İçeriğe atla


Fotoğraf

Doğal Kaynakların Bilinçsizce Tüketilmesi


Bu başlığa 7 cevap verilmiş

#1 kaan_bebeto

kaan_bebeto

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 2.999 İleti

Gönderi Tarihi: 14 Ağustos 2007 - 08:10



Yaşamımızı sürdürmek için doğal kaynaklardan yararlanırız. Hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler doğal kaynaklarımızı oluşturur. Bitmeyecekmiş gibi görünen bu kaynaklar, insanların bilinçsizce davranışları sonucu hızla azalmaktadır. Görevimiz, bunları yok etmek değil, korumaktır.


Bitkiler ve hayvanlar, yaşamları için gerekli oksijeni havadan alırlar. Havanın çeşitli şekillerde kirletilmesi, bu kirliliğin yağmur suları ile yeryüzüne inerek akarsu, yer altı suları ve toprağa karışması, orada yaşayan canlıları olumsuz yönde etkiler. Onların türlerinin azalmasına veya yok olmasına neden olur. Çünkü doğadaki canlıların zenginliği, sağlıklı bir çevrenin var olmasına bağlıdır.

Su, sağlıklı bir hayatın devamı için canlıların gereksinim duyduğu en önemli doğal kaynaklardandır. Yeryüzünün yaklaşık dörtte üçünü ve canlı vücudunun önemli bir kısmını su oluşturur. İnsanlar birçok alanda (temizlik işlerinde, elektrik enerjisinin elde edilmesinde, bahçe ve tarlaların sulanmasında, deniz ulaşımında vb.) sudan yararlanır. Su, içinde yaşayan birçok canlıya da yaşama ortamı sağlar. Burada yaşayan balıkların beslenmemiz açısından önemi büyüktür.

İnsanların yıllarca deniz, göl ve akarsulara bıraktığı atık maddeler, buralarda yaşayan canlı türlerinin azalmasına, bazılarının da yok olmasına neden olmuştur. Ayrıca buna bağlı olarak birçok önemli turizm merkezi de özelliğini yitirmiştir. Örneğin, bugün yurdumuzda Haliç ve İzmit Körfezi'nin çeşitli şekillerde kirletilmesi, çevre ve orada yaşayan canlılar için önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Sanayinin hızla gelişmesi de su kaynağının tüketimini etkilemektedir. Ancak ülkelerin kalkınmasında ve iş olanaklarının oluşturulmasında sanayi kuruluşlarına da gereksinim vardır. Burada dikkat edilmesi gereken konu, suyun tutumlu bir şekilde ve kirletilmeden kirletilmeden kullanılmasıdır.

Aynı şekilde doğal kaynaklarımızdan olan ormanların da sayılamayacak kadar yararları vardır. Bunlardan, gelecek kuşakların da yararlanmasını sağlamak için onları korumalıyız. Nüfus artışına paralel olarak giderek artan bir biçimde kullanılan bu kaynaklar korunmadığı takdirde zamanla tükenme noktasına gelir. Bu durum, doğa için bir felaket oluşturur.

Yaşamın doğal kaynağı olan toprağa bırakılan zararlı katı ve sıvı atıklar, zamanla toprağın özelliğini kaybetmesine neden olur. Verimliliğini yitiren toprak, üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelir. Bitki örtüsünden yoksun kalan toprak, sularla taşınarak gölleri doldurur ve oradaki canlıların yok olmasına neden olur.

Doğal kaynaklarımızdan olan yer altı zenginlikleri (madenler) de insanlar tarafından bilinçsizce tüketilmesi sayesinde her geçen gün azalmaktadır. Madenlerden; sanayi alanında, enerji elde etmede ve başka alanlarda yararlanmaktayız. Yapılan araştırmalara göre çok önemli birer enerji kaynağı olan petrol, kömür ve doğal gaz, yeni yataklar bulunmazsa, aşırı kullanılmaları nedeniyle çok kısa bir zaman sonra tükenecekleri belirtilmektedir. Bu bakımdan gerek enerji kaynaklarımızı, gerekse diğer yer altı kaynaklarımızı bilinçli kullanarak onlardan daha uzun bir süre yararlanmayı sağlamalıyız.

