze çıkarılması gerektiğini öneriyordu ki bu darbenin ilk sinyallerinden sayılabilir. iktidara yeni gelen ap, bu mektubun kendilerini bağlamadığını söylerken, chp ise topu demirel’e atarak, kendisinin de aynı uyarılarda bulunmuş olduğunu belirtiyordu.

demirel, sorunların kaynağının iktisadi olduğunu düşünerek bir dizi önlem almaya girişmiştir. “24 ocak kararları” adı verilen bu önlemler, imf’in önerdiği bir paket çerçevesinde uygulandı. devalüasyon yapıldı, sıkı para politikası uygulandı, iç talep kısılarak, satımlar dışa yönlendirilmeye çalışıldı, fakat bu sistem çok partili demokrasiyle beraber yürümedi.
tüm olanların üzerine bir de cumhurbaşkanlığı seçimi eklendi. 6 nisan’da fahri korutürk’ün görev süresinin dolması üzerine, 15 gün öncesinden yeni cumhurbaşkanının seçilmesi gerekiyor ancak hiçbir parti 2/3 çoğunluğu sağlayamıyordu. turların iyice uzaması hem yönetim kademesini hem de vatandaşı çıkmaza sokmuştu. durum öyle bir hal almıştı ki sandıktan zeki müren ve türkan şoray isimlerinin çıktığı bile söylenmeye başlanmıştı. seçimlerdeki bu belirsizlik hem askerin, sivil yönetime güvenini kırıyordu hem de 1982 anayasası’nda, cumhurbaşkanlığı seçimini sağlam temellere dayandıracak adımların atılmasına neden olacaktı.

terörist eylemlerin bir iç savaş ortamı yarattığı, günde ortalama on kişinin öldürüldüğü bu dönemde (ağustos 1980’de 258 ölü, 468 yaralı) 6 eylül günü msp’nin düzenlediği “kudüs’ü kurtarma yürüyüşü”nde anti – laik sloganlar atılmış, şeriat düzenine duyulan özlem gösterilmiştir.
nihayet beklenen oldu ve ordu, aylardır beklenen; zaten ordu içerisinde de planlanmakta olan hamlesini yaparak, tüm emir – komuta zinciri içerisinde , saat sabaha karşı 03:00’de, bayrak harekatı’nı uygulamaya koydu ve saat 04:00’da milli güvenlik kurulu’nun ilk bildirisi radyodan yayımlandı:

“yüce türk milleti;
büyük atatürk'ün bize emanet ettiği ülkesi ve milletiyle bir bütün olan, türkiye cumhuriyeti devleti, son yıllarda izlediğimiz gibi dış ve iç düşmanların tahrikiyle, varlığına rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikri ve fiziki haince saldırılar içindedir.

devlet, başlıca organları ile işlemez duruma getirilmiş, anayasal kuruluşlar tezat veya suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumları ile devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirleri almamışlardır. böylece yıkıcı ve bölücü mihraklar faaliyetlerini alabildiğine arttırmışlar ve vatandaşların can ve mal güvenliği tehlikeye düşmüştür.

atatürkçülük yerine irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler üretilerek, sistemli bir şekilde ve haince, ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idare sistemi, yargı organları, iç güvenlik teşkilatı, işçi kuruluşları, siyasi partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerindeki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir. kısaca devlet güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür.

aziz türk milleti;
işte bu ortam içerisinde türk silahlı kuvvetleri, iç hizmet kanununun verdiği türkiye cumhuriyetini kollama ve koruma görevini yüce türk milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünü ile el koymuştur.

girişilen harekâtın amacı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır.

parlamento ve hükümet feshedilmiştir. parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırılmıştır.
bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir.
yurt dışına çıkışlar yasaklanmıştır.

vatandaşların can ve mal güvenliğini süratle sağlamak bakımından saat 05.00'den itibaren ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı konulmuştur.
bu kollama ve koruma harekâtı hakkında teferruatlı açıklama bugün saat 13.00'teki türkiye radyoları ve televizyonunun haber bülteninde tarafımdan yapılacaktır. vatandaşların sükûnet içinde radyo ve televizyonları başında, yayımlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan türk silahlı kuvvetlerine güvenmelerini beklerim"

bu açıklamanın ardından genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının oluşturduğu mgk, ülkeyi yönetmeye başlamıştır. kenan evren, ilerleyen günlerde yaptığı açıklamalarda, hızlı kalkınmanın gerçekleştirilmesi, yönetimin tarafsızlaştırılması, işçilerin – mevcut koşullar dahilinde – haklarının korunması gibi önlemlerle ülkenin huzura kavuşacağını bildirmiştir.
parlamento ve hükümet feshedildi, üyelerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı, siyasi partilerin faaliyetleri durduruldu ve genel başkanları gözetim altına alındı. emekli oramiral bülent ulusu yönetiminde bir hükümet oluşturuldu (bu hükümetin ekonomi bakanı, 24 ocak kararlarını da hazırlayan turgut özal’dır.). 24 ocak ile başlayan ekonomi politikası sürdürüldü, daha sonra ise mgk kararıyla kurucu meclis kuruldu ve anayasa başta olmak üzere bir çok temel yasa hazırlanmaya başlandı. ekim 1981’de hazırdaki tüm siyasi partiler feshedildi. hazırlanan anayasa, 6 kasım 1982’de bir referandumla, ezici bir çoğunlukla (% 93 - % 7) kabul edildi. aynı referandum ile mgk ve genelkurmay başkanı kenan evren de cumhurbaşkanı seçildi.

