Zıplanacak içerik

halukgta

Φ Üyeler
  • İçerik Toplamı

    372
  • Katılım

  • Son Ziyaret

  • Lider Olduğu Günler

    4

halukgta son kazandığı tarih 19 Haziran 2015

halukgta en çok beğeni kazanandı!

İçerik İtibarınız

25 Nötr

1 Takip eden

halukgta Hakkında

  • Rütbe
    Genç Üye
  • Doğum Günü 14-03-1958

Profil Bilgileri

  • Cinsiyet
    Erkek
  • Yer
    Balıkesir
  • İlgi Alanları
    Araştırmacı
  1. İnternette araştırma yaparken, benimde ismimin geçtiği bir yazı okudum. Bu konu hakkında bir çok makalem var, fakat konu o kadar yanlış anlaşılan bir konu ki, İslam toplumu bu düşünce ve inanç yüzünden, Allah ın kitabı Kur’an dan sapmış ve nereye varacağı belli olmayan bir meçhule doğru yol almaktadır. Konu çok önemli olduğu için, tekrar gündeme getirmek istedim. Bakın bir kardeşimiz, “MÜSLÜMAN OLAN HADİSLERE VE SÜNNETE UYMAK ZORUNDADIR” başlığıyla neler söylemiş ve kendisi gibi düşünmeyenleri de neyle itham etmiş. “Efendim HAZRETİ İSLAM'DA PEYGAMBER EFENDİMİZ HABİBULLAH SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM'E onun sünnet ve hadislerine uyulamaz, eğer uyulacak olunursa bu en büyük günah olan şirktir diyorlar ve Hadislere açık açık inanmadıklarını söylüyorlar, hadislerde olan ve hoşlarına gitmeyen, inanamadıkları ne varsa uydurma olduğunu inanılamayacağını söylüyorlar. Evet sahih olmayan hadisler vardır ama sahih olanların yanında onların sayısı pek azdır. Hem sahih olamayan hadisler var diye hadisler bırakılamaz çünkü o zaman ne gusül abdesti, ne abdest alınabilir, ne namaz kılınabilir ne oruç tutulabilir. Hatta HAZRETİ KUR'AN DAHİ OKUNAMAZ, çünkü cünüp biri HAZRETİ KUR'ANI okuyamaz, onu ancak maddi ve manevi temiz olanlar okuyabilir, ayetlerle sabittir. Hadislere inanmıyorum diyenler ve hadislere kafasına göre uydurmadır diyenler istedikleri kadar namaz kılıyorum, iyilikte de ileri gidiyorum desinler, söylediklerinde en ufak bir gerçeklik payı olamaz. Çünkü hadis ve sünnet olmadan ne secdenin nasıl yapılabileceği bilinebilirdi, nede gusülüm nasıl alınacağı. Bu saçmalıkların fikir babaları ise Haluk Gta (Haluk Gümüştabak) Yaşar Nuri Öztürk, Abdulaziz Bayındır, Mustafa İslamoğlu, Zekeriya Beyaz, Süleyman Ateş, Muhammed Nur doğan gibi ZALİM VE USTA SAPTIRICILARDIR. “ Önce şahsıma hitaben söyledikleri zalim ve usta saptırıcı isnatlarını, kendisine iade ediyorum. Allah ın yolundan saptırmaktan, Yüce Rabbime sığınırım. KİMİN SAPTIRICI VE ZALİM, KİMİN EN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU KUR’AN IN HAKEMLİĞİNDE, HUZURU MAHŞERDE HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ. Bizler Kur’an da bahsedilen sünnetin ve hadislerin ne olduğu konusunu doğru anlayamadıysak, bu arkadaşımızın yanlış inancına inanmamız kaçınılmaz olur. Sünnet kelime anlamı olarak, takip edilecek yol demektir. Kur’an da Allah ın bizleri uyardığı ve takip etmemizi istediği tek bir sünnet vardır ki, oda Allah ın sünneti, yani Allah ın kanunları ve takip etmemiz istenen yoludur. ALLAH IN ELÇİSİ DE TEK BİR SÜNNETE UYMUŞTUR, ODA ALLAH IN SÜNNETİ. Bu bilgi ışığında sizlere sormak istiyorum. Allah ın sünneti ile peygamberimizin sünneti farklı olabilir mi? Bunu söylemek bile akıl dışıdır. Hadis konusuna gelince. Hadis söz, haber anlamındadır. Peygamberimizin hadisleri dendiğinde, peygamberimizin sözleri anlamına gelir. Buradan yola çıkarak konuyu düşünelim. Allah ın elçisi, Allah ın Kur’an da emrettiği sözlerden, bilgilerden başka sözleri din adına söylemiş olabilir mi? Sahih hadisten bahsediliyor. Sahih, şüphe duyulmayacak kadar doğru anlamındadır. Kur’an ın dışından, sorumlu olacağımız sahih, yani şüphe duymadan inanacağımız sözlerin, bilgilerin olabileceğine nasıl inanırız. Kur’an ın bahsetmediği bir bilgiye, nasıl sahih deriz. Karar sizlerin. Halbuki Allah, size indirdiğimiz Kur’an yetmiyor mu, Kur’an dan sonra hangi söze inanacaksınız demiyor muydu? Bizlerin Kur’an ile bağı kesildiği için, ne yazık ki Kur’an ı din adına referans alamıyoruz. Allah elçisine özellikle, de ki onlara emriyle birçok uyarılarda bulunuyor bizlere. Allah ın resulü ne diyor hatırlayalım. Ahkaf 9: De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Diyanet meali) Enam 57: De ki: ŞÜPHESİZ BEN RABBİMDEN GELEN APAÇIK BİR DELİLE DAYANIYORUM. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. HÜKÜM ANCAK ALLAH'INDIR. O HAKKI ANLATIR VE O, DOĞRU HÜKÜM VERENLERİN EN HAYIRLISIDIR. (Diyanet vakfı meali) Buna benzer birçok ayet görebilirsiniz Kur’an dan. Özellikle Allah elçisini devreye sokarak, onun bu şekilde ayeti iletmesini istiyor ve ne diyor. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” Bu ve buna benzer onlarca ayeti bizler görmezden gelerek, Allah ın elçisini, HÂŞÂ Allah ın dinde ortağı konumuna getiriyor ve Kur’an ın hükmetmediği yüzlerce konuda, hükümler verdiğine inanabiliyoruz. İLGİNÇTİR PEYGAMBERİMİZ, BEN YALNIZ KUR’AN A UYARIM, BENİM GÖREVİM YALNIZ APAÇIK UYARMAKTIR DİYOR, bizler ise öyle şeyler söylüyoruz ki, Kur’an adeta devre dışı kalıyor. Düşünmenizi istediğim bir konu var. Peygamberimizin hadisleri olmasaydı namazımızı kılamazdık, abdest bile alamazdık, diğer ibadetlerimizi yerine getiremezdik diyen kardeşlerimize sormak istiyorum. Siz peygamberimizin ümmetine, direk kendi sözleriyle hitap eden bir hadisine rastladınız mı? Rastlayamazsınız, çünkü kendisi böyle bir bilgi sağlığında asla kaleme aldırmamıştır. Dikkat edin lütfen, tüm hadisler bir rivayete göre diye başlar ve bir başka kişinin, yine bir başka kişiden duyduğu ya da rivayet ettiği diye anlatılır. Sizce böyle bilgilerle din yaşanır mı? Bu bilgiler olmasaydı ibadetlerimizi yapamazdık dersek, hâşâ Allah ın elçisi yaşadığı dönemde gereği gibi bilgileri kayda aldırmamış anlamı çıkar. Çünkü hadisler peygamberimizin ölümünden yaklaşık 200–250 yıl sonra, toplanmaya başlandığı rivayet edilir. Hatırlayınız Allah bizleri nasıl uyarıyordu? “SAKIN EMİN OLMADIĞIN BİLGİLERİN ARDI SIRA GİTMEYİN” Bu uyarıyı yapan Rabbimiz, bizleri böyle bilgilere muhtaç bırakır mı? Bu bilgiler olmasaydı Kur’an ı anlayamazdık, Kur’an kapalı kalırdı demek, ALLAHA VE KİTABINA, ELÇİSİNE BÜYÜK SAYGISIZLIKTIR. Allah Kur’an ın sınırlarını aşan, Allah hükmetmediği halde, bunlarda Allah katından dır diyenlere, KAFİR DİYOR HATIRLATIRIM. Allah SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hükmünü verdiyse ve Kur’an da sorumlu olacağımız ibadetleri de saydıysa, sizce bu ibadetlerimizi nasıl yerine getireceğimizi söylememiş, açıklamamış olabilir mi? Bunu nasıl söyleriz ve inanırız. Lütfen çok değil, biraz düşünelim, yoksa kafirlerin safında, mahşer günü kendimizi buluruz, bunu unutmayalım. Küçük bir örnek vermek istiyorum. Allah cünüp olduğumuzda, gusül abdesti almanın tarifini yaparken, çok basit ve bizleri hiçbir sorumluluk altına almadan açıklama yapıyor ve diyor ki; ” TERTEMİZ YIKANIN”. Bu açıklamadan tatmin olmayan nefislerimiz, dini zorlaştıran, teferruata boğan beşeri fıkıh inancı, öyle ilaveler yapıyor ve bakın ne diyor. “Toplu iğne kadar kuru kalırsa, abdestiniz geçerli olmaz” diyerek, topluma korku veriyor. İşte Allah ın gusül abdesti tarifi, işte beşerin zorlaştırılmış ve korku salan abdest tarifi, karar sizlerin. Kur’an ın abdestsiz okunamaz düşüncesi, bir ayeti tahrif ederek, toplumu aldatmaktan başka bir şey değildir. Allah ın böyle bir hükmü yoktur. Vakıa suresi 77–78–79–80. ayetlerde, Allah ın katında bulunan saklı ana kitaptan bahsedilir ve şöyle bilgi verilir Kur’an hakkında. “Doğrusu bu Kitap, SADECE ARINMIŞ OLANLARIN DOKUNABİLECEĞİ, saklı bir Kitap'da mevcutken, Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.” Buradan da anlıyoruz ki, Allah ın katında bizlerin asla ulaşmayacağı, sadece arınmışlar yani melekler tarafından ulaşabilecekleri bir ana kitaptan, Kur’an ın indirildiği bilgisi veriliyor. Batıl inançlarına kanıt arayanlar, arınmış yani abdest almışlar ancak Kur’an a dokunur diyerek, kendi nefislerini aldatmakta ve Allah ın vermediği bir hükme inanmaktadırlar. İlginçtir bu bilgi doğru olsaydı, Kur’an ı ilk okuyan bir insan, abdest almadan bu bilgiye, uyarıya ulaştığında iş işten geçmiş abdestsiz Kur’an ı okumuş olacaktı. İşte bizler kendi nefsimizde yarattığımız dini, böyle şekillendiriyoruz. Allah namazımızı nasıl kılacağımızı, orucumuzu nasıl tutacağımızı, Hacca nasıl gidip neler yapacağımızı, zekâtımızı nasıl vereceğimizi, çok basit ve bizlerin anlayacağı şekilde Kur’an da açıklamıştır. Yemin olsun ki bu kitabı, sizler için kolaylaştırdık diyen Allah a inatla, bizler din adına nefsimizin beşeri ilavelerini Kur’an da göremediğimizde, ne yazık ki Kur’an ı eksik görüyoruz. Böyle düşündüğümüzde Allah ın sünnetinden sapıyor, beşerin emin olamayacağımız rivayetlerle oluşturulmuş sünnetine yöneliyoruz. Bununda kolayını, kılıfını bulmuş buda peygamberimizin sünnetidir diyoruz. Böylece peygamberimize de iftira atmış oluyoruz. Değerli din kardeşlerim, lütfen unutmayalım. Allah ın elçisi, peygamberimiz ÜMMİYDİ. Ümmi kelimesini Kur’an açıklıyor, bizlere bilgi veriyor. Fıkıh inancının anlattığı gibi, ümmi okuma yazma bilmeyen değil, HİÇBİR EHLİ KİTABA TABİ OLMAYAN DEMEKTİR. Yani peygamberimiz ne Yahudi’ydi nede Hıristiyan. Onların inançlarını da bilmezdi. Hatta Allah bakın elçisi için ÜMMİ konusunu bizlerin daha iyi anlayabilmemiz adına nasıl açıklıyor. Elçisine hitaben Şura suresi 52. ayetinde: “Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık.” Allah ın elçisi, peygamberimiz din adına daha önce hiç bir bilgisi yoktu ama gerçeklerin arayışı içindeydi. Onun içinde din adına peygamberimiz ne biliyorsa, KUR’AN DAN ÖĞRENMİŞTİR. Bu bilgiden yola çıkarak şunu açıkça söyleyebiliriz. Allah ın elçisinin dine ilave yapmasının, Allah ın açıkladıklarının dışına çıkmasının mümkünü yoktu. Çünkü Allah Kur’an ı anlayasınız, ders alasınız diye, biz nice örneklerle açıkladık diyor. Bizleri doğru yola ulaştıracak nur yalnız Kur’an dır, lütfen unutmayalım. Daha öncede söylediğim gibi, Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dedikten sonra, Kur’an ı gereği gibi açıklamamasının mümkünü var mı? Biz Müslümanlar olarak, Allah ın hadislerinden/ayetlerinden başka hiçbir hadise/söze inanamayız, çünkü Allah ın elçisi de yalnız Allah ın hadislerine inanmış ve bizlere yalnız Allah ın hadislerini/ sözlerini/ayetlerini tebliğ etmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması adına makaleme, Allah ın elçisine verdiği görev yetki ve sorumluluklarından birkaç ayet örnek vererek, yazıma son vermek istiyorum. PEYGAMBERE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) Diyanet meali. BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) Diyanet vakfı meali SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Diyanet meali. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) Diyanet meali. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  2. Allah Kur’an da, dikkatimizi özellikle çekmek istediği konuları, sürekli tekrar eder ki gözümüzden kaçırmayalım. Çok fazla tekrar edip dikkatimizi çektiği bir konu vardır ki, oda SIRAT-I MÜSTAKİM ÜZERE OLUN EMRİDİR. Peki, bu sözler ne anlamı geliyor, gelin önce onu anlayalım. Sırat-ı Müstakim kelime anlamı olarak, EN DOĞRU İSTİKAMET, EN DOĞRU YOL anlamındadır. Bu durumda bizlerin bu uyarılar ışığında, Allah ın bizlerden istediği en doğru, en sağlam yolu seçmemiz gerekir. Peki, bu doğru yolu nereden bulacağız sorusuna, nasıl bir cevap vermeliyiz. Aslında bu sorunun cevabını zaten Kur’an veriyor, birkaç örnek verelim. Ahzab 2: RABBİNDEN SANA VAHYOLUNANA UY. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Diyanet meali) Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır. (Diyanet vakfı meali) Muhammed 2–3: İman edip iyi amel işleyenlerin ve RABBLERİ TARAFINDAN HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir. Bunun sebebi, İNKÂR EDENLERİN BÂTILA UYMALARI; İNANANLARIN DA RABBLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARIDIR. İşte Allah, insanlara kendileriyle ilgili durumları böyle örnek vermektedir. (Bayraktar Bayraklı meali) Ayetlere dikkat ettiyseniz, Allah en doğru yolunun, yani Sırat-ı Müstakim yolunun, yalnız Kur’an a iman etmekten geçtiğini söylüyor. Muhammed suresi 3. ayette ise bu konuya çok dikkat çekici bir örnek veriyor ve diyor ki; Sırat-ı Müstakim yolunun yalnız Kur’an olduğuna inanmayan, ya da Allah ın indirdiği kitabın dışına çıkıp, atalarının inancından vazgeçmeyip, batılı ve hurafeleri de kendilerine yol edinenlerin, Allah ın ayetlerini inkâr etmiş sayılacağını bildiriyor. Gerçek iman edenlerin ise, lütfen bu kısma dikkat edelim, YALNIZ ALLAH IN İNDİRDİĞİ KİTABA, hakkın ta kendisine inanmaları neticesinde, onların günahlarını affettiğini çok açık bir şekilde bizlere bildiriyor. Diğerlerinin yaptığı yanlış, hem Allah ın kitabına inanıp hem de rivayetleri, atalarının inançlarını din kabul edenler olduğunu belirtiyor. İşte Allah ın bizlerden istediği en doğru yol, apaçık ortaya çıkıyor. Hatırlarsınız, bizler namazlarımızda her gün Fatiha ayetini okurken, şöyle duayı ediyoruz. “Ya Rabbi! Bizi Sırat-ı Müstakim’e ilet, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna, gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil’’. Eğer bu duamızda samimiysek, dualarımızın Allah katında kabul edilmesini istiyorsak, Allah ın istediği en doğru yolda gidelim. Asla Kur’an ın sınırlarını aşmadan, rivayet ve sanı bilgileri dinin içine karıştırmadan, yani Kur’an ayetinde geçtiği gibi, HAKKA BATIL KARIŞTIRMADAN İMANIMIZI YAŞAMALIYIZ. Sizlere konumuzla ilgili bazı ayet örneklerinden vermek istiyorum. Böylece konu daha iyi anlaşılacaktır. Ali İmran 51: Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk edin. İŞTE BU DOĞRU YOLDUR. (Diyanet vakfı meali) Taha 135: Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. YAKINDA KİMİN DÜZ YOLUN SAHİPLERİ OLDUĞUNU, KİMİN DOĞRU YOLU BULDUĞUNU BİLECEKSİNİZ!” (Diyanet meali) Müminun 73: Şüphesiz sen onları DOĞRU BİR YOLA ÇAĞIRIYORSUN. (Diyanet meali) Zuhruf 43: Öyle ise SANA VAHYEDİLENE SIMSIKI SARIL. ŞÜPHESİZ SEN DOĞRU BİR YOL ÜZERESİN. (Diyanet meali) Nur 46: Yemin olsun, biz açık-seçik bilgiler veren ayetler indirdik. ALLAH, DİLEDİĞİNİ/DİLEYENİ DOSDOĞRU YOLA İLETİYOR. (Yaşar Nuri Öztürk meali) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah ın doğru yolunu bizler ancak hurafeye sapmadan Kur’an ile bulacağımız çok açıktır. Bakın Allah elçisine ne diyor. SANA VAHYEDİLENE SIMSIKI SARIL. ŞÜPHESİZ SEN DOĞRU BİR YOL ÜZERESİN. Demek ki Peygamberimizin doğru yolu, Sırat-ı Müstakim yolu yalnız Kur’an mış. Bu durumda bizlerin başka bir yolu daha olabilir mi? Cuma hutbesinde vaaz verirken, dinin iki kaynağı yani iki yolu yöntemi vardır diye anlattılar. Kur’an ve sünnet dediler. İyide Peygamberimizin tek yolu olduğunu Allah söylüyorsa, bizlerin nasıl olurda rivayetlerin oluşturduğu bir yolu daha önümüze getirir ve o yolu da takip ederiz. Bu nasıl bir akıl, nasıl bir iman. Hiç mi Kur’an dan habersiz yaşıyoruz imanımızı? BÖYLE DÜŞÜNEN VE KENDİSİNE BİR DEĞİL İKİ YOL SEÇENLERE ALLAH IN AYETİNİ HATIRLATIRIM. Zuhruf 5: Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim? (Diyanet vakfı meali) Çok ilginçtir, Ahkaf suresi 9. ayetinde, Allah elçisine deki onlara diyerek ne diyordu hatırlayalım. