Zıplanacak içerik
  • başlık
    100
  • yorum
    47
  • görüntü
    331.413

İç Güvenlik Yasa Tasarısı/Polis Devleti/Vicdan, Demokrasi ve Özgürlük

yam_yam

2.970 görüntü

(Not: Aşağıdaki yazıyı bir yıl önce hazırlamaya başlamış, fakat uzun bir yazı olduğundan, daha sonra tamamlamak üzere taslaklara kaydetmiştim. Biraz yoğunluk, biraz da üşengeçlikten öylece kaldı. Sonra da unutup gitmişim. Bugün taslaktaki yazıyı görünce tamamlamak istedim; çünkü hala güncelliğinden bir şey kaybetmiş değil)

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..... zavallı bir yaratık olan insanoğlunun baş derdi, kendilerine doğuştan bağışlanan özgürlükten sıyrılıp bunu bir an önce başkalarına devredebilmektir. Özgürlüklerini, vicdanlarını huzura kavuşturana pekala teslim edebilirler. *

 

* Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler adlı romanında, kardeşlerden Ivan ve Alyoşa arasında geçen diyalogtan...
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Vicdan (TDK) : Kişiyi kendi davranışları üzerinde bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Başbakan Davutoğlu, iç Güvenlik paketinin "Ülkenin huzuru, özgürlüklerin korunması ve uyuşturucuyla mücadele konusunda adım atılmasını" öngördüğünü ileri sürerek, "Bu yasa, öyle veya böyle bu meclisten inşallah geçecek" şeklinde konuştu.

 

Basından (20.02.2015)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

İÇ GÜVENLİK YASA TASARISI

 

İç Güvenlik Yasa Tasarısı şu an mecliste oylanmakta. Ben sabah evden çıkmadan önce haberlere göz attığımda ilk 16 madde kabul edilmiş, 17. maddeye geçilmişti. Sanırım pek çoğunuzun, bu yasadan (en azından önemli maddelerinden) haberi vardır diye düşünüyorum. Eğer yoksa, bir an önce öğrenmenizi tavsiye ederim; zira ülkenin bundan sonraki rejiminin ne olacağı konusunda bilgi sahibi olmanız ülke vatandaşı olarak yararınıza olacaktır. Ben burada tek tek maddelere değinecek değilim; ancak hukukçuların bu yasa tasarısına karşı yönelttiği eleştirilerden çok küçük bir bölümünü basından alıntı yapacağım :

 

Büro Emekçileri Sendikası (BES), Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) ve Kartal Hukukçular Derneği, İç Güvenlik Yasa Tasarısı'nı protesto amaçlı basın açıklaması yaptı. Açıklamaya bazı hakimler, avukatlar ve adliye personeli de katıldı.........

 

Kartal Hukukçular Derneği adına basın açıklaması okuyan avukat Osman Zeki Erdoğan, İç Güvenlik Yasa Tasarısı'nın demokratik rejimi ortadan kaldırarak baskıcı düzeni yasallaştırma çabası olduğunu belirterek, "Anayasaya açıkça aykırı düzenlemeler öngören paket ile birlikte bireyler yargı güvencesinden tamamen yoksun olacak, korumasız hale gelecek, hak ve özgürlükler iktidarın, polisin insafına terkedilecektir. Her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü terör eylemi, buna katılan herkes terörist sayılabilecektir. Yargı kararı olmadan polis amirlerinin emriyle istenilen kişinin 48 saat boyunca telefonları dinlenebilecek, kişilerin üstü, araçları aranabilecek, herkes fişlenebilecektir diye konuştu.

http://www.radikal.com.tr/turkiye/adliyede-ic-guvenlik-paketi-protestosu-1290387/


Türkiye Barolar Birliği, başta İstanbul, Ankara ve İzmir baro başkanları olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanından gelen avukatların, bu tasarının geri çekilmesi için cübbelerini giyerek Meclis'e yürüdüklerini de hatırlatayım. Ayrıca Hürriyet Gazetesi'nden İzzet Çapa, bugünkü (24.02.2015) köşe yazısında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Adem Sözüer ile yaptığı bir röportaja yer vermiş. Bu röportajda Sözüer, hükümetin bugüne kadar hukuk alanındaki her reformunu desteklediğini, bu tasarıdaki 10 maddenin ne mantıklı, ne hukuken ne de siyaseten doğru olmadığını belirtmiş ve Güvenlik paketi komisyonda görüşülürken Ceza hukuku akademisyenleri olarakTBMM'ye yazı yazıp kendilerini komisyona davet etmeleri talebinde bulunmalarına rağmen kendilerine cevap bile verilmediğini söylemiş.

 

Yani, ülkedeki neredeyse tüm hukukçular (ki bunlara hükümetin yargıyı kendine bağlayan düzenlemeleri reform olarak adlandırıp desteklediğini söyleyenler de dahil) bu yasanın demokratik olmadığını, insan hak ve özgürlüklerini gasp edeceğini bas bas bağırırlarken, Başbakan Davutoğlu bu yasa ile özgürlüklerin korunacağını söylemiş. AKP üyelerinin bu tür fantastik beyanlarına alıştığımız için, bu açıklamaya kendi adıma şaşırtıcı bulmadığımı belirteyim. Nasıl olsa kendi tabanlarının büyük bölümü gündemi ya takip etmiyor, ya da havuz medyasından takip ediyor.Sonuçta iflas etmiş Suriye politikasının neticesi olan türbe taşıma olayını bile kahramanlık gibi lanse edebilen ve bunu kabullenebilecek bir kitleden bahsediyoruz. Bu tasarının yasalaşması, bundan sonra ülkenin polis devletine dönüşmesi anlamına gelecek. Peki nedir polis devleti?

