Zıplanacak içerik

Johnydoe

Φ Üyeler
  • İçerik Toplamı

    192
  • Katılım

  • Son Ziyaret

  • Lider Olduğu Günler

    5

Johnydoe son kazandığı tarih 4 Mart 2012

Johnydoe en çok beğeni kazanandı!

İçerik İtibarınız

25 Nötr

Johnydoe Hakkında

  • Rütbe
    Genç Üye

Profil Bilgileri

  • Cinsiyet
    Belirtmemiş
  1. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    ne zaman mutlu olsak, el freni çekilmiş gibi bir yanımız tutuluyor bir yanımız bıraksan en yakın ağaca çarpacak! umurumda değil yaşayamadıktan sonra bilmenin ne anlamı var? dağların arasında da yaşayabilirdim ben, denizin kokusunu bilmeseydim eğer o martı çığlığı yırtar gibi gecemi kulaklarımda çınlamasaydı soğuk kaldırımların üzerindeki çalgıcı tanrı rızasını konuya katmasaydı beklentileri beklediklerimin ötesine taşımasaydı çiçekçiler mevsimleri umursasaydı donmuş gülleri satmasaydı tezgahlarında öpmeseydin dudaklarımı seni düşürdüğümde aklıma ve sonrası olmayacaksa diye öncesini yutkunup gömseydik içimize nefesimize ses vermeden seviyorum'lar her geçen gün artarken ve özlüyorum'lar ve istiyorum'lar.... ve sen yanında uyanılası yanında kahvaltı yapılası bir bahaneyle yolda yürürken elinden tutulası parmakların parmaklarımın arasındayken kendime çekip sarılası... o kokun, mezopatamyadan bu yana hangi kral varsa, var olduysa ya da olacaksa aklını başından alası dağların arasında da yaşayabilirdim ben... denizin kokusunu martının sesini bilmeme rağmen çünkü bilmek sensiz bir sabah yalnız uyandığımda bir halta yaramıyorken....
  2. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    deniz bitti kumsala bıraktı kendini kör balina yıllardır peşindeki balıkçı şaşkın küçük elleri büyük gövde de tüm gücüyle ittirmeye çalıştı olmadı kadınlar toplandı başına kör balinanın kimileri şallarını ıslatıp serdiler üzerine kimileri kovalarıyla su taşıdılar durmadan çocuklar uzaktan izlemekle görevlendirilmişler gibi sıralanmışlar yanyana kimisi meraklı, kimisi diğerleri merakla bakıyor diye bakıyor kör balinaya iri gövde daha dün kale yaptığı kumların üzerinde annesi de koşturuyor muhtemel bir denize bir gövdeye elinde yarım kova suyla boşaltıyor ardından yeniden dönüyor denize balıkçı hala şaşkın el istiyorlar diğerlerinden eller toplanıyor büyük gövde üzerinde nafile nasıl bırakmış kendini neden vazgeçmiş kör gözleriyle göremediği okyanuslardan kimse bilmiyor martılar toplanıyorlar ziyafetin abartılası büyüklüğüyle onlar da kararsız belki de bu kadar kolay av olması balinanın onları da düşündürüyor ya şu insanlara ne demeli? avlarken günlerini harcarlar şimdi ölmesin diye ayaklanmışlar balina kapatmış kör gözlerini deniz bitmiş nafile çabalarıyla insanlar farkında bile değilken üstelik ayrılmış bedeninden... bir süre yukarıdan bakmış koca gövdesine üzerine örtülmüş kefen gibi ıslak eşarplar, havlular altında oraya gömseler beni diye içinden geçmiş oynasın üzerimde uzaktan bakan küçük çocuklar balıkçı yorulup çökmüş baş ucuna kadınlar bırakmış ellerindeki kovaları kabullenmişler kaybetmeyi deniz bitmiş kör balinayla birlikte uzaklaşmışlar sahilden çocukların meraklı bakışları anne seslerine yönelmiş birer ikişer yalnız bırakmışlar koca gövdeyi dalgalar geri ister gibi kabarmış tutup geri çekmek için kör balinayı sarılmak istedikçe her defasında kesilmiş nefesi nasıl izin verdi gitmesine? neden gitme demedi? deniz bitti. kör bir balina bıraktı kendini kumların üzerine ne görmüştü ki? bir daha açmamak üzere, kapattı gözlerini...
  3. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    kabullenmeyi öğrenmek anabilim dalının bir türlü sınavlarını veremeyen öğrencisi gibiyim bir yanım gece gündüz çalışsa da dersine diğer yanımda asilik geçiyormuş gibi yapmaları akşamın bir saati sokaklara çıkarak destekliyorum nereye gittiğimi bilmeden gecenin yarısı yazmanın telaşıyla kelimeler akıp gidiyorken parmaklarımın ucundan bu kabullenmek yüksek lisansını beceremiyor olmamdan muzdarip madem beceremiyecektin neden seçtin? derken kendime geçer güzelim bunlar da geçer girersin bir pasaja yarım kilo rakı yanında oturursun masaya adrian ses verir uzaktan eşlik etsen olmaz, etmesen alınır belki uyursun belki birazdan bu saatte aramak olmaz uyumamışsındır belki şimdi onla konuşursun yine aranmaz dolar bir kadeh daha adrian susar, müzeyyen abla başlar garson ikide bir gelip gider sanki yasakmış gibi yalnız oturmak orada elin telefona gider alkol oranı yeterli gelmez hala aramak için alkol yeterse zaten o istemez aramanı zaten uyumadıysa onunla konusuyordur neresinden baksan yetmez alkol bir kadeh daha bir şarkı daha kelimelerden bol neyimiz var? kabullenmeyi öğrenmek makamından söylüyor bülent abla nasıl içten, nasıl içime teker teker gelin üzerime erkekseniz! hoş bir kadın beklemek ne kadar saçma bu saatte hepsi sevgilisinin koynunda vakit mi geç oldu? ben mi geç kaldım yaşamaya bilmiyorum ama, soğumuş hava meyhanenin kapısı açılıp kapandıkça bir serinlik işliyor iliklerime ayılır gibi oluyorum sonra aklıma sen geliyorsun kabullenmeyi öğrenmek finalinden kalmışım yine yaz okulu diyorlar kışın ortasında unutur diyorum soğursa benden ısınmak, benim kollarımda değil artık kabullendim desem de çalışmadığım yerden soruyorlar sürekli bu kadarı da fazla değil mi? ne kadar çabuk bitti bu şişe! garson yok şimdi de adrian başladı söylemeye olsun diyor...olsun... bırak, nasıl istiyorsa öyle olsun... hoş kadınlar yok bu gece. hepsi birden geliyorlar üzerime hepsi erkekmiş kaptıyorum telefonu uyuyorsa da uyumuyorsa da onunla konusuyorsa da konusmuyorsa da istese arar... bir seçim olmadığını anlamalı insan özleyip durmamalı her düştüğünde aklına kabullenmeli hem kalanı, hem gideni...
  4. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    uykunun mutluluk hali senin dilemene bağlıymış gibi nasıl beklentilere giriyorum dördüncü gece benden esirgediğin nasıl da önemsiyorum kendimi senin adına sanki bundan sonra her gece dilesen, içinden gelecekmiş gibi arsızca üzerine geliyorum içinden gelmezse yapmazsın değil mi? yapma... 'miş' gibi yapma anlarım... bazen aptallığım tutarsa sen tutma bırak uzaklaşayım canım yanmasın diye her düştüğümde kollarına alma istediğini al... hasar tespit çalışması yapıyordun üzerimde ayrılalım sözlerini ilk defa diline getirdiğinde ne kadar kırıldığımı kırıldıktan sonra nasıl ayağa kalkacağımı görmek için birden dökülüyordu sözler dilinden sonra hemen sarılıp bedenime buradayım diyorken gitmiyorum, hep benimlesin, hep yanımda kalacaksın derken sesimi dinliyordun ne kadar derine düştüğümü hesaplarken çıkabilecek miydim? yoksa yine ellerime hakim olamayıp kendi başımda mı dövecektim? kan çanağına dönecek miydi gözlerim? sesim titrerken kabullenmeye çalışırken gidişini ihtiyarlayacak mıydım karşında? sen bana bakarken.... olmuyordu işte... hissettiğin tüm o yorgunluk, tüm o beklentisizlik hayattan, amaçsızlık, ne istediğini bilememek değil, çok istediğinin önünde, en büyük engeldim ben... seni buraya getiren, seni ayağa kaldıran ben! şimdi seni olduğun yerde tutarken pranga gibi ilerlemek isterken bileklerinde, ayaklarında tamamdı işte! buraya kadardı, geçti... bundan sonrası sende... sanki seni özgür bırakmamı istiyordun söyleyemiyordun belki dilin varmıyordu yutkunuyordun, söyleyecek gibi olsan, kıyamıyordun konuyu değiştirirken nelerden bahsediyordun ikimizde farkındaydık ne kadar uzaklaşsak da sen anla diyordun içinden ben anlıyordum gerisi hasar tesbit çalışmasıydı tüm önlemleri alınmış, eskimiş bir binanın yıkılmasıydı...
  5. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    üzerime yok bu konuda bitmiş bir ilişkinin ama sürüncemede kalmış bir türlü son sözü söylenmemiş üstlenmekte... bir hesaplaşma değil bu üst mahkemeye de basvurulmayacak dava kaybedilince kamu davası prosedürü iki tarafta davacı değil salak devletin işleri gibi giden gider kalan sağlar bir yolunu bulur yaşamak için... bulamıyorlarsa zaten kimin umurunda? sen bu satırları okuduğunda öyle kızacaksın ki bana haketmiş olacağım zaten terkedilmeyi... nasıl bu kadar salak olabiliyorum öyle değil mi? nasıl anlamıyorum, nasıl bu kadar duygusuz bencil aşağılığım, değil mi? evet.. işte tam da bu yüzden gitmelisin şimdi! her zamanki gibi herkes gibi belki anlamak yerine kolay olanı seçeceğim yaptığım hatalara bir yenisi eklenecek zaten bu beklenmedik bir durum değildi bir süre mutluymuş gibi yaşayıp sonra o eski anların hazzıyla uyuşacağım bundan daha iyi uyuşturucu var mı ki? yıllar girecek araya belki anımsayacaksın belki saklayacaksın bu yazdıklarımı belki bir kitabı vardı diyeceksin hiç yayınlanmadı bir sürü kadını vardı hayatında yine de yetmedi ona yanımdaydı bir süre öptü beni sarıldı hatta ama geçti anımsayacak mısın? aslında o kadar önemli değil biliyor musun? yıllar sonra anımsayacaksın belki belki bir yerlerde karşına çıkacak satırlarım daha önce de okudum diyeceksin diyecek misin? demezsen de önemli değil takıntı yaptı çok üzerime geldi zaten sonra da kendi gitti diyeceksin her zaman yaptığı gibi yordu beni.... bu yazdıklarımı silmek zorunda bırakma beni olur mu? senin için değil çünkü bunları okuyup da yeniden geri dönme bana kendi yoluna git yıllar sonra anımsamasanda olur o beklentisiz hayatında mutlu ol ben gittikten sonra