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” Ama bizler Allah ın resulünün yolundan gittiğimizi söyleyip, bunlarda Peygamberimizin dinde hükümleridir diyerek, kendimize başka bir yol, yöntem oluşturduk, hem de emin olmamızın mümkün olmadığı rivayet ve sanı bilgilerle. Sizce Allah ın elçisi geri dönse günümüze, bizlere bu yaptıklarımıza karşılık ne derdi? Yorum sizlerin, ama şunu söylemek isterim, hiçte güzel şeyler söylemezdi. Belki yüzümüze bile bakmazdı. Allah ın elçisi Enbiya 45. ayetinde, “BEN SİZİ VAHİYLE UYARIYORUM.” Diye açıkça bildirdiği halde, hala bizler Allah ın vahyinden başka kaynakları yol ediniyorsak, bizler Allah ın yolundan sapmışız demektir. Konumuzla ilgili düşündürücü bir ayet daha hatırlatmak istiyorum. Şura 13: “DİNİ DOSDOĞRU TUTUN VE ONDA AYRILIĞA DÜŞMEYİN!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. FAKAT SENİN KENDİLERİNİ ÇAĞIRDIĞIN ŞEY (İslâm dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İÇTENLİKLE KENDİNE YÖNELENLERİ DE ONA ULAŞTIRIR. (Diyanet meali) Bunca açık uyarıları görmezden gelenlere, söz anlatmak mümkün değildir. Çünkü onların batıla inatla yönelmelerinden dolayı, gönül gözleri kördür göremezler. Allah çok açık bir şekilde dini dosdoğru tutun, ayrılığa düşmeyin diyor. Bunca ikazları gördüğümüz halde, hala mezheplere bölünmekte zenginlik vardır diyorsak, biz Allah ın istediği Sırat-ı Müstakim yolundan sapmışız demektir. Peygamberimiz müşrikleri Kur’an a davet ettiğinde, batıl ve hurafe inançlarından ayrılmak istemeyenlere, yalnız Kur’an a iman etmek zor gelmiş. Hatta müşriklerden bir kısmı Kur’an a inanırız ama atalarımızın inançlarından vazgeçmeyiz dediklerini de biliyoruz. Allah ayetinin sonunda, özellikle dikkatimizi çekiyor ve yalnız Allah ın kitabına yönelenleri, doğru yola ulaştırılacağını söylüyor. Bu konuyla ilgili verecek örnek çok fazla, lütfen Kur’an ı anlayarak ve üzerinde düşünerek okuyalım. Kendi imtihanımızı kendimiz verelim. En doğru yol böyle bulunur, en emin imtihan bu yolla verilir, lütfen unutmayalım. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  3. Allah bizleri bu dünyada nasıl bir imtihandan geçiriyor, bu sorunun cevabını hiç düşündünüz mü? Önce şunu lütfen unutmayalım, Allah asla kullarını imtihan ederken, eşit olmayan şartlar oluşturup, daha sonrada kullarını aynı imtihandan geçirmez. Çünkü Allah ben kuluma, kaldıramayacağı bir yük yüklemem diyor. Bu konular bizlere, Kur’an ın onayını almayan çok yanlış bilgiler ışığında anlatılıyor, öyle olunca da toplumun kafası karışıyor. Allah kullarına hiç nedensiz azap etmez, cezalandırmaz önce bu gerçeği özellikle Kur’an dan anlamalıyız. Şunu unutmayalım, bu dünyaya gelirken ya da bu dünyada yaşarken, BAŞIMIZA GELEN GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN, DÜZELTİLEMEYEN ACILAR, KEDERLER, MUSİBETLER ALLAH IN TAKDİRİ DEĞİL, BİZLERİN KENDİ ELLERİMİZLE, NEFSİMİZLE YA DA DAVRANIŞLARIMIZLA, HATALARIMIZLA OLUŞTURDUĞUMUZ SONUÇLARDIR. Allah elbette sınar, zorluklarla, acıyla, mallarımızı eksilterek ya da tam tersi fazla mal mülk vererek bizleri imtihan eder. Ama bu imtihan belirli bir zamanla sınırlıdır. Bizler ne yazık ki başımıza gelen çok büyük kazaların ya da musibetlerin verdiği sonuçları, Allah ın takdiri, kaderi, imtihanı şeklinde değerlendirir, detayına inmeden geçiştiririz. YANİ ELLERİMİZİN YAPTIĞI YANLIŞLARIN SUÇUNU, ADETA ALLAH IN ÜSTÜNE ATARIZ. Kaderimizmiş der geçeriz. Allah adaletsiz değildir. Bir ceza verecekse uyarmak için kuluna, KISAS HÜKMÜNE UYGUN, ADALETLİ VERİR VE BİZLERİ BÖYLECE İKAZ EDER, lütfen bu gerçeği unutmayalım. Bakın bu konuda ne diyor yaradan. Nisa 79: SANA GELEN İYİLİK ALLAH'TANDIR. BAŞINA GELEN KÖTÜLÜK İSE NEFSİNDENDİR. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter. (Diyanet vakfı meali) Şura 30: BAŞINIZA GELECEK HER FELAKET, KENDİ YAPIP ETTİKLERİNİZİN BİR ÜRÜNÜDÜR. Bununla beraber Allah pek çoğunu bağışlıyor. (Bayraktar Bayraklı meali) Demek ki Allah ben iyilik, güzellik veririm kullarıma diyor. Başlarına gelen kötülükler ise kendi elleriyle yaptıklarının sonucu olduğunu belirtiyor. Bizler yanlış bir bilginin etkisiyle, hayrın ve şerrin Allah dan geldiğine inanırız, böyle olunca adaletin terazisini ne yazık ki doğru ölçüp değerlendiremeyiz. Bu düşünce bizleri, yanlış anlatılan fikirlere inanmamızı sağlıyor. Bakın Allah bizleri ne için yarattığını nasıl anlatıyor. Mülk 2: O Kİ, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL DAVRANACAĞINI SINAMAK İÇİN ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATMIŞTIR. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. (Diyanet vakfı meali) Ali İmran 182: “Bu, dünyada iken kendi ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. YOKSA ALLAH, KULLARINA ZULMETMEZ.” (Diyanet meali Böylece bu dünyadaki imtihanımızın asıl amacı, çok daha açık ortaya çıkıyor. Allah bizleri imtihan ederken, hangimizin bu dünyada daha güzel işler yapıp, yapmadığımızı sınadığını söylüyor. Bunu yapması içinde Allah, tüm kullarını eşit şartlarda, eşit koşullarda imtihan etmesi gerekir. YANİ HERKES GÜCÜNE, KAPASİTESİNE GÖRE İMTİHAN OLUR. İkinci ayet aslında, bu dünyada başımıza gelen musibetlerin, kendi ellerimizle bizzat kendimizin yaptıklarının karşılığı olduğunu söylüyor. Yani Allah diyor ki, başınıza gelen büyük acıları, sakatlıkları benim üstüme atıp, Allah böyle istemiş demeyin diyor. Çünkü bu acı, keder benim takdirim değil, senin yaptıklarının sonucudur. Bakın Allah kullarını, bu konuda nasıl uyarıyor bir başka ayetinde. Müminun 62: Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır. ONLAR ZULME, HAKSIZLIĞA UĞRATILMAZLAR. (Diyanet meali) Allah hiçbir kulumu, haksız bir şekilde zulme uğratmam diyor. O zaman başımıza gelen çok üzücü olayların sorumluluğunu, Allah ın üzerine atmak yerine, bu acının nedenlerini kendimizde aramalıyız. DEMEK Kİ ALLAH YAPTIĞI İMTİHANI, KULUNUN GÜCÜNE GÖRE YAPTIĞI ANLAŞILIYOR. Allah kendi kaderimizi, imtihanımızı bizzat bizlere bıraktığını söyler. Konuyla ilgili ayete bakalım. İsra 13: HER İNSANIN AMELİNİ BOYNUNA DOLADIK YANİ MAHŞERE AMELLERİ BOYNUNA TAKILI OLARAK GELECEKTİR. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayetten de anlıyoruz ki, her insan kaderini, imtihanını kendisi yaşar ve bu yaşadıkları da hesap günü önüne getirilerek kararları verilir diyor. Bizler bu dünyadaki imtihanımızı, bazen öyle yanlış şeylerle bağdaştırıyoruz ki, kendi yanlışlarımızı, hatalarımızı adeta örterek, gizleyerek ortaya çıkmış üzücü acı olayları, Allah ın üzerine atıyoruz ve diyoruz ki, Allah ın takdiri böyleymiş. Allah ın adaletine adeta saygısızlık yapıyoruz. Tekrar hatırlatmak istiyorum, ALLAH IN İMTİHANI İNANIN ÇOK KOLAY, YETER Kİ İMTİHANIN KURALLARINI BİLELİM VE FARKLI KONULARI, İMTİHANIMIZ GİBİ GÖSTERMEYELİM. Bakın Allah nelerden ve nasıl imtihan ettiğini söylüyor. Enfal 28: Biliniz ki, MALLARINIZ VE ÇOCUKLARINIZ BİRER İMTİHAN SEBEBİDİR ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır. (Diyanet vakfı meali) Enbiya 35: Her nefis ölümü tadacaktır. SİZİ BİR İMTİHAN OLARAK HAYIR İLE DE ŞER İLE DE DENİYORUZ. Ancak bize döndürüleceksiniz. (Diyanet meali) Bakara 155: Andolsun ki sizi BİRAZ KORKU VE AÇLIKLA, BİR DE MALLAR, CANLAR VE ÜRÜNLERDEN EKSİLTEREK DENERİZ. SABREDENLERİ MÜJDELE. (Diyanet meali) Ankebut 2–3: İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. ELBETTE ALLAH, DOĞRULARI ORTAYA ÇIKARACAK, YALANCILARI DA MUTLAKA ORTAYA KOYACAKTIR. (Diyanet meali) Bu ayetlere baktığınızda, Allah bizleri nelerle imtihan ettiğini çok açık söylüyor, bizlere bildiriyor. Dikkat ettiyseniz, asla imtihanımızı Allah çok büyük kalıcı, süreklilik arz eden imtihanlardan geçirmiyor. Aklımızın başına gelmesini ve doğruya yönelmemiz için imtihandan geçirdiği anlaşılıyor. Dikkat ederseniz mallarımızla, çocuklarımızla Allah bizleri imtihan ediyor. Peki, bu imtihan, nasıl bir imtihan olabilir? Enbiya 35. ayette bunu açıklıyor. Hayırla da olur, şerle de. Yani hayırlı evlat ya da hayırsız evlat vererek deneye bilir. Mallarımızdan eksilterek, bizleri sınaya bilir. Onu da Bakara 155. ayette söylüyor, mallarınızı eksilterek, sizleri korkutabiliriz diyor. Acaba kulum bu durumda ne yapacak? İŞTE ALLAH IN İMTİHANI BÖYLE OLUYOR. SABREDEREK, ZOR ANIMIZDA BİLE ALLAH DAN UMUT KESMEYEREK. Ankebut 2 ve 3. ayetlerde, imtihansız inandık demekle bırakılmayacağımızı, bilmemizi Allah söylüyor. Ayetin sonunda ise, tüm gerçekler ortaya dökülerek, sabırla Allah dan umudunu kesmeyenler ile kendi nefsine uyanları ayırıp, ortaya çıkaracağının hükmünü veriyor. Bu konuda bir başka örnek vermek istiyorum. Enam 165: Sizi yeryüzünde iktidar sahipleri yapan O'dur. VERDİĞİ NİMETLERLE SİZİ DENEMEK İÇİN KİMİNİZİ KİMİNİZDEN DERECELERLE ÜSTÜN KILAN DA O'DUR. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, çok bağışlayandır; çok merhamet edendir ( Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayete çok farklı anlamlar verip, Allah aranızdan bazılarınızı çok farklı yaratmış, yani bazılarınızı güzel, bazılarınızı çirkin, bazılarınızı erkek, bazılarınızı kadın yaratarak üstün kılmıştır şeklinde izah edenlere rastlarız. Buna benzer şeyleri söyleyen, Allah ın bizleri nasıl bir imtihandan geçirdiğini anlayamayanlardır. Bu dünyadaki imtihanımız ne güzelliklerimizden, nede kadın ya da erkek oluşumuzdan elbette değildir. İmtihan takvamızdadır. Birbirimizden malca, ya da zenginlik fakirlik yönüyle farklı olabiliriz. Makam mevki yönünden de farkımız olabilir. Tüm bunlar ve buna benzer şeyler, bir imtihan vesilesidir. İmtihan konusunu, daha doğru anlayabilmemiz için, bir örnek daha vermek istiyorum. Araf 168: Onları yeryüzünde birçok topluluğa böldük. İçlerinden bazıları iyi kimselerdi; bazıları ise böyle değildi. İYİ OLMAYANLARI, YANLIŞLARINDAN BELKİ DÖNERLER DİYE, İYİLİK VE KÖTÜLÜKLERLE İMTİHAN ETTİK. (Bayraktar Bayraklı meali) Bakın ayet, imtihan konusunu ne kadar güzel açıklıyor. İMTİHANDAKİ ASIL AMAÇ, ALLAH IN KULLARINI DOĞRUYA, GÜZELE YÖNELTMEK, YANİ KENDİLERİNE GETİRMEK İÇİN OLDUĞU AÇIKÇA ANLAŞILIYOR. Allah kullarını hemen terk etmiyor, şefkatle sabırla doğruya yöneltmek için çaba harcıyor. Kur’an Hz. Eyüp peygamberin kıssasından örnek verir. Başına birçok dertler, yokluk, hastalık gelen Hz. Eyüp, asla Allah a karşı saygısını, umudunu yitirmeyip isyan etmemiş, sabırla zorluklarla mücadele ederek, Allah a duasını eksik etmeyip, Allah dan yardım istemiştir. Sabrıyla Allah ın imtihanından geçen Hz. Eyüp, bizlere imtihanın ne olduğu gerçeğini çok güzel anlatmaktadır. Hatırlatmak isterim, Allah Eyüp kuluna hastalık ve yokluk vererek imtihan ettiğini söylemiyor. Eyüp peygamberimiz karşılaştığı zorluklar karşısında yılmadan mücadele ediyor. Allah sırf imtihan içinde bunları yapabilir, zorluklara karşı tavrımızı sınayabilir. Allah sonunda, Hz. Eyüp ün dualarına karşılık vermiş ve misliyle yardıma koşmuştur. Bu dünyada imtihan olduğumuz gerçeğini doğru anlayabilmemiz için, bir ayette geçen çok önemli bir noktayı da hatırlatmak istiyorum. Bakara 216. ayette Allah, “OLUR Kİ HOŞUNUZA GİTMEYEN BİR ŞEY, SİZİN İÇİN HAYIRLIDIR VE OLUR Kİ, SEVDİĞİNİZ ŞEYDE SİZİN BİR ŞERDİR, ALLAH BİLİR DE SİZ BİLMEZSİNİZ” diye bizleri uyarır. Aslında bu ayetten alacağımız çok dersler vardır. Yine İnşirah suresi 5 ve 6. ayetlerde Allah, bizlere adeta moral verircesine, “ELBETTE ZORLUKLA BERABER BİR KOLAYLIK VARDIR, ZORLUĞUN YANINDA KOLAYLIK VARDIR” diyerek, zorluklarla bizlerin mücadele etmesini, asla pes etmememiz gerektiği örneğini verir. Allah bu dünyada bizleri özgür bırakmış ve bizlerin yaptığı olaylara ilk etapta müdahale etmeyerek, bizleri imtihan etmektedir. Elbette daha sonra gerektiğinde müdahale etiğinde bile, bizler bunu fark edemiyoruz. Hiç birimiz bunu Allah yaptı demeyiz. Mutlaka bir neden bir sebep ile ilişkilendiririz. HATTA KENDİ NEFSİMİZDE, ÖYLE BİR KELİME YARATMIŞIZDIR Kİ, OLAYLAR KARŞISINDA ŞANSIMIZ BÖYLEYMİŞ DİYEREK, ALLAH I DEVREDEN BİZZAT KENDİMİZ ÇIKARTIRIZ. Hâlbuki şans diye bir şey yoktur. Tekrar hatırlatmam gerekirse, Allah ın bizleri yaptığı imtihan ile lütfen kendi yanlışlarımızın sonucu başımıza gelen musibetleri, yani üzücü hadiseleri karıştırmayalım. Bizlerin yapmadığı, bir başkasının neden olduğu acı gerçekleri de, lütfen bu Allah ın takdiriymiş diyerek, Allah a nispet etmeyelim. Buna benzer olayları, araştırıp suçluları bulup cezalandırılmasını sağlayalım. Ama asla Allah dan umut kesmeden, onun yardımını isteyelim ve Yaradan a her halimizle bağlılığımızı belirtelim. Bu olayın sonunda, gerçeklerle yüz yüze kaldığımızda, ALLAH TARAFINDAN SINANACAĞIMIZI UNUTMAYALIM. ÇÜNKÜ ALLAH HER ANIMIZLA BİZLERİ İMTİHAN EDİYOR. Her acının, her kederin sonunda, örnek kıssalarda olduğu gibi, Allah aklımıza bile gelmeyecek bir mutluluğu, huzuru bizlere vereceğinin bilincinde olalım. