İçeriğe atla


Fotoğraf
  • Lütfen cevap vermek için giriş yapınız.
Bu başlığa 160 cevap verilmiş

#151 Yayamaz Kayımca

Yayamaz Kayımca

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.584 İleti

Gönderi Tarihi: 01 Aralık 2007 - 01:04


Toplum olarak bir değer yargısı olarak görülen ama gerçekte ne olduğunu bilinmediği ve öğrenilmediği için değer kelimesinin gerçek anlamları dışında çok başka şekillerde anlamlar katılıp, fikirlere kapınılmasına ve yaptırımlar uygulanmasına neden olan "kişiye özel" olgu.özelliğinin ne oluşuna bakarsak eğer; evvela bekareti kadınla bağdaştırıp, onlara sembolize ederekten bir uç nokta, cezai yaptırım, ölüm sebebi ve namus kavramları içerisinde irdeleyen ve bunlara göre davranışlarda bulunanları incelemek lazım. "şu kızın bekaretini bozdum, patlattım, delik deşik ettim oh anam" gibi söylemlerde bulunan ve bunu bir övünç, gurur duyulası, göğüs kabartıcı bir esermiş gibi sözlere döken insanların bulunduğu bir toplumdayız. bu bakış açıları dahilinde; bekarete aslında ne gözle baktığını belli eden ve "değer" kelimesinin karşısına bu sözleri yazan kişiler var olduğu müddet, ne bekaret gerçekte sırf kadına değil insana özel bir olgu olabilir ne de bilinçlendirici çalışmalar veya cezai yaptırımlar yıldırıcı olur. "namus iki bacak arasında , her sevgilim bir kere versin ama eşim bakire olsun" düşüncelerine sahip insanları ele almalı. bunlar ki kadını sadece bir seks objesi veya cinsel tema olarak görmekten ileri gidemediklerini düşündüğüm ve yobaz olarak nitelendireceğim bölümü kapsarlar. ve en nihayetinde öyle olmadığı halde, kendisini ilgilendirdiği bir durum söz konusu olduğunu düşündüğü zaman bir uç sınır, yıkılmaması gereken ama aksi yapıldığı takdirde hemen akabinde yaptırımlara giden kesim bekareti bir silah olarak kullanmakta. ama tüm bunları yaparken ise alay konusu ve bekaretini aldım diyerek boynuna madalya takılmasını ister davranışları yapmaktan ise kaçınmamaktadır. 21. yüzyılda olduğumuz şu günlerde bile halen "töre ve namus cinayetleri" yaşanıyor ve yaşatılıyorsa başlıca sebebi mevcut bilgileri/ilgileri dahilinde kişiye özel olan bu olguyu, genel bir toplum kavramı halinde düşünen ve buna göre yaptırımlarda bulunan bu kesme aittir. eğer ki gerçekten namus iki bacak arasında bir kavramsa ve buna neden olan olgu da "bekaret" ise; sadece kadına değil, insana ait özel bir olgu olduğu unutulmaması gerekir. bunun tam aksi düşünen bu kesmin bilmesi gereken namus=bekaret ise ve eğer gerçekten bu düşünce doğruysa, kendi bacak aralarınada dikkat etmeleri gerektiğidir ki namus elden gitmemeli! ama ne yazık ki her türlü naneyi yiyip, karşısındaki insan bir bayan olduğu vakit "tabudur yıkamaz, asarım keserim" zihniyeti çerçevesinde hareket edildiği sürece; sırf kendi benliğine ait olduğu, değerini bir tek kendi bilmesi gerektiğini düşündüğüm ve buna göre özgür düşünce ve iradesiyle davranan kişilere toplumun büyük kesminde kötü gözle bakılıp, fiili eylemlerde bulunulmakta. sokağa çıktığı vakit o "çok değer" verdiğini söylediği bekaretin sırf kendi düşünceleriyle sınırlı olan kısmından bakmaya devam ederek yolda, okulda, işte herhangi bir yerde bir bayanı gördüğünde gözle, elle, sözle taciz etmeye bayılan ve kimi zaman tüm bunları bir eyleme dönüştürerek tecavüze kadar devam ettiren ama konu kendisine geldiği vakit ise "namus bekçisi" kesilerekten hareket eden insanımız oldukça fazla. madem bekaret bu kadar önemli ve namus sembolü neden başkalarının kavramlarına her türlü tacizde bulunulur? kendi açısından baktığında ve kendine göre haklı düşüncelere dayandığını söz ederekten "namus ve töre cinayetlerine" imza atanlar, başkalarının namuslarını neden aynı özenle kabullenmeyip, kendi zevkleri doğrultusunda davranır? dünyaya at gözlükleriyle bakıldığı zaman durum bu bekaret konusunda olduğu gibi oldukça dardır lakin gözlükleri çıkarıp, etrafa şöyle bir bakıldığında ise her şeyin aslında göründüğünden farklı olduğu gün gibi meydandadır tabi ki bunu anlamak, anlatmak ve toplumu bilinçlendirici konulara değinmek ve toplumun bunları sindirerek kendini hazır hale getirmesi malesef "bekaret konusu" hakkında yapılan eylemler ve söylemler kadar kolay değil.küçüklükten itibaren bekaret kavramının beynine bir namus ve kaybedildiği vakit yaptırımlarda bulunulması gereken bir olgu olduğu empoze edilen ayrıca toplumda gördüğü bazı sınırlamaları kendi benliğine aşılayan ve onları olduğu gibi kabullenip, "çoğunluk ne diyorsa ve ne yapıyorsa doğrudur" mantığı çerçevesinde bakan kişiler bulunduğu müddetçe evet gerçekten "değerli" olan ama genele değil, insana özel bir kavram olduğu asla unutulmaması gereken bekaret her zaman patlamaya hazır bir bomba gibi kalacaktır.



