Hz. Hatice: Mesajın ve Risaletin İlk Tanığı (Orijinal başlığı görüntüle)



Gönderen 16 Eylül 2008 - 02:40

Hz. Hatice: Mesajın ve Risaletin İlk TanığıGönderilen Resim.31.07.2008 02:09

İslâm tarihi, Hz. Muhammed (s)'in Yüce Allah tarafından elçi olarak seçilmesi ve vahiy almasıyla başlar. Tarihe ve topluma, iletilen bir bildirimle gerçekleşen bu müdahale ve mücadelede, 40 yaşındaki elçinin yanı başında onurlu ve vakarlı bir kadın yer almıştır.

Hz. Muhammed'in Hira yolundaki azığını o hazırlamış, evdeki dinginlik ve güzelliği o besleyip büyütmüş, onun titreyen ellerini ilk önce o tutmuş, onun üstünü o örtmüş, onu uyandırıp donatarak davete o yollamış, onun yediği tekme tokatları ve küfürleri o savuşturmuş, onun yaralarını ağlayarak ilk önce o sarmış, onunla birlikte Kâbe'ye ilk kez o yürümüş, onun mesajını kadınlara ve karşılaştıklarına ilk kez o ulaştırmış, onun gözyaşlarına o eşlik etmiş, onun dualarına ilk kez ellerini o kaldırmış, onun çağrısına yönelen köleleri, mahrum ve müstezafları ilk kez o doyurmuş, Mekke'nin en zengin kadınıyken bütün varlığını harcayarak onunla birlikte karnına taşları ilk kez o bağlamış, bir yetim olarak başkalarının evinde büyüyen bir adamın içindeki yaraları ilk kez o görüp dinlemiş, tevhid mektebinde tertemiz bir çocuk olarak büyüyen Ali'ye ilk kez o kol kanat germiş, zorba müşriklere onurlu ve başı dik bir şekilde haykıran ilk kadın o olmuş, dahası âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberin ilk yâranı, yoldaşı ve bağlısı o olmuştur.

İkinci bir Hira'dır Hz. Hatice. Mektebin hazırlayıcısı, kurucusu ve aynı zamanda ilk hanım öğretmenidir.

Bir peygamber eşi olmasının yanında, bir kadın ve Müslüman olarak da değerli ve örnekliği sürdürülebilir vasıflara sahiptir. İyi yetişmiş, akıllı, dünyayı tarazlayan bakışlara sahip, kendi hayatını biçimlendirip anlamlandırabilen biridir. Kararlı, onurlu ve kurucu bir özne olmayı; hak edilmiş bir bilinç ve sezgiyle gerçekleştirebilen ideal bir kadın, örnek bir kişiliktir.

Kirli ve yozlaşmış Mekke ortamında kendisi olmayı başarmıştır. Ticaretle uğraşmış, kimseye yük olmamıştır. Dikkatli, donanımlı ve özgüven sahibidir. Kendisiyle evlenmek için can atan onca kibirli adamı reddetmesinin yanı sıra, izleyip güvendiği ve zamanla hayranlık ve sevgi duyduğu bir insana, itirazlara rağmen evlenme teklifini o götürmüştür. Ki tarih; o yetim, yoksul ve mahzun adamın çölün ortasındaki küçük bir evde büyüyüp çoğalan çığlık ve çağrısında, ona eşlik eden o güzel ve temiz simayı hâlâ örnek göstermekte ve adını saygıyla anmaktadır.

KISA BİYOGRAFİSİ

556 yılında Mekke'de doğduğu kabul edilmektedir. Birçok kaynakta, Kureyş eşrafından biri olarak kabul edilen babası Huveylid'in, Ficar savaşından önce öldüğü rivayet edilmektedir. Annesi, Fâtıma bint Zâide'dir.

Hz. Hatice, üstün iffetinden dolayı, Müslüman olmadan evvel "Tâhire" lakabıyla anılmış, "Kübrâ" sıfatı ise Rasulullah'ın en büyük hanımı olması nedeniyle sonraki dönemlerde kullanılmıştır.

Hatice evlilik çağına gelince, amcasının oğlu Varaka b. Nevfel ile evlendirilmek istenmiş; fakat bu gerçekleşmemiştir. Hz. Muhammed (s) ile evlenmeden önce iki evlilik yapmıştır. İlk olarak Ebu Hâle Hind b. Zürâre et-Temimî ile evlenmiş; bu evlilikten Hz. Peygamber (s)'in şemailine dair rivayetiyle tanınan ve onun terbiyesinde yetişen Hind adlı oğlu ve bir de kızı olmuştur. Daha sonra Atik b. Âbid el-Mahzumî ile evlenmiştir. İkinci kocasının ölümü üzerine, Kureyş'in ileri gelenlerinden bazıları, Mekke'nin en soylu, en zengin ve en güzel kadınlarından biri olan Hatice ile evlenmek istemiş; ancak o bunların hepsini geri çevirmiştir.

Hatice, güvendiği kimselerle ortaklaşa ticaret yaparak hayatını sürdürmüştür. Bu esnada, tanıdıklarının önerisi üzerine, çevresinde üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak tanınan Hz. Muhammed ile bir ortaklık anlaşması yapmış ve kölesi Meysere'yi de hizmetine vererek Şam'a gitmesini istemiştir. Dönüşte, Abdullah oğlu Muhammed'in, hem başarılı bir tacir hem de dürüst ve doğru sözlü bir insan olduğuna karar vermiştir. Bu konuda kendi gözlemleri ve yorumlarıyla yetinmeyen Hatice, kölesi Meysere'den de bu yeni ortağının ahlâkı ve davranışları hakkında ayrıntılı bilgi edinmiştir. Gözlemleri, izlenimleri ve soruşturmaları sonucunda, bu genç ve dürüst adama karşı hem bir hayranlık hem de içten içe bir sevgi duymaya başlayan Hatice; bir süre sonra ona evlenme teklif etmiş ve teklifinin kabul edilmesiyle büyük bir mutluluk duymuştur.

İleride, Allah'ın insanlar arasından seçtiği son elçi sıfatıyla tarihin akışını değiştirecek olan yirmi beş yaşındaki Muhammed, aldığı bu teklifi amcalarına götürmüş ve onların görüşünü de almak istemiştir. Ebu Talib ve kardeşleri bir toplantı yaparak evliliği uygun görmüş, 400 veya 500 dirhem (bazı kaynaklarda ise yirmi dişi deve) vererek, Hatice'nin amcası Amr b. Esed'in de katılımı ve tanıklığıyla, evliliğin gerçekleşmesine yardımcı olmuşlardır. Kimi kaynaklarda, Hatice'nin babası Huveylid'in bu evliliğe razı olmadığı, kızının Ebu Talib'in "çulsuz yetim"iyle evlenmesinin kendilerini küçük düşüreceğini söylediği; bu nedenle merasimden önce içki içirilerek sarhoş edildiği, daha sonra da Hatice tarafından ikna edildiği rivayetleri de yer almaktadır.

Bu evlilik sırasında Hatice'nin kırk yaşında olduğu genelgeçer bir kabul haline gelmiş durumdadır. Fakat onun bu sırada otuz yedi hatta yirmi sekiz yaşında olduğunu ileri süren rivayetler de vardır ve bunlar İbn Sad'ın Tabakat'ında zikredilmektedir. Bu rivayetler yabana atılmamalıdır; zira hepsi de İslamiyet'ten önce olmak üzere Hatice'nin bu evlilikten yedi çocuk sahibi oluşu gerçeğiyle daha çok bağdaştıkları görülmektedir.

Hz. Muhammed ile Hatice'nin ilk çocukları olan Kasım iki yaşında ölmüştür. Rasulullah, Ebu'l Kasım künyesini onun adından almıştır. En büyük çocuklarının Zeynep olduğunu söyleyenler de vardır. Daha sonra Rukıyye, Ümmü Külsûm ve ileride Hz. Ali ile evlenecek olan Fâtıma doğmuştur. Çocuklarından Tayyib (Abdullah) ile Tâhir, nübüvvetten önce vefat etmiştir. Belazurî, İbn Abdülber, Mizzî gibi bazı kaynaklarda Abdullah, Tâhir ve Tayyib'in aynı çocuk olduğu, İslâmiyet'ten sonra doğduğu için bu çocuğun Tayyib ve Tâhir lakabıyla anıldığı kaydedilmektedir.

İLK EŞ, İLK MÜSLÜMAN, İLK YOLDAŞ

Hatice'nin destek ve güveni, sahip olduğu itibar ve ekonomik güç, Hz. Muhammed'in hayatında dünyevi bir sükûnete ve manevi bir arayışa olanak sağlamıştır. Risaletten önce Hz. Muhammed'in Mekke'den uzakta, özellikle Hira'da tefekkür ve ibadet ettiği günlerde Hatice onunla hep meşgul olmuş, eve dönmesi geciktiği zamanlarda hizmetkârları aracılığıyla ona ulaşmıştır. Onun, Hz. Muhammed'in hayatındaki en önemli rollerinden biri, peygamberlik geldiği zaman kendisine herkesten önce inanması ve onu bütün varlığıyla eşini desteklemesidir.

Kaynaklarda, Hz. Muhammed'in Hira mağarasında Cebrail'le karşılaşması ve vahiy almasıyla ilgili aktarımlar farklı rivayetlerle işlense de hemen hemen tamamında Rasulullah'ın Hatice'ye yönelmesi ve şaşkınlığını hatta korkusunu onunla paylaşması benzer ifadelerle dile getirilmektedir. Hz. Hatice onu sakinleştirmeye çalışmış, güvenini ve inancını dile getirmiş, örnek alınacak bir eş ve yoldaş olgunluğuyla hareket etmiştir. Buhari ve Müslim başta olmak üzere birçok kaynakta geçen şu sözler, Hz. Hatice'nin eminliğini ve yüceliğini gösterdiği kadar Hz. Muhammed'in örnek kişiliğinin ve günlük hayat pratiğinin önemli ipuçlarını da barındırmaktadır:

"Yemin ederim ki Allah seni hiçbir zaman utandırıp üzmez. Çünkü sen akrabanı gözetirsin. Doğru konuşursun. İşini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın. Yoksulları kayırırsın. Misafirleri ağırlarsın. Haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin."

İnsanların Rasulullah'a vahyin mahiyetini ve ilk günlerde yaşadıklarını sorması muhtemeldir ve Kur'an'da da bu konuyla ilgili çok sayıda işaret söz konusudur. Yine muhtemeldir ki Allah'ın şerefli elçisi, ilk günlerde evde konuşulup yaşananları da arkadaşlarıyla paylaşmış ve Hz. Hatice'nin güzel ve huzur veren söz ve davranışlarından da söz etmiştir. Zamanla kimi değişmelere uğrama ihtimali olsa da Hz. Hatice'nin tavrı ve özlü sözleri çağlarüstü güzelliklerle doludur. "Güzel bir ahlâk" üzere olan Rasulullah'ı betimleyen bu sözler, sıradan bir siyer bilgisi olmasının ötesinde, ilk ve en büyük davetçinin yol azığını nelerin oluşturduğunu göstermesi açısından daima önemsenmeli ve güncelleştirilmelidir.

Buhari'nin Sahih'inde, Hatice'nin daha sonraki etkinliği hakkında da rivayetler yer almaktadır: Evdeki ilk teskin çabalarından sonra Hz. Peygamber (s)'i alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'e götürmüştür. İbranice bilen, Tevrat ve İncil'i okuyabilen, daha önceleri Hıristiyanlığı kabul etmiş olan bu âlim, Rasulullah'ı dinledikten sonra, ona görünen meleğin bütün peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu söylemiştir.

Hz. Hatice, "Senin Allah'ın resulü olduğuna şehadet ederim." diyerek Müslümanlığı kabul etmiştir. Yeryüzünde sadece üç Müslümanın bulunduğu İslamiyet'in ilk günlerinde, Rasulullah ve Hz. Ali ile birlikte bazen Kâbe civarında, bazen de evinde ibadet etmiştir.

Rasulullah'ın ilk eşi ve İslâm'ın ilk inananı olan Hz. Hatice, müşriklerin zulüm ve zorbalıkları karşısında Hz. Muhammed (s)'i hiç yalnız bırakmamıştır. Sıkıntılara onunla birlikte göğüs germiş, onunla birlikte sevinmiş, onun gözyaşlarına eşlik etmiş, onunla birlikte davette bulunmuştur. Mekkeli müşriklerin Müslümanlara boykot uygulayıp kuşattıkları sürede de Hz. Peygamber (s) ile birlikte üç yıl boyunca muhasaraya göğüs germiştir. Servetini onun davası uğrunda harcamaktan da asla geri durmamıştır.

Hz. Hatice, kimi zaman hayatın getirdiği sıkıntılarla, kimi zaman da İslam düşmanlarının eziyetleriyle karşılaşan fakat daima örneklik ve mutlulukla pekişen yaklaşık yirmi beş yıllık bir evlilik hayatından sonra, hicretten üç yıl önce vefat etmiştir. Hz. Peygamber (s), onun vefatından üç gün önce amcası Ebu Talib'i de kaybettiği için iki büyük destekçisini yitirmiştir. Amcasından sonra eşini de kaybeden Hz. Muhammed (s)'in çok üzüldüğü, günlerce ağladığı ve bu yıla "hüzün yılı" dendiği, birçok kaynakta geçmektedir.

Siyer ve tarih müellifleri; Hz. Peygamber (s)'in, kendisinden sonra başka hanımlarla evlendiği halde Hz. Hatice'yi hiçbir zaman unutmadığını, ilk eşinin fedakârlığını ve dostluğunu her fırsatta dile getirdiğini aktarmaktadırlar. Hatta bizzat Hz. Âişe'nin kendi ağzından, onun Hz. Hatice'yi kıskandığını, bu vefa duygusunu ve sevgiyi hazmedemediğini aktaran rivayetler bulunmaktadır. Hz. Hatice'nin aleyhinde konuşulmasından rahatsız olan Rasulullah, Hz. Âişe'nin kendisini ondan hayırlı görmesini tasvip etmemiş, davasına kimsenin inanmadığı günlerde onun yanı başında olduğunu, halkın kendisini yalanladığı sırada onun tasdik ettiğini, hiç kimsenin kendisine bir şey vermediği bir dönemde onun İslâm davasını bütün varlığıyla desteklediğini, üstelik diğer eşlerinden çocuğu olmadığı halde Allah'ın kendisine ondan çocuk verdiğini söylemiştir. Onun, ümmetin en hayırlılarından olduğunu dile getiren Rasulullah, o hayatta iken bir başka kadınla evlenmemiştir.

Hz. Hatice, hangi mezhep ve meşrebe bağlı olursa olsun bütün Müslümanlar tarafından sevilip sayılmış, Arap olan ve olmayan İslam toplumlarında Hatice adı kız çocukları için yaygın bir isim haline gelmiştir.

ALİ DEĞİRMENCİ

Gönderen 16 Eylül 2008 - 12:56

Teşekkürler paylaşım için; bu güzel hayatlar bize çok şey anlatıyor...


:gul: :flowers:

Gönderen 16 Eylül 2008 - 17:16

İletiyi Görüntüleali0_1, 16-09-2008, 12:56 tarihinde, dedi ki:

Teşekkürler paylaşım için; bu güzel hayatlar bize çok şey anlatıyor...


:gul: :flowers:



Ben tesekur ederim'ali0_1' kardes sagol.
Peygambere iftiralarin havalarda ucustugu, peygamberle alay edildigi bir ortamda gercekten guzel bir yazi,
Bende buraya alintilamayi uygun gordum,
Oyle insanlarin yazilarini okudumki,
bu sitede,
peygambere cinsi sapik diyecekkadar adilesti,
oysa Hatice annemiz vefaat ettiginde, peygamber 50 yasindaydi,
25 yillik koca bir evlilik,
Kendi yasitlarinin bir suru esi olmasina ragmen,
o Hatice Annemizle yetinmisti,
ama bu haline bile iftira attilar,
Allah ve resulu tum iftiralardam beridir.
Aiyse annemizle evliligi bile herkesin rivayet ettigi gibi,
6 yaslarinda degil,
Muhammed aleyhisselamla evlendiginde en azindan 18 yasinda idi Aiyse annemiz.
Zeyneb annemizle evliligine gelince.

Kurani Muhammed aleyhisselamin kendi yazmadiginin, acik gostergesi oldugu halde,
o evliligi bile alay konusu yapmislardir.

[033.037] [DI] Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: «Eşini bırakma, Allah'tan sakın» diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir.

Ama ahirette Allah iftiracilarin mukafatini hakkiyla vercektir,
Hic suphesiz,
Allaha ve elcisine iftira atanlar,ahirette zakkum adi altinda yiyecekle karsilanacaklar,

Allahin ayetlerini inkar edenler,

[004.056] [DV] Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir.

[022.018] [DI] Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun? İnsanların birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah'ın alçalttığı kimseyi yükseltebilecek yoktur. Doğrusu Allah ne dilerse yapar.
[022.019] [DV] Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!
[022.020] [FK] Bu kaynar sular karın boşluklarındaki organlarını ve derilerini eritir.
[022.021] [DV] Bir de onlar için demir kamçılar vardır!

[022.022] [DV] Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve: «Tadın bu yakıcı azabı!» (denilir).
[022.023] [DI] Doğrusu Allah, inanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
[022.024] [DI] Bu kimseler, sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, övülmeğe layık olan Allah'ın yoluna eriştirilmişlerdir.

Simdi alay edenler bizlere guluyor,
yarin ahirettede biz onlara gulecegiz,

demirefe

Gönderen 17 Eylül 2008 - 00:37

İletiyi GörüntüleEvren., 16-09-2008, 18:16 tarihinde, dedi ki:

6 yaslarinda degil,
Muhammed aleyhisselamla evlendiginde en azindan 18 yasinda idi Aiyse annemiz.

İslam tarihçileri, Aişe'nin vefat tarihi olarak genelde H. 58 yılını, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 66 yaşını vermektedirler. Bir kısmı, vefat tarihi olarak H.56-59'u, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 65-67 yi belirtseler de, çoğunluğu birinci görüştedir. Böylece Aişe'nin vefat esnasındaki yaşından, vefat tarihini çıkardığımızda (66-58= Hicret sırasında Aişe'nin yaşının 8 olduğu ortaya çıkar. Hicretten bir yıl sonra evlendiğine göre ise evlilik yaşı 9 olacaktır. İbn Kesir bu yaşta evlendiği konusunda hiçbir ihtilafın olmadığını belirtir.

Sonuç olarak Hatice'nin vefat etmesi üzerine Havle'nin teklifi ile söz kesilmiş ve Hicretin I. Yılında ise evlilik gerçekleşmiştir. Bizzat Aişe'den gelen rivayetlerde 6 yaşında sözlendiği ve 9 yaşında da evlendiği belirtmektedir.

Öncelikle Aişe'nin vefatı sırasında kaç yaşında öldüğünü tespit edebilirsek evlendiği esnada ki yaşını tespit etmek kolaylaşacaktır. Tarihçiler Aişe'nin H. 58 yılında 66 yaşında vefat ettiğini kabul etmektedirler. Buna göre eğer H.58 de Aişe 66 yaşında vefat ettiyse, Hicret sırasında 8 yaşında ve evlendiği sırada H. I. yılda 9 yaşında olacaktır.(66--58=8, 8+1=9)

Aynı hesaplama yöntemini ablası Esma'ya da tatbik edersek, Aişe vefat ettiğinde (H. 5 Aişe'den 10 yaş büyük olan Esma'nın 76 yaşında olması gerekir. (66+10=76) Aişe vefat ettiğinde, yani H.58 de 76 yaşında olan Esma, Hicret sırasında 18 yaşlarında, 10 yaş küçük olan Hz.Aişe ise 8--9 yaşlarında olacaktır.

Esma'nın H. 73 yılında öldüğü kesindir. Bu konuda tarih kitaplarında hiçbir ihtilaf yoktur. Öldüğü esnadaki yaşı konusunda bazı bilginler 100 rakamını verseler de kaç yaşında öldüğü konusunda ihtilaf vardır. Esma, oğlu Abdullah b. Zübeyr'in Haccac tarafından öldürülmesinden birkaç ay sonra vefat etmiştir. İbn İmad ve ez-Zehebi, Esma'nın 90 yaşında veya bunu biraz aşmış bir yaşta vefat ettiğini belirtirler.

Bu hususta şöyle bir hesaplama yaparsak konu daha da netleşebilir: Aişe'nin vefat ettiği H. 58 den Esmanın vefat ettiği H. 73'e kadar geçen 15 yıllık süreyi Esma'nın H. 58 deki yaşına eklediğimizde Esma'nın yaşı vefat ettiği sırada 91 eder. (76+15=91). Bu da gösteriyor ki Esma vefat ettiğinde 91 yaşlarıda olmaktadır ve 100 yaşında olması mümkün gözükmemektedir. 91'den öldüğü tarih olan H.73 ü çıkardığımızda (91-73=1 Esma'nın Hicrette, yani Aişe'nin evlendiği yılda 18-19 yaşlarında olduğunu buluruz. Esma ile Aişe arasındaki yaş farkı 10 yaş olacağına göre Aişe'den nakledilen ve bütün tarihçilerin müttefik olduğu "6 yaşında sözlendim 9 yaşında evlendim" ifadesinin doğru olduğu ortaya çıkar.

Biliyoruz ki Esma Hicret sırasında ilk çocuğuna hamile idi. Kızların çocukken nişanlandığı, 9-10 yaşlarında evlendiği bir yörede, 27 yaşında evlenerek ilk çocuğu doğurmak oldukça geç bir yaştır. Günümüzde bile kızlar küçük yaşta evlenebilmektedir. O gün için, sıcaktan dolayı ergenliğin erken yaşlarda başladığı bir yörede, Mekke gibi, çok evliliğin yaygın olduğu ve kadınların hiçbir zaman bu yaşa kadar bekar kalmadıkları bir bölgede, Esmanın 27 yaşında evlenmesini kabul etmek oldukça zor diyebiliriz. Söz konusu yaş o günkü şartlarda, torun sahibi bile olunabilen bir yaştır. Çünkü daha sonraki dönemlerde de kızlar, çocuk denecek yaşta evlendiriliyorlardı.

Özetle tarihi rivayetlere dayanarak yaptığımız hesaplara göre Esma, Aişe doğduğunda 10 yaş civarındadır. Hicrette ise, genç bir kadın olarak erzak taşımış ve 18 yaşlarında ilk çocuğuna hamile kalmıştır. Hz. Aişe ise bu sırada 8-9 yaş civarındadır.

Muhammed'in Aişe ile 9 yaşında evlendiğiyle ilgili rivayetleri destekleyen başka rivayetler de vardır. Söyle ki: Aişe, evlendikten sonra kız arkadaşlarıyla oyunlar oynadığı ve oyuncakları olduğunu söylemiştir. Eğer iddia edildiği gibi 18 yaşında evlenmiş olsaydı, bu yaşlarda bir kadının oyuncaklarla oynaması normal ve makul bir davranış olamayacağından, bu konudaki rivayetlerin kabulü imkansız olurdu. Oysa bu rivayetler sahih olarak nakledilmiştir. Bu rivayetlerin bazıları şöyledir:

"Ben sokakta oynarken annem çağırdı, eve kapattı ve evleneceğimi anlattı."

"Ben Peygamberle evliyken evde arkadaşlarımla oynardım. Hz. Peygamber gelince arkadaşlarım kaçardı. Hz.Peygamber gider onları toplar benimle oynamaları için gönderirdi."

"Ben evde arkadaşlarımla oynuyordum. Hz.Peygamber geldi. Oyuncaklarımı kastederek bunlar nedir ey Aişe" dedi. Ben de ''Süleyman in atları" dedim."

Artı, Aişe'nin 17-18 yaşlarında evlendiğine dair hiçbir rivayet yoktur. Yani zayıf bir rivayet bile yoktur. Dolayısıyla, söz konusu iddia sadece bir varsayımdan ibaret kalırken. 9 yaşında evlendiğine dair ise bir çok rivayetler bulunmaktadır. Bizzat olayın kahramanı Aişe'nin ağzından 6 yaşında nişanlandığı. 9 yaşında evlendiğine dair bir çok tarihi bilgiler vardır.

Gönderen 17 Eylül 2008 - 02:05

Âişe Vâlidemiz’in Evlilik Yaşı
Dr. Reşit HAYLAMAZ



Hazreti Âişe (r.anha) çok zekî bir nâdire-i fıtrat ve da’vâ-yı nübüvvete tam vâris olabilecek yaradılışta biri idi. İzdivaçtan sonraki hayatı ve daha sonraki hizmetleriyle kat’iyyen sübut bulmuştur ki; o muallâ varlık, ancak Nebî zevcesi olabilirdi.