Şu halde yaşamımız için vazgeçilmez birer kaynak olan doğal kaynaklarımızı bilinçli kullanmak, en başta gelen görevlerimiz içerisinde olmalıdır.Günlük yaşantımızda, okulda ve evde bilinçli birer tüketici olmak durumundayız. Su, elektrik, yakıt ve besin maddelerini israfa kaçmadan gerektiği kadar kullanmalıyız.


alıntıdır....

                 Yarın Hakkın Divanına Varınca , Karınca Hakkını Alır , Kararınca ...

HAYATTA HERŞEY OLABİLİRSİN , FAKAT MÜHİM OLAN HAYATIN İÇİNDE ''İNSAN'' OLABİLMEKTİR.


#2 kaan_bebeto

kaan_bebeto

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 2.999 İleti

Gönderi Tarihi: 22 Ocak 2011 - 20:56

Bilinçsizce tüketmek sadece kullanmaklan olmaz ,dikkatsizlikde sebep olabilir. Lütfen Dikkatli olalım



1 litre atık su 8 litre tatlı suyu kirletiyor. Kirli sular yüzünden yılda 250 milyon kişi hastalıklara yakalanıyor ve 1 milyon 800 bini çocuk olmak üzere 5 milyon insan ölüyor.Kaynakwh webhatti.com:
AKSARAY - 20-23 Ekim 2008 tarihleri arasında Aksaray’da Jeoloji Mühendisliği Bölümü tarafından “Su-Enerji-Sağlık Sempozyumu” düzenlenecek. Sempozyumda Türkiye’nin su ve suya bağlı enerji potansiyelinin verimli kullanımı değerlendirilecek. Kaynakwh webhatti.com:
Aksaray Üniversitesi (AÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Afşin 20. yüzyılda dünya nüfusunun 19. yüzyıla oranla 3 kat, su kaynaklarının tüketiminin ise 6 kat arttığını söyledi. Afşin, “Dünyada milyonlarca kadın, gününün yaklaşık dört saatini su taşı geçiriyor. Bir litre atık su 8 litre tatlı suyu kirletiyor. Kirli sular yüzünden yılda 250 milyon kişi hastalıklara yakalanıyor ve bunların 1 milyon 800 bini çocuk olmak üzere 5 milyonu ölüyor. Su sıkıntısı, su kaynaklarının azlığına değil, suyun adaletsiz dağılımına bağlı ve bu sorun şimdilik çoğunlukla yoksulları etkilemektedir. Ulusal ve küresel eylem planlarıyla milyonlarca insanın hayatı kurtarılabilir” dedi.

Türkiye’nin 110 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyeline ve 26 su havzasına sahip olduğunu vurgulayan Afşin, “önemli havzalardaki bilinçsiz su tüketiminin, soğuk ve sıcak su kaynaklarını olumsuz etkilediğini söyledi.

Afşin, Su-Sağlık-Enerji Sempozyumu’nun amacının Türkiye’nin su ve suya bağlı enerji potansiyelinin verimli kullanımını değerlendirmek, giderek yaygınlaşan su sorununun nedenlerini Orta Anadolu’yu baz alarak ayrıntılı şekilde belirlemek ve çözüm önerileri sunmak, jeotermal kaynakların sürdürülebilir kullanımını, suyun insan sağlığına etkilerini ve ülke ekonomisine sağlayacağı yararları vurgulamak olduğunu sözlerine ekledi.