sünnet de bekaret de üç büyük dinin binlerce yıl öncesinden bu yana, birbirinden çok farklı sayısız toplumun geleneği olmuş. bilmem bu yoğun ve sürekli ilginin nasıl doğmuş olabileceğini hiç düşündünüz mü? ikisi de cinsel organlarla ve cinsel yaşamla ilgili; ikisi de yaşandığı toplumlarda hem kutsal değerler olmuş, düğünlerle, şenliklerle kutlanmış hem de fiziksel ve ruhsal acıları beraberinde getirmiş; ve ikisi de bütünüyle toplumsal; hayvanlarda benzerlerini görmek olanaksız.erkekler ortalama olarak kadınlardan daha iridir. hint mitolojisine göre tanrı erkeği, terbiye etsin diye kadına emanet etmiş. size de doğru gibi gelmiyor mu? iyi ama, erkeği cüsseli yaratarak neden zorluk çıkarmış olsun ki? evrim sürecinde, eşeyli üremeyle birlikte, farklı cinsler arasında eş bulma ve kurlaşma zorunluluğu doğar. iki cinsin buluşma sürecinde kimin kiminle kurlaşıp eşleşeceği, cinslerin türün sürekliliğindeki konumlarıyla belirlenir. özellikle doğurma ve yetiştirme gibi ağır yükler omuzlayan cins daha seçici olmak zorunda kalır. cinsler arasındaki boyut farklılığı, türün sürekliliğinde cinslerin eşitsiz rol üstlenmelerinin sonucudur. memelilerin çoğunda görüldüğü gibi erin cüsselisini hoş bulup seçen dişidir. evrim boyunca, kıllılığın azalması gibi pek çok bedensel özelliğimiz bakımından akraba primatlardan epeyce farklılaşmamıza rağmen, bu boy bos farklılığının varlığı, benzer bir seçici dinamiğin toplumsal yaşam içerisinde de sürdüğünü göstermez mi sizce de?on binlerce yıl öncesini, eti pişirmek, yırtıcılardan korunmak için ateşin etrafında konakladığımız günleri imgeleyin. kadınları hayalinizde nasıl canlandırırsınız? insan dişisinin cinsel arzululuğunun dar bir kızışma dönemine özgü kalmadığı dikkate alınırsa, sanırım, gebe, kimi kucağında kimi dizinde çocuklu kadınlar göz önüne gelecektir. yıllar süren, gebelik, doğum, emzirme, loğusalık ve bakım emeği veren kadını, bugünkü algılayışımızla çocuklu varoluşundan soyutlamak pek olanaklı olamayacaktır. boyut ve bedensel kuvvet bakımından daha ufak olmasından başka, çocuklu insan olarak kadının hem geçim hem korunma gereksinmeleri erkeğe göre çok daha yüksek görünecek, dolayısıyla daha cüsseli ve kendisine daha bağlı erkeği yeğlemeye eğilimli olması beklenecektir.kurlaşma ve eşleşmenin, çocuklu insan olarak kadın ile erkek arasında olması, daha başından bir bekaret nosyonunun bulunamayacağını düşündürüyor. bunu destekleyen veriyi göçebe derleyici avcı toplumlarda bulabiliyoruz. bu toplumlarda biyolojik babalık ve dolayısıyla bekaret nosyonu yoktur. ergenlerin evlilik öncesi cinsel oyunlarına yüksek bir hoşgörü gösterilir. evlilik öncesi gebelikler sık olmamakla birlikte kadın, cinsel eşin seçilmesinden