Âişe Vâlidemiz’in, altı veya yedi yaşındayken nişanlandığı, on yaşındayken de evlendiği yönündeki rivayetler,1 onun evlilik yaşıyla ilgili kanaatin oluşmasında bugüne kadar en önemli âmiller olagelmiştir. Bu kanaatin yerleşmesinde, erken yaşlarda evlenmenin o gün oldukça yaygın oluşu ve coğrafi yapının etkisiyle çocuklardaki fizikî gelişmenin daha erken yaşlarda tamamlanması gibi sebeplerin de belirleyici olduğunu unutmamak gerekir. Onun içindir ki konu, dün denilebilecek bir zamana kadar hiç gündeme gelmemiş ve tartışma konusu olmamıştır.

Söz konusu hususu bugün, o günkü şartları nazara almayan ve İslâm’ı da ‘dışarı’dan inceleme konusu yapanlar gündeme getirmekte ve meseleyi kendi zaviyelerinden değerlendirip tenkit etmektedir. Bu farklı duruşa İslâm Dünyası’nın tepkisi de aynı değildir; bir kısmı, meseleyi olduğu gibi kabul etmenin gerekliliği hususunda ısrar ederken2 az da olsa diğer bir kısmı, evlendiği dönemde Âişe Vâlidemiz’in, daha olgun bir yaşta olduğunu3 ifade etmektedir. Karşılıklı tepkilerin ağırlığını hissettirdiği bu tartışmalar esnasında, her zaman dengenin korunamadığı; tepkilere cevap teşkil etsin denilirken söz konusu rivayetlerin yok sayıldığı veya bu tavra tepki olarak diğer alter natifleri görmezden gelme yanlışlığına düşüldüğü de bir gerçek.

Bilindiği üzere herkes, kendi yaşadığı devrin çocuğudur ve arkadan gelen nesiller tarafından da, o devrin kültürü esas alınarak değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır.

Toplumlar, ortak birikimin neticesinde hâsıl olan ‘örf’lere göre yön bulurlar ve bunların hesaba katılmadığı yerde, o toplum hakkında karar verme konumunda olanların isabetinden söz etmek oldukça zor, hatta imkânsızdır.

Meseleye bu zaviyeden bakıldığında, Allah Resûlü’ nün neş’et ettiği dönem itibariyle kız çocuklarının erken evlendirildiği4 ve bu türlü evliliklerde yaş farkının pek önemsenmediği5 bilinen bir vak’adır. Kız çocukları hakkında o günkü toplumun benimsediği olumsuz tavrın ve bu tavrın aileler üzerinde oluşturduğu baskının, bu anlayışı tetiklediği de söylenebilir. Burada, iklim ve coğrafî şartların müsait olması yönüyle çocukların, fizikî gelişimlerini daha erken tamamladığı ve kız çocuklara, kocasının evinde büyümesi gereken birer varlık olarak bakıldığı gerçeğini de unutmamak gerekir. Kaldı ki bu, sadece kız çocuklarıyla ilgili bir mesele değildir; o günkü uygulamalara bakıldığında erkek çocukların da erken yaşlarda evlendirildiği anlaşılmaktadır. Mesela Amr ibn Âs ile oğlu Hz. Abdullah’ın arasındaki yaş farkı, sadece on ikidir ki bu durumda Hz. Amr, dokuz veya on yaşındayken evlenmiş olmalıdır.

Bu bilgilerden hareketle diyebiliriz ki Âişe Vâlidemiz, dokuz yaşındayken evlenmiş olsa bile ortada garipsenecek bir durum yoktur. Şayet böyle bir husus söz konusu olmuş olsaydı, Zeyneb Vâlidemiz’le izdivacında fırtına koparmak isteyenlerle, Benî Mustalık Gazvesi dönüşünde ve hiç olmadık yerde Âişe Vâlidemiz’e iftira atanların, onlar açısından önem arz eden böyle bir meseleyi dillerine dolamamaları düşünülemezdi. Sonuç nasıl olursa olsun sadece başlı başına bu bilgi bile, Âişe Vâlidemiz’in evliliği konusunda olumsuz herhangi bir durumun olmadığını ispat için yeterli bir güce sahiptir.

Peki, gerçekte durum nedir? Yaş tespiti konusunda yukarıdaki bilgiler tek alternatif midir? Bu soruların cevabını alabilmek için elbette o günlerin kapısını aralamak ve aralanan bu kapılardan girerek meseleyi, deliller üzerinden tetkik etmek gerekmektedir. Dilerseniz, ulaşılan delillerin bize ne ifade ettiğine birlikte bakalım:

1. Risâletin ilk günlerinde Müslüman olanların isimleri sıralanırken, ablası Esmâ Vâlidemiz’le birlikte Âişe Vâlidemiz’in adı da zikredilmektedir. Dikkat çekici olan bu zikrin, Hz. Osmân, Zübeyr ibn Avvâm, Abdurrahmân ibn Avf, Sa’d ibn Ebî Vakkâs, Talha ibn Ubeydullah, Ebû Ubeyde ibn Cerrâh ve Erkam ibn Ebi’l-Erkam gibi ‘Sâbikûn-u Evvelûn’ tabir edilen en öndekilerin hemen arkasından; Abdullah ibn Mes’ûd, Ca’fer ibn Ebî Tâlib, Abdullah ibn Cahş, Ebû Huzeyfe, Suhayb ibn Sinân, Ammâr ibn Yâsir ve Habbâb ibn Erett gibi isimlerden de önce gerçekleşiyor olmasıdır.7 Demek ki Âişe Vâlidemiz, o gün küçük de olsa ‘irade’ beyanında bulunabilecek bir çağda ve ilk Müslümanlar arasında yer alabilecek bir durumdadır. Söz konusu bilgilerde ondan bahsedilirken, ‘O gün o küçüktü.’ şeklinde bir kaydın konulmuş olması, bu manayı ayrıca teyit etmektedir.8

2. Ablası Esmâ Vâlidemiz’in konumu da bu kanaati güçlendirmektedir; zira onun, on beş yaşında iken Müslüman olduğu bilinmektedir.9 Bilinen bir gerçek de onun, 595 yılında dünyaya gelmiş olduğudur.10 Bütün bunlar, risâletin ilk yılı olan 610 tarihini göstermektedir. Demek ki Âişe Vâlidemiz, yaşı küçük olmasına rağmen 610 yılında Müslüman olmuştur. Bunun için o gün onun, en azından beş, altı veya yedi yaşlarında olması gerekir ki, on üç yıllık Mekke hayatıyla en az yedi aylık11 Medine günleri de bu tarihe ilave edildiğinde onun, Allah Resûlü ile evlendiği gün –risâletten beş yıl önce dünyaya gelmiş olma ihtimalini esas alacak olursak- en azından on sekiz yaşında olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

3. Mekke günleriyle ilgili olarak Âişe Vâlidemiz, "Ben Mekke’de oyun oynayan bir kız iken Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, ‘Doğrusu, onların asıl buluşma zamanları, kıyamet saatidir; Kıyamet saatinin dehşeti ise, tarif edilemeyecek kadar müthiş ve ne acıdır!’ (Kamer sûresi, 46) ayeti nâzil oldu."12 bilgisini vermektedir ki bu bilgi, onun yaşıyla ilgili olarak bize farklı kapılar aralamaktadır. Şöyle ki:

4. Söz konusu ayet, Kamer sûresinin 46. ayetidir ve bütün halinde nâzil olan bu sûrenin, İbn Erkam’ın evinde iken ve bi’setin dördüncü (614),13 sekizinci (618) veya dokuzuncu (619)14 yılında indiğine dair farklı rivayetler vardır. Özellikle ayın ikiye yarılma hadisesini ve o gün buna olan ihtiyacı nazara alan bazı âlimler, söz konusu tarihin 614 olması gerektiği üzerinde durmuşlardır ki bu tarih esas alındığında Hz. Âişe Vâlidemiz, ya henüz dünyaya gelmemiş veya yeni doğmuş demektir. 618 veya 619 tarihi esas alındığında da durum pek değişmemektedir. Zira bu durumda o, henüz dört veya beş yaşında demektir ki her iki yaş da, söz konusu hadiseyi kavrayıp yıllar sonra da aktarabilecek bir olgunluğu ifade etmemektedir. Bu durumda ise o, en yakın ihtimalle risâletin başladığı günlerde dünyaya gelmiş olmalıdır.

Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz’in, "Oyun oynayan bir kız çocuğu idim." şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu’ kelimesinin karşılığı olan ‘câriye’ lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: "Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye’ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır." Bazı bilginler bu kelimenin, on bir yaşın üzerindeki kız çocukları için kullanıldığını ifade etmektedir.

Kamer sûresinin indiği tarih olarak 614 yılını esas alacak olursak, Âişe Vâlidemiz’in risâletten en az sekiz yıl önce doğmuş olduğu ortaya çıkar ki bu tarih 606 yılına tekabül etmektedir. Bu ise, evlendiği gün onun on yedi yaşında olduğunu ifade eder. Sûrenin indiği tarih olarak 618 yılını kabul ettiğimizde ise onun, 610 yılında dünyaya gelmiş olma ihtimalini ortaya koyar ki bir yönüyle bu, evlendiği gün Âişe Vâlidemiz’in on dört yaşında olduğu sonucunu doğururken diğer taraftan onun, risâletten dört yıl sonra dünyaya gelmiş olamayacağını ispat eder.

Bu bilgilerle birinci maddede ifade edilenleri yan yana getirdiğimizde, Âişe Vâlidemiz’in 606 yılında dünyaya geldiği ve on yedi veya on yedi buçuk yaşında iken de evlendiği sonucuna ulaşmamız mümkün olmaktadır.

3. Âişe Vâlidemiz’in Mekke yıllarıyla ilgili olarak anlattığı bazı hatıralar da bunu destekler mahiyettedir. Mesela:

a) Risâletten kırk yıl önce gerçekleşen ve tarih belirlemede bir kıstas olarak kabul gören Fil hadisesinden geriye kalan iki kişiyi Mekke’de dilenirken gördüğünü söylemesi;

B) Mekke’nin en sıkıntılı günlerinde Allah Resûlü’nün sabah-akşam kendi evlerine geldiğini ve bu sıkıntılara dayanamayan babası Hz. Ebû Bekir’in de Habeşistan’a hicret teşebbüsünde bulunduğunu detaylarıyla birlikte anlatması;

c) İlk defa namazın ikişer rekat farz kılındığını, mukim olanlar için daha sonraları onun dört rekata çıkarıldığını, ancak sefer durumlarında yine iki rekat olarak bırakıldığını ifade etmesi;

d) "Biz İsâf ve Nâile’yi, Kâbe’de cürüm işlemiş ve bu sebeple Allah’ın kendilerini taş haline getirdiği Cürhümlü bir adamla kadın olarak duyup dururduk."20 gibi ifadelerle ilk günlerle ilgili nakillerde bulunması gibi daha pek çok hâtırat, daha ilk günlerden itibaren onun, gelişmeleri takip edebilecek bir çağda olduğunu ifade etmektedir.

4. Efendimiz’le izdivacı söz konusu olduğu günlerde Âişe Vâlidemiz’in, Mut’im ibn Adiyy’in oğlu Cübeyr ile sözlü oluşu da bu kanaati güçlendirmektedir. Burada ayrıca dikkat çeken husus, söz konusu teklifin, Havle binti Hakîm gibi aile dışından birisi tarafından gündeme getirilmiş olmasıdır. Açıkça bu onun, o gün evlilik çağına gelmiş ve evlendirilebilecek genç bir kız olduğunu ifade etmektedir.

Söz konusu ‘sözlülük hali’nin, İbn Adiyy ailesi tarafından ve oğullarının anlayışı değişir gerekçesiyle feshedildiği de bilinen bir gerçektir.21 Burada akla, İbn Adiyy ailesinin, oğullarının anlayışını değiştireceklerinden endişe ettikleri Ebû Bekir ailesiyle böyle bir akdi niye ve ne zaman yaptıkları sorusu gelmektedir. Bunun en makul cevabı söz konusu akdin, ya risâletten önce veya İslâm’ın açıktan tebliğinin başlamadığı dönemde gerçekleşmiş olduğu şeklindedir ki her iki durumda da onun, bi’setin dördüncü yılında dünyaya gelmiş olma ihtimali söz konusu olamaz; hatta bu, sanıldığından da erken yıllarda dünyaya gelmiş olabileceğini düşündürmektedir.

Bu kararın, açıktan tebliğin başlandığı dönemde alınmış olma ihtimali nazara alınacak olursa bu tarihin, İbn Erkam’ın evinden çıkış günleri olan 613-614 yıllarını ifade ettiği görülecektir ki bu, sözlendiği dönem itibariyle onun henüz dünyaya gelmediğini kabullenmek demektir. Bu durumda, söz konusu akitten bahsetmenin de imkânı yoktur. Öyleyse bu sözün bozulduğu tarihlerde onun, en azından yedi veya sekiz yaşında olduğunu kabullenmemiz gerekir ki bu da onun, takriben 605 tarihinde dünyaya gelmiş olduğunu göstermektedir.23

5. Mevzuya ışık tutması bakımından Âişe Vâlidemiz’le diğer kardeşlerinin arasındaki yaş farkı da dikkat çekicidir. Bilindiği gibi Hz. Ebû Bekir (radıyallahü anh)’ın altı çocuğu vardır; bunlardan Hz. Esmâ ve Hz. Abdullah, Kuteyle binti Ümeys’ten; Hz. Âişe Vâlidemiz’le Hz. Abdurrahman, Ümmü Rûmân (r.anha)’dan; Muhammed, Esmâ binti Ümeys’ten ve Ümmü Gülsüm de Habîbe binti Hârice’den dünyaya gelmiştir. Bu durumda Esmâ Vâlidemiz’le Hz. Abdullah; Abdurrahmân ile de Âişe Vâlidemiz anabir kardeşlerdir ve bu her iki anabir kardeşlerin arasındaki yaş farkları konumuza ışık tutacak mahiyettedir; şöyle ki:

a) Hz. Ebû Bekir’in ilk kızı olan Esmâ Vâlidemiz, hicretten yirmi yedi yıl önce 595 tarihinde dünyaya gelmiştir.24 Allah Resûlü’nün hicreti esnasında Zübeyr ibn Avvâm ile evli ve o gün altı aylık hamiledir. Bir diğer ifadeyle o gün yirmi yedi yaşındadır.25 Üç ay sonra Medine’ye hicret ederken Kuba’da oğlu Abdullah’ı dünyaya getirecektir. Yetmiş üç yılında ve yüz yaşındayken, hatta dişleri bile dökülmemiş halde vefat etmiştir.

Âişe Annemiz ile ablası Esmâ Vâlidemiz’in arasındaki yaş farkı ondur.26 Buna göre (595+ 10=605) Âişe Vâlidemiz’in doğumunun 605; hicretteki yaşının da (27-10=17) olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Evlilik hicretten yedi ay sonra27 gerçekleştiğine göre demek ki, bu sıralarda Âişe Vâlidemiz’in yaşı, on yedi'yi aşmış, on sekiz yaşına yaklaşmış demektir. Bedir’in hemen akabindeki Şevvâl ayında evlendiği bilgisini esas aldığımızda ise onun, evlendiği gün on sekiz yaşını aşıp on dokuza adım attığını kabullenmemiz gerekmektedir.

B) Burada dikkat çeken bir diğer husus da, Âişe Vâlidemiz’in anabir kardeşi olan Hz. Abdurrahman ile arasındaki yaş farkıdır. Bilindiği gibi Hz. Abdurrahman, Hz. Ebû Bekir’in büyük oğludur ve ancak Hudeybiye’den sonra Müslüman olacaktır. Bedir’de, babasıyla karşılaşmamaya özen gösteren de odur ve o gün Abdurrahman, yirmi yaşındadır.28 Buna göre o, 604 yılında doğmuş olmalıdır. Kardeşler arası yaş farkının genelde bir veya iki olduğu bir toplumda, ağabeyi 604 yılında dünyaya gelen bir kardeşin 614 yılında doğması ve tabii olarak iki kardeşin arasında on yaş gibi bir farkın meydana gelmiş olma ihtimali çok zayıftır ve bunu destekleyen herhangi bir delil de bulunmamaktadır.

6. Âişe Vâlidemiz’in vefat tarihi konusunda gelen rivayetler de bu kanaati güçlendirmektedir. Zira onun vefat ettiği yıl ve o günkü yaşıyla ilgili olarak hicrî 55, 56, 57, 58 veya 59;29 yaşıyla alakalı olarak da altmış beş, altmış altı, altmış yedi veya yetmiş dört30 gibi farklı tarih ve rakamdan bahsedilmektedir. Bu ise, doğum tarihinde olduğu gibi onun vefat tarihiyle ilgili de kesin bir kabulün olmadığını göstermektedir.

Özellikle 58. yılında ve 74 yaşında iken vefat ettiğini ifade eden rivayette, onun vefat ettiği günün çarşamba olduğu, vefat tarihinin, Ramazan ayının on yedinci gecesine denk geldiği, vasiyeti üzerine Vitir namazından sonra Cennetü’l-Bakî’ye geceleyin defnedildiği, yine vasiyeti gereği namazını, Hz. Ebû Hüreyre’nin kıldırdığı, mezarına da, ablası Hz. Esmâ’nın iki oğlu Abdullah ile Urve, kardeşi Muhammed’in iki oğlu Kâsım ve Abdullah ile diğer kardeşi Abdurrahman’ın oğlu Abdullah gibi isimlerin indirdiği gibi detayların bulunması,31 diğerlerine nispetle bu bilginin daha güçlü olduğu izlenimi vermektedir. Öyleyse bu tarihi esas alarak bir hesaplama yapacak olursak onun, Efendimiz’in irtihalinden sonra kırk sekiz yıl daha yaşadığını (48+10=58+13=71+3=74) görmekteyiz ki bu hesaba göre o, risâletten üç yıl önce dünyaya gelmiş demektir.

Bu durumda evlendiği gün onun, (74–48=26–9=17+7 ay) on yedi yılını yedi ay geçtiği anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki bilgilere ilave olarak, erkek çocukların bile yoldan geri çevrildiği Uhud günü onun da cephede oluşu,32 ilmî meselelerdeki derinliği, İfk Hadisesi karşısında ortaya koymuş olduğu olgun tavır ve beyanları, Fâtıma Vâlidemiz’le arasındaki yaş farkı, hicret ve sonrasında yaşanan gelişmelere detaylarıyla birlikte vukûfiyeti, Medine’ye intikal ettikten sonra evlilik işinin, bizzat babası Hz. Ebû Bekir’in gündeme getirmesiyle ve mehir takdirinden sonra gerçekleşmiş olması,33 model bir şahsiyet olarak Efendimiz’in toplum önündeki rehberlik konumu, peygamberlik hassasiyeti ve baba şefkati, gelen ayetlerde evlilik yaşıyla ilgili olarak rüşd şartının getirilmiş olması,34 onun yaşı ve evliliğiyle ilgili rivayetlerin farklılık arz etmesi yönüyle kesinlik ifade etmiyor oluşu,35 o günkü yaşını ifade ederken bizzat Âişe Vâlidemiz’in, şüphe ifade eden "altı veya yedi" tabirini kullanması, o günün toplumlarında doğum ve ölüm tarihlerinin bugünkü kadar net tespit edilmiyor oluşu gibi bilgiler üzerinde de durulabilir. Ancak netice değişmemekte ve bunların hepsi, onun risâletten önce dünyaya geldiği, on dört veya on beş yaşlarındayken nişanlandığı ve on yedi veya on sekiz yaşlarındayken de Allah Resûlü (s.a.s.) ile evlendiği şeklindeki kanaati kuvvetlendirmektedir.

Bu durumda bize, nişanlandığında 6 veya 7, evlendiğinde ise 9 yaşlarında olduğu şeklindeki rivayetleri, ‘O görünümde birisi idim.’ manasına hamledip te’lif etmek düşecektir.36 Hz. Âişe Annemiz’in, fizikî durumu itibariyle zayıf bir bünyeye sahip olduğu bilgisi de bu yorumu güçlendirmektedir. Zira o, fizikî şartlardan çabuk etkilenen ve yaşıtlarına göre kendini daha küçük gösteren bir beden taşıyordu; Medine’ye hicret sırasında hastalanması,37 annesi tarafından özel ilgi gösterilerek iyileştirilmeye çalışılması,38 Benî Mustalık Gazvesi dönüşünde, içinde sanılarak hevdecinin deve üzerine yerleştirilmesi ve bu sırada onun hevdeç içinde olup olmadığının bile anlaşılamamış olması39 gibi hadiseler de bu durumu desteklemektedir.

Özetle Âişe Vâlidemiz, dokuz yaşında iken evlenmiş olsa bile o günkü toplum telakkilerine göre bu çok tabii ve doğal olmakla birlikte hadiseye daha genel bakıldığında onun, 17 veya 18 yaşlarında iken ‘Mü’minlerin Annesi’ hüviyetini kazandığı anlaşılmaktadır.

Burada akla, "Madem öyle; bugüne kadar bu mesele niye bu şekilde gündeme gelmedi?" şeklinde bir soru gelmektedir. Başta da ifade edildiği gibi yakın zamana kadar bu hususta olumsuz hiçbir beyan serdedilmemiş; ne Ebû Cehil gibi her fırsatı aleyhte değerlendiren muannit bir firavundan ne de Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl gibi olmadık yerden fitne ve iftira üreten nifakın adresi olmuş birisinden bu evliliğe herhangi bir itiraz söz konusu olmamış, olamamıştır. Çünkü ortada itiraz edilecek herhangi bir durum yoktur. O günkü telakkilere göre her iki durum için de tabii bir kabullenme söz konusudur ve muhtemelen bu durum, konuya farklı yaklaşıp yeni bir bakış açısı getirme ihtiyacını da netice vermemiş, dolayısıyla söz konusu haberlerin doğruluğu veya alternatif bilgilerin varlığı hususunda İslâm âlimlerinin farklı bir mütalaada bulunmaları da mümkün olmamıştır.