bir not olarak belirtmek gerekir ki 1982 anayasası, 1961’de çok daha farklı özellikler taşımaktaydı. 1961’in nispeten liberal anlayışını bu anayasada görememekteyiz. progresif bir özgürleşme hareketinin görüldüğü dünyamızda bu anayasa, mustafa erdoğan’ın deyimiyle “anayasacılıkta atılmış geri bir adımdır”. öyle ki hazırlanan otoriter anayasa taslağı bile üst düzey komutanlarca beğenilmemiş, daha sert maddelerin koyulması istenmişti.

uzun süren yasaklardan sonra nihayet mayıs 1983’te tekrar siyasi parti kurulma izni verildi. ilk olarak eski orgeneral turgut sunalp’in liderliğindeki milliyetçi demokrasi partisi (mdp), daha sonra ise 82’deki “banker olayı”ndan sonra bakanlıktan istifa eden turgut özal’ın anavatan partisi (anap), eski müsteşarlardan necdet calp’in halkçı parti’si kuruldu. haziran ayında ise erdal inönü’nün kurduğu sosyal demokrasi partisi’ni (sodep) ve yıldırım avcı’nın kurduğu, ap tabanına yönelen dyp’yi görmek mümkündür.
6 kasım 1983’te yapılan genel seçimlere hp, anap ve mdp katıldı. dyp ve sodep ise mgk’nın vetosuna takıldı. seçimlerin sonuçlarına göre, birleştirici eğilimde olan anap oyların %45’ini alarak tek başına iktidara geldi., devletçi hp % 30 turgut sunalp’i12 n eylül rejimi takipçisi ve cunta tarafından desteklenen mdp’si ise beklenenin çok altında %23.2 oy aldı.

sonuç olarak, darbenin hemen ardından, özellikle kenan evren’in cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra sivil yönetime doğru meyilleşen bir siyasi anlayış görülmektedir. nitekim bu anlayış 27 mayıs ihtilalinden ve 12 mart muhtırasından sonra da görülen bir anlayıştır ve uğur mumcu’ya göre “türk silahlı kuvvetleri, çok partili yaşama adımımızı attığımız günden bu yana oluşa gelen olaylar karşısında hiçbir zaman sürekli ve kalıcı bir askeri yönetim kurmayı düşünmemiştir. bu tutum, değeri çok sonra anlaşılacak bir büyük güvencedir.”



devam edecğiz

#3 ERXAN

ERXAN

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 46 İleti

Gönderi Tarihi: 22 Ocak 2008 - 00:07

Auswitch'in Külleri isimli bir kitap okumuştum..Gerçekten benim için, her insan için de öyle olmalı, tüylerimi diken diken eden bir yer...Milyonlarca masum insanı, çoluk çocuk demeden, sırf Yahudi diye (bu arada başka kurbanlar da oldu tabii) sistemli bir şekilde katletmek...İşte soykırım bu!...
ERXAN

Yöresellikten ulusallığa, ulusallıktan evrenselliğe...

#4 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 03 Şubat 2008 - 15:32

devam ediyoruz.

3 Eylül 1939’da İngiltere ve Fransa’nın Polonya’yı işgal eden Almanya’ya savaş ilan etmesiyle başladı. Almanya, İtalya ve Japonya’nın oluşturduğu Mihver Devletleri ile Fransa,İngiltere,ABD ve SSCB’nin oluşturduğu Müttefikler dünyanın hemen her bölgesinde savaştı. 2. Dünya Savaşı topyekun bir savaştı,yani savaşa giren bütün ülkelerin tüm kaynakları ve insan gücü savaş için kullanıldı. Askerlerin yanı sıra milyonlarca sivil insan öldürüldü. Savaş Portekiz,İspanya,İsveç,İsviçre dışında bütün Avrupa’ya yayıldı. ABD,deniz filosunun Japon uçaklarına bombalanması üzerine Aralık 1941’de savaşa katıldı. 2. Dünya Savaşı Eylül 1945’te bitti. Bu savaşın sonuçlarından dünyanın pek az bölgesi kendisini kurtarabildi. Almanya’da Adolf Hitler’in diktatörlüğü,büyük can kayıpları ve büyük acılar pahasına yıkılabildi. Savaşın sonunda, SSCB ve bazı Doğu Avrupa ülkeleri yeni topraklar kazanırken, Japon ve İtalyan imparatorlukları yıkıldı.