önce çocuklu olabilir. ve hiç bir çocuk “****” diye aşağılanmaz. bunlara rağmen, toplumsal bir ilişki olarak babalık sayesinde, gizil bir bekaret anlayışının varlığından söz edebiliriz.kadının bitki bilgisinde, erkeğin hayvan bilgisinde uzmanlaşması ve dolayısıyla iki cinsin birbirine yüksek derecede bağımlı kalması, eşleşmenin kurumlaşmasının, evlenmeye dönüşmesinin yolunu açar. nitekim, insansı türlerinde australapithecus’dan bu yana cinsler arasındaki büyüklük farkının giderek azalması, kadının yükünün, cinsler arası dayanışmayla azaldığına işaret ediyor. evlenme, “eş” kökünün de düşündürdüğü gibi, her kadına en az bir erkek düşecek şekilde eşit paylaşma olarak bir eşleşme biçimidir. kurulan yuvanın geçiminde ve özellikle çocukların yetiştirilmesinde özel bir erkeğin rol almasıyla ortaya çıkan en çarpıcı ilişki biçimlerinden biri evlilik öncesi çocuk doğurmanın engellenmesidir. bekaret nosyonu olmayan devşirici toplumlar bunu, kadının evlenme yaşını erkene alarak başarırlar.kızların oğlanlara göre daha erken ergenleşmesi, erkekle kadın arasında kendiliğinden bir evlenme yaşı farkını hazırlar. erkeğin aile geçimini üstlenecek olgunluğa erişme süresinin uzaması ve çok karılılık gibi çeşitli toplumsal ilişki biçimlerinin bunu desteklemesiyle bu yaş farkı, büyüme ve kalıcılaşma eğilimi gösterir. bildiğimiz bütün toplumlarda güveyler ortalama olarak gelinlerden daha yaşlıdır. yaş farkının büyüklüğü ölçüsünde, toplumda evlenmeyi bekleyen bir genç erkek nüfus birikir. özellikle çok karılılığa izin verilen toplumlarda bu nüfus belirginlikle büyüktür. işte oğlan sünneti, muhtemelen bu genç erkek nüfusunun cinsel arzularını disipline sokma gereği, gizil bekaret anlayışının bir yan türevi olarak meydana gelmiştir. sünnet, bütün geleneksel biçimlerinde evlilik öncesinde yapılır.karı sayısının yirmiyi aşabildiği eşitlikçi avustralya yerlilerinde rastlanan çok karılılık, bütün erkekler için geçerlidir. avustralyalı yerli kadınların evlenme yaşı o kadar erkene alınabilmektedir ki, koca, cinsel ilişki için ergenleşmesini beklemek zorunda kalır. öte yandan, erkekler o kadar ileri yaşlarda evlenmeyi sürdürebilirler ki, kadınların dul kalmaları hemen hemen kesindir. kocası ölen kadın, kendinden genç erkeklerle de yeniden evlenir. bu yüzden genç bir erkek ninesi yaşında bir kadınla da evlenmek durumunda kalabilir. kuzey avustralyalı çok karılı tiwi halkının bebekleri daha doğmadan nişanlanırlar. bir tiwi erkeği ilk evliliğini yapabilmek için 35 yaşını beklemek zorunda kalabilir. dolayısıyla, çadırların etrafında yaşlı erkeğin, elinde sopayla sürekli kovalamak zorunda kaldığı çok sayıda genç erkek toplaşır.sünnet çok karılılıkla yakından bağıntılıdır. avustralya