JEOTERMAL ENERJİMİZİN YÜZDE 5’İNİ KULLANIYORUZ
Yılda 9 milyar dolarlık ekonomik kazanıma eşit jeotermal enerji potansiyeliyle dünyada 7. sırada yer alan Türkiye’nin mevcut potansiyelinin yüzde 5’ini kullandığı bildirildi.

Afşin, yenilenebilir enerji kaynaklarından olan jeotermal enerjinin, fosil yakıtlara göre temiz, çevre dostu ve yerli olduğunu söyledi.

Yağmur ve kar sularının, yer altındaki jeotermal rezervleri besleme koşulları devam ettiği sürece jeotermal enerjinin bitmeyeceğini vurgulayan Afşin, “Yer kabuğunun derinliklerinde biriken ısının oluşturduğu sıcak su, buhar ve gaz, elektrik enerjisi üretimi, endüstri, merkezi ısıtma-soğutma, seracılık, balık çiftlikleri, kaplıca gibi çok farklı alanlarda kullanılmaktadır” dedi.

Türkiye’nin jeotermal enerji potansiyelini yeterince değerlendiremediğini ifade eden Afşin, şunları kaydetti: “Yılda 9 milyar dolarlık ekonomik kazanıma eşit jeotermal enerji potansiyeliyle dünyada 7. sırada yer alan Türkiye, mevcut potansiyelinin yüzde 5’ini kullanıyor. Ülkemizde sıcaklığı 40°C’nin üzerinde değerlendirilebilecek 170 adet jeotermal sahadan beşi elektrik üretimine, diğerleri de doğrudan ısıtmaya, sanayi uygulamalarına, sağlık ve termal turizme uygundur

                 Yarın Hakkın Divanına Varınca , Karınca Hakkını Alır , Kararınca ...

HAYATTA HERŞEY OLABİLİRSİN , FAKAT MÜHİM OLAN HAYATIN İÇİNDE ''İNSAN'' OLABİLMEKTİR.


#3 sakisozo

sakisozo

    Yeni Üye

  • Φ Üyeler
  • Pip
  • 11 İleti

Gönderi Tarihi: 19 Şubat 2011 - 17:19

güzel

#4 kaan_bebeto

kaan_bebeto

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 2.999 İleti

Gönderi Tarihi: 22 Mart 2012 - 00:53

JEOTERMAL AKIŞKANIN SICAKLIĞINA GÖRE KULLANMA YERLERİ


°C


180
-

Yüksek Konsantrasyonlu solüsyonun buharlaşması,
Amonyum absorpsiyonu ile soğutma


170
-

Hidrojen sülfit yolu ile ağırsu eldesi, diyatomitlerin kurutulması


160
-

Kereste kurutulması, balık vb. yiyeceklerin kurutulması


150
-

Bayer’s yolu ile alüminyum eldesi


140
-

Çiftlik ürünlerinin çabuk kurutulması (Konservecilikte)


130
-

Şeker endüstrisi, tuz eldesi


120
-

Temiz su eldesi, tuzluluk oranının arttırılması


110
-

Çimento kurutulması


100
-

Organik madde kurutma (Yosun, et, sebze vb.), yün yıkama


90
-

Balık kurutma


80
-

Ev ve sera ısıtma


70
-

Soğutma


60
-

Kümes ve ahır ısıtma


50
-

Mantar yetiştirme, Balneolojik banyolar (Kaplıca Tedavisi)


40
-

Toprak ısıtma, kent ısıtması (Alt sınır) sağlık tesisleri


30
-

Yüzme havuzları, fermantasyon, damıtma, sağlık tesisleri


20
-

Balık çiftlikleri


                 Yarın Hakkın Divanına Varınca , Karınca Hakkını Alır , Kararınca ...

HAYATTA HERŞEY OLABİLİRSİN , FAKAT MÜHİM OLAN HAYATIN İÇİNDE ''İNSAN'' OLABİLMEKTİR.