Savaşın Nedenleri:

1. Dünya Savaşı’nın sonunda Almanya yenilmiş ve ağır koşullar içeren bir antlaşma yapmak zorunda bırakılmıştı. Almanlar 1919’da imzalanan Versay Antlaşması’nın haksız maddeler içerdiğini ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. 1920’lerde büyük ekonomik güçlüklerle karşı karşıya kalan Almanya’da 1933’te Adolf Hitler önderliğindeki Naziler iktidara geldi. Hitler,bir yandan Versay Antlaşması’nın geçersiz sayılmasına çalışırken,öte yandan da silahlı kuvvetlerini yeniden toparladı.

1919’da barışı korumak ve uyuşmazlıkları çözümlemek amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti,bu görevleri yürütebilmek için gerekli olan yaptırım gücünden yoksundu. ABD bu örgütün dışında kaldı; öbür üyeler arasında da kararlara uymayan devletlere karşı zor kullanma konusunda görüş birliğine varılamadı. Bu sorun, 1931’de Japonya’nın protestolara aldırmayarak Cin’in Mançurya bölgesini ele geçirmesiyle iyice açığa çıktı. Japonya 1930’lar boyunca gücünü arttırdı. 1935’te faşist Benito Mussolini yönetimindeki İtalyanlar,Etiyopya’yı işgal ettiler. Milletler Cemiyeti bu kez de etkin önlemler alamadı.

Bu zayıflıktan yararlanan Hitler, 1936 Mart’ında Almanya’nın Ren Irmağı’nın batısında kalan topraklarına askeri birliklerini gönderdi. Oysa 1925’te Almanya ile Milletler Cemiyeti arasında yapılan antlaşmaya göre bu bölgede hiçbir devlet asker bulunduramayacaktı. Milletler Cemiyeti bu konuda da protestolar dışında yaptırım uygulamadı. Ardından İtalya ve Almanya,İspanya’daki iç savaşta cumhuriyetçi yönetime karşı faşist General Francisco Franco’nun saflarında savaşmak üzere asker gönderdi. böylece yeni silah ve uçaklarını da denediler. Yeni toprak kazanımları ve dünya egemenliği için Almanya,İtalya ve Japonya, Berlin-Roma-Tokyo Mihveri diye adlandırılan bir ittifak kurdular. Bu yüzden bu ülkeler Mihver Devleri adıyla anıldı.

1937’de Japonya,Çin’e karşı topyekun bir savaş başlattı. Bir yıl sonra Almanya,Avusturya’yı işgal etti; ardından da Çekoslovakya’da Alman asıllıların çoğunlukta olduğu Südet bölgesi üzerinde hakkı olduğunu ileri sürdü. İngiltere ve Fransa,Çekoslovakya’yı Hitler’in bu isteğine boyun eğmesinin yararlı olacağına inandırdı ve Eylül 1938’de yapılan Münih Antlaşması’yla bölge Almanya’ya bırakıldı. 6 ay sonra Hitler başkent Prag’ı bombalayacağını söyleyerek gözdağı verince Çekoslovakya Almanya’nın boyunduruğuna girdi.

Almanya’nın sonraki kurbanı 1. Dünya Savaşı’nın ardından bağımsız bir devlet olarak yeniden kurulan Polonya’ydı. İngiltere ve Fransa bu kez Alman saldırısına karşı Polonyalılara yardım edecekleri konusunda kesin güvence verdiler. Almanya,Polonya’ya saldırınca da 2. Dünya Savaşı başlamış oldu.

Avrupa’da Savaş Başlıyor:

Almanya Ağustos 1939’da SSCB ile 0 yıl geçerli olacak bir saldırmazlık paktı imzaladıktan sonra,1 Eylül’de Polonya’ya girdi. İngiltere ile Fransa sözlerini tutarak 3 Eylül’de Almanya’ya savaş ilan etti. Avusturya,Kanada ve Güney Afrika’nın da aralarında bulunduğu başka ülkeler de İngiltere ve Fransa’nın yanında yer aldı. Ama Müttefikler,Alman kara ve güçlerince hızla işgal edilen Polonya’ya yardım edemdi.17 Eylül’de SSCB de doğudan Polonya’ya girdi. Polonya teslim oldu. 80 bin kadar Polonya askeri mücadeleyi sürdürmek amacıyla önce Romanya’ya daha sonra da Fransa’ya giderek burada toplandı.

Ekimde SSCB, olası bir Alman saldırısına karşı bir batıda “tampon devletler” oluşturmak amacıyla,üç Baltık ülkesini, Estonya,Letonya ve Litvanya’yı işgal etti. Ardından SSCB,Finlandiya’dan birliklerine Finlandiya topraklarına girme hakkının verilmesini istedi. Finlandiya SSCB’nin koşullarını kabul etmek zorunda kaldı.