Dipnotlar
1.Bkz.: Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 20, 44; Müslim, Nikâh 71; Fedâilü’s-Sahâbe 74; Ebû Dâvûd, Edeb 55; İbn Mâce, Nikâh 13; Nesâî, Nikâh 78; Dârimî, Nikâh 56.
2.Bkz.: Azimli, Mehmet, Hz. Âişe’nin Evlilik Yaşı Tartışmalarında Savunmacı Tarihçiliğin Çıkmazı, İslâmî Araştırmalar, Cilt 16, Sayı 1, 2003, s. 28 vd.
3.Bkz.: Doğrul, Ömer Rıza, Asr-ı Saâdet, Eskişehir Kütüphanesi (Eser Kitabevi), İstanbul, 1974, 2/141 vd; Nedvî, Seyyid Süleyman, Hazreti Âişe, Mütercim Ahmet Karataş, Timaş Yayınları, İstanbul, 2004, s. 21 vd. Savaş, Rıza, Hz. Âişe’nin Evlenme Yaşı İle İlgili Farklı Bir Yaklaşım, D. E. Ü. İlâhiyât Fak. Dergisi. 4, İzmir, 1995, s. 139-144; Yüce, Abdülhakim, Efendimiz’in Bir Günü, Işık Yayınları, İstanbul, 2007, s. 82, 83.
4.Efendimiz’in dedesi Abdulmuttalib’in çok erken yaşlarda Hâle binti Üheyb ile evlendiği, Efendimiz’in annesi Âmine ile babası Abdullah’ı da bu yaşlardayken evlendirdiği, hatta her iki evliliğin aynı mecliste gerçekleştiği, bu sebeple Efendimiz ile amcası Hz. Hamza arasında yaş farkının neredeyse aynı olduğu bilinmektedir.
5.Efendimiz’e bir de sıhriyet yönüyle yakın olabilme düşüncesiyle Hz. Ömer, aradaki yaş farkına rağmen Hz. Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’le evlenmiş ve o günkü toplum tarafından bu evlilik asla yadırganmamıştır.
6.Bkz.: İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3/240.
7.Bkz.: İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, Konya, 1981, 124.
8.Bkz.: İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, 124.
9.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635.
10.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635.
11.Âişe Vâlidemiz’in, hicretten yedi ay sonraki Şevvâl değil de Bedir sonrasına denk gelen ikinci yılın Şevvâl ayında evlendiği de ifade edilmektedir. Bu durumda onun evlilik yaşı, bir yıl daha gecikmiş demektir. Bkz.: Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/616.
12.Bkz.: Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 6, Tefsîru Sûre, (54) 6; Aynî, Bedruddîn Ebû Muhammed Mahmûd ibn Ahmed, Umdetü’l-Kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 20/21; Askalânî, Fethu’l-Bârî, 11/291.
13.Suyûtî, İtkân, Beyrut, 1987, 1/29, 50; Doğrul, Asr-ı Saadet, 2/148.
14.Sekizinci veya dokuzuncu yıl ihtilafı, ay farkından kaynaklanmaktadır. Zira konunun anlatıldığı bazı rivayetlerde sekizinci yılın sekizinci ayı gibi bir ayrıntı dikkat çekmektedir.
15.Günümüzde bu bilgileri değerlendirip ihtimal hesabı yapan bazı insanlar, Hz. Âişe Vâlidemiz’in evlendiği günkü yaşının en az on dört olduğu, bunun yirmi iki, yirmi üç, yirmi dört veya yirmi sekiz olma ihtimalinin de bulunduğu sonucuna gitmektedirler ki, herhangi bir mesnede dayanmadığı için biz bu türlü yorumlara iltifat etmedik.
16.İbn Manzur, Lisanü’l-Arab 13/138.
17 Bu bilgiyi onun dışında sadece ablası Esmâ Vâlidemiz intikal ettirmektedir. Bkz.: İbn Hişâm, Sîre, 1/176; Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, 3/285; İbn Kesîr, Tefsîr, 4/553; Bidâye, 2/214; Kurtubî, Tefsîr, 20/195.
18.Bkz.: Buhârî, Salât 70, Kefâle 5, Menâkıbü’l-ensar 45, Edeb 64; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 6/198. Bu durumda, Âişe Vâlidemiz’in söz konusu hadiseyi ifade ederken, "Kendimi bildim bileli ben, ebeveynimi hep dindar olarak gördüm." mealindeki sözü, "Doğduğum zaman bu evde İslâm vardı." manasından daha ziyade "Etrafımı tanımaya başladığımda hep İslâm’la muhatap oldum." manasına hamledilmelidir.
19.Bkz.: Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr, 2/285, 286; Mu’cemü’l-Evsât, 12/145; İbn Hişâm, Sîre, 1/243. Bu bilgiyi ondan başka bize, sadece İbn Abbâs, Selmân-ı Fârisî ve Sâib ibn Yezîd intikal ettirmektedir. Selmân-ı Fârisî Efendimiz’le Medine’de buluşmuş, Sâib ibn Yezîd de hicretten üç yıl sonra Medine’de dünyaya gelmiştir. İbn Abbâs ise, bi’setin onuncu yılında, hicretten üç yıl önce ve Şi’b-i Ebî Tâlib sürgününde dünyaya gelmiştir. Demek ki her üç sahabenin de ne Mekke’nin ilk yıllarında kılınan ikişer rekat namaza şahit olmalarına ne de miraç gecesiyle gelen beş vakit namaz emrini görüp intikal ettirmelerine imkan yoktur. Öyleyse bu husus, bizzat Efendimiz’den duyarak bize anlattığı bir mesele değilse Hz. Âişe Vâlidemiz’in müşahede ederek yaşadığı bir gerçektir. Bu ise onun, daha ilk günlere muttali olduğunu ve yaşının da o gün bütün bunları kavrayacak noktada bulunduğunu ifade etmektedir.
20.İbn Hişâm, Sîre, 1/83.
21.Buhârî, Nikâh 11; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 6/210; Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, 9/225; Beyhakî, Sünen, 7/129; Taberî, Târih, 3/161-163.
22.Onun için bazıları bu tarihte onun, on üç veya on dört yaşlarında bir genç kız olduğunu söylemektedir. Bkz.: Savaş, Rıza, D. E. Ü. İlahiyat Fak. Dergisi. 4, İzmir, 1995, s. 139-144.
23.Bkz.: Berki, Ali Hikmet, Osman Eskioğlu, Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, 210. Burada zayıf da olsa başka bir ihtimalden söz edilebilir; o da onun, doğumunu takip eden yıllarda, ‘beşik kertmesi’ benzeri ve ebeveynler arası bir sözleşme ile karşı karşıya olma durumudur. Ancak ilgili metinlerin hiçbirinde bunu teyit eden herhangi bir ayrıntı yoktur.
24.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597.
25.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597.
26.Beyhakî, Sünen, 6/204; İbn Mende, Ma’rifetü’s-Sahâbe, Köprülü Kütüphanesi, No: 242, Varak: 195 b; İbn Asâkir, Târîhu Dımeşk, Terâcimü’n-Nisâ, Dımeşk, 1982, s. 9, 10, 28; Mes’ûdî, Mürûcu’z-Zeheb, 2, 39; İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, Beyrût, 1968, 8/58.
27.Bu evliliğin, hicretten altı ay veya sekiz ay sonra yahut yaklaşık bir buçuk yıl sonra ve Bedir’in akabinde gerçekleştiğini ifade eden rivayetler de vardır. Bkz.: İbn Sa’d, Tabakât, 8/58; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe Ümmi’l-Mü’minîn, Tahkîk: Muhammed Rahmetullah Hâfız en-Nedvî, Dâru’l-Kalem, Dımeşk, 2003, 40, 49.
28.İbn Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3/467.
29.İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Tehzîbü’l-Kemâl, 16/560.
30.Bkz.: İbn Sa’d, Tabakât, 8/75; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 202.
31.İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Doğrul, Asr-ı Saadet, 2/142
32.Bkz.: Buhârî, Cihâd, 65.
33.Bkz.: Taberânî, Kebîr, 23/25; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1937; İbn Sa’d, Tabakât, 8/63.
34.Bkz.: Nisâ sûresi, 6.
35."Hicretten bir buçuk, iki veya üç yıl önce", "altı veya yedi yaşındayken", "Hz. Hatîce’nin vefat ettiği yıl veya vefatından üç yıl sonra", "hicretten yedi, sekiz ay sonra, hicretin ilk senesi" veya "Bedir’in akabinde" gibi farklı rivayetler için Bkz.: Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 20, 44; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 74; Aynî, Umde, 1/45; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 40, 49.
36.Hatta konuyla ilgili değerlendirmelere tepkiyle yaklaşan bazıları, "altı veya yedi yaşlarında idim" ifadesini ravinin bir hatası olarak görüp bu cümlenin, "risâlet geldiğinde altı veya yedi yaşlarında idim" şeklinde olması gerektiğini söylemektedirler.
37.Bkz.: Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 43, 44; Müslim, Nikâh 69; İbn Mâce, Nikâh 13.
38.Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 44; Müslim, Nikâh 69; Ebû Dâvûd, Edeb 55; İbn Mâce, Nikâh 13; Dârimî, Nikâh 56; Taberânî, Kebîr, 23/25; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1938; İbn Sa’d, Tabakât, 8/63; İbn İshâk, Sîre, Konya, 1981, 239
39.Bkz.: Buhârî, Şehâdât 15; Megâzî, 34; Tefsîr, (24) 6; Müslim, Tevbe 56; Tirmizî, Tefsîr, (63) 4; İbn Sa’d, Tabakât, 2/65; İbn Hişâm, Sîre, 3/310.

demirefe

Gönderen 17 Eylül 2008 - 02:30

İletiyi GörüntüleEvren., 17-09-2008, 03:05 tarihinde, dedi ki:

Bu durumda bize, nişanlandığında 6 veya 7, evlendiğinde ise 9 yaşlarında olduğu şeklindeki rivayetleri, ‘O görünümde birisi idim.’ manasına hamledip te’lif etmek düşecektir.

:lol: Aynen böyle düşünmek düşer size, devam... Başkaca bir çareniz yok.

Gönderen 17 Eylül 2008 - 03:15

İletiyi Görüntüledemirefe, 17-09-2008, 02:30 tarihinde, dedi ki:

:lol: Aynen böyle düşünmek düşer size, devam... Başkaca bir çareniz yok.


Peygamberimiz Hz. Aişe 9 yaşındayken yani o bir çocukken onunla evlenmedi.

Bu konuyu peygamber düşmanları sürekli istismar vesilesi yapıyorlar. Bu konuyu araştırdım, işin aslı nedir diye?

Çünkü, böyle bir şeyin olması, Hz. Peygambere bir çocukla evlenmiş (sübyancı) muamelesi yapılması hiç hoş değil, hem de doğru değil.

İlk olarak karşıma Dr. İhsan Eliaçık'ın bu konuda Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle yazdığı yazı çıktı. Şöyle:

"Peygamberimiz Hz. Aişe ile 18-19 yaşında evlenmiştir. Daha sübyan (akil baliğ olmamış çocuk) bir kız ile evlenme diye bir şey asla söz konusu değil. Çünkü Araplar kızları diri diri toprağa gömen bir toplum olduklarından, yeni doğan kızların yaşlarını tutmazlardı. Kız ancak akil baliğ yaşına ulaşınca yani ay hali görmeye başlayınca adamdan sayılır ve yaşı hesaplanmaya başlanırdı. Bu durumda Hz. Aişe evlendiğinde 9 yaşındaydı demek, "Akil baliğ olalı 9 yıl olmuştu, 9 yıldır ay hali görüyordu" demektir. O devirde ortalama bir kız 12- 13 yaşında ay hali görmeye başladığına göre Hz. Aişe 18-19 yaşlarında olmuş olur.

Nitekim başka hesaplar da tamı tamına bunu uyuyor. Hz. Aişe Peygamberimizle 9 yıl evli kalmıştı ve Peygamberimiz öldüğünde 28 yaşındaydı. Buradan da 18-19 yaşında olduğu ortaya çıkar. Öte yandan zaten Hz. Aişe daha önce nişanlıydı, bu nişan bozulup Peygamberimizle evlenmişti!

TAKLAMAKAN

Gönderen 17 Eylül 2008 - 05:55

Arkadaşlar , Fetullah Gülen bu işlere ömrünü vermiş biri. Emeğe saygı duymak lazım.

Adam tüm ömrünü bu yola adadı.

Araştırdı... Yazdı...

Aşağıdaki yazı kendisine ait siteden alıntıdır.


Alıntı

O, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahirete irtihal buyurduklarında daha yirmi küsur yaşlarındaydı: 8-9 yaşlarında iken kadınlık âlemine bir mürşide ve bir muallime olarak İnsanlığın İftihar Tablosu'nun saadet hanesine girmiş ve vahyin sağanak sağanak boşaldığı bir hanede kendini bulmuş, duymuş ve yoğrulmuştu;


Linki de aşağıdadır.

-http://tr.fgulen.com/content/view/13309/3/-


Fetullah Gülen in Ayşenin 8-9 yaşlarında evlendiğine dair beyanatı. Tıklayınız.


Belki Sn Evren , Fetullah hocadan daha fazla bilgilidir bu konuda.

Alıntı

Bu durumda bize, nişanlandığında 6 veya 7, evlendiğinde ise 9 yaşlarında olduğu şeklindeki rivayetleri, ‘O görünümde birisi idim.’ manasına hamledip te’lif etmek düşecektir.


Bu yorum da evlere şenlik.

17 yaş ta kabul edilemez... Bari 27 deyin de rahatlayın.

Gönderen 17 Eylül 2008 - 06:14

Laf salatasi, yazdiklarin,
aslinda rivayetleri ister senin ister benim tarafimdan olsun ben baz almiyorum,
cunku kesin kanit degiller,
ama rivayetlerden sunu ogrendim,
sayin demirefe,
ogunku kelimelerin ne anlamda kullanildigi,
ornegin cariye demek,
daha akil balig olmayan cocuga cariye deniyormus, kiz cocuguna,
bunu ogrendim,
ya degilse, rivayetler benim acimdan delil teskil etmiyor.
Kurana gore bildigimiz tek sey peygamberin birden fazla esinin olmasi, o toplum baz alindiginda bunda yadirganacakta bir sey yok,
Ama kuranin amaci cok evligi aza indirgemekti,buda ayetlerle gorule bilir,
saygilar.

TAKLAMAKAN

Gönderen 17 Eylül 2008 - 06:48

Fetullah hoca da mı laf salatası yapmış , sn evren.

Belki ondan daha fazla biliyorsundur bu işleri.

Ne malum.!!!!

Gönderen 17 Eylül 2008 - 06:59

İletiyi GörüntüleTAKLAMAKAN, 17-09-2008, 06:48 tarihinde, dedi ki:

Fetullah hoca da mı laf salatası yapmış , sn evren.

Belki ondan daha fazla biliyorsundur bu işleri.

Ne malum.!!!!


Tam ustune bastiniz,
cekilin ezeceksiniz adami,
ondan iyi laf salatasi yapan yoktur, birde goz yasi kattimi, inandirmadigi insan yoktur,
ben haric. :D
saygilar.

TAKLAMAKAN

Gönderen 17 Eylül 2008 - 07:10

Sana cevabı , nurcular versin.

Bence Kuranda peygamberin eş sayısı yazmıyor diyen sen.

Birden fazla olduğunu söylemekle yetindin.

Muhammedin sayısı 11 olan eşlerini inkara gittin.

Kuranda yazmıyor masalına sarılarak.

Gerçekleri yok saydın.

Sen yakında Muhammedin arkadaşlarını da dinden çıkarırsın.

Ebu bekir Kuranda geçmez.

Ömer de ,

Osman da

Meşhur Kureyza katliamın , uygulayıcısı , Ali de kuranda geçmez.

Hadi bunları da inkar et de görelim.

Nerede duracaksın İNKARDA...

Gönderen 17 Eylül 2008 - 07:16

Eger gerekli olsalardi Kuran belirtirdi,
Tarihte boyle sahsiyetler yasamadi demiyorum,
ama dinde hukum kaynagi degiller,
Hukum kaynagi kurandir.
Hukmu veren Allahtir,
uygulayan peygamberdir.
Tarihte olmus olmamis hicte onemi yok,
Kuran elimizde,

TAKLAMAKAN

Gönderen 17 Eylül 2008 - 07:18

Alıntı

Kuranda yazmıyor masalına sarılarak.
Gerçekleri yok saydın.
Sen yakında Muhammedin arkadaşlarını da dinden çıkarırsın.
Ebu bekir Kuranda geçmez.
Ömer de ,
Osman da
Meşhur Kureyza katliamın , uygulayıcısı , Ali de kuranda geçmez.
Hadi bunları da inkar et de görelim.


Alıntı

Eger gerekli olsalardi Kuran belirtirdi,


Sanırım ilk defa bir noktada birleştik.

Bu adamlar GEREKSİZ adamlar dı.

Gönderen 17 Eylül 2008 - 07:27

İletiyi GörüntüleEvren., 17-09-2008, 07:16 tarihinde, dedi ki:

Eger gerekli olsalardi Kuran belirtirdi,
Tarihte boyle sahsiyetler yasamadi demiyorum,
ama dinde hukum kaynagi degiller,

Alıntı


Hukum kaynagi kurandir.
Hukmu veren Allahtir,
uygulayan peygamberdir.
Tarihte olmus olmamis hicte onemi yok,
Kuran elimizde,



Eger gerekli olsalardi Kuran belirtirdi,
Tarihte boyle sahsiyetler yasamadi demiyorum,
ama dinde hukum kaynagi degiller,

Alıntı


kafedengi

Gönderen 17 Eylül 2008 - 14:07

*******

gereklılık ızafıdır.

bazıları ıcın gereklı olmayan, bazıları ıcın zarurı olabılır hatta bunu hayatı sayabılırler.

bu kadar muslumanın onemsedıgı ınsanlara, senın ıcın bısey ıfade etmıyor olsa bıle bu sekılde hıtap etmek ne kadar gereklıdır.

Gönderen 17 Eylül 2008 - 14:23

Sayın Evren kendi açmış olduğunuz ve başka birisinden alıntıyla açtığınız başlığı bu yerlere getirmenin lüzumu yoktur...

Evlilik yaşı meselesi konuşulalı çok oldu, farklı kaynaklardan farklı yaklaşımlar hatta farklı yaşlar getirildi; Kur'an'da neyin geçmesi "gerektiği"(!) ni tartışmanın da lüzumu yok o zaman hepimiz lafımızı gerektiği yerde gerektiği kadar söylemeliyiz...

demirefe

Gönderen 18 Eylül 2008 - 10:05

Kurân'da o geçmez, bu geçmez, şu geçmez... Bunların hepsi doğru. Zaten Kurân'da insanlığın işine yarayacak hiç bir şey geçmez. Takılmış plak gibi bazı soyut şeyleri tekrarlar durur ve somut olarak sadece arada bir Muhammed'in yapmak istediklerine ve bilhassa özel işlerine engel olunduğu zaman öfkelendiğinde yazdığı tehditler serpiştirilmiştir, o kadar. Bunların da bizi ilgilendiren bir yanı yoktur...

Bir de değinmeden geçemeyeceğim, Aişe'nin bez bebeklerle ve tahta atlarla, çocuklarla oynaması da "çocuksu görüntüsünden" kaynaklanıyorsa, eğip bükmenin bu kadarına pes diyeceğim.

Bu arkadaşlar İslamın en temel dayanakları olan Kurân ve sünneti inkara devam ederek öbür taraftaki köşkleri hurileri çoktan kaybettiler, o kadar tevbeye çağırdık, etmediler.

Biz desek, hakaret ediyorsun derlerdi. Koskoca Buhari söylüyor, Aişe'nin evli iken bez bebekler ve tahta atlarla oynadığını anlattığını. O zaman Aişe çocuksu hareketler yapan biriydi, ama böyle bir şeyi biz değil siz deyince hakaret olmuyor.

Dini savunacağız derken ne hallere geldiğinizi görebildiğinizi umarım. Çocukların canlı suretinde yapılmış oyuncaklarla oynamasının mubah olduğu ve bu oyuncakların suret yasağı kapsamına girmediği hükmü bu hadislerden çıkarılır. Savunacağız derken İslam'ın temel direklerini yıkıyorsunuz. Buhari'nin Sahih adlı hadis kitabı Kurân'dan sonra en sahih kitap kabul edilmiştir. Buraya aldığı hadisleri peygambere rüyasında onaylattğı iddia edilmiştir. O derece sahihliği tartışılmaz kabul edilir ve ikincil hüküm kaynağıdır. Tüm bu temel direkleri yıkıp İslam'ı yok edecekseniz siz bilirsiniz...

TAKLAMAKAN

Gönderen 18 Eylül 2008 - 15:56

Baktılar , Muahmmedin akla hayale sığmayacak söylemleri var.

Ve sahih. Gerçekten söylemiş.

Bitakım davranışları var. Yapmış.

TÜm buları rasyonelleştirmek o kadar zor ki.

Savunmak o kadar zor ki.

Taraftar kaybedecekler.

En iyisi baştan ret edelim..

Sadece kuran var diyeim. Bu işten sıyrılalım havasındalar.

Olan budur.

Ama yanlış.

Kuranda olmayan fakat islamda olan o kadar şey var kı.

Şimdi sıra onları temizlemede..

Bu sefer başlarına daha büyük bela aldırlar , haberleri yok.

Sn Doçent in sorduğu bir soru vardı.

2 rekat namazı gözönüne alarak sorduğu bir soru.

Cevap verilmedi.

Veremeyecekler de.

Kuranı kabul et , gerisini ret et. Olmaaaazz..

Tek bacağı olmayan , kanadı ve kuyruğu olmayan bir tavuz kuşu olur mu. Olmaz.

Buda olmaz.

kafedengi

Gönderen 18 Eylül 2008 - 23:54

En iyisi baştan ret edelim..

Kuranı kabul et , gerisini ret et. Olmaaaazz..

Tek bacağı olmayan , kanadı ve kuyruğu olmayan bir tavuz kuşu olur mu. Olmaz.



satır aralarına dıkkat cekmek ıcın buraları aldım. talmakanın taktıgını uyguladım yanı ama bı farkla. o bunu muhatabını kucuk dusurmek ıcın yaptı ısede ben dusunce yapısını anlayabılmek ıcın.

sanıyorum dını reddın ozunde bu var.

benım kanaatım beyefendı kızmayın.

TAKLAMAKAN

Gönderen 19 Eylül 2008 - 04:43

İletiyi Görüntülekafedengi, 19-09-2008, 00:54 tarihinde, dedi ki:

En iyisi baştan ret edelim..

Kuranı kabul et , gerisini ret et. Olmaaaazz..

Tek bacağı olmayan , kanadı ve kuyruğu olmayan bir tavuz kuşu olur mu. Olmaz.



satır aralarına dıkkat cekmek ıcın buraları aldım. talmakanın taktıgını uyguladım yanı ama bı farkla. o bunu muhatabını kucuk dusurmek ıcın yaptı ısede ben dusunce yapısını anlayabılmek ıcın.

sanıyorum dını reddın ozunde bu var.

benım kanaatım beyefendı kızmayın.


Hoca sana cevap yok.

Varda yok.

Sen önce sana nazıkce sorulmus , ama cevaplanmamıs ıkıncı paket sorulara cevap ver.

Sonra olur olmaz , ıletı yapıstırmaya devam edersın.

Ornegın Matematık hatasına bır yardımcı olsan dıyorum.

Ne dersın.

Gönderen 19 Eylül 2008 - 06:40

İletiyi GörüntüleTAKLAMAKAN, 18-09-2008, 15:56 tarihinde, dedi ki:

Baktılar , Muahmmedin akla hayale sığmayacak söylemleri var.

Ve sahih. Gerçekten söylemiş.

Bitakım davranışları var. Yapmış.

TÜm buları rasyonelleştirmek o kadar zor ki.

Savunmak o kadar zor ki.

Taraftar kaybedecekler.

En iyisi baştan ret edelim..

Sadece kuran var diyeim. Bu işten sıyrılalım havasındalar.

Olan budur.

Ama yanlış.

Kuranda olmayan fakat islamda olan o kadar şey var kı.

Şimdi sıra onları temizlemede..

Bu sefer başlarına daha büyük bela aldırlar , haberleri yok.

Sn Doçent in sorduğu bir soru vardı.

2 rekat namazı gözönüne alarak sorduğu bir soru.

Cevap verilmedi.

Veremeyecekler de.

Kuranı kabul et , gerisini ret et. Olmaaaazz..

Tek bacağı olmayan , kanadı ve kuyruğu olmayan bir tavuz kuşu olur mu. Olmaz.

Buda olmaz.


sizin en buyuk saldiri malzemeniz ortadan kalkiyor degilmi taklamakan.
Birisi gecmiste veba hastaligina yakalanmis olsa, Muhammed aleyhisselamdan bileceksiniz,
ama yok oyle yagma,
Kuran Muhammed aleyhisselaminda bir insan oldugunu melek olmadigini, bizden tek farkinin ona vahiy geliyor olmasini acik bir bicimde soyler,
gelenekten elinizde bol malzeme var,
ustelik muhaddisler onlar arasinda bile aiyirima gitmisken,
siz ayirim gozetmeksizin hepsini harmanlayarak bir din olusturmus,
o olusturdugunuz dine saldiri duzenliyorsunuz.
Bizim inancimiza gore,
Din vahiyden Ibarettir,
Digerleri dinin olmazsa olmaz unsurlari degildir.
inanmayanlara hic bir yaptirimi yoktur,
inanlarini baglayici ozellikler tasir.
Namazin tarifini soruyorsunuz,
ne o namaza baslamayami karar verdiniz.?
Kimin icin secdeye kapanacaksiniz,
Inanmadigi birisi icin insan secdeye kapanirmi.?

TAKLAMAKAN

Gönderen 19 Eylül 2008 - 07:58

Yanılıyorsun Sn Evren.

Siz Kuranla kendinizi sınırladınız ya.

Tartışmada bu kadar taktik hatası asla yapılmamalı idi.

Şimdi siz yaptınız.

Sınırlarınız belli.

DIşarı çıkamaz sınız.

Dar alanda kısa paslaşma yapacaz sizinle :D

Örneğin ,

Sn Doçent in size yönelttşği bir soru vardı.

Size sorulmuş.

Oradan bir başlasak.