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  4. Bizler Kur’an ı, onun ayetlerini doğru anlamak istiyorsak, mutlaka Allah ın tavsiye ettiği yöntemi kullanmamız gerekir. Eğer Kur’an ın önerdiği yöntemin dışına çıkarsak, Allah ın uyarılarını ve bizlerden istediklerini, yani bizlere tebliğini, asla doğru anlayamayız. İSLAM İNANCI ÖYLE YANLIŞ BİLGİLERLE KARIŞTIRILARAK YOĞRULMUŞ Kİ, BU KARIŞIMIN ALLAH IN İSTEDİĞİ DOĞRULTUDA MAYA TUTMASI DA MÜMKÜN OLMUYOR. Böyle olunca da, İslam toplumları huzuru, Allah ın doğru yolunu bulamıyor. Önce şunu asla unutmamalıyız. Allah yemin ederek, bu kitabı bizler için kolaylaştırdığını söylüyorsa, aklı başında bir insan, Kur’an ı anladığı dilde okuyup ayetler üzerinde düşündüğünde, Allah ın tebliğini anlamaması mümkün değildir. Çünkü Allah kulunun anlayamayacağı bir bilgiden, kitaptan sizce sorumlu tutar mı? Elbette tutmaz. O zaman Kur’an ın ayetlerini anlamaya çalışırken, Kur’an ın dışından, hiç kimsenin sözlerinin etkisinde kalmadan anlamaya çalışmalıyız. ÇÜNKÜ TEK REHBER, SORUMLU OLDUĞUMUZ KİTAP YALNIZ KUR’AN DIR. Allah bizlerin sorumlu olduğu dinin anası, temeli olan MUHKEM ayetlerin, açık seçik ve nice örneklerle açıkladığını bizlere bildiriyor Kur’an da. Bunun nedenini açıklarken de, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, nice örneklerle sizlere açıkladık örneğini veriyor. Eğer bizler ayetleri okuduğumuzda tam anlayamıyoruz, ama bir başkasının açıklamalı kitaplarını okuduğumuzda daha iyi anlıyoruz dersek, Allah ın nuruna saygısızlık yapmış oluruz. Okuduğumuz kitapların, ayetleri doğru anlattığından ne kadar emin olabiliriz? Hâşâ Allah ın anlatamadığını, birilerimi başarıyor? Allah ayetlerinde, bizler anlayabilmemiz için, ayetlerde dolaylı hükümler vermediğini, ben bu konuyu anlayamadım demesinler diye de, başka ayetlerde örnekler verip, o konuyu farklı örneklerle açıkladığını bildiriyor bizlere. Buradan çok net şunu anlıyoruz. Allah bir emir vermişse, onu dolaylı ya da çok az kişilerin anlayabileceği şekilde değil, MUHKEM yani şüphe duyulmayacak, tartışmaya meyledilmeyecek kadar açık, hükümlerini bizlere bildirdiğini belirtiyor. Bu durumda bizlerin işi, sizce çok daha kolay değil mi? Elbette kolay, ama bu gerçeği önce Kur’an ı anlayarak ve üzerinde düşünerek anlamalı öğrenmeliyiz ki, bu gerçeğin farkında olabilelim. Bizlerin ne yazık ki Kur’an ile bağımız kesilmiş, kafamız üzülerek söylemek zorundayım, Kur’an ın asla bahsetmediği rivayetlerle doldurulmuş, kafalar karışmış durumda. YANİ HAKLA BATILI, AYIRAMAZ OLMUŞUZ. Önce bizler kafamızdaki bu karmaşayı çözmeliyiz ve emin olmadığımız bilgilerden, Kur’an ın onaylamadığı inançlardan kurtulmalıyız, uzaklaşmalıyız. Tekrar hatırlatmak istiyorum, bu konu çok önemli. Allah bizlerin sorumlu olduğu dinin anası, temeli olan tüm ayetlerin MUHKEM yani açık, anlaşılır olduğunu söylüyorsa, bizlere Kur’an ın açıkça bahsetmediği konularda, bunlarda Allah ın emri diyenlere karşı dikkatli olmalıyız. Yine dinden nemalanan bazı kişiler, Allah ın elçisinin de ismini kullanıp, bunlarda Peygamberimizin dinde hükümleridir deme gafletine düşüyorlar. Hâlbuki Allah çok açık ne diyor ve uyarıyordu hatırlayalım. “ALLAH HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.” Peygamberimizin adını kullanıp, ona iftira atanlar, ne yani peygamberimiz postacımıydı, dinde hüküm koyma yetkisi de mi yoktu, bu nasıl bir elçilik diyerek, toplumum peygamber sevgisini kullanıyorlar. Kur’an gerçekleri ile buluşan bir Müslüman elbette bunlara inanmıyor, çünkü Allah ın elçisine verdiği yetki ve sorumluluğu biliyor ve diyor ki böyle söyleyenlere; NE YANİ ALLAH IN ELÇİSİ, DİNDE ALLAH IN ORTAĞIMIYDI. Allah elçisine verdiği yetki ve sorumluluklardan birkaç örnek vermek istiyorum. PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) Tüm bu gerçeklere vakıf olan bir Müslüman, Kur’an ın açıkça söylemediği, izah etmediği örneğini bile vermediği hiçbir söze inanmaz. Birkaç örnek vermek istiyorum. Kur’an da asla hiçbir ayette, KADIN SAÇLARINI ÖRTMELİDİR DİYE ALLAH BİR EMİR VERMEMİŞTİR. Bizler eğer ayetlerde geçen kelimelere farklı anlamlar verip, aslında burada dolaylı emir var, ya da zaten o günkü toplumun başı kapalıydı şeklinde ayetlerden hükümler çıkarmaya çalışırsak, asla gerçeklerin değil, ataların ya da beşerin fıkıh inancını din diye yaşamaya devam etmiş oluruz. Bizlerin üzerinde duracağı ve soracağı tek bir soru var bu konuda. BANA LÜTFEN KUR’AN DAN, ALLAH IN BAŞÖRTÜSÜ KONUSUNDAKİ, MUHKEM EMRİNİ GÖSTERİN. Gösteremiyorlarsa, bu inanç bu emir, asla Allah ın emri değildir. Bu konuyla ilgili, önemli gördüğüm bir örnek vermek istiyorum. Bir arkadaşım, Nur suresi 31. ayet ile ilgili yazdığım makaleme cevap vermiş ve şöyle demiş. “Siz ayetler konusunda, başkasının zanlarını eleştirirken, kendi zanlarınızı dayatıyorsunuz.” Çok doğru söylemiş. Çünkü ben Allah ın emrettiği gibi, ayetler üzerinde Kur’an bütünlüğünde düşünüp, aklımı kullandığımda, kendi zanlarımı yani doğru olduğunu düşündüğüm sonuçları yazıyorum. Bu düşünceme uyanları da, asla reddetmem mümkün değildir. Uymayanları da kabul etmem düşünülemez. Buda benim zannımdır elbette. Bu dünyada imtihan, işte böyle bir şey. BU ZANNIN DOĞRULUĞUNUN ÖLÇÜSÜ ÖNEMLİDİR. ÖLÇÜSÜ DE KUR’AN DIR. ÇÜNKÜ ZAN DOĞRU OLMAYABİLİR KONTROLE, DENETİME MUHTAÇTIR. HİÇBİR ZAN, DİNDE HÜKÜM KOYAMAZ. Yani bizler ayetler üzerinde düşündüğümüzde, var olmayan, açıklanmayan, açıkça verilmemiş bir hükmü ortaya çıkartamayız. EĞER BUNU YAPARSAK, KENDİ ZANLARIMIZIN ESİRİ OLURUZ. Nefsimizde yarattığımız kuralları, hükümleri yani zanları dinin içinde zannederiz. Başörtüsü konusunda da, ne yazık ki bu yanlış yapılıyor. Allah asla kadın saçlarını örtmelidir diye bir hüküm vermediği halde, ayetlerde geçen kelimelere öyle anlamlar veriyor ve kendi zanlarımızın esiri oluyoruz ki, adeta Kur’an a şirk koşan hükümler çıkartıyoruz ortaya. Tekrar hatırlatmak istiyorum. BİZLERİN ZANLARI, ASLA AÇIKÇA VERİLMEMİŞ BİR HÜKÜM ORTAYA ÇIKARTAMAZ. Zanlarımız ancak, açıkça verilen ayetleri anlamamızda fayda sağlayabilir. Çünkü Allah bizleri Kur’an dan imtihan ediyor. Birilerinin sözlerinden, ayetlerden anladıklarından, yani zanlarından değil. Ben makalelerimde kendi düşüncelerimle, yani kendi zanlarımla ayetleri anlamaya çalışırım ve derim ki, bu yazdıklarım benim ayetlerden anladıklarımdır, yalnız beni bağlar. Hiçbir zaman, Allah ın açıkça söylemediği, bahsetmediği bir sonuca varmam. ÇÜNKÜ HÜKÜM VERMEK, YALNIZ ALLAH A MAHSUSTUR. Bizlere düşen ayetleri, verilen hükümler doğrultusunda anlamak ve anlatmaktır. Bir başka örnek verelim. Kadınların ay halinde, Kur’an okuyamayacağı ya da ibadet edemeyeceği, oruç tutamayacağı konusunda Allah hiçbir yasak getirmemiştir. Bakara 222. ayet de, kadın regli halindeyken, cinsel ilişkiye girilmemesi konusundan bahseder. Temizlendiğinde yani ay hali bittiğinde yapılmalıdır, açıklamasını yapar. Bu ayette geçen, temizlendiğinde sözüne öyle anlamlar vermişlerdir ki, asla Allah böyle bir hüküm vermemiştir. Demişler ki, kadın ay halinde kirlidir, cünüptür ibadet yapamaz, Kur’an okuyamaz, oruç tutamaz. İyide bu hükme bir kelimeden yola çıkarak nasıl varırsınız. İşte bu düşünceler kişilerin zanlarıdır, asla Allah ın hükmü değildir. Hani Kur’an da, sorumlu olduğumuz ayetler muhkemdi. Yani şüphe duyulmayacak kadar açıktı. Nereden çıktı bu hükümler? Ne yazık ki bizler, Allah ın açık hükümlerine iman etmek yerine, beşerin yarattığı FIKIH inancının hükümlerine, kendi zanlarımıza iman ediyoruz. Bir başka örnek verelim. Allah zina yapan kişinin nasıl cezalandırılması gerektiğini çok açık bildirmiştir Kur’an da. Bunca açık emir varken, hala zina yapan RECM edilmelidir diyenlere inanırsanız, Kur’an a değil, Kur’an ın karşısına koydukları beşeri FIKIH inancına, kişilerin zanlarına uymuş, yani Kur’an a şirk koşmuş olursunuz. Eğer bizler Müslüman’sak, Kur’an dan sorumlu olduğumuzun bilincindeysek, bizlere anlatılan her konuyu, Kur’an a sormalıyız, danışmalıyız. Kur’an a sorabilmemiz içinde, ondan haberdar olmalıyız, yani önce Allah ın emirlerini anlayarak ve düşünerek okumalıyız. ALLAH IN DİNİNE, TEK BİR PENCEREDEN BAKMALIYIZ. EĞER KENDİMİZE DİN ADINA FARKLI PENCERELERDE AÇTIYSAK, KENDİ NEFİSLERİMİZDE, SANI DÜŞÜNCELERİMİZDE HÜKÜMLER YARATTIYSAK, ALLAH IN ORTA YOLU İZLEYEN BİR ÜMMET OLUN, EMRİNİ ASLA YERİNE GETİREMEYİZ. Hatırlayınız Allah ne diyordu ve uyarıyordu bizler? KUR’AN IN İPİNE SARILIN. Sizce bu emri veren Yaradan, başka kaynaklara da sarılmamızı ister mi? Elbette mümkün değil. Allah ın elçisini hatırlayınız lütfen. Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Yani hiçbir dine, inanca tabi değildi. Ama doğrunun ve gerçeklerin arayışı içindeydi. Onun içindir ki peygamberimizin, din hakkında bilgisi yalnız Kur’an dı. Din adına istifade ettiği başka bir kaynağı yoktu. Eğer Allah ın elçisinin yolundan gitmek istiyorsak, yalnız Kur’an a ve onun apaçık MUHKEM ayetlerine/sözlerine uymalıyız. Çünkü Peygamberimiz yalnız Kur’an a uymuştu. Kur’an ın açık bir şekilde bildirmediği hiçbir bilgi, hüküm Allah ın emri değildir. Lütfen bu gerçeğin artık farkında olalım ve rivayetlerin, sanı inançların takipçisi olmayalım. Son olarak tekrar etmek istiyorum. Allah bizlerin sorumlu olduğu emirlerini, asla dolaylı vermemiş, MUHKEM bir şekilde, yani şüpheye düşülmeyecek kadar, birçok örneklerle açıkladık ki, sizleri Allah ile aldatanlar olmasın demiştir. BİZLERE DÜŞEN, DİN ADINA KONUŞANLARIN ÖNE SÜRDÜKLERİ DÜŞÜNCE, VE İNANÇLARININ AÇIK KANITLARINI, KUR’AN DAN DELİL OLARAK İSTEYELİM. Açıkça kanıt gösteremeyip, aslında bu ayette geçen bu kelimeyle Allah, bunu ya da şunu kast ediyor, sen anlayamazsın diyorlarsa, böyle insanlar kendi nefislerini, batıl inançlarını, Allah ın ayetleri üstünden aklamaya çalışanlardır, bunların tuzaklarına düşmeyelim. Unutmayalım Allah Bakara 111. ayetinde, Allah ın gönderdiği kitap ile konuşmayanlara, emin olmayan kaynaklardan konuşanlara, Allah bakın nasıl bir soru ile cevap verin diyor. “EĞER GERÇEKTEN DOĞRU SÖYLÜYORSANIZ, DELİLİNİZİ GETİRİNİZ. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  5. Bugün sizleri, Bakara suresi 178–179. ayetler üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Allah Kur’an da öyle kurallar, kanunlar koymuştur ki, bizler toplum olarak yaşarken, bir düzen ve adalet sağlansın. Yazdığım ayetler, günümüzde çok farklı şekillerde anlaşılmış, farklı yorumlar yapılmıştır. Önce ayeti yazalım, daha sonra üzerinde birlikte düşünelim. Bakara 178–179: Ey iman edenler! ÖLDÜRÜLENLER HAKKINDA SİZE KISAS FARZ KILINDI. HÜRE HÜR, KÖLEYE KÖLE, KADINA KADIN. Bununla beraber kim öldürülenin velisi tarafından bağışlanırsa, artık o zaman örfe uymak ve öldürülenin velisine güzellikle diyet ödemek gerekir. BU, RABBİNİZDEN BİR HAFİFLETME VE RAHMETTİR. Kim bundan sonra zulüm yapmaya kalkışırsa, ona acı bir azap vardır. Ey akıl sahipleri! KISASTA SİZİN İÇİN HAYAT VARDIR. Umulur ki sakınırsınız. (Bayraktar Bayraklı meali) Ayetin ilk cümlesinde Allah, bakın iman edenlere ne diyor. ÖLDÜRÜLENLER HAKKINDA SİZE KISAS FARZ KILINMIŞTIR. Farz kılınmıştır emri, bizlerin önemseyerek dikkatle uymamız gereken, üzerimize yüklenmiş bir emirdir, görevdir. Önce kısas kelimesi ile Allah bizlere, neyi emretmiş onu doğru anlamalıyız ki, farz olan emri yerine getirebilelim. Kısası eğer araştırmadan, bir suçlunun işlediği suçun aynısı ile cezalandırma diye basitçe anlarsak, olayın özüne inmezsek, Allah ın bizlerden istediği farz emrini gereği gibi anlamamış oluruz. Verilen emri, doğru yerine getiremeyiz. Peki, Allah kısas uyarısından neyi kast ediyor? Ayette tüm iman edenlere yapılan uyarıda, İŞLENEN SUÇUN DENGİYLE, ÖLÇÜSÜNCE, ADALETLE, HAKKANİYETLE CEZANIN VERİLMESİ EMREDİLMİŞTİR. Kısas asla intikam duyguları değildir. Bazı kişilerin söylediği gibi kana kan ise hiç değildir. Bu sözler, düşünceler Kur’an ın anlayışına, adaletine asla uymaz. AYETİN DEVAMINDA, HÜRE HÜR, KÖLEYE KÖLE, KADINA KADIN DİYE GEÇEN SÖZLER VAR. Bu sözlerle Allah, neyi kast ediyor olabilir? Bazı kişiler bu sözleri şöyle anlamışlar. Ailesinden, kavminden özgür bir kişiyi haksız yere öldürmüşse karşı toplumdan birisi, onların içindende özgür bir kişinin canını alıp, kısas etme, öldürme hakkı vardır. Ölen köleyse, karşı toplumdan bir kölenin ölümü istenebilir, şeklinde açıklama yapanları duyarız. Tüm bu düşünceler, Allah ın adaletine, Kur’an anlayışına aykırıdır. Hiç kimse, bir başkasının suçunun cezasını çekemez, herkes kendi yaptıklarından sorumludur. Peki, burada sayılanlar ne anlama geliyor. Bildiğiniz gibi, cahiliye döneminde özgür bir erkek, köle öldürmüşse haksız yere, çok fazla sorun teşkil etmiyor, kendi aralarında ceza almadan sorunu çözebiliyorlarmış. Yine özgür olduğu halde, bir kadının haksız yere öldürülmesi, bir erkeğin öldürülmesinde verilen tepki gibi olmuyor, bu konu bir şekilde aralarında halledilebiliyormuş. Allah bu konuya çok net ve kesin bir çözüm getirerek, HER KİM OLURSA OLSUN, İSTER HÜR, İSTER KÖLE, İSTER KADIN, BİR KİŞİYİ ÖLDÜRÜRSE, MUTLAKA AYRIM YAPILMADAN KISAS UYGULANIR DİYOR ALLAH. Devamında ise öyle bir kolaylık getiriyor ki, bu ayetiyle ölüm tek çare değil, sorunlarınızı aranızda çözmeye çalışın, düşmanlık değil dostluk önemlidir, nefsinize hâkim olun, olayı iyice araştırın anlayışını, düşüncesini adeta bizlere aşılamaya çalışıyor ve bakın ne diyor. Tüm bunlardan sonra, ölenin yakını tarafından kısas bağışlanırsa, ölenin yakınlarına diyet yani maddi bir karşılık vermesi gerekir açıklaması yapılıyor. Şimdide bu konu üzerinde düşünelim, çünkü bazı kardeşlerimiz şöyle düşünebilir. Zengin parayı bastırdı mı cezadan kurtulur. Hayır, cezadan kurtulmuyor, yalnız kısas uygulanmıyor. Yani yalnız ölümden kurtuluyor. Ayetin devamında bu konuya açıklama getiriyor ve ne diyor?” BU, RABBİNİZDEN BİR HAFİFLETME VE RAHMETTİR” Demek ki ceza iptal olmuyor, hafiflemiş oluyor. Gelelim ayetin, son kısmında yapılan uyarıya. Bakın ne diyor Allah. “KISASTA SİZİN İÇİN HAYAT VARDIR.” Gerçektende kısasta bizler için hayat var ama kısasın ne olduğunu doğru anlayabilirsek. Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı dediğinde, Allah aslında şunu söylüyor bizlere. ÖLDÜRENİN, NEDEN KARŞISINDAKİ KİŞİYİ ÖLDÜRDÜĞÜNÜN SEBEPLERİNİ, NEDENLERİNİ MUTLAKA ARAŞTIRIN. BUNU YAPTIĞINIZ TAKDİRDE, O KİŞİYE KARŞI BÖYLECE, ADALETLİ BİR KISAS UYGULAYABİLİRSİNİZ DİYOR. Onun içindir ki Allah, öldürme durumunda hafifletici nedenler olursa, onun ölümünü affetmeniz, diyet karşılığı kısastan vazgeçmeniz uygun olabilir diye bu açıklamayı yapıyor, kolaylık getiriyor. Bakın İsra suresi 33. ayetinde, bu konuya nasıl açıklama getiriyor. İsra 33: Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayınız! BİR KİMSE HAKSIZ YERE ÖLDÜRÜLÜRSE, ONUN VELİSİNE YETKİ VERDİK. ANCAK BU VELİ KISASTA İLERİ GİTMESİN! Ona verdiğimiz yetkiyle, alacağı yardımı almıştır. (Bayraktar Bayraklı meali) Aslında bu ayet, Bakara suresi 178–179. ayetleri açıklıyor ve diyor ki, haklı bir sebep olmadıkça ki bunu diğer ayetlerinde de açıklıyor, örnek veriyor ve savaşta sizleri öldürmek için gelen düşmanların öldürülmesine izin veriyor. Haksız yere bir kişi öldürüldüğünde, velisine açıkladığımız ayette olduğu gibi yetki verildiğini söylüyor. Yani ölüm konusunda son kararı, ölen kişinin velisi vereceğini anlatıyor. BU VELİNİN DE KISASTA İLERİ GİTMEMESİ YANİ KONUYU İYİCE ARAŞTIRIP, DUYGULARININ ETKİSİNDE KALMADAN, ADALETLİ OLMASI GEREKTİĞİ UYARISI YAPILIYOR. Kur’an bu kısas emrinin, daha önceki Ehli kitaba da tebliğ edildiğinden bahseder, ama onların bu hükmü unuttuklarını hatırlatır, Maide 45. ayette. Şimdide onu hatırlayalım. Maide 45: O hak kitabında onlara, “CANA CAN, GÖZE GÖZ, BURUNA BURUN, KULAĞA KULAK, DİŞE DİŞ VE YARALARA KARŞILIK KISAS/ÖDEŞME” YAZDIK. Kim bunu bağışlar, kısas hakkından vazgeçerse o, kendisi için kefaret olur ve kimler Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse zalimler onlardır! (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayette de tek tek sayılanlar, cana can, göze göz, buruna burun örnekleri, daha önce söylediğimiz gibi, kısasın ne olduğunun inceliğini, açıklamasını, izahını yapıyor. Yani diyor ki Allah, kısası uygularken titiz davranın, asla aşırıya kaçmayın. Size yapılanların ölçüsünce karşınızdakinin cezalandırılmasını isteyin. Yoksa bu ayetten senin canını almışsa sende ölümünü iste, gözünü çıkarmışsa sende onun gözünü çıkar, dişini kırmışsa sende onun dişini kır demek istemiyor. Bu örneğin sonunda yaraların bile hesaba katılmasını söylüyor. Bu örnek aslında bizlere, bu konuda çok hassas davranmamız gerektiğini, bir yaranın bile hesap edilerek, karşımızdaki kişiye adaletimizi göstermemizi istiyor bizlerden Allah. Ayeti tercüme eden yazar, kısasın yanına ödeşme diye de yazmış. Aslında buna ödeşme demek, ne derece doğru olur bilmiyorum. Ödeşme dersek, intikam demekten farksız bir söz söylemiş oluruz ki, bu Allah ın hukuk ve adalet sisteminde asla yoktur. DİKKAT EDERSENİZ ALLAH, BAĞIŞLAMAKTAN BAHSEDİYOR, ÖDEŞMEKTEN DEĞİL. Devamındaki sözlerden bunun ödeşme, intikam olmadığını çok açık anlıyoruz. Allah diyor ki, tüm bu yapılanlardan sonra, kim bunu bağışlar kısas hakkından vazgeçerse, bu davranışı kendi günahları için kefaret/karşılık olur. Örneğini verdiğim ayetler üzerinde düşündünüz ve Allah kısas emriyle bizlerden ne istediğini sanırım çok açık anladınız. Bu bilgiler ışığında sizlere sormak istediğim bir konu var. Maide 38. ayette Allah, hırsızlık yapanın ellerini kesin, dediği bir cümle vardır. Örneklerini verdiğimiz kısas ayetlerinden sonra, sizce bu ayette Allah, hiçbir ayrım, açıklama yapmadan, ölüm kısasında olduğu gibi bir kolaylık getirmeden, hırsızlık yapan kişinin ellerini hemen kesin der mi? Allah geri dönüşü olmayan ölüm cezasında bile bir kolaylık getirip, ölümü engelliyorsa, hırsızlık yapanın, gerçekten bizzat elini kesin demiş olsaydı, kısas örneğinde olduğu gibi açıklamalar yapmaz mıydı? GÖZE GÖZ, DİŞE DİŞ, YARAYA YARA İLE KISAS HÜKMÜNÜ ÇOK İNCELEYEREK, ARAŞTIRARAK VERİN DİYEN ALLAH, HANGİ KISAS ŞARTLARI OLUŞTU DA, HIRSIZIN ELİNİN KESMESİNİ İSTESİN. Hırsızlık ve el kesme, nasıl bir karşılık/kısas olur, bu nasıl bir adalet anlayışıdır, bunu düşünebiliyor muyuz? HANİ ALLAH KISASTA İLERİ GİTMEYİN DİYORDU, bu hükmün, uyarının sizce hiçbir önemi yok mu? Bir kişiyi öldürmek mi ağır suç, yoksa hırsızlık yapmak mı? Allah ölüm cezasına hafifletme kolaylığı getiriyorsa, gerçekten hırsızın ellerinin kesilmesini emretmiş olsaydı ayette, ona da buna benzer kolaylığı, kesinlikle getirirdi. Yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah suçu ve toplumlar arasındaki yanlış davranışları, önce kendi aramızda güzellikle, anlayışla, özveriyle anlaşarak çözümlememizi öneriyor. Ölüm cezası konusunda, öldürülen kişinin velisine yetki veriyor, ama kısas ta adaletli olunmasını, araştırılıp ondan sonra kısasın istenmesini bizlere öğütlüyor ve sakın kısasta aşırı gitmeyin diye de uyarıyor. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  6. Peygamberimizin Kur’an anlayışı nasıldı? Bu soruyu hepimiz kendimize sormalıyız, araştırmalı ve öğrenmeliyiz. Bu konularda farklı fikirler var. Örneğin, Peygamberimizin hadislerinden, Allah ın elçisinin Kur’an a nasıl baktığını, Kur’an anlayışını çok rahatlıkla öğrenebiliriz diyenlere rastlarız. Bir başka düşünce, ALLAH IN ELÇİSİNİN KUR’AN ANLAYIŞINI, ÇOK AÇIK KUR’AN DAN, AYETLERDEN, ALLAH IN VERDİĞİ ÖRNEKLERDEN ANLAYABİLİRİZ dediklerini hepimiz biliyoruz. Gelin bu cevaplar üzerinde birlikte düşünelim. Eğer Allah ın elçisinin Kur’an a bakışını, Kur’an anlayışını rivayet hadislerden öğrenmeye çalışırsak, adı üstünde rivayet yani kesin olmayan bilgilerden yararlanarak anlamaya çalışmış oluruz. Buda bizleri asla doğruya götürmez. Allah ne diyordu, emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin hesabını sorarım. Ayrıca günümüzde ilim tahsili yaptığını söyleyen bazı kişilerden yola çıkarak, onların söylemleri ile Peygamberimizi tanımaya, İslam ı anlamaya çalışmamızda büyük hata olur. İSLAM I VE ALLAH IN ELÇİSİNİ, KİŞİLERİN DİN ANLAYIŞINA DÜŞÜNCE VE FİKİRLERİNE GÖRE DOĞRU ANLAYAMAYIZ, ANLAMAYA ÇALIŞIRSAK HATA YAPARIZ. BU SÖZLER DÜŞÜNCELER GERÇEKLERİ DEĞİL, O KİŞİNİN FİKİRLERİNİ VE YORUMLARINI YANSITIR. Allah ın elçisine atfen söylenen öyle sözler/hadisler var ki, adeta Peygamberimize iftira niteliğinde, onun söylemesi mümkün olmayacak sözler var hadisler arasında. Şöyle diyebilirsiniz, onları ayıklayıp temizlemeliyiz. Bu düşünceye kısmen de olsa hak vermek gerekir. Peki, bu ayrımı tasnifi, nasıl yapmalıyız? Elimizde karşılaştıracağımız, ölçü ne olmalı? Eğer ölçümüz beşeri FIKIH inancıysa, bundan sonuç almamız asla mümkün olamaz, çünkü bu kuralları koyanlar insanlardır, fıkıh dinin asli unsuru asla olamaz. Ama ölçümüz, karşılaştıracağımız kaynağımız Kur’an olursa, asla hata yapmayız. Kur’an ile karşılaştırırsak, şöyle bir sonuca varmamız mümkündür. Allah ın elçisi, bu sözleri söylemiştir, çünkü bu düşünceler Kur’an ın bahsettiği konulardır, hükümlerdir, Allah ın elçisi de bunları anlatmış, örnek vermiştir diyebiliriz. Günümüzde bu konuda öyle söylemler geliştiriliyor ki, doğrusu peygamberimize karşı sevgimizi, adeta silah koz olarak kullanıyorlar. Diyorlar ki, “PEYGAMBERİMİZİN KUR’AN ANLAYIŞINDAN, RAHATSIZ OLANLAR MI VAR ?” Düşünebiliyor musunuz, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışından hangi Müslüman rahatsız olabilir? Ben Müslüman ım diyen hiç kimse rahatsız olamaz. Rahatsız olacak bir kesim vardır ki ona bende dâhilim, oda Allah ın elçisi söylemediği halde, bunlar Allah ın elçisinin sözleridir diyerek ortaya atılan, ama Kur’an ın asla onayından geçmeyen sözlerin toplum tarafından, din ve iman adına toplum içinde yayılması ve kanun, kural koyucu olarak kabul görmesidir. Allah ın elçisinin Kur’an anlayışını anlamak isteyen, şunu asla unutmamalıdır. Peygamberimiz yaşadığı dönem içinde, Kur’an dışından hiçbir sözü yazıya geçirtmemiş ve sizlere Kur’an yeter demiştir. Onun içindir ki, günümüze ulaşan tüm hadisler, bir rivayete göre diye başlar ve bir başkasından nakillerle günümüze ulaşmıştır. İŞTE SİZE, PEYGAMBERİMİZİN KUR’AN ANLAYIŞINA, ÇOK GÜZEL BİR ÖRNEK. Eğer Allah ın elçisi, bizler Kur’an ı okuduğumuzda, ayetler üzerinde düşündüğümüzde, ayetleri anlayamayacak olsaydık, böylemi davranırdı? Şunu lütfen unutmayalım, Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Yani daha önce hiçbir Ehli kitaba tabii değildi. Hatta Allah ayetinde ne diyordu konuyu bizlerin daha iyi anlayabilmesi için. “SEN DAHA ÖNCE, DİN İMAN NEDİR BİLMEZDİN, SENİ DOĞRU YOLA BİZ İLETTİK.” Buradan da anlıyoruz ki, Peygamberimiz din adına ne öğrendiyse Kur’an dan öğrenmiştir. ALLAH IN ELÇİSİNİN İMAN ANLAYIŞININ TEMELİ YALNIZ KUR’AN DI. Eğer Peygamberimizin yolundan, izinden gitmek istiyorsak, bizlerinde izleyeceği yol, din adına delilimiz yalnız Kur’an olmalıdır. Dört halife dönemini hatırlayınız lütfen. Peygamberimize en yakın olanlar bile, Kur’an ın dışına zerre çıkmamış, toplum arasında hadis naklini yasaklanmıştır. Bu yasağı, sağlığında Allah ın elçisi koymuştu. Çünkü kendi sözünün birkaç gün içinde, dilden dile nakledilirken, kendi söylediklerinin tam tersi hale sözlerinin dönüştüğüne, bizzat kendisi şahit olmuştur. Birde yüzlerce yıl sonra, bu sözlerin bizlere ne derece doğru ulaşabileceğinin yorumunu, sizlere bırakıyorum. Tüm bu gerçekleri düşündüğümüzde, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışı çok açık anlaşılıyor. Bu davranıştan hiçbir Müslüman gocunmamalı, tam aksine titizlikle hayatına geçirmelidir. Allah ın elçisinin, bu davranışı uyguladığına dair kanıtımız nedir diye sorabilirsiniz. Elbette bunun cevabını da, Allah ın bizlere Kur’an da, çok açık ve net bildirdiğini görüyoruz. Bu uyarıları yaptıktan sonrada, Yaradan şunu söylüyor bizlere. “ALLAH I ZİKREDENLER İÇİN, ALLAH IN RESULÜ SİZLER İÇİN GÜZEL BİR ÖRNEKTİR.” Şimdide bizlerin sorumlu olduğumuz Kur’an a bakalım, acaba Allah ın elçisinin görev ve sorumluluğunda Kur’an ın yeri nedir, elçisinin Kur’an anlayışı hakkında Allah neler anlatıyor bizlere, ona bakalım ki, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışı apaçık ortaya çıksın. Ankebut 18: "Eğer yalanlarsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. RESULE DE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA ŞEY DEĞİLDİR."(Yaşar Nuri meali) Ahkaf 9: De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. (Diyanet vakfı meali) Ahzab 2: RABBİNDEN SANA VAHYOLUNANA UY. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Diyanet meali) Yunus 109: (Ey Muhammed!) SANA VAHYOLUNANA UY VE ALLAH HÜKMÜNÜ VERİNCEYE KADAR SABRET. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. (Diyanet meali) Enbiya 45; De ki: “BEN SİZİ ANCAK VAHİY İLE UYARIYORUM.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler. (Diyanet meali) Hakka 44.45.46: Eğer (Peygamber) BİZE İSNAT EDEREK BAZI SÖZLER UYDURMUŞ OLSAYDI, MUTLAKA ONU KUDRETİMİZLE YAKALARDIK. SONRA DA ONUN ŞAH DAMARINI MUTLAKA KESERDİK. (Diyanet meali) Enam 48: Biz, ELÇİLERİMİZİ YALNIZCA MÜJDECİ VE UYARICI OLARAK GÖNDERİRİZ. Bu nedenle, iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar ne korkacak ne de üzüleceklerdir. (Muhammed Esed meali) Enam 19:….. İşte bu Kur’an bana, ONUNLA SİZİ VE ERİŞTİĞİ HERKESİ UYARAYIM DİYE VAHYOLUNDU. (Diyanet meali) Enam 50: …BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM.” (Diyanet meali) Ne dersiniz, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışı, sizce çok açık anlaşılmıyor mu? BUNCA AYETLERDEN ANLAŞILIYOR Kİ, ALLAH IN ELÇİSİ YALNIZ KUR’AN A UYARDI. Allah ın uyarıları, ikazları bizlere Peygamberimizin Kur’an anlayışını, çok açık bir şekilde anlatıyor. Peygamberimiz benim görevim, aldığım Kur’an vahyini sizlere tebliğ etmektir, asla bunlara kendim hiç bir ilave yapamam diye açıkça bildiriyor. Bu gerçeklerden sonra, hala peygamberimizin dinde hüküm koyma, ilave yapma yetkisinin olduğunu söylersek, neyi anlamış oluruz biliyor musunuz? ALLAH IN ELÇİSİNİN KUR’AN ANLAYIŞINI DEĞİL, BİZLERE DAYATILAN HURAFELERE İNANMAKLA, BİRİLERİNİN İSLAM VE KUR’AN ANLAYIŞINI, ALLAH IN ELÇİSİNİN KUR’AN ANLAYIŞI DİYE ANLAMIŞ OLURUZ. Bu da iftiradır ve büyük günahtır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  7. Tevbe Suresi 5. Ayet Bizlere Neler Anlatıyor.