  6. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    ikimizi de özgür bırakıyorum iki insan bu kadar tanımamalı kendini tanıyorsa da uzaklaşmalı bir yerden sonra kusursuz aşka henüz hazır değil bu toplum eksiklikleri kalmazsa birlikteliğin sorunları olmazsa birbirine sarar ya insan sarıyorduk son kullanma tarihini dikkate almadığımız için şimdi zehirliyorduk birbirimizi senin nefes alman gerekiyordu benim durmam oldu işte tüm atmosferi senin dünyanın tüm yarımlar benim tamamlanacak mısralarımda ömrüm yeterse... ellerini bırakıyorum hayalindeki her anın kullanım hakkı senin yanına oturduğun adamın sıcaklığı sesini duyduğun adamın özlemi aramasını beklediğin adamın sabırsızlığı için içine sığmıyorken buna ragmen aramadığında içindeki endişelerin o şu an ne yapıyor? ne zaman cevap verecek? tedirginliğin ondan gelen ilk mesajı okuduğunda yüzünde değişen gülümseme hali senin mesaj yazdı şimdi arasa derken içinin içine sığmaması halin onunla konusurken rahatlığın ertesi gün gelecek mi yanına? bakacak mı yine sana izleyecek mi ne yapıyorsan? dikkat edecek mi her ayrıntına? sabah kalkınca bugün güzel olmalıyım endişesi... yalnız kalırmısınız yine? yanında kalıp konusur mu seninle mahcup? çok isterken seni kendine karsı koymak için tutulur mu öyle? nasıl da isterken seni öpmeyi gözlerini kaçırır mı senden? anlama diye istediğini... yine çay alır mı sana veremese de, senin bakışların düştüğünde önüne meraklanır mı neyin var diye? bekler mi seni gelecek misin diye? gece uyumadan önce uyudun mu diye uyumuşsan diye aramaktan vazgeçer mi? her gün gelmek zorunda olduğu yere artık sen varsın diye sen oradasın diye gelmeyi sever mi? ya sen gelmezsen? geçmez mi saatler onun için? ilk fırsatta aramaz mı seni? neredesin diye? özledim demez mi? şakayla karışık seviyorum seni demez mi? sesi titrer belki belli etmese de yanlışlıkla elini eline değdirmez mi? yanına oturduğu her saniye cennetten bahçe değil mi? hiç geçmese zaman dediği... kurmaz mı hayalini seni ilk öptüğü anın ilk sarıldığı, ilk dokunduğu yanında ilk uyuduğu yanında uyandığında vazgeçmez mi herşeyden? susamış gibi sevmeyi yeniden keşfederken hayyamın dizelerinden çıkmış sanki günahkarlık tanrının merhametine sığınıp bunun için yanacaksam deyip atmaz mı kendini ateşe? ve o bunları yapmayı göze alıyorken senin hoşuna gitmez mi? en kutsalına tercih edilmek mutlu etmez mi seni.....
  7. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    cümle içinden çıkarılsa bile anlam bütünlüğünü bozmayacak kelime gibi hissediyorum kendimi hayatındayken.... beni okumasalar bile orada olduğumu bilecekler mi? yoksa oradaki yokluğum umursanmayacak mı? insanların sabah erken kalkmak için saatlerini kurmasını anlayamıyorum bazen gidecek işleri vardır elbet randevuları, belki sabah kahvaltısı iş toplantıları aylık durum değerlendirmeleri satış grafiğindeki eğrilerden bahsedilen bunun için insan sabah erken uyanır mı? saçma... desen ki kalkıp deniz kenarında yürüyüş yapacaksın, kaç kişi kalkar? belki bisiklet süreriz... yorulduğumuz yerde simit peynir çay, ayaklarımızı sarkıtırız denize doğru günün anlamsızlığı ve önemsizliği üzerine konuşuruz bir süre üstelik üzerimizde pijamalarımız üşürsek kaldırım taşlarının kenarında ateş yakarız is kokar üstümüz başımız olsun ısındık ya... yokluğu anlam bütünlüğünü bozmadığı için çıkarılmışız başkasının cümlesinden laf kalabalığı olmasın diye söylenmedikçe susmuşuz bir sessizlik çökmüş üzerimize herkes bir şarkıda rast gelmiş kendine bir şiirin kafiyesi oturmuş içine biz yarım bile kalamadık yarım bırakamadık kimseyi diye kız kulesi yalnızlığı reva görülmüş onun bile var bir hikayesi üst katı lokanta yapılmış, bahçesi şiir cenneti geri dönme garantisiyle bile olsa ziyaret etmekte hala birileri nereye gömdüler bizi? cümlelerinin içinden çıkarıldığımızda anlama etki etmeyecek kelimeleri? sözünü etmeye bile değer görülmemiş bunca şair bunca yazar esirgemiş kendini özenle uzak durmuş sanki bizim gibilerden... kırgınlığının bir karşılığı yok! öğrendiğin kelimeler ve cümleler yetmeyecekti, biliyorsun! ne söylesen, söylemesen, anlamını bozmuyordu hiç bir cümlenin... aidiyetinden yoksundun, yorgundun boşlukta düşmeden durmaya çalışmaktan karaladıkların, sildiklerin, aksini yapsan da değişmeyecekti. sakınıp sakladığın kalbin, saklamaya çalıştıkça açılıyordu sanki bir söze bir bakışa dayanmıyordu sözde korunmaların muhafızın senden de yorgun güçsüzlüğüne bakıp varlığından şüphe duydun kalbinden... aklında olduğunu bilmeyen birine, gülümsemek gibi yanlış bir türlü anlamayacak neden ağladığını, neden görsün ki şimdi gülümsediğini... sahne karardı. perde indi şimdi kendinle yüzleşme anı mı? yeni bir oyun mu kendine? çok mutluymuş gibi yapmaları, dizlerini yukarı çekip uzandığında yatağına annenin karnındaki gibi sığındığında kendine sarıldığında devam edecek mi korunması? insanın kendine bir yer bulma çabası hayatında harf oyunlarından anlam yoğunluğuna geçerken birikenleri içinde atamadıkları bu boğuşma, bu direnme bitmiyor ki bir türlü! geçmiyor işte... hep aynı girdabında bir süre kaldırıyor başını derin bir nefes aldığında yeniden dalıyor derinlerine... hep aynı, her şey aynı ve kötüsü biliyor artık nasıl kurtulacağını ve kurtulamayacağını...
  8. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    Güzel dilekleriniz ve beğeniniz için teşekkür ederim
  9. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    şeytanlarım suratını asmış bu gece alevlerini beslemiyorum daha fazla kazanımın altındaki ateşin altını kısıp demlenmeye bıraktım ruhumu acısı damağında kalacak şeker kullanmazsın bilirim bu sadelik zerafetin seni benden ne kadar koruyacak? ne zaman takılsa boğazıma söyleyeceklerim iniyorum sahil kenarına demirden kiliseye gitsem şimdi çıkarsam günahlarımı çıplaklığım ayıplanmaz mı? rakıma meze, kulağıma ses unutmayı istemekle unutmaya çalışmak arasında kaç fark var? kırışmış elleriyle tutuyor kadın erkekliğimi böyle pervasız istediği ben mi? nefesim hızlanıyor, kalbim, unuttuğum yerlerime gönderiyor kanımı bedenimdeki kulaklarımda uğultu gözlerimde karartı teslimiyetteki acziyet bu kadar mı acınası? bu kadar kabullenilesi gözlerini dikip yüzümün aldığı şekillere her dokunuşunda daha dikkatle her dokunuşunda sahiplenmesi kırılma anımda daha bir şehvetle kavraması ıslanırken parmakları yaklaştırıp yüzünü boynuma şah damarımdan öpmesi koklar gibi varlığıma anlam yüklemesi taşıyabileceğimden fazla onunla gideceğim hayali buradan kalkınca alacak beni koynuna ne sabah ne akşam sonsuz bir şimdi beklentisiyle nasıl da sabırla tutuyor kendini şimdi avuçlarında birazdan içinde kasıkları yanıyor belki belli etmiyor yine de ısrarla konuşuyor konusturuyor beni de duymak istediklerini alıncaya dek işkencesine devam eden sorgu yargıcı gibi en zayıf yerimden yakalamış beni kokusunu verip çekiyor kendini peşinden geleyim diye değil bileyim diye geride kalırsam ne kaybettiğimi... bir peçeteyle temizliyor elini bir şey olmamış gibi geçip karşıma gülümsüyor kaldırıyor kadehini yaşayacaklarımızın şerefine çünkü saçma artık diyor yaşadık bittilere....
  10. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    dükkanı kapatma zamanı şimdi, sandalyeler ters cevrilip konacak masaların üzerine ve yerler süpürülecek... sandalyelere başke yere konabilme şansı vermemek ne acı ocağın altı kapanacak ve daha fazla çay demlenmeyecek bundan sonra, tezgahın altından çıkacak rakı şişesi... gün boyu nasıl sıkılmış o izbe yerde durmaktan Müslüm söyleyecek tutamadığını zamanı, çay bardağından susuz içilecek rakı, mezesi şalgam suyu.... acılı üstelik, yaşadığımız kadar olmasa da... hafız kapıyı kilitle içeriden, kimse gelmesin dışarıdan... içimizdekilerden çektiğimiz kafi, susalım bir süre, dinleyelim ustayı... karart ışıkları, gereksizse söndür yazmadık diye mi ışıl ışıl dünyamız... dışı seni yakar içi sönmüş volkan belgeselciler meraklanıp gelir üzerimize ne yandık be hafız zamanında! şimdi kraterimizde tuz gölü nasıl sevişmişsek terimiz birikmiş dinle bak inlemeleri hala yankılanır taşa dönmüş lavlarımızda kapıyı kilitledin mi hafız? açılırsa kabul görmek borcumuz tanrının ne vakit misafir göndereceğini kim bilir? aklımıza düşen başımıza gelirse bu zenginlik bizi bozar... çok mu mutluyuz bu gece? çok mu fazla gelmiş gülümseme gün boyu somurtan yüzümüze arar birazdan aramasa son görülmemize bakar konuşmuşmuyuz başka biriyle teknoloji icad oldu bozuldu çapkınlığın yakalansak da unutur bir süre sonra tesellisi... neyse hafız... geçmiş bizden bir sevdayı zor taşıyorken ikincilere meyletme çabası... doldur bir bardak daha korkak alıştırma elini yarın yeniden buradayız, yeniden yaşıyormuş gibi yapmaların telaşı yeniden açılacak o az önce kilitlediğin kapı aynı yüzler gelecek hayatına eski bir deste iskambil isteyecek senden aynı oyunları oynayacaklar yeniden kaybedip kazanırken öldürecekler zamanı sanki ellerinde çok varmış gibi ve biz seninle yarın gece kapatıp kapıyı oturup bu masanın iki köşesinde yine içeceğiz gün boyu taktığımız maskeleri çıkarıp bıraktığımızda sandalyelere konacak daha iyi bir yer bulamadık diye hayıflanacağız belki dördüncü kadehten sonra arayamadığımız kadınları anımsayıp beşinciyi dolduracağız... öyle işte be hafız kilitle kapıyı içimizdekiler bize yeter tanrı yollamasın dışarıdan kimseyi... kalabalık bizi bozar kapalı yazısını astın mı?
  11. Dışarısı