Ne dersiniz.

kafedengi

Gönderen 19 Eylül 2008 - 09:13

herkesın burda bulunmak ıcın farklı bır sebebı var tabıı olarak. bu sebebın ne olacagınada kısı kendı karar verır. bu karar dogrultusunda ıletılerını yazar. dıleyen muhatap kabul eder dıleyen etmez.

burda bulunma amacımı sorulara cevap vermek gıbı bır ıddıa ıle acıklamıs olsam evet her soruya cevap vermem lazım, yok eger boyle bır ıddıam olmamıssa ''kulagını cekmek ıcın ogrencısını tahtaya kaldırmıs ogretmen'' mısalı ''cevap versene cocugum'' dıye bagırılması komık oluyor.

maksadınız gercekten uzum yemekse eger forum sızlere verılmıs uzumlerle doludur. yok bagcı dovmek ıstıyorsanız sıze verılen her uzum ıcın payıma dusen dayagı yemeye razıyım.

doçent

Gönderen 19 Eylül 2008 - 09:13

İletiyi GörüntüleTAKLAMAKAN, 19-09-2008, 08:58 tarihinde, dedi ki:

Yanılıyorsun Sn Evren.

Siz Kuranla kendinizi sınırladınız ya.

Tartışmada bu kadar taktik hatası asla yapılmamalı idi.

Şimdi siz yaptınız.

Sınırlarınız belli.

DIşarı çıkamaz sınız.

Dar alanda kısa paslaşma yapacaz sizinle :D

Örneğin ,

Sn Doçent in size yönelttşği bir soru vardı.

Size sorulmuş.

Oradan bir başlasak.

Ne dersiniz.


MERHABA SEVGİLİ TAKLAMAKAN VE SEVGİLİ EVREN

öncelikle sadece kuran diyen evren kardeşim cevabınızı beklemekteyim

sünnetsiz islam yaşanamaz

siz ise sadece kuran var demektesiniz

lütfedin nasıl namaz kıldığınızı açıklayın AYETLERLE

ikincisi

islam alemi yeni bir tez ortaya attı

aişe hayz gördüğü ilk yıldan sonra yaş alır dendi

yani 9yaşında hayz görmeye başladı+9 yıl sonra 9 yaşında kabuşl edildi

aslında 9+9=18 yaşında idi

tamam bunada tamam

neden 2 yıl zifaf için beklendi?



hadi açıklayın

bilimselci

Gönderen 21 Eylül 2008 - 19:24

İletiyi GörüntüleEvren., 18-09-2008, 21:40 tarihinde, dedi ki:

Birisi gecmiste veba hastaligina yakalanmis olsa, Muhammed aleyhisselamdan bileceksiniz,
ama yok oyle yagma,
Kuran Muhammed aleyhisselaminda bir insan oldugunu melek olmadigini, bizden tek farkinin ona vahiy geliyor olmasini acik bir bicimde soyler,
...............


Dediğin gibi değil. Yaşamın tüm imtiyazları ona tanınmış. Kuranda tüm alemin uyarıcısı son peygamber ünvanını aldığı gibi; Tüm zenginliklerin (savaş ganimetleri) kendisinin olduğu, çevresindeki tüm akraba ve halka ait kadınların kendisinin olduğu, hükmediliyor. Daha ne olsun? İtibar, kadın, para. Sen olsan daha ne ayrıcalık istersin?

Gönderen 22 Eylül 2008 - 13:21

Ganimet oranları ve nereye gideceği; evlilik kurumu açıkça ortadadır; kimse bilgisizce iftira atmaya kalkışmasın!!!

Gönderen 23 Eylül 2008 - 05:45

İletiyi Görüntüleali0_1, 22-09-2008, 13:21 tarihinde, dedi ki:

Ganimet oranları ve nereye gideceği; evlilik kurumu açıkça ortadadır; kimse bilgisizce iftira atmaya kalkışmasın!!!

selam.
'ali0_1'
kardes.
Onlar iftira atmak icin burdalar, suphesizki kuran iman edenlerin imanini inkar edenlerin inkarini artirir.
Biz Allahin elcisine indirilene iman ettik,
selam ve dua ile.

doçent

Gönderen 23 Eylül 2008 - 06:57

İletiyi Görüntüleali0_1, 22-09-2008, 14:21 tarihinde, dedi ki:

Ganimet oranları ve nereye gideceği; evlilik kurumu açıkça ortadadır; kimse bilgisizce iftira atmaya kalkışmasın!!!



merhaba ali muhterem

ne size nede dininze iftira atan yok muhterem kardeşim

eğer bir iftiracı var diyorsanız bakınız o iftiracı sizin kitabınız kurandır

çünkü biz sizin kitabınızı okluyup size yazmaktayız

muhammede sınırsız kadın (ahzab 50 ayet) veren ganimetin(para mal ve kadın) 5/1'i allah ve resulunundür diyen kuran değilmi?

burada resul kimdir sevgili ali?

neden şimdi biz iftiracı olmaktayız?

ya siz kitabınızı açıp okumadınız yada okudunuz burayı görmediniz.

muhterem açın vahyi!!!!

okuyun sonra bizi iftiracı olmakla itham edin.

saygılar

doçent

Gönderen 23 Eylül 2008 - 06:59

İletiyi GörüntüleEvren., 23-09-2008, 06:45 tarihinde, dedi ki:

selam.
'ali0_1'
kardes.
Onlar iftira atmak icin burdalar, suphesizki kuran iman edenlerin imanini inkar edenlerin inkarini artirir.Biz Allahin elcisine indirilene iman ettik,
selam ve dua ile.


merhaba evren

ben sürekli okudum inkar ettim

bu kadar insansıl bir vahy olamaz dedim

hatta bu kadar çelişkili bir ilahi kelam olamaz dedim

siz okumadığınızdan kuranı mübarek kutsal zan etmektesiniz

okuyun tartın sorgulayın derim fakat yürek lazım

Gönderen 23 Eylül 2008 - 07:35

İletiyi Görüntüledoçent, 23-09-2008, 06:59 tarihinde, dedi ki:

merhaba evren

ben sürekli okudum inkar ettim

bu kadar insansıl bir vahy olamaz dedim

hatta bu kadar çelişkili bir ilahi kelam olamaz dedim

siz okumadığınızdan kuranı mübarek kutsal zan etmektesiniz

okuyun tartın sorgulayın derim fakat yürek lazım


Biz okuduk okudugumuza inandik,
sen okuduguna inanmamissan o senin sorunun, biz sana, neden inanmiyorsun diyormuyuz?
o zaman, bizim inandigimiz degerlerle alay etme Hakkini kimden aliyorsunuz?
senin inanmaman sana, bizim inanmamiz bize aittir,
senin hesabindan bize, bizim hesabimizdan sana,bir pay yok,
sen bildigin gibi yasa, bizde bildigimiz gibi,
Madem zorlama yok, ki zorlama yok,
o zaman bizlere pisikolojik baski uygulamayada hakkiniz yok.
Su forumda hep savunmada olan bizler, saldirida olan sizler oldunuz.
Hem bizim inandiklarimiza inanmiyor, hemde bizlerin yazdigi bolumlerde yaziyorsunuz,
bilgi edinmek ve uygulamak icin degil,
alay etmek ve fitne cikarmak, muslumanlar arasina ayrilik tohumlari ekmek gayeniz,
**********
Kuran tartisma kitabi degil,
iman ve uygulama kitabidir,
saygilar.

saygilar.

TAKLAMAKAN

Gönderen 23 Eylül 2008 - 07:52

Kimse burada kimsenin arasına nifak tohumları sokmuyor.

Bırakın bu söylemleri.

Kafalarınız mı karıştı.

Öyle değil ama , diyelim ki siz öyle hissettiniz.

Sizde boş durmayın.

KURAN AYETLERİNİ kullanarak , ateistlerin arasına nifak tohumu sokun. :D

doçent

Gönderen 23 Eylül 2008 - 09:08

İletiyi GörüntüleEvren., 23-09-2008, 08:35 tarihinde, dedi ki:

Biz okuduk okudugumuza inandik,
sen okuduguna inanmamissan o senin sorunun, biz sana, neden inanmiyorsun diyormuyuz?
o zaman, bizim inandigimiz degerlerle alay etme Hakkini kimden aliyorsunuz?
senin inanmaman sana, bizim inanmamiz bize aittir,
senin hesabindan bize, bizim hesabimizdan sana,bir pay yok,
sen bildigin gibi yasa, bizde bildigimiz gibi,
Madem zorlama yok, ki zorlama yok,
o zaman bizlere pisikolojik baski uygulamayada hakkiniz yok.
Su forumda hep savunmada olan bizler, saldirida olan sizler oldunuz.
Hem bizim inandiklarimiza inanmiyor, hemde bizlerin yazdigi bolumlerde yaziyorsunuz,
bilgi edinmek ve uygulamak icin degil,
alay etmek ve fitne cikarmak, muslumanlar arasina ayrilik tohumlari ekmek gayeniz,
******
Kuran tartisma kitabi degil,
iman ve uygulama kitabidir,
saygilar.

saygilar.


merhaba evren muhterem

lütfen kızmayın

bakınız siz zorlama yok demişsiniz baskı uygulamayın demişsiniz

baskıyı uygulayan kim sevgili evren

bizmi?

yoksa onları dost edinmeyin! diyen bulduğunuz yerde öldürün diyen! hak dini görüpte iman etmeyenlerle onlar alçalana kadar savaşın öldürün diyen cariyeliği köleliği meşru gören islamın mitolojik ilahi al-ilah'mı?

hangimiz sevgili evren baskı yapan hangimiz

bakınız ben islamı red ettim diye neredeyse tüm arkadaşların beni red eti

hata bir kardeşim islam şeriatine göre mürted olduğumdan katlimin VACİB olduğunu açıkça beyan etti

lütfen ikrar edin

baskıyı yapan kim

sizmi?

bizmi?

saygılarımla

doçent

Gönderen 23 Eylül 2008 - 09:10

İletiyi Görüntüledoçent, 23-09-2008, 07:57 tarihinde, dedi ki:

merhaba ali muhterem

ne size nede dininze iftira atan yok muhterem kardeşim

eğer bir iftiracı var diyorsanız bakınız o iftiracı sizin kitabınız kurandır

çünkü biz sizin kitabınızı okluyup size yazmaktayız

muhammede sınırsız kadın (ahzab 50 ayet) veren ganimetin(para mal ve kadın) 5/1'i allah ve resulunundür diyen kuran değilmi?

burada resul kimdir sevgili ali?

neden şimdi biz iftiracı olmaktayız?

ya siz kitabınızı açıp okumadınız yada okudunuz burayı görmediniz.

muhterem açın vahyi!!!!

okuyun sonra bizi iftiracı olmakla itham edin.

saygılar


sevgili ali

lütfen cevablayınız

saygılar

kafedengi

Gönderen 23 Eylül 2008 - 13:40

İletiyi Görüntüledoçent, 23-09-2008, 10:10 tarihinde, dedi ki:

sevgili ali

lütfen cevablayınız

saygılar


sorunuzu, ıcınde bekledıgınız cevap barınmaksızın onyargısız sorarsanız alacagınız cevap sızı tatmın eder.

ha yok ben gorus beyan edecegım dersenız onuda soru formatına burumenıze gerek yok.

Gönderen 23 Eylül 2008 - 14:37

İletiyi Görüntülekafedengi, 23-09-2008, 14:40 tarihinde, dedi ki:

sorunuzu, ıcınde bekledıgınız cevap barınmaksızın onyargısız sorarsanız alacagınız cevap sızı tatmın eder.

ha yok ben gorus beyan edecegım dersenız onuda soru formatına burumenıze gerek yok.


Teşekkürler...

Bu arada "cevaplayınız" tarzı laflara hiç gerek yok çünkü Allah korusun başımıza bir şey gelip de yazamadığımızda cevaplayamıyor olmayız...

Sorular kasıtlı sorulmuş çünkü ben ganimet paylaşımı yok ya da kimse kadın alamıyor demedim işin hukukunu belirleyecek temel ilkeler, sınırlamalar konulmuştur...

Yani

Alıntı

Daha ne olsun? İtibar, kadın, para


yaklaşımı burada dalga geçme amaçlıdır ve abartılıdır; kimsenin para içinde yüzüp eğlendiği kadınlarla hukuksuzca ilişki kurduğu yok; her şey ortada verilen mücadele de öyle...

Hatta aksine İslam'ın aşırı zevk düşkünlüğüne çektiği set ortadadır; bu yüzden değil mi zaten kabullenemiyorlar bir türlü...

doçent

Gönderen 23 Eylül 2008 - 20:46

İletiyi Görüntülekafedengi, 23-09-2008, 14:40 tarihinde, dedi ki:

sorunuzu, ıcınde bekledıgınız cevap barınmaksızın onyargısız sorarsanız alacagınız cevap sızı tatmın eder.
ha yok ben gorus beyan edecegım dersenız onuda soru formatına burumenıze gerek yok.


sevgili kafedengi kardeşim

kişiye özgü soru olamayacağı gibi kişiye özel cevabta olmaz

ben size umum bir soru yönettim

siz bizi iftiracı olarak ele aldınız

bizde size diyoruzki

iftira olarak nitelediğiniz konular kuranda ele alınmaktadır

dolayısı ile bizi iftiracı olarak lanse ederseniz akabinde bizim size verdiğimiz konu kaynağımız olan kuranıda aynı şekilde iftiracı olarak değerlendirmeniz gerekmezmi?

size sorduğum soru sadece bu idi

şimdilütfen cevablayınız

saygılar

doçent

Gönderen 23 Eylül 2008 - 20:52

Alıntı

yaklaşımı burada dalga geçme amaçlıdır ve abartılıdır; kimsenin para içinde yüzüp eğlendiği kadınlarla hukuksuzca ilişki kurduğu yok; her şey ortada verilen mücadele de öyle...

Hatta aksine İslam'ın aşırı zevk düşkünlüğüne çektiği set ortadadır; bu yüzden değil mi zaten kabullenemiyorlar bir türlü...





merhaba ali

evet kabullenemediğimiz bu zevk ve sefanın (islamın)köleleştirdiği kocaları babaları öldürülen mal gibi alınan satılan kadınlar kızların durumu

bakınız ahzab suresi 50 ayet

bakınız beni kureyza hadisesi

kafedengi

Gönderen 23 Eylül 2008 - 21:39

İletiyi Görüntüledoçent, 23-09-2008, 21:46 tarihinde, dedi ki:

sevgili kafadengi kardeşim

kişiye özgü soru olamayacağı gibi kişiye özel cevabta olmaz

ben size umum bir soru yönettim

siz bizi iftiracı olarak ele aldınız

bizde size diyoruzki

iftira olarak nitelediğiniz konular kuranda ele alınmaktadır

dolayısı ile bizi iftiracı olarak lanse ederseniz akabinde bizim size verdiğimiz konu kaynağımız olan kuranıda aynı şekilde iftiracı olarak değerlendirmeniz gerekmezmi?

size sorduğum soru sadece bu idi

şimdilütfen cevablayınız

saygılar


sıze ıftıracı dedıgım yerı gosterırmısınız

doçent

Gönderen 24 Eylül 2008 - 06:49

İletiyi Görüntülekafedengi, 23-09-2008, 22:39 tarihinde, dedi ki:

sıze ıftıracı dedıgım yerı gosterırmısınız


merhaba kafedengi

biz sorumuzu ali kardeşimize yönelttik

fakat siz ali kardeşimişze sorduğumuz sorunun cevabını kendinizce verdiniz ve soruya sizde aynı muhatap oldunuz

biz sorumuzu ali muhtereme sordukki fikirlerimiz sebebi ile bizi iftiracı olarak lanse etti

bizde akabinde fikirlerimizi oluşturan yapı taşlarının kuran ve hadis kaynaklı olduğunu bu sebeble bizi iftiracı

olarak lanse eden muhterem ali kardeşimizin direkt olarak kaynaklarımızıda iftiracı olarak ele aldığını açıkladık

bu bağlamda sebeb sonuç ilişkisinide kullanarak kendilerine islam dininin iki büyük kaynağı KURAN ve HADİS külliyatının iftiracımı olduğunu sorduk.

siz bizim sorumuza direkt olarak müdahale edip şu cevabı verdiniz

"sorunuzu, ıcınde bekledıgınız cevap barınmaksızın onyargısız sorarsanız alacagınız cevap sızı tatmın eder.

ha yok ben gorus beyan edecegım dersenız onuda soru formatına burumenıze gerek yok."

işte bu sebeble sizde aynı soru ile muhatap kaldınız

sevgili kafedengi

yukarıdaki kısa açıklama bağlamında kuransal ve hadissel bağlamda ele alıp oluşturduğumuz açıklamalarımızda iftiracı kim

bizmi?

açıkça yazan kuran ve sünnetmi?

Gönderen 24 Eylül 2008 - 13:33

Laf saptırmaya lüzum yok; rica ederim bana gerçekte saygısı falan olmayanlar bana saygı ifade eden sözcükleri göz boyamak için kullanmasınlar...

Ganimetin oranı belli mi??? Evet; burada her şey alınıyor denilebilecek bir durum var mı??? Hayır, açınız okuyunuz Kur'an'ı...

Evlilik kurumu belli mi??? Evet; burada her gece başka yerde mum söndürmek benzeri bir durum var mı??? Hayır...

Cömertlik, dünya malına düşkün olmama gibi değerler övülmüş mü??? Evet; para içinde kimseyi umursamadan yüzülür denir mi??? Hayır...

Genelde bilinen bilgilere aykırı laf edenler ispatlar sözlerini; ispatlayamadıkları için de iftira atmış olurlar...

Peygamber eşlerinin özel olarak uyarılıp diğerlerine göre daha dikkatli olmaları gerektikleri, her zaman yardımlaşmaya önem vermiş zekat ibadetiyle de zenginlerin malında nasıl haklar olduğunu hatırlatan, ganimet için özel olarak oran getirip bu işin de hukukunu ilkeye bağlayan bir inanca söylenen sözlerin doğruluğu yoktur...

Uzatmaya ve burada gösteri yapmaya lüzum da yoktur...

Konu başlığı daha fazla saptırılmasın; bu da kendi açtığı başlığı başka konulara taşıyanlara ibret olsun...

Gönderen 24 Eylül 2008 - 14:14

Bir örnek olması için diyanetin mealinden arattım "ganimet" kelimesini:

Diyanet mealinden:

doçent

Gönderen 25 Eylül 2008 - 06:56

merhaba ali kardeşim

Laf saptırmaya lüzum yok; rica ederim bana gerçekte saygısı falan olmayanlar bana saygı ifade eden sözcükleri göz boyamak için kullanmasınlar...

sevgili ali

size saygım var ve olacak

lakin bizi birbirimize dahası müslüman olan sizleri müslüman olmayan bizlere düşman gördüren dinize tepkimiz var mesela sadece bu.



Ganimetin oranı belli mi??? Evet; burada her şey alınıyor denilebilecek bir durum var mı??? Hayır, açınız okuyunuz Kur'an'ı...

evet ganimetin oranıda ne olduğuda kuranda açıkça yazmakta.

bakınız verdiğiniz linkten açıklama yapayım


Enfâl Sûresinin 1 . Ayetinde
(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler Allah’a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”


Enfâl Sûresinin 41 . Ayetinde
Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize11 inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

sevgili ali

size sorum şu

1 ci ayette ganimetin tümü allaha ve resulune aiddir

41 ci ayette ise sadece 5/1 allaha ve resulune aiddir yazmakta verdiğiniz linte açıklama böyle

sormak istediğim nokta şu

allah nerede hata yaptı

önce ganimetin hepsi benim ve elçimin dedi sonra yok hepsi olmaz 5/1 dedi mitolojik ilah allah burada muhammed tarafından kullanıldı sevgili ali

buradaki hata ve sebeb nedir

gerçekten allahmı hata yaptığını fark etti bunu istedi yoksa muhammadmi ganimetin hepsine konayım derken gelen tepkiler üzerine en azından aslan payı benim olsunmu dedi.bu arada 5/1 de konuşulmaya başlanınca ayetin ardına hemen ekleme yapıldı "Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir."

ganimet mal para eşya kadın kız

delil yine kurandan buyurun

Ahzâb Sûresinin 50 . Ayetinde

Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helal kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.


http://www.diyanet.gov.tr/kuran/result.asp...amp;Arama=Tamam


sevgili ali

ganimet açıklamasını birde kurandan siz yapın bilelim

saygılar sevgiler

kafedengi

Gönderen 25 Eylül 2008 - 09:19

İletiyi Görüntüledoçent, 25-09-2008, 07:56 tarihinde, dedi ki:

merhaba ali kardeşim

Laf saptırmaya lüzum yok; rica ederim bana gerçekte saygısı falan olmayanlar bana saygı ifade eden sözcükleri göz boyamak için kullanmasınlar...

sevgili ali

size saygım var ve olacak


saygılar sevgiler


ınsan kendısıne ıftıra eden bırıne saygımı duyarmıs hıc

doçent

Gönderen 25 Eylül 2008 - 12:05

İletiyi Görüntülekafedengi, 25-09-2008, 10:19 tarihinde, dedi ki:

ınsan kendısıne ıftıra eden bırıne saygımı duyarmıs hıc


MERHABA KAFADENGİ MUHTEREM

sevgili arkadaşım :)

bizim saygımız insanlığınızadır

sevgili ali kardeşimiz :) sadece iftiracı olduğumuzu iddia etmiştir

bizde kendilerine iftira olarak iddia etiğiniz noktaların kuran kaynaklı olduğunu belirttik

bizim meselemiz kişiler değil fikirlerdir

insanlığına saygı duyar lakin söylem ve fikirlerini eleştiririz :excl:

aradaki sınırı aşmadan

sevgiler

doçent

Gönderen 25 Eylül 2008 - 12:06

İletiyi Görüntüledoçent, 25-09-2008, 07:56 tarihinde, dedi ki:

merhaba ali kardeşim

Laf saptırmaya lüzum yok; rica ederim bana gerçekte saygısı falan olmayanlar bana saygı ifade eden sözcükleri göz boyamak için kullanmasınlar...

sevgili ali

size saygım var ve olacak

lakin bizi birbirimize dahası müslüman olan sizleri müslüman olmayan bizlere düşman gördüren dinize tepkimiz var mesela sadece bu.



Ganimetin oranı belli mi??? Evet; burada her şey alınıyor denilebilecek bir durum var mı??? Hayır, açınız okuyunuz Kur'an'ı...

evet ganimetin oranıda ne olduğuda kuranda açıkça yazmakta.

bakınız verdiğiniz linkten açıklama yapayım


Enfâl Sûresinin 1 . Ayetinde
(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler Allah’a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”


Enfâl Sûresinin 41 . Ayetinde
Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize11 inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

sevgili ali

size sorum şu

1 ci ayette ganimetin tümü allaha ve resulune aiddir

41 ci ayette ise sadece 5/1 allaha ve resulune aiddir yazmakta verdiğiniz linte açıklama böyle

sormak istediğim nokta şu

allah nerede hata yaptı

önce ganimetin hepsi benim ve elçimin dedi sonra yok hepsi olmaz 5/1 dedi mitolojik ilah allah burada muhammed tarafından kullanıldı sevgili ali

buradaki hata ve sebeb nedir

gerçekten allahmı hata yaptığını fark etti bunu istedi yoksa muhammadmi ganimetin hepsine konayım derken gelen tepkiler üzerine en azından aslan payı benim olsunmu dedi.bu arada 5/1 de konuşulmaya başlanınca ayetin ardına hemen ekleme yapıldı "Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir."

ganimet mal para eşya kadın kız

delil yine kurandan buyurun

Ahzâb Sûresinin 50 . Ayetinde

Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helal kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.


http://www.diyanet.gov.tr/kuran/result.asp...amp;Arama=Tamam


sevgili ali

ganimet açıklamasını birde kurandan siz yapın bilelim

saygılar sevgiler

Gönderen 25 Eylül 2008 - 13:01

Oran verilmiş işte; bu ifade tarzı da olabilir başka bir şey de daha önce de söylediğim gibi çok bilgilisiniz ya gelin Arapçayla açıklayın bildiğiniz bir şey varsa yoksa salt "şurda şöyle burda böyle" ile hiçbir şey çıkarılamaz, aynı surede geçmekte zaten uygulaması da böyle...

Ne dendiği açık...

Ayrıca kadın meselesinde "al herkesle gönül eğlendir" demiyor orada; bunları ben okuyup da buraya getirmek istedim, kalkıp bana aynı şeyler üzerinden anlamsız çıkarımlarda bulunmayın...