    Bugünkü makalemin konusu, Tevbe suresi 5. ayet olacaktır. Bu ayette geçen bazı kelimeler, Kur’an ın bütünlüğünde düşünülmeyerek, çok farklı anlamlara çekilmiş ve Allah ın asla söylemesi mümkün olmayan hükümler çıkartılmıştır. Önce ayeti yazalım, daha sonra üzerinde birlikte düşünelim. Tevbe 5: Haram aylar çıkınca, sizinle savaşan MÜŞRİKLERİ BULDUĞUNUZ YERDE ÖLDÜRÜNÜZ; onları yakalayınız; onları hapsediniz ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyiniz. EĞER TÖVBE EDER, NAMAZI DOSDOĞRU KILAR, ZEKÂTI DA VERİRLERSE, ARTIK ONLARI SERBEST BIRAKINIZ. Allah affedendir; merhamet edendir. (Bayraktar Bayraklı meali) Ayetin ilk cümlesinde, MÜŞRİKLERİ BULDUĞUNUZ YERDE ÖLDÜRÜN DİYOR. Eğer bu ayetin öncesindeki ayetlerine bakmaz, bu emri Kur’an bütünlüğünde düşünmezseniz, şöyle bir emrin var olduğunu düşünebilirsiniz. Allah müşrikleri, yani iman etmeyenleri, nerede bulursanız öldürün diyor anlamı çıkartabilirsiniz. Elbette bu mümkün değildir, hatta Kur’an bunun tam tersini söyler bizlere. Bu ayetin öncesindeki dört ayete baktığınızda, Allah ın elçisiyle savaşmayacakları yönünde anlaşma yaptıkları halde, bu anlaşmayı bozarak, Müslümanlara savaş açan kişilere karşı, Müslümanlarında savunma görevlerini yapmaları adına savaşmalarından bahsedilir. Savaşma yasağı olan Haram aylardan sonra, tekrar savaşın devam edeceği anlatılır. Hatta anlaşmalarını bozmayıp savaşmayanların, bunun dışında tutulmasından bahsedilir, önceki ayetlerde. Kur’an ın birçok ayetinde, savaşın zorunlu olmadığında, yapılmaması özellikle anlatılır. Peygamberimizin yaptığı bütün savaşlarda zaten kendilerini savunma amaçlıdır, asla müşrikleri, inanmayanları Müslüman yapmak adına hiçbir savaş yapılmamıştır. Çünkü Allah bu konuda çok açık bir emir verip şöyle demiştir, Bakara suresi 256. ayette.” DİNDE ZORLAMA YOKTUR. ARTIK DOĞRU, YANLIŞTAN AYRILMIŞTIR” Bu emri alan Allah ın elçisi, sizce savaş yaparak esir aldığı müşrikleri, zorla Müslüman yapmaya çalışır mı? Bakara suresi 190. ayette, “Sizinle savaşanlara karşı, Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin.” Diye uyarmıştır. Bakara suresi 193. ayette de, SİZİNLE SAVAŞTAN VAZGEÇERLERSE SİZDE VAZGEÇİN, SAVAŞMAYIN DEMİŞTİR. Çok net anlaşılıyor ki, Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün emri, sizlere savaş açmış ve sizleri öldürmeye gelen düşmanlarınıza karşı, sizde acımayın onları öldürün demiştir. Bu emrin özellikle verilmesinin çok önemli bir nedeni vardır. Allah Kur’an da insanın insanı öldürmesini yasaklamıştır. Hatta kısasa kısas emrini yerine getirme konusunda ölüme izin verdiği halde, bunun bağışlanmasının çok daha sevap kazandıracağı bilgisini vermiştir. Eğer savaşta öldürme izni verilmemiş olsaydı Kur’an da, hiçbir Müslüman savaşamaz, insan öldüremez, hatta tüm Müslümanlar esir olurdu. Şimdide gelelim, Tevbe suresinin devamında ki bölümlere. Savaştığınız müşrikler içinden bir kısmını yakalayıp, hapsedip esir alın diyor. Bundan sonra söylenenler üzerinde lütfen sizlerin dikkatle düşünmenizi rica ediyorum. Diyor ki ayetin devamında, “EĞER TÖVBE EDER, NAMAZI DOSDOĞRU KILAR, ZEKÂTI DA VERİRLERSE, ARTIK ONLARI SERBEST BIRAKINIZ.” Bu ayette geçen SALÂT kelimesine, bizler eğer direk namaz kılmazlarsa diye tercüme edersek, inanılmaz yanlış bir anlam vermiş oluruz. Yani bu şekliyle salât kelimesini tercüme eder, açıklama yapmazsak, Allah ın dinde zorlama yoktur hükmüne tamamen ters bir durum ortaya çıkarmış oluruz. O zaman şöyle demiş oluruz, savaşta yakaladığımız esirlere; “MÜSLÜMAN OLMAZSAN SENİ SALIVERMEM.” Böyle bir şeyi söylememiz mümkün değildir. O zaman insanları ikiyüzlülüğe teşvik etmiş oluruz ki, bu anlayış Kur’an ın öğretisine, emirlerine taban tabana ters düşer. Buradaki tövbe edip, salata katılmaları sözünü, direk namaz olarak almak yerine, salâtın diğer ayetlerde geçen farklı anlamını anlamalıyız. Örnek vermek gerekirse, Müşrikler toplumlar arası bozgunculuğu bir daha yapmayacaklarını ve insanlar arasında yardımlaşmayı, hoşgörüyü ve barışı kabul edip, birbirine destek olacakları sözünü vermeleri şartıyla serbest kalacaklarının söylendiğini, teklif edildiğini anlamalıyız. Devamındaki zekâtı vermeleri sözünden de, yaptıkları bu yanlış, haksız savaşın getirdiği zulüm ve verdikleri zarar karşısında, yaptıklarına karşılık gelecek, onları arındıracak bir fidye vermeleri karşılığında da, salıverilebilecekleri anlatılıyor ayette. Tabi bu düşünceleri, Kur’an ın hangi ayetlerinden yola çıkarak söylediğime gelirce. Muhammed suresi 4. ayetinde esirler ile ilgili iki kıstas getiriyor Allah ve bakın ne diyor. “SAVAŞ SONA ERDİĞİNDE, YA BİR LÜTUF OLARAK KARŞILIKSIZ SALIVERİN, YA DA FİDYE ALARAK SALIVERİNİZ” Demek ki esirlerin sürekli bekletilmesine Allah kesinlikle karşı. Ya kendiniz bırakın, ya da fidye karşılığı bırakın diyor. Hatırlayınız Allah elçisine ne diyordu, bu konuyla ilgili hatırlayalım.” YERYÜZÜNDE DÜŞMANI TAMAMIYLA SİNDİRİP HÂKİM DURUMA GELMEDİKÇE, HİÇBİR PEYGAMBERE ESİR ALMAK YAKIŞMAZ. “ Buradan da anlıyoruz ki, savaşta alınan esirlerin sürekli esir olarak tutulması, hatta söylendiği gibi olmayıp, yani onları köle olarak tutulmasına Allah, asla izin vermiyor. Çünkü Kur’an köleliği kaldırmaya çalışıyor. HELE HELE ZORLA MÜSLÜMAN YAPIP, BAKIN MÜSLÜMAN OLURSANIZ SİZİ ESİRLİKTEN AZAT EDERİZ DENMESİ, ASLA MÜMKÜN DEĞİLDİR. Tevbe suresi 5. ayetin devamında bahsedilen ayet, aslında bu konuda çok net bir açıklama yapıyor. Ayeti yazdığımızda, konuyu daha açık anlayacaksınız. Tevbe 6: MÜŞRİKLERDEN BİRİ SENDEN GÜVENCE İSTERSE, ALLAH'IN KELÂMINI ANLAMASI İÇİN ONA FIRSAT VER; SONRA YİNE MÜSLÜMAN OLMAZSA, ONU GÜVEN İÇİNDE BULUNACAĞI BİR YERE ULAŞTIR. İşte bu müsamaha, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır. (Bayraktar Bayraklı meali) Bizler ne yazık ki ayetleri, kendi nefislerimizin yön verdiği, rivayetlerin etkisinde anlamaya çalışıyoruz. Hâlbuki Allah tüm ayetlerini, bizzat Kur’an ın içinde açıkladığını, her şeyden nice örnekler verdiğini, bunun nedenini de açıklarken, başkasına kulluk yapmayasınız, muhtaç olmayasınız diye böyle yaptık, dediğini açıkça görüyoruz. Tabi gözlerde perde yoksa gönüller mühürlenmemişse, bu gerçekleri görebiliriz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  8. EY MÜSLÜMAN! UYAN KULAK VER, DİNLE….. Allah şöyle dedi; Ey kullarım, gönderdiğim kitap size yetmedi mi? Cevap verdi kulları, YA ATALARIMIZIN İNANCI NE OLACAK. Yaradan seslendi. Benden başka veli edinmeyin yolunuzu bulamazsınız. Cevap verdi kulları, BENİ DOĞRU YOLA İLETECEK VELİM VAR. Allah dedi ki; Yemin olsun ki bu kitabı sizler için kolaylaştırdım. Kulları cevap verdi; KOLAYDA NE KADAR KOLAY. KUR’AN I HERKES ANLAYAMAZ. Allah kullarına; Ey kullarım, gönderdiğim ayetlerimin üzerinde düşünün, aklınızı kullanın. Kulları cevap verdi; AKILLA KUR’AN ANLAŞILMAZ. Allah şöyle dedi; Ey kullarım gönderdiğim kitabı, anlayasınız diye iyice açıkladım. Kulları cevap verdi. HİÇ DE ÖYLE GÖRÜLMÜYOR, NAMAZIN KAÇ REKÂT OLDUĞU BİLE YOK. Yaradan ben elçime, senin görevin yalnız tebliğ etmektir, davet etmektir dedim. Kulları cevap verdi. PEYGAMBERİMİZİ POSTACI DİYE Mİ GÖNDERDİN. Ey kullarım dedi Rabbimiz, bağışlamak, şefaat yalnız bana aittir. Kulları cevap verdi. ŞEFAAT YA RESUL ALLAH. Allah kullarını uyardı, sakın dinde bölünenler gibi olmayın. Kulları cevap verdi. BÖLÜNMEKTE BEREKET, ZENGİNLİK VARDIR. Allah kullarına, din adına yol gösterici olarak, size Kur’an yeter dedi. Kulları cevap verdi. YALNIZ KUR’AN İLE DİN YAŞANMAZ. KUR’AN DA HER BİLGİ YOKTUR. Yaradan; Ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem dedi. Kulları cevap verdi. ALLAH IN ELÇİSİNİN DE, DİNDE HÜKÜM KOYMA YETKİSİ VARDIR. Ey kullarım, sizlere Kur’an da saydıklarımın dışında, sakın haramlar edinmeyin. Kulları cevap verdi, ALLAH IN ELÇİNİN DE HARAM KOYMA YETKİSİ VARDIR. Kullarım sakın unutmayın, sizleri yalnız Kur’an dan hesaba çekeceğim. Kulları cevap verdi. RİVAYET HADİSLERDEN DE SORUMLUYUZ. Dert edinsem tüm bunları, hatırlatmasam yapılan yanlışları, gönlüm razı gelmez. Dinsiz, peygamber düşmanı deseler de, dönmem yolumdan. BEN ALMIŞIM BAYRAĞI HER MÜSLÜMAN GİBİ, MUHAMMED KULUNDAN. Kardeşlerimi Uyarmak İçin Kur’an Nurundan. Dert edinmem hakaretleri, bilirim sonunda gelecek ödülü. Sarıldın mı FURKANA, huzur verir insana. GELİN DOSTLAR BİR OLALIM, BOŞ SÖZLERİ BIRAKIP KUR’AN A SARILALIM. İşte o zaman Allah ın yardımını, yanımızda bulalım. Duayla geçti ömrümüz, Kur’an ı hayata geçiremedik. HEP ALLAH DAN İSTEDİK, AMA HİÇ ONU DİNLEMEDİK. Ömrümüz geçti, geldik son günlere, hazır mıyız hesabı vermeye. Müslüman’ız dedik, ama Allah ne söylediyse tersini yaptık. SANKİ DOĞRU YAPMIŞ GİBİ, YARDIM İSTEĞİNDE BULUNDUK. ALLAH CEVAP VERDİ, NE YAPTIN Kİ NE İSTERSİN. SEN İSTEMEDEN VERDİN Mİ Kİ BENDEN BEKLEYESİN. NE YAPTIYSAN BENDEN, ONUN KARŞILIĞINI GÖRECEKSİN. Haluk GÜMÜŞTABAK
  9. Bizler İslam ı öyle sorgusuzca yaşıyoruz ki, biraz durup düşünme gereği bile duymuyoruz. Acaba yanlış yolda mıyız diyen, Allah ın bizleri sorumlu tutacağına hükmettiği Kur’an a bakan, inancını sorgulayan ne yazık ki çok az. Allah Kur’an da bazı kelimeleri bizlerin dikkatini çekmek ve uyarmak için itinayla kullanır. Bu yazımda da, Allah ın bizlerin dikkatini çektiği ve düşünmemizi istediği bir kelime kullanıyor TAĞUT. Bu kelimenin geçtiği bir ayeti hatırlayalım önce. Bakara 256: Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O HÂLDE, KİM TÂĞÛTU TANIMAYIP ALLAH’A İNANIRSA, KOPMAK BİLMEYEN SAPASAĞLAM BİR KULPA YAPIŞMIŞTIR. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Diyanet meali) Rabbimiz çok açık şunu söylüyor, doğruluk yani HAK olan, sapkınlıktan yanlış sözlerden, batıldan ayrılmıştır. Eğer Kur’an ile yetinmezsek, Kur’an ın sınırlarını aşarsak, inandığımız bilgilerin hak mı, yoksa sapkınlıklımı, batıl mı olduğunu asla bilemeyiz, lütfen bunu unutmayalım. Dikkat ettiyseniz Allah, bazı kişilerden bahsediyor ve diyor ki, kim TAGUTU tanımayıp onun sözlerine inanmayıp, Allah a onun indirdiği kitaba inanırsa, sapasağlam bir kulpa yapışmış demektir diyor. Peki, kim bu TAGUT. İnsanların ilah diye kabul ettikleri tanrılar mı, yoksa onlarda yaratılmış bizler gibi beşer mi? Burası çok önemli. Bunu bilelim ki, bizlerde aynı hataları yapmayalım. Önce TAGUT ne anlama geliyor ona bakalım. “TAGUT KELİME ANLAMI OLARAK, ALLAH IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞAN, ALLAH IN BİR KISIM KANUNLARINA MUHALİF DAVRANAN, ONLARIN YERİNE GEÇECEK HÜKÜMLER İCAT EDENLERE DENİR.” Buradan şunu anlıyoruz. Tağut bizler gibi yaratılmış insanlar. Bunlar Allah ın indirdiği kitapların dışına toplumları yönlendiriyor, Allah ın koyduğu sınırları aşarak, Allah ın hükümlerinin tam tersini, sanki en doğrusu buymuş gibi topluma anlatan ve Allah asla hüküm vermediği halde, dinde hükümler icat edenlere Allah, TAĞUT diyor. Cahiliye toplumunun en büyük yanlışını Allah, bizlere örnek veriyor ders alalım, aynı hataya düşmeyelim diye. Ne dersiniz, siz TAĞUT kelimesinin ne anlama geldiğini anladıktan sonra, aklınıza çok şeyler geldi değil mi? Hatırlayınız Kur’an da Allah bizleri nasıl uyarıyordu, biz kitapta her şeyden nice örnekleri anlayasınız diye verdik, sakın Kur’an ın sınırlarını aşmayın kâfirlerden olursunuz. Yalnız Kur’an ın ipine, kulpuna yapışın. Sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin. Veliler edinip ardı sıra gitmeyin, çünkü güvenilecek yardım isteyecek veliniz yalnız benim. Hüküm vermek Allah a mahsustur, Allah hükmüne hiç kimseyi ortak etmez. Biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık. Şefaat tümden Allah a aittir. Buna benzer yüzlerde ayeti örnek verebiliriz. Tüm bunca açık ayetler dururken, bizlere Allah ın bu sınırlarını aşmamızı sağlayan, Allah ın emirlerinin tam tersini, Allah katındandır diye anlatanlar, Allah ın hüküm vermediği konularda hükümler icat ederek, dini zorlaştıran kişiler ne diyorlar bu konularda hatırlayalım. “KUR’AN ÖZET BİLGİLER İÇERİR, DİN ADINA HER KONU KUR’AN DA YOKTUR, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ”. Buna inan bir insan, Kur’an ın sınırlarını tanımaz bir inancın içinde bulur kendisini. Allah Kur’an ın ipine sarılın, sakın emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin dediği halde, tam tersini söyleyenlere inanırsak, Kur’an tanımaz oluruz. Hüküm vermek Allah a mahsustur dediği halde Allah, dinde peygamberlerin, din ulemaların, şeyhlerin dini konularda söz sahibi olduğuna inanırsak, TAGUTUN esiri olmuş oluruz, lütfen bu gerçeği unutmayalım. Bizler ne yazık ki İslam ı yaşarken, Kur’an ın ışığında inancımızı yaşamıyoruz. Öyle TAĞUTLAR edindik ki, bu kişilerin bizlere mahşer günü ŞEFAAT edeceğine inanıyoruz. Allah tam tersini söylediği halde, bu yanlışı göz göre göre yapıyoruz. Bunu yapanlara Allah, şeytanın esiri olanlar diyor. Ayette dikkat ettiyseniz tağutun sözlerine değil, Allah ın sözlerine yani Kur’an a uyanlar sağlam bir kulpa sarılmışlardır diyor. Bizler hala Kur’an ı yeterli görmeyip, hangi bilgilerin peşi sıra gidiyoruz lütfen iyi düşünelim. Lütfen unutmayalım. Allah ın hükümlerinin tam tersine inanan, Allah ın ayetlerini göz ardı edenler, Allah a kulluk etmeyen, TAGUTA kul olanlardır diyor Allah. Kur’an zina yapan kadın ya da erkeğin cezasını açıkça söylediği halde, eğer hala zinanın cezasının Kur’an da asla bahsedilmeyen, RECM cezasıdır diyenler, UNUTMASINLAR TAGUTA KUL OLANLARDIR. Bakın Allah ne diyor. Zümer 17–18: Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. (Ey Muhammed!) DİNLEYİP DE SÖZÜN EN GÜZELİNE UYAN KULLARIMI MÜJDELE. İşte Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.(Diyanet vakfı meal) Tağuta kul olmanın manası, onun sözlerine şüphe duymadan inanıp, kabul ederek ardı sıra gitmektir. Veliler, şeyhler, efendiler edinmeden onlara kul köle olmadan, yalnız Allah ın sözlerine inanıp, Allah ın kulu olup, yalnız Allah ın kitabına iman edenler, onun hükümleri ile inancını yaşayanlara Allah, müjde ver onlara diyor. Çünkü böyle kullarım, sözün en güzelini dinler, en doğrunun peşi sıra giderler diyor. Peki, sözün en doğrusunu kim söylerdi? Tabiî ki yanılmayan yalnız Allah. Ne diyor ve uyarıyordu bizleri hatırlayalım. Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır! (Nisa 87) Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? (casiye 6) Söyleyecek çok şey var, ama toplum olarak Kur’an dan öyle uzaklaştık ki, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemiyoruz. Mahşer günü şaşırmışların safında olmak istemiyorsak, gelin en sağlam kulp olan Kur’an a, sıkı sıkıya sarılalım ve Allah ın müjde veren kulları arasında olalım. Aklını kullanabilene, batıldan uzaklaşabilene ne mutlu. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  10. FACEBOOK U KINIYORUM.