    Kapının koluna dokunduğu anda, dışarı çıkıyor olma düşüncesi aldığı nefesle birlikte içine çekilmişti sanki. Dışarı, ait olmadığı bir mekanda var olma düşüncesi. Daha önce görmediği, duymadığı konuşmadığı, daha sonra bir daha rastlamayacağı, belki rastlasa bile farkına varamayacağı insanlar diyarı... Dışarı, güneşin aydınlattığı, rüzgarın serinlettiği, serinlemek? üşümek? üzerindeki gri renkli ceketin inceliğini düşündü... Gri renginin farkına ilk defa varıyormuş gibi, sanki daha önce görmediği bir nesneye bakıyormuş gibi ceketin kıvrımlarında gözlerini gezdirdi. Aynı zaman aralığında, parmaklarının arasında tuttuğu kapının kolunun soğuk metalik hissini derisinde hissetti. Parmaklarını biraz daha sıkıp, kolu aşağı doğru indirdi. Kilidin yuvasındaki dil yavaşça dışarıya doğru çıkarken sürtünme sesini duydu. İçerisi bu kadar sessiz miydi? Ya dışarısı? o kadar gürültü bir anda yüzüne çarptığında ne hissedecekti? Kapıyı kendine doğru çektiğinde, taze havanın içeriye dolduğunu hissetti. Odasında ki lambanın açık olup olmadığı düşüncesi aklına dolarken, ne çok düşünüyordu? Alt tarafı dışarıya çıkacaktı işte. Dışarısı içine girmeyecekti.... Girmeyecekti... Odanın ışığı açık mı? Tüm o tanımadığı yabancı kategorisine sığabilecek kadar az, tanıdıklar kategorisine girenlerin sayısı daha mı çok? Hayır değil tabi ki, ama tanıdıklar kategorisindeki her bir insan on kaplan gücündeydi, yani süper kahramanların sadece beyaz perde, sarı sayfalarda yer aldığını düşenecek olursak, gerçek hayatımızdaki on kaplan gücündeki tanıdıklarımızın kahramanlarımız olmadığını kim iddia edebilirdi. Başını hafifçe geriye çevirirken, üzerindeki gri ceketin yakasının tenine sürtündüğünü hissetti. Yeterince kalın mıydı? Gözleri dar koridorun ucundaki kapalı kapının, camına yöneldi. Buğulu camın yansımasında ışık belirtisi aradı. Ama ışık yanıyorken ya da yanmıyorken nasıl göründüğü hakkında fikri yoktu. Buğulu ve desenli camın kıvrımlarında ışığın parıltısını seçmeye çalışırken gözlerini kısarak bir süre baktı. Ayırt edemiyordu işte. lanet olsun, odanın ışığı yanıyor mu yanmıyor mu anlayamıyordu. Şimdi eğilip, hayır eğilmesine gerek yoktu. Sağ ayağının ucuyla sol ayağının topuğuna bastırıp, ayakkabıyı sabit tutup ayağını çıkaracaktı. Sonra sol ayağının ucuyla sağ ayakkabısının topuğuna basıp onu çıkaracak, halının üzerine bir adım atacak sonra diğer adımı onun önüne, dar koridorun ucuna kadar yürüyüp, buzlu camlı kapıyı açıp lambanın yanıp yanmadığını kontrol edecek... neden bu düşünceleri bırakıp dışarı çıkamıyordu? Çünkü dışarısının içine girmesini istemiyordu... Teslim olmak, korkularını büyüttüğün için bu kadar korumacısın kendine karşı. 'Büyütmediğim korkuların ne kadar canımı yaktığını bilmiyormuş gibi konuşma! Bari sen söyleme bunu!' 'Tamam...Hala aralanmış kapının önünde duruyorsun farkında mısın?' 'Salak değilim ben, tabi ki farkındayım, zaten dışarının soğukluğu içimi dondurdu, bu gri ceket çok inceymiş, gidip kalın birşeyler giyeyim!' 'Odanın ışığı mazereti zorlamaydı, bakıyorum daha mantıklı bir mazeret uydurdun.' 'Üşüyüp hasta olmam ikimizin de pek yararına olmaz, en az benim kadar sende şikayet ediyorsun ağrıları çekerken' 'İçeride kalıp, saçma sapan düşüncelerle beynini uyuşturup, sonra yalnızlıktan şikayet ederken sızlanmaları dinlemekten daha kötü değil o ağrıları çekmek!' 'Anlamıyorsun değil mi? ben, bizi koruyorum. En son dışarıya çıktığımızda başımıza neler geldi, günlerce seni kendime getirmek için uğraştım.' 'Kendine gelmek için yani... Sonuçta aynı bedeni paylaşıyoruz, her ne kadar, farklı hayallerin peşinden gidiyor olsakta...' 'Biraz sus... Hatta kapat çeneni! tamam umurumda değil, odanın açık kalan ışığı, ya da dışarısının ne kadar soğuk olduğu!' İki adım attıktan sonra başını çevirmeden kolunu arkaya uzatıp, kapının metalik his veren kolunu tutup dışarıya kapattı kendini... Merdivenlerin o soğuk simetrisi gözüne çarptı. Hepsi aynı ölçülerde kesilmiş, yükseklikleri eşit, solmuş desenleri, yukarıya çıkılanlar, aşağıya inilenler, tam ortasında duruyordu düzlemin. Ahşap kapının bir adım ötesinde, kendini dışarıya kapatmış. 'Ne bekliyorsun?' 'ışığın sönmesini...' 'Biraz daha hareketsiz kalırsan sönecek ışık ve sen yeniden yanması için saçma bir hareketle kolunu ileri geri sallayıp yanmasını sağlayacaksın. Oysa bir adım atsan sönmeyecek o ışık.' ... 'Dur biraz, neden ışığın sönmesini bekliyorsun?' 'Dışarısının ne kadar karanlık bir yer olduğunu gözlerimle görüp, yeniden içeriye girmek için...' 'Komiksin!' Işık söndü. Bir kaç saniye karanlıkta hareketsiz durduktan sonra yeniden içeri girmek için kapıya doğru döndüğünde hareketini algılayan ışık yeniden yandı. 'Karanlık sen izin verdiğin zaman sarıyor etrafını, bunu ispat etmiş oldun. Daha ne kadar kandıracaksın kendini?' 'Benden, sanki senden farklı biriymişim gibi bahsetmenden nefret ediyorum!' 'Her neyse, şu karanlık mevzusunu halletiysek gidebilir miyiz?' 'Nereye?' 'Kahrolası dışarıya!' 'Belki aklımdan geçen her düşünceye bu kadar muhalif yaklaşmasan, biraz yapıcı olsan zorlandıklarımızı daha kolay gerçekleştirebiliriz ne dersin?' 'Süslü cümleler kurman benim için yeterince etkili olmuyor ama hala vazgeçmiyorsun kurmaktan.' Merdiven boşluğunun rutubetli serin havasını hissetmeye başlamıştı üzerinde. Sanki tenini saran giysileri zorlayıp, içine işlemek istiyor gibiydi. Daha fazla beklemek istemedi. İçeriye girebilirdi. Cebindeki anahtarların hala orada olduğu bilmek ister gibi elini kumaşın üzerinde gezdirdi. Evet oradaydı. Gri ceketinin yakalarını kaldırıp, önündeki iki düğmeden üsttekini ilikleyip aşağıya inilen merdivenlere doğru bir adım daha attı. Sonra bir adım daha ve bir adım daha. İlk merdivene ulaştığında, sonraki merdivenlere doğru ilerlemek sanki mekanik bir hareket gibiydi. Fazla düşünce gerektirmiyordu bu işlem ve nispeten hoşuna gitmişti. Düşünecek olursa bir an, bir saniye tereddüt ederse düşecekti. Bu korkudan mı bilinmez ama binayı dışarıdan ayıran kalın demir kapının önünde bulduğunda kendini, öyle kolay olmuştu ki oraya gelmek cesaret vericiydi. Kalın demir kapının ince demir parmaklı penceresinden dışarıdaki aydınlık içeriye yansıyordu. O an ışığın yanıyor ya da sönüyor olmasının bir anlamı yoktu. Tek yapması gereken elini uzatıp kapıyı açmaktı. Durdu. 'Şimdi ne oldu?' 'Biliyorsun işte...' 'Evet senin bildiğin herşeyi biliyorum, ama şu an hangi gerekçeyle durduğunu bilmiyorum!' 'İçerideyken özgürlüğümüz vardı. Özgürlüğüm yani. Evet en fazla odalar, tuvalet ve mutfak arasıyla kısıtlı olsa da o kısıtlı alanda özgürdüm. Dilediğimi yapıyordum. Çıplak gezebiliyor, sözlerinin tamamını anımsayamadığım şarkıları sesli söylerken, bilmediğim yerleri uyduruyor ve kendime gülmüyordum. Zayıfım, bedenim şekilsiz, yüzüm biçimsiz ama aynalara bakmadığım sürece bunun bir önemi yoktu. Kimse yüzüme vurmuyor. Saatlerce susup otursam bile kimse gelip neden susuyorsun diye sormuyor. Kimse neden o odaya gittin bu odaya gitmedin diye sorgulamıyor. Özgürdüm yani biliyorsun...' 'Dışarıda da özgürsün, tamam çıplak gezemessin ama zaten dışarı da var olabilmek için yeterli niteliklere sahipsin şu anda.' 'Hayır anlamıyorsun işte!' 'Ben mi seni anlamıyorum? Güldürme beni, ben de seni anlamıyorsam neyi tartışıyoruz şu anda?' 