Biz ganimet yok demedik; ama bunun paylaştırılması da bellidir(uygulanmıştır da, reddetmenin lüzumu yok!!!)...

doçent

Gönderen 25 Eylül 2008 - 15:10

MERHABA ALİ

CEVABSIZ KALAN SORULAR HER DAİM MÜSLÜMANLARIN SIKINTILARINI ARTIRACAKTIR

bizi bilgisizlikle suçlarken çelişkilerinizi açıklayamıyorsunuz

sadece konu dağıtıcı yazım söylem

sizden istirham ediyorum

enfal 1 ile enfal 41 arasındaki çelişki ,nedir

nedendir

Gönderen 25 Eylül 2008 - 15:33

İletiyi Görüntüledoçent, 25-09-2008, 16:10 tarihinde, dedi ki:

MERHABA ALİ

CEVABSIZ KALAN SORULAR HER DAİM MÜSLÜMANLARIN SIKINTILARINI ARTIRACAKTIR

bizi bilgisizlikle suçlarken çelişkilerinizi açıklayamıyorsunuz

sadece konu dağıtıcı yazım söylem

sizden istirham ediyorum

enfal 1 ile enfal 41 arasındaki çelişki ,nedir

nedendir


Sayın Elmalılı tefsirde Arapça'dan açıklamaktadır 1.ayet'te ne yazdığını; ben size diyorum ki çok bilgili olduğunuzu iddia ederek ve kesinlik ifadeleri kullanarak konuşan siz neden Arapça'dan açıklayamıyorsunuz???

Şöyle ki: Ganimet konusunda hükmün sahibi belirtilmiştir daha sonra da oran açıkça belirtilmiştir ve paylaşımın buna göre yapıldığı bilinmektedir...

Orada sorulan ganimetlerin dağıtım oranı değil nasıl dağıtılacağıdır ve doğal olarak oran da diğer ayette belirtilmiştir...

Yani siz mealden yola çıkarak laf oyunu yapıyorsunuz aslında çünkü cümlenin devamından anlam açıkça ortaya çıktığı gibi yine aynı sure içerisinde hüküm de mevcuttur...

Cevapsız kalan soru dediğinizi biraz okuyup araştırıp öğrenebilirsiniz; burası ilahiyat fakültesi değil biz de işin uzmanları değiliz...

Şimdi siz sayın Elmalılı'dan sayın Bilmen'den daha bilgiliyseniz buyrunuz; ama genelde bilinene aksi bir laf edip "cevaplanamıyor" demek doğru sonuca götürmez...

kafedengi

Gönderen 25 Eylül 2008 - 16:23

İletiyi Görüntüledoçent, 25-09-2008, 16:10 tarihinde, dedi ki:

MERHABA ALİ

CEVABSIZ KALAN SORULAR HER DAİM MÜSLÜMANLARIN SIKINTILARINI ARTIRACAKTIR

bizi bilgisizlikle suçlarken çelişkilerinizi açıklayamıyorsunuz

sadece konu dağıtıcı yazım söylem

sizden istirham ediyorum

enfal 1 ile enfal 41 arasındaki çelişki ,nedir

nedendir


sn docent, bırılerıne ozenmıs olanlar ve ozendıklerını taklıd edıp begenılmeye calısanlar, begendırılmeye calısılan kısı tarafındanda fark edılır.

ancak bu farkedılme o kısıye ekserıyetle ımtıyaz saglamadıgı gıbı uzucude olsa ''medya maymun''u konumuna ıter.

bu gıbı sosyal olusumlarda ıse o konumun hıcbır degerı yoktur.

benım merak ettıgım asıl konu ıse; gercek anlamda docent ısenız docentlık tezınızı hazırlarken sordugunuz soruların yukardakıler gıbı olup olmadıgıdır.

BrainSlapper

Gönderen 25 Eylül 2008 - 20:18

İletiyi Görüntülekafedengi, 25-09-2008, 22:23 tarihinde, dedi ki:

sn docent, bırılerıne ozenmıs olanlar ve ozendıklerını taklıd edıp begenılmeye calısanlar, begendırılmeye calısılan kısı tarafındanda fark edılır.

ancak bu farkedılme o kısıye ekserıyetle ımtıyaz saglamadıgı gıbı uzucude olsa ''medya maymun''u konumuna ıter.

bu gıbı sosyal olusumlarda ıse o konumun hıcbır degerı yoktur.

benım merak ettıgım asıl konu ıse; gercek anlamda docent ısenız docentlık tezınızı hazırlarken sordugunuz soruların yukardakıler gıbı olup olmadıgıdır.


Sayın doçent bir soru soruyor, ama soru ile ilgilenen yok, sadece polemik, konu dağıtmaca.

Sayın doçent de biliyor zaten cevap alamayacağını.


Doçent dedi ki:

sadece konu dağıtıcı yazım söylem


Saygılar.

BrainSlapper

Gönderen 25 Eylül 2008 - 20:55

İletiyi GörüntüleEvren., 16-09-2008, 08:40 tarihinde, dedi ki:

İslâm tarihi, Hz. Muhammed (s)'in Yüce Allah tarafından elçi olarak seçilmesi ve vahiy almasıyla başlar. Tarihe ve topluma, iletilen bir bildirimle gerçekleşen bu müdahale ve mücadelede, 40 yaşındaki elçinin yanı başında onurlu ve vakarlı bir kadın yer almıştır.

Hz. Muhammed'in Hira yolundaki azığını o hazırlamış, evdeki dinginlik ve güzelliği o besleyip büyütmüş, onun titreyen ellerini ilk önce o tutmuş, onun üstünü o örtmüş, onu uyandırıp donatarak davete o yollamış, onun yediği tekme tokatları ve küfürleri o savuşturmuş, onun yaralarını ağlayarak ilk önce o sarmış, onunla birlikte Kâbe'ye ilk kez o yürümüş, onun mesajını kadınlara ve karşılaştıklarına ilk kez o ulaştırmış, onun gözyaşlarına o eşlik etmiş, onun dualarına ilk kez ellerini o kaldırmış, onun çağrısına yönelen köleleri, mahrum ve müstezafları ilk kez o doyurmuş, Mekke'nin en zengin kadınıyken bütün varlığını harcayarak onunla birlikte karnına taşları ilk kez o bağlamış, bir yetim olarak başkalarının evinde büyüyen bir adamın içindeki yaraları ilk kez o görüp dinlemiş, tevhid mektebinde tertemiz bir çocuk olarak büyüyen Ali'ye ilk kez o kol kanat germiş, zorba müşriklere onurlu ve başı dik bir şekilde haykıran ilk kadın o olmuş, dahası âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberin ilk yâranı, yoldaşı ve bağlısı o olmuştur.

İkinci bir Hira'dır Hz. Hatice. Mektebin hazırlayıcısı, kurucusu ve aynı zamanda ilk hanım öğretmenidir.

Bir peygamber eşi olmasının yanında, bir kadın ve Müslüman olarak da değerli ve örnekliği sürdürülebilir vasıflara sahiptir. İyi yetişmiş, akıllı, dünyayı tarazlayan bakışlara sahip, kendi hayatını biçimlendirip anlamlandırabilen biridir. Kararlı, onurlu ve kurucu bir özne olmayı; hak edilmiş bir bilinç ve sezgiyle gerçekleştirebilen ideal bir kadın, örnek bir kişiliktir.

Kirli ve yozlaşmış Mekke ortamında kendisi olmayı başarmıştır. Ticaretle uğraşmış, kimseye yük olmamıştır. Dikkatli, donanımlı ve özgüven sahibidir. Kendisiyle evlenmek için can atan onca kibirli adamı reddetmesinin yanı sıra, izleyip güvendiği ve zamanla hayranlık ve sevgi duyduğu bir insana, itirazlara rağmen evlenme teklifini o götürmüştür. Ki tarih; o yetim, yoksul ve mahzun adamın çölün ortasındaki küçük bir evde büyüyüp çoğalan çığlık ve çağrısında, ona eşlik eden o güzel ve temiz simayı hâlâ örnek göstermekte ve adını saygıyla anmaktadır.


Şizofreniden/saradan muzdarip bir kocası, bir çocuğu, bir kardeşi olan, herhangi vefakar bir kadının yapacağı sıradan şeyleri ulvi hikayyeler gibi dinleyip, daha ne kadar kendinizden geçeceksiniz?


*

Hz. Muhammed'in Hira yolundaki azığını o hazırlamış: Evinde durmayan, evine çocuklarına bakmayıp, dağlara kaçıp kapanan bir kocası var, naapsın kadıncağız, ****** veliyse de bakayım demiş.

evdeki dinginlik ve güzelliği o besleyip büyütmüş: Kocası dağlarda mağaralarda halüsinasyon görmekle meşgulken, naapsın, tek başına çocuklarına bakmış, onların rızkıyla uğraşmış.

onun titreyen ellerini ilk önce o tutmuş, onun üstünü o örtmüş, onu uyandırıp donatarak davete o yollamış: Kim bir yakını sara krizine girince onu atar, kovar veya bağırır ki? Elleri titrese tutarız, üşümesin diye üstünü örteriz. "****" falan deriz. ne diyecekti kadın. Az kendine gelince de, biraz el içine çık, insan gör, dağlarda yaşaya yaşaya halüsinasyon görmeye başladın, biraz sosyalleş demiş.

*******

onun çağrısına yönelen köleleri, mahrum ve müstezafları ilk kez o doyurmuş, Mekke'nin en zengin kadınıyken bütün varlığını harcayarak onunla birlikte karnına taşları ilk kez o bağlamış: Eee naapsın, çevredekilerin ****** kocasını adam yerine koyan ve birazcık olsun sosyalleştiren insanlara iyi davranmış. Hatta, onlarla olunca ben rahat olurum, çorla çocukla ilgilenebilirim diye teşvik de etmiştir daha çok arkadaş edinmesini.

bir yetim olarak başkalarının evinde büyüyen bir adamın içindeki yaraları ilk kez o görüp dinlemiş: Dinlemiştir. Hastalara herkes iyi davranır. Keşke Hz. Hatice yazsa idi yazdıklarını. Muhammed'in sevgisiz bir çocukluk geçirmesinin içindeki intikam ve kin duygusunu nasıl beslediğini, içindeki sevgi açlığının ne zaman başladığını ve hangi boyutlarda olduğunu daha iyi görürdük. (Bakınız imzam)

tevhid mektebinde tertemiz bir çocuk olarak büyüyen Ali'ye ilk kez o kol kanat germiş: Naapsın, Muhammed'e arkaşlık eden çocuğu da kovsun ve sabahtan akşama hep Muhammed'le mi uğraşsın.

İletiyi GörüntüleEvren., 16-09-2008, 08:40 tarihinde, dedi ki:

Bir peygamber eşi olmasının yanında, bir kadın ve Müslüman olarak da değerli ve örnekliği sürdürülebilir vasıflara sahiptir. İyi yetişmiş, akıllı, dünyayı tarazlayan bakışlara sahip, kendi hayatını biçimlendirip anlamlandırabilen biridir. Kararlı, onurlu ve kurucu bir özne olmayı; hak edilmiş bir bilinç ve sezgiyle gerçekleştirebilen ideal bir kadın, örnek bir kişiliktir.


Cahiliye devri diye, İslam öncesi toplumu yerin dibine sok, Hz. Hatice hangi iklimde, hangi dini ve kültürel ortamda yetişmiş acaba diye bir kez inceleme gereği duyma, neden İslam dünyası 1400 senedir bir Hatice çıkaramadı diye yargılama, İslam öncesi topluma çamur atmayı sürdür, masalları dinle dur.

Saygılar.

doçent

Gönderen 26 Eylül 2008 - 06:59

merhaba ali kardeşim

merhaba kafedengi kardeşim(sizden özür diliyorum künyenizi kafadengi olarak yazdımğım için fark edemedim af edin)

sevgili ali ve sevgili kafedendi muhteremler

şunu açıkça belirteyimki gerçekte doçent değilim sadece künyem doçent

açık öğretimde okumaktayım daha okulum bitmedi

sorduğum sorular ise gayet açık ve net sorulardır

köşe kapmaca içermeyen anlaşılması gayet açık sorulardır

inançlı bireyler resimleri tek tek ele alırlar

ve bu tek resimler üzerinden yorum ve fikir icraa ederler

bu elmelılıdada bursevidede ibrahim hakkıdada beydavidede böyle olmuştur

kuranı ele alan alim sıfatlı tüm bireyler bu resmi asla tümleşik olarak bütünlüğünü ele alan açıklamlar yapmamışlardır.

sadece ayetsel noktalarda açılama yapılmıştır

tefsirlerde suresel noktada açklama olmayıp salt ayet ele alınmştır

bu sebeble islam ümmeti her daim siyak ve sibaka bakjmmadan sadece ayet resimciği ile hüküm vermişlerdir

biz ise kuranı eski bir müslüman olarak tümleşik noktada yani resimleri tek tek yan yana dizip tümlemesine bakarak bu kuran ilahi değil muhammedin yazdığı arabi şeriatini siyasetini örfünü anlatan bir insansıl anayasadır demekteyiz.

doğal olarak anayasa yazılırken insanların itiraz etmemeleri için temel kaideler oluşturulmuştur.

mesela türk cumhuriyeti anayasasında olan laiklik değiştirilemez değiştirilmesi teklif dahi edilemez gibi yasalar gibi

işte enfal bu arab anayasasının sadece bir noktasına temas etmektedir

ilk ayette GANİMET salt al-ilah ile muhammedin kontrolu altındadır derken 41 ayette GANİMET'in 5/1 kesin olarak al-ilah ve muhamedin denerek tüm tepkiler bertaraf edilmiştir

keaza enfal 1 deki ayetin devamında itiraz hakkı dahi tanınmamıştır

resin tümüne baktığınızda karşınıza şu çıkar

muhammed iyi bir siyasetçidir

ve yasaları kendi hayatına uygun hazırlamıştır

gerektiğinde öldürmek pahasına

saygılar

kafedengi

Gönderen 26 Eylül 2008 - 10:17

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 25-09-2008, 21:55 tarihinde, dedi ki:

[size=2]


onun mesajını kadınlara ve karşılaştıklarına ilk kez o ulaştırmış, onun gözyaşlarına o eşlik etmiş, onun dualarına ilk kez ellerini o kaldırmış: Her kadın gibi kocasının anormalliklerini çevresine anlatmış. Abuk sabuk şeyler yaptığında, kendini iyi hissetsin ditye o da katılmış. Şizofren birisi "bak ben çevremde uçan daireler görüyorum" dese, annesi, yakını vs ne der? "Saçmalama ne uçan dairesi" mi der, yoksa ızdırabını içine atıp "evet yavrum, biz de görüyoruz, evet uçan daireler geziyor" diye rol mü yapar?


Saygılar.


sızın yaptıgınız gıbı yapıp soyledılklerınızı ınceleyelım cumle cumle.

ıddıa: Her kadın gibi kocasının anormalliklerini çevresine anlatmış:

cevap: burada kullanılan ''her kadın gıbı'' ıfadesıne dıkkat etmemız lazım. bu gıbı sozler ıddıa sahıbının sozlerını once kendıne kanıtlama ıstegının dısa vurumudur. oysa boyle bı seyı ıddıa eden bırı kendı yakınındakı hanımlardan yanı tanıdıklarından bırı kocasına aıt anormallıklerı ese dosta anlatsa ve ''bu her kadının yaptıgı bıseydır'' dıyerek kendını savunsa emın olun buna ılk ıtıraz edeceklerden bırı bu ıddıanın sahıbı olur.

kaldıkı hz. hatıce valıdemız ıle peygamberımız efendımız a.s evlendıklerınde bırı 25 dıgerı 40 yasında ve 40 yasında olan hz. hatıce. buyuk olan. hayat tecrubesı cok olan. daha oncesınde de ıkı evlılık gecırmıs olan hz. hatıce valıdemız 40 yasında ımıs. 13-15-20 falan dııl tam 40. bu sıze bısey ıfade edıyormu. 40yasında evlenıp 55 yasına geldıgınde kocası dedıgınız kısı yanı efendımız 40 yasında. 15 sene aynı yastıga bas koymuslar. hıcmı tanımamıs peygamberımız efendımızı. evlenmeden oncekı tıcaret kervanlarının basında gonderdıgı zamanlarda hakkında bılgı toplamak ıcın kolesını gorevlendırmıs mesela. bu kadar tahkıkat yapılmıs. kaldıkı bır metropolden soz etmıyoruz. mekkeden herkesın bırbırını tanıdıgı bıyerden bahs edıyoruz. bakın sız bıle 1400 yıl sonra bu kadar kesın tahlıller yaparken ( ustelık sızın kanaatlerınızı curutecek bınlerce ıfade bulundugu halde ), o her daım yanında olan kısıyı bılememısmı.


ıddıa: Abuk sabuk şeyler yaptığında, kendini iyi hissetsin diye o da katılmış.

cevap: hz. hatıce valıdemızın hıra magarasına cıktıgına daır bır rıvayet yok mesela. bende senın gıbı vahıh alıyorumda demıyor. mıraca cıktıgınıda ıddıa etmıyor. mucızede gostermıyor.

hz hatıce valıdemızın efendımız yapıyor dıye yaptıkları yokmudur denırse elbet vardır kı o da gundelık ısler yama yamamak, ev ıslerı yapmak, cocuklarına bakmak.


ıddıa:Şizofren birisi "bak ben çevremde uçan daireler görüyorum" dese, annesi, yakını vs ne der? "Saçmalama ne uçan dairesi" mi der, yoksa ızdırabını içine atıp "evet yavrum, biz de görüyoruz, evet uçan daireler geziyor" diye rol mü yapar.

cevap:sızofren bırının bu tıp sozlerıne yakınları ıfade ettıgınız gıbı yaklasabılır. ''nasıl olurda sız benım gorduklerımı gormezsınız'' deyıp kendını dahada yanlız ve otelenmıs gıbı hıssetmemesı ıcın. buraya kadarı tamam ama noksan. tedavı nıye yok. doktora nıye gotrumemıs. doktormu yokmus. ıyılesmesı ıcın nıye bısey yapmamıs. yoksa ıyılesmesınımı ıstememıs. bunlardan hangısı sn braın.


ıddıa:Cahiliye devri diye, İslam öncesi toplumu yerin dibine sok, Hz. Hatice hangi iklimde, hangi dini ve kültürel ortamda yetişmiş acaba diye bir kez inceleme gereği duyma, neden İslam dünyası 1400 senedir bir Hatice çıkaramadı diye yargılama, İslam öncesi toluma çamur atmayı sürdür, masalları dinle dur.

cevap:bı tane yetermı sn braın. hz. rabıatul adevıyye.

Gönderen 26 Eylül 2008 - 15:33

İletiyi Görüntüleali0_1, 25-09-2008, 16:33 tarihinde, dedi ki:

Sayın Elmalılı tefsirde Arapça'dan açıklamaktadır 1.ayet'te ne yazdığını; ben size diyorum ki çok bilgili olduğunuzu iddia ederek ve kesinlik ifadeleri kullanarak konuşan siz neden Arapça'dan açıklayamıyorsunuz???

Şöyle ki: Ganimet konusunda hükmün sahibi belirtilmiştir daha sonra da oran açıkça belirtilmiştir ve paylaşımın buna göre yapıldığı bilinmektedir...

Orada sorulan ganimetlerin dağıtım oranı değil nasıl dağıtılacağıdır ve doğal olarak oran da diğer ayette belirtilmiştir...

Yani siz mealden yola çıkarak laf oyunu yapıyorsunuz aslında çünkü cümlenin devamından anlam açıkça ortaya çıktığı gibi yine aynı sure içerisinde hüküm de mevcuttur...


Cevapsız kalan soru dediğinizi biraz okuyup araştırıp öğrenebilirsiniz; burası ilahiyat fakültesi değil biz de işin uzmanları değiliz...

Şimdi siz sayın Elmalılı'dan sayın Bilmen'den daha bilgiliyseniz buyrunuz; ama genelde bilinene aksi bir laf edip "cevaplanamıyor" demek doğru sonuca götürmez...


Sözümüz ortada; kimse köşe kapmaca oynamıyor; çeviriden söz oyunu olmaz çok bildiğini iddia eden gelip Arapça açıklar...

Ben konu bütün ya da parça ele alınmış mı dedim; sayın Elmalılı da sayın Bilmen de tefsirde anlatmış hatta sayın Elmalılı Arapça'dan yola çıkarak anlatmış dedim...

Ne deniyormuş: Ganimet hükümleri kime ait olacak??? Ve işte cevabı da geliyormuş; sonra devam eden ayetlerden birinde de açıkça oran veriliyormuş...

Bundan sonra bilgisi olmayan konu hakkında konuşmaya devam edecekse eğer insanlar, ben o işte yokum; bilmediğini bilmeye çalışanlardanım...

kafedengi

Gönderen 26 Eylül 2008 - 16:14

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 25-09-2008, 21:55 tarihinde, dedi ki:


Şizofreniden/saradan muzdarip bir kocası, bir çocuğu, bir kardeşi olan, herhangi vefakar bir kadının yapacağı sıradan şeyleri ulvi hikayyeler gibi dinleyip, daha ne kadar kendinizden geçeceksiniz?


Cahiliye devri diye, İslam öncesi toplumu yerin dibine sok, Hz. Hatice hangi iklimde, hangi dini ve kültürel ortamda yetişmiş acaba diye bir kez inceleme gereği duyma, neden İslam dünyası 1400 senedir bir Hatice çıkaramadı diye yargılama, İslam öncesi topluma çamur atmayı sürdür, masalları dinle dur.

Saygılar.


yorum sızın

kafedengi

Gönderen 26 Eylül 2008 - 16:44

İletiyi Görüntüledoçent, 26-09-2008, 07:59 tarihinde, dedi ki:

merhaba ali kardeşim

merhaba kafedengi kardeşim(sizden özür diliyorum künyenizi kafadengi olarak yazdımğım için fark edemedim af edin)

sevgili ali ve sevgili kafedendi muhteremler

şunu açıkça belirteyimki gerçekte doçent değilim sadece künyem doçent

açık öğretimde okumaktayım daha okulum bitmedi

sorduğum sorular ise gayet açık ve net sorulardır

köşe kapmaca içermeyen anlaşılması gayet açık sorulardır

inançlı bireyler resimleri tek tek ele alırlar

ve bu tek resimler üzerinden yorum ve fikir icraa ederler

bu elmelılıdada bursevidede ibrahim hakkıdada beydavidede böyle olmuştur

kuranı ele alan alim sıfatlı tüm bireyler bu resmi asla tümleşik olarak bütünlüğünü ele alan açıklamlar yapmamışlardır.

sadece ayetsel noktalarda açılama yapılmıştır

tefsirlerde suresel noktada açklama olmayıp salt ayet ele alınmştır

bu sebeble islam ümmeti her daim siyak ve sibaka bakjmmadan sadece ayet resimciği ile hüküm vermişlerdir

biz ise kuranı eski bir müslüman olarak tümleşik noktada yani resimleri tek tek yan yana dizip tümlemesine bakarak bu kuran ilahi değil muhammedin yazdığı arabi şeriatini siyasetini örfünü anlatan bir insansıl anayasadır demekteyiz.

doğal olarak anayasa yazılırken insanların itiraz etmemeleri için temel kaideler oluşturulmuştur.

mesela türk cumhuriyeti anayasasında olan laiklik değiştirilemez değiştirilmesi teklif dahi edilemez gibi yasalar gibi

işte enfal bu arab anayasasının sadece bir noktasına temas etmektedir

ilk ayette GANİMET salt al-ilah ile muhammedin kontrolu altındadır derken 41 ayette GANİMET'in 5/1 kesin olarak al-ilah ve muhamedin denerek tüm tepkiler bertaraf edilmiştir

keaza enfal 1 deki ayetin devamında itiraz hakkı dahi tanınmamıştır

resin tümüne baktığınızda karşınıza şu çıkar

muhammed iyi bir siyasetçidir

ve yasaları kendi hayatına uygun hazırlamıştır

gerektiğinde öldürmek pahasına

saygılar



sıze resmın butunune bakarak gordugumu soylememı ıstermısınız sn docent.

hanı bı arkadasınız vardır. kankanız. yada sevdıgınız. kımbılır belkı ana babanız. bırı ıste. kım oldugunun onemı yok.

aramızda ben ve o yok, bız varız dedıgınız bırı.

cok guvenırsınız ona. ne pahasına olursa olsun bana boyle bısey yapmaz dersınız. yapamaz mumkun degıl.

o benım, ben onunsam boyle bır davranıs veya sozun ondan sadır olması ımkansızdır.

40 yasındayım sn docent.

nefsım benı her an teyakkuzda bekletır. hadı bı hata bı yanlıs bul dıye. sana soyle soyle yaptı dıye ıcımı kemırır.

lakın ben bılırımkı nefs; bızı bırbırımıze dusurmeye calısan kıskanc bır dosttur.

telkınlerıne asla ıtıbar etmem.