dışında avcı derleyici toplumlar tek eşlidir ve aynı zamanda sünnet gözlenmemektedir. brahmacılık da tek karılıdır ve sünnet geleneğine yer vermez. buna karşılık üç büyük din hem çok karılılığı hem sünneti onaylamıştır. hem çok karılılık hem sünnet, müslümanlıktan önce arap halklarında yaygındı ve mısırlılar sünnet geleneğini üç bin yıldır sürdürmekteydiler (*). isa yahudi doğduğu için zaten sünnetlidir ve günümüz hıristiyanlığının tek karılı karakteri, asıl olarak tek karılı yunan geleneğini yasalaştırdıktan sonra hıristiyanlığı benimseyen roma yüzündendir. yeri gelmişken, oğlan veya kızın cinsel organının kesilmesi anlamında bu işlem, kuran’da ne farz kılınmıştır ne vaciptir ama muhammed tarafından yerinde bulunmuştur. “sünnet” arapça'da bir adeti devam ettirmek anlamına geliyor. müslümanlıkta özel bir mana kazanarak peygamberin kişisel söz, davranış, tutum ve eylemlerinin adet haline getirilerek benimsenmesi demek oluyor.yüzlerce avustralya obasında uygulanan oğlan sünneti bazı örneklerinde çok ağır bir işlemdir. ama anlatılana göre, orta avustralyalı aranda halkında, penis idrar kanalı boyunca aşağı doğru boylamasına yarılarak vulvaya benzetilmeye çalışılmakta ve periyodik olarak kanatılarak, kadının aybaşı taklit edilmektedir. erkek kimliğinin oluşumu, kadını dışlamamaktadır. kız sünneti ise, bir iki avustralya obası dışında eşitlikçi toplumlarda görülmüyor ve çok ender rastlanan bir kesi biçimi uygulanıyor.günümüzdeki biçimleriyle kız sünnetinin ortaya çıktığı yer ve tarih belirsiz, ama bir kaç bin yıl öncesine uzandığını ve kadının özgür seçim hakkının kısıtlandığı veya elinden alındığı toplumların eyleyimi olduğunu biliyoruz. çarşaf, peçe, görücü usulüyle evlenme hep, kadının özerkliğini yitirdiğinin, üzerinde bir iktidar kurulduğunun belirtileridir. kadının duygularını, arzularını ifade etme, kendi yaşamını kendi iradesiyle belirleme hakkının hiçe sayıldığı başlık malı ve sonra başlık parası, anne olarak kadını mübadele değerine dönüştürür. böylece aynı zamanda fahişe kadın olarak yeni bir kadınlık biçimi doğar. kız sünneti, çeyizin kullanılmamışlığının gelinde de aranır olmasıyla; bekaretin, malın ambalajı gibi kızlık zarıyla ilişkilendirilmesiyle bağıntılıdır.bugün en yaygın olarak somali’de uygulanan bir kız sünneti biçiminde, bızır, küçük ve büyük dudaklar kesilip alınıyor, idrar ve kanama açıklığı kalacak şekilde dikiliyor ve bacaklar aylarca bağlı tutularak yaranın iyileşmesi bekleniyor. firavun sünneti denilen bu işlem, bekaretin en kesin garantisi olarak görülüyor. dünya sağlık örgütü’ne göre bugün dünyada, bu en ağır biçimi dahil, 100 ile 140 milyon arasında kız sünnet edilmektedir ve bunların çoğu sünni müslümandır