'Bazen, sırf yanıldığını kanıtlamak için senin istediğin herşeyi yapmak istiyorum.' 'Yap o zaman!' 'Yapacağım ama senin yüzünden, senin o kahrolası merakını tatmin etmek için! içine düştüğüm durumlardan çıkmakla yine ben uğraşıyorum ve bu hoşuma gitmiyor...' Bir süre bekledi. Biraz daha bekledi. Beklerken yalnız hissetti kendini. Karşısında kalın demir kapı, ince parmaklıkları camın önünde. Sanki camı dışarıya hapsetmiş gibi. Uzanıp kapıyı açtı. Çünkü beklemek için bir mazereti yoktu, kafasının içindeki ses vakit kazanmaya çalıştığını farketmiş olmalıydı. Sadece susup onu izliyordu. Kendini izliyordu. Kalın demir kapı önünde durmuş gri yazlık ceket giymiş, şekli bozuk bir bedenin iç hesaplaşmasının karşılıksız çıkması gülünçtü. Az önce onu aşağıya indiren merdivenler, artık yukarıya çıkmak için yapılmış görünüyordu orada dururken. Merdiven boşluğunda yankılanan bir kapının açılma ve kapılma sesini duydu, hemen ardından aşağıya inen adımların sesini. kapana kıstırmıştı kendini. Dışarısı ve o an orada onu görebilecek bir yabancı arasında sıkışıp kalmıştı. Her adımın sesi artıyordu. Bir seçim yapması gerekiyordu artık. Kalbinin daha hızlı çarpması bir halta yaramıyordu, bedenindeki ateşin yükseldiğini ve az önce ince hissettiği ceketin nasıl şimdi kalın bir montmuş gibi bedenin sardığını anlamaya çalışıyorken, cebindeki anahtarları hatırlayıp elini üzerine götürdü. Evet, hala içerisi özgürlüğünü cebinde taşıyordu. Bu kadar yakın. Öksürük sesini duydu. Sanki kendinden başka hiçbir insan öksüremezmiş gibi bu ses, duymasıyla kalın demir kapıyı açması ve dışarıya çıkması aynı anda oldu. Okula giden mavi önlük giymiş, sırtında küçük çantasıyla bir çocuk geçti önünden. Okula gittiğini nereden biliyordu ki? Saat kaçtı? Yolunu kaybetmişti belki, belki çocuk parkından geliyordu. Geldiği yönde çocuk parkı var mıydı? Yolunu kaybetmiş olamayacak kadar yavaş ve kendinden emin yürüyordu en fazla sekiz yaşlarındaki kahverengi saçlı çocuk. Çocuk, ona mı bakmıştı? Neden bakmıştı? Tuhaf mı görünüyordu? Tuhaf? Çocuk önünden geçip giderken arkasından bakmaya devam etti. Çocuk arkasına dönüp tuhaflığına bakacak mıydı tekrar? Çocuğun ardından bakarken arkasındaki kalın demir kapının kapandığını duydu. Bir saniye sonra açıldı kapı. Siyah ceketli, siyah saçlı, kalın kaşlı, üstelik çatık, şişmanca bir adam belirdi. Öksürük sahibi sesi adam bir an gözlerinin içine bakıp yanından geçip gitti. Neden baktı ki şimdi bana? Tuhaf bir şey mi vardı bende? Herkes bana bakıyor işte. 'Sana söylemiştim! Bu iyi bir fikir değildi! Neden dinlemiyorsun beni?' Cevap gelmedi. Cevap beklemenin anlamsızlığını farkettiği anda, içeriye gitmekte özgür olduğunu hissetti. Rahatladı. Gri ceketini yakalarını düzeltti. Çocuk dönüp bir daha bakmamıştı ona. Çatık kaşlı şişman adam da bakmadı. beyaz renkli bir araba önünden geçip gitti. Arabanın söförü de farketmedi onu. Karşı binanın ikinci katındaki camlardan birinden sarkıp elindeki örtüyü silkeleyen kadında. Dışarıdaydı artık. Belki de dışarısı içindeydi ve uyum sağlamıştı bu bilmediği ortama. 'Tamam haklısın, ben abartmışım, çok fazla sorguluyorum ama bana da hak ver biraz. Kolay değil içinde yaşayan bir adamın, dışarıya adım atması...' Yine cevap gelmedi.Bir endişe peydahlanır gibi oldu içinde ama üzerinde çok durmadı. Oysa içinde peydahlananların üzerinde durmak, kendi üzerinde duranların ağırlığı altında ezilmekten kurtulmanın tek yoluydu. Derin bir nefes aldı. Günlerdir soluduğu, beyaz duvarların kokusunu anımsamaya çalıştı. Nasıl nankördü insan, güzellik görmeye görsün anında unuturdu yavanlığı. Unuttu... Duruşunu dikleştirdi. Sanki başı önde doğmuştu anasının karnından, bu da neydi böyle? Etrafına bakmaya başladı. Yolun karşısındaki bakkalın camındaki yazılanları okumaya çalıştı. Bir araba daha geçti önünden. Bir kadın, bir adam, bir kadın daha... uzun etek giymiş başı örtülü. Adam siyah pantalon giymiş. Önceki kadının üzerinde ne vardı? Başını çevirdi kadının gittiği yöne. Kalabalığın arasına karışmış kadın. Kadın ne kadar cesur! Nasıl da girmiş o karmaşaya, parçası olmuş, hangi adam ona bakıyor, kim nasıl hayaller kuruyor umurunda değil. Sadece yürüyor. Saçları uzun ve siyah beline çarpıyor yürüdükçe. Ama köşeyi dönüp kayboldu. 'İncelemelerin ve tesbitlerin bittiyse biraz yürüyebilir miyiz?' 'Sen orada mıydın? bir an bana kızıp gittiğini sandım.' 'Biliyorsun ki senden uzağa gidemem, bu iğneleyici laflarını kendine sakla.' 'İnsanın kendisiyle iğneleyici şekilde konuşamaması ne kadar kötü bir fikrin yok değil mi?' 'İnsanın kendi kendine duygu sömürüsü yapma girişiminde bulunması kadar kötü değil!' 'Çok sıkıcısın...' Az önce gördüğü kadının gittiği yönde yürümeye başladı. Düşündüğü kadar zor değildi dışarıda olmak. Hatta biraz daha yürürse içeriye dönmemeyi bile düşünebilirdi. Hayır düşünemezdi tabi ki. Neyse şimdilik bu kadar uzun vade de planlar kurmayalım. Gözü yolun karşısındaki bakkalın camındaki yazılara takıldı. Okumaya çalıştı. Yürürken aynı anda yazılar sallanıyordu gözlerinin önünde, durdu. Yazılar da durdu.Gözlerini kısıp daha dikkatli baktı. Okuyamıyordu. Dışarıda bakmaya alışkın değildi gözleri. Hep içerisinin sarı ışığının tembelliği olsa gerek diye aklından geçirdi. Nasıl bir aklı varsa, herşey geçiyordu işte. Güneşin beyaz ışığında bakkalın camındaki yazılar okunmuyordu. Belki de o kadar kolay değildi dışarıda olmak. Daha yakına gidersem okuyabilirim yazıları hemen dışarıyı suçlamamak gerek. 'Öyle değil mi?' 'Sana söylüyorum, bak dışarıyı savundum hemde gerekmediği halde!' Yine ses yoktu. Başını önüne eğdi. Kaldırım taşının başladığı ve bittiği simetrik çizgiyi gördü. Bir adım attı. Sonra bir adım daha... Siyah kauçuk lastiklerin durmak için çabalarken asfalta sürtünerek çıkardığı sesi duydu kulaklarında. Bir çığlık gibi. Bir lastik nasıl çığlık atabilirdi ki? Saçma. Dışarısı böyle saçmalıklarla dolu olabilir mi diye geçti aklından yine. Düşünsene çığlık atan lastik, ağlayan lastik, gülen lastik, kahkaha atan lastik... Komikmiş diye geçti aklından. Duygusal tepkiler veriyor diye aklından geçen lastik aynı anda omurgasının üzerinden geçmişti. Asfaltın o soğukluğunu hissedince bedenin altında, gri ceketinin ne kadar ince olduğunu anımsadı. Başını kaldırıp yolun karşısındaki bakkalın camındaki yazılara baktı. Artık okuyabiliyordu. 'Akbil dolumu yapılır'
  12. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    Hoşbuldum Açıkçası ben de beklemiyordum bu kadarını... hatta bu son kullanıcı hesabımın şifresini bile kaybetmiştim, defterlerimin arasında küçük bir kağıt parçasında buldum. Hala duruyor mu yazdıklarım diye merak ettim... Teşekkür ederim, değerli görüp sakladığınız için... son bir kaç yıldır yazdıklarımı da eklemeye çalışacağım... Artık imla kurallarına daha çok dikkat ediyorum daha önce yazdıklarımdaki imla hataları yüzünden tüm okuyan arkadaşlardan özür dilerim. son yarım saattir eski yazdıklarımı okuyorum. Zamanda yolculuk yapmak gibi... Yeni sözlerim var artık... eskimiş olsam da... Uzun soluklu aralar versem de her geldiğimde sizi burada görmek öyle güzel ki... Umarım çok uzun yıllar burada olmaya devam edersiniz....
  13. yanlış numara...