    Facebook u kınıyorum. Fikir ve inançlarımı özgürce yazmamı engelleyerek, gerçek İslam ın tebliğine mani olmuştur. Facebook genel merkezini göreve davet ediyorum. Facebook, hiç kimseye ve inancına saygısızlık yapmadığım halde, fikir ve inanç özgürlüğüne darbe vurmuştur. Birilerinin güdümünde araştırmadan kararlar vererek, üyelerini cezalandırarak, benim iki kez kur an ve gerçek İslam a davet eden yazılarımı, site yöneticilerinin şikayeti olmadığı halde, diğer sitelerde, bloklarda yazılarımı yayımlamamı geçici süre engellemiştir. Böylece batıldan uzak, Kur’an a davetin önünü kesmişlerdir. Telefonla itirazlarıma ne yazık ki bir cevap alamadım. Bende ferdi olarak topluma şikâyetimi bildiriyorum ve kınıyorum. Allah ı inkâr eden yazılara bile ses çıkarmayan fecebook, Kur’an gerçeklerine davet eden yazılarımı başka sitelerde geçici olsa da yasaklaması düşündürücüdür. Facebook un bu davranışını kınıyor, bu davranışlarından gerçekleri araştırarak vazgeçmelerini unut ediyorum. Kur’an ın tebliğini hiç kimse engelleyemez. Saygılarımla Haluk Gümüştabak
  11. Maide suresi 21. ayet örnek gösterilerek, Yahudilerin yaşadığı toprakların, hatta daha fazlasını Allah Yahudilere verdiğini iddia edenler vardır. Gerçekten bahsettikleri ayet, bu toprakların sahiplerinin Yahudiler olduğunu mu söylüyor, yoksa ayette bahsedilen, çok dikkat çekici ibretler mi var. Gelin bu ayetin öncesi ve sonrasında ki ayetlere bakarak, aslında bu ayetlerde neler anlatılıyor, bizler bu ayetlerden nasıl dersler almalıyız, onu anlamaya çalışalım. Önce ayeti yazalım. Maide 21: “Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı mukaddes toprağa giriniz ve ARKANIZA DÖNMEYİNİZ, YOKSA KAYBEDEREK DÖNMÜŞ OLURSUNUZ.” (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayetin bizlere, ne anlatmaya çalıştığını anlayabilmemiz için, bir önceki ayete önce bakalım, daha sonrada devamındaki ayetlerden, bu topraklara neden ve ne amaçla Yahudilerin girmelerinin istendiğini anlamaya çalışalım. Bu kıssadan çok önemli dersler var bizlere, ama anlayana anlamak isteyene. Maide 20: Bir zamanlar Musa, kavmine, “Ey kavmim!” demişti, “Allah'ın size bahşettiği nimetleri hatırlayınız; zira O, içinizden peygamber çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Dünyada başka hiç kimseye vermediğini size verdi.” (Bayraktar Bayraklı meali) Demek ki Hz. Musa kavmine sesleniyor ve diyor ki, Allah beni elçi olarak sizlere gönderdi ve sizlere vaat ettiklerini yerine getirip, daha önceki toplumlara yapmadığı kadar, sizlere yardımda bulundu diyor. Maide 21. ayetinde de, Allah sizlere zulüm edenlerden kurtarmak için, mukaddes yani bereketli, güzel, sevilen, övülen bir bölgeye girmenizi istiyor diyor. Daha sonrada çok dikkat çekici bir şeyler söylüyor Allah. “ARKANIZA DÖNMEYİNİZ, YOKSA KAYBEDEREK DÖNMÜŞ OLURSUNUZ” DEMEK Kİ ALLAH BU BÖLGEYİ YAHUDİLERE TAHSİS ETMİYOR, onları zalimlerden kurtarmak için yardım ediyor ama uyarıyor ve diyor ki, sakın geri dönmeyin yani kaçıp gitmeyin mücadele edin. Ayetin devamına bakalım şimdide. Maide 22: Onlar şu cevabı verdiler: “Ey Musa! ORADA ZORBA BİR HALK VAR; ONLAR ORADAN ÇIKMADIKÇA BİZ ORAYA ASLA GİRMEYECEĞİZ. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.” (Bayraktar Bayraklı meali) Yahudiler, Allah ın emri olan bir tebliğe karşı, bakın elçilerine nasıl bir cevap veriyorlar. Allah ın gitmelerini istediği bölgede, zorba bir halk var, onlar oradan çıkmadıkça asla oraya gitmeyeceğiz diyorlar. Hâlbuki Allah, bu bölgeye Yahudileri özellikle gönderiyor ve bu toplumu sınıyor, imtihandan geçiriyor. Ama Yahudiler zora gelemeyeceklerini, savaşmak niyetinde olmadıklarını açıkça söylüyorlar ve Allah ın emrini yerine getirmemek için ısrar ediyorlar. BÖYLECE MAİDE 21. AYETE ALLAH IN HÜKMÜ GERÇEKLEŞİYOR VE KAYBEDENLERDEN OLUYORLAR. Şimdide devamındaki ayete bakalım. Maide 23: Korkanların içinden, ALLAH'IN KENDİLERİNE LÜTUFTA BULUNDUĞU İKİ KİŞİ ŞÖYLE DEDİ: “Onların üzerine kapıdan giriniz; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. EĞER MÜMİNLER İSENİZ SADECE ALLAH'A GÜVENİNİZ.” (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayeti okuduğumuzda, Allah ın Yahudi toplumunu bu bölgeye neden gönderdiğini çok daha iyi anlıyoruz. Allah Yahudileri imtihan ediyor ve diyor ki, TOPRAKLARINIZ İÇİN SAVAŞIN. İçlerinden iki kişiye lütufta bulunan, yani onlar aracılığıyla diğerlerini teşvik ederek, gerçekleri görmelerini sağlayarak, çok önemli bir şey anlatmaya çalışıyor Allah. BEN SİZİN YANINIZDAYIM, ZAFER SİZİN OLACAKTIR diyor, teşvik ediyor. Acaba Yahudi toplumu elçisinin ve Allah ın isteğine karşılık bu çabalardan sonra ne diyorlar, şimdide ona bakalım ve bu toplumun günümüzdeki yanlış tuttum ve davranışlarının, asiliklerinin, kendilerinden başka kimseyi düşünmez tavırlarının, nerelerden günümüze geldiğini daha iyi anlayalım. Maide 24: “Ey Musa! Onlar orada bulunduğu müddetçe, biz oraya asla girmeyeceğiz; ŞU HALDE SEN VE RABBİN GİDİNİZ SAVAŞINIZ; biz burada oturacağız” dediler. (Bayraktar Bayraklı meali) Yahudi toplumu, Allah ın uyarı ve yardımlarına rağmen, bakın nasıl küstahça cevap veriyorlar. BİZ BU TOPLULUK ORADA OLDUĞU SÜRECE SAVAŞMAYACAĞIZ. İSTİYORSANIZ, SEN VE RABBİN GİT SAVAŞ, DİYE CEVAP VERİYORLAR. İşte Yahudiler böyle bir toplum. Sizce böyle bir topluma Allah, mukaddes yani bolluk ve bereketli bir yeri vaat ederde, bu bölge sizin olsun der mi? Asla demez, dememişte zaten. Kur’an da birçok örnek vardır, Allah gönderdiği elçisini korumak ve kollamak ona inananlara yardım etmek adına, birçok destek, moral verecek ayetler indirmiştir. Müslümanlar asla böyle bir saygısızlık yapmamış ve Peygamberimizin yanında olmuşlardır. Hiçbir Müslüman, Allah ın emrini yerine getirmemek için direnmemiş, ellerinden geleni yapmışlardır. İşte onlarla aramızdaki fark. Tüm bu ayetlerden şunu anlıyoruz. Allah bizlerden kendi geleceğimizi, kendi ellerimizle oluşturmamızı istiyor, hazırlayıp kendisi asla vermiyor. Buna benzer örnekleri, Peygamberimizin savaşlarında da görüyoruz. İşte bu bizlerin imtihanıdır, bunu lütfen unutmayalım. Hz. Musa ve toplumu arasında geçen bu konuşmalardan sonra, Hz Musa Yaradan a karşı mahcup, zor durumda kalmış, görevini yerine getirememenin üzüntüsünde, bakın Allah a nasıl yalvarıyor ve ne istiyor. Maide 25–26: Musa, “Rabbim! BEN KENDİMDEN VE KARDEŞİMDEN BAŞKASINA HÂKİM OLAMIYORUM; BİZİMLE BU YOLDAN ÇIKMIŞ TOPLUMUN ARASINI AYIR” DİYE YALVARDI. Allah, “Öyle ise orası, onlara kırk yıl yasaklanmıştır. YERYÜZÜNDE ŞAŞKIN ŞAŞKIN DOLAŞACAKLAR. Artık sen fâsık/yoldan çıkmış toplum için üzülme” dedi. (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayet, bu örnek bizlere ibret olmalıdır. Allah bu toplumdan bahsederken, onlar fasık yani yoldan sapmış toplumlardır diyor. Böyle topluma Allah, herhangi vaatte bulurda ödüllendirir mi? Allah ın lanetlediği, cezalandırdığı bu toplum, atalarının zalimliklerinden ne yazık ki farklı şeyler yapmıyorlar bugün. Toprakları için savaştan kaçanlar, Allah ın yardım edeceğim sözlerine güvenmeyip, Allah ın elçisini mahcup edenler, bugün silahlanmış arkalarına adaletten uzak Amerika yı da alarak, güçsüz ve masum insanları adaletsizce, haksızca, zulümle topraklarından sürmeye, el koymaya çalışıyorlar. Unutmayınız lütfen, Allah onları isyanlarından dolayı cezalandırmış ve vatansız olarak bu dünyada şaşkın şaşkın yani, sersem sersem olarak dünyaya yayılmış yaşamaya mahkûm etmiştir. Ayette kırk yıl cezalandırıldığı yazıyor. Evet, Allah bir suça karşı dengi ceza verir, ebedi vermez. AMA TAKİP EDER, SOYUNDAN GELENLER, AYNI HATALARI YAPIYORLARSA, CEZA BU YANLIŞLARDAN VAZGEÇENE KADAR UZATILIR DEVAM EDER. Yahudilerin genel çoğunluğu, ne yazık ki atalarının hatalarını devam ettiriyorlar. Hatta Allah ın kitabından uzaklaşarak, öyle bir inanç yarattılar ki kendilerine, kendi toplumlarından başka milletleri, kendileri için yaratıldığına ve diğer toplumların kendilerine hizmet etmeleri gerektiğine inanıyorlar. Yani kendilerini üstün bir ırk kabul ediyorlar. Karşısındaki insanlara da asla acıma duyguları yok. Böyle bir inanç Allah ın emri olabilir mi? Yahudiler onun içindir ki, hiçbir zaman huzurlu ve mutlu bir yaşam süremeyeceklerdir. ALLAH IN LANETİ VE CEZASI DA ÜZERLERİNDEN, BU ZULMÜ YAPTIKLARI SÜRECE KALKMAYACAKTIR. Ne yaparsan, onu bulursun. Biz Müslümanlar, gerçeklerin arayışında olmadığımız sürece, bu zalimlere gereken dersi vermemiz mümkün olmayacaktır. İçimize girmiş Yahudi fitnesini, inançlarını gelin içimizden Kur’an ile söküp atalım. İnanın bunu yapamadığımız sürece, Allah ın yardımını yanımızda bulamayız. Allah ın arı, duru dinine batıl ve hurafe karıştırmayalım. Allah ın dinde sakın bölünmeyin emrini, gelin hayata geçirelim ve tek yumruk olalım. İşte o zaman bizler adaletsizlere, zalimlere gereken dersi el birliğiyle verebiliriz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  12. İslam a öyle yanlış inançlar girmiş ki, bizler bunu araştırma ve Kur’an ile sorgulama gereği hiç duymuyoruz. Hurafe ve batıl inançların neredeyse hepsi, Yahudi kaynaklıdır. Bu makalemin konusu KUDÜS, biz Müslümanlar için kutsal mıdır, ya da KUDÜS ün bizlerin inancında, çok önemli bir yerimi vardır? Kudüs ile bizlerin bağı nedir? Gelin bu konu üzerinde birlikte düşünelim, tabi hakemimiz, delilimiz yalnız Kur’an olsun. BİZLER İÇİN KUDÜS ÜN ÖNEMLİ OLUŞUNUN NEDENİ, BU BÖLGEDE YAŞAYAN FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZİN TOPRAKLARININ, YAHUDİLER TARAFINDAN İŞKÂL EDİLİP GADDARCA, ZALİMCE YOK EDİLMEYE ÇALIŞILAN, MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN OLDUĞU GERÇEĞİDİR. Bildiğiniz gibi KUDÜS Yahudiler, Müslümanlar ve Hıristiyanlar için çok önemli bir yer olduğu söylenir ve bu konuda birçok rivayetler anlatılır. Gerçekten biz Müslümanlar için, Mescidi Haram gibi çok önemli midir KUDÜS? Kudüs ün, biz Müslümanların ilk kıblesi olduğu söylenir ve bunun içinde önemli olduğu anlatılır. Gerçekten böyle bir bilgi Kur’an da var mıdır? Şöyle anlatılır, Müslümanlar namazlarını ilk önceleri Mescidi Aksaya dönerek kılarlardı, daha sonra Bakara 144. ayet indirildi ve namazlar Mescidi Harama dönerek kılınmaya başlandı diye, rivayet hadislerle ayet anlatılır. Ayet gerçekten namazlarınızı, bundan sonra Mescidi Harama dönerek kılın mı diyor? Gelin önce ayete bakalım, anlamaya çalışalım. Bakara 144: Biz, yüzünü göğe doğru çevirdiğini görüyoruz. İşte şimdi, SENİ MEMNUN OLACAĞIN BİR KIBLEYE DÖNDÜRÜYORUZ. ARTIK YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM'A DOĞRU ÇEVİR. Siz de hepiniz, nerede olursanız olunuz, yüzlerinizi o tarafa doğru çeviriniz. Şüphesiz KİTAP EHLİ, PEYGAMBERİN, RABLERİNDEN GELEN GERÇEK OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLİR. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir. (Bayraktar Bayraklı meali) DİKKAT ETTİYSENİZ AYETTE, TEK KELİME BİLE SALÂT/YANİ NAMAZ KELİMESİ GEÇMİYOR. KUR’AN IN HİÇBİR AYETİNDE, DAHA ÖNCE MESCİDİ AKSA YA DÖNEREK NAMAZ KILINIYORDU, ONU DEĞİŞTİRDİM, NESH ETTİM, ARTIK MESCİD-İ HARAMA DÖNEREK NAMAZ KILIN DİYE BİR EMİR GÖREMEZSİNİZ. Peki, bu ayette ne anlatılıyor, artık yüzünüzü Mescidi harama dönün derken ne kast ediliyor? Gelin şimdide onu anlamaya çalışalım. Peygamberimiz bildiğiniz gibi ÜMMİYDİ, yani hiçbir Ehli kitaba tabi değildi, ama gerçeklerin arayışı içindeydi. Yoldan çıkmış Kitap ehline bakarak, Allah ın böyle bir dini olamaz diye, sürekli yüzünü gökyüzüne çevirip, Allah a dua ettiğini anlıyoruz ayetten. Allah, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz derken, burada kıble kelimesi EN DOĞRU YOL ANLAMINDA, yani seni memnun olacağın bir inanca yönlendiriyoruz diyor. ARTIK YÜZÜNÜ MESCİDİ HARAM A DOĞRU ÇEVİR DERKEN, LÜTFEN DİKKAT BURADA NAMAZ KILARKEN DEMİYOR, İMAN VE İNANÇ ADINA YÜZÜNÜ İBRAHİM İ DİNİN MERKEZİ VE SEMBOLÜ OLAN MESCİDİ HARAM A YANİ İSLAM A DÖN DİYOR. Devamında da Allah bizleri kast ederek, sizlerde hangi inancın takipçisi olursa olun, hepiniz İbrahim in arı, duru dinine İSLAM A yüzlerinizi çevirin diyor. BAKIN NAMAZDAN/SALÂTTAN BAHSEDİLİYOR MU? BAZI MEALLERDE, SANKİ HÂŞÂ ALLAH SÖYLEMEYİ UNUTMUŞÇASINA, PARANTEZ İÇİNDE NAMAZ KILARKEN DÖNÜN, DİYE İLAVE EDİYORLAR. Ayetin sonunda kitap ehlinin, elçilerine gönderdiği gerçekleri çok iyi bilirler diyor. Yani kitap ehli İbrahim in inancını çok iyi bilir diyor. Bakın Burada namazlarınızda, daha önce Mescidi Aksaya dönüyordunuz, artık bu ayetle Mescidi Harama dönerek namazlarınızı kılın emri var mı? Kesinlikle yok, Kur’an ın hiçbir ayetinde de göremezsiniz, ama Kur’an ın hiç bahsetmediği rivayetlere inanmakta bir sakınca görmüyoruz. Hurafe ve batıl inançlar, işte böyle ayetlere ilave edilmeye çalışılıyor. Allah namaz kılarken, bizlerin Kur’an da herhangi yöne dönerek, namaz kılmamızı asla istememiştir. Allah daha önce verdiği emri değiştirmiş olsaydı, bunu bizlere açıklar ve izah ederdi. Rivayetlerde, peygamberimizin, ehli kitabın namaz kılarken döndüğü bölgeye dönmek istemediği ve Allah ın elçisinin isteği doğrultusunda bunu değiştirdiği anlatılır. Buna nasıl inanırız, anlamak mümkün değil. Kur’an Bakara suresi 115. ayette bakın ne söyler bizlere. “DOĞU DA BATI DA ALLAH'INDIR, NEREYE DÖNERSENİZ ALLAH'IN YÖNÜ ORASIDIR. “ Gelelim Mescidi Aksa konusuna. İsra suresi 1. ayet örnek gösterilerek, bu ayetin devamında Peygamberimiz KÜDÜS ten MİRACA çıkmıştır diye inanılır. Her ne hikmetse bahsettikleri ayet Kur’an da geçiyor da, neden devamı yani MİRAÇ Kur’an da geçmiyor diye, hiç kimse sorma gereği duymuyor. Allah Kur’an ın sınırlarını aşmayın, kâfirlerden olursunuz demesine rağmen, nedense Allah ın uyarısını hiç dikkate almıyoruz ve Kur’an ın özüne tamamen ters düşen MİRAÇ konusunu, sorgulamadan kabul edip iman ediyoruz. İsra suresi 1. ayeti yazalım, üzerinde birlikte düşünelim. İsra 1: Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece MESCİD-İ HARAM’DAN ÇEVRESİNİ BEREKETLENDİRDİĞİMİZ MESCİD-İ AKSA’YA GÖTÜREN Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (Diyanet meali) Bu ayet örnek gösterilip, Allah ın elçisinin buradan sonra, MİRACA çıktığı rivayet edilir. Tabi Kur’an da asla geçmez, tek bir örneği dahi verilmez. Ama bizlerin rivayetlere karşı coşkun sevgimizden olsa gerek, buna inanmışız. Tabi söylenenleri sorgulamadan. İLGİNÇTİR, BUGÜN KUDÜSTE Kİ, MESCİD-İ AKSA ADIYLA GEÇEN MESCİDİN, KUR’AN DA GEÇEN MESCİT OLDUĞUNA İNANILIR. BUNUN OLMASININ MÜMKÜN OLMADIĞINI, KÜÇÜK BİR ARAŞTIRMAYLA ANLAYABİLİRSİNİZ. BU MESCİT PEYGAMBERİMİZİN VEFATINDAN, YILLAR SONRA YAPILMIŞ, ÖZELLİKLE KUR’AN DA GEÇEN İSİM MAKSATLI OLARAK VERİLMİŞTİR. AYETTE GEÇEN MESCİD-İ AKSA, BİR YERİN, MESCİDİN İSMİ DEĞİLDİR. BU KELİMENİN ANLAMI EN UZAK MESCİT ANLAMINDADIR, KESİNLİKLE HERHANGİ BİR YERDEN BAHSEDİLMEMEKTEDİR. Bahsetmiş olsaydı, bizler herhalde bu yeri de Kutsallaştırır, kim bilir neler yapardık, gerçi bahsetmediği halde yapıyoruz da. Ayette Allah elçisini, Mescidi Haram dan, yani İslam ın, İbrahimi dinin merkezi kabul edilen yerden, bereketli topraklardan geçerek, EN UZAK MESCİDE KADAR GÖTÜRMÜŞTÜR. Bunun nereleri kapsadığını, detayını Allah Kur’an da, asla bildirmemiştir. Elbette bunun sebebi de vardır, Allah bilir bizler bilemeyiz. Belki bizler bu yerlerin neresi olduğuna dair, tahminde bulunabiliriz ama bunun bizlere bir getirisi, faydası yoktur. Olsaydı Allah bu konuda da detaylı bilgi verirdi. Önemli olan Allah elçisini, bahsettiği bölgeleri gezdirip, onun bazı gerçeklerle yüzleşmesini, dersler almasını sağlamıştır. Bu gezdirmenin, götürmenin nasıl olduğunu da tam bilemiyoruz. BURADAN DA ANLIYORUZ Kİ, KUDÜS BİZLERİN İNANCIMIZ ADINA KUTSAL BİR MEKÂNIMIZ DEĞİLDİR. AMA KUDÜS BUGÜN, MÜSLÜMANLARIN EZA VE CEFA GÖRDÜĞÜ, ADETA MÜSLÜMANLARIN YOK EDİLMEYE ÇALIŞILDIĞI, YAHUDİLERİN İŞKALİNDE BİR YERDİR. Yahudiler bu bölgeyi, yalnız biz Müslümanlar için değil, Hıristiyanlar içinde önemli bir bölge yapmayı başarmışlardır. Hıristiyanlar için adeta burası Hac bölgesidir. Hz. İsa nın, bu şehirde çarmıha gerildiğine inanırlar. Çok daha ilginci Yahudiler, Hıristiyanlar arasında, özellikle Amerika da, Evanjelist mezhebinin kurulmasını sağlayarak, bu mezhep inananlarının da, devletin yönetim kadrosuna gelmesini sağlayıp, bakın nelere inandırmışlar. “ YAHUDİLER, ALLAH IN VAAT ETTİĞİ KUTSAL TOPRAKLARA YERLEŞTİRİLMEDİĞİ SÜRECE, İSA MESİH DÜNYAYA GELMEYECEKTİR.” Yahudiler yalnız bizim inançlarımıza değil, Hıristiyan inançlarına da işte böyle girmişler ve onları böyle yönetiyorlar. Amerika nın, Yahudilere devlet kurmalarının ve onları savunmalarının tek nedeni, bu düşünceye inanmalarından kaynaklanıyor. Allah ile aldatmak, demek ki her inancın başına bela. Yahudiler, diğer Ehlikitabın içine soktukları yanlış bilgilerle, kendi topraklarının kutsallığını sağlamış VE ADETA İŞKÂL ETTİĞİ TOPRAKLARI, BAŞKALARININ KORUMASINI, DEĞER VERMESİNİ SAĞLAMIŞLARDIR. Bizlerde KUDÜS Ü din adına öyle kutsallaştırdık ki, bazı Hac turları önce Kudüs ü ziyaret ediyor, daha sonra Mekke ye geçiyorlar. Allah bizlere akıl fikir versin. ORAYA GİTTİĞİMİZDE, YAHUDİLERE KAZANDIRDIĞIMIZ PARAYI BİR DÜŞÜNÜN. BU KAZANDIRDIĞIMIZ PARALAR, MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZE KARŞI MERMİ, SİLAH OLARAK GERİ DÖNÜYOR. Değerli din kardeşlerim, bizlerin inancına girmiş batıl ve hurafe inançlarımızı, lütfen Kur’an süzgecinden geçirelim. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyorsa, Kur’an ın sınırlarını aşan, onun bahsetmediği, hiçbir bilginin lütfen ardı sıra gitmeyelim ve inanmayalım. İnanın çok pişman oluruz. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  13. Bir yazıma cevap veren arkadaşımız, yazımı tenkit edip, kendi düşüncesini anlatmak adına öyle şeyler yazmış ki, bunu sizlerle paylaşmamın çok önemli olduğunu düşündüm. Arkadaşımız Bakara 284. ayette geçen bir cümleyi yazmış, bu sözleri nasıl anlamalıyız, ayet ne anlatıyor diye bana sormuştu, ayeti önce yazalım, daha sonra konuşmaya devam edelim. Bakara 284: Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'a aittir. İÇİNİZDEKİLERİ AÇIĞA VURSANIZ DA GİZLESENİZ DE ALLAH ONDAN DOLAYI SİZİ HESABA ÇEKECEKTİR ve sonra O, İSTEDİĞİNİ AFFEDECEK, İSTEDİĞİNİ CEZALANDIRACAKTIR. Zira Allah her şeye gücü yetendir. (Bayraktar Bayraklı meali) Bana soru soran arkadaşımız, Allah bu ayette, “İÇİNİZDEKİLERİ AÇIĞA VURSANIZ DA GİZLESENİZ DE, ALLAH ONDAN DOLAYI SİZİ HESABA ÇEKECEKTİR” cümlesinde, Allah bizim içimizden geçirdiğimiz kötü şeylerden dolayı da mı cezalandıracak, şeklinde soru sormuştu, bende elimden geldiğince, Kur’an ın diğer ayetlerinden faydalanarak, örnekler verip bu ayette bundan bahsedilmediğini anlatmaya çalıştım. Konu açılmışken, Allah bu sözleriyle bizlere ne anlatmaya çalışıyor, isterseniz konuya girmeden önce, kısaca bahsedelim. Önce şunu söylemeliyim, Allah ayetinde içinizden geçirdiklerinizden, yani gizlediklerinizden dolayı sizi hesaba çeker sözü, içinizden geçirdiğiniz kötü şeylerden dolayı sizi cezalandırır anlamında değildir. Lütfen dikkat edelim, ALLAH İÇİNİZDEN GEÇİRDİKLERİNİZDEN, SİZLERİ SORUMLU TUTAR DEMİYOR. Hesaba çekmek sorgulamaktır. Sorgunun sonunda ceza verilir, tabi suçlu bulunulursa, kötü düşünce fiiliyata geçmişse. Ayetin sonunda da onu açıklıyor ve ne diyor? Allah istediğini affedecek, istediğini cezalandıracaktır. Yani önce sorgu, daha sonra suç varsa işlenmişse, herhangi bir kişiye zarar verilmişse, ceza verilecektir. Allah bu sözleriyle bizlerin dikkatini çekiyor, uyarıyor ve diyor ki, “BEN SİZİN İÇİNİZDEN GEÇİRDİKLERİNİZİDE BİLİRİM, ONA GÖRE DAVRANIN.” Bu uyarıyı yapmaktan maksat, kendinize gelin, sinirlerinize hâkim olun ve kafanızda kötü şeyler planlamayın, böyle düşünceler geldiğinde, hemen Allah a sığının. Çünkü o planların daha sonra esiri olursunuz ve ŞEYTANIN VESVESESİYLE O DÜŞÜNCELERİ HAYATA GEÇİREBİLİRSİNİZ. İşte Allah bu sözlerle bunu engellemeye çalışıyor. İÇİNİZDEN GEÇENİ BİLİRİM DİYEREK, KÖTÜ DÜŞÜNCEDEN ALLAH KULLARINI UZAKLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR. Bakın Allah ayetinde ne diyor. Araf 200: EĞER ŞEYTANDAN BİR KIŞKIRTMA SENİ DÜRTERSE, HEMEN ALLAH’A SIĞIN. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Diyanet meali) Elbette Allah, yalnız düşüncede kalan, fiiliyata geçmemiş, kötü niyetli düşüncelerimizden, fikirlerimizden dolayı bizleri cezalandırmaz. Cezalandıracağım demiyor, ama uyarıyor dikkatli olmamızı istiyor. Bu konuyu, Kur’an ın diğer ayetlerine de müracaat ederek, daha iyi anlamaya çalışalım. Çünkü Kur’an kendisini anlatan, açıklayan eşi benzeri olmayan bir NURDUR, IŞIKTIR. Allah yarattığı kullarının, hangi vasıflara sahip olduğunu anlatırken Kur’an da, şunları söyler. KULLARIM TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR, ACELECİ TABİATTA, ZAYIF NEFİSTE YARATILMIŞTIR. Bu özelliklerinin üstünden gelmesi içinde Allah, kullarıma akıl verdim ki, bu zayıflıklarının üstesinden gelsin diye bilgi verir. Bu vasıfları taşıyan bir insan, elbette ilk önce sinirle kötü şeyler düşünebilir, bunu yapması çok da normaldir. Ama aklını kullandığında, düşündüklerini hayata geçirdiğinde, ALLAH A SIĞINDIĞINDA olacakları hesaplayıp, düşüncelerini uygulamaktan vazgeçer. Günümüz hayatımızda da, kanunlarımız öyle değil midir? İşlenmek istenen suç, yalnız düşüncede kaldıysa, fiiliyata geçmediyse suç sayılmaz. Sizlere hatırlatacağım ayetler üzerinde lütfen düşünün. Nisa 123: İş, ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla olur. KÖTÜLÜK YAPAN, ONUNLA CEZALANDIRILIR ve kendisine Allah'tan başka ne dost ne de yardımcı bulur. (Bayraktar Bayraklı meali) İbrahim 51: Allah herkese KAZANDIĞININ KARŞILIĞINI VERMEK İÇİN ONLARI DİRİLTECEKTİR. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. (Bayraktar Bayraklı meali) Nerml 90: KÖTÜLÜK YAPANLAR, YÜZÜSTÜ ATEŞE ATILIRLAR. “YAPTIKLARINIZDAN BAŞKA BİR ŞEYLE Mİ CEZALANDIRILIYORSUNUZ?” denir.(Bayraktar Bayraklı meali) Saffat 39: SİZE, SADECE YAPTIKLARINIZIN KARŞILIĞI VERİLECEKTİR. (Bayraktar Bayraklı meali) Enam 160: Kim Allah'ın huzuruna bir güzellik getirirse ona, getirdiğinin on katı vardır. KİM DE KÖTÜLÜK GETİRİRSE, O SADECE GETİRDİĞİNİN DENGİ İLE CEZALANDIRILIR. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Bayraktar Bayraklı meali) Bu ayetler, her şeyi açıklıyor. Bizler bu dünyada imtihandan geçiyoruz, ne yaptıysak onun karşılığını göreceğiz. Bizzat yapmadığımız, düşüncede kalmış hiçbir şeyden bizleri Allah cezalandırmaz. BU İMTİHAN OLMANIN KURALLARINA, KUR’AN IN ADALET ANLAYIŞINA DA TERS DÜŞER. Allah bizlerin sadece yaptıklarımızın karşılığının verileceğini söylüyorsa, bunun tersi olan hiç bir düşünceyi, Allah a nispet etmeyelim, hata yaparız. Allah ne diyordu Kur’an için. “YEMİN OLSUN Kİ, BU KİTABI SİZLER İÇİN KOLAYLAŞTIRDIM.” Sırf bu hüküm bile, aklımızdan geçirdiğimiz, ama hayata geçmeyen, kötü bir şeyden bizleri Allah ın sorumlu tutmayacağına açık kanıttır. Gelelim arkadaşımızın bu ayet ile ilgili, bana söylediği sözlere. Aslında bu arkadaşımızın amacının, benden bilgi almak olmadığını, düşüncelerimin yanlış olduğunu bana anlatmaya çalıştığını, bana verdiği cevaptan anladım. Bana öyle bir cevap verip, ayetle ilgili öyle bir açıklama yaptı ki, doğrusu yaşanan İslam ın ne boyutta olduğuna çok güzel bir örnekti. Sizlere verdiği cevabı, ibret olması adına paylaşmak istiyorum. “Bu ayet nesh olmuş, yani hükmü ortadan kaldırılmıştır. ÖNCEKİ ÜMMETLER, İÇİNDEN GEÇİRDİKLERİ ŞEYLERDEN DOLAYI, ALLAH İNDİNDE MESUL İDİLER. Fakat bu ayet, bu ümmet için de inince, Sahabe Resulullaha giderek. BİZ NAMAZ KILIYORUZ, ORUÇ TUTUYORUZ, FAKA BU AYET BİZE AĞIR GELDİ DEDİLER.” “ALLAH(CC) O AYETİN HÜKMÜNÜ KALDIRIP, ONUN YERİNE, BAKARA 286. SİZİN NEFSİNİZİN YÜKLENEMEYECEĞİ ŞEYİ SİZE YÜKLEMEYİZ, MEALİNDEKİ AYETİ İNDİRDİ.” “Ayetlerin nüzul sebebini anlamadan, bir insan tefsir yazarsa, kendi kafasına göre yorum yapmak zorunda kalır. Dolayısıyla her tefsir yazanın kafasına göre bir din çıkar ortaya. Birçok ayetin nüzul sebebi Resulullah ve sahabenin yaşantısıdır. NÜZUL SEBEPLERİNİN BİLGİLERİ DE BİZE HADİSLER VE SAĞLAM RİVAYETLERLE GELMİŞTİR.” Ne yazık ki emin olmadığımız bilgilerin ardına düşersek, işte böyle Allah ın ayetlerinin hükmü birer birer ortadan kalkar, bizlerde bu yanlış bilgilere inanmış olarak huzura gideriz. Nüzul sebeplerinin bilgileri, bizlere hadisler ve sağlam rivayetlerle ulaştığını da, gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorlar. Rivayet adı üstünde, emin olamayacağımız bilgi demektir. Bu bilgilere göre imanımıza nasıl yön veririz. Allah ın uyarılarını unuttuk mu? Emin olamayacağın bilginin ardına düşme, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, diye uyaran Allah ın uyarılarını dinlemeyip, böyle rivayetlerin ardına düşersek, sonucuna da katlanmasını bilmeliyiz. Allah ın muhkem yani apaçık ayetlerini, bizler tefsir yapamayız, bunu zaten Allah yapmış. Tefsir anlaşılmayan konulara, kapalı olan sözler için yapılır. Tefsir, söylenen söz hakkında kişinin yorumudur yani kendi düşüncesi ve kendi anladığıdır. Bu çok riskli ve tehlikelidir. Hâşâ Allah ın açıklayamadığını anlatan, açıklayan tefsir yapanlar mı var aramızda. Düşünebiliyor musunuz, bunu söyleyip inandığımızda, ilk önce Allah ın adaletini sorgulamış oluyoruz. Hatta daha önceki kullarına Allah, hayata geçmemiş ama aklından geçmiş kötü düşüncelere bile ceza verdiğini, kullarını mesul tuttuğunu kabul etmiş oluyoruz ki, bu adaletsizliği Allah a nispet etmek bile, günahların en büyüğüdür. Daha da kötüsü, Allah geleceği bildiğini Kur’an da söylemesine rağmen, gelecekte olacakları hesaplayamayan konuma Allah ı getirip kullarının, bizler bu ayetin hükmünü kaldıramayız itirazlarının sonunda, elçisinin de isteğiyle Allah hükmünden vazgeçip, başka bir ayet indirmiş olduğunu nasıl söyleriz ve buna inanırız. Bu ne büyük saygısızlık ve gaflet. Böyle düşüncedeki insanları, Allah ıslah etsin desem de çok zor. Şöyle bir örnek verelim. Biz bir kişi hakkında, kafamızdan kötü bir insan olduğu konusunda düşünceler geçiriyoruz. Bu insan şöyle kötü, böyle kötü şeyler yapıyor diye yorumlar yapıyoruz kendi nefsimizce içimizden. Öyle bir zaman geliyor ki, bu kişiyle yakından tanıştığımızda ve onu iyice tanıdığımızda, kötü bir insan olmadığını anlıyoruz ve bu kişi ile ilgili kafamızdaki tüm kötü düşünceler siliniyor. Sizce daha önceki kötü düşüncelerimizden dolayı, Allah bizleri cezalandırır mı? O kişiye bu düşüncelerimizle zarar vermediysek, sırf düşüncelerimizden dolayı Allah ın ceza vermesi, Kur’an ın adalet anlayışına asla uymaz. Yemin olsun ki, bu kitabı sizler için kolaylaştırdık hükümlerine de ters düşer. Lütfen unutmayalım, bizlerin ayetleri doğru anlamamız için, tüm ayetlerin nüzul sebebini bilmemiz gerekseydi, onu da Allah Kur’an da bizlere söylerdi. Eğer Allah tüm ayetlerin nüzul sebebinden bizlere bahsetmiş olsaydı, ayetleri yalnız o döneme ya da olaya has kılma, o döneme hapsetme yanlışını yapabilirdik. Bugün bu yanlış ne yazık ki, buna inananlar tarafından yapılıyor. Elbette bazı ayetlerde, nüzul sebebi açıklanmıştır Kur’an da. Sanki Kur’an eksik bilgi vermiş gibi, açıklanmayanların arayışına lütfen girmeyelim, yanlış bilgiler inancımızı zehirler ve bizleri yanlışa yönlendirir. Hesap günüde, pişman olanların safında buluruz kendimizi. Aslında söyleyecek çok şeyler var, ama bizler Kur’an dan öyle uzaklaştık ki, yolumuzun nereye bizleri götürdüğünün, inanın farkında bile değiliz. Farkında olanlardan olmak istiyorsak, gelin rivayetlerin, sanı bilgilerin değil, en güvenilir Allah ın sözlerine, kitabına sarılalım. O BİZLERİ EN GÜVENLİ LİMANA ULAŞTIRACAKTIR. Allah cümlemizi, huzuru mahşerde güveli limana ulaşan, Allah ın azınlık, halis kulları arasında olmayı, bizlere nasip etsin inşallah. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK KUR’AN DA NESİH VAR MIDIR?