Gönderen 27 Eylül 2008 - 22:19

İletiyi Görüntüledoçent, 26-09-2008, 06:59 tarihinde, dedi ki:

merhaba ali kardeşim

merhaba kafedengi kardeşim(sizden özür diliyorum künyenizi kafadengi olarak yazdımğım için fark edemedim af edin)

sevgili ali ve sevgili kafedendi muhteremler

şunu açıkça belirteyimki gerçekte doçent değilim sadece künyem doçent

açık öğretimde okumaktayım daha okulum bitmedi

sorduğum sorular ise gayet açık ve net sorulardır

köşe kapmaca içermeyen anlaşılması gayet açık sorulardır

inançlı bireyler resimleri tek tek ele alırlar

ve bu tek resimler üzerinden yorum ve fikir icraa ederler

bu elmelılıdada bursevidede ibrahim hakkıdada beydavidede böyle olmuştur

kuranı ele alan alim sıfatlı tüm bireyler bu resmi asla tümleşik olarak bütünlüğünü ele alan açıklamlar yapmamışlardır.

sadece ayetsel noktalarda açılama yapılmıştır

tefsirlerde suresel noktada açklama olmayıp salt ayet ele alınmştır

bu sebeble islam ümmeti her daim siyak ve sibaka bakjmmadan sadece ayet resimciği ile hüküm vermişlerdir

biz ise kuranı eski bir müslüman olarak tümleşik noktada yani resimleri tek tek yan yana dizip tümlemesine bakarak bu kuran ilahi değil muhammedin yazdığı arabi şeriatini siyasetini örfünü anlatan bir insansıl anayasadır demekteyiz.

doğal olarak anayasa yazılırken insanların itiraz etmemeleri için temel kaideler oluşturulmuştur.

mesela türk cumhuriyeti anayasasında olan laiklik değiştirilemez değiştirilmesi teklif dahi edilemez gibi yasalar gibi

işte enfal bu arab anayasasının sadece bir noktasına temas etmektedir

ilk ayette GANİMET salt al-ilah ile muhammedin kontrolu altındadır derken 41 ayette GANİMET'in 5/1 kesin olarak al-ilah ve muhamedin denerek tüm tepkiler bertaraf edilmiştir

keaza enfal 1 deki ayetin devamında itiraz hakkı dahi tanınmamıştır

resin tümüne baktığınızda karşınıza şu çıkar

muhammed iyi bir siyasetçidir

ve yasaları kendi hayatına uygun hazırlamıştır

gerektiğinde öldürmek pahasına

saygılar

sayin Docent,
ganimet konusunda neden sadece enfal suresine bakiyorsunuz.?
Hasr suresinde yazilanlari okursaniz, belki kalbiniz yumsar.

[059.007] [DI] Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir.

saygilar

doçent

Gönderen 27 Eylül 2008 - 22:33

İletiyi GörüntüleEvren., 27-09-2008, 23:19 tarihinde, dedi ki:

sayin Docent,
ganimet konusunda neden sadece enfal suresine bakiyorsunuz.?
Hasr suresinde yazilanlari okursaniz, belki kalbiniz yumsar.

[059.007] [DI] Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir.

saygilar



merhaba evren kardeşim

bu kelimeniz şunu açıklar

"tamam enfal suresi şaibelidir siz diğerine bakınız"

sevgili evren kardeşim

enfal suresi sizin iddianız ile allah kelamı değilmi

neden onu es geçip diğer bir sureden alıntı yapayım

aslında yukarıdaki makalemi tasdik ettiniz

resimleri tek tek ele alıp tümleşik noktadaki vahim resmi görmek istemiyorsunuz

enfal=GANİMET suresi başlı başına vahşet bir suredir

özeti şudur

ganimetler allah=resulune aiddir sakın itiraz etmeyin

sonra ganimetin 5/1 kesin olarak soyut varlık allah=somut varlık olan resulune aiddir

yani aslan payı soyut allah=ile somut resul muhammede aiddir

mesele bu kadar açık

varsa başka bir açıklamanız yazın

doçent

Gönderen 27 Eylül 2008 - 22:40

İletiyi Görüntülekafedengi, 26-09-2008, 17:44 tarihinde, dedi ki:

sıze resmın butunune bakarak gordugumu soylememı ıstermısınız sn docent.

hanı bı arkadasınız vardır. kankanız. yada sevdıgınız. kımbılır belkı ana babanız. bırı ıste. kım oldugunun onemı yok.

aramızda ben ve o yok, bız varız dedıgınız bırı.

cok guvenırsınız ona. ne pahasına olursa olsun bana boyle bısey yapmaz dersınız. yapamaz mumkun degıl. o benım, ben onunsam boyle bır davranıs veya sozun ondan sadır olması ımkansızdır.

40 yasındayım sn docent.

nefsım benı her an teyakkuzda bekletır. hadı bı hata bı yanlıs bul dıye. sana soyle soyle yaptı dıye ıcımı kemırır.

lakın ben bılırımkı nefs; bızı bırbırımıze dusurmeye calısan kıskanc bır dosttur.

telkınlerıne asla ıtıbar etmem.


sevgili kafedengi

çok güvenmeyin derim

ilk kuranı okuduğumda özelliklede ahzab suresini okuduğumda inanmdım

hayır olamaz dedim

sonra ayetleri tahlil etmeye başladım araştırmaya başladım

özelliklede 50 ayet beni islamdan çıkardı

biz sana şunları helal kıldık diyerek başlayan ayet salt insan ürünü

sizin deyiminizle nefs ürünü

etfarındaki tüm kadınları kendisine helal kılan hatta bir kısım kadınları sadece kendisine helal diğer müslümanlara haram kılan bir anlayış ilahi olamaz dedim

evlatlığının hanımını alan lakin kendi hanımlarını müminlerin analrı sayan ve bu konuda ayet yazdıran bir elçi olamaz dedim

sevgili kafe dengi

muhammed sizin anlatımınızla çok güvendiğim biri idi

asla yapmaz dedim

fakat yaptı

bizi kandırdı

saygılar sevgiler

Gönderen 27 Eylül 2008 - 23:08

İletiyi Görüntüledoçent, 27-09-2008, 22:33 tarihinde, dedi ki:

merhaba evren kardeşim

bu kelimeniz şunu açıklar

"tamam enfal suresi şaibelidir siz diğerine bakınız"

sevgili evren kardeşim

enfal suresi sizin iddianız ile allah kelamı değilmi

neden onu es geçip diğer bir sureden alıntı yapayım

aslında yukarıdaki makalemi tasdik ettiniz

resimleri tek tek ele alıp tümleşik noktadaki vahim resmi görmek istemiyorsunuz

enfal=GANİMET suresi başlı başına vahşet bir suredir

özeti şudur

ganimetler allah=resulune aiddir sakın itiraz etmeyin

sonra ganimetin 5/1 kesin olarak soyut varlık allah=somut varlık olan resulune aiddir

yani aslan payı soyut allah=ile somut resul muhammede aiddir

mesele bu kadar açık

varsa başka bir açıklamanız yazın


Enfal suresine baktigimizda dahi.
o beste birin kimlere verilmesi gerektigini belirtir Allah kuranda neden onu gormek istemiyorsunuz?
ayete tekrar bakin.
ve hasr suresi ile birlikte okuyun,
sonra su an icin sen benim dinde kardesim degilsin docent.
fikir teatisinde bulunan arkadasiz,
bu arkadaslik muslumanlar icin insani bir gorevdir.
Ayriyeten,iletinizi tamamen alintilamamin nedeni alinti yapmayi bilmedigimden kaynaklaniyor, parca alinti yapmayi bilmiyorum.
ayete donecek olursak,
[008.041] [DI] Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir'dir.
[059.007] [DI] Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir.

ayetin neresinde egrilik var.
egrilik kurana yamuk bakista,
kuranda bir egrilik yok.
saygilar.

demirefe

Gönderen 28 Eylül 2008 - 02:14

Muhammed Bedir kuyularını Ebu Süfyan'ın kervanının su için oraya geleceğini bildiği ve kervanı yağmalamak amacıyla tutmuştu. Düzensiz ve başıbozuk hareket eden Mekkeliler tam bir kargaşaya neden oldular ve düzensiz hareketlerle, hınçlı ve bilenmiş bir topluluğa pek bir şey yapamadılar. Aslında bir katliam yapma arzusuyla değil, bir ders verme düşüncesiyle oraya gelmişlerdi ve bu amaçsızlık, hemen vazgeçip geri dönmelerine neden oldu. Zaten kervan güvencede olduğu için, savaşmanın gerekliliğine bile inanmamışlardı.

Ancak bu savaş, İslam dininin artık kök atması anlamına geldi ve bir daha hiç ortadan kaybolmadan devam etti. Başlangıçtaki yağma ve ganimet kültürü de devam etti. Ta bu güne kadar... Osmanlı imparatorluğunun yıkılışının en önemli nedeni, maliyesinin tamamen savaş gelirlerine bağlı olması ve toprak genişletemeyince çöküşe girmesidir.

İslami terör örgütlerinin hâla adam kaçırarak fidye alma yoluyla gelir sağlamaya çalıştığını görüyoruz...

kafedengi

Gönderen 29 Eylül 2008 - 10:55

İletiyi Görüntüledoçent, 27-09-2008, 23:40 tarihinde, dedi ki:

sevgili kafedengi

çok güvenmeyin derim

ilk kuranı okuduğumda özelliklede ahzab suresini okuduğumda inanmdım

hayır olamaz dedim

sonra ayetleri tahlil etmeye başladım araştırmaya başladım

özelliklede 50 ayet beni islamdan çıkardı

biz sana şunları helal kıldık diyerek başlayan ayet salt insan ürünü

sizin deyiminizle nefs ürünü

etfarındaki tüm kadınları kendisine helal kılan hatta bir kısım kadınları sadece kendisine helal diğer müslümanlara haram kılan bir anlayış ilahi olamaz dedim

evlatlığının hanımını alan lakin kendi hanımlarını müminlerin analrı sayan ve bu konuda ayet yazdıran bir elçi olamaz dedim

sevgili kafe dengi

muhammed sizin anlatımınızla çok güvendiğim biri idi

asla yapmaz dedim

fakat yaptı

bizi kandırdı

saygılar sevgiler


vakıt varken gırmek nasıp olur ınsaallah.

bahsettıgınız sızı ıslamdan cıkardıgını soyledıgınız ayetlerden sızın anladıklarınız dogru bıle olsa ( bakın ben dogru demıyorum sızınj anlayısınıza gore soyluyorum) ondan sonrasında bakmanız gereken bırde muamelat yokmu.

kendısı ıcın bu kadar ganımet ayıracak ama hasırda yatmaya devam edecek, ıkı gun ust uste arpa ekmegı yememıs olacak, aclıktan karnına tas baglayacak, ısteyenın ıstedıgını kendısının ıhtıyacı olsa dahı ısteyene verecek.

sız ne dedıgınızı bılmıyorsunuz sn docent. pesınden gıttıgınız soylem sıze bı fayda saglamaz.

yada benım anlamadıgım bısey var.

sız sn docent. ıslamdan cıktıgınızı soylemenıze ragmen ıslama olan bı alakanızın sebebı nedır.

kafedengi

Gönderen 29 Eylül 2008 - 11:03

İletiyi Görüntüledemirefe, 28-09-2008, 03:14 tarihinde, dedi ki:

Düzensiz ve başıbozuk hareket eden Mekkeliler tam bir kargaşaya neden oldular ve düzensiz hareketlerle, hınçlı ve bilenmiş bir topluluğa pek bir şey yapamadılar. Aslında bir katliam yapma arzusuyla değil, bir ders verme düşüncesiyle oraya gelmişlerdi ve bu amaçsızlık, hemen vazgeçip geri dönmelerine neden oldu. Zaten kervan güvencede olduğu için, savaşmanın gerekliliğine bile inanmamışlardı.


bır ınsanın olaylara ıstedıgı takdırde ne kadar farklı noktalardan bakabılecegıne guzel bır ornek.

hıc bır tarıhcı tarafından tartısmaya acılmamıs, uzerınde karanlık ve saıbelı hıcbır nokta bulunmayan hadıselerı bu sekılde tahlıl edıp sonuclandırmak, ınanmamaya ınanmıslıgın gostergesıdır.

hadıse mekkelı musrıklerın zaferı ıle sonuclanmıs olsa ıdı bu tespıtler heralde soyle bıterdı. ''butun bu olumsuz sartlara ragmen mekkelıler galıp gelmeyı bılmıslerdır''. :)

BrainSlapper

Gönderen 29 Eylül 2008 - 11:06

İletiyi GörüntüleEvren., 28-09-2008, 05:08 tarihinde, dedi ki:

sonra su an icin sen benim dinde kardesim degilsin docent.
fikir teatisinde bulunan arkadasiz,
bu arkadaslik muslumanlar icin insani bir gorevdir.


Senin ****** dinin ne diyor bakalım senin için:

Nisa Suresi 139: Öyle kişiler ki onlar, müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar ediniyorlar. Onların yanında onur ve yücelik mi arıyorlar? Onur ve yüceliğin tümü Allah'ındır.

Maide Suresi 57: Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden ve küfre sapanlardan, dininizi oyun ve eğlence edinenleri dost tutmayın. Eğer inanıyorsanız Allah'tan sakının.

Maide Suresi 80: Onlardan birçoğunun, küfre sapanlarla dostluk kurduklarını görürsün. Öz benliklerinin onlar için hazırlayıp sunduğu şey gerçekten çok kötü! Allah, üzerlerine gazap indirmiştir. Azap içinde de onlar sürekli kalacaklardır.

Maide Suresi 81: Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene inanmış olsalardı, küfre sapanları dostlar edinmezlerdi. Ama onların çokları yoldan sapmışlardır.


Saygılar.

BrainSlapper

Gönderen 29 Eylül 2008 - 11:24

İletiyi Görüntülekafedengi, 29-09-2008, 17:03 tarihinde, dedi ki:

bır ınsanın olaylara ıstedıgı takdırde ne kadar farklı noktalardan bakabılecegıne guzel bır ornek.

hıc bır tarıhcı tarafından tartısmaya acılmamıs, uzerınde karanlık ve saıbelı hıcbır nokta bulunmayan hadıselerı bu sekılde tahlıl edıp sonuclandırmak, ınanmamaya ınanmıslıgın gostergesıdır.

hadıse mekkelı musrıklerın zaferı ıle sonuclanmıs olsa ıdı bu tespıtler heralde soyle bıterdı. ''butun bu olumsuz sartlara ragmen mekkelıler galıp gelmeyı bılmıslerdır''. :)


Tarih, kazananlar tarafından yazıldığı için, tarihi kayıtlar kendi içinde tutarlılık testine tabi kılınarak, doğru aktarılmadığı tahmin edilen yerler belirlenir.

Bedir Savaşını bir tahlil edlim bakalım:

1. Sadece İslami kaynaklar tarafından yokedilmiştır. Alternatif yazımlar yokeldilmiş veya elimize çeşitli vesilelerle ulaşamamıştır.
2. Müslümanların Mekke Kervanını yağmalayacağını öğrenmeleri üzerine, Mekkeliler yağmayı caydırmak amacıyla Bedir Kuyularına gelmişlerdir. Ciddi bir savaş hazırlıkları ve savaşma niyetleri yoktur. Ebu Süfyan'ın kervanı güvenli bir yoldan Mekke'ye ulaştıracağının kesinleşmesi üzerine, birçok kişi dömüş veya dönmek için can atmaktadır.
3. Savaş olabilme ihtimali ortaya çıkınca bile, Mekkeliler kardeşleri, arkadaşları ve akrabalarından oluşan bir topluğun kendilerine karşı ciddi ciddi savaşa tutuşabileceğine inanmamışlar, Muhammed'in, çevresindekileri ne derece meczuplaştırdığını o güne kadar farkedememişlerdir.
4. Adam öldürme niyeti ile gelen, örgütlü küçük bir topluluğun, savaşa gittiğinden bile habersiz, olaya bir şamata ve cümbüş olarak bakan büyük bir gurubu nasıl dağıtabileceğinin en bilinen örneklerinden. Mahallede mafyacılık oynayan 3-5 kişinin, bütün mahalleyi terörize etmesi gibi birşey.
5. Bedir savaşı, Muhammed'in yeni düzeninin nasıl olacağının ilk işaretidir: Yağmacılık, acımasızlık ve kardeşe kardeşe düşman eden, kardeş kanı akıtan bir sistem.


Saygılar.

kafedengi

Gönderen 29 Eylül 2008 - 11:31

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 29-09-2008, 12:06 tarihinde, dedi ki:

Senin ***** dinin ne diyor bakalım senin için:

Nisa Suresi 139: Öyle kişiler ki onlar, müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar ediniyorlar. Onların yanında onur ve yücelik mi arıyorlar? Onur ve yüceliğin tümü Allah'ındır.

Maide Suresi 57: Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden ve küfre sapanlardan, dininizi oyun ve eğlence edinenleri dost tutmayın. Eğer inanıyorsanız Allah'tan sakının.

Maide Suresi 80: Onlardan birçoğunun, küfre sapanlarla dostluk kurduklarını görürsün. Öz benliklerinin onlar için hazırlayıp sunduğu şey gerçekten çok kötü! Allah, üzerlerine gazap indirmiştir. Azap içinde de onlar sürekli kalacaklardır.

Maide Suresi 81: Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene inanmış olsalardı, küfre sapanları dostlar edinmezlerdi. Ama onların çokları yoldan sapmışlardır.


Saygılar.


tanısma-laflama-sohbet-muhabbet-arkadas-dertlesme-hemhal-dost-kanka-kardes.

musluman her ınsan ıle en guzel bır bıcımde ırtıbat halınde olmalıdır.

sızınle konusuyor olmamız sızın dogrularınıza ınandıgımız anlamına gelmez. ıkı kısı sırf konustuklerı ıcın bırırlerını dost edınmıs olmazlar.

BrainSlapper

Gönderen 29 Eylül 2008 - 13:12

İletiyi Görüntülekafedengi, 29-09-2008, 17:31 tarihinde, dedi ki:

tanısma-laflama-sohbet-muhabbet-arkadas-dertlesme-hemhal-dost-kanka-kardes.

musluman her ınsan ıle en guzel bır bıcımde ırtıbat halınde olmalıdır.

sızınle konusuyor olmamız sızın dogrularınıza ınandıgımız anlamına gelmez. ıkı kısı sırf konustuklerı ıcın bırırlerını dost edınmıs olmazlar.


Sen kendi dininin kitabını bilmiyorsun.

106. Rabbinden sana vahyedilene uy! O'ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir!


Saygılar.

kafedengi

Gönderen 29 Eylül 2008 - 16:27

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 29-09-2008, 14:12 tarihinde, dedi ki:

Sen kendi dininin kitabını bilmiyorsun.

106. Rabbinden sana vahyedilene uy! O'ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir!


Saygılar.



boyle ıfade etmeden soylemek ısterdım ama kusura bakmazsanız sızde ''uy'' kelımesının manasını bılmıyorsunuz.

kulagı cınlasın annemı hatırladım. ''uyma oglum sen onlara'' derdı. ne yaptıkları zaman uymamamı ısterdı ıckı ıctıklerı zaman, ıste kahveye gıttıklerı zaman vs.

ama onun dısındakı zamanlarda uyma dedıklerının tamamı kendı kardesının cocukları ıdı yanı benım kuzenlerım. hepsıde ıyı ınsanlardı. kımseye bı zararları dokunmazdı kendılerınden baska. bu zamanlarda her daım beraberdık. yer ıcer gezer tozardık.

mesru zemınde kaldıktan, yaptıgı yanlıslara uymadıktan sonra sorun yok.

merak edıyorum da sızı kım kandırdı boyle. teknık olarak bıle mumkun olamayacak seylerı dının olmazsa olmazları dıye nasılda kabul ettırmısler.

dusunun lutfen. teblıge bu kadar onem veren dın musrıklerle konusmayı yasaklayacak.

boyle bısey nasıl olacak soylermısınız.

nasıl teblıg yapılacak.

yada mesela ebu sufyanla nasıl konusulmus, mektup yazıptamı teblıg etmısler.

demirefe

Gönderen 02 Ekim 2008 - 21:47

Anlaşıldı... Demek Muhammed "Uymayın siz o müşriklere" demeliymiş, sinirli zamanına denk gelmiş... "O müşrikleri bulduğunuz yerde..." Neyse gerisini yazıp moderasyona takılmayalım sabah sabah... Tevbe suresini açıp bakarsınız, ne dediğini görürsünüz...

Ebu Süfyan'a kimse tebliğ filan yapmamıştır. Ebu Süfyan kurnaz adam. Menfaatine hareket eden adam. Uzlaşarak yararına çevirmeyi seçmiş işi...

BrainSlapper

Gönderen 03 Ekim 2008 - 08:01

İletiyi Görüntülekafedengi, 29-09-2008, 22:27 tarihinde, dedi ki:

dusunun lutfen. teblıge bu kadar onem veren dın musrıklerle konusmayı yasaklayacak.

boyle bısey nasıl olacak soylermısınız.

nasıl teblıg yapılacak.

yada mesela ebu sufyanla nasıl konusulmus, mektup yazıptamı teblıg etmısler.

İletiyi Görüntüledemirefe, 03-10-2008, 03:47 tarihinde, dedi ki:

Ebu Süfyan'a kimse tebliğ filan yapmamıştır. Ebu Süfyan kurnaz adam. Menfaatine hareket eden adam. Uzlaşarak yararına çevirmeyi seçmiş işi...



Sayın kafedengi,

Muhammed ve ekibi, zeki/kurnaz idareci.
Buna bir itirazımız yok.

"Müşriklerle konuşmayın görüşmeyin, vs". gibi ayetler, müslümanların gayri-müslim tanıdıkları ile muhabbete devam ederek dinden çıkmaya başlamaları üzerine, müslümanları korkutmak için yazılmış ayetlerdir. Biraz dininizi öğreniniz.

Ebu Süfyan ile konuşulduğu zaman, İslam'ın güçlü zamanı.
Yani Muhammed'in yağmalamak ve öldürmek istediği insanlara "Seni İslam'a davet ediyoprum. Kabul ediyormusun? Etmiyorsan bu savaş sebebi" dediği, adam kesmek için bahane aradığı bir dönem.

Eee akıl akıldan üstündür.
Sayın Demirefe'nin de yazdığı gibi, Ebu Süfyan da Muhammed ve ekibinden akıllı çıkmış.
Ebu Süfyan zaten din ve cin işlerinin hava civa olduğunun farkında olan, asıl kavganın ekmek kavgası olduğunu bilen bir adam.
Muhammed'e itirazının nedeni de, 300 küsür yerine 1 ilah olması değil.
Muhammed'e itirazı o 1 ilahın "heryerde" olması.
Ebu Süfyan "ilah 1 olsun, çok olsun farketmez, ama kaç olacaksa olsun, ama Mekke'de olsun" diyor.
Ebu süfyan 300 küsür ilah uğruna gelen müşterilerin, pardon hacıların, Allah heryerde olursa, gelmeyeceklerini düşünüyor ve bundan korkuyor.
Başka bir korkusu yok. İklahların 1 olması da umurunda değil, 1000 olması da umurunda değil.

Muhammed ile pazarlığını yapıyor, Allah'ın Mekke'de olmasını sağlayacak düzenlemeyi yaptırıyor, Haccı farz kıldırıyor, ve amacına ulaşıyor.
Müşterilerin/hacıların Mekke'ye gelmesini sağlayacak çözümü Muhammed'e kabul ettiriyor.


Saygılar.

BrainSlapper

Gönderen 03 Ekim 2008 - 08:37

İletiyi Görüntülekafedengi, 29-09-2008, 16:55 tarihinde, dedi ki:

kendısı ıcın bu kadar ganımet ayıracak ama hasırda yatmaya devam edecek, ıkı gun ust uste arpa ekmegı yememıs olacak, aclıktan karnına tas baglayacak, ısteyenın ıstedıgını kendısının ıhtıyacı olsa dahı ısteyene verecek.


Bu "acıların çocuğu" hikayelerini yutuyor musunuz?

Kayıt olduğu için, savaşlarda zorla zimmetine geçirdiği kadınları biliyoruz: Cümeyriye, Safiyye, Reyhane vs. gibi.
Ama hissesine düşen altın, gümüş, davar, sığır, deve vs. ne kadardı tam bilemiyoruz. Kadın esirler arasından en güzel ve en genç olanları seçen bir adamın, yağmadan pay almadığını ve fakir fukara yaşadığını iddia etmek akla mantığa mugayir hareket etmektir.