SüReKlİ MuTlUlUk DuRuMu İlAn EdİyOrUM


#152 Yayamaz Kayımca

Yayamaz Kayımca

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.584 İleti

Gönderi Tarihi: 01 Aralık 2007 - 01:10

bir toplumda bekaretin onemi arttikca, daha ziyade ahlakla iliskilendirildikce, kiz erkek iliskileri de o kadar samimiyetsizlesir, yozlasir.neden bu boyledir, bu sonuca nasil varilir? benden evvel guzel guzel anlatildigi uzere, evrim boyunca hamileligin dogurdugu sonuclar yuzunden kadin sahiplenilen, erkekse sahiplenen olmustur. evrimin bu etkileri gunumuzde iki degisik sekilde hayatimizi hala etkilemektedir. birincisi, sosyal yasam hizla degisse de, biyolojik olarak hala cok eskilerde yasiyoruz. yani hormonel olarak ormanlarda, daglarda bayirlardayiz hala.ikincisi ve belki de daha onemlisi, genlerden direk etkilenmenin yaninda, bir de bu genlerin dolayli yoldan neden olduklari kulturden etkileniyoruz. yani kadin mal olarak gorulurse, bu zamanla yasam tarzina, kulture, dile yansir. bu kultur de sonraki nesilleri bu sekilde etkiler. hem iceriden hem disaridan bu tip bir etkinin esirleriyiz.kulturun bu etkileri o kadar derin ve temeldir ki, bu sozlukte ben dahil, kendini aydin ve acikgoruslu diye nitelendirecek herkes, ama istisnasiz herkes, kadinlara degisen derecelerde mal gozuyle bakar. kadinlar dahil! bunun istisnasinin, bir tane bile, olabilecegini dusunemiyorum. bunu ozelestiri mahiyetinde falan yapmiyorum zira ortada doganin ve insan kulturunun gerceklerinden bahsediyoruz, kotu veya iyi diyerek ahlaka tabi tutmak aptalca olur. bu iddiada bulunurken, dikkat cekmek istedigim nokta, hayatimiz boyunca gorduklerimizin, duyduklarimizin ve belki de en onemlisi kullandigimiz dilin, dusunce yapimizi temelden etkilemesi.. biz farkinda olmasak bile. kadin erkek iliskileri hakkinda hayatimiz boyunca ogrendigimiz ve algiladigimiz sayisiz sey de, bazen inceden inceye bazen dupeduz, kadinlarin sahiplenilme ozelligini vurguluyor ve bu da bizi o sekilde dusunmeye sevkediyor.ozetle, doga sartlari genleri belirliyor. genler yasam stillerini belirliyor ve bu da, yeterli karmasiklikta ve devamlilikta bir sosyal yapi meydana geldiginde kulturu belirliyor. kultur, her turlu dusuncemize direk etkisi olan dilimizi belirliyor (vice versa) ve yeni nesiller egitiliyor. bu iliski iyice karmasiklasip gelenekler ve ahlak sistemleri ortaya cikariyor ve artik her birey, degisen oranlarda bu sisteme bagimli oluyor. tabii bazi toplumlarda kadinin "malligi" daha bir on plandadir.[bu arada bir anda duygu asena olup, kadinin mal olarak gorulmesinin erkeklerin malligi olarak yorumlayan varsa lutfen hatirlasin ki, neden sonuc iliskisinin oldugu yerde ovulecek veya yerilecek birsey olmaz, ahlaksal normlar gecerliligini yitirir] daha onceki bir yazimda da belirttigim gibi ganimete ve yagma kulturune dayali bazi sark toplumlarinda kadinlar daha belirgin bicimde maldirlar. (bkz: turkiyede cinsellik ikiyuzlulugu)tabii bu olay sark toplumlarindan da once de vardi, hatta isa kadinlarin da ortak oldugu bir komunizm dusluyordu. fakat ganimet kulturunden farkli olarak, bunu dunyevi hirslardan uzak bir toplum dusledigi icin oneriyordu. boyle bir kollektivizm, sahiplenme olgusunu oldurur mu bilemem. oysa sark toplumlari daha rekabetci bu konuda, kazanan hepsini alir mantigi guduluyor.