Bunlar olurken batı oldukça hareketsizdi. Fransa,Alman sınırında Maginot Hattı adıyla anılan savunma hattını kurdu. Kuzeydeki İngiliz birlikleri,Belçika’nın savaşa girmemesi nedeniyle Almanlar’la hiç karşılaşmadı.

1940 Nisan’ında Almanlar,Norveç’e saldırdı. Amaçları denizaltıları için üsler kurmak ve İsveç’in kuzeyindeki madenlerden çıkartılarak denizyoluyla Norveç’in Narvik limanına getirilen demire el koymaktı. Alman birlikleri gemilerle geldi ve bir bölümü hiçbir engele karşılaşmazsınızın Norveç kıyılarına çıktı. Bir bölümü de İngiliz deniz güçleriyle,iki tarafın da eşit kayıplar verdiği sert çatışmalara girdi. Ama Almanlar kısa sürede Norveç’te Müttefikler’in asker çıkarma girişimlerini önleyebilecek hava üsleri kurdular. Norveç 9 Haziran’da teslim oldu. Almanlar’ın nisanda saldırdığı Danimarka da pek az direnebildi.

10 Mayıs 1940’ta başlayan Alman saldırısı,kısa sürede Belçika,Hollanda ve Lüksemburg’un işgaliyle sonuçlandı. Yardıma gelen İngiliz ve Fransız orduları da püskürtüldü. 13 Mayıs’ta Sedan’da Alman tankları Meuse Irmağı’nı geçti ve Fransa’nın içlerine doğru ilerledi. Hollanda 14 Mayıs’ta teslim oldu. Alman tankları kuzeye,kıyıya doğru ilerledi ve geri çekilen Müttefikler’in önünü kesit. Belçika 27 Mayıs’ta teslim oldu.

Belçika’da sıkışıp kalan İngiliz ve Fransız birlikleri büyük kayıplar verdi. İngiliz deniz güçlerinin yardımıyla Dunkerque kıyılarından 346 bin kadar Müttefik askeri kurtarıldı; ama silah,araç ve gereçler geride bırakıldı.

14 Haziran’da Almanlar Paris’e girdiler, 22 Haziran’da da Fransızlar ateşkes antlaşmasını imzaladılar. Alman güçleri Kuzey Fransa’yı ve bütün Atlas Okyanusu kıyılarını işgal etti. Mareşal Henri Philippe Petain Vichy’de Almanlar’ın denetiminde bir hükümet kurdu. İngiltere’de bulunan General Charles de Gaulle savalın sonuna kadar varlığını koruyan Özgür Fransa Hareketi’ni kurarak işgalcilere karşı direnişe geçti. İngiltere’de ayrıca “özgür” Polonya,Norveç,Belçika,Hollanda ve Çek askeri birimleri de oluşturdu.

Hitler bir sonraki hedef olarak İngiltere’yi seçti. Alman hava kuvvetleri Güney İngiltere’deki havaalanlarını ve limanlarını her gün bombalamaya başladı. İngilizler’in kesin direnişiyle karşılaşan Almanlar,ardından Londra’yı ve İngiltere’nin iç bölgelerindeki kentleri de bombaladı. Bu baskınlar pek çok sivilin ölümüne ve büyük zarara yol açtı. Buna karşılık İngiliz hava kuvvetleri de Fransa ve Belçika limanlarında askerleri Manş Denizi’nden geçirmek üzere toplanmış Alman gemilerini batırdı. İngiltere göklerinde Ağustos-Ekim 1940 arasında yapılan üstünlük savaşından sonra,Alman hava saldırıları gece bombardımanlarına dönüştü; 1941 ortalarına kadar İngiltere’deki kentler yoğun hava akınlarının hedefi oldu. Haziran 1940’tan sonraki bir yıl içinde yaklaşık 43 bin sivil yaşamını yitirdi;50 bin kişi ağır yaralandı.

Almanya SSCB’ye Saldırıyor:

Hitler’in SSCB ile 1939’da yaptığı saldırmazlık paktının asıl amacı,Almanya’nın aynı hem batıda,hem doğuda savaşmak zorunda kalmasını önlemekti. 1940’ta Alman orduları Fransa’yı göçertip İnglizler’i Avrupa’dan sürünce Hitler, SSCB’ye saldırmaya karar verdi. Hızlı bir harekatla SSCB üzerinden Ortadoğu’ya inmeyi tasarlamıştı. SSCB’ye saldırı Napolyon’un 1812’deki başarısız Rusya seferinden bir gün önce 22 Haziran 1941’de başladı. Finlandiya,Bulgaristan,Macaristan ve Romanya da SSCB’ye savaş açtılar. Savaş başlangıçta Almanlar için oldukça olum gelişti. Almanlar sonbaharda Leningrad kentine, aralık ayında da Moskova’nın banliyölerine ulaştılar. Daha güneyde de Don Iramağı ağzındaki Rostov kentine ulaştılar,ama kış gelince Alman birlikleri yorulmuş, savaşma güçleri azalmıştı.