Muhammed müslümanların iddia ettiği gibi fakir fukara yaşamak istese bile, çevresinde bulunan Ömer, Ebu Bekir, Osman vs. gibi adamlar onun fakir yaşamasına izin vermezler.

Şöyle bir sahne düşünün:
Ömer Muhammed'in evinin yanından geçiyor. Muhammed karnına taş bağlamış açlıktan. Ömer de "vah vah üzüldüm" diyor ve geçip gidiyor.
Böyle birşey mümkün olabilir mi?

Muhammed'in hasırda yattığını ve açlıktan karnına taş bağladığını iddia eden, fazla Küçük Emrah filmi seyretmiş arkadaşların, İslam'daki ganimet mevzusunu ve özellikle "safiyye" mevzusunu öğrenmelerini tavsiye ederim.


Saygılar.

kafedengi

Gönderen 03 Ekim 2008 - 09:23

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 03-10-2008, 09:37 tarihinde, dedi ki:

Bu "acıların çocuğu" hikayelerini yutuyor musunuz?

Kayıt olduğu için, savaşlarda zorla zimmetine geçirdiği kadınları biliyoruz: Cümeyriye, Safiyye, Reyhane vs. gibi.
Ama hissesine düşen altın, gümüş, davar, sığır, deve vs. ne kadardı tam bilemiyoruz. Kadın esirler arasından en güzel ve en genç olanları seçen bir adamın, yağmadan pay almadığını ve fakir fukara yaşadığını iddia etmek akla mantığa mugayir hareket etmektir.

Muhammed müslümanların iddia ettiği gibi fakir fukara yaşamak istese bile, çevresinde bulunan Ömer, Ebu Bekir, Osman vs. gibi adamlar onun fakir yaşamasına izin vermezler.

Şöyle bir sahne düşünün:
Ömer Muhammed'in evinin yanından geçiyor. Muhammed karnına taş bağlamış açlıktan. Ömer de "vah vah üzüldüm" diyor ve geçip gidiyor.
Böyle birşey mümkün olabilir mi?

Muhammed'in hasırda yattığını ve açlıktan karnına taş bağladığını iddia eden, fazla Küçük Emrah filmi seyretmiş arkadaşların, İslam'daki ganimet mevzusunu ve özellikle "safiyye" mevzusunu öğrenmelerini tavsiye ederim.


Saygılar.


tarıhı kayıtlar kanaatten ustundur.

ınkarınızı surdurebılmek adına curutmeye calıstıgınız onca hakıkat sız yok sayıyorsunuz dıye yok olmuyor.

ıste orda apacık duruyorlar.

kafedengi

Gönderen 03 Ekim 2008 - 09:32

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 03-10-2008, 09:01 tarihinde, dedi ki:

Sayın kafedengi,

Muhammed ve ekibi, zeki/kurnaz idareci.
Buna bir itirazımız yok.

"Müşriklerle konuşmayın görüşmeyin, vs". gibi ayetler, müslümanların gayri-müslim tanıdıkları ile muhabbete devam ederek dinden çıkmaya başlamaları üzerine, müslümanları korkutmak için yazılmış ayetlerdir. Biraz dininizi öğreniniz.

Ebu Süfyan ile konuşulduğu zaman, İslam'ın güçlü zamanı.
Yani Muhammed'in yağmalamak ve öldürmek istediği insanlara "Seni İslam'a davet ediyoprum. Kabul ediyormusun? Etmiyorsan bu savaş sebebi" dediği, adam kesmek için bahane aradığı bir dönem.

Eee akıl akıldan üstündür.
Sayın Demirefe'nin de yazdığı gibi, Ebu Süfyan da Muhammed ve ekibinden akıllı çıkmış.
Ebu Süfyan zaten din ve cin işlerinin hava civa olduğunun farkında olan, asıl kavganın ekmek kavgası olduğunu bilen bir adam.
Muhammed'e itirazının nedeni de, 300 küsür yerine 1 ilah olması değil.
Muhammed'e itirazı o 1 ilahın "heryerde" olması.
Ebu Süfyan "ilah 1 olsun, çok olsun farketmez, ama kaç olacaksa olsun, ama Mekke'de olsun" diyor.
Ebu süfyan 300 küsür ilah uğruna gelen müşterilerin, pardon hacıların, Allah heryerde olursa, gelmeyeceklerini düşünüyor ve bundan korkuyor.
Başka bir korkusu yok. İklahların 1 olması da umurunda değil, 1000 olması da umurunda değil.

Muhammed ile pazarlığını yapıyor, Allah'ın Mekke'de olmasını sağlayacak düzenlemeyi yaptırıyor, Haccı farz kıldırıyor, ve amacına ulaşıyor.
Müşterilerin/hacıların Mekke'ye gelmesini sağlayacak çözümü Muhammed'e kabul ettiriyor.


Saygılar.



ebu cehıle yapılan teblıg, butun mekke halkına hıtaben peygamberlık ılanı, krallara yazılan mektuplar.

bunlardamı guclenınce! olmus.

yıllarca mekkede ezıyet cekılen koca bı donem var. tecrıt edıldıklerı, en temek ıhtıyaclarını karsılayamaz hale geldıklerı donem. o zaman guclumu! ıdıler. hayır.

sızın o guclu dedıgınız ınsanların arasında gucsuz! oldukları zaman dahı davalarından vaz gecmemısler.

hıc bır ınsan dunyalık menfaat ıcın onca ezıyet ve hakarete tahammul etmez, bı noktada cozulur en azından cozulmus goruntusu verır.

boyle dahı olmamıs.

demirefe

Gönderen 03 Ekim 2008 - 09:34

Ben ekibin liderinin de Muhammed değil, Ömer olduğunu düşünüyorum. Muhammed daha çok cumhurbaşkanı gibi görünürdeki ön planda tutulan kişi. Ömer ise başbakan gibi asıl yetkiyi kullanan ve geri planda duruyor gibi görünüp asıl icra yetkisini kullanan kişi.

Buna o kadar çok belirti var ki, İslam dininin Muhammed dini değil, Ömer dini olduğunu söylemek yanlış olmaz. Aklıma gelen bazı belirtiler:

1. Muhammed, eğer kendisinden sonra peygamber gelecek olsa, bu peygamberin Ömer olacağını söylemiş.

2. Adam istiyor, onun isteğine göre vahiy geliyor. Kadınların göğüslerini gereğince kapatmadıklarından yakınıyor, hemen örtülerin yakaların üzreine konulmasını emreden ayet geliveriyor! Siparişi veren Ömer, talebi yerine getiren Muhammed.

3. Muhammed ölüm döşeğinde, vasiyet etmek istiyor, Ömer giderayak başımıza iş çıkarmasın diye engel oluyor, "vasiyete gerek yok, Kurân bize yeter" diyor.

4. Zekat dağıtımında, miras paylaşımında ve başka bir çok konuda Kurân'a, Muhammed'in yaptığı tarza aykırı uygulamalardan çekinmeyen birisi. İcrayı elinde tuttuğunun en büyük kanıtı.

5. Muhammed tanrının bir olduğuna inananların cennete gideceğini müjdeliyor, sahabe bunu duyurmak için koşacağında Ömer engel oluyor. Disiplin sarsılır diye...

6. Muhammed'in taştan putları yok edip, Karataş'ı kutsal kabul ederek öpmesine Ömer içerliyor ve bunu bir tezat olarak görüyor ama, sesini de çıkarmıyor. Bu sessiz kalma sayesinde de bu konu, İslam'da putlaştırmanın olmadığı iddiasının havada kaldığı en önemli çelişki olarak günümüze kadar geliyor. Ömer rıdvan ağacını kestiriyor, eminim şeytan taşlanmasında oraya taş dikilip taşlandığını görse, ona da karşı çıkardı. O zaman şeytan yerine konan bir taş olmadığını sanıyorum. Aslında Ömer bir çok konuda Muhammed'den daha iyi düşünüyor. Çelişkilerin farkına varıyor.

7. Zaten Muhammed bu işlerin böyle olacağının ta zamanında farkına varmış, dininin Ömer'in katkısıyla güçlenmesi için yatıp kalkıp dua ediyordu. Hamza filan öne atılan delidolu bir adam, kullanılacak bir asker. Ama Ömer öyle değil, o kurnaz ve işin başını tutan biri. Uhud'da da o yüzden kurmay olan Ömer değil, asker olan Hamza can veriyor.

Yedi belirti yeter herhalde. Eminim eklenecek şeyler vardır, şu an aklıma gelenler bunlar.

Bence Ebubekir ve Osman, fazla sert olmayan, halim selim ve biraz da iyi niyetli insanlar. Muhammed'den sonra Ebubekir halife ama, konumu Muhammed ile aynı... İpler yine Ömer'in elinde. İslam dini Ömer ve ondan sonra Ali dinidir. Bu ikisi İslam'ın gerçek sahipleridir. Zaten iki ana İslam ekolü de ikisine dayanır...

BrainSlapper

Gönderen 03 Ekim 2008 - 09:50

İletiyi Görüntülekafedengi, 03-10-2008, 15:23 tarihinde, dedi ki:

tarıhı kayıtlar kanaatten ustundur.

ınkarınızı surdurebılmek adına curutmeye calıstıgınız onca hakıkat sız yok sayıyorsunuz dıye yok olmuyor.


Sayın Kafedengi, ben yazımda ne söylemişim?

Alıntı

Kayıt olduğu için, savaşlarda zorla zimmetine geçirdiği kadınları biliyoruz: Cümeyriye, Safiyye, Reyhane vs. gibi.
Ama hissesine düşen altın, gümüş, davar, sığır, deve vs. ne kadardı tam bilemiyoruz. Kadın esirler arasından en güzel ve en genç olanları seçen bir adamın, yağmadan pay almadığını ve fakir fukara yaşadığını iddia etmek akla mantığa mugayir hareket etmektir.
...
Muhammed'in hasırda yattığını ve açlıktan karnına taş bağladığını iddia eden, fazla Küçük Emrah filmi seyretmiş arkadaşların, İslam'daki ganimet mevzusunu ve özellikle "safiyye" mevzusunu öğrenmelerini tavsiye ederim.


Ben kanaatle değil, İslam tarihindeki kayıtlarla konuşuyorum.
Biraz öğren dinini.

Saygılar.

kafedengi

Gönderen 03 Ekim 2008 - 11:06

İletiyi Görüntüledemirefe, 03-10-2008, 10:34 tarihinde, dedi ki:

Ben ekibin liderinin de Muhammed değil, Ömer olduğunu düşünüyorum. Muhammed daha çok cumhurbaşkanı gibi görünürdeki ön planda tutulan kişi. Ömer ise başbakan gibi asıl yetkiyi kullanan ve geri planda duruyor gibi görünüp asıl icra yetkisini kullanan kişi.

Buna o kadar çok belirti var ki, İslam dininin Muhammed dini değil, Ömer dini olduğunu söylemek yanlış olmaz. Aklıma gelen bazı belirtiler:

1. Muhammed, eğer kendisinden sonra peygamber gelecek olsa, bu peygamberin Ömer olacağını söylemiş.

2. Adam istiyor, onun isteğine göre vahiy geliyor. Kadınların göğüslerini gereğince kapatmadıklarından yakınıyor, hemen örtülerin yakaların üzreine konulmasını emreden ayet geliveriyor! Siparişi veren Ömer, talebi yerine getiren Muhammed.

3. Muhammed ölüm döşeğinde, vasiyet etmek istiyor, Ömer giderayak başımıza iş çıkarmasın diye engel oluyor, "vasiyete gerek yok, Kurân bize yeter" diyor.

4. Zekat dağıtımında, miras paylaşımında ve başka bir çok konuda Kurân'a, Muhammed'in yaptığı tarza aykırı uygulamalardan çekinmeyen birisi. İcrayı elinde tuttuğunun en büyük kanıtı.

5. Muhammed tanrının bir olduğuna inananların cennete gideceğini müjdeliyor, sahabe bunu duyurmak için koşacağında Ömer engel oluyor. Disiplin sarsılır diye...

6. Muhammed'in taştan putları yok edip, Karataş'ı kutsal kabul ederek öpmesine Ömer içerliyor ve bunu bir tezat olarak görüyor ama, sesini de çıkarmıyor. Bu sessiz kalma sayesinde de bu konu, İslam'da putlaştırmanın olmadığı iddiasının havada kaldığı en önemli çelişki olarak günümüze kadar geliyor. Ömer rıdvan ağacını kestiriyor, eminim şeytan taşlanmasında oraya taş dikilip taşlandığını görse, ona da karşı çıkardı. O zaman şeytan yerine konan bir taş olmadığını sanıyorum. Aslında Ömer bir çok konuda Muhammed'den daha iyi düşünüyor. Çelişkilerin farkına varıyor.

7. Zaten Muhammed bu işlerin böyle olacağının ta zamanında farkına varmış, dininin Ömer'in katkısıyla güçlenmesi için yatıp kalkıp dua ediyordu. Hamza filan öne atılan delidolu bir adam, kullanılacak bir asker. Ama Ömer öyle değil, o kurnaz ve işin başını tutan biri. Uhud'da da o yüzden kurmay olan Ömer değil, asker olan Hamza can veriyor.

Yedi belirti yeter herhalde. Eminim eklenecek şeyler vardır, şu an aklıma gelenler bunlar.

Bence Ebubekir ve Osman, fazla sert olmayan, halim selim ve biraz da iyi niyetli insanlar. Muhammed'den sonra Ebubekir halife ama, konumu Muhammed ile aynı... İpler yine Ömer'in elinde. İslam dini Ömer ve ondan sonra Ali dinidir. Bu ikisi İslam'ın gerçek sahipleridir. Zaten iki ana İslam ekolü de ikisine dayanır...



hz omer rısaletın 6. yılında musluman olduguna bu gecen sureyı nasıl ızah edeceksınız.

dıger sahaberler gıbı hz omerınde anam babam sana feda olsun ya resulallah sozunu nasıl ızah edeceksınız.

peygamberımız efendımızın as ahırete ırtıhalının hemen akabınde hz omerın dısarıya cıkıp ''her kım muhammed oldu derse boynunu vururum'' dıyecek kadar sevıyor olmasını nasıl ızah edeceksınız.

ınanmak zorunda degılsınız arkadaslar lakın ınanmadıgınız ıle bu kadar ılgılenmenızın sebebını acıklamanız gerekır.

doçent

Gönderen 03 Ekim 2008 - 13:15

merhaba

1 ci halife ebu bekir muhammedin hanımı aişenin babası!

2 ci halife ömer muhammedin hanımı havsanın babası

3 cü halife osman muhammedin damadı iki kızı ile evli lakabı zinnureyn(iki nur sahibi)

4 cü halife ali muhammedin kızı fatıma ile evli

saltanata el koyanyeter artık bu zevke safaya diye karşı çıkan kimdir

muaviye

ali ile muaviye neden savaştı acaba?

araştırın sonucunu banada yazın gerçi biz bilmekteyiz lakin siz yinede yazın

saygılar

Gönderen 03 Ekim 2008 - 13:34

İslam'a inanmayan vatandaşların yorumlarına katılmıyorum ve fazlasıyla bilgi eksikliği taşıdıklarını düşünüyorum...

Konuyla ilgililere hiç çekinmeden temel kaynaklardan yararlanmalarını öneririm; burada sanki Müslümanlar öğrenmekten alıkoyuyormuş gibi bir hava var ama yazılarımı okumuş herkesin bileceği üzere ben özellikle buralarda konuşulanlarla yetinilemeyeceğini kaynaklı bilgi edinmenin gerekliliğini vurgularım; bunu belirtmemin sebebi de sürekli "ben şöyleydim şöyle oldum; siz bilmiyorsunuz" yaklaşımının İslam karşıtlarınca kullanılır olmasıdır...

Diğer bir başlıkta da yazdığım gibi özel olarak dini konulara ve genel olarak foruma bu kadar sık uğrayamayacağımdan benim için konunun kapanışını yapmak istedim...

Bundan sonra herkes neye inanıyorsa onunla yaşasın...

kafedengi

Gönderen 03 Ekim 2008 - 14:07

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 03-10-2008, 10:50 tarihinde, dedi ki:

Sayın Kafedengi, ben yazımda ne söylemişim?



Ben kanaatle değil, İslam tarihindeki kayıtlarla konuşuyorum.
Biraz öğren dinini.

Saygılar.


yazdıklarınızın tamamına bakarsanız kanaatmı yoksa kanıtmı oldugunu gorebılırsınız

kafedengi

Gönderen 03 Ekim 2008 - 14:26

İletiyi Görüntüledoçent, 03-10-2008, 14:15 tarihinde, dedi ki:

merhaba

1 ci halife ebu bekir muhammedin hanımı aişenin babası!

2 ci halife ömer muhammedin hanımı havsanın babası

3 cü halife osman muhammedin damadı iki kızı ile evli lakabı zinnureyn(iki nur sahibi)

4 cü halife ali muhammedin kızı fatıma ile evli

saltanata el koyanyeter artık bu zevke safaya diye karşı çıkan kimdir

muaviye

ali ile muaviye neden savaştı acaba?

araştırın sonucunu banada yazın gerçi biz bilmekteyiz lakin siz yinede yazın

saygılar


sn docent uzuluyor olsamda soylemek zorundayımkı, ıcınde ıken ıslamı anlamadıgınız gıbı dısında ıkende ınkarı anlamamıssınız

Gönderen 03 Ekim 2008 - 21:31

Genel olarak şu kitabı çok anlaşılır bulmuştum:

Hz. Muhammed ve evrensel mesajı

İlgililer özel olarak Yahudi kabileleri ile ilişkiler hakkında bu sayfadan bilgi bulabilir; başlıkları takip ederek merak edilen konuya ulaşabilirsiniz:

Yahudi meselesine dair bilgi mevcuttur

İslam'a karşı saldırılarla mücadele konusunda diğer bağlantılar:

I

II

III(Yahudi meselesi için verdiğimiz bağlantı-tekrar-)


Yine bazı bilgiler için özel olarak bağlantı vereyim:

Hz. Muhammed'in(s.a.v) örnek kişiliğinden kesitler

Ben net ortamında ulaşabildiğim ve beğendiğim bir kaynaktan bağlantı verdim; bu kesinlikle yeterli değildir, gördüğünüz üzere her şey "öyleyse böyledir" tarzı "işine geldiği gibi yorumlama" ile anlaşılacak değildir; bilgi edinmek çok önemlidir...

Lütfen kendimizi daha da çok geliştirelim...

doçent

Gönderen 04 Ekim 2008 - 11:07

İletiyi Görüntülekafedengi, 03-10-2008, 15:26 tarihinde, dedi ki:

sn docent uzuluyor olsamda soylemek zorundayımkı, ıcınde ıken ıslamı anlamadıgınız gıbı dısında ıkende ınkarı anlamamıssınız


sevgili kafedengi

teşekkürler

ancak bizim için değil hayalinizde canlandırıp hayat verdiğiniz ilahı olduğunuz fakat sonrada korkup ilah yaptığınız dininiz için üzülün derim.

ben deist olduğumu iddia ettim ikrar ettim bir yaratıcı kudret var olmakla beraber yarattığının farkındamı yani şuurlumu yoksa şuursuzmu bilemiyorum dedim

belkide tanrı dediğimiz unsur kainatın kendisidir dedim bu sebeble

al-ilahı=onun yaratıcısı muhammedin dinini inkar ettim

çünkü okudum

islam = eski masallar topluluğu=hayal ürünü tanrılar=elçiler

asıl kendinize üzülün ve okuyun derim

inandığınız öteki hayatın bir gün gerçek olmadığını inandığınız kutsal kitabın (biraz araştırsanız)eski dinlerden tabletlerden kopyalandığını

inandığınız elçinizin bunları çok iyi harmanlayıp(ekibi ile) din adına empoze ettiğini anlarsınız

saygılar sevgiler

kafedengi

Gönderen 04 Ekim 2008 - 12:26

İletiyi Görüntüledoçent, 04-10-2008, 12:07 tarihinde, dedi ki:

[b]sevgili kafedengi


ben deist olduğumu iddia ettim ikrar ettim bir yaratıcı kudret var olmakla beraber yarattığının farkındamı yani şuurlumu yoksa şuursuzmu bilemiyorum dedim


yaratıp yaratmadıgının farkında olmayan bır yaratıcının mukemmelı yaratmıs olacagına ınandıgınızımı soyluyorsunuz.

yaratmak bır ırade gerektırır. suursuz ırade olamayacagına gore soyledıklerınızın tutarlı hıc bır yanı yoktur

ha sız hz. muhammedın peygamber olmadıgına ınanabılırsınız. bu kendı ıcınde tatarlı kabul edılebılır, Allah'ın gonderdıgı bır peygamber degıldır dıyebılırsınız ancak yukarda dedıgınız sey asla mumkun olamaz.

doçent

Gönderen 04 Ekim 2008 - 12:47

merhaba kafedengi muhterem

Alıntı

yaratıp yaratmadıgının farkında olmayan bır yaratıcının mukemmelı yaratmıs olacagına ınandıgınızımı soyluyorsunuz.

yaratmak bır ırade gerektırır. suursuz ırade olamayacagına gore soyledıklerınızın tutarlı hıc bır yanı yoktur

ha sız hz. muhammedın peygamber olmadıgına ınanabılırsınız. bu kendı ıcınde tatarlı kabul edılebılır, Allah'ın gonderdıgı bır peygamber degıldır dıyebılırsınız ancak yukarda dedıgınız sey asla mumkun olamaz.


sevgili kafedengi

Deistlerin temel felsefesi dünyada herhangi bir dinin var olamayacağını savunmasıdır.

Fakat tek bir yaratıcının varlığına inanırlar. İşte bu noktada deistler çeşitli noktada ayrılmaktadır.

Kimi deistler Tanrı'nın insanın kaderine hükmettiğini söylemektedir.

Kimi deistlerde Tanrı'nın(belkide KAİNAT) sadece madde ve insanı varettiğini söyler.

Ben şahsi olarak Tanrı'nın insanın üzerinde hükmü olduğuna inanıyorum.

ÇÜNKÜ YARATAN VARLIK DAHASI TANRI DEDİĞİMİZ VARLIK KAİNATIN KENDİSİ OLABİLİR DİYORUM

KAİNATTA EZELİ VE EBEDİ OLABİLİR BU SEBEBLE DOĞAL YAŞAM SÜREKLİ OLARAK DEVAM EDER DİYORUM

Alıntı

ha sız hz. muhammedın peygamber olmadıgına ınanabılırsınız. bu kendı ıcınde tatarlı kabul edılebılır, Allah'ın gonderdıgı bır peygamber degıldır dıyebılırsınız


SEVGİLİ KAFEDENGİ

Sizin nitelendirdiğiniz Tanrı nasıl bir tanrıdır ki benimle konuşamıyor da bazı kutsanmış kişilerle konuşuyor?

Konuştuğunu iddia ettiğiniz kişiler de ( İsa, Musa, Muhammed, Davud) sizin ya da benim gibi insanlar değiller miydi?

Demekki sizin nitelendirdiğiniz Tanrı bu kişiler haricindekileri kaale almıyor.

Allah=al-ilah belirttiğimiz peygamber sıfatı olan kişilerle konuşuyorsa, benim ne eksiğim var ki benimle konuşamıyor?

Peygamberler Tanrı'dan bir parçaysa bende Tanrı'dan bir parçayım.

Yoksa Tanrı katında bazı kişiler sorgusuz sualsiz cennetlik olanlar mı? Öyle ise O Tanrıdır ki o neden onlara torpil geçti de bana geçmedi?

DEDİĞİM GİBİ TANRI KAVRAMINI SİZİNLE BİZ ÇOK FARKLI PENCERELERDEN ALGILIYORUZ

siz tanrı kavramına sadece DİN ile İBADET ile tanrının gönderdiğine inanılan kitabın hükümleri ile ulaşılabilir derken

bizler ise AKIL ile BİLGİ ile araştırma ve bilimsel tesbitler ile ulaşılabilir diyoruz

burada sizin tanrınız varlığıda yokluğuda isbat edilemeyecek bağıran kızan işkence yapan insansıl özelliklere haiz lakin metafzik bir varlık olmakta

bizim tanrı kavramımız ise bilgi ile yoğrulan araştılılan bilginin bilimin doğru fikirlerin temel alındığı dogmatizmden metafizikten uzak insanları bölmeyen tanrıdır

siz buna ister MADDE deyiniz İSTER BİLGİ deyiniz

ancak inandığımız tanrı olgusu eski masallardan oluşmayan bilginin bilimin aklın egemen olduğu tanrıdır

kim bilir

belkide tanrı aklımızdır değlmi sevgili kafedengi

sizde bilirsiniz

islamın allahı=al-ilah dahi aklı olmayanı dinden sorumlu tutmaz

belkide allah=al-ilah dahi akıln=bilginin gerçek tanrı olduğunun tesbitidir delilidir

saygılar sevgiler

kafedengi

Gönderen 04 Ekim 2008 - 19:08

İletiyi Görüntüledoçent, 04-10-2008, 13:47 tarihinde, dedi ki:

merhaba kafedengi muhterem



sevgili kafedengi

Deistlerin temel felsefesi dünyada herhangi bir dinin var olamayacağını savunmasıdır.