[sark toplumlari okuz, o yuzden boyleler demiyorum. bu toplumlarin kulturu de cevresel sartlarin bir sonucu]neyse, sonucta degisen derecelerde kadinin sahiplenilisi gercegi, kulturun bu kadar icine girmisken [ozellikle ganimet kulturunde] bekaretin asiri deger kazanmasi cok dogaldir. sahiplenme durtusu yuzunden kadin, bekareti kadar deger tasimaya baslar. isin kotusu kadinlar da bu sartlandirilmadan nasiplerini aldiklari icin ayni gorus acisini benimserler, kendi degerlerini arttirmaya bakarlar. bunu bazen alenen, ucuz bir sekilde yaparlar, bazense hic de bilincli olmadan, sessiz ve derinden olur. bu "orospuluk" falan degil, sartlara uyumdur ve insanin temel bir ozelligidir, bir secim degil.dolayisiyla bekaretin degerli olmasi, ahlakliliktan ziyade kadinlarin "malliginin" bir olcusudur. zaten "ahlak" diye tabir edilen, yukarida da bahsettigim gibi, mevcut duzeni koruyarak sonraki nesillere aktaracak bir kurallar butununden ibarettir. yani ahlaktan "ahlakli" olmasini bekleyemeyiz. bekaretin onemi de korunan bu duzende guzide bir yere sahipse, ahlakla iliskilendirilme derecesi yuksek olacak, gerekirse bir tabuya donusecek.cok basit bir ornek vererek konuyu kapatayim. rus kizlari denince kafada cakan flaslardan birinin ortasinda orospu yazar. ne de olsa turk kizlari gibi hem modern hem de iffetli olamamislardir. evet, efendim, rus kizlari daha kolay "verir". ama sozlukteki 350 iqlu bayanlardan ozur dileyerek iddia ediyorum ki turk kizlarindan daha ahlaklilar. yukarida kullandigim gibi degil, gercek anlamda ahlaklilar. seksle ahlak rus toplumunda bize kiyasla cok daha ayridir. bir rus begendigi erkekle yatar kalkar, eger meslek icabi degilse bunu zevk icin yapar. ama siz ona yalan soylediginiz zaman "beyimdir" demez, basar tokadi. aksam eve gelmediginiz zaman "evinin kadini" olmaz, kisilikli davranir. biraz ciddiye binmis bir iliski icin fedakarlik yapiyorsa, karsiligini da bekler. iste ahlak budur kardesim. oysa bizde kizlar da bu "mal" kulturunden nasiplerini aldiklari icin, degerlerini arttirmak amaciyla gorunurde olabildigince namuslu, iffetli takilirlar. bir kere alicisi cikti mi artik kisiligin bir onemi kalmaz, amaca ulasilmistir zaten. iran gibi kapali toplumlarda durum daha beter. bekaret ve ataerkillik artik had safhada oldugu icin, piyasaya olabildigince iffetli gorunmek farzdir, lakin kapali kapilar arkasinda bu maskeye gerek yoktur ve maskenin arkasi bombostur. arkadaslarimdan birkaci iranli bayanlar oldugu icin bu igrenc iliski patternini defalarca gordum, oysa ki o natasalarin en rezili bile daha erdemli davranir.bu yazidan cikarilacak sonuc pek iyimser olamaz, zira bekaretin kulturun ve dusunce tarzinin bu icice gecmis iliskisi, insanlarin kafalarinda ne birkac kanunla ne de bos soylevlerle degisebilir. yuzlerce parametreye bagli olarak olusmus koklu kulturlerin ve dusunce yapilarinin degismesi cok uzun surerken, dunya cok hizli degisimlerden gecmekte, sosyal yasam kulturun ayak uydurabileceginden cok daha hizli degismektedir. bu sebepten, fazlasiyla ataerkil olan toplumlarda daha iyi bir anlayisin yerlesebilmesi icin, en iyi ihtimalle tepeden inme radikal degisiklikler ve birkac nesil gecmesi gerekir. yani bir nevi kulturel reset, fakat bu da iki ucu keskin bicaktir zira gecmisin degerlerinin tasmasindan kurtulmus bir kultur, baska alanlarda cok hizli yozlasmaya ugrayabilir. (bkz: amerika birlesik devletleri)