Ardından SSCB’nin karşı saldırısı başladı. Hitler’in tasarılarında bu harekatın kıl gelmeden tamamlanması öngörüldüğü için,Alman askerlerinin giysileri soğuk kış günlerine uygun değildi. Büyük kayıplar verdiler ve SSCB’nin içlerinde tutunabilmelerine karşın başlangıçtaki güçlerini bir daha kazanamadılar.

1942’de Hitler, Karadeniz ile Hazar Denizi arasında bulunan Kafkasya petrol yataklarını ele geçirmeyi hedefledi. Bir Alman ordusu ağustosta Maykop’taki petrol merkezine ulaştı. Daha kuzeydeki Stalingrad kentine yönelik saldırıları ise başarısız oldu. SSCB birlikleri kenti sonuna kadar savundu ve kış bastırınca karşı saldırıya geçtiler. 250 bin kişilik Alman ve Romanya birliklerini kuşattılar ve Şubat 1943’te bu birlikler teslim oldu. SSCB’nin 2. Dünya Savaşı ,’nın en büyük kara çarpılmasındaki başarısı Almanlar’ı,Kafkasya’dan çekilmek zorunda bıraktı. 1943 yazı başlarken SSCB orduları Almanlar’ı geri sürdü ve 1944 balında Polonya’ya, çok geçmeden de Romanya’ya girdi. Bu savaşta SSCB büyük yıkıma uğradı ve yaklaşık 20 milyon insanını yitirerek 2. Dünya Savaşı’nda en çok can veren ülke oldu.

ABD Savaşa Giriyor:

ABD savaşta tarafsız kalmasına karşın İngiltere’ye destek sağlıyordu. Örneğin, 1940’ta ABD,deniz kuvvetlerinin 50 destroyerini İngiltere’ye ödünç vermişti.

7 Aralık 1941’de Pazar günü sabah saatlerinde,Japon uçak gemilerinden havalanan 360’ın üzerinde savaş uçağı, Hawaii Adaları’ndaki Pearl Harbor deniz üssünde bulunan ABD savaş gemilerine saldırdı. Japonlar bombaladıkları sekiz savaş gemisinden altısını batırdı ya da çalışamaz duruma getirdi; ama üssü kendisi pek zarar görmedi. Uçak gemileri o anda başka bir yerde olduğu için bu saldırıdan kurtuldu. Bu olay üzerine ABD kongresi, 8 Aralık 1941’de Japonya’ya, üç gün sonra da Almanya ve İtalya’ya savaş ilan etti.

Pearl Harbor baskınıyla aynı gün, Formoza’dan kalkan Japon uçakları Filipin Adaları’na saldırdı. Bu adalar daha sonra Japon birliklerince işgal edildi. General Douglas MacArthut komutasındaki ABD ve Filipin güçleri yenildiler ve bölgeyi boşaltmak zorunda kaldılar. Japonlar 1942 Mayıs’ında Filipinler’i ele geçirdiğinde 36 bin kadar asker ve 25 bin sivili esir aldı. Japonlar ,saldırını sürdürerek ABD’den Guam ve Wake adalarını,İngiltere’den de Hong Kong’u aldılar. Japon askerleri Taylan üzerinden hareketle Malaya’yı da işgal etti ve yarımadanın alt bölümlerine,Singapur’a doğru ilerlediler; Singapur 1942 Şubat’ında teslim oldu.Daha sonra,Saravak,Brunei,Borneo,Timor,Cava,Sumatra,Selebes,Yeni Britanya,Solomon Adaları,Yeni Gine’nin doğusu,Gilbert Adaları da Japonya’nın eline geçti. Buraları savunmaya çalışan Müttefik deniz güçleri büyük kayıplar verdi,askerlerinin pek çoğu öldü ya da esir edildi.

Bu saldırılar sonucunda Japonya,Güney doğu Asya’nın denizden ulaşımını denetleyen adaları ele geçirdi. Japonlar ayrıca Çinhindi ve Taylant’dan geçerek Birmanya’yı da işgal etti ve oradaki İngiliz birliklerini Hindistan’a çekilmek zorunda bıraktılar. Güneydoğu Asya’da kurdukları üslerden Avustralya’ya hava saldırıları düzenlediler.

Batıdaki Deniz Savaşları:

Savaş başladığında İngiltere ve Fransa’nın güçlü donanmaları vardı. Alman donanması ise, daha küçük olmakla birlikte, modern ve etkiliydi. Uçak gemisi yoktu,ama güçlü savaş gemiler ve hızla artan denizaltı gücüyle ticaret gemilerine büyük zararlar verebiliyordu.

Akdeniz’ed İngiliz deniz gücünün üstünlüğü sayesinde,asker ve erzak taşıyan düşman gemileri batırılarak Kuzey Afrika harekatına yardımcı olundu. Ne var ki, İngiliz donanması da Alman denizaltılarının ve kıyıda üslenmiş savaş uçaklarının yarattığı tehlike yüzünden İngiliz gemileri Batı Çölü’ndeki savaş için gerekli desteği Cebelitarık Boğazı ve Akdeniz’den getirmek yerine,çoğunlukla Ümit burnu ve Süveyş kanalı yolunu izleyerek sağladılar.