#5 Admin

Admin

    Süper Üye

  • ™ Admin
  • 48.637 İleti

Gönderi Tarihi: 22 Mart 2012 - 04:56

Enteresan! Bazilarini kesinlikle hic duymamıştım Gönderilen Fotoğraf
Gönderilen Fotoğraf Gönderilen Fotoğraf Gönderilen Fotoğraf Gönderilen Fotoğraf Gönderilen Fotoğraf

#6 kaan_bebeto

kaan_bebeto

    Uzman Üye

  • Φ Üyeler
  • PipPipPipPipPip
  • 2.999 İleti

Gönderi Tarihi: 18 Mayıs 2012 - 21:37



"Doğanın intikamına az kaldı"

Sel felekatleri, kuraklık ve sıcak hava dalgası gibi aşırı hava koşulları, gelecekte daha da artacak.



DW Türkçe
Güncelleme: 14:31 TSİ 16 Mayıs. 2012 Çarşamba


İklim uzmanları uyarıyor: Sel felekatleri, kuraklık ve sıcak hava dalgası gibi aşırı hava koşulları, gelecekte daha da artacak.


2011 yılında şöyle bir haber yapılmıştı: Dünya ekonomisinin kalbi sayılan Wall Street, kasırga alarmı yüzünden tahliye ediliyor, 370 bin kişi Manhattan'ı boşaltmak zorunda kalıyor. New York borsasında işler duruyor. Tüm uluslararası finans camiasının gözü-kulağı kasırganın ilerlediği güzergahta. Kulağa bir film sahnesi gibi gelen bu durum, 2011 yılı ağustos ayında New York'a doğru ilerleyen "Irene" adlı kasırga ile neredeyse gerçeğe dönüşmüştü. Finans metropolünde gerekli tüm tedbirler alınmıştı: Metrolar işlemeyecek, şehrin elektrikleri kesilecek ve Manhatten sakinleri tahliye edilecekti. Neyse ki işler o aşamaya varmadı. New York belediye Başkanı Michael R. Bloomberg tehlike alarmının geçtiğini duyurdu.


Ancak New York tehlikeyi bu kez ucuz atlatmış olsa da uzmanlar, gelecekte birçok şehrin bu tarz senaryolara hazırlıklı olması gerektiğini belirtiyor. Kısaca "SREX" adıyla bilinen, "İklim Değişikliğine Karşı Önlemlerin Teşviki Kapsamında Olağanüstü Olaylar ve Doğal Afet Risklerinin Yönetimine Dair Rapor"a göre kasırga, sel ve kuraklık gibi aşırı hava koşullarından kaynaklanan felaketlere gelecekte daha sık rastlanacak.