ülkemdeki genç kızların ve erkeklerin hala net olarak çözülememiş en büyük çelişkisi...

bakire olmayana 'kötü kadın' damgası vuran, bakir olmayan erkeğe 'çapkın' madalyasını takan, ahlaki yozlaşmanın en güzel örneklerinin yaşandığı, toplumumuzun konuşa konuşa bitiremediği konu müsveddesi.

hep kadınların bacakarasında olduğu düşünülen oysa kimi erkeklerinde kendilerindekinin farkında olduğu ve verebileceği özel birini aradığı kavram.*

erkeklerin icinde, ne kadar "ben onem vermiyorum, boş bi takıntı" diyenleri olsa da aşırı onemli olan, belli bir yaşa gelmiş* kadında aranmayan, ancak daha lise yillarında bekaretine elveda demiş bir kızın hayatini karartabilecek oluşum.edit : bu entry öznel degil, genel bakış acısı ve yaklaşım ile, ayrıca; öznel yaklaşımların topluluk icinde önemini kaybettigi bir toplum göz önünde bulundurularak girilmiştir.

SüReKlİ MuTlUlUk DuRuMu İlAn EdİyOrUM


#153 Yayamaz Kayımca

Yayamaz Kayımca

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.584 İleti

Gönderi Tarihi: 01 Aralık 2007 - 01:24

ilkel halkların cinsel yaşamındaki birkaç ayrıntı,bekaret,yani bir kadının el değmemişlik durumuna ilişkin değerlendirmeleri açısından bize o kadar yabancıdır ki.aşığının kadının bekaretine verdiği önem öylesine derinlere kök salmıştır,öylesine keskindir ki,bu kanıyı gerçekleştirme ihtiyacı duyunca kendimizi çıkmazda buluruz.bir genç kızın evliliğe bir başka erkekle ve bir başkasıyla olan cinsel ilişlilerinin anısıyla başlamaması gereği gerçekten de,tekeşliliğin özünü oluşturan kadının tek sahibi olma hakkının mantıksal bir devamından,bu hakkın kadının geçmişini de kapsayacak şekilde genişlemesinden başka bir şey değildir.bu açıdan kadının erotik yaşamına ilişkin görüşlerimiz dikkate alnınca ilk bakışta ön yargı gibi gelen şeyi haklı bir gerekçeye dayandırmakta zorlanmayız.bir bakirenin uzun süre ve yoğun çabayla kontrol altında tutulan aşk arzusunu ilk doyuran,bunu yapmakla çevresinin ve eğitiminin etkisiyle onda yaratılan direnmelerin üstesinden gelen erkek,o bakirenin kalıcı bir ilişkiye yöneleceği erkek olacaktır;ve bu ihtimal bir daha asla bir başka erkek için söz konusu olmayacaktır.bu deneyim,kadında üzerindeki sahipliğin devamını garanti altına alan ve onu dışarıdan gelen yeni izlenimlere ve baştan çıkarma girişimlerine direnmesini mümkün kılan bir boyunduruk altına sokar....(bkz: sigmund freud)yani kafamda bitirdiğim olay.

"...bekaretle ahlağın, hele de 'masumluğun' hiçbir ilişkisi yoktur. masumiyet için kendine çok yanlış yol seçenlerin tarih yüzüne tükürmüş, dalgasını da hala geçmektedir. bekaretin hala doğru yaşamın dini gibi sunulması ayrı bir milli felaket, (güya) silah omuzda namus bekliyoruz... bu rezil ahlağın toplumsal baskısı yüzünden yüzbinlerce anne, abla tarih içinde zorunlu olarak cinsel perhizle yaşamak zorunda bırakılmıştır."

BELKİ ÇOK UZUN GİBİ GELECEK AMA OKUMAKTA YARAR VAR SANIYORUM......

SüReKlİ MuTlUlUk DuRuMu İlAn EdİyOrUM


#154 mikebibby

mikebibby

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 10 İleti

Gönderi Tarihi: 06 Ocak 2008 - 00:44

Yayamaz Kayımca mükemmelsin :thumbsup:

#155 Yayamaz Kayımca

Yayamaz Kayımca

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 3.584 İleti

Gönderi Tarihi: 07 Ocak 2008 - 20:31

Yayamaz Kayımca mükemmelsin :thumbsup:







Yok canım sadece araştırmayı sefiyorum paylaşımı sefiyorum...genede güsel ifadenis için sağolun......

SüReKlİ MuTlUlUk DuRuMu İlAn EdİyOrUM


#156 Misafir_mtmtk5_*

Misafir_mtmtk5_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 08 Ocak 2008 - 17:43

Bekaret bir kadının "karakterini" tamamen ortaya çıkarır, kadın güçlü değilse, bence saçmasapan yalanlar uydurup, bakire kadın isteyen erkekle çıkışıp, kendisini kurtarmaya çalışır