Fakat tek bir yaratıcının varlığına inanırlar. İşte bu noktada deistler çeşitli noktada ayrılmaktadır.

Kimi deistler Tanrı'nın insanın kaderine hükmettiğini söylemektedir.

Kimi deistlerde Tanrı'nın(belkide KAİNAT) sadece madde ve insanı varettiğini söyler.

Ben şahsi olarak Tanrı'nın insanın üzerinde hükmü olduğuna inanıyorum.

ÇÜNKÜ YARATAN VARLIK DAHASI TANRI DEDİĞİMİZ VARLIK KAİNATIN KENDİSİ OLABİLİR DİYORUM

KAİNATTA EZELİ VE EBEDİ OLABİLİR BU SEBEBLE DOĞAL YAŞAM SÜREKLİ OLARAK DEVAM EDER DİYORUM



SEVGİLİ KAFEDENGİ

Sizin nitelendirdiğiniz Tanrı nasıl bir tanrıdır ki benimle konuşamıyor da bazı kutsanmış kişilerle konuşuyor?

Konuştuğunu iddia ettiğiniz kişiler de ( İsa, Musa, Muhammed, Davud) sizin ya da benim gibi insanlar değiller miydi?

Demekki sizin nitelendirdiğiniz Tanrı bu kişiler haricindekileri kaale almıyor.

Allah=al-ilah belirttiğimiz peygamber sıfatı olan kişilerle konuşuyorsa, benim ne eksiğim var ki benimle konuşamıyor?

Peygamberler Tanrı'dan bir parçaysa bende Tanrı'dan bir parçayım.

Yoksa Tanrı katında bazı kişiler sorgusuz sualsiz cennetlik olanlar mı? Öyle ise O Tanrıdır ki o neden onlara torpil geçti de bana geçmedi?

DEDİĞİM GİBİ TANRI KAVRAMINI SİZİNLE BİZ ÇOK FARKLI PENCERELERDEN ALGILIYORUZ

siz tanrı kavramına sadece DİN ile İBADET ile tanrının gönderdiğine inanılan kitabın hükümleri ile ulaşılabilir derken

bizler ise AKIL ile BİLGİ ile araştırma ve bilimsel tesbitler ile ulaşılabilir diyoruz

burada sizin tanrınız varlığıda yokluğuda isbat edilemeyecek bağıran kızan işkence yapan insansıl özelliklere haiz lakin metafzik bir varlık olmakta

bizim tanrı kavramımız ise bilgi ile yoğrulan araştılılan bilginin bilimin doğru fikirlerin temel alındığı dogmatizmden metafizikten uzak insanları bölmeyen tanrıdır

siz buna ister MADDE deyiniz İSTER BİLGİ deyiniz

ancak inandığımız tanrı olgusu eski masallardan oluşmayan bilginin bilimin aklın egemen olduğu tanrıdır

kim bilir

belkide tanrı aklımızdır değlmi sevgili kafedengi

sizde bilirsiniz

islamın allahı=al-ilah dahi aklı olmayanı dinden sorumlu tutmaz

belkide allah=al-ilah dahi akıln=bilginin gerçek tanrı olduğunun tesbitidir delilidir

saygılar sevgiler



yıne bu forumda ama hatırlayamadıgım bı yerde baska bı arkadas 1400 yıl gectı ve goruldukı Allah'ın sıstemı hasa tutmadı, eger gercekten varsa neden yenı bır sıstem ıkame etmıyor gıbı kendı ıcınde bı mantık barındıran boyle bı gorus sergılemıstı.

sız ıse Allah'ın peygamberlerı ıle kurdugu ırtıbatı sızınle kurmadıgından sıkayetcısınız.

bı baskası kendı kavmınden olmadıgı ıcın Allah'ın tercıhı olan peygamber ( kı ben peygamberlıklerın dogum ıle baslamıyor olmasına bakınca bunda kulun hayat surecının etkılı oldugunu dusunuyorum) secımını begenmemekte.

bır baskası Allah'ın elcı sıfatını yukledıgı kısının ınsanlardan degıl nuranı varlıklardan olması gerektıgını soylemekte.

bu ve sayamadıgımız bunun gıbı gerekcelerle ıtıraz eden ınsanın tavrına bakıyorum da her hal ve sartta kendını haklı otekını haksız, kendını dogru otekını yanlıs gorebılmekte.

goremedıgı teksey kendını kendıne begendırenın nefsı sebebıyle kıbrı oldugudur.

demirefe

Gönderen 04 Ekim 2008 - 19:29

Müslümanların ve Muhammed’in karınlarına taş bağladıkları, aç durdukları, mahrum bir hayat sürdükleri gibi rivayetler, Mekkelilerin onları boykot ettikleri zamana aittir. Biliyoruz ki Arabistan öyle kaynakların bol olduğu, rahat geçim sağlanan bir yer değil. Bu doğal şartlara bir de boykot eklendi mi, oldukça etkili olmuş olması doğal. Aç kalmış oldukları doğrudur.

Fakat bu rivayetler kullanılarak sanki bu hep böyle sürüp gitmiş gibi propaganda yapılıyor. Boykot döneminde mutlaka ki birbirlerini desteklemişler, az bir yiyeceği paylaşıp yardımlaşmışlardır. Bu biraz da abartılı anlatıldı mı, sanki hep böyle sürüp gitmiş gibi propaganda malzemesi yapılıyor.

Halbuki bir çok ayette ganimet paylaşımının sorunlara yol açtığını görüyoruz. Daha önce de söylediğimiz gibi Kurân eşsiz bir tarih hazinesi. Değiştirilmesine izin verilmediği için, bir çok orijinal bilgiyi ondan ediniyoruz. Önce ganimetlerin tamamı “Allah ve Resulünün” iken, Muhammed canı istediği gibi herkese pay dağıtacakken, itirazlar, aykırı sesler yükseldikçe pay beşte bire kadar düşüyor. (Kaynak: Enfal suresi) Ayrıca Brain’in belirttiği gibi, en güzel cariyeleri kendine ayıran bir adamın, yokluk içinde kıvranması hiç inandırıcı olamaz. Yeni cariye Mariye için Muhammed’in eşleri arasındaki sırayı bozması ve Mariye ile fazla birlikte kalması, cıngar çıkmasına neden oluyor. (Kaynak: Tahrim suresi)

Son olarak Zeynep’in Zeyd’den boşandırılıp Muhammed’in nikahına geçmesi ile Kurân ayetleri yazım ekibi bu işe bir dur demeye karar veriyorlar: "Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helal değildir." (33/52)

Bir başka propaganda malzemesi de, Mekke’nin alınışında çok az kan dökülmüş olması. Sanki tüm kabilelere aynı davranılmış, her fetih Mekke gibi olmuş propagandası yapılıyor.

Mekke tabii kansız alınacak, Mekke sıla, Mekke kutsal, Mekke merkez! Bir de Ebu Süfyan’ın kurnazlığı ve arabuluculuğu var. Zaten ta en başından Kureyş adına sure yazılıp kabile kutsanmış, Kureyş lider kavim olarak zaten belirlenmiş en başından. Ekip de Kureyş’in ileri gelenleri. Ebu Süfyan da ekibe katılınca, kadro tamamlanmış! Muhammed niye kan döksün Mekke’yi alırken? Muhammed dökmek istese bile, ekip izin vermez!

Ama özellikle Yahudi kabileleri, çok acımasız soykırımlara uğratılmışlar. Çünkü İslam toprağında surlu, korunaklı kaleleriyle, çıban başı gibi görülüyorlardı. Cizye vererek yaşamalarına bile izin verilmedi, halbuki bu hak Hristiyanlara tanındı. Sözkonusu Yahudiler olunca, “temiz iş” görülmeye karar verildi. Anlaşma bozdular bilmem ne bahane edilip üzerlerine gidildi. Aynen günümüzde olduğu gibi. İsrail binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan tüm Araplar birleşerek sürülmek istendi. Ama kazın ayağı o zamanki gibi gelmedi tabii. Altı günde Sovyetlerden de destekli koskoca Arap ittifakı perişan oldu. Özellikle başı çeken Mısır. Ne uçak kaldı, ne tank. Tam bir bozguna uğradılar.

Sevindiğim için, Araplara oh olmuş dediğim için böyle söylemiyorum. Yahudilere özel en küçük sempati duymam. Herkesi insan bazında değerlendiririm ve binlerce yıllık topraklarında özgür yaşamaya elbette hakları vardır. Filistinlilerin de vardır. Bu iki halk arasındaki sorun elbet bir gün çözülecektir. Ama çözüm, İran diplomatik söyleminde olduğu gibi “ABD İsrail’i çok seviyorsa Alaska’ya yerleştirsin, Ortadoğu’dan gitsinler” demekle olacak değil elbette. Bu çağda bu söylem, ancak teokratik bir devletten çıkabilirdi yani…

Savaş açılan hiçbir kabile için ihanet ettiler, bilmem anlaşma bozdular, bilmem şunu yaptılar mazeretleri geçerli değildir. Bir kere putları inkar etmemek ölüm sebebidir. Bu apaçıktır, şüphesizdir. Bu konuda hiçbir savunma yapılamaz. Çünkü veda hutbesi açık:

“İnsanlarla lailahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman, mallarını, kanlarını korumuş olurlar.”

Bitti, budur! Hadis kabul etmem, illa ayet diyen, Tevbe suresine baksın. Orada müşrikleri yakaladıkları yerde ne yapacaklarını açıkça belirtiyor…

BrainSlapper

Gönderen 05 Ekim 2008 - 08:28

İletiyi Görüntüledemirefe, 05-10-2008, 01:29 tarihinde, dedi ki:

Savaş açılan hiçbir kabile için ihanet ettiler, bilmem anlaşma bozdular, bilmem şunu yaptılar mazeretleri geçerli değildir. Bir kere putları inkar etmemek ölüm sebebidir. Bu apaçıktır, şüphesizdir. Bu konuda hiçbir savunma yapılamaz. Çünkü veda hutbesi açık:

?İnsanlarla lailahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman, mallarını, kanlarını korumuş olurlar.?

Bitti, budur! Hadis kabul etmem, illa ayet diyen, Tevbe suresine baksın. Orada müşrikleri yakaladıkları yerde ne yapacaklarını açıkça belirtiyor?



:clover:

İletiyi Görüntüledemirefe, 05-10-2008, 01:29 tarihinde, dedi ki:

Müslümanların ve Muhammed?in karınlarına taş bağladıkları, aç durdukları, mahrum bir hayat sürdükleri gibi rivayetler, Mekkelilerin onları boykot ettikleri zamana aittir.


Müslümanların bu "boykot" iddialarının da didiklenmesi, incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Benim tezim şudur:

Çocukluğunda anne ve baba sevgisinden uzak bir ortamda büyüyen Muhammed, içine kapanık yetişmiştir. Ayrıca sara hastalığından muzdariptir.
Çocuğu sahipsiz olduğu için, birlikte yaşadığı akrabasının yanında kendini üvey hissetmiştir. En küçük olumsuzlukları bile anne-babası olmadığı için kendisine karşı yapılmış bir eylem olarak yorumlamaktadır. Bu durum, akrabaları dahil çevresindeki herkese karşı kin ve nefretle büyümesine yolaçmıştır.
İçine kapanıklığı artmıştır. Ama karşı koyacak, mücadele edecek gücü yoktur. Hatta kimseye güvenmediği için korkak ve ürkektir.
Sadece nefret etmekte ve kin duymaktadır.
Nefret ettiği insanlara hayallerinde inanılmaz cezalar vererek ve işkenceler ederek kendini tatmin etmektedir.
Ayrıca, kendi kendine "sevilmeyecek bir adam olmadığını" ispat etmeye çalışmakta, hatta en büyük ilah olan Allah'ın en çok kendisini sevdiğini hayal etmektedir.
Sara, hastalığı, içine kapanıklığı, çobanlığı (dağda bayırda yalnızlık), fakirliği gibi nedenlerle, kendisiyle evlenmeyi arzulayan bir kız bulamamıştır.

Bu sırada, yaşı kemale ermiş, zengin ve güç sahibi Hatice, kendisine hükmedemeyecek, sadece oraya buraya koşturabileceği, genç, ürkek bir adam aramaktadır. Muhammed bu işe uygundur. Dul olmanın verdiği sıkıntıdan dolayı bu kişiyi "koca" statüsüne çıkarmıştır.

Evlenmesine rağmen, Muhammed'in yalnızlığı, **** ve hayal alemindeki yaşamı sona ermemiştir.
30-35 yaşları arasında artık insanlar arasından kaçma,, uzaklaşma sadece hayal dünyasında yaşama arzusu artmış, bu nedenle dağlara kaçmaya, mağaralarda yaşamaya başlamıştır.

Mağaralarda günler geçirdikten sonra, kir-pas ve saç-sakal karışmış bir vaziyette kkente geri döndüğünde, dikkat çekmekte, garip bakışlara maruz kalmakta, hatta "cinlwenmiş, delirmiş" olduğu söylenmektedir.

40 yaşlarına doğru, artık Muhammed, çorçocuğun ve sıradan halkın delirmiş gözüyle baktığı birisidir.
İnsanların Muhammed ile alay etmelerine, akrabaları bozulmaya başlamış, bu nedenle Muhammed'in akrabaları ile diğer insanlar arasında küçük çaplı tartışmalar yaşanmaya başlamıştır.

Muhammed de bu sırada dozu iyice kaçırmış, artık tamamen "cinlenmiştir/*******", insanların inançlarına laf etmeye başlamıştır.
Hep babasını düşünmekte, hatta artık sadece babasının ismindeki ilahı düşünmekte, o da sadece o ilahı sevmektedir. Diğer ilahlardan nefret etmektedir.
Bunu açıkça dile getirmeye başlamıştır.

Bir noktaya kadar,diğer insanlar Muhammed'i "cinlenmiş" olduğu için, yaptıklarına fazla ciddiyetle bakmamışlar, hoşgörüyle yaklaşmışlar, hatta eğlence olarak görmüşlerdir. Ancak, Muhammed'in ailesinin, ********** diye sahip çıkarak, işi kavgaya kadar götürmesi ortamı tatsızlaştırmıştır.
Küçük kavgalar gişderek büyümüş, küslükler, dargınlıklar artmıştır.

Tartışmaların ve kavganın dışında olan insanlardan bazısı, eğlence olsun diye, bazısı bir tarafı haklı gördüğü için, bazısı Muhammed'e acıdığı için, bazısı da mevcut iktidara karşı bir Muhalefet olsun diye Muhammed'i desteklemiştir.

Günümüzde bile, insanlar küstükleri, dargın oldukları insanlarla irtibatı keserler veya en aza indirgerler.
Mekke'de de iş büyüyünce bu tür dargınlıkların ve küslüklerin artmış olması ve sülaleler boyutuna taşınması kaçınılmazdır.
Dargınlık/küslük döneminde taraflararasıında alışverişin veya irtibatın kesilmiş olması, ağız dalaşı ve küçük çaplı kavgaların doğaldır.
Hatta, iktidar sahiplerinin, "cinlenmiş bir adam"ı bile kontrol edemeyip kentteki huzur ortamını bozan Abdulmuttalipoğullarına kızmış olmaları ve herkesi onlarla irtibatı kesmiş olmaları bile normaldir. Bunun bile abartıldığını düşünüyorum.

Ama iktidar sahiplerinin, sırf Muhammed başka bir ilaha inanalım dediği için, Muhammed'i ve sülalesini dışladığı iddia edilemez. 300 küsür ilaha inanan Mekke ahalisinin, fazladan 1 ilaha daha tepki gösteremedikleri için tepki gösterdiklerini söylemek abesle iştigaldir.
300+ ya hoşgörü gösteren, 301+'ya da tolerans gösterir.


Sülalaler arası küslük haline gelen bir hhuzursuzluk ortamından yağ çıkarmaya çalışan, medet uman, mevcut iktidara doğrudan yapamadıkları muhalefeti Muhammed üzerinden yapmaya açlışan, Ebu Bekir, Ömer ve Osman gibi insanları ve bunların ateşe körükle gitmelerini de unutmamak gerek.

Mekke'den Medine'ye hicretin de esasen Mekkeliler zorladığı için değil, zamanla işlerin tavsaması ve ciddiyetini kaybetmesi üzerine, kültten kopmalarını önlemek ve yabancı bir memlekette, birbirlerine daha çok sarılmalarını sağlamak, kült üyelerini bir arada tutmak için ekip tarafından organize edildiğini düşünüyorum.

Kuran'da hicret etmeye teşvik edici, hicret edenleri övücü, hicret etmeyenleri de hicret etmeye çağıran bir sürü ayet vardır.

İslamiyet güçlenip iktidar olduktan sonra, tarih, retrospektif bakış açısıyla yazılırken, başarıyı büyütmek için, olumsuzlukların abartılması, düşmanların çoğaltılması, imkanların azaltılması, "efsanevi tarih" yazımında karşılaşılan bir sorundur.

Tarih'i, tarih yazımındaki bu sorunu gözönüne alarak okumak gerekmektedir.
İslam tarihini okurken de tarih yazımındaki bu sorunu dikkate almak gerekmektedir.


Saygılar.

demirefe

Gönderen 05 Ekim 2008 - 09:26

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 05-10-2008, 09:28 tarihinde, dedi ki:

başarıyı büyütmek için, olumsuzlukların abartılması, düşmanların çoğaltılması, imkanların azaltılması, "efsanevi tarih" yazımında karşılaşılan bir sorundur

Doğru, mantıklı buluyorum. Abartısız yazılabilmiş bir tarih neredeyse yok. Bilimciler bile bundan kurtulamayabiliyorlar. Bir çok arkeolog, dini bilgileri rehber edinerek önyargılı kazılar yapmış ve bulgularını da yine önyargı şekilde dini bilgilere göre yorumlamıştır. Objektif olabilmek gerçekten zor bir olay...

kafedengi

Gönderen 05 Ekim 2008 - 12:59

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 05-10-2008, 09:28 tarihinde, dedi ki:

:clover:

.
.
.
Tarih'i, tarih yazımındaki bu sorunu gözönüne alarak okumak gerekmektedir.
İslam tarihini okurken de tarih yazımındaki bu sorunu dikkate almak gerekmektedir.[/b]

Saygılar.


tarıhı yazanların art nıyetı okuyanlarada sırayet edınce ortaya boyle anlamsız bı yazı cıkması kacınılmaz oolsaa gerek.

hz. omer rısaletın 6 yılında musluman olmusken nasıl olurda muhalefet vazıfesını peygamberımız efendımız as uzerınden yurutmus olabılır. hadı dıyelımkı musluman oldugunu soylemeden yanı gızleyerek dısardan yonlendırme yaptı. pekı bu dedıgınız neden yukarda saydıgınız onca (******) olumsuzlugu barındıran bırı uzerınden yapsın. nasıl olsa sacı sakalı bırbırıne karısmıs, her kesın yuz cevırım dıkkate almadıgı bırıne oynasın.

butun bu sacmalıklarınıza ragmen hadı dıyelım oynadı, hacerul esvedın kabe duvarına konulması sırasında cıkan anlasmazlıgı peygamberımız efendımızın a.s cozmesı, hakemlıgıne kımsenın ıtıraz etmeyı bırak memnun olması ve sundugu cozum ıle herkesı memnun etmesı, saydıgınız ama aslında olmayan olumsuzlukları tasıyan bırının yapabılecegı ıslermı.

hz. hatıce annemız bır gun avluda kızgın gunesın altında ıken yanına gelen kısının bu sıcakta dısarda neden duruyorsun ıcerı gırsene sozune, peygamber efendımızı as kastederek '' o dısarda gunesın altında ıken ben golgelenebılırmıyım sanıyorsun'' dıyor. sızde kalkmıs bu evlılıgı bazı mecburıyetlerın sonucu olarak gormeye yada gostermeye calısıyorsunuz.

BrainSlapper

Gönderen 05 Ekim 2008 - 19:51

İletiyi Görüntülekafedengi, 05-10-2008, 18:59 tarihinde, dedi ki:

tarıhı yazanların art nıyetı okuyanlarada sırayet edınce ortaya boyle anlamsız bı yazı cıkması kacınılmaz oolsaa gerek.

hz. omer rısaletın 6 yılında musluman olmusken nasıl olurda muhalefet vazıfesını peygamberımız efendımız as uzerınden yurutmus olabılır. hadı dıyelımkı musluman oldugunu soylemeden yanı gızleyerek dısardan yonlendırme yaptı. pekı bu dedıgınız neden yukarda saydıgınız onca (******) olumsuzlugu barındıran bırı uzerınden yapsın. nasıl olsa sacı sakalı bırbırıne karısmıs, her kesın yuz cevırım dıkkate almadıgı bırıne oynasın.

butun bu sacmalıklarınıza ragmen hadı dıyelım oynadı, hacerul esvedın kabe duvarına konulması sırasında cıkan anlasmazlıgı peygamberımız efendımızın a.s cozmesı, hakemlıgıne kımsenın ıtıraz etmeyı bırak memnun olması ve sundugu cozum ıle herkesı memnun etmesı, saydıgınız ama aslında olmayan olumsuzlukları tasıyan bırının yapabılecegı ıslermı.

hz. hatıce annemız bır gun avluda kızgın gunesın altında ıken yanına gelen kısının bu sıcakta dısarda neden duruyorsun ıcerı gırsene sozune, peygamber efendımızı as kastederek '' o dısarda gunesın altında ıken ben golgelenebılırmıyım sanıyorsun'' dıyor. sızde kalkmıs bu evlılıgı bazı mecburıyetlerın sonucu olarak gormeye yada gostermeye calısıyorsunuz.


[b]Sosyal olaylar bir günde gelişmezler.
Bir süreç işidir.
Başlayanlarla bitirenler arasında fark olur.

*
1. Onca olumsuzluğu barındıran Muhammed'i neden kullandılar?
2. Veya Hacerül Esved Sorununu niye Muhammed'in çözmesine müsade ettiler.

Akli yeterliliği olmayan birinin söyleyeceği sözlere insanlar çok tepki göstermezler. Gülerler geçerler.
Akli yeterliliği olmayan birinin vereceği kararın taraf tutmaktan uzak olacağını düşünür insanlar.

Neden biliyormusunuz?
*******

Saygılar.

kafedengi

Gönderen 06 Ekim 2008 - 09:09

İletiyi GörüntüleBrainSlapper, 05-10-2008, 20:51 tarihinde, dedi ki:

[b]Sosyal olaylar bir günde gelişmezler.
Bir süreç işidir.
Başlayanlarla bitirenler arasında fark olur.

*
1. Onca olumsuzluğu barındıran Muhammed'i neden kullandılar?
2. Veya Hacerül Esved Sorununu niye Muhammed'in çözmesine müsade ettiler.

Akli yeterliliği olmayan birinin söyleyeceği sözlere insanlar çok tepki göstermezler. Gülerler geçerler.
Akli yeterliliği olmayan birinin vereceği kararın taraf tutmaktan uzak olacağını düşünür insanlar.

Neden biliyormusunuz?
*******

Saygılar.


tarafsız olsanız anlarsınız ama ne yazıkkı tarafsınız.

hacerul esvedın sorununu cozmesı ıcın musade edılme durumu yok. bunun boyle oldugunu sanıyorum sız de bılıyorsunuz.

munakasa devam ederken gelen kısının kım oldugunu bılmeksızın ılk gelenın hakemlıgıne razı olalım dıye karar alınır.

ılk gelen peygamberımız efendımız as olunca herkes derııııın bır oh ceker.

cunku bılırlerkı o boyle bır sorunu cozebılecek en dogru kısıdır.

oy bırlıgı ıle razı olurlar.

sorun en guzel bıcımde cozulur.

her kabılede memnun kalır.

cunku hakem alemlerın efendısı hz. MUHAMMED dır as.