Uluslararası Yerel Çevre Girişimcileri Konseyi'nin (ICLEI) Bonn'da yapılan dünya kongresinde tanıtılan raporun ardından kentlerin, iklim değişikliğinin sonuçlarına en iyi şekilde nasıl hazırlanabileceğinin yolları tartışıldı. Zira konseyin Başkanı David Cadman'a göre, eğer şimdi harekete geçilmez ve fosil yakıtlar, enerji kaynağı olarak kullanılmaya devam edilirse, ciddi bir küresel ısınma söz konusu: Cadman "Burada yüzyılın sonuna kadar 4 ila 6 derece arasında bir küresel ısınmadan bahsediyoruz. Bu da demek oluyor ki, kutuplardaki gibi Grönland'ın iç kısmındaki buzlar da eriyecek" diye konuşuyor.
Cadman'a göre dünya nüfusunun üçte ikisi su kenarında yaşadığı için, küresel ısınmanın yol açacağı okyanuslardaki su seviyesinin yükselmesi, kıyı kentlerini doğrudan tehdit ediyor. Tek kestirilemeyen sonuç ise denizlerdeki su seviyesinin ne kadar yükselebileceği. Bonn kentindeki BM Üniversitesi'nden iklim uzmanı Joern Birkmann, "Şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, yükselme 1 metre ile kalmayacak; 2100 yılına kadar 2 metre veya onun da üzerine çıkacak. Peki ya denizler, bu kadar yükselirse, milyonlarca insan nereye tahliye edilecek? Zira bu suların iki gün içinde geri çekilmesi gibi bir şey de söz konusu olmayacak" şeklinde konuşuyor.
İklim uzmanı Brikmann'a göre kentlerde şimdiden sadece iklimi korumaya yönelik değil aynı zamanda felaketlerden korunmaya karşı da yatırım yapmalı. Ancak zaten borç içindeki birçok kentin bu pahalı yatırımı yapması pek kolay görünmüyor.
Kent konseyleri temsilcileri, felaketlere nasıl hazırlıklı yakalanılacağını tartışırken BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi heyeti de Katar'da yapılacak bir sonraki İklim Zirvesi'nin hazırlıklarını yıl sonuna kadar tamamlamak üzere bir araya geldi. Ancak birçok yerel yönetici gibi Bonn Belediye Başkanı Jürgen Nimptsch de bu zirveden de tıpkı 2009 yılında Kopenhag'da olduğu gibi işe yarar bir sonuç çıkmayacağını düşünüyor. Nimptsch "Eğer uluslar, gerekli uzlaşmayı sağlayamazlarsa, iş başa düştü demektir. O zaman kentler, belediyeler kendi bölgelerindeki gerekli değişiklikleri ellerinden geldiğince kendileri yapmak zorunda kalır" diyor.
Uluslararası Yerel Çevre Girişimcileri Konseyi'nin Başkanı David Cadman da aynı görüşü paylaşıyor. Cadman'a göre de kentlerin uluslararası politikaları bekleyecek zamanları kalamadı. Zira iklim değişikliğinin yol açacağı sonuçlar, 2020 yılından itibaren açık bir biçimde hissedilecek. Cadman'a göre o tarihten sonra iklim değişikliğinin sonuçları artık kontrol edilemeyecek ve doğa her şeye kendi başına karar verecek. Belki de bir anlamda intikamını alacak.
Haberin kaynağı :http://www.ntvmsnbc.com/id/25349561/

                 Yarın Hakkın Divanına Varınca , Karınca Hakkını Alır , Kararınca ...

HAYATTA HERŞEY OLABİLİRSİN , FAKAT MÜHİM OLAN HAYATIN İÇİNDE ''İNSAN'' OLABİLMEKTİR.