#157 rosa

rosa

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 3 İleti

Gönderi Tarihi: 12 Ocak 2008 - 12:37

<span style='font-size:14pt;line-height:100%'>BELKIDE DUNYADA BENIM VE AILEMIN EN ÖNEMLI TUTUGU KONU AILEM ONEMLI DEYILDE BEN KENDIM BU KONUDA COK TITIZIM NEDEMEK YA KIZ DEYILKEN EVLENCEM ILK EVLENDIGIM ZAMANDA ????? BEN ETRAFINDAKI INSANLARIDA BOYLE TANIRIM BELKI ERKEK ICIN BI ÖNEMI YOK AMA BIR KIZ ICIN BU NAMMUS DEMEK IRADESINI TUTAMIYORSA BOYLE KENDINI KARSISINDAKINE KAKALIYACAKSA TUH YAZIK YAZIK ONA BÖYLE INSANLA ILTIBATTA OLMAM IMKANSIZ........KARSI TARAF NASIL EL DEYMEMISSE ERKEKTE ÖYLE OLMASI LAZIM BENCE IDRADESINE SAYIP TERTEMIZ ................................
BENIM DUSUNCEM BU ARKADASLAR AKSINE DUSUNENLER YANLIS DUSUNUYOR DEMEKTIR YADA BASKA BIR DINDEN GELIYORLAR!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!


EN SINIR OLDUGUM SEY KIZLAR KENDILERINI EL DEMEMIS GÖTERIYOR OLMADIKLARI HALDE YA KARSIDAKININ GURURU ILE OYNUYOR YA ALDATIYOR YA O INSANI ANLININ ORTAINDAN VURMALIDIR EN DOGRUSU BU BU KONUDA BEN BU SOZLERI HANCER GIBI SAPLIYORUM AKSINI DUSUNEN CIKSIN BAKIM....................................</span>


kızlarda erkelrde el degmemiş degil artık.beyinde bakirlik önemli olan iki bacar arasında degil

#158 kaplan-200

kaplan-200

    Kıdemli Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPip
  • 2.255 İleti

Gönderi Tarihi: 02 Şubat 2008 - 03:50

Namus ve vicdan insanın içinde beyninde olması gerekir..Bir insanın içinde o namus anlayışı omasa hiçbir şey ifade etmez..yarın evlendiğinde bekaret sorunu olmayınca ne olacak?Allah korusun...

gerçekten Namuslu ve vicdanlı birisi elbette bakire olacaktır...O bakirelik onun namusu ve vicdanı olacaktır....(istenmeyen olaylar bunun dışındaır tabiki)

#159 Misafir_güzelim_*

Misafir_güzelim_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 08 Şubat 2008 - 23:48

beyinde bakirelik veya bakirlik kavramını anlayamadım,rosa arkadaşımız açıklayabilir mi?Ben esra'ya katıldığımı ve kaplan-200 arkadaşımın fikirlerini de bu konuda beğendiğimi belirtmek isterim.Benim görüşüm de aynen bu yönde.

#160 Mdemiren

Mdemiren

    Yeni Üye

  • Φ Yeni Üyeler
  • Pip
  • 6 İleti

Gönderi Tarihi: 03 Nisan 2008 - 15:38

Ozur dilerim sert konusuyorsam ama, Bekaretin namus ile alakasi yoktur. Turk erkeklerinin kompleksinden ileri gelir diye dusunuyorum.
Baska ulkelerde kadinlar ozgur kendi cinselliklerini yasamakta ama nedense namuslu dedigimiz bizde en cok sarkintilik ve laf atma, hatta taksimde taciz olaylari gorulmektedir.
Cinsel bastirilmislik insanlarimizi kotu etkiliyor. bunu belirtmek isterim.
Saygilar

#161 3skiya

3skiya

    Genç Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPip
  • 110 İleti

Gönderi Tarihi: 16 Ağustos 2008 - 00:36

Soru;
1- Ömrünü beraber gecirecegimiz insan (bay/bayan) daha önce cinsel iliski veya iliskiLER yasamis olsa da, bunu normal karsilamak lazim öyle mi?
2-Yani ahlakla alakasi yok, dogal birsey, olabilir, demek mi lazim?
3-Cogu insan dini geregi bunu yapmiyor olabilir, ya dinsiz olupta yapmayanlar neden yapmamislar?
4-Onlar icin neden yanlis olarak bilinmektedir evlilik öncesi iliski?
5-Madem ahlaklada alakasi yok, bakireligi korumanin nedeni nedir?