Durmaksızın bombalanan Malta yalnızca denizaltılar ve küçük gemilerce kullanılabiliyordu. Bu yüzden İngilizler’in ana deniz üssü Mısır’da,İskenderiye’deydi. Zaman zaman Alman savaş gemileri Müttefik ticaret gemilerine saldırmak üzere Atlas Okyanusu’na açılıyordu. Daha sonra da ticaret gemisi görünümde,silahlandırılmış gemiler göndermeyi sürdüler.

Atlas Okyanusu’ndaki asıl savaş Alman denizaltılarıyla oldu. Bu savaş gece gündüz durmaksızın sürdü. Müttefikler’in,asker,savaş araç ve gereçleri de taşıyan ticaret gemileri konvoylar oluşturarak savaş gemilerinin koruması altında yol alabiliyorlardı. Uçak gemilerinden ve kıyıdaki hava üslerinden kalkan savaş uçakları da deniz savaşlarına katılıyordu,ama Alman denizaltılarına engel olmak çok güçtü. Savaş süresince bu denizaltılar Müttefikler’in 23.351 ticaret gemisini batırdı. Buna karşılık 782 Alman denizaltısı yok edildi.

Kuzey Afrika Çıkarması:

Müttefikler,mihver güçlerini yenmek için,önce Almanya’yı yenmek gerektiğini düşünüyordu. 1942’de Kuzey Avrupa’yı geri alacak güçleri olmayan Müttefikler,düşmanu önce Kuzey Afrika’dan sürmeye karar verdiler. Bu nedenle,General Dwight D. Eisenhower komutasındaki İngiliz ve ABD askerlerinden oluşan 100 bin kişilik bir kuvvet Fas ve Cezayir kıyılarına çıkarma yaptı.

Bu ülkeler,o sırada Vichy Fransa’sının denetimindeydi. Vichy yönetimi önce bu çıkarmaya karşı çıktıysa da,hemen ardından Müttefler’le işbirliğine girdi. Müttefikler önce doğuya,Tunus’a doğru ilerledi,ama Akdeniz üzerinden hava ve denizyoluyla getirilen güçlü Alman birliklerince durduruldu.

1943 Ocak ayı sonunda Montgomery’nin ordusu Batı Çölü’nü geçerek Tunus’a girdi. Zorlu çarpışmalardan sonra Müttefik orduları Mayıs 1943’te Alman ve İtalyan kuvvetlerini çökertti ve Mihver ordularının ancak küçük bir bölümü esir düşmekten kurtulabildi.

Müttefikler Kuzey Afrika’daki başarılarını,1943 Temmuz’unda Sicilya’yı işgal ederek sürdürdü. Bu harekat,limanları ele geçirerek değil,açık plajlara asker çıkararak yürütüldü. Daha önce önemli yol ve köprüleri ele geçirmek üzere planör ve paraşütlerle hava birlikleri indirilmişti. Ağustosun ortalarında ada ele geçirildi.

Sicilya’nın yitirilmesi ve İtalya’nın Müttefiklerce bombalanması İtalya diktatörü Bento Mussolini’yi çekilmeye zorladı. Eylül başlarında İtalya teslim oldu ve Malta’daki donanmasına el kondu. Bu olay İtalya’da Müttefikler ile Almanları karşı karşıya bıraktı.

Müttefik güçler 3 Eylül’de güney İtalya’ya birkaç gün sonra da Salerno Körfezi’ne çıktılar. Almanlar inatla direndiler. Ekimde Napoli’ye ulaşan Müttefikler yarımadanın ortalarında güçlü bir Alman savunması tarafından durduruldu.

1944 Ocak’ında Müttefikler, Anzio’ya çıkarak bu savunma hattının ardına geçmeye çalıştılar. Aynı zamanda bu hattın asıl güçlü noktası olan Cassino’ya yönelik saldırılar düzenlediler. Müttefikler Polonya birliklerinin Cassino’yu almasından sonra Anzio’daki kuvvetlere katılmak üzere kuzeye doğru ilerlemeyi başardılar. 4 Haziran’da Roma alındı.

Avrupa’da Savaşın Sonu:

İtalya’daki Müttefik güçler 13 Ağustos 1944’te Floransa’yı aldı. Almanlar bunun üzerine Pisa ile Rimini arasında bir savunma hattı oluşturarak kış gelene kadar burada tutundular. Nisan 1945’te Müttefikler Po Irmağı’nı geçti ve Alp Dağları’na doğru ilerledi. İtalya’da Almanlar 2 Mayıs’ta teslim oldular. İki gün sonra da Müttefikler Avusturya’dan güneye doğru ilerleyen ABD askerleriyle buluştu. SSCB birlikleri ise 1944 Haziran’ında Doğu Avrupa’da bir harekat başlattı. Temmuz sonunda Varşova’nın karşısında Vistül Irmağı’nın doğu kıyısına geldiler. Daha güneyde SSCB ordu,Romanya ve Bulgaristan’ı aldı. Finlandiya eylülde düştü. Ağustosta SSCB orduları iki koldan ilerlemeye başladı. Biri Baltık Denizi’nin doğu kıyıları boyunca,öbürü de Tuna vadis üzerinden Macaristan’a doğru hareket etti. Almanlar bu ilerlemeyi durduramayarak geri çekildiler.