    tekrarlamak istemediğim hatalardan çağrılar alıyorum sürekli oysa şehri şöyle bir turlasam yetecekti uzaklaşmak için hangi güzel parmaklar tuşlayacak telefon numaramı yanlışlıkla tanımadığı sesimi duyunca duraksayıp sonra başka bir durağa yönelecek... -pardon yanlış oldu -olabilir... -kusuruma bakmayın lütfen bu saatte rahatsız ettim -edebilirsiniz... -kapatayım ben o halde -siz bilirsiniz -nasıl yani? -arayan sizsiniz, dilediğiniz zaman kapatacak olan da sizsiniz. -çok tuhaf konuşuyorsunuz. -bunu söylemek için mi aradınız beni -yok,hayır yanlış anladınız. sizi aramayacaktım ben yanlışlık oldu. -beni aramıyordunuz belki ama bulduğunuzdan rahatsız mı oldunuz? -neyse, yeniden özür dilerim. hoşçakalın... -bu kadar özre gerek yok. ama yine de siz bilirsiniz. -siz hep böyle mi konuşursunuz? -evet -tuhafsınız. şu an sinirlerimi bozuyorsunuz ama konuşmayı bırakamıyorum. -tuhaf olduğumu söylemek için beni arayan sizsiniz, unuttunuz mu? -dalga mı geçiyorsunuz benimle! -dalga geçmem için aradığınızı sanmıyorum. ama isterseniz yaparım. -çok ukalasınız! neden aramışım sizi? -bana tuhaf demek için aradınız. -sanırım ciddi ruhsal sorunlarınız var. yanlışlıkla aradım diyorum! neden anlamıyorsun? -her yanlış aramanızla bu kadar uzun süre konuşur musunuz? -sizi arayan benim, bu konuşmada soruları ben sorarım! -nasıl isterseniz... -kesinlikle beni tanıyan birisin sen, hadi söyle kimsin? -önce siz söyleyin kim olduğunuzu -çattık gece gece! -çatmak için mi aradınız beni? -hala saçma sapan konuşuyorsun! yeter artık söyle kim olduğunu! -bir oyun oynamak ister misin? -manyak mısın? -tıbbi karşılığı nedir manyaklığın? -doktor değilim ben nereden bileyim! -ben de... -buna daha fazla katlanmayacağım kapatıyorum! -nasıl isterseniz... -bak, tamam doğruyu söyle kızmayacağım. sen Nevin'in arkadaşı mısın? ancak onun kafasından çıkar böyle saçma şaka fikirleri -bir arkadaşa sahip değilim. -kimsin ulan sen kimsin! delirttin beni gece gece! -benim tuhaf olduğumu söylemek için aramıştınız. ama delirmek istiyorsanız bu da sizin tercihinizdir. -tamam, yeter kapat şu telefonu artık! ellerim titriyor sinirden... -tamam... ...... ...... ...... -neden telefonu açınca cevap vermiyorsun? -cevap istemediniz ki? beni cevap almak için mi aradınız tekrar? -hala devam ediyorsun ya nasıl bir manyaksın sen? hayır neyin cevabını alacağım senden? -neden cevap vermediğimi sordunuz. -bak medeni insanlar telefonlarını açtıklarında cevap verirler, alo, efendim, evet gibi sözler söylerler ki arayan kişi telefonun açıldığını anlasın! -size alo, efendim, evet gibi sözler söylemem için mi aradınız tekrar? -su katılmamış manyaksın sen biliyorsun değil mi? ulan gecenin yarısı yanlışlıkla seni aradım çektiğim eziyete bak. neyse, ilk aramamın sonunda biraz sert konuşmuş olabilirim. özür dilemek için yeniden aradım. -peki, dileyebilirsiniz. -allah'ım bütün manyak erkekleri bana göndermek zorunda mısın?! -allah mı söyledi size beni aramanızı? -yuh!! peygamber miyim ben vahiy gelsin bana? -bilmiyorum, peygamber misin? -hata bende, ilk ilk defasında yanlış tuşlara bastım, ikincisinde neden arıyorsam artık! -size alo, efendim, evet sözlerinden birini söylemem için aramıştınız. hangisini söyliyeyim? -sus, yalvarırım sadece sus, tek kelime söyleme! -.......... -ulan, hata bende, gecenin üçünde sarhoş kafayla eski sevgilini aramaya kalkarsan işte böyle manyağına çatarsın! ben kaşındım biliyorum. -.......... -tamam, seni tanımıyorum, tanıdıklarımın içinde senin gibi bir manyağı arkadaş edinecek kimse olduğunu da sanmıyorum. ama sırf yanlışlıkla bu saatte seni aradığım için benden bu şekilde intikam aldığını düşünüyorum. yanılıyor muyum? -......... -orada mısın? evet telefon açık hala neden cevap vermiyorsun? -........ -ulan konuşsana, bir şey söyle! -sus demiştiniz. -sen böyle her söyleneni yapar mısın? -yapabileceklerimi yaparım. -çok eğleniyorsun şu an farkındayım. belki güldüğünü anlamıyayım diye telefonu arada bir ağzından uzaklaştırıyorsundur... -hayır, eğlenmiyorum ve telefonu arada ağzımdan uzaklaştırmıyorum. -ben eğlenmeye başladım... bana bir şarkı söyler misin? -şarkı bilmiyorum. söylemeyi de bilmiyorum. -bildiğin kadarıyla mırıldan işte bir şeyler, hadi nazlanma. yaklaşık yarım saattir konuşuyoruz, hatrım kalır bak. -hiç şarkı dinlemedim ben o yüzden şarkı mırıldanmayı da bilmiyorum. -kavanozda falan mı yaşıyorsun sen? nasıl şarkı dinlemezsin? -hayır, evde yaşıyorum. -senin bir çeşit psikolojik rahatsızlığın mı var? bak bana dürüst olabilirsin bu konuda aramızda kalacak hiç doktora gittin mi? -rahatım ben. doktora gitmemi gerektirecek bir rahatsızlığım olmadı hiç. -seninle konuşmaya devam edersem kesin benim rahatsızlığım olacak. ulan içtiğim onca içki boşa gitti, ayıldım sayende.... -ayılmak için mi aramıştınız beni ikinci defasında? oysa cevap almak istediğinizi söylemiştiniz. -tamam pes! yordun beni iki dakikada... kabul ediyorum. yalnızım ben, sevgilim beni terkedeli iki ay oluyor ve hiç aramadı bir daha. ben bir iki defa aramak istedim engellemiş aramalarımı. sosyal medyada da engellemiş hesaplarımı. sahte hesaplar açıp bakıyorum sürekli neler yapıyor diye. başka birini bulmuş. çok mutluydu resimlerinde. bu gece de öyle içince biraz, birilerinin sesini duymak istedim. rastgele tuşladım numaraları. sana denk geldi işte. kusuruma bakma. zaten ben çekilesi, sevilesi bir kadın olmadım hiç bir zaman. yanlış anlama şu an yaptığımı da sürekli yapan biri değilim. yani öyle tanımadığım insanları telefonla arayıp rahatsız eden konuşmaya çalışan biri değilim. sadece, hani bazen kendini çok yalnız hissedersin de, bir ses olsun istersin kulağında, yabancı da olsa biri sana seslensin... tanıdık seslerin o yapay, acıma tınısıyla yüklü kelimelerini duymaktan yorulmuşsundur. öyle işte, sürekli sana manyaksın falan diyordum ya galiba manyak olan benim. ama neden hep terkedilen ben oluyorum çok severken hem de... -terketmek istiyorlarsa terkederler... -bu mudur yani? ben sana kimsenin bilmediklerini anlatıyorum, neler hissettiklerimi söylüyorum, senin yapacağın açıklama bu kadar mı? terketmek istiyorlarsa ederlermişmişmiş.... aslında söylediklerimden bir şey anlamadın değil mi? -anladım. -ne anladın? -yalnızsın... -sen uzun cümleler kuramaz mısın? öyle bir yeminin mi var? bazı manastırlarda yaşayıp sessizlik yemini eden rahibeler gibi misin sen? -rahibe değilim. sessiszlik yemini etmedim. -şu an kendimi telefonda yüklü bir programla konuşuyormuş gibi hissediyorum. neydi o programın adı, siri' mi? hazır kısa ve net cevaplar veren, ama her soruya bir cevabı olan. baksana ne geldi aklıma sanırım ben seni ikinci defa aradığımda senden cevap almak için aradım. haklıydın sen! -haklıydım. -ama bak bu tavrın hem sinir bozucu hem de çok ukalaca. en azından biraz yorum katabilirsin söylediklerine. yani ne bileyim, yalnızlıktan bulandığım için seni aradım ama senle konustukca ne kadar yalnız olduğumu suratıma vuruyor gibisin sürekli. -yalnızsınız. ama suratınıza vurmuyorum sadece söylüyorum. -neyse ilerleme var en azından daha uzun bir cümle kurdun. izninle ben kendime bir kadeh daha şarap doldurup sigara yakacağım. -nasıl isterseniz. -çok konuşmuyorsun belki ama ses tonun çok güzel. insanı rahatlatan bir etkisi var. bence bu sesi esirgeme başkalarından. gerçekten hiç arkadaşın yok mu senin? -sadece geceleri yanlışlıkla arayanlar var. -ne? nasıl yani? esprimi yaptın şimdi? -hayır yapmadım. -ciddisin sen? -evet ciddiyim. -yani seni ilk defa böyle yanlışlıkla arayıp seninle konuşan ben değilim, öyle mi? şimdi anlaşılıyor bu tavrın. sen de haklısın tabi bıkmışsındır... içimi rahatlattın şu an teşekkür ederim. demek tek manyak ben değilmişim. -manyaklığın tıbbi karşılığını