 

POLİS DEVLETİ

 

Polis devleti kabaca, halkın refah ve huzurunu sağlamak gerekçesiyle her türlü önlemi almak noktasında temel hak ve özgürlükleri kısıtlayabilen, bunu yaparken de kendisi herhangi bir hukuk kuralına bağlı kalmayan yönetim şeklidir. Bu açıdan baktığımızda, İç Güvenlik yasa tasarısının temel hak ve özgürlükler anlamında ciddi sıkıntılar doğurabilecek maddeler içerdiğini görebiliriz. Tamamen kolluk kuvvetlerinin inisiyatifi ile 48 saate kadar gözaltı, yine bu inisiyatife bağlı olarak telefonların dinlenebilmesi, kolluk kuvvetlerinin silah kullanma yetkisinin artırılması, protesto ve gösteri hakkının "sıkıyorsa yap" noktasına getirilmesi... Tüm bu özgürlüklerin kısıtlanmasına getirilen gerekçe ise hem polis devletlerine özgü bir gerekçedir, hem de üniversitelerde ders olarak okutulabilecek seviyede bir ironi barındırıyor :Ülkenin huzuru ve özgürlüklerin korunması için...

 

Sanırım burada ülke huzurundan anlamamız gereken tamamen hükümetin huzuru; zira bu yasa ile birlikte muhalefet eden herhangi biri ya da birileri üzerinde baskı ve işkence kurulabilir. Buradaki işkenceden kastım, manevi işkencedir. Özgürlüğünüzün 5 dakika da olsa geçersiz ve gereksiz yere kısıtlanması, ya da kolluk kuvvetlerince üzerinizin ya da eşyalarınızın aranması da manevi bir işkencedir. Kısaca kolluk kuvvetlerine verilen bu antidemokratik yetkiler temel hak ve özgürlükleri kısıtladığı gibi, biri ya da birileri üzerinde baskı kurma ve bezdirme amaçlı da kullanılabilir. Demokratik bir hukuk devletinde bu tür yasaların olması beklenemez.

 

VİCDAN, DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK

 

Yazımın başında Dostoyevski'den bir alıntı yapmıştım. "Özgürlüklerini, vicdanlarını huzura kavuşturana pekala teslim edebilirler."

 

Biz toplum olarak gerçekten hiç özgür olduk mu? Ya da daha can alıcı şekliyle şöyle sorayım : Biz toplum olarak gerçekten hiç özgür olmak istedik mi? Sanırım bu son soruya verilebilecek cevap, hak ve özgürlüklerimizin ne kadar farkında olduğumuz ve onları ne ölçüde kullandığımızla alakalı olacak, bu hak ve özgürlükleri kullananlara/kullanmak isteyenlere bakış açımız da bu soruya verilecek cevabı etkileyecektir.Aynı zamanda bu soruya verilecek cevap, bizim demokrasi bilincimizin de seviyesini gösterecektir.

 

Dostoyevski'nin, ölümüne (1881) kısa bir süre kala tamamladığı Karamazov Kardeşler kitabında bahsettiği bir ifadeyi, 135 yıl sonra biz gerçekten yaşıyoruz. Toplumumuz, vicdanını huzura kavuşturduğunu düşündüğü iktidara artık özgürlüklerini teslim etmiştir.

 

Peki iktidar ne yapmıştır da, toplumun vicdanını huzura kavuşturmuştur?

 

Bence bundaki en büyük pay, kuşkusuz muhafazakar ahlak yapımızdan kaynaklanıyor. İktidar bu yapıya uygun söylemleri ve eylemleriyle toplumda kabul görüyor ve hatta fanatizm seviyesinde destek buluyor. Öyle ki, korkunç derecedeki yolsuzluk iddiaları bile ya komploya bağlanıyor, ya da görmezden geliniyor. Vicdanımızın baş aktörü muhafazakarlık olduğu müddetçe, gelecekte değişecek çok fazla bir şey de olmayacaktır.

 

Peki toplum olarak giderek daha da muhafazakarlaşıyor muyuz? İlk bakışta öyle gibi görülebilir; ama tam aksini iddia eden akademik araştırmalar var. Bknz :

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ahmet-hakan_131/turkiye-dindarlasmiyor-aksine-dinden-uzaklasiyor_30083737


Dindarlık ve muhafazakarlık birbirinden farklı olabilir; ama pekala içiçe olduklarını da söyleyebiliriz. Bu durum gelecek adına umut verici olsa da, toplumun bugünkü seçimlerinin ülkeyi kısa vadede telafisi mümkün olmayan zararlara ve hatta bir felakete sürükleyebileceği endişesini ortadan kaldırmıyor.

 

Netice itibariyle özgürlüklerimiz birer birer elimizden alınıyor; ya da Dostoyevski'nin söylemiyle, özgürlüklerimizi birer birer teslim ediyoruz. Ne diyelim, "Hayırlısı be gülüm." ...


×

Önemli Bilgiler

Bu siteyi kullanmaya başladığınız anda kuralları kabul ediyorsunuz Kullanım Koşulu.