1945 başlarında,Almanya’nın artık uzun süre savaşamayacağı ortaya çıkmıştı. Müttefik liderler,ABD Başkanı Roosevelt,İngiltere Başbakanı Churchill ile SSCB’nin önderi Stalin Kırım’daki Yalta kentinde toplandılar ve Almanya’nın koşulsuz olarak teslim alınması konusunda anlaştılar. Ayrıca savaş sonrası Avrupa’ya ilişkin planlar da yaptılar. Ocak 1945’te SSCB askerleri Oder Irmağı’nı Budapeşte’ye,nisan başında da Viyana’ya girdiler ve Berlin’e doğru ilerlediler. 25 Nisan’da Berlin’i kuşattılar. Kentin merkezinde ki bir yer altı sığınağından savunmayı yönetmekte olan Hitler savaşın yitirildiğini kavrayarak 30 Nisan’da intihar etti. Amiral Karl Dönitz’i kendi yerine atamıştı.

Dönitz’in temsilcileri Reims’e Müttefiklerle görüşmeye geldi. Batıda Müttefiklere teslim olmayı; ama doğuda SSCB’ye karşı savaşı sürdürmeyi istiyorlardı. Eisenhower Almanlar’ın her yerde koşulsuz teslim olmaları konusunda ısrar etti. Almanya’nın teslim olması 8-9 Mayıs 1945’te gece yarısı gerçekleşti.

Japonya’nın Teslim Olması:

ABD,Japonya’nın kıyı kentlerini yoğun bir biçimde bombaladığı sırada Başkan Truman,Japonlar’ın direnişini kırmak ve savaşı kısaltmak gerekçesiyle atom bombası kullanmaya karar verdi. Atom bombası ABD’de,gizlice geliştirilen ve büyük yıkım gücü olan bir silahtı. 6 Ağustos 1945’te ABD hava kuvvetlerinin bir bombardıman uçağı Hiroşima kenti üzerine ilk atom bombasını attı. 3 gün sonra gücü azaltılmış bir atom bombası da Nagasaki’ye atıldı. Bu bombalar Hiroşima’da 200 bin, Nagasaki de ise 80 bin sivlin ölmesine ve on binlerce kişinin yaralanmasına yol açtı. Bu kentler büyük ölçüde yıkıldı; bitki örtüsü çok zarar gördü. Atom bombasının yol açtığı radyasyon etkisi yıllarca. Radyasyon nedeniyle insanlar; daha sonra sakatlandılar ve öldüler. Uzun yıllar sonra bile özürlü çocuklar doğdu.8 Ağustos’ta SSCB de Japonya’ya savaş açtı ve Japonların elinde bulunan Mançurya ve Kore’yi işgale başladı. Bunun üzerine Japonya 2 Eylül’de resmen teslim oldu ve 2. Dünya Savaşı sona erdi.

#5 politika

politika

    Süper Üye

  • Φ Süper Üye -
  • 10.801 İleti

Gönderi Tarihi: 03 Şubat 2008 - 21:24

Auswitch'in Külleri isimli bir kitap okumuştum..Gerçekten benim için, her insan için de öyle olmalı, tüylerimi diken diken eden bir yer...Milyonlarca masum insanı, çoluk çocuk demeden, sırf Yahudi diye (bu arada başka kurbanlar da oldu tabii) sistemli bir şekilde katletmek...İşte soykırım bu!...

Eger yazilanlar dogri ise,Hitler'in gazodalarinda sadece Yahudileri degil Türk'leride yaktigidir.Hazar Türk'leri denilen bir Türk kavmide Hitler'in soykirim katliaminda hayatlarini kaybedenlere dahiller.
ARTHUR KOESTLER'IN *ONÜCÜNCÜ KABILE *adli kitabi bu konuda cok ilginc iddilarla dolu.
AUSSCHWITZ insanlik tarihinin en yüz karasi ve en acimasiz bir sahifesidir ve öylede kalacaktir kalmalidirda.


saygilarla




SESINI DEGIL, SÖZÜNÜ YÜKSELT,
YAGMURLARDIR BÜYÜTEN BASAKLARI, GÖK GÜRÜLTÜLERI DEGIL...
BIR LAFA BAKARIM LAF MI DIYE,
BIRDE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DIYE..
EN BÜYÜK ÖZÜR SEVGISIZLIKTIR...