bilmiyorum. -ben de bilmiyorum ama bir manyak için ortaya örnek konulacaksa en iyisi ben olurum! -sevindim adınıza. -neye sevindin? manyak olduğuma mı? -evet -manyaklık iyi bir şey değil ki? bana hakaret etmeye mi çalışıyorsun? -hayır, manyaklar sizin gibi tatlıysa bu iyi bir şey olmalı. -..... -..... -sen aslında zeki bir adamsın, biliyorsun değil mi? -biliyorum. -normalde de böyle misin, yani sadece telefonda mı böyle konuşuyorsun, yoksa başkalarıyla yüzyüzeyken de mi böylesin? -başkalarıyla konuşmam. -sokağa çıkmıyor musun sen? ne bileyim bakkala markete gitmiyor musun? -sokağa çıkıyorum, bakkala gitmiyorum. markete gidiyorum. -tamam işte sokakta birilerine selam vermiyor musun? birileri seninle konuşmuyor mu? -birilerine selam vermiyorum. birileri benimle konuşmuyor. -peki market? alışveriş yaparkende mi kimseyle konuşmuyorsun. mesela almak istediğini bulamadığında birilerine sormuyor musun? ne bileyim kasiyere kolay gelsin falan demiyor musun? -konuşmuyorum. almak istediğimi bulamazsam yoktur. sormuyorum. kasiyere kolay gelsin demiyorum. -gerçekten yaşıyor musun sen? -yaşıyorum. -şu an bundan emin olamadım. gerçekten bir program gibisin. insan olduğuna dair bir kanıt bulamıyorum senden. -program değilim. insanım ben. -neyse ki yalan söylemediğine inanıyorum. yalan söylüyor musun bana? -hayır. -sevgilin de yoktur senin. -yok -kaç yaşındasın sen? -kırk -hiç sevgilin oldu mu? -hayır -bu yaşına kadar hiç bir kadınla birlikte olmadın yani? -olmadım. -okulda bile mi? -okulda bile -peki ne iş yapıyorsun? bir mesleğin var mı? -yok. mesleksizim ben -nasıl geçiniyorsun peki, evde yaşıyorsun ya kira falan ödemiyor musun? -ödemiyorum, ev babamın. bana bıraktı ölünce. -peki alışveriş için parayı nereden buluyorsun? -param yok. banka kartım var. -tamam sonuçta bankada paran var yani. o parayı nasıl buluyorsun? -bulmuyorum. babam bana bıraktı ölünce. -miras yiyorsun yani? -yemiyorum. alışveriş yapıyorum. -bazen bir çocukla konuştuğumu sanıyorum seninle konuşurken. gerçekten kırk yaşında mısın? -evet -akrabaların falan yok mu senin? -var -neyse ki o kadar yalnız değilmişsin... peki onlarla görüşmüyor musun? -hayır -hiç biri arayıp sormuyor mu seni? ya da sen bayramlarda gitmiyor musun onlara? -arayıp sormuyorlar. bayramlarda gitmiyorum. -seninle konuştuğum her dakika seni daha çok merak ediyorum biliyor musun? -biliyorum. -özellikle mi yapıyorsun? -evet -neden? -beni merak etmek hoşunuza gidiyor. -sadece bu yüzden yani, ben kendimi iyi hissedeyim diye mi böyle yapıyorsun? -evet -amacın ne? benim iyi hissetmemden çıkarın ne? neden bunu yapıyorsun? tamam manyak mısın demiyeceğim bu defa sakinim. -amacım yok. çıkarım yok. sadece yapıyorum. -senin duyguların, hislerin, korkuların ne bileyim hırsların falan yok mu? mesela şimdi benimle konuşurken merak ettiklerin yok mu? beni görmek neye benzediğimi bilmek gibi. -duygularım, hislerim, korkularım ve hırslarım yok. merak etmiyorum. birazdan fotografınızı göndereceksiniz. -özgüvenin tavan yapmış senin, egon da baya bir şişirilmiş. nereden biliyorsun sana fotografımı göndereceğimi? -sizi görmemi istiyorsunuz. -bu arada az önce konusmaya başladığımızdan beri en uzun cümleyi kurdurdum sana. kendimle gurur duyuyorum. -nasıl isterseniz. -tamam madem bu kadar ısrar ettin sana geçen gün çektirdiğim fotoğrafı gönderiyorum ama sen de bana kendi fotoğrafını göndereceksin anlaştık mı? -fotoğrafım yok benim -ne demek fotoğrafım yok? şimdi çekebilirsin telefonunla! -telefonumda fotoğraf makinası yok -ne? -telefonumda fotoğraf makinası yok. -kamerası yok yani telefonunun öyle mi? -kamerası da yok -hangi yüzyılda yaşıyorsun sen? -yirmibirinci yüzyıl -ve hala kamerasız telefon mu kullanıyorsun? -evet -yalan söylemediğini bilmesem şu an yalan söylediğini düşünürdüm. neyse gönderdim fotoğrafımı bakabilirsin şimdi. -baktım -nasıl buldun? -telefonun mesajlar kısmına girerek -offfff! ben onu sormadım yani beni nasıl buldun? güzel mi çirkin mi? -bir kadın -ne demek bir kadın? -bütün kadınlar güzeldir. -laf cambazlığı yapma bana şimdi. beğenmedin değil mi? dürüst ol, ilk beğenmeyen sen olmayacaksın alışkınım buna. zaten güzel değilim ben biliyorum. -kadınlar güzeldir. -lan delirtme beni yine! madem bütün kadınları güzel görüyorsun bugüne kadar neden bir kadınla birlikte olmadın? -güzel görmek ve birlikte olmak farklı kavramlar -beni kavram karmaşasına sokma şimdi! ben de biliyorum farklı olduklarını. dur! yoksa sen erkeklerden mi hoşlanıyorsun? -hoşlanıyorum. -yani kadınlarla ilgilenmiyorsun öyle mi? -ilgileniyorum. -dalga mı geçiyorsun? -hayır -tamam sakin oluyorum şimdi. erkeklerden hoşlanıyor, kadınlar ilgileniyorsun ama hayatında bırak sevgili ya da arkadaşı akrabayı, konuşacağın tek bir insan bile yok -evet -nasıl oluyor bu? -konuşacak bir şey olmayınca, konuşacak kimse de olmuyor. -sen gerçekten var olamazsın biliyorsun değil mi? -hayır, bilmiyorum. - ne sarhoşluk bıraktın ne uyku! her söylediğinde aklımı karıştırıyorsun ve bunu biliyorsun. özellikle yapıyorsun. çünkü benim kendimi iyi hissetmemi istiyorsun. öğrenmişim değil mi? -evet -hangi şehirde yaşıyorsun? -istanbul -ben de öyle. yarın seninle buluşmak istiyorum. -nasıl isterseniz. -sen istemiyor musun? -hayır -ne demek hayır? beğenmedin değil mi beni? -sizinle buluşmak istemiyorum. ama siz isterseniz sizinle buluşabilirim. -neden istemediğin bir kadınla buluşasın ki? -siz istediğiniz için. -yani sırf ben istiyorum diye yapacaksın öyle mi? -evet -neden? -yapabilirim çünkü -şu an kendimi ucuz kadınlar gibi hissetim. sağol bunun için -rica ederim. -gerçekten bir önemi yok mu senin için hiç bir şeyin? yani sırf yapmış olmak için mi yapıyorsun bunları? -evet -yarın saat ikide ortaköy'de buluşalım. senin için de uygunsa -uygun -biliyorsun değil mi ortaköy'ü? -biliyorum. -benimle buluştuğun zaman konuşacak mısın? -evet -kimseyle konuşmuyorsun ya o yüzden sordum. neden benimle konuşacaksın? -konuşmamı ve beni dinlemeyi isteyeceksiniz. -isteyeceğim evet.... inanmıyorum şu an senin gibi cevap verdim. peki ne yapacağız buluşup konuştuktan sonra? -ne isterseniz. -yani ben ne istersem onu yapacağız öyle mi? -evet -seninle sevişmek istersem -olur -senin için sorun olmaz yani -hayır -peki herkesin içinde sevişmek istersem? -tamam -nasıl tamam ya, herkesin içinde benimle nasıl sevişeceksin? -nasıl isterseniz. -hayır onu sormuyorum, yani etraftaki insanlar ne olacak hiç utanmayacak mısın? -hayır. -gerçekten utanmayacaksın... her dakika şaşkınlığımın üzerine koyarak arttırıyorsun. tamam peki, yarın seninle evlenmek istersem ne yapacaksın? -evlenirim. -bir kaç tane de çocuk yaparız? -bir gün de hepsini yapamayız. -neyse ki bunu biliyorsun. senin hakkında ki herşeyi merak ediyorum. nasıl biri olduğunu çocukluğunu, gençliğini, aileni, yaşadıklarını. nasıl böyle kapalı kalabilmişsin? böyle ruhsuz ve duygusuz, umursamaz... neyse... nasıl olsa bu murağımı dindirecek kadar açıklayıcı ve detaylı cümleler kurmayacaksın. yarın görüşünce belki anlatırsın. şimdi izninle uyumak istiyorum -nasıl isterseniz. -sen nasıl istersen! -ben istemiyorum. -biliyorum, istemiyorsun ama ben istiyorum o halde yapacaksın. sen şimdi ne yapmamı istiyorsun söyle -uyuma -tamam -tamam -peki şimdi ne yapmamı istiyorsun? -beni dinle -seni dinlemek? tamam... -daha fazla soru sormanı ve araya girmeni istemiyorum. -peki, seni dinliyorum... -beni ilk aradığında sesindeki kırıklığı, hüznü ve yalnızlığı hissettim. bazı kelimeleri söylerken sonlarına doğru yuvarlıyordun. dikkatini toplayamıyordun alkollüydün çünkü. yanlışlıkla aradığın için özür dilerken ve kapatmak için çabalarken telefonu benim kapatma dememi bekledin. bunu istediğini biliyordum. sana verdiğim her kısa ve net cevaptan