#7 profit

profit

    Yeni Üye

  • Yasaklanmış
  • Pip
  • 90 İleti

Gönderi Tarihi: 19 Mayıs 2012 - 00:20

Muhteşem bir konu. Ek yapmak isterim. Aslında biraz karamsar bir ek olacak şimdiden kusuruma bakmayınız. Bunu yukarıdaki yazı için yazmıyorum yanlış anlaşılmasın. Yukarıda zaten dediğimi destekler yazılar alıntılanmış.
Şimdi bazı uzmanlar çıkıp tasarruftan, efendim kaynakları iyi kullanmaktan bahsediyorlar halka.. Bu fevkalade tehlikeli ve baştan savmacı bir yaklaşım tarzıdır ey halk. :)
Neden diyorum bunları, elbette dikkat edin diye. Biri ne zaman size kalkıp dese ki çevre, küresel ısınma, eviniz ve sizin yaşantınız yüzünden oluyor aman dikkatli olun, ona inanmayın. Sadece sizi suçlayanlar ve topu size atanlar bal gibi yalancıdır. Tamam sizin de payınız var ve siz de katkıda bulunabilirsiniz de asıl müsebbibi siz değilsiniz.. ;)
Biz zavallı halkın küresel ısınmaya ve çevre kirliliğine katkısı o kadar azdır ki anlatamam. Elbette dolaylı olarak asıl sorumluları destekliyoruz o ayrı konu. Oraya da geleceğim az sabır.
Şimdi dünyada yapılan her konvansiyonel silah dışındaki silah teknolojisi, kısaca II. Dünya Savaşından sonra çıkan her melanet savaş oyuncağının bir denemesi doğanın bir hücresini yok etmiştir ve ediyor. Uzaya gönderilen her roket de adeta beyindeki uyuşturucu etkisi yapmıştır zavallı gezegenimize.. Yer altı ve üstündeki yapılan atom ve hidrojen bombası denemeleri ve saldırıları da sağlıklı kalbe verilen elektroşok ve kemoterapi ilacı etkisi yaratmıştır birçare gezegenemize. Bir de yetmezmiş gibi elektromanyetik silahlar, anti-madde araştırmaları, genetik deneyler, fosil yakıtın dayatılması vs. vs. gezegenemize günde bir karton sigara ve 20 saat kesintisiz cep telefonu konuşması yaptırmaya benzer.. Bunlar yaklaşık 100 büyük şehir kadar doğayı her gün kirletiyor..
Ah bir de etler yok mu.. Siz sanayileşmiş memleketler nasıl kırmızı et üretir biliyor musunuz? Benzinle efendim. Nasıl? İneğe elbette benzin içirmiyorlar lakin o inekçik doğumdan ölüme tek bir ot görmüyor..
Bir garip ineğin hikayesi:
Sarıkız gözlerini kapalı bir ortamda açmıştır. Annesi onu yalayarak temizlerken şaşkın şakın bakar zira annesi insan ve makineler olmadan onu doğuramaz. Evet o inekçikler doğurma yetilerini kaybetmiştir zira çoğu tek başına bunu yaparsa buzağılarının boynu kırılır yere düşüp.. Sarıkız elbette çok şanslı onu doğuracak veterinerler vardı. Peki ya babası? Hmm o boğa ile annesi hiç sevişmedi hem de hiç.. Yine ebeliğini yapan o veterinerler şırıngayla hamile bıraktılar annesini..Sarıkız yine de doğmuştu, annesinin sütünü içerken bir anda onu aldılar. Zavallı Sarıkız'ın içemeyeceği kadar değerliydi zira o süt.. Bir süre içmesi yeterliydi. Sonra ona sentetik garip sıvılar vermeye başladılar. Pek hormonlu, pek yavan, pek lezzetsiz.. Gerçi bu onu normalden üç kat hızlı büyütecekti. Evet günler aylar geçerken Sarıkız bir şey fark etti. Dış havayı soluyordu ama neredeyse kımıldayacak yer yoktu. Bir sürü fabrikasyon inek soydaşı etrafta kahverengi sarı bir şey yiyip dev çitler ardında öylece bekliyorlardı. İçtikleri su da bir garipti.. Gel zaman git zaman Sarıkız bir baktı ilginç makineler var ve o makineler bir anda kellesini aldı. Vücudu nereye gitti belli de zavallı kafası da hayli ilginç makinanalarda öğütüldü.