  14. Bu makalemde sizlere hatırlatmak ve üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim bazı ayetler var. Lütfen bu ayetler üzerinde dikkatle düşünelim. Bizlere öğretilenleri bir kenara koyalım, bakalım Allah bu ayetlerinde bizleri nasıl uyarıyor ve hangi bilgileri veriyor ki, dini kullananların, saptıranların elinde hiçbir dayanakları olmasın. Enbiya 10: Andolsun, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (Diyanet meali) Bakın Allah çok açık ve net bir bilgi veriyor bizlere ve ne diyor. “SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR.” Allah bizler için Kur’an ın yeteceğini, hatta hayatımızın özünün, yaşam rehberinin, şan ve şerefimizin yolunun yalnız Kur’an dan geçtiğini, asla bunun dışına çıkmamamız gerektiğini söylüyor. Siz bu uyarıyı aldıktan sonra, KUR’AN BENİM AMELİ İBADETLERİMİ GEREKTİĞİ GİBİ AÇIKLAMAMIŞ, BEN BU BİLGİLERİ KUR’AN DIŞINDAN GELEN SÖZLÜ BİLGİLERDEN HADİSLERDEN ÖĞRENİYORUM, DEMEMİZ NORMAL Mİ? Hani şan ve şerefimiz yalnız Kur’an daydı. Hani yalnız Kur’an ın ipine sarılacaktık. Hani Kur’an dan sorumluyduk. Hani biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık diyordu Allah. Yoksa bu uyarılara kulak mı tıkadık, atalarımızın inançlarını yaşamak adına? Tüm bunlar normal diyorsanız, Allah ın bu ayetine iman etmiyor, kendinize Kur’an ın yanında kitaplar, rehberler ediniyorsunuz demektir. Allah sizin bütün şan ve şerefiniz için her şey Kur’an da var diyecek, bizler adeta inatla, beşeri FIKIH inancının öğretisini Kur’an da göremediğimizde, bakın her şey yokmuş, demek ki Kur’an, iman adına her şeyi yazmıyormuş diyeceğiz öylemi? Bunu söylediğimizde ve inandığımızda, sonucuna da katlanacağımızı unutmayalım. Değerli din kardeşlerim. Bizlerin asla unutmaması gereken bir konu var, oda Allah ın elçisinin ÜMMİ oluşudur. BU KONU İSLAM TOPLUMUNDA ADETA GİZLENİYOR. Kur’an ın ÜMMİ kelimesine, ÜMMİ toplumuna verdiği anlamı, eğer bizler doğru anlayabilirsek, bugün peygamberimiz adına uydurulan tüm iftiraların, sözlerin gerçek olmadığı ortaya çıkacaktır. Peygamberimiz ÜMMİYDİ yani ne Yahudi’ydi nede Hıristiyan toplumuna tabiydi. Söyledikleri gibi ümmi okuma yazma bilmeyen anlamında değildir. Allah ın elçisi, Hiçbir ehli kitaba tabi değildi ama doğruların arayışındaydı. Onun içindir ki, ALLAH IN RESULÜNÜN DİNİ KONULARDA HİÇBİR BİLGİSİ YOKTU. Hatırlayınız Allah bu konuya açıklık getirmek için, ne diyordu elçisine hitaben. “SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. FAKAT BİZ KUR'ÂN'I, KULLARIMIZDAN DİLEDİĞİMİZİ DOĞRU YOLA İLETTİĞİMİZ BİR NUR YAPTIK.” (Şura 52) Bakın Allah ın resulü, elçi olmadan önce, hiçbir inanca tabi değilmiş. Ayette de açıkça sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin diyor. Bu bilgiyi Allah bizlere neden bildiriyor, bunun maksadını mutlaka anlamalıyız. Eğer anlamadan üstünü örtersek, bu konuda Allah ın bizlere anlatmaya çalıştığı çok önemli gerçekleri anlayamayız. Çok daha dikkat çeken ise, ayetin devamında söylediklerini hatırlayalım. “FAKAT BİZ KUR'ÂN'I, KULLARIMIZDAN DİLEDİĞİMİZİ DOĞRU YOLA İLETTİĞİMİZ BİR NUR YAPTIK.” Demek ki peygamberimiz, doğru yolu, din adına her şeyi Kur’an dan öğrenmiş. Kur’an Allah ın doğru yoluna ileten, apaçık bir nurdur diyor ayet. Ama bizler bu gerçekleri görmezden gelip, Allah ın nurunu tamamlayan, hatta ibadetlerimizin detayı Kur’an da olmadığı için, onları açıklayan, izah eden bir konumuna getiriyoruz, Allah ın elçisini. Bu nasıl bir tezatlık, Allah ın elçisinin tek rehberi Kur’an ise, bizler nasıl Kur’an yetmez deriz. Allah verdiği emri neden açıklamasın, bunu da mı düşünemiyoruz? Açıklamadığı bir emirden nasıl hesap sorabileceğine inanıyoruz, bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Bu nasıl büyük bir saygısızlık, bunun farkında bile değiliz. Bu konuda bizlere referans olacak ve hurafelerden bizleri uzaklaştıracak, çok dikkat çekici bir ayeti sizlere hatırlatmak istiyorum. Ankebut 47: Çünkü [ey Muhammed,] sen bu [vahyin gelmesi]nden önce HERHANGİ BİR İLAHÎ KELÂMI OKUMUŞ YA DA ONU KENDİ ELLERİNLE YAZMIŞ DEĞİLDİN; öyle olsaydı, [sana vahyetmiş olduğumuz] hakikati çürütmeye çalışanlar, insanları [onun hakkında] KUŞKUYA SEVK EDEBİLİRLERDİ. (Muhammed Esed meali) Bu ayetin bir ayet öncesinde de Allah, Kur’an ı peygamberimize indirdiğinden bahsediyor ve daha önceki vahiylere inanan ve inkârcılardan örnek veriyor. Bu ayette de aslında bizler için çok önemli bir bilgi veriyor, ÜMMİ konusuna açıklık getirmek adına. Peygamberimizin konumu ile ilgili, daha önce Şura 52. ayette verdiği bilgiyi derinleştirmek, onaylamak adına, bakın ne diyor Yaradan. Sen, sana indirdiğimiz Kur’an dan önce, dini konularda hiçbir kitap okumamış ve bu kitaplarla ilgili dini konularda hiçbir bilgide yazmamıştın. Seni özellikle ÜMMİ toplumdan seçtik. Bunun nedeni, gerçeklere karşı çıkıp, Kur’an a iman etmek istemeyenler, bu durumunu kötüye kullanır, bu kitabı kendisi yazmış, daha öncede zaten buna benzer kitaplar yazıyordu demesinler diye, özellikle seni ÜMMİ toplumun içinden seçtik diyor. Ayetin son cümlesi zaten bunu açıklıyor. Bunca açık ayetlerden sonra, Allah ın elçisinin ÜMMİ oluşu gerçeği üzerinde, dikkatle düşünelim ve diyelim ki; Madem Allah ın elçisi ÜMMİYDİ, yani Kur’an ın dışından hiçbir dini bilgisi yoktu, bu durumda peygamberimiz din adına Kur’an ayetlerinden başka hükümler koymuş olması mümkün değildir. Bunun mümkün olamayacağını ayetten anlıyoruz. Allah o günkü topluma fırsat vermemek adına, elçisini ÜMMİ toplum arasından seçiyor ve sebebini de söylüyor. “KUR’AN I RESULÜM YAZMIŞ DİYEMESİNLER, ELLERİNDE BÖYLE BİR BAHANELERİ OLMASIN.” Bizlerde bu ayetten, kıssadan hisse alıp şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; ALLAH ÖZELLİKLE ÜMMİ BİR ELÇİ GÖNDERMİŞ Kİ, DAHA ÖNCE ATALARININ İNANCININ ETKİSİNDE KALMADAN, ASLA DİNE İLAVELER YAPMADAN, ÜMMETİNE YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETSİN, YALNIZ KUR’AN I ANLATSIN. Ben aldığım kıssadan hissemi, sizlerle paylaşmak istedim. En doğrusunu Allah bilir. Bizlere düşen imtihanımızı yalnız Kur’an dan yaşamak olmalıdır. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
  15. Kur’an ayetlerinin ne anlattığını, ameli ibadetlerimizi nasıl yerine getireceğimizi, Kur’an dan öğrenemez miyiz? Aslında böyle bir soruyu sormaktan utanıyorum. Çünkü bunun tersini düşünmek, Allah a ve kitabına saygısızlıktır. Düşünebiliyor musunuz, benzer bir soruyu, herhangi bir konuda kitap yazmış bir yazara yöneltsek ve desek ki, senin kitabında bahsettiğin bazı konuların açıklaması, izahı kitabında yok, gereken tüm bilgileri alamadık. Bu konuların anlaşılması için başka kaynaklara da ihtiyaç var desek, inanın yazar çok üzülür ve şöyle düşünür. “DEMEK Kİ KİTABIMI YAZARKEN BAŞARILI OLAMAMIŞIM, AMACIMA ULAŞAMAMIŞIM”. Ne yazık ki bu soruyu sorup, doğru cevabı hepimiz bulmalıyız, çünkü Kur’an ne yazık ki, tek başına anlaşılması mümkün olmayan, her sorumuza cevap vermeyen bir kitap ilan edildi, bazı kişiler tarafından. Lütfen hatırlayınız, Allah sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diyordu, ama bizler çok önemli olan ameli ibadetlerimizin açıklamasını ve nasıl yerine getireceğimiz konularının Kur’an da olmadığını söylüyoruz. Buna nasıl inanırız, hiç mi düşünmüyoruz? Bunu kabul edersek, Allah yarattığı kullarına, uyarılarını, ikazlarını anlatamıyor, izah edemiyor demek anlamına gelir ki, buna inanan bir insan, Allah a çok büyük saygısızlık yapmış demektir. NEDEN ALLAH, BİZLERİN YERİNE GETİRMEMİZİ İSTEDİĞİ KONULARIN, GEREKEN KADARINI AÇIKLAMASIN KUR’AN DA VERMESİN, BUNUN MANTIKLA, AKILLA, KUR’A İLE İZAHINI YAPABİLECEK VAR MI ARAMIZDA? Allah yeni doğan bir bebeğin, iki yıl anne sütünü emmesi gerektiğini Kur’an da yazacak, ama Allah a karşı kulluk görevlerimizi yerine getirmemiz ve ibadetlerimiz konusunda gereken açıklamayı yapmayacak öyle mi? BİR ÖĞRETMEN SİZCE, ÖĞRENCİSİNE GEREKEN BİLGİYİ, GEREKTİĞİ ÖLÇÜDE VERMEDEN, İMTİHAN EDİP SORU SORAR MI? SORMAZ DİYORSANIZ, LÜTFEN AKLA VE MANTIĞA UYMAYAN BİR İSNATTA ALLAH A BULUNMAYALIM. İNANIN HESAP GÜNÜ, ŞAŞKINA DÖNENLERİN SAFINDA BULURUZ KENDİMİZİ. Kur’an a baktığımızda, böyle bir şeyin asla olamayacağını, Kur’an ın anlaşılması için, nice örneklerle izah edildiğini, kolaylaştırıldığını onlarca ayetinde Allah bizlere bildiriyor. Eğer Kur’an ın okunduğunda anlaşılmasının mümkün olmadığına inanırsak, bu konuda Allah ın Kur’an ı anlaşılacak bir şekilde gönderdim dediği onlarca ayetini inkâr etmiş oluruz. O zamanda Müslüman olduğumuzu söylememizin, hiçbir anlamı kalmaz. Bazı kardeşlerimiz ise şöyle bir savunma yapıyorlar ve diyorlar ki; “KUR'AN İTİKAT İMAN İÇİN YETERLİDİR, AMELİ YÖNDEN PEYGAMBERİN AÇIKLAMALARI GEREKMEKTEDİR. YOKSA KİMSE HACCINI YERİNE GETİREMEZ, NAMAZINI KILAMAZ, ORUCUNU TUTAMAZ, ZEKÂTINI VEREMEZ.” Bir an bu söylediklerini doğru kabul edelim. Eğer doğru kabul edersek, Allah ın Kur’an ın ipine sarılın, o sizi en doğruya ulaştıracaktır hükmü askıda kalır. Çünkü Allah ne diyordu, Kur’an da biz her konuda nice örnekleri değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız, sizi Kur’an dan hesaba çekeceğim. Yine Kur’an, dinde ruhban sınıfı olmadığını, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek yardım istenecek veliniz yalnız benim ayetlerine de inanmamış oluruz. Eğer yukarıdaki sözlere, düşünceye inanırsak, bizler Allah a karşı kulluk görevimizi nasıl yerine getireceğimizi Kur’an dan öğrenmemiz mümkün olmaz. NAMAZIMIZI KURANA GÖRE KILAMIYOR, ZEKÂTIMIZI KUR’AN A GÖRE VEREMİYORSAK, BİZLERİ İMAN ADINA YÖNLENDİRECEK BAŞKA KAYNAKLARIN OLMASI GEREKİR Kİ, BUDA KUR’AN IN KARŞISINA YA DA YANINA KOYMAMIZ GEREKEN KİTAPLAR VAR DEMEKTİR. Hatırlayınız, Allah ne diyordu? “Hadi bir benzerini getirin bakalım.” Bir benzerini bırakın, Kur’an da açıklanmayan çok önemli konuların açıklandığı, izah edildiği kitaplardan bahsediyoruz. Böyle kitaplar eğer varsa, Kur’an ı hiç kimse okumaz. Daha açık, izah edilen kitapları okumak daha akıllıca olmaz mı bu durumda. Bakın bu düşünceye inandığımızda, nasılda toplumu Kur’an dan uzaklaştırıyoruz. Bu konuda düşünmeye devam edelim. Diyelim ki, peygamberimizin hadisleri olmasaydı, söyledikleri gibi namazımızı kılamazdık, orucumuzu tutamazdık, hacca gidemez gerekenleri doğru yerine getiremezdik diye düşünelim. Peki, peygamberimizin döneminden kayda alınmış, bu bilgileri izah ettiği, açıkladığı kitaplar nerede? Bırakın peygamberimizden bugüne ulaşan kitapların olmamasını, zaten Allah ın elçisi böyle yanlış bir düşünceyi asla kabul etmediği için, din ve iman adına hiçbir bilgiyi Kur’an hariç kayda aldırmamış yazdırmamıştır. PEYGAMBERİMİZDEN GÜNÜMÜZE ULAŞMIŞ KUR’AN DIŞINDAN HİÇBİR KAYNAK KİTAP YOKTUR. Hatırlayınız lütfen, bugün hadislerin tamamı, bir rivayete göre diye başlar ve bir kişinin düşünceleri ve sözleriyle nakledilir. İnancımızı sizce böylemi yaşamamızı isterdi Yaradan? Çok daha ilginci, dört halifenin de böyle bir düşüncesinin olmadığının kanıtı olarak, onların döneminde bile Kur’an dışından bunlarda peygamberimizin sözlerdir diye herhangi bir sözün yazılması, nakledilmesi yasaktı, çünkü Allah ın resulü yasaklamıştı. Bu dönemde de asla kayda alınmış, bahsedilen bilgilerin yazıldığı bir kitap yoktur. Bu durumda şöyle bir soru geliyor akla. Madem bizler nasıl namaz kılacağımızı, oruç tutacağımızı, zekat vereceğimizi Kur’an dan öğrenemiyoruz, neden bu ibadetlerimizi yerine getireceğimiz bilgileri, Allah ın elçisi Kur’an ın yanında kayda aldırıp bizlere iletmemiş? Şöyle düşünebilir misiniz, PEYGAMBERİMİZ BUNU DÜŞÜNEMEMİŞ, DÖRT HALİFENİN DE AKLINA GELMEMİŞ, AMA YAKLAŞIK 200 YIL SONRA BİRİLERİNİN AKLINA GELEREK, PEYGAMBERİMİZİN BU KONULARDAKİ SÖZLERİNİ/HADİSLERİNİ TOPLAMIŞ VE BİZLERİN İMANLARINI KURTARMIŞ. ÇOK ŞÜKÜR ONLARIN SAYESİNDE NAMAZIMIZI KILIYOR VE ZEKÂTIMIZI DOĞRU VERİYORUZ. Öylemi din kardeşlerim. Bizler buna mı inanıyoruz? Lütfen batıl ve yanlış inançlarımızı aklamak adına aklı ve Kur’an ı devre dışı bırakmayalım, mahşer günü ne Allah ın nede Resulünün yüzüne bakamayız. Allah ın elçisi, özellikle Allah tarafından, ne Hıristiyanların nede Yahudilerin arasından değil, ÜMMİ toplumun içinden seçilmiştir. ÜMMİ söyledikleri gibi okuma yazma bilmeyen değil, hiçbir dini inanca tabi olmayandı. Bunu Kur’an birçok ayetinde izah ediyor, tabi anlayana anlamak isteyene. Onun içindir ki, Allah ın resulünün din adına bildiği tek kitap KUR’AN dı. Ne öğrendiyse yalnız Kur’an dan öğrendi. Allah tüm emirlerini Kur’ân ile tebliğ etti ve Kur’an da açıkladı, daha doğrusu bunu Kur’an söylüyor. Anlattıkları gibi, namazın kılınmasını ve diğer ibadetlerin nasıl yerine getirileceğini Kur’an dışından sözlü yolla bildirmedi. Böyle bir bilginin olması da Kur’an a göre mümkün değil. Allah bizleri Kur’an dan sorumlu tutacağına hükmettiyse, onun tüm açıklamasını da Kur’an da yapmadığını nasıl düşünürüz. Akla ve mantığa Kur’an a uymayan bir düşünceyi, nasıl kabul ederiz? Allah emin olmadığın bilginin sakın ardına düşme, sorumlu tutarım, sizler için kıstas ölçü, rehber yalnız Kur’an dır dedikten sonra, rivayetler yoluyla bizlere ulaşan sözlerle, nasıl olurda imanımıza yön veririz. Karar sizlerin. Allah ın elçisi örnek peygamberimiz, yalnız Kur’an a uymuş ve yalnız Kur’an ile hükmetme emri almıştır. İmtihan sizin imtihanınız, hep birlikte gerçekleri mahşerde göreceğiz. Bir Müslüman a düşen, din kardeşini, yalnız Kur’an ile uyarmak olmalıdır. PEYGAMBERE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) Diyanet meali. BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56) Diyanet vakfı meali SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Diyanet meali. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) Diyanet meali. Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.