sonra sana seninle ilgili sorular sormayışım yüzünden sinirleniyordun. üzerime geliyordun, seni düşünmemi hayal kurmamı ve istememi bekliyordun. ama bu bekleyişin yanıtsız kaldıkça zaten içine düştüğün umutsuzluk büsbütün arttı. kendi kendine dedin ki ben istenecek bir kadın değilim, telefonun ucundaki yabancı bile beni istemiyor. ne kadar değersizim diyerek kendini daha kötü hissettin. bir yanın seni düşürdüğüm bu durumdan kurtuluşun yine bende olacağını söyledi sana. elinde kalan tek umut gibi göründü sana. benim de en az senin kadar yalnız ve çaresiz olduğumu, seni sadece benim anlayabileceğimi düşündün. bu ikinci umut oldu sana. telefonu kapattıktan sonra sessizliğinde bu umutlar artmaya başladı. kendi kendine dedin ki şimdi onu ararsam hemen cevap verecek ve benimle ilgilenecek. bu düşünceyle yeniden beni aradın ama arar aramaz benim sessizliğime gömüldü bu umutların. yine de vazgeçmedin. çünkü kaybedecek birşeyin yoktu. yine üzerime geldin. hakkımda ipuçları toplayarak beni tanıyacağını sandın. duydukların kafanı karıştırdı, seni karıştırdı. karıştıkça daha çok meraklandın. üzerime gelmeye çalıştın, anlam vermeye çalıştın. oysa anlaşılmak için aramıştın beni. amacından uzaklaştın. bir süre sonra kendine yepyeni bir amaç edindin. beni... görünüşümü merak ettin, yaşadığım yeri, hayatımı... kafanın içinde bana bir beden beğendin, onu karşına alıp konuşmaya başladın. konuştukca bir yüz çizdin, en sevdiğin yüzü. aldığın cevaplar beceriksizçe yapılmış bir dublaj çalışması gibi olsa da bunu görmezden geldin. bana her yaklaştığını düşündüğünde kendini hep aynı yerde buldun. hayalindeki benle, gerçeğimi bir araya getiremiyordun sürekli. yeni edindiğin amacı kaybetmemek için, en azından zaman kazanmak için, belki bir gece olsun hayal kurarak uyumak için benimle buluşmayı istedin. ne çok gece geçmişti bir hayale tutunmadan uyumaya çalışırken kadehlerin yanında sızıp kalmayalı. sesimin tınısını unutmamak için içinden benim söylediklerimi tekrar ediyordun sürekli ve bu öyle kolaydı ki... bu yüzden kısa cevaplar veriyor sonra susup, verdiğim cevabı içinden tekrarlamana izin verdim. içine alıyordun beni. verdiğim cevaplar beklediklerin değildi, zaten ben de beklenen değildim. ama umurunda bile değildi. yeni bir sahoşluğa kapılıyordun. kendine tutunacak bir şey bulmuştun ve kaybetmemek için direnecektin. direndin. bunu yaparken verdiğim cevapların aslında senin sorduklarının aynısı olduğunu bile farkedemedin. sadece soru eklerini kaldırıyordum cümlelerindeki, bugüne kadar karşılaşmadığın belki yarın bile karşılaşamayacağın bir insan profili çizdim sana. sadece romanlarda var olabilecek bir karakter sundum. kendini bir roman kahramanı gibi hissettin farkında olmadan. bugüne kadar hayatının gerçeğinde yalnız bırakılmış, kendisi tarafından bile beğenilmemiş biri için masalsı bir dünya yarattım. seni gerçeklikten uzaklaştırdıkça bana yaklaştın. bana yaklaştıkça tutundun. ne zamandır ilk defa tutunabilmek hoşuna gitti. belki birazdan yatağına uzandığında, bu tutunduğun her neyse kollarının arasına alıp huzur duyacaksın... yarın uyanınca içindeyken kendini en güzel hissettiğin giysini giyip makyajını yapacaksın. buluşma yerine gelene dek kalbin her zamankinden daha hızlı çarpacak, belki daha hızlı yürüyeceksin, belki buluşma yerine gelince önce uzaktan durup bakacaksın beni görme umuduyla. beni göremeyince bekleyeceksin. beklediğin her dakika saat gibi geçecek ama en acısı, gelmediğim her saniye gelmeyeceğim düşüncesini aklından uzak tutabilmek için savaşmaya başlayacaksın. zamana karşı savaşacaksın ta ki yorulup pes edinceye dek. ne kadar süre geç kalmış önemli değil, sonunda gelmemiş olmam canını yakacak. üzerine giydiğin o elbiseden nefret edeceksin, bir daha giymeyeceksin, eve gider gitmez makyajını sileceksin, hırsla. kendine kızacaksın. şu an konuştuklarımızı düşüneceksin. nerede yanlış yaptığını nasıl aldandığını düşüneceksin. aldanmak istediğin gerçeğini aklına bile getirmeyeceksin çünkü insan bazen aldanmak istese bile bunu kabul etmek yerine kendisini aldatanın zekasını yüceltir. sen de öyle yapacaksın. belki ileride bir gün bir arkadasınla dertleşirken çok zeki bir adamla böyle bir konuşma yaptım. o da beni aldattı diyeceksin. zaten ben sevilecek kadın değilim diyeceksin, gözlerin dalacak herhangi bir şarkıyı dinlerken. bu geceyi düşündükçe geçmişindeki yaraların kabuklarını yolacaksın farkında olmadan. oysa beni ilk aradığında aklından geçen o yaraları unutmak değil miydi? bunu anımsadıkça kapatacaksın kendini. önce hislerinden vazgeçeceksin, sonra isteklerinden. amaçlarını erteleyeceksin bir süre sonra zaten son kullanma tarihi geçmiş olacak hepsinin. daha az konuşacaksın, daha az delil bırakacaksın yaşarken. arkadaşlarının aramalarına dönmeyeceksin, ısrarcı olanlar için geçerli bahaneler üretmeyi öğreneceksin zaten bir süre sonra onlarda vazgeçecek aramaktan. arayıp hatrını soran akrabaların da sen onlara geri dönmediğin zaman azalmaya başlayacaklar. sanki sırf sen onları aradığın için seni arıyorlarmış gibi hissedeceksin. bayram günlerinin anlam ve önemi de azalacak. aile toplantılarına bir süre daha katılıp onlarla birlikte iyiymiş gibi yapacaksın. onlar gibi konuşacaksın, onlar gibi gülecek geçmişte hayatınızda olan ama şimdi isimleri mezar taşlarına kazılı insanları hatırlayıp iç çekeceksin. bu sohbetlerin seni yorduğunu her gece uyumak için yatağına uzandığında daha çok hissedeceksin. sabah ezanlarını daha fazla dinleyeceksin. uyandığında akşam olacak. telefonundaki cevapsız aramaları kimlere ait olduğuna bakmadan sileceksin. öğünlerin sayısı azalacak gün içinde, alkol oranı her gece daha da artacak. ertesi günlerinde daha halsiz daha hasta çıkacaksın yatağında, bir süre sonra çıkmayacaksın. belki biraz daha alkol almak için gideceksin markete, ama aradığını bulamazsan sorma gereği duymayacaksın. ödemeyi yaptığın kasiyerle gözgöze gelmemeye çalışıp sana uzattığı beyaz poşeti alıp içini doldurup uzaklaşacaksın 'kolay gelsin' bile demeden. sokakta yürürken tanıdıklar geçecek yanından, selam vermesinler diye başını önünden kaldırmadan sanki dalgın dalgınmışsın gibi yürüyüp geçeceksin. bir süre sonra onlar da görmeyecek zaten seni. hayata bir anlam vermekten, beklenti içine girmekten, tutunmaya çalışmaktan vazgeçeceksin. sonra bir gece bilmediğin bir numara arayacak seni ısrarla, cevap vereceksin. telefonun diğer ucunda, senin bu gece ki sesin olacak, hissedeceksin... bu söylediklerimi aklına gelecek. o telefonu o an kapatmak ve kapatmamak senin seçimin olacak. gerçek yalnızlığın ne demek olduğunu bilmeyip yalnızmış gibi yapan biri olacak karşında... ona bu mikrobu bulaştırmak ya da bulaştırmamak senin elinde olacak... bu gece benim elimde olduğu gibi... -bunu bana neden yaptın! en başından beri oynadın bana biliyordum! zaten dipteydim daha derine gömdün beni şu an! -hayır... sen tercih ettiğin bir yalnızlığı yaşıyordun, ben kaçınılmaz yalnızlığı anlattım sana... -anlamıyorum... -anlıyorsun... kabul etmek hoşuna gitmiyor... -neyi kabul etmek hoşuma gitmiyor? -yalnız olmakla yalnız hissetmenin arasında ki farkı.... -inan şu an kelime oyunlarına dayanacak gücüm kalmadı lütfen...yalvarırım anlayacağım şekilde söyle bana... neyi kabul etmiyorum? -bu gece, son bir kaç ay hissettiklerin her neyse bunların hepsini sen seçtin... bir arayış içindesin, belki bir çıkış yolu... ama gözlerini açmadığın sürece o yolu asla göremeyeceksin... yalnız değilsin sen! yalnızlığı seçiyorsun sadece, ne olduğunu bile bilmeden... ama artık biliyorsun.... -çok yorgunum... yarın gelmeyeceksin değil mi? -hayır... -rahatsız ettiğim için özür dilerim. hoşçakal... -sen de...
  14. Bunun Bir AnLamI oLmasI GerekMiyor...