Bunların hepsini yapmak için de kamyonlarla o yemler geldi. Kamyonlarla etler gitti. O yemlere ilaç kondu. Makinalar çalıştı. Bunların hepsine ciddi anlamda petrol ve su harcandı. Yetmedi Sarıkız gibi on binlerce yarı yapay hayvanın gübreleri neredeyse bir şehir kadar hava kirletti. O hayvanlar gübreleyene kadar harcanan petrol de bir o kadar kirletti. Evet bir şehir bir kaç ton sahte ve zararlı et yiyecek diye 2 şehir kadar doğa kirlendi.. :D
Al sana etti mi 102 insan yaşamayan ama kirleten büyük şehir?
Daha sayarım ve bu yaklaşık 1000 büyük şehre çıkar. Bir büyük şehirde en az 2 milyon insan yaşar. 2 milyon x 1000 = 2 milyar insan yapar.
Hele önce bu güç ve yetki sahipleri kendi önlemlerini alsınlar da Dünya nüfusu bir anda 2 milyar azalmış gibi olur.. :)
Bugün 800 milyon insan su kıtlığı çekiyor.. Bunların sebebi siz değilsiniz. Yukarıda saydıklarım.
Elbette kendi evimiz ve iş yerimizde biz de çok dikkatli olmalıyız. Ana sebep biz değilsek de dolaylı olarak bir şeyler yapabiliriz. Şunu da hatırlatayım, sizin yapacağınız tasarruf Afrika'da susuzluktan ölen çocuğa zerre fayda sağlamaz üzgünüm. Tek faydası ülke ekonomisi ve iyi yönetilebilirse bu ülke içinde yaşayacak torunlarınıza olabilir.
Yapabilecekleriniz:
-Paranız varsa güneş paneli ve rüzgar gülleriyle evlerdeki enerjilerinizi karşılayın. Yaklaşık 3 kişinin yaşadığı ve elektriği abartmadığı bir eve kurulacak sistem elektrik faturası karşılaştırıldığında 7 yılda kendini amorti eder ve sonra da bedavaya gelir. Bu süreçte de %100 doğayı daha az kirletirsiniz.
-İthal sebze ve meyve yemeyin. Uçakla veya gemiyle gelen her ithal meyve ve sebze, ne yazık ki diğer bitkilerin katilidir. Zira atmosfere yayılan gereksiz uçak gazı meselesi vardır..
-Deodorant tarzı şeyler almayın. İçlerindeki gaz ve ambalaj üretimleri de doğaya zarar verir.
-Klozetlerin su haznelerine 1 litre veya yarım litrelik dolu şişeler koyun kapağını kapatıp. Her seferinde 1 litre daha az temiz su kanalizasyona gider. Bu arada ciddi bir hatırlatma: Suyu geri dönüştürmede dışkılı su daha kolay içme suyuna dönüştürülür, deniz suyu çok gereksiz bir maliyetle dönüştürülür. Zaten o yüzden 4 te 3 'ü su olan Dünya'da su sıkıntısı var.. :)
-Çamaşır suyu ve benzeri şeyler kullanmayın. Karbonat, arap sabunu, limon, gümüş kolloid su vs. vs. araştırın pek şaşırtıcı ve çevreci temizlik ürünleri bulacaksınız. Bu sayede DNA'larınızı da korumuş olursunuz. Evet biraz korkutayım bir takım temizlik ajanları DNA bozulmalarına kadar gider.. Torunlarınızı düşünün..
-Erkekler traş olurken bir tas su size yeter. İnsanlar diş fırçalarken bir bardak su da yeter. Kullanmayı öğrenin. :)
-Elektrikli su ısıtıcılarında ihtiyacınız kadar su ısıtın sonra tekrar tekrar elektrik harcamamış olursunuz.
-TV ve benzeri aletleri kullanmadığınızda fişten çekin. TV de gördüğünüz 1 adet minik ışığın 6 saat yanması 1 saat televizyon izlemişsiniz gibi elektrik yakar.
-Buzdolabının kapağındaki kauçuk kısma pudra sürün..
-Beni yormayın biraz araştırın işte bunlar gibi yüzlercesi var. :)

Evet efendim, fala inanmayın falsız da kalmayın gibi oldu. Özetle sizin Afrika'da susuzluktan ölen çocuk için yapacağınız pek bir şey yok. Siz ülkenize ve torunlarınıza iyilik yapacak kadarsınız şu aşamada. Global etki diyenler global aktörlere yapışsınlar diyoruz ve bir yazımızın daha sonuna geliyoruz..

#8 Misafir_Ben benim sanane_*

Misafir_Ben benim sanane_*
  • Misafirler

Gönderi Tarihi: 15 Mayıs 2014 - 18:27

Çok uzun yaaaa



Cevap ekle