#6 Misafir_CYRANO_*

Misafir_CYRANO_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 04 Şubat 2008 - 05:27

Auswitchz'de sadece yahudiler değil. Muhalif Almanlar, katolikler, çingeneler, fransız direnişçiler de katledilmiştir.

Musevi Hazar Türkleri arasındanda Auswitchz katliamına maruz kalanlar vardır tabiki. 10-15 civarında musevi hazar Türkü halen İsrail'de yaşamaktadır. Bunlar, toplama kamplarından kurtulan ve savaştan sonra İngilizlerin Filistin'e gönderdiği yahudiler arasındadır. Bunun yanında Yugoslavya'da müslüman Türkler'de toplama kamplarına kapatılmıştır Naziler tarafından. Yugoslavya'da toplama kamplarına kapatılan ve sağ kurtulan Türkleri anlatan onlarla röportaj yapılan bir belgeseli izlemiştim. Ama ölen varmı yok mu aralarında hatırlamıyorumki. Muhakkak vardır katledilen onların arasındanda. Kafkasya'da da Naziler Türkleri katletmiştir.

İşin bir başka boyutu. Naziler, dünyada bu katliamı uygularken. Ve hatta musevi hazar türkleri, müslüman yugoslavya Türkleri (bugünkü kosova, saraybosna, makedonya", kafkasya Türkleri de bu katliamdan nasibini alırken. Kırım Türkleri Nazilerle işbirliği yapmakla kalmamış. Bizzat Nazi ordularında askerlik yapmış, katliamlara ortak olmuşlardır.

History Channel'in Nazi ordusundaki Tatar birliklerini anlatan belgeselini izlemek insanın gerçekten tiksinti duymasına sebep oluyor.

Aslında önemli bir gerçeği gösteriyor bize. Irk, kan bağının değil. Ulusal ve milli kültürün asıl belirleyici ve birbirine bağdaştırıcı olduğunu.

Malazgirt savaşının pek bilinmeyen bir yönü; Bizans'ın ünlü Türkopol birlikleri vardır. Bunlar hristiyan Türklerden oluşur. Bizans'ın son günlerine kadar Türkopol'ler bizans ordusunda görev yapmıştır. Malazgirt savaşında, Bizans ordusunda savaşan Türkopoller karşılarında savaşan düşmanlarla aynı dili konuştuklarını anlayınca saf değiştirmiş ve Alparslan'ın tarafında savaşmaya başlayıp Malazgir savaşının akıbetinde önemli bir rol oynamışlardır. Ama İstanbul'un fethinde bile, Bizans surlarını savunan Türkopol birlikleri vardır.

Kafkasya'da 19, yydaki türk, çerkes ve çeçen isyanlarında. Onlara karşı en çok savaşanlardan birisi Kazaklar'dır. Kazaklar için "Çar'ın kazakları" denir Rus edebiyatında. Kafkasya Türkleri ne zaman Rus Çarına karşı ayaklansa hep onlara karşı en önde Kazaklar savaşmıştır. Kendileride Türk olmasına rağmen. Devamlı Ruslar tarafından kullanışmıştır Kazaklar. İlk önce kendi soydaşlarına karşı. Karşılığında bir çok imtiyaz almışlardır, kardeşlerinin kanını satarak.

Kurtuluş savaşında ise, Azeri Türkleri Atatürk'e gönderdikleri elçilerle "tüm gücümüzle arkanızdayız" mesjını iletmişlerdir.

Ulus bilinci, milli kültürdür belirleyen. Aynı ırktan olmak değil.

#7 Tengeriin boşig

Tengeriin boşig

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 4.532 İleti

Gönderi Tarihi: 04 Şubat 2008 - 11:55

İşin bir başka boyutu. Naziler, dünyada bu katliamı uygularken. Ve hatta musevi hazar türkleri, müslüman yugoslavya Türkleri (bugünkü kosova, saraybosna, makedonya", kafkasya Türkleri de bu katliamdan nasibini alırken. Kırım Türkleri Nazilerle işbirliği yapmakla kalmamış. Bizzat Nazi ordularında askerlik yapmış, katliamlara ortak olmuşlardır.


Sayın Cyrano, hatırladığım kadarıyla İlber Ortaylı'nın dedeleri bu katliamdan sağ kurtulan kimselerdendi.

Herkes yalan söyler...


#8 Misafir_CYRANO_*

Misafir_CYRANO_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 04 Şubat 2008 - 12:18

Tengerin dedeleri değilde. Annesi ve babası. hatta kendisi de. Annesi Şefika hanımla Babası Kemal bey de toplama kampında tanışmışlar. Zaten İlber Ortaylı'da savaş bittikten sonra bir mülteci kampında doğmuş. Savaştan sağ kurtulan esirlerin kaldığı bir kampta.

#9 Misafir_Marcus_*

Misafir_Marcus_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 11 Şubat 2008 - 15:00

******* sadece kendi iktidarlarını düşündüler...



Cevap ekle