    ve ben yine gideceğim bırakıp seni kendi halinde kendi halime kapanıp kafamı gömdüğüm kum yığınları arasında mutlu mesut, mesut kimin umrundaysa artık işte öyle yaşayacağız birlikte sen geleceğim günü bekleyeceksin ben geldiğimde gideceğim anı bir hayal kırıklığına teslim olacaksın sonunda bile bile heyecanlancaksın defalarca izlediğin bir filmi yeniden izlerken sanki sonunu bilmiyormuş gibi sanki bu defa seslensen sonunu değiştirecekmişsin gibi merakla bekleyeceksin dur biraz diyeceksin soluk ekrandaki adama biraz daha bekle sustuklarını söyle şimdi erteleme dinlemeyecek seni ama yine de umut işte sesleneceksin adam duymayacak bırakıp gidecek yine sevgilisini yıllar sonra karşılaştıklarında sevgilisi başkasının annesi adam ihtiyarlamış güzel günlerdi... diyecekler evet diye onaylarken bakamayacaklar gözlerinin içine yaşamadık çünkü diye bahaneler hazır yıllarca çalışmışlar bu konuya ikisi de belli senin beklentilerin farklıydı diyecek kadın senin beklediğin ben değildim diyecek adam tabiat kanununa aykırı bir karşılaşmaydı bizimkisi onaylayacak kadın bir gözü kızında uzaklaşmasın diye adamın bakışları yerde ayrıldıkları gündeki gibi kadın anlayacak her şeyi anlamamazlıktan gelecek artık çok geç dönebilmek için geri adam ayağa kalkıp hoşçakal derken sus diyeceksin içinden söyleme bir şans daha olmalı olacak biraz daha kal kalmayacak adam kadın kızının yanına gidip kucağına alırken adam uzaklaşacak biliyorsun işte kaç defa izledin zamanında söylenmemiş sevgi sözleri uzun vadede suskunluklara yol açarken ikimizden başka kim daha iyi bilir bunu? ve ben yine gideceğim tıpkı izlediğin o filmdeki adam gibi sen sustuklarımı merak ederken ben belki bir gün diye ertelerken umutlarımı doğru zaman, doğru mekan kavramını bu kadar ıskalamışken üstelik sen üstüne çekip yorganını içini çekerken ben bir şişe daha açıp yenisini eklerken çok bilmişliğimin yanılgılarına yalnız kalınca bir şişe daha sonrası doldurmaya çalışmak dipsiz bir kuyuyu unutmak her hatırladığında bir şişe daha açıp...
×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.